Yana Yakıla
1194 Okunma, 0 Yorum
Dücane Cündioğlu - Yeni Şafak
Abdülkadir Altınhan

  Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE

                                 

"Hatırlıyorum da..." der, Oscar Wilde, "bir konuşmamızda Edward Burne-Jones bana modern bilim hakkında şöyle demişti:

— "Bilim daha materyalist hâle geldikçe, ben daha çok melek resmi yapacağım." (The more materialistic science becomes, the more angels shall I paint.)

19. yüzyıl yeterince yaşlandığı yıllar. Ancak yine de yaşlı yüzyılın bilimi de gençtir, sanatı da.

Evet, çok genç. Bir o kadar da atak ve heyecanlı.

Karşı konulamaz bir sel gibi önüne gelen herşeyi devirmekten perva etmez bu yüzden.

Batı'da, güçlü itirazların önesürümü, öncelikle sanatın huysuz çocuklarına düşer ister istemez. "Gerçeğin canı cehenneme!" diyecek denli huysuz olan çocuklara...

Edward Burne-Jones onlardandı. Bütün Pre-Raphaelite'ler gibi.

* * *

Buna mukabil, "Ben hiç melek görmedim, gösterin çizeyim" der Fransız ressam Gustave Courbet (öl. 1877).

Bu sözüyle katı gerçekçiliğini temellendirdiğini düşünür. Kendince. Sanki resmederken gerçekten de gerçeği resmediyormuş gibi. Resmetmiş gibi.

Oysa hiç kimse sırf gördüğünü çizemez. Yorumlar sadece. Görmek de yorumdur bu yüzden, çizmek de.

Melekleri bulunmadığı yer gerçeğin dünyası değildi, bizzat Courbet'nin iç dünyasıydı.

Muhayyilesi.

* * *

Gerçeklerden kaçışın en muhkem, en sahih vasıtasıdır muhayyile. İnsanoğlu, muhayyilesinin kanatlarıyla yükselir gerçeğin o yutucu bataklıklarının üstüne. Sadece hayâl ederek... gündüzleri veya geceleri düşleyerek... ama her hâlukârda muhayyilesinin yardımıyla.

Koşmaktan mecali kalmayınca ayaklarının, bu sefer kanatlanmak ister. Bir an evvel yükselmek ve göklerde özgürce süzülmek için. Her kayıttan azade yaşanabileceğini görmek ve göstermek amacıyla...

VE kararlılıkla.

İyi ama, muhayyilesi insanı oralarda ne kadarlığına tutabilir ki? Nitekim gerçeğin çekimi aşağıya... yere... kendine doğru.

Muhayyile bu çekime daha ne kadar direnebilir, ne kadar karşı koyabilir ki?

Sürenin ne önemi var a benim dostum! Ne kadar mümkünse o kadar! Hepsi, bir an kadar! Ruh, gerçeğin içine gömüldüğünü yeniden idrak edene kadar!

* * *

Acaba niçin başka bir şey değil de, bilhassa daha çok melek resmi?

Burne-Jones'ın bu soruya cevabı da şöyledir:

— "Meleklerin kanatları, benim, ruhun ölümsüzlüğü lehine itirazımın nişânesidir." (Their wings are my protest in favor of the immortality of the soul.)

Ruhun ölümsüzlüğü...

Ah şu insanoğlu!

Toprağın elinden kurtarabileceğine inandığı neyi varsa onu kurtarmak için çırpınıp durdu. Hem de yüzyıllar boyu. Biteviye. Sırf ölmemek için. Sâde yok olmamak adına. Ne yapıp edip ısrarla yaşama değmeyi sürdürmek uğruna.

İnsan, hâlâ aynı hırsla mücadelesini sürdürüyor. Gerçekliğin yavanlığından kurtulmak istiyor çünkü.

Muhayyilesi, elindeki yegâne imkân. Kanatları, muhayyilesi.

İngiliz sanatçının da işaret ettiği gibi, sanatın, ruhun ölümsüzlüğünden yana tavır alışının en açık nişânesidir meleklerin kanatları.

* * *

St. Paul's within Wall, Roma'da bir Anglikan kilisesinin adı. Duvar çinileri William Morris'in, mozaikleri ise Burne-Jones'ın elinden çıkmıştır. Kilisenin merkez sahnının tam üstünde, "A Vision of Angels", âdeta kanatlarıyla müminlerini selâmlar.

Ancak ben yine de Burne-Jones'ın, kanatsız çizdiği meleklerin etkisinin, muhayyilesinin gücünü daha çok gösterdiğini iddiaya cesaret edeceğim. Meselâ "The Golden Stairs" (Altın Merdivenler) tablosuna bir de bu zaviyeden bakmalı.

VE bu tablo, ressamın ahdine sadakatinin alâmeti olarak okunmalı.

İtirazının en yetkin biçiminin alâmeti olarak...

* * *

— "Gerçekte olup biten her şey sanat açısından yozlaşmış demektir. Tüm kötü şiirler sahici ve samimi duygulardan yola çıkılarak yazılmıştır. Doğal olmak, apaçık/bariz olmak demektir. Bariz olmaksa sanatsal olmayı engeller."

Oscar Wilde'ın 'Gilbert'ine söylettiği bu sözlerin aracılığından yararlanmak yerine, doğrudan, sanat ve dolayım üzerine yazmak da mümkündü. Ne var ki dolayımsız yazılmıyor.

Sadece sanat mı, düşünce de öyle.

Düşüncenin kendisi de hakikatte mübhem'in o soğuk aralığında ikamet etmeyi yeğliyor. Vaaz vermeyi, telkinde bulunmayı başkalarına bırakıyor. Gerçeği dile getirmek hakkından vazgeçiyor. Kanatlarının eriyip yok olmasına aldırmaksızın, tıpkı İkarus gibi, güneşe yaklaşmayı istiyor. Yanmayı, kül olmayı tercih ediyor. Bedeli ne olursa olsun arınmaya çalışıyor. Yana yakıla hem de.

Yapmadığı, yapmayı istemediği tek şeyse, dolayımsızlığa başvurmak.

Göründüğü gibi olmak, olduğu gibi görünmek. En büyük günah da buymuş, bu yüzden dili dilim dilim diliyor.

Ne diliyorsa, inan ey talib, yana yakıla diliyor.

 

 

 

 

 

 

 

Yorum:

                                  Sanat Hakikat İçindir

 

     Âdemoğlu  doğumundan ölümüne kadar çeşitli evrelerden geçer.  Çocukluk,ergenlik,olgunlaşma ve yaşlanma bu evrelerin hepsinde yaptığı tek şey vardır aslında hayatı yorumlamak. Her insan yorumlar ve bu yorumlar neticesinde çalışmalarına yön verir.

          Peki neyi yorumlar ve neye göre yorumlar ? Yaptığı tüm yorumlar bağımsızmıdır?  Cevabımız gayet sarih, dışarıda gördüğü varlıkları, görünen ve bilinen  gerçeği yorumlar. Yorumlamanın yanısıra ve hatta bunun öncesinde yorumalrının gerçeği  tanımlaması ve sonucunun doğru,faydalı  olması için de yöntemler belirler kendisine. İşte benimsediği bu yöntemlere göre yorumladığı, tanımladığı  ifade ettiği her şey  bir usul çerçevesinde olduğu için insanın yorumları hevâi ve nefsani bir uydurma olmamakla beraber  iplerini koparmış değildir. Aksine bir zincir gibi yorumlanan ve yorum arasında bağımlı bir ilişki vardır. Sosyal bilim kitaplarında da geçtiği üzere  tüm hükümler bağımlı ve bağımsız değişkenlere dayanır. Bağımlı değişkenler tamamıyle açıklamayı içerir bağımsız değişkenler ise vak’ayı. Aslında vak’a yı da dikkatle incelersek onlarında bağımlı olduğunu görürüz. Çünkü hayat, ucu bilinmeyen ilişkiler bütünüdür yani her iş, oluş, eylem aslında birbirine bağlı birbirini açıklayan varlık ögeleridir.

      Ya sanat? Sanatta gerçeğin açıklanmış olan halini ya da gerçeğin ta kendisini ifade etmek amacıyla müellifinin hislerini dışarıya vurmasıdır. Ama burada şu sorulmalıdır. Peki sanat müellifin hislerinin dışavurumuysa bu tamamen bağımsız ve kendisi adına var olan bir olgudur. Sanat tamamıyle hayali ve muhayyilenin hüküm sürdüğü bir  ilgi alanıdır. Bu sebeble sanat gerçeği anlatmaz dememiz gerekmez mi? Bu soruya ise cevabımız şudur; hayır sanat müellifin toplumdan tecrit olmuş bir duyguyu anlatması değil toplumsal vak’aların toplum mâişetinin insanlarda bıraktığı etki ve bunu var kılan hislerin dışavurumudur. İnsan nasıl ruh ve bedenden oluşuyorsa, devlette  toplum ve ülkeden oluşur  ve bu ruhun nasıl bir zevki, zekası, görüşme kabiliyeti ve bilinci varsa. Toplumunda aynı şekilde bir sanatı, dili, hukuku ve tekniği vardır. Burada yapılan anolojiyle sanatı şu şekilde tanımlarız. Sanat; bir toplumun zevkidir. Zevk ise; beyinde oluşan olaylar, ruhun takındığı tavırdır. Peki bu kadar gerçekle varolan bir şeyi aslından nasıl soyutlarız.

   Toplumun ihtiyaçlarından birisi olan sanat manevi bir öge olduğu kadar ihtiyaç olması hasebiyle maddidir.  Bu maddilik durumu gerçekten ne kadar uzak olabilir? İhtiyaç ve sanat toplumsal gerçeğin iki mühim kutbudur.

   O halde ey talib gerçeği anlatmaktan kaçan bir sanat, hayallerden ziyade yalanların kucağına düşecektir.

     Sanat bir hayal değil gerçeğin ta kendisidir. Ve  edebiyatımızın meşhur tartışması sanat ne içindir sorusunun cevabı da ortaya çıktı. Sanat hakikat içindir.

      Bu arada meleklerin varlığı ve onları resmetme noktasında ise yazarın ve tüm avrupa tarihinin bir tezadı söz konusudur. Zira melekleri resmetmek  materyalizme karşı olmak değil aksine onların yanında olmaktır. Çünkü melekler madde değil enerjidir(nur). Resim ise obje olmadan mümkün değildir. Her ne kadar Pablo Picasso’nun kübik sanatında ki soyutlamalar bizi, objeyi gerekli kılmama vehmine kaptırsada , burada ki göstergeler birer objedir resmin kendisi objedir. Hal böyleyken bir maddeyi resmetmek olur üstte sanatı tarif ettik, bu yüzden aslında geçen yüzyılın sanatçıları farkında olmadan bilime karşı çıktıkları zaman materyalizmi destekiyorlardı bilinçli, ya da bilinçsiz. Ne kadar çok melek resmi o kadar çok materyalizm.

 

Abdülkadir Altınhan






Sayı: 45 | Tarih: 18.04.2010
Ebubekir Sifil
Kendi Dilini Konuşmak
2515 Okunma
44 Yorum
Zafer Kafkas
Ahmet Hakan
Bugün Baykalcıyım
2337 Okunma
27 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mümtazer Türköne
Kutlu Doğum
1203 Okunma
Arif Ersoy
Dücane Cündioğlu
Yana Yakıla
1194 Okunma
Abdülkadir Altınhan
Ruşen Çakır
Ahmet Türk Türkiye’dir
1172 Okunma
3 Yorum
Tayibet Erzen
Mahir Kaynak
Amaç Ne?
1131 Okunma
3 Yorum
Süleyman Karagülle
Toktamış Ateş
İlle demokrasi...
1126 Okunma
Osman Eskicioğlu
Zülfü Livaneli
Kırılan kalp kırılan burun kırılan umutlar
1103 Okunma
Ali Bülent Dilek
Reşat Nuri Erol
İktisat stratejisi
1073 Okunma
Ilker Ardic
Nihal Bengisu Karaca
Cennette VIP rezervasyon var mı?
1050 Okunma
Hakan Kandal
Ali Bulaç
Liberal eleştiri ve öneri
1045 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Fehmi Koru
Generallere Amerikalı generaller ne fısıldamış ola
1040 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Oktay Ekşi
Hakçası
1028 Okunma
Vahap Alma
Rahmi Turan
Hak arama böyle olmaz!
1026 Okunma
1 Yorum
Serdar Turan
Mehmet Şevket Eygi
Sanatsızlar
1020 Okunma
Emine Hocaoğlu
Mehmet Altan
Turgut Özal Kıbrıslımıydı
970 Okunma
Mehmet Hikmetumut