Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012
21019 Okunma, 45 Yorum


Kur’an Kızılay’ın tüzüğü değildir.

 

 

Sadaka ve Zekat iki ayrı kavram olarak Kur’an da zikredilir. Sadaka ile ilgili olarak elimizdeki bilgiler son derece açıktır. “guz min emvalikum” ifadesiyle kısaca özetlenebilecek olan sadaka, bu manada devlete ödenen vergidir ve nereye harcanacağı nasıl toplanacağı bellidir. Bu sebeple sadaka şimdilik bizim konumuz değildir. Burada konumuz olan şey Zekat’tır.

 

Genel olarak tarihsel süreçte “zekat” kavramı hiçbir şekilde bir finansman enstrümanı olarak zikredilmez. Hemen her yerde bunun fakirlere dağıtılan ve sahip olunan servetin küçük bir miktarını belli koşullara göre vermeyi gerektiren bir şey gibi algılanır ve böyle uygulanması istenir.

 

Kur’an ın ortaya koyduğu mülkiyet kavramını biliyoruz. Buna göre toprakta ve doğal kaynaklarda mülkiyet olmadığı gibi bunlarda miras da yoktur. Yani herkesin asgari koşullarda “insanca” yaşama hakkı garanti altına alınmıştır. Elbette bu Lafzın önerisidir. Beşerin uygulamasında böyle bir şeye rastlayamıyoruz. Geleneksel anlayışta da lafzın bu önerisini destekleyen bir uygulamaya rastlamak zor.

 

Biz beşerin uygulamalarını değil, Kur’an ın önerilerinden yola çıkarak bir sorgulama yapalım. Bir çocuk dünyaya geldi  ve varoluşu nedeniyle topraktan belli bir paya ve doğal kaynaklardan da asgari bir gelire sahip oldu. Peki bu yeterli midir? Bu sorunun mantıklı cevabı elbette “Hayır” olmalıdır. Zaten Kur’an da bunu yeterli bulmaz. Asgari yaşama hakkının sağlanmış olması gelişmek demek değildir. Oysa beşerin gelişmesi, ilerlemesi tekamül etmesi gerekir. Yani üretim olmalı, yatırım olmalı, istihdam olmalıdır. Peki bu nasıl sağlanacak, Lafzın bunun için bir önerisi var mı?

 

Zekat, RIBA konusu gündeme geldiğinde ve buna bağlı olarak “kamu finansmanı”  tartışmalar yapılırken finansman enstrümanları başlığı altında değindiğimiz bir konu idi. Aslında lafzın önerisi, hedeflenen müreffeh toplumu oluşturmak ve bireylerin refahını temin etmek için bir çeşit kollektif sermaye anlayışı önermektedir. Hep şikayet edilen, kapitalizmin sermaye tekelciliği karşısında zayıf kalınması veya onun karşısına çıkarılabilecek güçlü bir enstrümanın olmayışına, lafzın ciddi ve etkin bir çözümü vardır. Ne yazık ki bu çözüm, geleneksel anlayış içerisinde işlevsizleştirilmiş ve devreden çıkarılmıştır.

 

Şimdi, lafzın bu konudaki tanımlamalarına bakalım:

 

Zekat nedir?

“Menzellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehû ed’âfen kesîrah, vallâhu yakbidu ve yebsut ve ileyhi turceûn” (Bakara 245 ve diğer ayetler)

 

Ayete baktığımız zaman Bir borçtan söz edilmektedir. Bu borç Allah’a yani mutlak olana verilmelidir. Ancak bunun karşılığı vardır. Bu mutlaka borç verene fayda sağlayacak, artacak, çoğalacak olan bir borçtur. Ayette geçen kagramları, “ad’afe” ve “mudafee” veya “yudaifeRiba başlığı altındaki yazılarımızda tartışılmıştı. Bu kelimeler katlanarak çoğalmayı ifade eder. Çok ilginçtir ki, bu ifadeler aynı zamanda “riba” kavramı için de kullanılmaktadır. Zekat ile Riba’yı birbirine benzetemeyiz elbette ancak, mana itibariyle zekatta reel bir kazancın söz konusu olduğu, bir artışın meydana geleceğini ve bunun bir hak olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

O halde, Zekat vermek demek, parayı veya malı verip unutmak demek değildir. Peki ya nedir? Verdiğiniz zekattan gelir elde etmektir. “ZEKAT : finansmandır. Topluluk finansmanıdır. SLT ile aynıdır. Zekat Yatırım, üretim, proje ve istihdamın kredi olarak desteklenmesi için kullanılır. Zekat vergi değildir. (Bkz. Bakara 43/110/277, Hac 41, Mü’minun 4, Nur 37/56, Neml 3 vd.),

 

Doğal olarak sürecin denetlenmesi ve uygulamanın sağlıklı yürütülmesi gerekir. Bunun için de devlet müdahil olmalıdır. Belli kurallar çerçevesinde olmalıdır. Bunlar tartışılabilir. Asgari geçim miktarının ne olacağı, refahın nerede başlayacağı gibi konular gayri safi hasılanın dağılımına gore belirlenebiilir ve buna gore uygulanabilir. Bunlar detaylardır.

 

Zekattan gelir nasıl olur? Genel olarak böyle bir itiraz olacaktır. Basitçe siz ihtiyacınız olmayan bir parayı götürüp bankaya yatırdınız. Banka da bu parayı aldı ve kredi olarak bir projeyi finance etti. Bu proje çalıştı, üretti ve kazandı, bir gelir elde etti, katma değer oluştu. Bu katma değerden aldığı kredi miktarı kadar da pay Verdi.  İşte bu zekat verene kat kat geri ödemek demektir.

 

Zekattan vazgeçilebilir mi? Kesinlikle evet. Ayet “borç” ifadesini kullandığına gore belli bir sınırlama söz konusudur ve zekatı veren bunu geri isteyebilir. Sadakanın aksine, Zekat bir hibe değildir. Sadaka verdiğiniz zaman onu geri isteme şansınız yoktur çünkü vergi vermiş olursunuz. Ancak zekat verdiğiniz mal veya para her zaman size aittir. Siz sadece o paranın kullanma hakkını devretmiş olursunuz. Ama yine geliri size aittir. Yani zekat verene aittir.

 

Böylece yatırım oluşur, istihdam oluşur, üretim oluşur ve topluluk gelişir. Refah olur. Sermaye sıkıntısı olmayacağı için de yatırım finansmanı açısından bir problem de yok demektir.

 

Zekatın miktarı nedir? Dileyen dilediği kadar mı vermelidir? “…ve yes’elûneke mâzâ yunfikûn kulil afve….” (bakara 219)

 

Afv, fazlalığı almak, kolaylaştırmak affedilen bağışlanan kısım anlamına gelen bir kelimedir. Demek ki ayette neyi infak edeceğiz diye sorulunca “Zorunlu temel ihtiyaç maddeleri dışında kalanı, asgari geçim sınırını aşan fazlalığı…” infak etmek gerektiği ortaya çıkar. Yani ihtiyacın fazlasını infak etmek gerekir.

 

Nereye infak edilecek? Fakirleri gözetme sorumluluğu bireylere ait değildir. Bu sorumluluk ayetle tanımlanmıştır. Bu topluluğun yani devletin görevidir. O halde infakdan kastedilen şeyin de tek tek fakirlere yardım etmek olamayacağı açıktır. Demek ki fazlalık olan “Zekat” olarak infak edilecektir. Yani sermaye olarak kullanılabilecek alanlarda toplanacak şekilde infak edilmelidir. Ekmeğini komşusuyla bölüşmek kimseyi sadakadan veya zekattan kurtarmaz. Fakirlere yardım etmek de öyle.

 

Kronolojik olarak da ilginçtir, önce tezkiye/zekat kavramı gündeme gelir, sonra afv ve infak kavramı zikredilir. Daha sonra ise “sadaka” kavramı ortaya çıkar.

 

Bunun sebebi basittir, zekat ile topluluk kendini finanse etmiştir, mala-mülke kavuşmuştur, sonra bunun çoğaltılması ve refahın yaygınlaştırılması söz konusu olur böylece afv ve infak ortaya çıkar. Bundan sonra topluluk belli bir düzen kurmuş ve yerleşmiştir. Yani bir devlet vardır. Burada da Sadaka gündeme gelir. Çünkü devletin de finanse edilmesi gerekir. Çünkü sermaye kişilere aittir, bireylere aittir, bir araya getirilmiş olması devletin malı yapmaz. Dolayısıyla devletin ayrı bir kanaldan finanse edilmesi zarureti vardır. Bunun için de “sadaka” emredilmiştir. Sadaka denince dilenciler akla gelmemelidir, bu bir vergidir ve zorunlu olarak ödenmesi gereken şeydir.

 

Birçeşit “arınma” olarak değerlendirilebilecek olan “zekat”, sahip olunan sermayenin topluluk ile paylaşılması, başkalarına da fayda sağlayacak hale getirilmesi ile bir çeşit bölüşüm anlamına gelir. Böylece sermayede herhangi bir haksızlık varsa bile, bu durum, sermayenin başkaları ile de paylaşılması ve faydanın yaygınlaştırılamsı ile ortadan kaldırılmış olur.

 

Netice itibariyle süslü söylemler, kırkda bir, onda bir gibi lafzi olmayan yaklaşımlar bir kenara bırakılmalıdır. Günümüz ihtiyaçlarına dinamik çözümler üretilmelidir. Kur’an bunun için yeterli imkanların var olduğunu söyler ve zaten bunları önerir.  Bin yıllık ictihatlarla avarelik etmeye gerek yoktur. Üstelik bu ictihatlar lafzi de değildir.  Zekat ve Sadaka yoksul için günü kurtarma, zengin için de ucundan azıcık vererek meşrulaştırma aracı değildir. Kenz yasaklanmıştır. Sermaye birkaç kişinin elinde oyuncak olmamalı, topluluğu, genele yayılarak fayda çoğaltılmalıdır. Birtakım yüzdeler veya limitler koymak, kenz’i meşrulaştırmaktan başka bir şey olmaz.

 

Tarım toplumuna göre yapılmış basit hesaplamalar, bugünkü güçlü sermaye karşısında hiçbir anlam taşımaz.

 

Vesselam.

 

 

 


YorumcuYorum
Sam Adian
10.11.2012
21:38

Sayın Demirci

Ayetten kasdettiğmiz şey, "hedef"i göstermektir. Mana ile ilgili bir sıkıntımız olduğunu sanmıyorum. Elbette kişiler vereceklerdir. Kamusal bir gelir değildir. Bireyin malına el mi koyuyorsnuuz diye sorar birileri. Sizin karzı tarifiniz bizimkinden biraz farklı ama sakıncası yok.

Söyler misiniz size göre "Zekat" nedir?

Zekat "artma, çoğalma, temizlik, bereket, iyi hal ve övgü" anlamlarına geliyor.

Yani zekat, çerçevesi olmayan ucu açık bir ifade midir? Sadaka'nın çerçevesi bellidir.

Saygılar

Sam Adian
10.11.2012
22:20

Sayın Demirci

Zekatın bir "finansman" olduğu doğrudur. Ancak hala tanımını yapmış değilsiniz.

Bu finansmanı nereden sağlıyorsunuz, nasıl kullanıyorsunuz, sermayenin sahibinin buradaki kazancı veya rolü nedir. Finansmanı karşılıksız mı vermek zorundadır, ayetlere göre bir yaptırım öngörülmediğine göre bir zorunluluk ihtiva etmez. O halde dileyenin vereceği bir şey midir? Yoksa genel çerçevesi çizilmiş bir şey midir?

SLT ile zikredildiğine göre Konuyla ilişkili olan bütün ayetler ve sizin "bu zekat değil karz dır" dediğiniz ayet bu çerçevenin dışında mı kalıyor?

Saygılar

Sam Adian
11.11.2012
00:08

Salat'ın karşılığının olmadığını nereden çıkarıyorsunuz. Lafzın ifadeleri bunun karşılığının olduğunu gösteriyor.

Zekatı kime veriyorsunuz?

bir malın zekatının verilmiş olup olmadığını nereden bileceksiniz?

Bnun için bir ölçü olmadığına göre karun kadar zengin olan biri bir kuruş verir ve zekat vermiş olur size göre öyle değil mi?

Zekat bir enstrüman değilse, Sadaka niçin var?

Kaldı ki Salat tanımlanmıştır, zekatın tanımı nedir?

Sam Adian
11.11.2012
00:30

Zekat artmak çoğalmak anlamına gelir

O halde, bu nasıl olur?

Malınızdan verdiğiniz şey malınızı nasıl artırır? Eksilttiğiniz mal, sırf siz yardım ettiniz diye duygulanıp artmaz. O halde bunun bir dayanağı olmalıdır

Kaldı ki "Kenz" yasaklanmıştır. ihtiyacınızın fazlasını elinizde tutamazsınız. O halde neyi sigorta etmiş olursunuz? Bunun anlamı yok.

Öte yandan malın artmasının nasıl olacağına bakmak gerekir, "allah'a borç verirseniz" ne olur? "Borç verenin malında kat kat artış olur" Neye göre böyle olur? Lafza göre. Borcu nasıl verirsiniz? Karzı hasen ile verebilirsiniz.

Zekat Salat gibidir. Ama salatın karşılığı vardır, öyleyse zekatın da karşılığı vardır. Mana da bunu gerektirir. Maide 12 bunun için açıklayıcı olabilir. Zekat bir yardım değildir, hibe de değildir.

Karzı hasen zaten zekat kavramının bir parçasıdır. Burdan yola çıkarak enstrümanları çoğaltabilirsiniz. Ayrıdır dediğiniz zaman, dayanaklarını ortadan kaldırmış olursunuz.

Elbette bize göre böyledir.

Sam Adian
11.11.2012
00:49

Sayın Demirci

siyaset anlayışınızı anlatmanız güzel elbette ancak bu zekat değildir.

Bu tarifiniz ve tanımlamalarınızın hiç birinin lafzi dayanağı yok.

Zekat gibi, kamu finansmanını öngören bir kavramı, siyasal mücadelenizin finansmanı haline getiremezsiniz.

Gelenek benzer bir yaklaşımla zekatı işlevsiz bıraktı. Bunun sonucu da ortadadır. Sermayesi olmayan, ekonomisi olmayan, boyun eğer ve sürünen bir toplum ortaya çıktı. Oysa Kur'an kollektif sermayenin kalkınma ve refah için kullanılması gerektiğini öneriyordu. Güçlü sermaye yapısı ile güçlü topluluklar ortaya çıkar.

Belli noktalarda zekatı yaklaşık olarak doğru kabul etmekle birlikte uygulamada getirdiğiniz sınırlamalar bunun işlevini de ortadan kaldırmış oluyor.

Eğer kenz yasaklanmış ise, zekat zorunludur demektir. Elinizde tutamıyorsanız vermek zorundasınız. Ama bu onun üzerindeki mülkiyet hakkınızı ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla ordan gelir de elde edersiniz.

Daha önce tartışılmıştı, şimdi hatırlatmamızın sebebi, mülkiyet kavramı çerçevesindedir

Saygılar

Sam Adian
11.11.2012
00:54

Zekatın üretimle ne ilgisi var?

üretimden sadaka verirsiniz, yani vergi verirsiiniz.

Kavramlar üzerinde daha çok çalışmak gerek.

Sam Adian
11.11.2012
00:57

Nisap miktarı dediğiniz şeyi ancak Sadaka için uygulayabilirsiniz. Zekat için değil. Zekatta hiç bir şeyden vazgeçmeniz gerekmiyor ki bir nisaap miktarı olsun.

Verimliilik, kişiye dönük de olmalıdır. Malın sahibinin kazancı reeldir. Toplumsal verimlilik subjektif bir yaklaşımdır.

Sam Adian
11.11.2012
00:59

Sizin Namaz dediğiniz şeyin Kur'an da karşılığını biz bulamıyoruz, bu sizin bir tarzınız olabilir. Bu çerçevede de namazsız cihad olmaz diyebilirsiniz.

Ama SLT için aynı şeyi söyleyemeyiz. bunun hedefi, çerçevesi ve sonuçları bellidir. Zekat da böyledir. Bu açıdan slt ile benzerliği daha doğrusu hareket noktası açısından benzerliği konusunda sıkıntımız yok.

Sam Adian
11.11.2012
01:06

Kamu siyasi partilerden ibaret değildir. Partinizi finanse edebilmek için zekatı kullanamazsınız. Partinizi sevmeyen biri niçin sizin partinize finaansman desteği versin.

Zekat ile ilgili olarak ancak, üretim, yatırım, istihdam, bilim gibi kavramları değerlendirmek gerekir. Siyasal tercihleri veya örgütleri değil.

Sam Adian
11.11.2012
01:14

Sayın Demirci

Öncelikle sadaka bir "vergi" midir değil midir, bunun üzerinde anlaşalım. Eğer vergi ise, harcama yerleri bellidir. Zaten ayetle de bunun çerçevesi çizilmiştir. Genel olarak "kamu harcamalarının karşılanması" içindir diyebiliriz. Yani bugün bildiğimiz anlamda vergidir. Tek farkı, modern anlamdaki vergiler kamu yatırımları için de kullanılmaktadır ve bu yeterli olmamaktadır. Kur'an unu ayırır. Birinci husus budur.

SLT ınkarşılığı vardır, zekatın da karşılığı vardır. Salat aynı zamanda "paylaşmak" sonucunu da doğuran bir eylemdir. Zekat da böyledir. Ancak, zekatın hedefi ve içeriğini buradan hareketle sınırlandırmanın imkanı yoktur. Salat ayrı tarif edilir, zekat ayrı tarif edilir. İki kavram birbirine karıştırılamaz. Eğer zekatın tanımı yapılmamış olsaydı o zaman salata kıyasen bir sonuca ulaşmaya çalışabilirdik. Ama böyle bir durum söz konusu değil.

Siyasi partiye vereceğiniz paranın geri dönüşü yoktur. Bağışlamış olursunuz. Oysa zekat her zaman size ait bir şeydir. Bu manada da böyle bir kullanım alanı göstermenin imkanı da yoktur.

Saygılar

Sam Adian
11.11.2012
14:58

Madem Riba kavramına kıyas yapıyoruz:

1. "li yerbuve fî emvâlin nâsi" malları artsın diye.... Öyleyse zekattaki uygulama da veren kişinin malları üzerindeki artışı da içerecektir. (Gramer tartışması yapmak istemem, ama ifade tek tek bireyin malına da işaret eder)

2. Riba ve Faiz başka başka şeylerdir. Bu ikisinin tanımını yapmanız gerek. Riba faizdir deyip işin içinden çıkmak, reel uygulamalardaki büyük sorunları gözardı etmek olur. Bu aynı zamanda "iktisadi" anlayışsızlığı da doğurur.

3. Karz-ı Hasen zaten zekatın bir parçasıdır. Dolayısıyla bir şeyi bir başka şeye havale etmiyoruz. Hiç kimse hilal-i ahmer namına sermayesini vermez. Eğer toplumun faydası için istiyorsanız, sermaye sahibinin faydasını da gözetmek gerekir.

Sam Adian
11.11.2012
15:22

Ah elbette nasip meselesi, bunu atlamışım, haklısınız.

Bizim işimizin İman edenler ve iman etmeyenler diye bir ayırım yapıp kayıt altına almak olduğunu bilmiyordum.

Bu da bir görüş

Sam Adian
11.11.2012
15:40

Namaz değil Salat

Demek ki herkesle yürüyebilirsiniz ne güzel

Sam Adian
11.11.2012
16:03

Sayın Demirci

Riba Zekatın konusu değildir. Zekatın nihai hedeif müreffeh bir toplum hedefine ulaşmak ve ilerlemektir. Bu açıdan zekatın üreteceği katma değer zaten tartışma konusu değildir. Ancak, bunun oluşabilmesi için, böylesine gönüllülük esasına dayanan bir eylemdenn dolayı eşyanın sahibini gözardı etmek herşeyden önce adil bir yaklaşım değildir. Başkaları kazanırken, paranın sahibine sen otur oturduğun yerde demek herhalde hakkaniyet ile bağdaşmaz.

Lafzın hiç bir ifadesinde böyle bir yaklaşım çıkarılamaz. Bu bir çeşit gasp anlamına gelir. Birtakım kurallara bağlamak bu eylem üzerindeki tahakkümü ortadan kaldırmaz.

Bundan başka, Ribanın geliri bütünüyle sermaye sahibine aittir. Zekat söz konusu olduğunda bunu niçin gözardı ediyorsunuz? Önemli olan sermayeden elde edilecek olan faydayı yaygınlaştırmak değil midir? Eğer bu bir iyilik olsaydı, yani karşılıksız olsaydı, "borç" kelimesi kullanılmazdı. Lafzın "borç ve borçlanmayı" tanımladığını biliyoruz.

Saygılar

Sam Adian
11.11.2012
17:27

Haklısınız

Zekatı ideolojik çıkarlarınıza yardım fonu olarak görürseniz, topluluğun ihtiyacı olan şeyleri nereden temin edeceği çok da önemli değildir.

Karz da zaten önemsizleşir. Zorunlu olmayan bir şeye kimi ikna edeceğinizi bilemem. En azından kendi adıma ben böyle bir şeye katkı sağlamazdım. Başkalarının ne düşüneceğini bilemem elbette.

Geçmişte de buna benzer yaklaşımlar oldu. Zekat-sadaka ayırımı ortadan kaldırıldı. Fakirlere atılan üç beş kuruşa indirgendi ve sonuç ortada. E siz niye kapitalizmin sermaye egemenliğinden şikayet ediyorsunuz ki? Lafzı böylesine işlevsizleştirdikten sonra bundan şikayet etmeye hakkınız olmamalı.

Sam Adian
11.11.2012
18:28

Sayın Demirci

Ortada panikleyen veya hırçınlaşan kimse yok. Kimseyi suçladığımız da yok. Sadece gerçekçi olmayı tercih ederiz. İfadelerinizden ne çıkarıyorsak onu söylüyoruz. Sizin nasıl anladığınız bizi ilgilendirmiyor, dilediğiniz gibi anlayabilirsiniz. Ama sizin anladığınız şeyin bize göre sonuçlarını söyleememizde de bir sakınca olmamalı. Söyleminiz gereği zekatı ideolojik çıkarlarınıza alet etmiş oluyorsunuz veya en azından böyle anlaşılıyor. Tıpkı kızılay derneğine yardım gibi. Bunu ifade etmek sizi rahatsız etmemeli. Ama siz böyle anlarken, ve finansman enstrümanlarına karşı keskin bir duruş ortaya koyarken, kapitalizmin sermaye hakimiyeti karşısındaki şikayetleriniz de yersiz olmuş olur. Yani tutarsızlaşır. Amacımız bunu hatırlatmaktı. Bundan sonrası sizin bileceğiniz iş.

Karz-ı hasen meselesine gelince, bu "Zekat" kavramının sadece küçük bir parçasıdır. Global ekonomi içerisinde bunun gelişmiş modellerinin uygulanması, bankacılık sistemi ve bağlı enstrümanların hepsini birlikte düşünmek gerekir. Tabii bize göre.

Biz zaten zekat kavramını lafzın anlattığı şekilde anlıyor ve geliştiriyoruz. Bunun bir yardımlaşma mekanizması olmadığını biliyoruz. Sermaye sahibinin hakkını gözardı ederek toplumun çıkarlarını düşünmek mümkün olmaz çünkü bu durumda sermaye sahibi de buna gönüllü olmayacaktır. Zaten lafzın da böyle bir beklentisi yoktur. Bu sadece bir taahhüt değil, reel ekonomiyi doğrudan beslemekle ilgilidir.

Elbette mesele sadece zekat varamı ile ilgili değildir. Temelde mülkiyet ve kaynakların bölüşülmesi, toplumsal refah ve buna paralel olarak ortaya çıkacak olan gelişme sürecidir. Vahyin açık bıraktığı kapıları yine vahyin gösterdiği hedefler doğrultusunda değil de Lafzi olmayan gerekçelerle veya çıkarımlarla kimseyi dünyanın gerisinde bırakmaya hakkımız olmadığını düşünüyoruz.

Geleneği eleştirmek çok kolaydır. Çünkü geleneğin uygulamaları ortadadır ve sonuçları itibariyle onları değerlendirme şansımız vardır. Bu zaten herkesin şikayet ettiği şeydir. Ama biz geleneğe bağlı değiliz. Çözüm üretirken herkesin yararına olabilecek rasyonel bir düzlemde yapmayı tercih ederiz. İdeolojik veya lokal siyasi endişelerle değil. Bu kimsenin faydasına değildir. Elbette bunları kendi adımıza söylüyoruz. Siz kabul etmek zorunda değilsiniz.

Bu açıdan bakmanız, bizi anlamanıza yardımcı olacaktır

Saygılar

Sam Adian
11.11.2012
19:24

Sayın Demirci

Zekat ve yardımlaşma iki ayrı kavram olarak zaten Kur'an da vardır. Bakara 177 bunun için iyi bir örnek olabilir. Bizim anlatmak istediğimiz şey de budur. Eğer siz bir örgütlenmeyi finanse etmek istiyorsanız bunun yolu başkadır, yani zekat değildir. Bizim itirazımız kavramları mecrasından çıkarmakla ilgilidir. (yanlış anlıyorsak düzeltin)

Bunu zekat ile tarif ettiğiniz zaman, geleneksel anlamda olduğu gibi zekat denilen şeyin sadece bir yardımlaşma olduğu zannedilecek ve öyle de uygulanacaktır. Kaldı ki siz Karz'ı zekattan ayrı tutarak bunu zaten yapıyorsunuz. Meselenin ideolojik kısmı, veren tarafta değil, alan taraftadır. Bize göre bu doğru değildir.

Hareket noktası yanlış ise, hedefe ulaşmak da mümkün olmaz. En azından hedefte sapmalar olur.

Saygılar

Sam Adian
11.11.2012
19:48

Hata alandadır. Buna genel olarak "duygu sömürüsü" diyorlar.

Ancak açıklığa kavuşturmak adına: Biz size "niçin böyle kabul ediyorsunuz" demiyoruz. Sizin kabullerinize karışma hakkımız yok. Biz bunun "yanlış olduğunu" söylüyoruz. Çünkü yanlışı söyleme hakkımız var. Bu sizin için de geçerlidir. Herkes için de...

Siz "Slt" tanımlamıyorsunuz, Namazı onun yerine ikame ediyorsunuz

Siz zekatı tanımlamıyorsunuz, yardımlaşmayı veya kurumları "gönüllü finanse etme" aracı olarak görüyorsunuz

Bizim söylediğimiz budur. Elbette herkes kendi uygulamaları veya önerilerinin uygulanabiilirliği ile test edilecektir. Isabet eden başarılı olur. Bunda bir sıkıntı yok.

Sam Adian
11.11.2012
19:51

Yanlış anlaşılmayı önlemek için "duygu sömürüsü" ifadesini açmak isterim:

Hocaefendi mimberden cemaaate "ey cemaat, Allah size emrediyor" diye başlayan konuşmasının sonucunda cemaaatin bundan etkilenmesi, korkması, çekinmesi ve bu sebeple de istenilen yardımı yapması mümkün olacaktır. Yani yanlış bilgilendirme ile yönlendirmektir. Kimseyi suçlama amacı taşımaz, realite böyledir.

Cüneyt Özcan
13.11.2012
17:36

Sam bey, gördüğümü söyleme gereği duydum: Siz sürekli mevcut sistemde iyi şeyler yapılabileceğini ve herkesin mevcut sistemi kabullenmesi gerektiğini savunuyorsunuz. Borca dayalı para sisteminin benimsenmesi ve alternatif çıkarılmaması gerektiğini savunuyorsunuz. İnsanları eleştirirken kendi değerlerinize göre değerlendiriyor ve empatiden uzak kalıyorsunuz. Özellikle sömürü sistemini ya okuyamayacak kadar iktisattan bihabersiniz yada bilerek üstünü örtüyorsunuz. Bihaberseniz mevcut ekonomik sistemin(kredileşme sistemi dahil) işleyişi üzerine bilgi sahibi olduktan sonra alternatif sistemlere eleştiri getirmenizi öneririm. Bilerek üstünü örtüyor iseniz siz de bilirsiniz ki "Kendi isteğiyle zarara girene merhamet edilmez." ***Yorumlarınızdan bunlar anlaşılıyor*** Saygılar. (Eğer bilerek örtmüyorsanız)

Sam Adian
13.11.2012
22:44

Sayın Özcan Beşeri sistemler ile ilgili algınız yanlıştır. Başkalarının uyguladıkları sistemler kısmen veya tamamen lafzın bize anlattığı şeye benziyor veya aynı ise bu kimsenin suçu değildir. Şunu söyleyebilir miyiz: “Hayır kitap böyle söylüyor ama bunu kapitalistler uyguluyor bu yüzden biz bunu reddediyoruz” böyle davranılabilir mi? Biz kapitalizmin veya diğerlerinin doğruluğunu savunmadık. Sadece şunu söyledik: Varedilmiş olan bilgi tektir. Insan aklı ile ulaşılabilecek en üst nokta, vahyin de kaynağı olan noktadır. Dolayısıyla başkalarının da bu bilgiye akıl yoluyla ulaşmış olmaları mümkündür. Uygulamada hataları veya yanlışları olabilir, bunun için topyekün reddetmenin gereği yoktur. Biz onu alır ve düzeltiriz. Bizim işimiz budur. Kitap bize karşılığı olmayan hiç bir şey söylemiyor. O halde niçin düşman ilan ediyoruz? Öte yandan borca dayalı bir sistemi benimsediğimizi nereden çıkarıyorsunuz? Kavramların Doğru anlaşılması gerektiğini söylüyoruz. Mesela “Zekat”I sadaka yaptığınız zaman toplumun sermayesini elinden almış olursunuz. Veya Zekat’I bir çeşit “Kızılay’a yardım” olarak gördüğünüz zaman yatırımı, istihdamı, üretimi unutmanız gerekir. Bu şekilde elinizde sermaye olmayacağına gore, “tekelci sermaye” denilen şeyin karşısına nasıl çıkılabilir? Kredileşme sistemi dediğiniz şey de böyledir. Mevcut haliyle global sermaye karşısında bir değer ifade etmez. Çünkü bireyseldir. Yani küçüktür ve bütün içerisinde bir değer ifade etmez. Kaldı ki Zekat’I bu şekilde kısıtladığınız zaman toplumu zaafiyete uğratmış olursunuz. Çünkü zekat yoluyala 1000 birim sermaye oluşturmanız gerekirken, buy olla belki 1 birim sermayeyi kanalize etmiş olursunuz. Bizim açımızdan önemli olan tanımlamaların nasıl yapıldığıdır. Eğer tanımlama Doğru değilse, uygulama veya işleyiş de doğal olarak Doğru olmayacaktır. Buna gore Zekat, oraları belirlenmiş, sınırlı bir vergi şeklinde algılanmaktadır. Oysa kitap Sadaka ile zaten vergiyi tariff etmektedir, yardımlaşmayı ayrıca tarif eder. Komşunuza yardım edersiniz, veya ihtiyaç sahibi birine yardım edersiniz. Bu doğal bir davranıştır. Ancak fakir fukarayı, muhtaçları vs. gözetme sorumluluğu bireylere ait değildir. Çünkü siz onları her gün besleyemezsiniz. Kaldı ki, her gün besleseniz, onların ihtiyaçlarını karşılasanız bile, bu onları ayağa kaldırmaya yetmez, hatta çok da kötü olur. Çünkü onları belki de tembelliğe alıştırmış olursunuz. Oysa istihdam yarattığınız zaman herkes pay almış olur. Bunu küçük kredilerle yapamazsınız. Sömürü sistemi dediğiniz şey sizin algınızdır. Başkaları için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Buna itirazımız day ok, istediğiniz gibi anlayabilirsiniz ancak global sermayenin gücünü görmeniz gerekir. Aksi halde üreteceğiniz alternatifler de işe yaramaz. Lafzın önerilerini “Te’vil” etmek yerine, rasyonel bir bakış açısı ile güçlü bir alternative haline dönüştürmek gerekir. Başka türlü sömürü sisteminin karşısına çıkabilecek enstrümanlara sahip olmanız mümkün olmaz. Belki de dünyayı daha iyi tanımamız gerekiyor. Önyargıları bir kenara bırakıp, kendimize nostaljik düşmanlar edinmek yerine diğerlerinden farklı olmadığımızı, diğerlerinin doğrularını reddetmemiz gerekmediğini, yanlışlarını ise düzeltebileceğimizi çünkü lafzın bu konuda bize yeterli çözümleri zaten önerdiğini Kabul etmemiz gerekir. saygılar

Sam Adian
13.11.2012
23:52

Ben sizing algı biçiminizi anlayamıyorum. Bu belki de benim anlama eksikliğimden kaynaklanıyordur. Genel olarak “mali cezalar” da “vergi” sınıfındadır. Ancak borcun bağışlanması hususu bundan çok ayrı birşeydir. Kavramları böylesine birbirine karıştırmak hiç bir çözüm getirmez. Kaldı ki, “tazminatlar” ile “mali cezalar” da görünüşe gore birbirine karışmış. Kırmızı ışıkta geçerseniz kural ihlal etmiş olursunuz çünkü başkalarını tehlikeye atmış olursunuz ve bu ceza gerektirir. Ama herhangi bir sebeple bir başkasına verdiğiniz zararı tazmin etmeniz ayrı biir şeydir. Tazminatları kişilere veya muhataplarına, cezayı ise devlete yani kamuya ödersiniz. Geçmişte bu kavramlar için kimin ne dediğinin çok önemli olduğunu sanmıyorum. Bugün bizim lafzi verilerden ne anladığımız önemlidir.

Cüneyt Özcan
14.11.2012
08:49

"Beşeri sistemler ile ilgili algınız yanlıştır. Başkalarının uyguladıkları sistemler kısmen veya tamamen lafzın bize anlattığı şeye benziyor veya aynı ise bu kimsenin suçu değildir. Şunu söyleyebilir miyiz: “Hayır kitap böyle söylüyor ama bunu kapitalistler uyguluyor bu yüzden biz bunu reddediyoruz” böyle davranılabilir mi?"

Anlamadım. Zulmü mü Allah emrediyor? Kur-an zulme mi yönlendiriyor?

Sam Adian
14.11.2012
13:12

“Huz min emvâlihim sadakaten tutahhiruhum ve tuzekkîhim bihâ ve salli aleyhim, inne salâteke sekenun lehum….” (Tevbe 103) Ayete göre, “sadaka” gönüllü bir ödenek değil, aynı zamanda kontrollü ve zorunlu bir vergidir. Yine ayetten anlaşıldığına göre, bunların kayıt altına alınması ve sürekliliğin sağlanması gerekir. (Tevbe 75) Bundan sonra sadakaların nereye harcanacağı (Tevbe 60), ve çerçevesi ayetlerce belirlenmiştir. Genel olarak kamu finansmanı gerektiren yerlere harcamak içindir. Yani bugünkü anlamda devletin finansmanı içindir. Mali cezalar (kefaretler) kamuya ödenmesi sebebiyle bu sınıfta değerlendirilmek zorundadır. Onlar da bir çeşit “extra vergi”dir. Böylelikle kişi cezalandırılmış olur. Elbette mali cezaların kendisi doğrudan bir vergi değildir. Bu dolaylı bir vergidir. Ancak mali cezalar (kefaret) hafif suçlar veya hatalar içindir. Burada bir zarar tazmini söz konusu değildir. Tazminat ise belli bir zarara sebebiyet vermek suretiyle oluşur. Bunun da muhatabı kamu değildir, zararın muhatabı kimse ona ödenir. Bu sebeple diyet (tazminat) bu sınıfta değerlendirilemez. Sayın özdemir bizi anlamamış görünüyor. Şöyle söyleyelim: Hadid 22 yi incelerseniz, kainatta varedilmiş olan bilginin tek olduğunu anlamak zor olmaz. Buna göre, yeryüzünde meydana gelen her ne varsa bunun çerçevesi önceden belirlenmiştir. Insan aklının ulaşabileceği şey de budur. Ister vahiy yoluyla olsun ister başka bir yolla olsun. Beşerin bilgiyi yanlış anlamaları veya yanlış uygulamaları bilginin yanlışlığını göstermez. Bu beşerin hatasıdır. Biz doğrusunu biliyor isek, o hataları düzeltir ve daha iyi sonuçlara ulaşırız. İkinci bir bilgi kaynağı yoktur. Ancak unutmamak gerekir ki, modern uygulamalar pek çok yönüyle vahyin önerilerine benzerdir. Bu benzerlikler ister kitaptan istidlal suretiyle elde edilmiş olsun, ister aklederek ulaşılmış olsun fark etmez. Bu sebeple doğruları çöpe atma lüksüne sahip değiliz sırf başkaları bunları kullanıyor diye. Kaldı ki sizin zulüm olarak algıladığınız şeylerin pek çoğu, lafzın da önerdiği şeylerdir. İsimlerinin farklı olması veya küçük farklılıkların olması bir şeyi değiştirmez. Kapitalizmin veya maxiszmin veya liberalizmin pek çok uygulamaları vahyin de önerdiği şeylerdir. Sırf onlar da kullanıyorlar diye biz vahyin önerilerini farklı anlamak zorunda mıyız? Zulüm bunun neresinde....

Sam Adian
14.11.2012
13:42

Bir önceki notta isim hatası yapmışım, Sayın Özcan'ı kasdetmiştim, sehven Özdemir yazmışım.

Düzeltir özür dilerim.

Sam Adian
14.11.2012
16:57

Sayın Demirci Bu ayetin bir önceki ayet ile hiç bir bağı bağlantısı yoktur. Kaldı ki, savaşa gitmeyenlerden “Cebri” olarak mallarından alınması da aynı şeydir. Bu başka bir gerekçe ile de olabilir. Ancak sizin anlayışınıza gore bakarsak, buna gore “vergi” yoktur. Böyle anladığınız için de “zekat”I siyasi parti finansmanı haline dönüştürmenizin nedeni anlaşılmış oluyor. Fakat sanırım bir problem var. Modern anlamda dahi vergiler mutlaka devlete ödenmesi gereken bir şey değildir. Bir kısmını başka yerlere de ödeyebilirsiniz. Mesela kabu yararına çalışan kurumlara da verebilirsiniz. Kur’an da bunu öneriyor başka bir şey değil, Verginizin bir kısmını tutar başka bir kuruma verirsiniz, belirli olan kurumlardann birine. Bunu siz seçersiniz. Ama devlete de mutlaka ödemeniz gerekir. Vergi niçin verilir? Kısaca “vatandaşlık” olarak anlayacağımız şeyin sağlanması için. Peki Kur’an bize ne öneriyor? Sadaka vermekle ne yapmış oluyoruz? Tek bir çeşit değildir, vergi kalemleri yaygındır. Kur’an da böyle tanımlar zaten. Başka ne yapar? Vergi, artışı olan her türlü gelirdendir. Eğer gelir yoksa süreklilik de olmaz. Modern anlamda da böyledir. Diyelim ki Fakir bir mü’min savaşa gitmeyi reddettiğinde nesini alacaksınız? Yoksa size gore fakir olanlar Mü’min olamazlar mı? Diyet neyin keffaretidir? Ve nereye ödenir? Sadaka denilen şeyde “Devlet kontrolü” olmak zorundadır. Diyet denilen şeyde devlet kontrolü nerdedir? Yoksa diyette “mahkeme kontrolü” mu vardır? Peki mahkemenin devlet ile ne ilgisi var? Diyelim ki, siz zengin birini öldürdünüz. Geriye kalanlar da zengin. Diyet ödemeniz gerekmiyor mu? Veya diyet ödediğinizi varsayalım, bu kişilerin bahsettiğiniz sekiz sınıftan hangisine sokacaksınız? Sadaka’nın tartışılacak bir konu olabileceğini düşünmüyordum. Yeteri kadar açık sanıyordum. Daha çok “zekat” kavramının kuşa dönüştürüldüğünü zannediyor idim. Ama görünen o ki, bu kadar hafif değilmiş. Saygılar

Sam Adian
14.11.2012
17:09

Eksik kalmaması için:

Modern anlamda da vergi "Gönüllülük" esasına dayanır. Ama vermek istemeyenden veya eksik verenden de zorla alınır. Yani devlet zorla alma yetkisine sahiptir.

Devlet bireyin malını "Zorla" alabilir mi? Kur'an ın "sadaka" dışında neresinde böyle bir ifade var?

Sam Adian
14.11.2012
18:15

Benim aklıma birkaç soru geldi hemen sorayım isterseniz: Mesela aracılar üretim yapmazlar ama iyi para kazanırlar. Bunlardan vergi almıyorsunuz demektir öyleyse. Veya yeterli üreticiniz yoksa ve devletin aldığı pay yetersiz isee, bu durumda devleti nasıl ayakta tutacaksınız? Mesela ülkeniz için bu durum fazlasıyla geçerlidir. Devlet üretime nasıl bir hizmet sağlar? Mesela üretici kredi aldı ve üretim yaptı. Aldığı kredinin karşılığını zaten ödemek zorundadır bu da zekata gider. Burada devletin bir payı yok. Peki devlet hangi hizmeti karşılığında vergi alıyor? Mesela bu güvenlik olabilir mi? Ama bunu faşistler de yapıyor. Mafya da yapıyor. Kapitalistler de yapıyor. Ama basit bir fark var, mesela kapitalistler güvenlik sağlarken karşılığında güvenlik bedeli almıyorlar. Bunu vergiden karşılıyorlar. Veya şöyle mi anlamalıyız: Devlet aynı zamanda tüccardır. Öyle midir? Başka üretime nasıl hizmet sağlamış olur? Veya sizce vergi nedir? Sadaka nedir? Vatandaşlık kelimesini sizing tanımınıza binaen kullanmıştım. Ama evet vergi vermek için en azından sizing de anladığınız anlamda “anayasal” bir bağlılık olmalıdır. Yani vatandaşlık olmalıdır. Yabancılardan alınan bedel de bir çeşit vergidir ancak o ayrı bir şeydir. Elbette vergiler belirli kurallara gore alınır. Kişinin malına el koyamazsınız, tümünü alamazsınız, kimsenin böyle bir hakkı yoktur. Savaş için de böyledir. Kaldı ki, vatandaşlık tanımı içerisinde herkesin vergi yükümlülüğü yoktur. Fakir olanlar zaten kamunun sorumluluğundadır, onlardan ayrıca vergi talep edemezsiniz herhalde. Mesela savaş esnasında herkes mali yardım yapmak istese ve orduyu tercih etmezse ne olur? Bu durumda savaş olmaz mı? Suç kavramının da karıştığını düşünüyorum. Diyet, bir suça karşılık ödenen cezadır. Tazminata dönüşmüş diyetler muhataplarına ödenir. Hiç bir gelir kalemine dahil edilemezler. Amacı, zarar gören taraf adına zarar veren tarafa mahkemece “ceza” olması içindir. Kamuya karşı işlenen ve mali ceza gerektiren suçlar bundan farklıdır. Kişinin kendisine karşı yapmış olduğu bir hatadan dolayı önerilmiş olanlar farklıdır. Hepsini ayrı ayrı ve mecrasında değerlendirmek gerekir. Fakat ilginç olan şey, “yargı” üzerindeki devlet egemenliğini ifade etmenizdir ki, bu herhalde bir vehamet olur. Örneklerine yaşayarak tanık olduğunuzu düşünüyorum.

Sam Adian
14.11.2012
20:28

Daha önceki tartışmalarda da benzer şeyler zaten gündeme gelmişti. Burada konuyu mecrasından çıkarmadan kısaca özetlemek için: 1. Zekat için tanımlamış olduğunuz kalemler Tevbe 60’ta açıkça ifade edildiği gibi, “SADAKA” kalemleridir ve bunun zekat ile finance edilmesi mümkün değildir. Metin bu konuda herhangi bir tereddüte yer bırakmayacak kadar açıktır. Bu çerçevede yaptığınız tanımlama “Lafzi değildir” Kur’an a aykırıdır.

2. Söz konusu ayette zikredilen kalemler, sınırlı olmamakla birlikte, “Sosyal Devletin” görevleridir.

3. “Siyasi Cihat” dediğiniz şeyi finance etmek istiyorsanız, bunun için Bakara 177 veya Tevbe 79 da ifade edildiği gibi, çerçevesi çizilmiş olan alanlardan sağlamaya çalışabilirsiniz. Ancak bunun da (Gönüllü katılım) sadece gurubunuza veya partinize bağlı olanların sorumluluğu (vermiş olduklari bir taahhüt varsa) olur. Yükümlü tutulamazlar. Diğerlerinin böyle bir sorumluluğu yoktur. Buna gore, yine tanımlamalarınızda kurguladığınız şey Vahyin önerisine aykırıdır.

4. Devlet bir kurumları ile bir hizmet organizasyonudur. Bu manada zaten Sadaka bu organizasyon içindir ve ayetler ile bunun çerçevesi çizilmiştir. Bu çerçevenin dışına taşmak, Vahyi gözardı etmek demektir.

5. Sadaka gönüllülük esasına dayanmakla birlikte zorunluluk şartı vardır. Dolayısıyla bu özelliği sebebiyle “infak” kavramını sadaka ile birleştirmenin imkanı ortadan kalkar.

6. İnfak, çerçevesi bakara 219 da çizilen bir kavramdır. Basitçe “gözden çıkarılan, gerekli olmayan” şekilnde anlayabileceğimiz bir tanımlama yapar. Bu da kişinin kendi hesabına bağlıdır. Ayette kullanılan kelimesi “Avf”dır. Bu kelime bağışlamak, affetmek anlamına gelir. Hiç kimse ihtiyacı olan bir şeyi vermeyeceğine gore, kendisi için zaruri görmediği kısımdan verecektir. Bu bağışlama, kişinin kendi ihtiyacından ayırması anlamına gelir. Malı veya eşyayı affedemezsiniz. Bu başkasına bağışlamak anlamına gelmez. Bu manada bir “bağış” değildir.

7. Zekat, çerçevesi ve hukuki yapısı çizilmiş olan bir kavramdır. Rum 39’da zekat vermekle “kat kat artırılmış” olacağı ifade edilir, (Rum 39 vd.)

8. Kimler zekat verir? Sisteme destek verenler (slt), niçin verir? Sistemi ayakta tutmak, gelişmek için. (refah için) Bu nasıl olur? “Allah’a borç vererek” olur. Allah’a nasıl borç verilir? Malınızı veya paranızı başkalarının da faydalanabileceği hale getirmekle olur. Bu karşılıksız mıdır? Hayır değildir, bundan malın sahibi de dahil olmak (artırmak) üzere herkes faydalanır. YAni zekat bir bağış değil, geri alınmak üzere verilen şeydir.

9. Karz'ın manası geri almak üzere verilen demektir. Ayrıca kesmek manasına da gelir. Borç veren kimse; kendi malından bir kısmını kesip ayırarak, başkasına verdiği için karz denilmiştir. Karz-I hasen olması, bu borcun bir kişiye değil, topluluğa verilmiş olmasından kaynaklanır. Netice itibariyle, Sadaka zorunluluk içermesi sebebiyle, belli standartlara bağlanabilir ve belirli oranlamalar yapılabilir. Bu devletin ihtiyacına gore belirlenebilir. Ancak Zekat için böyle bir oranlama yapmak kesinlikle, ama kesinlikle mümkün değildir. Zekat asla bir bağış değildir, bağış olmayan, geri alınacak olan şeyin oranlaması veya yüzdesi olmaz. Zaten size ait olan bir şeyin şu kadarını demek son derece mantıksızdır. Lafzi de değildir. Öte yandan notunuzda ifade ettiğiniz bazı noktalar da önemlidir Doğal kaynaklarda mülkiyet yoktur. Doğal kaynaklar “Yaşama hakkı” içindir ve kimseye ait kılınamazlar. Her birey dünyaya gelidği andan itibaren yaşama hakkına sahiptir ve bu hak doğal kaynaklar üzerindedir. Devlet veya topluluk, doğal kaynakları üretime dönüştürüp ondan gelir elde etmekle görevlidir, Ancak geliri devletin giderlerine değil, “yaşama hakkı” için ayırmak zorundadır. Bu manada bir topluluğun içinde “düşük gelir”e sahip birileri vardır ama “açlık” ihtimali yoktur. Mülkiyet kavramının gözardı edildiğini düşünüyorum. Doğal kaynakları işletip devlet kendisine gelir elde edemez. Eğer kaynakları lafzın önerdiği alanlarda kullanmaz iseniz, bu durumda bireyin “yaşama hakkı” nı karşılamanız mümkün olmaz. Mesela sizin ülkeniz için basit bir hesap yapalım. Gelir dağılımını da gözönüne olarak her birey yılda ortalama 3 bin dolar tasarruf edebilir. (gelir dağılımını genelleştirerek) Buna gore yılda yaklaşık olarak 125 milyar dolar yatırım sermayeniz var demektir. (muhtemelen bu rakam çok daha fazladır) Bu bütün harcama kalemlerinden ayrı, elinizdeki yatırım sermayesidir. Bununla ne yaparsınız? Yatırım yaparsınız, üretim yaparsınız, istihdam yaratırsınız. Sonuç ne olur? Ülkenizde işi olmayan hiç kimse kalmaz. Geliri olmayan, fakir olan hiç kimse kalmaz. Ne kadar sürede olur? Muhtemelen en fazla birkaç yılda. Sadaka devletin finansmanı içindir, geri dönüşü yoktur. Zekat topluğun finansmanı içindir, sermayedir, bir bağış değil, ilerlemeyi, gelişmeyi hedefleyen bir enstrümandır. Devletin yükümlülükleri “Sadaka” kavramı üzerine inşa edilebilir ancak. Zekat üzerinde değil. Siz yaptığınız öneri ile, nasıl bir sonuç üretebileceğinizi projekte etmiş değilsiniz. Ihtimallere dayanıyorsunuz. Eğer şunlar şunlar olursa, o zaman herkesin malı kendisinde kalır diyorsunuz. Oysa Kur’an bunları çok net tanımlıyor. Hiç bir ihtimale yer bırakmadan. Bu manada Zekatı sınırlandırmak Lafzi değildir. Böyle yapmak, topluluğu sermayesiz bırakmak demektir. Kaldı ki bunun dayanağı da yoktur. Mü’mini olmayan devlet batacaksa o zaman devlete de gerek yok. Bu kadar basit olduğunu sanmıyorum. Başkalarını bilemem ama, ben kendi adıma sizin mü’mininiz olamam. Çünkü önerilerinizi lafzın verilerine uygun bulmuyorum. Mesela yargı devletin bir parçasıdır ama birey de devletin bir parçasıdır. Yargı üzerinde bir control mekanizması geliştirmeye kalktığınız zaman adalet kavramını unutmanız gerekir. Bu doğal bir sonuçtur. Sanırım kavramlar üzerinde daha çok çalışmak gerekiyor.

Sam Adian
14.11.2012
22:20

Sayın demirci

Aslına bakılırsa konuyu özetlediniz. Bizim en başından ifade ettiğimiz noktaya işaret ederek. Şöyle ki: Sizin algınız, mevcut uygulamalara benzersizlik düzeyine indirgenmiş bir yapılanma gerektiriyor. Çünkü güncel uygulamalara benzerlik sizde bir tepkiye neden oluyor ve bu da sizin farklı arayışlara yönelmenize neden oluyor.

Sadaka kalemlerini zaten devlete ödemeniz gerekir. Bunun dışında bir şekli mi var? O kalemlerden hayatını kim idare ettiriyor? Herkesin “Yaşama hakkı” garanti altına alınmış olduğuna gore, kimin finansmanını kesip suça yönlendirmiş oluruz? Bu konuuyu gündeme getirmemizin sebebi mülkiyet kavramına yüklediğiniz mana sebebiyle idi. Siz herşeyden once kişinin hakkını teslim etmiyorsunuz ki, sistemi buna gore inşa edebilesiniz. Herkesin toprağı varsa, herkesin asgari düzeyde gelir hakkı varsa, nasıl bir suça yönlendirme söz konusu olabilir. Kaldı ki, buna rağmen fakirlik varsa buda devletin sorumluluğundadır ve kimse bunu gözardı edemez.

Sadaka vergidir, modern anlamda anlaşıldığı şekliyle de vergidir. Modern uygulamaların yanlışları olabilir. Ancak Kur’an ın önerisi farklı bir şey değil. Siz Doğru alanlarda kullanırsınız sorun biter. Kimse modern uygulamalarla aynı şekilde kullanmanız gerektiğini söylemiyor. Bunu lafzi verilere göre düzenler ve verimli bir noktaya taşırsınız.

Modern uygulamalarda sermayenin tekelleşmesi, topluluğun yararına kullanılamıyor olmasının sorumlusu Kur’an değildir. Kur’an bunun nasıl yapılması gerektiğini söylüyor. Standart anlayışta sermaye nerededir? Veya madem tarih bizi değil size teyit ediyor, tarih içerisindeki sermaye birikimini niçin göremiyoruz? Tarım toplumundaki refah anlayışı ile, bilgi toplumundaki refah anlayışı herhalde kıyaslanamaz. Tarım toplumunda kişiler topraktan beslenirlerdi. Bu yüzden finansman enstrümanları çok değerli değildi. Ancak bugün durum böyle değildir. Kaldı ki kitabın önerisi, hem toprağın adil bir şekilde dağıtılarak verimli kullanılmasını sağlarken, öte yandan topluluğun ilerleyebilmesi ve refahın artaması için gerekli olan enstrümanları önümüze koyar. Yani bir yandan kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceğiniz asgari seçenekler sunarken, diğer taraftan her türlü gelişmenin önünü açabilecek güçlü sermaye yapısının nasıl oluşabileceğini bize söylüyor. Niçin bunu atlayalım. Ancak siz “yaşama hakkı”nı teslim etmediğiniz için problemleriniz çoğalıyor.

Önemli bir noktayı atlıyorsunuz. Zekat topluluğun sermayesidir, yatırım finansmanıdır. Bu çerçevede kredi vardır ancak krediyi batırmak yoktur. Batıkları nereden çıkarıyorsunuz. Kitabın böyle bir şeye izin verdiği yok. Bunun için de önerileri var. Bu konuyu daha önce tartışmıştık. Devletin işi bu değil mi? Yani denetlemek, sağlıklı bir işleyişi garanti etmek değil midir?

Faiz algınıza katılmadığımı daha once beyan etmiştim. Lafzın Riba kavramı ile, günümüz faiz enstrümanlarının aynı şey olmadığını tartışmış idik. Her ne kadar siz bunu Kabul etmeseniz de kitabın faizi yasaklamak gibi bir önerisi yok. Kaldı ki, kredilerden doğan paylaşımlar da sizin anlayışınız çerçevesinde risklidir. Bütünüyle faiz dışı Kabul etmek mümkün değildir. Kaldı ki faizin ortaya çıkış nedeni faydanın paylaşılması ile ilgilidir. Yanlış uygulanıyor olması bizim problemimiz değil.

Elbette kur’an daki önerileri kullanarak nasıl müreffeh bir toplum oluşturabiliriz onun peşinde olmalıyız. Başka neyi kullanacağız? Tarihin bizi teyit etmiyor olması kadar doğal bir şey olabilir mi? Topluluğu sermayesiz bırakan, girişimciliği ortadan kaldıran, üretimi desteklemeyen biz değiliz. Toprağı işgal edene terkeden de biz değiliz. Doğal kaynakları hakeza. Ama sizin açınızdan elbette haklısınız, çünkü siz tarihi tekrar ediyorsunuz. Belki farklı bir versiyonuyla. Ama lafzi verilere dayandığınızı söylemek oldukça zor.

Bizim başından beri itirazımız zaten Geleneksel paradigmadır. Bizim amacımız, lafzın da önerisi olan genetik innovasyondur. Yani doğal olana dönüştür. Ancak paradigmanın ortaya koyduğu çerçeve içerisinde kalarak herhangi bir innovasyonun mümkün olamayacağı da bir vakıadır. Çünkü paradigma tekrarı gerektirir. Yanlış anlamıyorsak siz de öyle yapıyorsunuz. Elbette bu sizin tercihinizdir buna karışamayız, ancak yanlışa yanlış diyebiliriz o kadar.

Sam Adian
15.11.2012
23:18

Sayın Demirci Geçmişte neler yapıldığını, uygulamaların nasıl sonuçlar veridğini bu uygulamaların dayanaklarını vs. hepimiz biliyoruz. Geçmişte “Yaşama Hakkı” sebebiyle doğuşta hakedilmiş olan şeyin vakıflar yoluyla kişilere aktarılma çabalarını görmezlikten gelemeyiz. Ancak bunun yeterli olmadığı ve zaten süreç içerisinde vakıfların doğal ömrünü tamamlayarak işlevlerinin kendilinden sona erdiği de bir vakıadır. Biz vakıflara karşı değiliz. Ancak vakıflar tali bir meseledir ve bir çözüm olarak değerlendirmek son derece zordur. Bugün vakıf üzerinde bir çözüm aranıyorsa, bunu devlet üzerinde düşünebilirsiniz. Çünkü devlet bu manada bir vakıf gibi hareket etmek durumundadır. Kaldı ki geçmişte zenginliklerin vakıflara şarj edilmesi bugün için bir çözüm teşkil etmez. Batı’yı suçlarken, batı’nın da vakıf deneylerini yaptığını biliyor olmalısınız. Başarısız olmalarının sebepleri arasında çok şey sayılabilir. Ancak sermaye egemenliğinin öne çıktığı bir ortamda vakıfların fonksiyon icra etmeleri son derece zordur. Bu ayrı bir konudur. Geçmişin uygulamalarını yeniden hayata geçirmeye çalışmak, geçmişin koşullarına geri dönmek demektir. Bu noktanın gözardı edilmemesi gerekir. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, hemen hemen bütün çıkarımlar, özellikle iktisadi çerçevedeki bütün çıkarımlar, Batı ve Siyonizm karşıtı bir söylemle haklılığı veya doğruluğu kanıtlanmaya çalışılıyor. Batının hata yapmış olduğu, insanların aç kalmasının sorumluluğunu taşıdığı vs. söylenebilir. Ancak bütün bunlardan bütünüyle Batı’nın veya siyonizmin sorumlu olduğunu söylemek de ayrıca tartışılır. Bütünüyle böyle Kabul etmek, gerçekçi olmaktan oldukça uzaktır. Kaldı ki, Batı’nın uygulamaları veya Siyonizm bir vakıadır. Bunları reddeden kimse de yok. Ancak bize ne bunlardan? Bunlar bizi etkilemiş olabilir ama bizim elimizdeki verileri nasıl kullanacağımızın belirleyicisi bunlar olabilir mi? Önce biz lafza bir bakalım, oradan alabileceklerimizi alalım ve sonra eğer bu sonuçlar başka uygulamalarla örtüşüyor mu örtüşmüyor mu ona bakarız. Başka uygulamaların bizim ulaştığımız sonuçlar ile benzer olmasının ne zararı var? Veya niçin biz böyle bir savunma dürtüsüyle hareket edelim? Önemli bir noktayı daha gözardı ettiğinizi düşünüyorum. Batı medeniyetinin zirvesinde değildir, aslında batı bütünüyle çökmüştür, ömrünü tamamlamıştır. Ancak geçmişte medeniyetlerin ortadan kaldırılması, bir başka gücün saldırması ve onu talan etmesiyle olurdu. Günümüz dünyasında ise bir medeniyetin çöktüğünü anlayabilmenin yolu bu değildir. Batı çökmüştür ama kimse bunun farkında değildir çünkü batının karşısına çıkarılabilecek bir başka medeniyet yoktur. Mevcut halinden daha iyi bir seçenek ortaya konabilmiş değildir. Ne yazık ki “Adil düzen” söylemiinin de bu manada etkili bir rol üstlenmeye aday olabileceğini söylemek oldukça zordur. Gerek lafzi veriler ile uyumsuzlukları ve gerekse günümüz dünyasının temel beklentileri ve yaşam alışkanlıklarına yönelik yeterli ve sağlıklı çözümler üretememesi, Batı karşısında tutarlı bir süreç olmaktan çok uzak görünmektedir. Duygusal reflekslerle değil, rasyonel verilere gore hareket etmek gerektiğini düşünüyoruz. Muharref yakıştırmanıza şaşırdım, çünkü paradigmanın içinde çözüm arayan biz değiliz.

Saygılar

Sam Adian
16.11.2012
00:21

Sayın Demirci İman kavramına getirmiş olduğunuz tanım son derece ilginç. Buna gore “Adil düzen” I çözüm görmemek, iman etmiş olmamak için bir neden sayılabiliyor. Bu da bir bakış açısı elbette, ne diyelim. Biz çözümlerimizi söylüyoruz zaten. Sizin Kabul etme zorunluluğunuz yok. Falancanın veya Filancanın önerileriyle uğraşmıyoruz. Kitaptan anladıklarımızın başkalarının uygulamaları ile benzer olması biizi hiç ilgilendirmiyor. Başkalarına benzemek gibi bir çabamız olmadığı gibi, farklı olma çabamız da yok. Söylediklerimize dikkat etmiyorsunuz, Faizin yasaklanmadığını söyleyen sadece biz değiliz. Kaldı ki, bir şeyin adının Faiz olması o şeyin işlevini geçersiz kılmaz. Bu manada verdiğiniz bir kredi sebebiyle kar payı adı altında bir fazlalık almanız da faizdir. Çünkü faiz algısı budur. Buna ne isim verirseniz verin sonuç değişmez. Bizim söylediğimiz, lafzın ortaya koyduğu bilgileri geleneksel algılarla te’vil etmenin kimseye bir yarar sağlamadığıdır. Bunun için zaten Lafza da ihtiyacınız yok. Kendi uygulamalarınızda istediğiniz gibi davranırsınız. Buna karışan yok. Ama lafzı te’vil etmek, hatta daha da ileri giderek belki de farkında olmadan tahrif etmek kimsenin yetkisi değildir. Mesela şunu söyleyebilirsiniz, “Evet içki haram değildir ama, bunda ciddi zararlar söz konusudur ve bu yüzden biz uzak dururuz” buna kimsenin itirazı olmaz. Ancak siz “Haramdır” dediğiniz zaman bu bütün insanları etkileme gayreti anlamına gelir. Bu sadece içki gibi bir mesele için değil, her konuda böyledir. Siz bilinmeyen bir şey mi ortaya koyuyorsunuz? Liberal alışkanlıklardan biraz, sosyalist uygulamalardan biraz capitalist uygulamalardan biraz almıyor musunuz. Sizin ne farkınız var? Yeni ne getiriyorsunuz? Biraz hegel, biraz Sartre, biraz platon vs…. Aslına bakılırsa bugüne kadar düşünülmesi gereken her şey düşünüldü. Kimilerinin felsefe bitti demesinin nedeni budur. Aklın sorabileceği her soru soruldu, cevap alındı veya alınmadı. Ama soruldu. Şimdi bir sistemi yeni bir sistemle değiştirmek neredeyse imkansızdır. Çünkü her sistemin son derece lafzi, son derece Doğru çok yanı vardır. Açıkçası bugün yapılamsı gereken, mevcut sistemlerin hatalarını, yanlışlarını ayıklayarak evrilmelerini sağlamaktan başka bir şey değildir. Kaldı ki biz Batı’yı veya bir başkasını bir alternative olarak görmedik. Kimse hatada ısrar etmiyor. Bizim söylediğimiz, başkalarının Doğru yaptığı şeyleri anlamsız gerekçelerle reddetmenin mantıklı olmadığıdır. Önemli olan elimizdeki doğrulardan da yararlanarak bir üst seviyeye çıkmaktır. Denenmiş uygulamaları reddetmeyiz. Bunun gereği yok.

Saygılar

Reşat Nuri Erol
16.11.2012
08:18

"Siz bilinmeyen bir şey mi ortaya koyuyorsunuz?

Liberal alışkanlıklardan biraz, sosyalist uygulamalardan biraz capitalist uygulamalardan biraz almıyor musunuz.

Sizin ne farkınız var? "

DİYE SORUYOR...

SAM ADİAN

*

CEVABI ÇOK BASİT...

BU MEŞHUR CEVABI HERKES ASLINDA BİLİYOR:

BİR KERE DAHA BİLELİM VE HATIRLAYALIM/HATIRLATALIM;

"... HATIRLAMA/HATIRLATMA 'MÜMİNLERE' FAYDA VERİR..." [KUR'AN]

EVET, SADECE "MÜ'MİNLERE" FAYDA VERİR; HERKESİN AMA HERKESİN DERİN DİKKATLERİNE...

*

GELELİM KONUMUZA:

- KOMÜNİZM/SOSYALİZMDE FAİZ VE TİCARET YASAK...

- KAPİTALİZMDE/LİBERALİZMDE FAİZ VE TİCARET SERBEST...

- İSLÂM'DA/"ADİL (EKONOMİK) DÜZEN"DE FAİZ HARAM, TİCARET SERBEST...

NOKTA

*

MÜ'MİNLER İÇİN...

MESELE BU KADAR AÇIKTIR...

ELBETTE ANLAYANLARA VE ANLAMAK İSTEYENLERE...

ONLARCA/YÜZLERCE YORUMA O KADAR DA GEREK YOKTUR...

BENCE...

HİÇ GEREK YOKTUR; ENERJİMİZİ "ADİL DÜZEN" İÇİN DEĞERLENDİRMELİYİZ...

DEĞERLENDİRMİYORSAK "İSRAF" EDİYORUZ DEMEKTİR VE

BİR HATIRLATMA DAHA;

ALLAH İSRAF EDENLERİ SEVMEZ...

*

HAK-BÂTIL MÜCADELESİ VAR VE DEVAM EDİYOR...

HER ŞEY ALLAH'IN KONTROLUNDA...

KOMÜNİZM/ SOSY. ÇÖKTÜ...

KAPİTALİZM ÇÖKÜYOR..

*

SİZCE...

- "ALTERNATİFE GEREK VAR MI?.."

"VAR" DİYORSANIZ...

BİZ...

"ADİL (EKONOMİK) DÜZEN"

DİYORUZ...

VE...

1967'DEN BERİ ÇALIŞIYORUZ...

SİZ...

VE BENZERLERİNİZ...

O ZAMANDAN BERİ NE YAPIYOR?.

- EFENDİM, "ADİL DÜZEN" ŞÖYLEYMİŞ BÖYLEYMİŞ VS...

*

TEK CÜMLELİK CEVABIMIZ:

"ADİL (EKONOMİK) DÜZEN'DEN

DAHA İYİSİ ORTAYA KONMADIKÇA,

ELEŞTİRİLERİN HİÇBİR DEĞERİ YOKTUR."

NOKTA

*

VE'S-SELAM

MEA'D-DUA.. DUA.. DUA...

REŞAD

Sam Adian
16.11.2012
15:56

Sayın Erol ve Demirci

Doğrusu bu yaklaşıma nasıl bir cevap verilir bilemiyorum. Çerçeveyi sabit tutarak kısaca yenilemek faydalı olabilir. C.D.: “ Bu nedenle siyasi cihat bugün için çok önemli. tahrif kirliliğine karşı ancak siyasi cihat ile bir netice elde edilebilir. gücünüz yetiyorsa siz de adil düzenin bir benzerini getirin. siyonizmin önerdiğinden başka bir alternatifiniz var mı ki çözüm değildir diyebiliyorsunuz” Cevap: Siz bilinmeyen bir şey mi ortaya koyuyorsunuz? Liberal alışkanlıklardan biraz, sosyalist uygulamalardan biraz capitalist uygulamalardan biraz almıyor musunuz. Sizin ne farkınız var? Yeni ne getiriyorsunuz? Biraz hegel, biraz Sartre, biraz platon vs…. Aslına bakılırsa bugüne kadar düşünülmesi gereken her şey düşünüldü. Kimilerinin felsefe bitti demesinin nedeni budur. Aklın sorabileceği her soru soruldu, cevap alındı veya alınmadı. Ama soruldu. Şimdi bir sistemi yeni bir sistemle değiştirmek neredeyse imkansızdır. Çünkü her sistemin son derece lafzi, son derece Doğru çok yanı vardır. Açıkçası bugün yapılamsı gereken, mevcut sistemlerin hatalarını, yanlışlarını ayıklayarak evrilmelerini sağlamaktan başka bir şey değildir. Konuyu bağlamından uzaklaştırmadığımız zaman kısaca ne söylendiği anlaşılıyor sanırım. Biz “Kabulleri” eleştirmiyoruz. Herkes dilediği şeyi Kabul eder ve uygulamaya çalışır. Bunda bir sınırlama yoktur. Bizim eleştirdiğimiz “istidlal”lerdir. Daha once de ifade etmiştim. Ancak zannediyorum hassas bir noktaya dokunmuş olduk. - KOMÜNİZM/SOSYALİZMDE FAİZ VE TİCARET YASAK... - KAPİTALİZMDE/LİBERALİZMDE FAİZ VE TİCARET SERBEST... - İSLÂM'DA/"ADİL (EKONOMİK) DÜZEN"DE FAİZ HARAM, TİCARET SERBEST... Genel olarak bu yaklaşım yeni bir şey değildir. Zaten söylenegelen, ve zaten tarihsel olarak da tartışılan bir şeydir. Bize gore şöyle düzeltmek gerekir: Ticaret, serbest piyasa ekonomisi ve kredileşme sebebiyle para üzerinde oluşacak fazla serbesttir, meşrudur. Riba haramdır. Bu konu mülkiyet kavramından çıkmıştı. Sizler toprakta “işgale dayalı mülkiyet” anlayışını benimsediğinizi söylüyorsunuz. Oysa toprakta ve doğal kaynaklarda mülkiyet olmadığını ve işgal edilemeyeceğini, herkesin bunlar üzerinde hak sahibi olduğunu ve mirasa konu olamayacağını söylemiştik. Ne var ki bu meseleyi tartışan olmadı. Halbuki, mülkiyet kavramını Doğru oturtmadıkça, iktisadi çıkarımlarınızda da isabet etme olasılığı oldukça zayıf görünüyor. Kaldı ki “Adiil düzen” söylemi, size aittir, sizing çıkarımlarınız veya kabullerinizdir. Burada “iman” I ilgilendiren, “mü’min” olmayı etkileyen nasıl bir unsure var ki, buna uymuyorsanız “mü’min olmayabilir”liği gibi bir sonuç çıkarabiliyorsunuz? Çok şaşırtıcı. Son olarak, kapitalizmin kötü olan tarafı faizden çok, piyasa enstrümanları üzerindeni baskısıdır. Faiz bunun yanında herhalde çok değersiz bir şey kalmaktadır. Asıl problem olan, sermayenin piyasa üzerindekii emperyalist baskılarıdır. Bunu faize bağlamak herhalde kolay olmasa gerek. Efendim saygılar

Sam Adian
17.11.2012
12:36

Tefecilik, veya Riba'nın sınırlarını Kur'an belirliyor. Daha önce tartıştığımızı hatırlıyorum, kelimenin yapısı gereği 3 katı olmalıdır, biz tedbiren en az 2 katı olmalı demiştik. (Dönemsel olarak)

Faiz ise, parasal işlemler üzerindeki fazladır. Günümüzde algılanan faiz, parasal işlemler üzerinde oluşan fazlanın bölüşülmesidir. Bu riba değildir. Adına faiz denmese bile standart uygulamalarda krediden doğan faydanın sermaye sahibi ile de bölüşülmesi doğaldır. Ancak enflasyonist değer aşınmaları da unutulmamalıdır. Geri ödeme zorluklarının ortaya çıkması halined bunun nasıl değerlendirileceği ve ne yapılacağı da yine lafzın açıkladığı bir durumdur.

Ancak faizi tümüyle reddettiğimiz zaman, sermayenin dolaşım şansını ortadan kaldırmış oluruz. Çünkü bu durumda bankacılık sisteminin entegrasyonu mümkün olmayacaktır. Hareket kaabiliyetini kaybeder.

Sam Adian
17.11.2012
13:26

Bakış açınızı anlamak için

diyelim ki siz bir işletmeye 100 birim kredi verdiniz. Kar ortağı oldunuz 5 yıllık bir süre için

Normal koşullarda verdiğiniz bu kredinin aylık yıllık ve toplam kazancının ne olacağını söyleyebilir misiniz?

(Anormal şartlar ayrıdır)

Sam Adian
17.11.2012
17:20

Ben kesin sonuçları değil yaklaşık olarak böyle bir kredileşmeden ne beklendiği, ne elde edileceği ile ilgili matematiksel bir hesap sordum.

Bir kredi verdiğiniz zaman bunun karşılığı vardır bu karşılık nedir, kardan ne kadar pay alır örnekleyin lütfen

Sam Adian
17.11.2012
20:48

Yani ortalama % 33 gibi bir karlılık hedeflersiniz. Yanlış anlamıyorsam

Burada 100 birimlik ticari bir kredi aldığınız zaman 5 yıl sonunda toplam ödemeniz gereken tutar 134 birim ile 165 birim arasında değişkenlik gösterir. Yaptığınız işin risk durumuna göredir. Tabi karlılık oranlarınız ve bilanço durumunuz da bu miktarın belirlenmesinde önemli rol oynar. Enflasyon durumu da elbette bu hesaplamada önemli bir faktördür. Ancak enflasyonist ortamdaki fiyat değişkenliği büyük ölçüde farkı izole eder. Zarar söz konusu mudur? Elbette söz konusudur, krediyi alan zarar ettiğinde kredi verenin alacağı bir şey yoktur.

Belirtmiş olduğunuz rakamların aylık bazda olduğunu düşünüyorum. Ancak biz yine de yıllık olarak hesaplayalım kabaca. Buna göre 100 birim krediniz 5 yıl sonunda en az 250 birim olarak geri dönmüş olacaktır. Risk sözkonusuysa beklentileriniz de artacaktır.

Standart uygulamalarda şu eleştirilebilir: Zarar durumunda ne yapılmalı? Mevcut uygulamaların "adil" olmadığı tartışılabilir. işletmenin kapısına kilit vurmak veya işletmenin işletme gücünü bütünüyle elinden alıp talan etmek elbette mantıklı değildir. Ama bu durumda kredi veren de zarar edecektir. Kur'an buna da çözüm öneriyor. Zarara izin verilmez. Gerekirse destek fonları devreye sokulmalı ve işletmenin zarar etmesi önlenmeli veya zarardan çıkarılmalıdır. Zarar olması halinde kredi üzerinde nasıl bir baskı oluşacağı, borçlanma ile ilgili hükümlerde zaten bellidir.

Şimdi bankacılık sistemini suçlayalım. Diyelim ki mevduatın bankada toplanması için çeşitli numaralar yapılır. enflasyon oluşturuluur. vs. Buna karşılık sizin önerdiğiniz "kredi kuruluşları" ne yapar? onlar ihtiyaç olursa yatırımcı arar bulur. Arada komisyonunu alır. Peki bu uygulamanın mevcut yatırım fonlaması uygulamasından ne farkı var? Eğer sizin bir projeniz varsa yatırımcı ararsınız. Yatırımcılar bu projeye sermaye sağlarlar ve bunun karşılığında da şirkete ortak olurlar. Onlara ödeyeceğiniz payın ne olduğu belli değildir. Yıl sonunda ne kar ettiyseniz, yatırım miktarına göre paylaştırırsınız. Bu uygulamada banka da yok.

Ama öte yandan bir yatırım yapılmış ve bu yatırımın geliştirilmesi için krediye ihtiyacınız varsa bunu nereden alacaksınız? iki yolunuz var, ya yatırımcılarınıza başvurur onların sermaye katkısı yapmalarını istersiniz ya da bir bankaya gider projenizi kredilendirirsiniz. Sermaye desteğini bankanın vermesi neyi değiştiriyor?

Kapitalizmi savunuyor değilim. Ancak sermaye havuz yoksa, global sermaye karşısında nasıl direnebileceğinizi de merak etmemek mümkün değil. Çünkü yatırım bir planlama işidir, projeksiyon işidir. Düzenli ve istikrarlı yapmalısınız ki gelişebilesiniz. Bireysel girişimlerle bunun sağlanabileceği tartışılır.

Sam Adian
17.11.2012
22:15

Sayın Demirci Söylediklerinizin mevcut uygulamalardan önemli bir farkı yok. Sadece isimleri farklı o kadar. İki nokta önemlidir. Birincisi mülkiyet ve yaşama hakkının dayanağı, ikincisi ise, para üzerindeki fazla. Basit bir hesap yaptık, sizin sağladığınız kredinin maliyeti, faizin maliyetinden çok çok yüksektir. Kıyas dahi mümkün değildir. Krediyi devlet verir - Devlet parayı nereden buluyor? Vergilerin nereye harcanacağı bellidir. Devletin kişilerin mal varlıkları üzerinde hakkı da yoktur. Ancak vergi talep eder. Kişilerin sermayelerini ne yapacaklarını devlet söyleyemez. Bu durumda devletin krediyi vermesi ve buna bağlı olarak kredinin sonsuz olması da düşünülemez. Para sonsuz değildir ki kredi sonsuz olsun. Devlet ancak organizasyonu yapar ve denetimi sağlar. Kurallarınızı nasıl koyarsanız işleyiş de ona göredir. Faiz giderlerinin işletme açısından gider kalemi olması basit bir kural düzenlemesi ile çözülebilecek bir şeydir. Bunu yanlış buluyorsanız düzeltirsiniz. Mesele biter. Kaldı ki bunlar detaylardır. Öncelikle “işlev” olarak neyi iade ettiğini ortaya koymak gerek. Enflasyon da bunun gibidir. Sanaldır. Bizim hedefimiz nedir? Daha müreffeh bir toplum ortaya çıkmasını sağlamaktır. Refah demek gelir seviyesinin yükselmesi demektir. Herşey birbirine bağlı, gelir yükseliyorsa tüketim artıyordur, tüketim artıyorsa üretim artıyordur, Tüketimi artırmak için üretimi artırmalısınız, üretimi artırmak için çalışanlara daha yüksek ücret vermelisiniz, çalışanlara daha yüksek ücret veriyorsanız maliyetleriniz artıyor demektir. Dolayısıyla fiyatlar artacaktır vs. Enflasyon olmasa bile basitçe durum budur. Burada asıl tartışılması gereken şey, bireyin yaşama hakkının dayanağı ve mülkiyet kavramlarıdır. Siz yaşama hakkını sağlık hizmetini de sigorta kapsamı olarak değerlendirdiniz. Bunun anlamı birey bir şekilde bunun bedelini ödüyor demektir. Doğal kaynaklar ne oldu? Hadi diyelim sağlık hizmetini bir şekilde sigorta ettiniz ve ücretsiz yaptınız, kişilerin beslenme zaruretini nasıl karşılayacaksnız? Geçmişte bu aşevleri vs. ile yapılmaya çalışıldı. Ancak insanlar bu şekilde aşağılanmıştır. Geliri paylaşmak gerekir. Herkes kendi beslenme kaynaklarını seçme hakkına sahiptir. Saygılar

Sam Adian
17.11.2012
22:37

Faiz de ticaret gibidir dediler. Oysaki Allah ticareti helal faizi haram kıldı.

Yerine RIBA kelimesini kullanmalısınız. Riba'yı tartışma konusu yaptığımızı hatırlamıyorum.

Para sadece bir değer ifadesidir başka bir şey değil. Geçmişte çeşitli metallerle yapılırdı, sonra kağıt ile yapıldı şimdi ise daha çok digitaldir.

Sam Adian
17.11.2012
22:46

Sayın Demirci

Birincisi Toprak kimseye ait değildir, Devlet sadece işletmeyi üstelebilir ve bunun karşılığında da topluluğa yaşama garantisi sağlar. Ikıncisi toprak mülkiyeti yoktur, dolayısıyla her bireyin toprakta doğal hakkı vardır ve doğduğunda bu hakkı kendisine teslim etmelisiniz. Devlet buna karışamaz.

Devletin para basması mümkün değildir. Devlet sadece bireyin üretitği değeri tescil eder hepsi bu. Kredi için kaynak olmalıdır, kaynak yoksa kredi de yoktur.

Sam Adian
17.11.2012
23:05

Elbette enerji maliyetlerinin artması, yetersiz kaynakların verimsiz kullanılması ve bu sebeple fiyatlar üzerinde baskı oluşması ve tabii bu kaynaklara bağlı olarak yapılan üretimlere etki etmesi ve fiyatların yükselmesine neden olması da enflasyon sebebiyledir muhakkak. Fiyatlar ınasıl sabit tutacaksınız? Mesela enerjiyi nereden sağlayacaksınız? Yeterli kaynaklarınız var mı?

Kriz algısı ve beklentisi, enflasyon canavarı vs. bir çeşit "canavar" masalı gibi. Evet bunlar vardır, ama bunları yapan yine insanlardır başkası değil, tıpkı bir oyun gibi. Tabii siyonizm ve kapitalizm söylemlerini geçiyorum. Bu ayrı bir canavarlaştırma politikasına benziyor. Herkesin dilinde bunlar var. Ne işe yaradığını anlamak zor.

Acılı mı daha az acılı mı? Politik söylemler bize göre değil. Populizm daha büyük canavardır.

Sam Adian
17.11.2012
23:09

Sayın Demirci

Acaba bilinçaltınızı okumak yerine, yazdıklarımı okusanız nasıl olur?

Siz enflasyon sebebiyle her gün fiyat artışından söz ettiniz. Bu oldukça abartılı bir yaklaşım ama olsun. Buna karşılık fiyat artışının sadece bu sebeple olmayacağını söyledim. Eşyanın tabiatı gereği.

Siz bunu enflasyon tarifi olarak aldınız. Elbette matematik.

Sam Adian
17.11.2012
23:59

Hayır konumuz "Mülkiiyet" ve "Zekat" idi, yaşama hakkı ve sermaye meselesi

Sam Adian
18.11.2012
00:41

Zekatın olmadığı yerde Riba vardır. Meşru kaynaklar yoksa tefeciler devreye girer. Çünkü finansman bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkar ve bir şekilde karşılanması gerekir.

Devlet tasviriniz içerisinde bir husus dikkatimi çekti. Toprak mülkiyeti yoksa. doğal kaynaklar sadece işletmek içinse, devletin bunlar üzerindeki tasarruf hakkı nerededir? Devlet sadece emaneti sahibine teslim etmekle yükümlü değil midir? Bu açıdan da mülkiyet hakkı sorgulanmalıdır.





Çok Okunan Makaleler
Mete Firidin
Hz. Musa Ne Zaman Yaşadı?
12.5.2011 78147 Okunma
11 Yorum 07.04.2020 15:05
Mete Firidin
Hz. Nuh, İbrahim, Yusuf ve Musa Kronolojisi
5.4.2015 59325 Okunma
10 Yorum 12.01.2020 16:47
Mete Firidin
Hurufu Mukatta
9.4.2011 58281 Okunma
7 Yorum 25.03.2020 18:55
Mete Firidin
Hz. İbrahim Ne Zaman Yaşadı?
28.2.2011 56243 Okunma
4 Yorum 25.03.2020 18:59
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 50941 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Mete Firidin
Salat Kelimesinin Kökeni
26.2.2012 47358 Okunma
10 Yorum 03.06.2020 00:23
Mete Firidin
Kudret Helvası Menne
13.11.2013 46884 Okunma
4 Yorum 15.11.2013 03:46
Mete Firidin
Petra Yalanı
28.4.2015 46529 Okunma
9 Yorum 02.05.2015 13:07
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu; 15 Temmuz’a doğru: travmadan kurtulmak…
7.7.2017 45655 Okunma
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 40002 Okunma
18 Yorum 10.01.2020 12:34
Mete Firidin
Estetik Ameliyat ve Nisa Suresi 119. Ayet
3.10.2014 39139 Okunma
1 Yorum 03.10.2014 20:39
Mete Firidin
Bekke Ve Mekke
27.1.2011 35521 Okunma
9 Yorum 25.03.2020 19:30
Hikmet Güveloğlu
HİÇ
2.1.2017 30070 Okunma
2 Yorum 03.01.2017 11:37
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 28962 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 27641 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hikmet Güveloğlu
Musaddık'ın Kerameti, Zarrab'ın Laneti
30.11.2017 27463 Okunma
1 Yorum 30.11.2017 19:32
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 26590 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 26499 Okunma
20 Yorum 15.05.2020 20:10
Reşat Nuri Erol
Süleyman Karagülle - Altın Ekonomisine Geçiş
2.11.2013 26487 Okunma
2 Yorum 30.01.2016 22:15
Mete Firidin
Hz. Lut’un Kızları
7.6.2011 26201 Okunma
4 Yorum 01.02.2020 21:22
Hikmet Güveloğlu
KAYIN BABA, DAMAT, İPSİZ VE SAPSIZLAR
18.12.2016 25282 Okunma
1 Yorum 20.12.2016 00:47
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 25016 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Mete Firidin
Lâ mevcûde illâ Hû???
18.12.2010 23989 Okunma
1 Yorum 25.12.2010 15:11
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 21750 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 21679 Okunma
27 Yorum 15.04.2020 09:47
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 21615 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 21019 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 20546 Okunma
28 Yorum 12.01.2020 17:30
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 19909 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
Görevimiz
22.2.2014 19635 Okunma
12 Yorum 05.02.2016 21:44
Süleyman Karagülle
KABİR AZABI
25.2.2014 19109 Okunma
8 Yorum 05.03.2014 21:24
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 18555 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Mete Firidin
İçki Haram mı?
25.5.2015 18487 Okunma
13 Yorum 12.01.2020 17:25
Mete Firidin
İbni Arabi ve Araf 175-176. Ayetler
16.11.2011 18472 Okunma
9 Yorum 19.11.2011 17:29
Hikmet Güveloğlu
ASKERLİK VATAN BORCU
25.1.2017 18129 Okunma
Mete Firidin
Kabe Kavseyni Ev Edna
15.6.2012 17631 Okunma
1 Yorum 22.05.2018 01:32
Mete Firidin
Hz. Yunus ve Ambergris
12.12.2012 17245 Okunma
2 Yorum 13.12.2012 13:23
Hikmet Güveloğlu
ÖNCE ANLAŞ, SONRA YOK ET (Vladivostok)
4.4.2017 16637 Okunma
Hikmet Güveloğlu
İNCİR'LİK KUŞU
8.1.2017 16570 Okunma
2 Yorum 12.01.2017 08:07
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 16521 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Hikmet Güveloğlu
ORGANİZASYON
27.12.2016 16136 Okunma
3 Yorum 29.12.2016 00:42
Mete Firidin
Allah Celle Celalühü Ne Demektir?
30.11.2014 16037 Okunma
1 Yorum 01.12.2014 08:16
Mete Firidin
Kuran’da Namaz Vakitleri
28.12.2014 15927 Okunma
Hikmet Güveloğlu
KATİL'İN DE, KATİL'İ
12.12.2016 15783 Okunma
Mete Firidin
İmhotep Hz.Yusuf mu?
27.10.2011 15636 Okunma
3 Yorum 05.11.2019 07:59
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 15209 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Hikmet Güveloğlu
RUH
23.12.2016 15152 Okunma
Hikmet Güveloğlu
OMUZDAN KESİLMİŞ KOLUMUZ BİZİM
11.4.2017 14482 Okunma
Hikmet Güveloğlu
KILIÇ BOYNUMUZA İNMEDEN
16.12.2016 14368 Okunma
4 Yorum 18.12.2016 12:51
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 14200 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42