Sanatsızlar
903 Okunma, 0 Yorum
Mehmet Şevket Eygi - Milli Gazete
Emine Hocaoğlu

17 NİSAN 2010


Sultan Abdülhamid sanatkâr bir padişahtı. Yıldız sarayında marangozhanesi vardı. Bizzat sanatla zanaatla uğraşırdı. Almanya'dan bir baş marangoz getirtmişti.Boş zamanlarında sanatla meşgul olurdu. Gerçekten çok güzel eserler meydana getirmiştir.

İtalyan mimar Raimondo d'Aranco Sultan Abdülhamid'in baş mimarı idi. İstanbul'a güzel binalar kazandırmıştır. Karaköy'de 1950'li yıllarda lüzumsuz yere yıktırılmış olan (yeri boş duruyor) arnuvo stili zarif camiin projesini o çizmiştir.

Yıldız porselen fabrikası Sultan Abdülhamid'in emri ve himmetiyle kurulmuştur.

Sultan Abdülhamid'in sanata, mimariye, millî sanat ve zanaatlara olan katkısı yazmakla, anlatmakla bitmez.

Padişahların çoğu sanatla, geleneksel el sanatlarımızla meşgul olurdu. Aruzla şiir yazanları, hattat olanları, beste yapanları çoktur.

Son Halife İkinci Abdülmecid bin Abdülaziz Han ressamdı, bestekârdı.

Cumhuriyetten sonra güzel sanatlar, mimarî, süsleme sanatları, dekorasyon, şehircilik, beste işleri çok ihmal edildi. Bu sahada yozlaşma başladı.

Millî şef diktatör İsmet Paşa sanatkâr biri değildi. (Âhir ömründe viyolonsel dersleri aldığı ve çalgı gıcırdattığı rivayet edilir...)

Celal Bayar hakeza.

27 Mayıs 1960'ın general Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Paşa'nın sanatla manatla bir ilgisi yoktu.

Velhasıl devletin başındaki zevat sanatla uğraşmadı.

Mimarlıkta, resimde, müzikte, şehircilikte, dekoratif sanatlarda büyük gerileme oldu.

Şehircilik bakımından ülke çirkinleşti. Bana inanmazsanız, sanat gözlüğüyle şu memlekete bakın, iddiamı kabul edeceksiniz.

İki ceza evi binası:

* Biri Osmanlının yaptığı son kamu binası, Sultanahmet hapishanesi.

* Diğeri yakın zamanlarda yapılmış olan Bayrampaşa (Sağmalcılar)cezaevi.

Birincisi şu anda beş yıldızlı bir otel olarak hizmet veren bir mimarlık şaheseridir. Koruma altına alınmış bir binadır.

İkincisi, boşaltıldıktan sonra yıktırılmıştır. Hiçbir özelliği ve güzelliği olmayan sanatsız, estetiksiz berbat bir bina olduğu için.

Cumhuriyet devrinde hüsn-i hat, tezhib, ebru sanatı inkişaf etti ama devlet desteği ve koruması ile değil.

16'ncı yüzyılın sonlarına doğru Sumatra'daki Açe sultanlığı, Portekizlilere karşı Osmanlı hilafetinden yardım isteyince, Devletimiz onlara bir donanma ile:

Gemi yapma mühendisleri,

Top döküm mühendis ve ustaları,

Barut yapmasını bilen ustalar ve bunların yanında

Hattatlar ve

Müzehhibler (Tezhip, süsleme sanatkârları) göndermişti.

Yakın tarihimizde Türkiyeye hakim olan Sabataycı, Benzetilmiş (Sabataycıların kendilerine benzettiği Türkler) Kripto zihniyeti ve kültürü (daha doğrusu anti-Kültürü) ülkeyi çok ama çok çirkinleştirmiştir.

Tarihte sanatkâr diktatörler görülmüştür. Hitler sanatkârdı. Mussolini sanattan, mimarlıktan, şehircilikten anlardı. Bu ikisinin zamanlarında Almanyada ve İtalyada harika mimarlık eserleri yapılmıştır.

İslâm düşmanı kanlı Stalin sanattan, mimarlıktan anlamazdı. Onun devr-i saltanatında Sovyetler Birliği çirkin, dev anası, gudubet, iğrenç, ruha kasavet veren korkunç binalarla donanmıştır. Çarlık zamanında böyle değildi.

İstanbuldaki eski Osmanlı mezarlarına bir bakınız, bir de yeni mezarlara. Aradaki farkı, birincilerdeki hüzünlü sanatı, ikincilerdeki sanatsızlığı göreceksiniz.

Yazılı ve edebî bir lisan olarak Osmanlıca ne kadar zengin ve güzeldi. Arı, sade, uyduruk Türkçe ne kadar cansız, ruhsuz, ifadesiz bir dil...

Müziğimiz, nadir istisnalar dışında yerlerde sürünüyor. Bir, "Hâbıgâhı yâre girdim arz için ahvalimi/ Bir perişan halini gördüm unuttum halimi" şarkısının güftesine ve bestesine bakınız; bir de "Ey sevgili seni çok seviyorum ben/Niçin beni çok sevmiyorsun sen" şarkısının pespayeliğine.

Haydarpaşa garının önündeki Osmanlıdan kalan küçük vapur iskelesi bile bir şaheserdir. (Denize bakan tarafındaki Osmanlıca Haydarpaşa yazılarını 1928 yazı devriminden sonra kazımışlardı. Sonradan yazıp koydular ama hatları çok çirkin...Arka tarafında orijinal sülüs yazılar var, onlar çok güzel.)

Bir Sultan Abdülhamid'in yaptırttığı Sirkeci gar binasına bakınız, bir de Cumhuriyet devrinde onun sağ tarafına ilave edilmiş berbat, iğrenç, çirkin yeni giriş kısmına.

Şimdi bazı beyinsiz zevzekler çıkacak beni Cumhuriyet düşmanlığı ile suçlayacaktır. Ben Cumhuriyet düşmanı değilim, faziletli ve gerçek Cumhuriyet taraftarıyım. Cumhuriyetten değil, ona yük olan, ona ihanet eden, onu gayr-i meşru emelleri uğrunda kullanan haşarata ve mütegallibeye karşıyım.

Türkiye'de Cumhuriyetin vazgeçilmez şartları vardır:

Halka karşı değil, halka hizmet için olacaktır.

Faziletli bir rejim olacaktır.

Şeffaf ve temiz olacaktır.

Millî kimliği ve kültürü koruyacak, ayakta tutacaktır. Bunlara karşı olmayacaktır.

İnsan haklarına bağlı ve saygılı olacaktır.

İlimleri, fenleri, sanatları koruyup ilerletecektir.

Din ve inanç hürriyetine karşı olmayacaktır.

Halka yabancı bir ideolojiyi empoze etmeyecektir.

Tabusuz bir Cumhuriyet olacaktır.

Lisanı ve tarihi tahrif etmeyecektir.

Bunları istemek suç mudur?

Yazının tamamı için tıklayınız.

Yorum:

Yazarın uzun uzun anlatmış olduğu padişahların sanatla uğraştığını, bunun sonucu olarak ta sanatsal yapıların var olduğunu belirtiyor. Şimdi sanatsal olmayan yapıların olmamasının ise yöneticilerimizin sanatla uğraşmadıklarının sonucu olduğunu söylüyor. Ben buna katılmıyorum tam tersine sanatın Avrupa da en ileri olduğu yıllar Avrupa’nın en geri olduğu yıllardır. İlimle ve düzenle uğraşmayan topluluklar yan işte ileri giderler. Ayrıca yapıların sanatsal olmaması biraz da parasal olduğunu sanıyorum.

“Yazılı ve edebî bir lisan olarak Osmanlıca ne kadar zengin ve güzeldi. Arı, sade, uyduruk Türkçe ne kadar cansız, ruhsuz, ifadesiz bir dil...”

Yazarın Türkçe konusunda yazdığına da ben katılmıyorum. Tam tersine Türkçe çok zengin bir dildir. Türkçe istisnası olmayan tek dildir. Bu özelliği ile tıpkı matematik gibidir. Okuduğum bir dergide Amerika da, Newyork kültür derneği insanlara ücretsiz Türkçe dersi veriyorlar. Derse bilgisayar mühendisleri ve matematikçiler katılıyor. Sebebini sorduklarında Türkçenin matematiksel bir dil olduğunu adeta bir pazılı çözüyor gibi zevk aldıklarını açıklıyorlar.

Harf inkılâbı olmasaydı biz batı ilimlerini öğrenemezdik. Bunun yanında biz Müslümanların çoğunluğunu oluşturmuş bir millet olduğumuz için Osmanlıca yani Arapçayı da bırakmış değiliz. Böyle olunca da hem batı ilimlerini hem doğu ilimlerini öğrenme olanağı bulmuş oluyoruz. Aslında bizler çok şanslıyız. Değerlendirenlere… Belki de tarihin tekerrür etmesi gibi yıllar önce Osmanlı İmparatorluğunun dünyanın birçok yerine hâkim olduğu gibi, başlangıçta şer gibi görünen bu inkılap sayesinde biz de ileri de düzen olarak dünyaya hakim olacağız…

 

Emine Hocaoğlu






Sayı: 45 | Tarih: 18.04.2010
Ebubekir Sifil
Kendi Dilini Konuşmak
2397 Okunma
44 Yorum
Zafer Kafkas
Ahmet Hakan
Bugün Baykalcıyım
2190 Okunma
27 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mümtazer Türköne
Kutlu Doğum
1097 Okunma
Arif Ersoy
Ruşen Çakır
Ahmet Türk Türkiye’dir
1071 Okunma
3 Yorum
Tayibet Erzen
Dücane Cündioğlu
Yana Yakıla
1057 Okunma
Abdülkadir Altınhan
Zülfü Livaneli
Kırılan kalp kırılan burun kırılan umutlar
1010 Okunma
Ali Bülent Dilek
Toktamış Ateş
İlle demokrasi...
987 Okunma
Osman Eskicioğlu
Mahir Kaynak
Amaç Ne?
987 Okunma
3 Yorum
Süleyman Karagülle
Reşat Nuri Erol
İktisat stratejisi
970 Okunma
Ilker Ardic
Fehmi Koru
Generallere Amerikalı generaller ne fısıldamış ola
933 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Ali Bulaç
Liberal eleştiri ve öneri
923 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Rahmi Turan
Hak arama böyle olmaz!
921 Okunma
1 Yorum
Serdar Turan
Nihal Bengisu Karaca
Cennette VIP rezervasyon var mı?
916 Okunma
Hakan Kandal
Mehmet Şevket Eygi
Sanatsızlar
903 Okunma
Emine Hocaoğlu
Oktay Ekşi
Hakçası
899 Okunma
Vahap Alma
Mehmet Altan
Turgut Özal Kıbrıslımıydı
873 Okunma
Mehmet Hikmetumut