Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Mete Firidin
Salat Kelimesinin Kökeni
26.2.2012
38330 Okunma, 4 Yorum

 

   Bizim namaz olarak bildiğimiz fakat Kur’an’ da “es(el) salat” olarak geçen kelimenin kökenleri üzerine birçok tartışmalar yapılmış fakat bir sonuca varılamamıştır. Hatta bu nedenle bu gün orijinal hali ile kıldığımız namazın Kur’andaki namaz olmadığını iddia edenler çıkmıştır. Sebebi ise salat kelimesinin karşılığını namazın oluşturmadığı iddiasıdır. Namazın yerine “insanlar arası bir iletişim ağı oluşturma” anlamına geldiğini öne sürmüşlerdir. Bu düşüncenin yetersiz bilgi edinmekten kaynaklandığını düşünüyorum.

   Bizim namaz dediğimiz sistematik hareket ve dualar aslında Kur’an’da el salat veya salatu iqame olarak geçmekte ve ayrıntıları ile tanımlanmaktadır. Namaz kelimesinin Farsça’ daki anlamı “ateşin karşısında saygı ile eğilmektir”. Bu kelime Türkçe de Salat için kullanılır olmuştur.

   Bilindiği gibi Akkadça dili Arapça, İbranice, Aramca ve hatta Sanskritçe (Hindu) dilinin atasıdır. Bu dillere ait birçok kelimenin kökenini Akkadça kaynaklarda bulabiliriz. Söylenişleri günümüze gelene kadar az çok değişikliklere uğramıştır.

   Akkadça ‘da birbirine benzer ve aralarında çok az ses farkı olmasına karşı çok farklı anlamlar ifade eden kelimeler vardır. Akkadça sözlük çalışmalarında kelimeler, ait oldukları gruplara göre ön bilgilendirilmiştir. Mesela bir kelime çevrilmeden önce hangi konu ile ilgili olduğu mutlaka belirtilir. Aşağıda bu benzer kelimelere örnek verilmiştir.

   Hayvancılık kelimesi Salitu : Balık ağı veya hayvan yakalama ağıdır. Bu kelimenin Sümerce si ise Sa la dır.

Askeri kelime Sülati :Savaşmak anlamına gelir.

Devletçilik kelimesi Salatu: Üzerinde otorite sahibi olmak anlamına gelir.

Dini kelime Selütu: Adamak, ateşli taraftar, bağlılar, dindar, sofu, fanatik, hayran anlamına gelmektedir.

Dini kelime Seluutu: Özveri, fedakarlık, bağlılık, düşkünlük, sadakat, tanıtım, terfi, yükselme, yükseltme, tanıtma, artırma anlamlarına gelmektedir.

Akkadça’da Salat kelimesini içeren başka dini bir kelime yoktur.

Bu da bize Arapça’daki dini salat kelimesinin kökeninin ne olduğunu apaçık göstermektedir. Yani Arapça’daki salat kelimesinin kökeni: Adamak, ateşli taraftar, bağlılar, dindar, sofu, fanatik, hayran, özveri, fedakarlık, bağlılık, düşkünlük, sadakat, tanıtım, terfi, yükselme, yükseltme, tanıtma, artırma anlamlarına gelmektedir.

Bu anlamlandırma ilk bakışta tuhafınıza gidebilir. Bir ibadet ile taraftarlık veya hayranlığın ve hatta holiganlığın ne ilgisi olabilir diye düşünebilirsiniz.

   Salat kavramını anlayabilmek için antik çağlardaki inanışları ve putperestlikleri anımsamamız gereklidir. Çünkü günümüzde insanlar nasıl takım tutuyorlarsa ve takımlarını yüceltmek için nasıl tezahürat yapıyorlarsa, O zamanki insanlar da birçok tanrıya tapınıyorlardı ve bu amaçla tanrılarını yüceltmek,  bağlılıklarını göstermek için birtakım tezahürat ve hareketlerde bulunuyorlardı. Bunun için bir takım söz ve hareketler yapıyorlardı. İşte bu amaçları belirtmek için salat kelimesini kullanılıyordu.

Enfal suresi 35. Ayet: Vemâ kâne salâtuhum ‘inde-lbeyti illâ mukâen vetasdiye(ten) feżûkû-l’ażâbe bimâ kuntum tekfurûn.

Onların Ka'be'nin yanındaki namazları ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. "İnkar etmenize karşılık azabı tadın bakalım!."

Oysa Kur’an da salat kelimesi el takısı ile belirtilmiş ve tanımlanmıştır. Özel isim halinde anlatılmıştır. Yani salat kavramı bizim anladığımız anlamda “namaz” halinde tanımlanmıştır.. Böylece Kur’an bize bir kez daha musaddık olduğunu göstermiştir (Musa’nın, İsa’nın ve diğer peygamberlerin kıldığı salatın orijinal halini tekrar anlatmıştır). Bunun pratik uygulaması peygamber tarafından gösterilmiş ve bize de miras kalmıştır.

Salat yani namaz Akkadlardan da önce hatta Adem zamanından itibaren vardır. Standart bildiğimiz namazdır. Nuh zamanından ilk şirk ve putperestlik oluşmaya başladığında birçok kafir tanrılarına salat etmek için, namazın bir veya birkaç ritüelini kullanmışlardır. Mesela Eski Yunanda putperestler, putlarının karşısına geçip ellerini namazdaki tekbir gibi havaya kaldırıp tapınırlardı. Günümüzde ise Hıristiyanlar haç karşısında diz çöküp dua etmektedirler. Yahudiler ise sinagoglarda kıyamda yani ayakta durmakta ve dua okumaktadırlar. Budistler ise bazen ayakta bazen secdede dua etmektedir. Her biri orijinal namazdan kırıntılar içermektedir. Samiriler ise 2500 yıldır bizim namaza benzeyen beş vakit namaz kılmaktadırlar. Samirilerin kendine has ve bu günkü Tevrat'tan daha doğru bilgiler içeren Tevrat'ları vardır. Yani namazı müslümanlar icat etmiş değildir.

Kısacası el salat yani namaz sıradan bir salat değildir. Kur’an’ın tanımladığı salat tır. Allahı yüceltmek, ona hamd etmek, tenzih etmek… için yine Allah tarafından öğretilmiş özel bir salat şeklidir. Kuran’da da ayrıntılı şekilde mevcuttur.

Mesela

Zumer suresi 9.ayet:

Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl elbâb(elbâbi).

(Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek ve ayakta durarak ibadet eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini uman gibi midir? De ki: 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.')

 Ruküda subhane rabbiel azim deriz. Sebebi “rabbinin azim ismini tesbih et” içerikli ayetlerdir.

Secde de subhane rabbiel ala deriz. Sebebi “rabbinin ala ismini tesbih et” içerikli ayetlerdir.

Ya da namazda oturduğumuzda “Rabbena” duasını okuruz. Sebebi “onlar yarabbi bizi cehennem ateşinden koru derler” içerikli ayetlerdir.

Salatın belirgin düzenli ve ayrıntılı (standart) bir şeklidir namaz. Fakat salat hep aynı şekilde uygulanmaz. Mesela secdeye gidemeyen oturarak namaz kılar. Hiç hareket edemeyen yattığı yerden gözleri ile namaz kılar. Secde yapamasa da veya rüku yapamasa da veya kıyam yapamasa da salatını yapar. Yani salat standart namazı da içeren daha geniş bir ibadettir. Kuranda, kıyam, rüku ve secde ile birlikte bir bütünün parçaları olarak anlatılmıştır. Kıyam, rüku, secde yapamayanların da salatları makbul dur.  Yani Kuran’daki bu ayrı anılma bir rahmettir.

Peki bu kur’an’ ayetlerini kendi kendimize bize namazı öğreten bir Resulullah olmadan organize edip uygulamamız mümkün mü ? Hayır.

Sünneti kabul etmeyenler çözemeyecekleri bir zorluğun içine girerler. Çünkü O peygamber insanlar için bir rahmettir. Rahmeti reddetmek kimin haddine!

Bu olay hocasız doktor olmaya benzer her şeyi kitaptan öğrenmek mümkün değildir. Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder. İnsanlar birbirine muhtaç yaratılmıştır. Kutsal kitapları anlayıp uygulamada da Peygamberlerin rehberliğine ihtiyaç vardır.

Kuran’a iman ettiğini söyleyen bir takım kişiler buna hemen itiraz edeceklerdir. Oysa Kur’an kelimesinin anlamı okumaktır. Kuran dediğimizde okumayı mı anlıyorlar? Hayır! Kuranı kerimi anlıyorlar. Öyle ise Kur’an’daki El Salat’dan da namazı anlamak zorundalar. Anlayamıyorlar ise bunu kabul edip, anlayanlara sorsunlar.

Kur’an kelimesinin bu günkü Kur’anı ifade etmesi, bize toplumsal bir miras olarak kalmıştır. Yani kelimelerin anlamları toplumsal sünnetlerdir. Sünnetler de toplumsal miraslardır.

Kafir kelimesinin anlamı bilerek bir gerçeğin üzerini kapatmaktır. Doğru olduğunu bildiği halde işine gelmeyeni inkar etmektir.

Çağımızda imanın, duyguların hala göğüsteki kalp de bulunduğunu iddia eden, bunu dahi anlayamayan insanların üstelik hiçbir Arapça gramer bilgisi olmadan namaz hakkında bir takım iddialarda bulunması ibret alınacak bir tavırdır.

Bunların ne ilimden nede bilimden nasipleri vardır.

İsra 82. Ayet:

Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ(hasâran).

Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır.

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Sam Adian
26.02.2012
20:09

Sayın Fridin

Yazınızın muhatabı oluğumuz anlaşılıyor. Doğrusu Hayret ve Şaşkınlık içinde okuduk. Konuyu getirip geleneklere bağlamanız ve bu yolla bizi “küfür” ile itham etmeniz son derece üzücüdür. Biz henüz, bu yaptığınız şeyin Kur’an daki karşılığını söylemedik. Ancak meseleye böyle bakıyor olmanız, bizim söyleyeceklerimizi de anlayabileceğiniz noktasında endişeler oluşturuyor.

Ne anlattığımızı anlamadığınız ortada. Namazınıza saldırdığımızı düşünüyorsunuz. Mesnetsiz konuşuyorsunuz. 1. SLT kelimesinin etimolojik anlamını ortaya koyarken, bu kelimenin mevcut NAMAZ kavramıyla uyuşmadığını anlatmayı amaçlamıştık. Kaldı ki, kelimenin etimolojik manasına dayanarak bir sonuç ortaya koymadık. Ortaya koyduğumuz sonuçlar AYETLER’e dayalı sonuçlardır. Kelimenin etimolojik manası sadece bir araçtır. Kaldı ki, Akkadca kelimenin karşılıklarını ortaya koyarken bunun sizin NAMAZINIZI karşılayan anlamı hangisidir anlayamadık. 2. Enfal 35. Ayetini örnek vererek bizi yargılamaya çalışıyorsunuz. Ancak meseleyi anlamadığınız açık. Bizim de anlatmaya çalıştığımız şey zaten bu. Bizi neyle suçluyorsunuz? 3. Kelimenin “marife” oluşuna sığınılamayacağını da anlattık. Çünkü geçmişin SLT’ı da sizin namazınıza uymuyor. Kaldı ki, sizin namazınız Resullah’tan sonra dizayn edildi. Şu halde kelimenin “marife” oluşunu nereye bağlıyorsunuz? Nasıl açıklıyorsunuz? Bilinmeyen bir şey nasıl marife olabilir? “SLT ve MESCID” başlıklı yazımıza bakınız. Bu bahane sizi kurtarmaz. 4. Tapınmayı SLT’a zannediyorsunuz. Hata yapıyorsunuz. Hıristiyanların Haç çıkarıp dua etmeleri onların namazı değildir, ona istavroz çıkarmak derler. Hıristiyanların Namazı, Ayakta okuyarak yaptıkları şeydir. Karıştırmayınız. Bir iddiada bulunmadan önce araştırmalısınız. Budistler secdede dua etmezler. Budistlerin namazı da ayaktadır sesli ve toplu okuyarak yaparlar. Secde ayrı bir ritüeldir. Saygı ifade eder. Yahudiler de Ayakta sesli okuyarak SLT ederler. “Bizim namazımız budur, kıyam olmasa da olur rükü olmasa da olur, secde olmasa da olur, oturarak da olur, ayakta da olur” diyorsunuz. Peki itirazınız nedir? Bu haliyle siz bir şey ortaya koymuyorsunuz. Sizin istediğiniz TAPINMA ritüeli oluşturmaktır. Çünkü böyle kendinizi rahat hissediyorsunuz. Bunun doğru olup olmadığına bakmak aklınıza gelmiyor. Kaldı ki biz sizin namazınızın NAMAZ olmadığını söylemedik, bunun SLT olmadığını söyledik. Arada büyük fark vardır. Ayetler sizin için ne anlam ifade ediyor? Siz ya Kur’an okumuyorsunuz ya da okuduklarınızı ciddiye almıyorsunuz. Onlarca Ayet ortada iken nasıl hala “bizim namazımız” diyebiliyorsunuz? 6. Cehaletimizi bağışlayın lütfen, Zumer 9. ayetin SLT ile olan ilgisini anlatır mısınız lütfen? Elbette sadece akıl sahipleri öğüt alır. Biz bu ayetin SLT ile olan ilgisini anlayamıyoruz. 7. “Peki bu kur’an’ ayetlerini kendi kendimize bize namazı öğreten bir Resulullah olmadan organize edip uygulamamız mümkün mü ? Hayır.” Siz soruyu soruyor ve kendi cevabınızı veriyorsunuz. O halde bizim de böyle yapmamıza itirazınız olamaz. Bizim farkımız sorunun cevabını Kur’an da arıyor olmamızdır. Bu sizi niçin rahatsız ediyor? 8. Kutsal kitapları anlayıp uygulamada da Peygamberlerin rehberliğine ihtiyaç vardır. Diyorsunuz. ifadenizi “hayret ve şaşkınlık” içerisinde okuyorum. Lütfen bize gösterir misiniz, “Resulullah’ı nerede reddettik?” Bizim reddettiğimiz Resulullah değil, atalarınızın gelenekleridir. Bunun aksine bir ifademizi bize gösterebilir misiniz lütfen? Allah eksik bildirmiş de siz mi tamamlıyorsunuz? Resululah'ı tanrılaştırmak kimsenin haddi değil. 10. Kur’an kelimesinin anlamı okumak ise, niçin okumuyor da atalarınızın geleneklerine iman ediyorsunuz? Size atalarınızı geleneklerine iman etmek emredilmiyor, size okumak ve anlamak emrediliyor. 11. Siz kelimelerin anlamını toplumsal sünnetler olarak kabul ediyorsunuz. Elbette böyle yapabilirsiniz. Bu sizin hakkınızdır, tercihinizdir. Böyle yapmanızın bizi ilgilendiren bir tarafı yoktur. Bu konuda da ayetler koyduk önünüze buyurun: “Ve kezâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min nezîrin illâ kâle mutrefûhâ innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muktedûn” (Zuhruf 23) “Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’kılûne şey’en ve lâ yehtedûn” (Bakara 170) Herhangi bir GRAMER hatası yapmamak için orijinal haliyle vermek daha isabetli olacaktır. Lütfen aynaya bakınız. Biz “burada bir yanlışlık var” derken, özenle SLT kelimesini kullandık. Namaz demekten kaçındır. Bunun bir sebebi vardı. O da şudur: Namaz Mecusilerin yaptığı şeydir ve oradan kopyalanmıştır. Eylemsel olarak da öyledir. Oysa SLT çok başkadır. Bizim SLT kavramından anladığımız şeyin ne olduğunu da aktardık. Ayetleri mümkün olduğunca yorumlamadan. Problem nerede? 12. “Kafir kelimesinin anlamı bilerek bir gerçeğin üzerini kapatmaktır. Doğru olduğunu bildiği halde işine gelmeyeni inkar etmektir. “ diyorsunuz. Kelimenin anlamını biliyoruz, bizi “küfür” ile mi suçluyorsunuz? Hangi gerekçeyle? Elbette bu ifadenizi gülümseyerek okuyorum. 13. Siz “Benim gibi anlamıyorsan, … sin” diyorsunuz. Bu büyük bir hatadır.Yanlıştır. Dikkat ederseniz, SDR ile ilgili olarak yorum yapmaktan kaçındık, yorumlarımızda sadece bu kelime ile bedendeki iletişim merkezinin Kalp olabileceğini söyledik. Çünkü ayetler buna işaret ediyor. Bu konunun şimdiki konumuz olmadığını, gerekirse üzeride tartışılabileceğini de açıkça ifade ettik. Ancak siz, konuyu getirip, “duyguların göğüste olduğu”nu söylemişiz gibi yorum yapıyorsunuz. Yazılarımızı ve eleştirilere verdiğimiz cevapları yeniden okumanız yararlı olabilir. Bu şekilde kimse bir sonuç alamaz.

"lekum dinikum velyedin"

Vesselam

Mete Firidin
27.02.2012
09:17

Hıristiyanlıkta namaz vardır; ve bugün halen kılınır. Süryani Kadim Kilisesine bağlı olanlar namaz ve oruç ibadetlerini tatbik ederler. Süryani namazı şöyle kılınır; Namaz kılan sağ elinin parmağını alnına, sonra göğsüne, göğsündende sol sol ve sağ omuzuna götürerek; ''Ata ,oğul ve aziz ruh bir Allah adıyla amin'' diyerek haç çıkarır. Sonra fikrini toplayarak secde ederken; "Kuddüs,kuddüs,kuddüs! Kuvvetli Rab ki, gök ve yerler onun celaline doludur.Rabbin adı ile geşmiş ve gelen mübarek olsun, en yücelere hamd" diye söyler ve bunu müteakip Tekadis Namazı ve Rabbani duayı okuyarak farz namazına son verir. Tekadis Namazı: "Ey Tanrı Kuddüs,Ey Kudretli Kuddüs,ey bizim için haçça çekilen ölmeyen Kuddüs,bize merhamet eyle." Bunu üç defa tekrar ederek her defasında secde edip haç alameti yapar. Rabbani duası okunur, bir secde daha kıldıktan sonra namaz tamamlanır. Bu namaz umumi ve zaruridir. Bütün Kadim Kilisesine bağlı olanlar için nerede olurlarsa olsunlar (evde, kilisede, vapur veya trende bile) bu farzın yerine getirilmesi zorunludur. Namaz Vakitleri: Hz.İsa'nın adaletli ahkamı için günde yedi kere sana hamd ederim, sözüne göre kilisede mahdut olan namaz vakitleri yedidir. İfa edimek üzere üçü birleştirilerek akşamleyin, dördüde sabahleyin tertip edilmiştir. Biblikos denilen Kutsal sayılan Kitaplarda geçen bazı ifadeler: Yaratılış 17:3: Ve İbrahim (as) yüzüstü yere kapandı… Çıkış 34:8: Ve Musa (as) acele ile rükua gitti ve ibadet etti. Sayılar 16:20-22: …Ve Musa ve Harun yüzleri üzerine yere kapandılar… 2.Tarihler 20: 18 Yehoşafat yüzüstü yere kapandı. Yahuda halkıyla Yeruşalim'de oturanlar da RAB'bin önünde yere kapanıp O'na tapındılar. 1.Krallar 8: 54 Süleyman, RAB'be duasını ve yalvarışını bitirince, elleri göklere açık, dizleri üzerine çökmüş olduğu RAB'bin sunağının önünden kalktı. Nehemya 8:6: Ve Üzeyr (a.s.) büyük Rabbi takdis etti. Ve bütün kavim ellerini kaldırarak amin amin diye cevap verdiler. Ve rükua gittiler, secdeye kapanarak Rabblerine ibadet ettiler. Mezmurlar 95:6: Gelin secde kılalım ve rüku’a varalım; bizi yaratan Rabbin önünde diz çökelim! Daniel 6:10 Daniel yasanın imzalandığını öğrenince evine gitti. Üst odasının Yeruşalim yönüne bakan pencereleri açıktı. Daha önce yaptığı gibi her gün üç kez diz çöküp dua etti, Tanrısı'na övgüler sundu. Matta 26:39: İsâ (a.s.) yere kapanıp… dua etti… Matta 17:6: Ve havariler yüzleri üzerine yere kapandılar… Esinleme 22:9 Ben senin gibi ve peygamber olan senin kardeşlerinle bu kitabın sözlerine uyanlar gibi Tanrı'nın kuluyum. Tanrı'ya secde et!

Bu günkü Samiriler (bazı Museviler) Aynen müslümanlar gibi abdest alır. Müslümanların namazı gibi günde beş vakit namaz kılarlar. Üstelik bunu 2500-2700 yıldır yaparlar.

Meryem suresi 59. ayet: Sonra arkalarından bir tâife onlara halef oldu ki, namazı(el salatı) zâyi ettiler ve şehvetlere tâbi oldular. Artık yakında cehennem deresine yetişeceklerdir.[59]

Sam Adian
27.02.2012
11:20

Sayın Fridin

1. Biz BUDIST'lerin secdelerinde dua etmek amaclı yapmadıklarını, saygı sunmak maksatlı yaptıklarnı söyledik.

2. Daha önceki yazılarımızın birinde "Rüku ve Secde"nin hemen hemen tüm dünya toplumlarının ortak hareket biçimi olduğunu söyledik (Dört Delil yorumlar kısmı)

3. Budistlerin Namaz kıldıklarını, Ayakta kıldıklarını, Hıristiyanların ve yahudilerin de ayakta kıldıklarını söyledik (süryani ve karain yahudileri müslümanlarınkine çok benzer kılarlar, diğerlerinin büyük bölümü ayakta kılarlar, Semiriler de müslümanlarınkine benzer bir şekilde namaz kılarlar ancak onlar zebur okurlar) Bu secde veya rükü etmedikleri manasına gelmez.

4. Hepsi topluca da yapsalar sesli okurlar, hep bir ağızdan okurlar, kıraat ederler dedik.

Küçük bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim, bizim bilgilerimiz, yahudilerin de hırıstiyanların da rükü ve secdeyi namazdan saymadıkları (birlikte yapanlar da vardır)'dır. Yanlış biliyor da olabiliriz ancak bu sonucu değiştirmiyor. Hepsinin ortak şekli ayakta ve sesli okumaya dayanır. Bize göre budistlerin, bazı hıristiyan cemaatleri ile bazı yahudi guruplarının kilise ve havralarda sıraya dizilerek ellerinde kitaptan okudukları şey SLT kavramına uygundur. Böyle yapanlar rüki ve secdelerini sonra yaparlar. (Hıristiyanlar bu eylemle birlikte yapmazlar)

Bizi anlattığımız şey, onların nasıl kıldıkları değil, Kur'an ın öngördüğü namazdan bizim ne anladığımızdır.

Kaldı ki biz hiç bir yerde SLT'ın peşinden veya önünde rükü ve secde edilemeyeceğini söylemedik. Yazılarımızı yeniden gözden geçirirseniz göreceksiniz. Rüküve secde ile SLT kavramlarının ayrı ayrı olduklarını ifade ettik ve bunların bir ibadet mantığıyla birleştirilemeyeceğini söyledik.

Saygılar

Reşat Nuri Erol
28.02.2012
07:15

Sam bey;

bizim için, özellikle de benim için ve de beşeriyet için önemli olan "ADİL (EKONOMİK) DÜZEN"dir...

Üstadımız Süleyman Karagülle de üç gün önce yazdığı "ADİL DÜZEN NEDİR?" yazısı ile sizi bu çalışmalarımızla ilgilenmeye davat ediyor...

Bu davete icabet etmeyi düşünüyor musunuz; yoksa maksadınız başka mı; çünkü diğer tartışmalarınız her ne hikmetse benim zerre kadar ilgimi çekmiyor ve siz özellikle o tartışmalara cevap yetiştirmeye çabalıyorsunuz...???...!!!...

İnşaallah demek istediğimi iyi ve doğru anladınız...

selam ve dua ile...

reşad



YorumYap

Çok Okunan Makaleler
Mete Firidin
Hz. Musa Ne Zaman Yaşadı?
12.5.2011 61306 Okunma
8 Yorum 18.11.2019 21:46
Mete Firidin
Hurufu Mukatta
9.4.2011 45621 Okunma
2 Yorum 05.08.2017 23:10
Mete Firidin
Hz. İbrahim Ne Zaman Yaşadı?
28.2.2011 43959 Okunma
3 Yorum 05.11.2019 07:57
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 42541 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Mete Firidin
Hz. Nuh, İbrahim, Yusuf ve Musa Kronolojisi
5.4.2015 41048 Okunma
6 Yorum 07.04.2015 13:02
Mete Firidin
Salat Kelimesinin Kökeni
26.2.2012 38330 Okunma
4 Yorum 28.02.2012 07:15
Mete Firidin
Petra Yalanı
28.4.2015 36904 Okunma
9 Yorum 02.05.2015 13:07
Mete Firidin
Kudret Helvası Menne
13.11.2013 36794 Okunma
4 Yorum 15.11.2013 03:46
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 34857 Okunma
17 Yorum 28.02.2012 11:26
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu; 15 Temmuz’a doğru: travmadan kurtulmak…
7.7.2017 31456 Okunma
Mete Firidin
Estetik Ameliyat ve Nisa Suresi 119. Ayet
3.10.2014 29474 Okunma
1 Yorum 03.10.2014 20:39
Hikmet Güveloğlu
HİÇ
2.1.2017 29077 Okunma
2 Yorum 03.01.2017 11:37
Mete Firidin
Bekke Ve Mekke
27.1.2011 28069 Okunma
8 Yorum 04.10.2018 10:04
Hikmet Güveloğlu
Yetmedi, İlhami IŞIK'ı da Öldürdüler..!
29.12.2017 27300 Okunma
3 Yorum 29.12.2017 19:34
Hikmet Güveloğlu
Musaddık'ın Kerameti, Zarrab'ın Laneti
30.11.2017 26220 Okunma
1 Yorum 30.11.2017 19:32
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 25434 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Reşat Nuri Erol
Süleyman Karagülle - Altın Ekonomisine Geçiş
2.11.2013 24394 Okunma
2 Yorum 30.01.2016 22:15
Hikmet Güveloğlu
KAYIN BABA, DAMAT, İPSİZ VE SAPSIZLAR
18.12.2016 24338 Okunma
1 Yorum 20.12.2016 00:47
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 22809 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 22362 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Mete Firidin
Hz. Lut’un Kızları
7.6.2011 21814 Okunma
2 Yorum 08.06.2011 17:14
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 21489 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 21282 Okunma
18 Yorum 06.04.2013 11:36
Mete Firidin
Lâ mevcûde illâ Hû???
18.12.2010 20753 Okunma
1 Yorum 25.12.2010 15:11
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 18338 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 18246 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 17458 Okunma
22 Yorum 25.04.2012 11:11
Hikmet Güveloğlu
ASKERLİK VATAN BORCU
25.1.2017 17292 Okunma
Süleyman Karagülle
KABİR AZABI
25.2.2014 16988 Okunma
8 Yorum 05.03.2014 21:24
Süleyman Karagülle
Görevimiz
22.2.2014 16918 Okunma
12 Yorum 05.02.2016 21:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 16726 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 16657 Okunma
24 Yorum 28.10.2015 06:25
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 15961 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Hikmet Güveloğlu
ÖNCE ANLAŞ, SONRA YOK ET (Vladivostok)
4.4.2017 15821 Okunma
Hikmet Güveloğlu
İNCİR'LİK KUŞU
8.1.2017 15536 Okunma
2 Yorum 12.01.2017 08:07
Mete Firidin
İbni Arabi ve Araf 175-176. Ayetler
16.11.2011 15528 Okunma
9 Yorum 19.11.2011 17:29
Hikmet Güveloğlu
KATİL'İN DE, KATİL'İ
12.12.2016 15053 Okunma
Hikmet Güveloğlu
ORGANİZASYON
27.12.2016 15030 Okunma
3 Yorum 29.12.2016 00:42
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 14939 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 14574 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Hikmet Güveloğlu
RUH
23.12.2016 14348 Okunma
Mete Firidin
İçki Haram mı?
25.5.2015 14337 Okunma
7 Yorum 27.11.2016 20:31
Hikmet Güveloğlu
OMUZDAN KESİLMİŞ KOLUMUZ BİZİM
11.4.2017 13575 Okunma
Hikmet Güveloğlu
KILIÇ BOYNUMUZA İNMEDEN
16.12.2016 13384 Okunma
4 Yorum 18.12.2016 12:51
Hikmet Güveloğlu
Oy
15.1.2017 13377 Okunma
Hikmet Güveloğlu
JERUSALEM, GOLAN, ŞU FIRAT'IN SUYU...
10.11.2016 13112 Okunma
1 Yorum 12.11.2016 14:59
Mete Firidin
Hz. Yunus ve Ambergris
12.12.2012 12995 Okunma
2 Yorum 13.12.2012 13:23
Hikmet Güveloğlu
"DÜNYANIN SONU-1"
22.4.2017 12887 Okunma
Hikmet Güveloğlu
Devlet Erkanımıza Tarihi Bir Uyarıdır..!
10.12.2017 12452 Okunma
Hikmet Güveloğlu
MANİFESTO (OLMAK YADA OLMAMAK)
14.3.2017 12420 Okunma