Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013
16782 Okunma, 25 Yorum

Ilk karzı hasen kooperatifi:

 

Cumhuriyet tarihinde faizli kredileşmeye alternatif olarak faizsiz kredileşme teşkilatının kooperatif olarak örgütlenmesi fikri Gümüş Motorda atılmış ve uygulanmıştır. Bu fikir geliştirilerek 1969 yılından sonra Faysalın oğlunun bizzat Erbakandan aldığı seminerler neticesinde Faizsiz kredileşme sistemi olarak "Faizsiz Bankacılık Sistemi" şeklinde tüm dünyada uygulamaya girmiştir.

 

Sırası ile önce gümüş motorla ilk " çok ortaklı sistem" modern bir müessese olarak çalışmaya başlamış ve bu müessese bünyesinde ortaya çıkan ihtiyaçlara göre birçok ilkler (selem, karzı hasen vs) uygulanmıştır. Milli Görüş Adil Düzeninin tüm şekillenmeleri bu temelden gelir. Akevler ile olan benzerlikler ya aynı kaynaktan almaktan ileri gelmekte, ya da etkileşmeler zaman içinde öyle sıkı olmuştur ki başkasında gördüğü bir gerçeği hak olduğu için aşırı benimsenmesi ve özümsenmesi nedeni ile kaynağın neresi olduğu belirsizleşmiştir. Bizim fikrimize göre ve tarihi gelişmeler nedeni ile ilk kaynak Milli Görüş ile yaşanan patlamalar ile gümüş motor ve Erbakanın diğer siyaset öncesi ekonomik uygulamalarında yatmaktadır. Mesela bugün faizsiz bankacılık dendiğinde ilk faysal finans gelir ve ilk kaynak olarak düşünülür. Ama faysalın oğlundaki bu fikirin ve şuurlanmanın temeli Erbakandan aldığı faizsiz kredileşme müesseseleri ile ilgili seminerler ve Gümüş motor uygulamalarıdır.  

 

Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın kendi kaleminden çıkmış bir mektup. 12 Mayıs 1962 tarihini taşıyan mektup Prof. Dr. Necmettin Erbakana hitaben yazılmış.

 

"Muhterem ve çok aziz dostum Necmettin Bey,

 

Esselamüaleyküm verahmatullahi ve berakatuhu.

 

Size en derin bayram tebriklerimi yollarım; sıhhatinizin çok iyi olduğunu ümit ederim. Şehrinizdeki ikametim bu ay sonunda sona erecek ve ben İstanbuldan fabrikanızı ziyaretten edindiğim en iyi intibalarla ayrılacağım. Allah, İslam’ın ve bütün Müslümanların tealisi için müessesenizi muvaffak etsin.

 

Sizin teşebbüs halinde olduğunuz "faizsiz sermaye teşkili" mevzuu, bütün dünya Müslümanları bakımından da ayrıca ehemmiyet taşımaktadır; bu bakımdan heyetinizin bu meselede varacağı karar sureti beni ilgilendirmektedir. Şayet bir mahzur teşkil etmiyorsa, ilerde herhangi bir boş vaktinizde nasıl bir hal tarzını tercih ettiğinizi bana haber verirseniz çok müteşekkir olacağım. Aynı zamanda fabrika işçilerine faizsiz ödünç para verme kooperatifi üzerinde heyetinizin tutumu da beni ziyadesiyle alakadar etmektedir. Kısa bir müddet evvel bu mevzuu inceleyen ve bir tasarı ileri süren bir makalem, "Paris Üniversitesi Tatbiki İktisat İlimleri Enstitüsü’ mecmuasında Fransızca olarak neşr edilmiş bulunmaktadır; bu yazım hakikaten çok ilgi çekmiş vaziyettedir. Mesela, Sorbonne Üniversitesinden Prof. Perrouxun bana gönderdiği bir mektuptan öğrendiğime göre, bugünkü Senegal başvekili aynı mevzu üzerinde benimle bizzat görüşmek arzusunu izhar etmiştir. Sizin tesir ve tahrikinizle, müessesenizde bu teşebbüs denenecek olursa, muhtemelen bu karşılıklı yardım teşkilatı, cemiyetimizdeki faize müracaat alışkanlığının doğurduğu mahzurları giderecektir.  Kim bilir belki de, bir gün Batı alemi, bu konudaki İslam’ın vardığı hükümlerden ve tatbikattan istifade yoluna sapacak ve bu nevi İslami esasları benimseyecektir.

 

En samimi selam ve muhabbetlerimle.

M. Hamidullah."

 

 


YorumcuYorum
Kazım Erten
07.01.2013
23:44

Selam ile...

Cengiz beyin yazı ve yorumlarını dikkatle okuyorum. Adil Düzeni sistematik olarak unsur ve enstrümanları ile anlayan, katkı koyan birisi olarak kendimce takdir ediyorum. Ancak bir şey dikkatimi çekiyor; ne hikmetse Akevler ekolüne ve sayın KARAGÜLLE'ye karşı objektifliğini örtüleyen,gölgeleyen bir hissiyat ve ruh haletinde görüyorum. Bu anlayışın te'lif, ana üretim, önvarsayım,varsayım ve düşünce kaynağının,imalatının,mutfağın Akevler olduğunu kabul etmiyor. EL İNSAF diyorum; Basit bir okuma,araştırma, öncelik,sonralığı ortaya koyar. Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifininin kuruluşu, anasözleşmesi, İslamiyet ve Ekonomik Doktrinler, Günümüzün meseleleri, Para adlı eserler yeter. Merhum ERBAKAN'ın İslamın sadece bir Din değil, bir düzen olduğu konusundaki anlayışının berraklaşması, 1980 sonrasıdır. Tarikat, tasavvuf eksenli islam anlayışındaki eksikliğini İctihad referanslı İslam düşüncesi ile pekiştirmiştir. Bu pekiştirme Akevler ile yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bunu söylemeye bile gerek yok. Bir şeyin kaynağını,evveliyatını,menşeini doğru tesbit etmek merhum Erbakan hocamızı küçültmez. Hissiyatımız fikriyatımızı,irademizi,ünsiyetimizi örtmemeli diye düşünüyorum. Cengiz bey bize mevsuk bir cümle söylemeli mesela prizmayı akevlerden önce falan kullandı diye. benzer durumları sayın AKGÜL ve ufak tefek modifikasyonlarla sayın BAŞ da yapıyor. Ne demişler; "yiğidi öldür hakkını ver" Saygılarımla...

Reşat Nuri Erol
08.01.2013
11:55

ALLAH'A ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ HER İKİ HOCAM İLE (KARAGÜLLE VE ERBAKAN) 1972'DEN BERİ ÇALIŞTIM/ÇALIŞIYORUM VE OLAYLARIN, GELİŞMELERİN, İLERLEMELERİN VE ELHAMDÜLİLLAH BUGÜNKÜ SEVİYELERE GELMENİNİ BİZZAT İÇİNDEYİM...

SÜLEYMAN KARAGÜLLE HOCAM İLE EN AZINDAN BENDENİZİN BÖYLE BİR DERDİ VE MESELESİ YOKTUR...

NOKTA.

ADİL DÜZEN ÇALIŞANI BÜTÜN KARDEŞLERE TAVSİYEM;

GEÇMİŞE TAKILMADAN VE BU TÜR SAÇMA TARTIŞMALARA GİRMEDEN ENERJİLERİNİN TAMAMINI SADECE GELECEĞE YÖNLENDİRMELERİ VE "ADİL DÜZEN" İÇİN ÇALIŞMALARI, ELLERİNDEN GELEN KATKILARDA BULUNMALARIDIR...

KARAGÜLLE İLE ERBAKAN'I BİRBİRİNDEN AYIRMAK, AYRI GÖRMEK, YARIŞTIRMAK BANA ÇOK YAKIŞIKSIZ VE DE (...) GELİYOR...

ALLAH RIZASI İÇİN BÖYLE ŞEYLER İDDİA ETMEYİN;

ÇÜNKÜ BİZCE BÖYLE BİR ŞEY YOK...

SELAM VE DUA İLE..

ADİL DÜZEN ÇALIŞANI REŞAD

Reşat Nuri Erol
08.01.2013
15:33

"tırtıkladınız bari kaynağını belirtin..."

- BU İFADE EDEPSİZCE...

- BİZ 1967'DEN BERİ YANİ 48 YILDIR ÇALIŞIYORUZ...

- PEKİ, BİZDEN BAŞKA "ADİL DÜZEN" ÜZERİNE SABIR, SEBAT VE DE ISRARLA ÇALIŞAN VAR MI;

YA DA SİZİN İFADENİZLE "TIRTIKLAYAN" VAR MI?.. ÖNEMLİ OLAN SONUNA KADAR ÇALIŞMAK DEĞİL Mİ?!.

- YOKSA SİZ BU SİTEDE YAZMANIZA RAĞMEN KENDİNİZİ BİZDEN AYRI MI GÖRÜYORSUNUZ, BİZİMLE ÇALIŞMIYOR MUSUNUZ?!.

NOKTA.

TEKRAR EDİYORUM;

- BİZİM, SİZİN İFADE ETTİĞİNİZ GİBİ BİR MESELE VEYA DERDİMİZ YOKTUR...

- "ADİL DÜZEN" ALLAH'IN DÜZENİDİR VE MÜKAFATINI DA ALLAH'TAN BEKLİYORUZ...

- BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN ALLAH'IN NİZAMI "ADİL DÜZEN"İN YERYÜZÜNE HÜKÜMRAN OLMASIDIR...

- ALLAH HER KİME BU YOLDA ÇALIŞMAYI NASİP ETTİYSE NE MUTLU ONA; HERKES HESABI DA ALLAH'A VERECEK...

NOKTA.

ALLAH HERKESE BU YOLDA ÇALIŞMAYI NASİP ETSİN...

SELAM VE DUA İLE...

41 YILLIK

MİLLÎ GÖRÜŞ VE

ADİL DÜZEN ÇALIŞANI REŞAD

Reşat Nuri Erol
08.01.2013
16:49

"tırtıkladınız bari kaynağını belirtin..." C.D.

- KAYNAĞIMIZ KUR'AN'DIR.

NOKTA.

"Tırtıklamak edeplice ama tıktıklanan şeylerin tırtıklandığını söylemek mi edepsizce :)"

nasreddin hoca : "yahu hırsızın hiç mi suçu yok !" C.D.

- 1969'DAN BERİ YANİ BAĞIMZIZLAR HAREKETİNDEN BERİ VE DE MSP DÖNEMİNDEN BERİ "AKEVLER ÇALIŞMALARINDAN YARARLANIP" KAYNAĞINI HİÇ BELİRTMEYENLER SİZİN HAYASIZCA KULLANDIĞINIZ FİİLİ Mİ İŞLEMİŞ OLUYORLAR?!. ALLAH ISLAH ETSİN VE AKL-I SELİM VERSİN?!. BU NASIL AKIL VE MANTIK?!.

- İLİM MÜ'MİNİNİ YİTİK MALIDIR, NEREDE BULURSA ALIR... KARŞILIKLI ALMALAR-VERMELER OLDUYSA YANLIŞ MI YAPILDI?.. ALLAH İNSANLARI BİRBİRLERİNİ TAMAMALAYACAK ŞEKİLDE YARATMIŞ... ALLAH'IN BU DÜZENİNE İTİRAZIN MI VAR?!.

- ERBAKAN HOCAMIZ SON YILLARINDA BİLE TELEFON EDİP; "REŞAD, ÇALIŞMAMIZ LAZIM, SÜLEYMAN BEY'İ AL GEL DE ÇALIŞALIM..." DEYİP ÇAĞIRIYOR VE HER CELSEDE EN AZ 5-6 SAAT ÇALIŞIYORDUK... SORUYORUM: ERBAKAN HOCAMIZ, EN BAŞINDAN EN SONUNA KADAR "AKEVLER ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI" DIŞINDA KİMİNLE "ADİL DÜZEN ÇALIŞMASI" YAPTI; TEK BİR İSİM BİLE SÖYLEYEBİLİR MİSİN?.. AYRICA, YİNE "AKEVLER ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI" DIŞINDA GÜNÜMÜZDE HEM DE HER GÜN / HER AKŞAM"ADİL DÜZEN ÇALIŞMASI" YAPAN VAR MI; VAR MI?..

...

BU KADAR KÖR VE EDEPSİZ OLMANIN SEBEBİ NE OLA Kİ?!.

DERDİNİZ NEDİR, ANLAYAMIYORUZ...

ALLAH ISLAH ETSİN...

ALLAH SİZE DE BİZİM GİBİ ÇALIŞMAYI NASİP EYLESİN...

EN DERİN SELAM, SEVGİ, SAYGI VE DE ŞİFA DİLEK VE DUALARIMIZLA...

ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI ADINA;

41 YILLIK

MİLLÎ GÖRÜŞ VE

ADİL DÜZEN ÇALIŞANI REŞAD

kazım erten
08.01.2013
19:10

Tekrar selam ile,

Açıkçası, bir ERBAKAN-KARAGÜLLE karşılaştırması için yorum yapmayı düşünmemiştim. Cengiz beyin akevler ve Karagülle ile ilgili eleştirileri olabilir. Doğaldır. MUTLAKLAŞTIRMA tehlikelidir. GENELLEME de öyledir. Mühendis ilimadamı olan sayın ERBAKAN İslam ile ilgili sistematiğinin hangisini İctihada göre yapmış 80 öncesinde merak ediyorum. Faysal finansın "peşin al vadeli sat" mantıklı bankacılık işlemi faizsiz bankacılıksa ve bunun ilham kaynağı da merhum ERBAKAN ise bu çok daha vahim! "Fazi haramdır" "faizsiz ortaklık sistemi" "Selem" gibi ifadeler fıkhın muamelat bahsindeki klasik ıstılah anlamları ile kullanılmış ama ictihad usulu ile, ekonominin,iktisadın,matematiğin kavramları ile sistematize edilmemiştir. Sayın ERBAKAN ile birlikte yapılan çalışmaların, sunumların 80 sonrası hemen hemen tamamına bizzat şahit olmuş birisi olarak, Hammaddesi Akevler atölyesinde imal edilip işlenmiş olan sistemin isim babası sayın ERBAKAN'dır. Sayın ERBAKAN kalkıp bize anlatmamıştır Adil Düzeni! Biz anlattık. Unutmadığım bir hatırayı zikretmek isterim; Merhum hocamızla Altınolukta Adil Düzen çalışması yaparken şöyle dedi: "Papa bize temsilcisini göndererek şunu ifade etti; Dünya'daki asıl sorun ekonomideki faiz tekelidir. Biz sizinle birlikte tüm insanlığın kurtuluş reçetesi olacak Dünya'da Faizsiz bir ekonomi Düzeni kurmalıyız. Ortaçağda Faizi meşrulaştırarak sömürü düzeni kuran anlayışla o gün mücadele ettik yenildik. Bu gün bir arada çalışırsak, bu sömürü düzeni yerine herkesin mutlu olduğu barış düzenini getirmiş oluruz ." diye ifade etti ve devam etti; Temsilci bunu söyleyince aklıma hemen siz beş arkadaş geldiniz. Bu çalışma sizinle birlikte başarıya ulaşır diye düşündüm ve temsilciye bu konu ile ilgili altı ay süre verdim. Belli konuları çalışıp gelsinler ve sizin gibi onlar da beş kişi bu konulara vaklıf olacak adamlar seçsin dedim" diye ifade etmişti. Bunu ifade ederken çok mutlu olmuştu. devam ederek, işte böyle arkadaşlar, ilim değerlidir, onu bilen alimler ise sizin sayınız kadardır.

deyip,yemek yedikten sonra, bu güzel günün, beraberliğin şerefine birlikte kahve içelim deyip, büyük bir keyifle birlikte kahvelerimizi yudumlamıştık. Bu çalışmalar esnasında Hocamızın gösterdiği özen ve saygıyı burada kelimelere yansıtamam. Şimdi böyle yüzlerce yaşanmışlıklar var. Bunları menkıbe olarak anlatma yeteneğim yok ama, bu tarz değerlendirmeler kimseye yakışmaz. İlk defa, devamlı Akevler ORG. u taip etmeme rağmen Cengiz beye yorum yazma gereğini duydum. Bu gereklilik bir rahatsızlıktan kaynaklanmıştır. Yoksa Akevler de KARAGÜLLE'de ERBAKAN' da vd. her fani eleştirilebilir. Biz bu eleştirileri özellikle sayın KARAGÜLLE ile yazı ortamı dışında çok daha sert bir dille yapıyoruz. O tartışmalar yazı ortamına yansısa siteler çöker. Yine bir defasında Ankara'da Adil DÜZEN konusunda görüşmelere gitmiştik. Fehim ADAK kalkıp şunu söyledi: " Süleyman bey biz İstanbulda Üniversite talebesi iken de ikide bir kalkıp bize İslamın bis sistem, bir düzen olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Bizim İslamiyet ile ilgili soru ve sorunlarımız varsa bu soruların cevabı Siirt Tillo da tanıdığım önemli medrese hocalarında mevcut. Siz söyleyin ben onlara sorar cevabını veririm demişti. Ben dayanamayıp "bu toplantıda bulunanlar ya müctehid olmalı, ya da yapılan ictihadları anlayabilecek düzeyde olmalı. Fehim abi siz hangi noktadasınız?"diye sorunca ben bunların hepsine karşıyım demişti. Hocamız " bu arkadaşlarımız bize hazırladıkları bir şey anlatıyorlar. Hem Kur'ana hem ilme uygun olduğunu söylüyorlar. Dinlemek zorundayız" deyince toplantıya katılanlar çeşitli mazeret ileri sürerek toplantıyı terketmişlerdi. Hocamız tek başına üzülerek bu Adil Düzen çalışmalarını sürdürüyordu. Siyasetteki en yakın çalışma arkadaşları Adil Düzene muhalefet, mukavemet ediyor ve mani oluyorlardı. Hoca tek başına da kalsa bizimle çalışmalarını devam ettiriyordu. Buralardan Adil DÜZEN çıktı. Şimdi kalkıp sendendi bendendi deyince birileri ayıp oluyor der. Reşat abiye sor bakalım senin arap müslüman kardeşlerin on sayfalık bugün uygulanabilecek bir çözüm iletmişler mi hocamıza. Reşat abi o dönemde tercümanlığını yapıyordu aynı zamanda. Neyse üzüldüm bir yandan. Bir yorum yaptım bu noktalara geldik diye. Ama ne yaparsak yapalım "Güneş balçıkla sıvanmaz" selam ve saygılarımla

Reşat Nuri Erol
09.01.2013
08:39

SORUYORUM: ERBAKAN HOCAMIZ, EN BAŞINDAN EN SONUNA KADAR "AKEVLER ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI" DIŞINDA KİMİNLE "ADİL DÜZEN ÇALIŞMASI" YAPTI; TEK BİR İSİM BİLE SÖYLEYEBİLİR MİSİN?.. RNE

(1950'lerde çalışanlardan ALLAH RAZI OLSUN... Peki, ya sonra, 1950'lerden sonra; ERBAKAN HOCAMIZ ve AKEVLER ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI dışında, "ADİL DÜZEN ÇALIŞMASI" yapan isimleri rica edelim...)

200 tane gümüş motor ortağını buldu 1952 yılında istişareler yaptı ve faizsiz bir sermaye teşkil ederek Akevler Adil Düzen çalışanlarından önce Akevler mensubu olmayanlarla Adil Düzen Uygulaması yaptı. CD

***

BİZ ERBAKAN'I DA KARAGÜLLE'Yİ DE, GÜMÜŞ MOTOR'U DA AKEVLER'İ DE İNKAR ETMİYORUZ...

AKEVLER'İN, ÖZELLİKLE SÜLEYMAN KARAGÜLLE VE BENDENİZİN BÖYLE BİR PROBLEMİ YOK...

ERBAKAN HOCAMIZ İLE SON NEFESİNE KADAR ÇALIŞTIK; BİZZAT KENDİSİNİN DAVETİYLE...

SADECE, ALLAH BU İKİ ZATI YAŞADIĞIMIZ ÇAĞDA BİZE BAHŞETTİ DİYE ŞÜKREDİYORUZ...

KENDİ ADIMA SÖYLEYİM; ŞÜKRÜMÜ DE HEP ONLARLA ÇALIŞARAK EDA ETMEYE ÇALIŞTIM...

*

SÖZÜNÜ ETTİĞİNİZ GÜMÜŞ MOTOR'U KURAN 200 KİŞİDEN ALLAH RAZI OLSUN...

AKEVLER'İN İLK DÖNEMİNDEKİ KURUCU 2000 KİŞİDEN DE ALLAH RAZI OLSUN...

ONLAR HESAPLARINI ALLAH'A VERECEK, ECİRLERİNİ O'NDAN ALACAKLARDIR...

CENGİZ DEMİRCİ'DEN VEYA AKEVLER ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARINDAN DEĞİL...

*

BİZİM SİTEMİMİZ VE DAVETİMİZ ŞUDUR:

1950-60-70-80 VE ÖZELLİKLE DE 1990'LARDAN SONRA;

"AKEVLER ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI" DIŞINDA

"ADİL DÜZEN ÇALIŞMASI" YAPAN YOKTUR...

2, 20, 200 DE YOK, MAALESEF YOKTUR...

KEŞKE OLSA; ÇÜNKÜ OLMASI GEREK...

DAVETİMİZ SİZE VE HERKESEDİR...

HERKES GELİP ÇALIŞMALIDIR...

VEYA KENDİSİ ÇALIŞMALIDIR.

NOKTA.

*

CENGİZ KARDEŞ;

ERBAKAN VE KARAGÜLLE ÜNİVERSİTE YILLARINDAN BERİ TANIŞIYORLAR...

ÜNİVERSİTE SONRASI HER BİRİ KENDİ YOLUNDA İLERLEDİ...

HER İKİSİ DE HESAPLARINI ALLAH'A VERECEKLER...

ELBETTE TEK TEK BİZLER DE AYNEN ÖYLE...

ALLAH HER İKİSİNDEN RAZI OLSUN...

BU YOLDA ÇALIŞANLARDAN DA...

YANİ HERKESTEN RAZI OLSUN.

*

RİCAMIZ...

DUA VE DİLEĞİMİZ...

BU SAÇMA VE GEREKSİZ TARTIŞMAYI BIRAKALIM...

KENDİ ADIMA YAZAYIM; BENİM BÖYLE BİR MESELEM VE DERDİM YOKTUR...

ARKADAŞLARIMIZIN SİTEMİ; "AKEVLER ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI"NIN, 30-40 YILDIR İTİLİP KAKILMASIDIR, ERBAKAN HOCAMIZ DIŞINDA, DİĞERLERİNİN "ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARINA VE ÇALIŞMALARINA" İTİBAR ETMEMELERİDİR, BAZI ÇALIŞANLARIMIZIN İTİLİP KAKILMASIDIR... BUNLARI SİZ DE, BİZ DE, HERKES DE BİLİYOR; HEP BİRLİKTE YAŞADIK... MESELE SADECE BUNDAN İBARETKEN, NE DİYE KONUYU HİÇBİR ALAKASI OLMAYAN BAŞKA YERLERE VE SAÇMA SAPA YORUMLARA ÇEKİYORSUN, GERÇEKTEN ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL...

*

CENGİZ KARDEŞ;

BÖYLE SAÇMA SAPAN ŞEYLERLE UĞRAŞACAĞINA...

GEL, ÇALIŞMAYA DEVAM EDELİM...

ÖNEMLİ OLAN ODUR...

DEVAMLILIK...

SEBAT...

*

ASIL ÖNEMLİ NOKTAYI SÖYLÜYORUM:

BİZ, "AKEVLER ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI" OLARAK...

KIRK KUSUR YILDA "KIRK BİN SAYFA ADİL DÜZEN İLMÎ METİNLERİ" OLUŞTURDUK...

HÂLEN HER GÜN VE HER GECE ÇALIŞARAK "NİCE PROJELER" OLARAK OLUŞTURMAYA DEVAM EDİYORUZ, HELE SON "MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETŞTİRME PROJESİ" ÖYLESİNE ÖNEMLİ Kİ; ALLAH RIZASI İÇİN BU PROJEMİZLE İLGİLENSENE... SON ON YILDAKİ ÇALIŞMALARIMIZLA "MÜÇTEHİT YETİŞTİRİLMESİ" DAHİL, DİĞER PROJELERİMİZİN UYGULANMASI İÇİN MUAZZAM BİR ALTYAPI OLUŞTURULDU/OLUŞTURULUYOR; ALLAH RIZASI İÇİN BU PROJEMİZLE İLGİLENSENE...

ÖNEMLİ OLAN BUDUR, GERİSİ TARİH...

BİZ GEÇMİŞTEN DEĞİL;

GELECEKTEN YANİ ŞU ANDA VE KALAN ÖMRÜMÜZDE YAPTIKLARIMIZDAN SORUMLUYUZ...

*

ÖMRÜMÜZÜN BÜTÜNÜNÜN HESABINI VERECEĞİZ...

"ADİL DÜZEN MEDENİYETİ" DE BİRKAÇ ASIRDA TAMAMA ERECEKTİR....

ERBAKAN, KARAGÜLLE VE BİZLERİN KISACIK ÖMRÜNDE TAMAMA ERMEYECEKTİR...

HOCALARIMIZ VE BİZLER GÜCÜMÜZ VE ÖMRÜMÜZ NİSBETİNDE YAPTIKLARIMIZDAN SORUMLUYUZ...

*

MESELE BUNDAN İBARETTİR.

*

ALLAH HERKESE ADİL DÜZEN ÇALIŞMALARINA KATILMAYI NASİP EYLESİN...

SELAM, SEVGİ, SAYGI, HÜRMET, MUHABBET VE DE DUA, DUA, DUA İLE...

ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI ADINA;

41 YILLIK

MİLLÎ GÖRÜŞ VE

ADİL DÜZEN ÇALIŞANI REŞAD

***

NOT:

BUNDAN SONRASINDA "DAVET" YAZIMIZ VE SONRASINI KOYACAĞIM.

Reşat Nuri Erol
09.01.2013
08:41

SON MAKALEMDE DEİM Kİ:

Beyyine ve insanlık “Adil Düzen”i nasıl bilecek? Evet, gelişme devam edecektir. Tutucular mutlaka yenileceklerdir. Yeniliğin her zaman âdil olması gerekmez. Son iki üç asırda İslâm âlemi yenilmiştir. Bu İslâm âleminin günahkâr olması, Batılıların iyi insan olmalarından ileri gelmemektedir. Bunun sebebi, Batılıların müsbet ilmi benimsemeleri yani beyyineleri benimsemeleri, İslâm âleminin bu beyyinelere sağır kalması idi. Osmanlıların Batı’ya medrese mezunlarını göndermeleri, onlardan müsbet ilmi almaları ve müsbet ilme dayanarak teknolojiyi geliştirmeleri gerekirken, onlar ilimsiz teknoloji almaya çalıştılar. Hâlâ da öyledir. Batı’da kilise mensupları beyyinelere kulaklarını tıkadılar. Ateistler ise beyyinelere kulak verdiler. İşte, beyyineyi benimseyen hayat bulacaktır. Beyyineyi kabul etmeyen ise helâk olacaktır. Uygarlaşma mukadderdir. Kimse bunu durduramaz. Buna engel çıkaranlar mutlaka mağlup olacaklardır. “ADİL DÜZEN” gelecek uygarlığın hukuk düzenidir. Batılılar buna kulak vermiyorlar. Çıkarlarına uygun gelmiyor. İslâm âlemi de şeriata bağlılık iddiası ile karşı çıkmaktadır. Evet, “ADİL DÜZEN” bir beyyinedir. “ADİL DÜZEN”i benimseyenler yaşayacak, “ADİL DÜZEN”e sırt çevirenler helâk olacaklardır. Burada iddia edilebilir ki; “ADİL DÜZEN”in beyyine olduğunu nereden bilelim? Haydi, müsbet ilmin kuralları içinde tartışalım. Pilot uygulamasını yapalım ve görelim... Müsbet ilim nedir? (694. Haftalık KUR’AN VE İLİM Seminerimizden aktarıyorum.) Müsbet ilmin metodu çok basittir. Bilgilerinize dayanarak proje yaparsınız ve denersiniz. Sonuçlar hesaplarına uygunsa demek ki proje doğrudur, yanlışsa sonuç vermez. Yeni proje yaparsınız. Onu denersiniz. Bunu uygulamada değil de küçük örneklerde denersin. Projeyi örnekte uygularsın. Bu denemedir, araştırmadır. Batılılar AR-GE çalışması diyorlar. Batılılar teknolojide beyyineye inandılar ama hukukta ve ekonomide beyyineye kulak tıkıyorlar; Müslümanlar ise her ikisine de kulak tıkıyorlar. Amerika’yı yeniden keşfe gerek yok. Evet, Amerika yeniden keşfedilecek. Dün Amerika’nın dağları ve ormanları keşfedildi, bugün Amerika’nın sosyal yapısı keşfedilecektir. İnsanlık içinde dalalette olanlar vardır. Bazen bu dalalette olanlar insanlığa hâkim olurlar. Bugünkü durum böyledir. Ne var ki onlar yani o dalalette olanlar mağlup olacaklardır. İnsanlık uygarlaşmaya devam edecektir. Karşı taraf şeytan tarafıdır, onun hizbidir. Beri taraf Allah tarafıdır, O’nun hizbidir. “ADİL DÜZEN”in getirdiği ispatları kabul etmeyenler helâk olacaklardır, kabul edenler hayat bulacaklardır. Bu haber Kur’anca teyit edilen bir haberdir. İnsanlık “ADİL DÜZEN”i nasıl duyacak ve onun gerçek olduğunu nasıl bilecektir? Bizim ilmî ve amelî, teorik ve pratik duruş ve duamız şudur. a) “İSTANBUL ADİL DÜZEN ÇALIŞMALARI”na devam edilecektir... “KUR’AN ARAPÇASI” bilgisayarlaştırılıyor... “ADİL DÜZENE GÖRE İNSANLIK ANAYASASI” Kur’an’a göre beyyineleştiriliyor... “ORTAKLIK MUHASEBESİ” oluşturuluyor... “UYGULAMA PROJELERİ” yapılıyor... b) İzmir Akevler’in de katılması ile “MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETİŞTİRME MERKEZİ” kuruluyor... Bu merkez “Bakkal/Market” işletecek, “Dolap İmalatı İşletmesini” yapacak; “Ahşap Evler İmalathanelerini” kuracak; “Dinlenme Siteleri” oluşturacak; “Mala-Mal Marketleri” açacak, “Yüz Dairelik İnşaatları” yapacak, “Adil Düzen Ocak, Semt ve Siteleri” kuracak. c) “BİN DİL ÜNİVERSİTESİ”ni açarak tüm insanlığa “Adil Düzen”i anlatacak... d) KARŞILIKLI (karşılığı olan) SENETLER ÇIKARILACAK. Banka kartı, bono senedi, çek ve hisse senetleri para senedi olmaktan çıkarılıp mal senetlerine dönüştürülecek ve insanlık sağlıklı değiştirme araç ve amaçlarına ulaştıracaktır. İşte, bütün bunları tüm insanlığa yaydığımız zaman insanlık semiun alîmun olacaktır. Bu değişimlere uyabilenler hayatta kalacak, uymayanlar helâk olacaklardır. Bu söylediklerimizin doğruluğunu şöyle kanıtlarız. İnsanlık uygarlaşan bir varlıktır, teknik problemlerini çözdüğü gibi sanayi dönemi hukuk problemlerini de çözecektir. Yeryüzünde bizden başka bu alanda çözüm getiren kimse/ler yoktur. Her zaman ve her yerde herkesle tartışmaya ve çalışmaya; hatamızı gösterdiğinizde de hatamızı kabul etmeye hazırız.

Reşat Nuri Erol
09.01.2013
08:43

D U Y U R U

VE DAVET Kur’an’dan önce yeni uygarlık geleceği zaman Allah yeni resulü görevlendirir, ona yeni kitap verilir, o da yeni uygarlığın şeriatını tedvin ederdi. Kur’an’dan sonra yeni kitap gelmeyecektir, Kur’an’a dayanan yeni içtihat ve icmalarla yeni uygarlık kurulacaktır. Yeni resul gelmeyecektir; onun yerine o çağın âlimleri yeni içtihat ve icmaları ile yeni uygarlıklarını kuracaklardır. Bugün birinci Kur’an uygarlığı sona ermiş, III. bin yıl uygarlığı başlamaktadır. Çağımızın âlimleri yeni içtihat ve icmaları ile III. bin yıl uygarlığını kurmuş olacaklardır. * Yeni âlimleri kim yetiştirecek ve nasıl yetiştirilecek? Yeni âlimler yeni uygarlığın âlimleri olacakları için onlar kendi kendilerini yetiştireceklerdir. Bunun için 1967’de İzmir’de Akevler (Kredi ve Yardımlaşma) Kooperatifi kurulmuş, bu kooperatifin kurucuları Batı ilimleri ile Kur’an’ı yorumlayarak yeni uygarlığın bir sitesini oluşturmak istemişlerdir. Birden beklenmedik rağbet görmüş, sonra Akevler’den kopanlar mevcut uygarlık içinde başarılı olmuşlardır. Bugünkü Millî Görüş ve AK Parti budur. Bugünkü Gülen Cemaati budur. Bugünkü Anadolu holdingleri budur. Birinci Akevler denemesi hedefine ulaşmıştır. İnanmış insanları devreye sokmuş ve mevcut sistemde başarılı olmuşlardır. Ne var ki yeni çağın ihtiyaçlarına cevap verme durumu olmadığı gibi Kur’an’ı asrın idrakine söyletme çabaları yoktur. Cari sistemde başarıya ulaşmış olmaları onları yeni sistem aramaktan uzaklaştırmıştır. Gaflet, hattâ hıyanet içinde yani mevcut düzen içinde başarılı(!) olmaya devam etmektedirler... * Kur’an’ın bildirdiğine göre onların bu başarıları geçicidir, onları denemek ve uyarmak içindir; çağı “sosyal tufan” beklemektedir. Ne var ki sosyal tufanın olması için Nuhun Gemisi hazır olmalıdır. Şimdi İstanbul’da Yenibosna’da bu gemiyi inşa ediyoruz. Yani Kur’an’ı asrın idrakine söyletmeye çalışıyoruz. Bunu başarabilmemiz için bizim bir örnek işletmemizi kurmamız gerekmektedir. İnsanlara göstererek anlatmalıyız. Söylediklerimizi deneyerek ortaya koymalıyız. Bu denmeleri yapacak ilim merkezini oluşturmamız gerekir. Bunu nasıl yapacağız? İzmir Akevler denemesi göstermiştir ki bir ortaklık kuruyorsunuz ve başarılı oluyorsunuz. Ortaklarınız öğrenmeden uyguluyorlar, siz söylüyorsunuz uyguluyorlar. Sonra da şeytan daha kazançlı yerler göstererek alıp götürüyor. Kur’an’ı asrın idrakine söyletecek ilmî çalışma sona eriyor. * YENİ YOL ARAMAMIZ GEREKİR. BU YOLU ŞÖYLE ÖZETLİYORUM. 1- Mevcut kooperatif başkanları (S. Akdemir, L. Hocaoğlu, R. Erol, H. Altın) Süleyman Karagülle’nin başkanlığında bir araya gelip yeni hamleyi başlatmalıdırlar. 2- İstanbul’da inanmış büyük işletmelere başvurarak muhasip kadrolarına bir eleman alıp Yenibosna’da Süleyman Karagülle’nin emrinde uygulamalı müçtehit âlim olma eğitimini almalıdırlar. 3- Bunlar, Süleyman karagüle, Lütfi Hocaoğlu ve Tayibet Erzen’in hocalığında uygulamalı eğitim almalıdırlar. Masterlerini ve doktoralarını yapmalıdırlar. Sonra da onları finanse eden işletmelere dönüp onlara danışman olmalıdırlar. 4- Bunlar: a) Modern Matematiği en yüksek seviyede öğreneceklerdir. b) Kur’an Arapçasını en yüksek seviyede öğrenmelidirler. c) Halk Ekonomisi Muhasebesini en yüksek seviyede öğrenmelidirler. d) Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası ve diğer tüm mevzuata Usulü Fıkıh ile Kur’an, sünnet, icma ve kıyas yoluyla istidlal edip geleceğin fıkhını ortaya koymalıdırlar. e) En önemlisi bütün ilimleri Kur’an Arapçası ile ifade edip yeni uygarlığı Kur’an’ın üzerinde tesis etmelidirler. Bunlara sadece Matematik ve Kur’an Arapçası ders olarak verilecektir. Diğer konularda herkes kendi seçtiği konularda kendi çalışması ile bu işi başaracaklardır. Müçtehit olarak yetiştirileceklerdir. Mesela doktor, bugünkü tıbbı Kur’an Arapçasına çevirmeye başlayacaktır. Hem içtihat yapacak hem de Kur’an Arapçası ile ifade edecektir. İşte, yeni projemiz budur. Bu hususta gelecekte oluşlara göre sizi haberdar edeceğiz. İkinci “Adil Düzen” uygulamasında yapmak istediğimiz nedir? 1- İkili çalışılacaktır. Herkes kendisine bir konu seçecek ve konu üzerinde birisiyle çalışmaya başlayacaktır. Yani içtihat yapa yapa öğrenecektir. 2- Herkes uygulayarak içtihatlarını test edecek, başarısız olduğu zaman içtihadını yenileyecektir. 3- Bunun gerçekleşmesi için “MÜÇTEHİT YETİŞTİRME MERKEZLERİ” kurulacaktır. Geçmişte Tevrat ve Kur’an okunarak yeni uygarlık oluşturulmuştu. Bugün ise Kur’an’dan içtihat yapılarak sözler işitilecektir. 4- Bunun gerçekleşmesi için yüz dairelik lojmanı olan iş yerleri kurulacaktır. Bu işyerlerinde insanlar hem okuyacak hem de üreteceklerdir. Beşikten mezara kadar okuyacak veya okutacak, ellerinden geldiği kadar da çalışacaklardır. Bugünkü “mü’min muhacir ve ensarın görevi” budur. BİR MÜÇTEHİDİ FİNANSE EDENLER MEDİNELİLER GİBİDİR. MÜÇTEHİT OLMAK İÇİN BİZE KATILANLAR DA ENSARDIR. Adil Düzen Çalışanları bu projeyi iyice sem’ edeceklerdir. Ben aranızda olmasam da siz bunu geliştirecek ve yaşatacaksınız. * “Adil Düzen”i ağzına alma hakkı ve yetkisi yalnız “Adil Düzen” üzerinde çalışanlarındır yani Akevler’indir. Bu çalışma nasıl olacaktır? 1- Matematik öğrenilerek bugünkü Batı müktesebatı bilinecek. 2- Kur’an Arapçası ile birlikte Usulü Fıkıh öğrenilerek İslâm’ın 1400 senelik müktesebatı bilinecek. 3- Herkes kendine bir konu seçecek ve uygulamaya başlayacak, içtihatları ile yönetecek. 4- Yaptıklarının azını çoğunu üşenmeden yazacak ve başarı muhasebesini yapacaktır. İşte “Adil Düzen” üzerinde ancak bu çalışmaları yapanlar konuşabilirler. Bizi okumuyorlar ve anlamıyorlar. Çünkü Allah onların okumasını ve anlamasını dilemiyor. Çünkü onların işitmesinde yarar yoktur. * Mü’minler içtihatlarını yaparken dört aşama geçirirler. 1) Önce herkesi dinlerler, kendilerini o konuda en cahil kabul ederler. 2) Sonra tartışırlar, kendilerini başkaları ile eşit kabul ederler. 3) Düşünüp içtihat yaparlar. Bu takdirde kendilerini kendileri için dünyanın en âlimi kabul eder ve içtihatlarını ortaya koyarlar. İşte ondan sonradır ki sözü işitmiş olur ve ne söylendiğini anlamış olurlar. 4) Ondan sonra da içtihatlarına göre amel edip itaat etmiş olurlar. İçtihatlardaki ayrılıkları hakem kararları ile geçici olarak giderirler. * Siz bir söz duyduğunuz zaman şu şekilde hareket etmeniz gerekir. a) Söyleyen kim olursa olsun, müçtehidiniz de olsa, o söyledi diye hemen kabul etmeyeceksiniz, hemen reddetmeyeceksiniz. b) Önce ne dediğini ve size neyi anlatmak istediğini anlamaya çalışacaksınız. Gerekirse açıklaması için sorular soracaksınız. Sorular tartışma mahiyetinde olmamalıdır, anlama mahiyetinde olmalıdır. c) Ondan sonra söyleneni kendi bildiklerinizle karşılaştıracaksınız. Çelişki varsa bildiklerinizi gözden geçireceksiniz. Mesela seçtiğiniz müçtehit hatalı olabilir yahut kendi varsayımlarınız yanlış olabilir. d) Kendi içtihadınız veya müçtehidiniz hakkında bir değişiklik olmamışsa ondan sonra söylenen sözü değerlendireceksiniz. İşte böylece o sözün doğruluğu ortaya çıktıktan sonra ona itaat edeceksiniz. Söyleyene değil söze itaat ediyorsunuz, doğru söze itaat ediyorsunuz. İçtihadın manâsı budur. Mü’minlere emrolunan içtihattır. Herkes içtihat yapmak zorundadır. Ümmiler hariç olmak üzere diğer seviyedeki herkes müçtehidini seçerken içtihat eder, görüşleri seçerken içtihat eder, kendi görüşünü ortaya koyarak içtihat eder. İçtihatsız bir şeyi kabul etmek veya reddetmek, işitmeden işittiğini söylemektir. *** Bir topluluğun yönetimi dört kuruma dayanmaktadır. Birinci kurum “yasama”dır. Kuvvete dayalı sistemlerde topluluğa hâkim olan kuvvet kurallar koyar, topluluk o kurallara göre yaşar. Batı’da bu kural uygulanmaktadır. Dört veya beş senede bir seçimler yapılarak kimin yani hangi grubun kuvvetli olduğu tesbit edilmekte, sonra onun koyduğu kurallar yasa olmaktadır. Bugün bu kuvvet sermayenindir. Sermaye parası ile istediği partiye seçim kazandırır, ona istediği kuralları koydurur. Tarih öncesi dönemlerde din hâkim olmuştur. Sonra siyasiler hâkim oldular. Şimdi de ekonomi yani sermaye hâkimdir. Kur’an ise yasamayı “sözleşmelere” dayandırmaktadır. Müçtehit âlimler “tip sözleşmeler” hazırlayacak, kişi hangi âlimin içtihatlarını kabul ederse o onun içtihatlarıyla ilzam olunacaktır. Bunun için altı mertebede içtihat kabul edilmiştir. 1- Ümmiler: Bunlar ne yapacaklarını bilmedikleri gibi soruyu da sorma gücüne sahip değildirler. Velileri (anne babaları) ne derlerse onu yaparlar. 2- Sailler: Kendileri nasıl yapacaklarına karar veremiyorlar ama ne yapacaklarını veya bir şey yapacaklarını biliyorlar. Bunlar için seviye içtihat sormadır, soracakları kimseleri seçmedir. Bu da onlar için içtihattır. 3- Amiller: Belli ilmî seviyeyi alanlar, nasıl yapacaklarını bir defaya mahsus olmak üzere bilenlere sorarlar, onlardan izin alırlar ve ondan sonra artık kendi kendilerine gereğine kendileri karar verir ve içtihat ederler. 4- Ehl-i Zikr: Bunlar için yazılı kurallar vardır. Örnek sözleşmelerden birinin sözleşmelerini benimseyip onu okur ve kendileri o mezhebe göre amel ederler. Bunların içtihadı müçtehidini seçme şeklindedir. Bunlar değişik müçtehitlerin içtihatları ile amel edemezler. Seçtikleri müçtehidin içtihatlarını uygulayacaklardır. 5- Fakih: Seviyeleri kendi başlarına içtihat yapma seviyesine ulaşmıştır ama daha/henüz içtihatlarını tanımlayamamışlardır. Bunlar değişik müçtehitlerin görüşlerinden kendileri tercih yapabilirler, yazılı metin hâline getirirler. Bunların mezhebine katılanlar onunla ilzam olunurlar. 6- Rasih ise doğrudan içtihat yapanlardır. Bunların başka müçtehitlere tâbi olmaları söz konusu değildir. İlmî dayanışma ortaklıklarını bunlar kurarlar. Aynı dayanışma ortaklığında ortak olanların şeriatı yani kanunları o müçtehidin içtihatlarıdır. *** En küçük topluluk kabiledir, bin civarında aileden oluşur, bin kadar askeri bulunur. Bu devlet aşamasına gelmiş topluluklar için söz konusudur. Bugün artık devlet aşamasına gelmemiş bir topluluk yoktur. Dolayısıyla bizim bir bucak devleti kurmamız mümkün değildir. O halde “Adil Düzen” devletini nasıl kurağız? Uzun zaman Mekke devrini yaşayacağız. Devletimizle anlaşacağız, bizim bucak kurmamıza izin verecektir. Güvenlik teşkilatımız olmayacaktır. Kuracağımız kooperatif içinde de siyasi güç dışında her türlü çalışmalarınızı yapacağız. Biz devlete vergi vereceğiz, askere gideceğiz, devletten de bizi korumasını isteyeceğiz. Bugün Türkiye’de bunu yapmamızı önleyecek hiçbir mevzuat yoktur. On tane yüz dairelik apartman yaparız, bir kooperatif kurarız, kendi bucağımızı kendimiz yönetiriz. Kurallarımıza uymayanları kooperatiften çıkarırız. Böylece sitemizde bizim kurallarımızı uygulamayacak bir yer kalmaz. Sonra illerde “Hizmet Kooperatifleri” kurar, isteyen bucaklara hizmet veririz, bizim ekonomimizi uygularız. Devlet oluşturmamız için siyasi partilerle anlaşıp uzlaştırmamız gerekir. Eğer biz başarılı bucaklar kurarsak halk partilerini zorlar. Sonunda ülkeye “ADİL DÜZEN” geçmiş olur. O halde bizim sorunumuz “ADİL DÜZEN”i öğrenmek ve bir örnek vermekten ibarettir. Sonra her şey kendiliğinden olacaktır. Elbette o zaman da 28 Şubat zihniyetliler geleceklerdir ama onlar mağlup olacaklardır. * 689. (HAFTALIK) SEMİNERDEN; ENFAL SÛRESİ-15; 32-33.ÂYETLER; 01.12.2012 Biz “Adil (Ekonomik) Düzen” için çalışmalıyız ama bir taraftan da tebliğimize devam etmeliyiz. “MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETİŞTİRME MERKEZİ” teşebbüsümüz ile bu tebliğ görevimizi yapıyoruz. Bin senelik içtihatlarla İslâmiyet’i yeniden yaşatmak isteyenler ölüyü diriltmekle meşguldürler. Ölü dirilmez, belki ölünün tohumundan oluşmuş yeni varlıklar ortaya çıkarılır. Bunu insanlara ancak bu yolla anlatacağız. “MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETİŞTİRME MERKEZİ” yalnız sözle tebliğ vazifesini yapmayacak; aynı zamanda uygulayıp gösterecek, böylece onlar çok açık bir şekilde Allah’ın nurunu görecekler. O zaman artık mazeretleri kalmayacaktır. O zamana kadar Allah onları tazip etmeyecektir. Demek ki biz “Adil Düzen” üzerinde çalışırken yalnız kendimizi kurtarmıyoruz, aynı zamanda tüm insanlığa gelen azabı da erteliyoruz. Biz bu hususta tek miyiz? Bizim gibi çalışan kimseler var mıdır? Bize söylüyorlar; biz de sizin yaptıklarınızı yapıyoruz diyorlar... Biz bir daha kendimizi tanıtalım. 1- Biz Ehli Sünnet’in İslâm anlayışı içinde Kur’an’ı yeniden ele alıyoruz, onların usulünü kabul ediyoruz ama füruda kendi çağımızın sorunlarını çözecek şekilde içtihatlar yapıyoruz, günümüzün sorunlarını çözüyoruz. 2- Biz Kur’an’ı müsbet ilim üzerinde tafsil ediyoruz. Bunun için Batı’nın matematiği ile müsbet ilimleri öğreniyor ve Kur’an’ı onun yardımı ile yorumluyoruz, onun teknik bilgisi ile yeniden içtihatlar yapıyoruz. 3- Biz Akevler’i kurduk, kendimiz için içtihat ettik, uygulayarak içtihadımızın sonuçlarını ortaya koyduk. Yanlışlarımızı anladık. Şimdi yeni bilgilerle yeni denemelere geçiyoruz. Biz “vakıf” değil “kooperatif” kurduk. Biz “yardımlarla” ve “bağışlarla” değil, “kendi el emeğimiz ve alın terimizle” Kur’an’ı öğrenmeye ve uygulamaya çalışıyoruz. Biz insanlardan “ihsan” değil “iştirak” istiyoruz. 4- Kârı maksimize eden faizli sistemden, üretimi maksimize eden ortaklık sistemini oluşturuyoruz. Böylece tarım dönemi uygarlığından sanayi dönemi uygarlığına Kur’an’ın nuru ile geçmek istiyoruz ve bu çalışmalar esnasında bir kaza yapmak istemiyoruz. Bu usulle çalışan bir cemaatin varlığını yeryüzünde bilen varsa veya “biz böyleyiz” diyen varsa; onlarla çalışmamızı birleştirmeye ve onlara tâbi olmaya hazırız. Hayrettin Karaman ve Sabahattin Zaim’in şehadeti ile böyle bir yer mevcut değildir. * 690. (HAFTALIK) SEMİNERDEN; ENFAL SÛRESİ-16; 34-35.ÂYETLER; 08.12.2012 Evet… Şimdi “MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETİŞTİRME MERKEZİ”ni kuruyoruz... Allah yardım edecek ve sıra ile başaracağız... 1) Bakkalı (Akevler Milad Marketi) yeniden çalıştıracağız… 2) Dolap üretim işletmesini yeniden harekete geçireceğiz... 3) Ahşap odalar (evler) üretimini yeniden yapacağız... 4) “Mala-Mal Marketler” zincirini kuracağız… 5) “Yüz Dairelik Ev ve İşyeri Apartmanları” yapacağız... 6) “Genel Hizmet İhtisas Apartmanları” oluşturacağız... Bunların içinde hastane de olacak. İşte o zaman çağımızdaki Mekke Fethi gerçekleşecektir. Direnen tekel sömürü sermayesinin ömrü bitecektir. Bunlar olacak; siz yapmasanız da olacak. Siz yapmazsanız; Allah başkalarını getirecek, onlar sizin gibi olmayacak. * Bugün bütün yeryüzünde dine dönüş vardır. Ne var ki dine dönüşü kiliseye gidip haç çıkarmak, mescide gidip namaz kılmaktan ibaret saymaktadırlar. OYSA DİNE DÖNÜŞÜN ANLAMI BAŞKA OLMALIDIR. 1- Bugün müsbet ilimler gelişmiştir. Milyarlarca yıl içinde ışığı bize ulaşan yıldızda neler olduğunu bilebiliyoruz. O halde inanan insanlar bir araya gelmeli ve gerçekten Allah’ın insanlığa neleri bildirdiğini tesbit etmelidirler. Bütün dinler tahrif edilmiştir. Buna İslâm dini/düzeni de dâhildir. Evet, Kur’an duruyor, beyan ilmi duruyor ama insanlar ne Kur’an’a ne de beyana önem veriyor; ilmihallerle yetiniyorlar. İlmihaller ile muharref Tevrat arasında hiçbir fark yoktur. Demek ki insanlık ilmî araştırmalar yapıp Allah’ın gerçek emirlerini öğrenmelidir. Biz “MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETİŞTİRME OKULU/MERKEZİ/MEDRESESİ” kuralım dediğimiz zaman bunu kastediyoruz. Din ve ırk ayrılığını gözetmiyoruz. İçtihatlar yapılacak ve uygulanacak; başarılı olanlar Allah’ın hükümleri olacaktır. 2- Gazali’nin ifadesiyle; bir taraftan dinî ilimleri ihya ederken diğer taraftan tüm ehli hak birleşmeli ve birlik içinde çalışmalıdırlar; çalışırken birbirlerine yardım etmelidirler. Varılan sonuçlar farklı olacaktır. Her mezhep kendi şir’asını tedvin edecek, bu da rahmet olacaktır. 3- İbadetlerin hikmetleri ortaya konmalıdır. Allah bize ne emretmiştir? Bunu bileceğimiz gibi; Allah’ın niçin emretmiş olduğunu bilmemiz gerekir. Geçmişte fıkıh delil ve illetlerle tedvin edildi; gelecekte fıkıh aynı zamanda hüküm ve hikmetlerle tedvin edilecektir. Artık namazların mesai saatlerinin başlangıcı ve bitimi olduğunu bileceğiz. Artık zekâtın vergi olduğunu bileceğiz. 4- İnsanlığın barış düzenini gerçekleştirmemiz gerekir. Savaş, “barış düzeni”ni kabul edenler arasında olmayacaktır, müslimler arasında olmayacaktır; savaş, “barış düzeni”ni kabul edenlerle etmeyenler arasında olacaktır. Hakemlerden oluşan yargının kararlarını yürürlüğe koymak için silahlı gücümüz olacaktır... * KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ-691/ADİL DÜZEN DERSLERİ-521 15 Aralık 2012 PEYGAMBERLER VE MÜÇTEHİTLER Canlılar başlangıçta bir hücre olarak yaratıldılar. Sonra çoğaldılar, türden türe evrimleştiler ve bugünkü zenginliğe ulaştılar. En son tür insan türüdür. İnsan türünde biyolojik değişme yoktur. Âdem ve Havva hangi genleri taşıyor idiyse biz de aynı genleri taşıyoruz. Zekâ ve kabiliyet bakımından yaşlanmadan dolayı gerilemiş olabiliriz ama esasta farkımız yoktur. İnsan diğer canlılardan farklı olarak hem bilgisizdir hem de zayıftır, ne yapacağını bilmemektedir. Elleri ve ağzı da av yapmaya elverişli değildir. İnsan zayıf ve cehuldur. Buna karşılık insana zekâ verilmiştir, zekâ sayesinde sorunlarını çözmektedir. Buluşlarını çocuklarına dil vasıtası ile aktarmakta, eğitimle gittikçe yenilikler yapabilmektedir. Buna uygarlaşma denmektedir. Uygarlaşmalar yeni düzenlerle ortaya çıkmaktadır. Tarihte bu uygarlaşmaları peygamberler yaptırmışlardır. Hazreti Nuh, Hazreti İbrahim, Hazreti Musa ve Hazreti Muhammed uygarlıkları getiren peygamberlerdir. Bunlar Allah’tan kitaplar getirdiklerini iddia etmiş ve uygarlıkları kurmuşlardır. Bugün bu uygarlıklar büyük dinler hâlinde yaşamaktadır. Yani iddiaları tarih olmuştur. SON KİTAP KUR’AN’DIR. SON PEYGAMBER DE HAZRETİ MUHAMMED’DİR. Bunlardan sonra artık yeni peygamber gelmeyecek ve yeni kitap inmeyecektir. Kur’an ve hadisler bunu çok açık bir şekilde ifade etmektedir. Kur’an yalnız yeni peygamber gelmeyeceğini bildirmekle kalmamış, ne olacağını da çok açık şekilde anlatmış, Hazreti Peygamber de açıklamaları ile bunu teyit etmiştir. KUR’AN ESKİ KİTAPLARDAN FARKLIDIR. Eski kitaplar düzenleri getirmişlerdir, insanların nasıl hareket etmeleri gerektiğine dair kurallar koymuşlardır. Kur’an ise kurallardan sadece örnekler vermiş, diğerlerinin ona kıyas edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Örnek olarak; Tevrat’ta etleri haram olan hayvanlar sayılmış, Kur’an’da ise sadece domuz zikredilmiş, diğerlerinin kıyasla bulunmasını istemiştir. Yani Kur’an kuralların nasıl konacağını öğretmiş ama kuralar koymamıştır. Böylece Kur’an kıyamete kadar insanların sorunlarını çözecek bir kitaptır. Ne var ki bu kitabın sorunları çözmesi için fıkha yani Kur’an’dan hüküm çıkarma ilmine ihtiyaç vardır. Kur’an’dan sonra peygamberlerin yerini âlimler doldurmuşlardır. 1- İlk olarak Hazreti Muhammed Kur’an’ı Cebrail’in öğretmesi ile uygulamıştır. Böylece örnek uygulama ortaya çıkmıştır. Dört halife bu uygulamayı istişare ile yürütmüşlerdir. Vahyin yerini istişare almıştır. Bu uygulama bizim için örnek uygulamadır. Buna “sünnet” diyoruz. 2- Sonra müçtehitler geldiler. Sünneti ve Kur’an’ı karşılaştırarak Kur’an’ı anlama metodunu geliştirdiler. Buna “Usûlü Fıkıh” dediler. Hükümlerle şeriat yapma ilmini kurdular. O ilme dayalı olarak oluşan fıkıh insanlığı 1000 senedir idare ediyor. Bugün o fıkıh yaşlandı, artık insanlığın sorunlarını çözmüyor. 3- Günümüzün sorunlarını çözebilmemiz için bugün ulaştığımız müsbet ilim uygarlığını kavramamız gerekir. Sorunlar o ilimler sayesinde tesbit edilebilecektir. Çözümlerde o ilimlerin teknolojisi kullanılacaktır. Ondan başka fakihler döneminin fıkıh usulünü öğrenmemiz ve o usul içinde dört delile dayalı olarak sorunları çözmemiz gerekir. 4- İşte, zamanın sorunlarını çözen ilim adamlarının adı “müçtehit”tir. Bugünkü uygarlıklar bu müçtehitler sayesinde oluşmuştur. Batılılar bunlara “doktor” diyorlar. Bizim üniversiteler de doktora yaptırmakta yani müçtehit yetiştirmektedir. İki çeşit içtihat vardır. Biri mevcut düzende sorunları çözme içtihadıdır. Fıkıhçılar buna “mezhep içinde içtihat” demektedir. Diğeri ise düzeni değiştirecek ve yeni düzen getirecek içtihatları yapmadır. Bunlara “mezhep müçtehitleri” denmektedir. Başlangıçta mezhep müçtehitleri 200 civarında idiler, sonra dörde indiler. BUGÜN MEZHEP KURAN MÜÇTEHİTLERE İHTİYAÇ VARDIR. Bugünkü üniversiteler ve medreseler düzeni sürdüren doktorlar yetiştiriyorlar. Biz düzeni değiştirecek müçtehitlerin yetişmesine imkân sağlamalıyız. İnsanlığın geçmişinde peygamberlerin yaptıklarını bugün bunlar yapacaklardır. SÜLEYMAN KARAGÜLLE Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL www.akevler.org (0532) 246 68 92 * 691. (HAFTALIK) SEMİNERDEN; ENFAL SÛRESİ-17; 36-38.ÂYETLER; 15.12.2012 … Bu emir bize yabancı dillerle neşriyat yapmamız gerektiğini ifade etmiş olur. Demek ki “BİN DİL ÜNİVERSİTESİ”ni kuracağız. Üniversite binası çok katlı olacak ve her katta bir dil konuşulacak. Oraya gelen o dili konuşanlar, bodrum katlarında çalışacaklar ve geçinecekler, iş öğrenecekler, yukarıdaki katlarda yani lojmanlarda da kendi dilleri ile Arapça arasında tercümeler yapacaklardır. Bu blok apartmanlardan yüz tanesi bin dili oluşturacaktır. Bu da bir ilçe büyüklüğünde yer olacaktır. Bizim bu projeleri insanlığa götürmemiz gerekmektedir. O halde “MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETİŞTİRME MERKEZİ” projemize inanmamız gerekir. Bu projeye katılma ehliyetine sahip olmayanları Allah bizden uzak tutar. Biz sevdiklerimizle değil, Allah’ın sevdikleri ile yola devam etmek durumundayız. Allah elbette bir Ömer’i (Hazreti Ömer gibi birisini) gönderecektir. … * KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ-691/ADİL DÜZEN DERSLERİ-521 15 Aralık 2012 PEYGAMBERLER VE MÜÇTEHİTLER Canlılar başlangıçta bir hücre olarak yaratıldılar. Sonra çoğaldılar, türden türe evrimleştiler ve bugünkü zenginliğe ulaştılar. En son tür insan türüdür. İnsan türünde biyolojik değişme yoktur. Âdem ve Havva hangi genleri taşıyor idiyse biz de aynı genleri taşıyoruz. Zekâ ve kabiliyet bakımından yaşlanmadan dolayı gerilemiş olabiliriz ama esasta farkımız yoktur. İnsan diğer canlılardan farklı olarak hem bilgisizdir hem de zayıftır, ne yapacağını bilmemektedir. Elleri ve ağzı da av yapmaya elverişli değildir. İnsan zayıf ve cehuldur. Buna karşılık insana zekâ verilmiştir, zekâ sayesinde sorunlarını çözmektedir. Buluşlarını çocuklarına dil vasıtası ile aktarmakta, eğitimle gittikçe yenilikler yapabilmektedir. Buna uygarlaşma denmektedir. Uygarlaşmalar yeni düzenlerle ortaya çıkmaktadır. Tarihte bu uygarlaşmaları peygamberler yaptırmışlardır. Hazreti Nuh, Hazreti İbrahim, Hazreti Musa ve Hazreti Muhammed uygarlıkları getiren peygamberlerdir. Bunlar Allah’tan kitaplar getirdiklerini iddia etmiş ve uygarlıkları kurmuşlardır. Bugün bu uygarlıklar büyük dinler hâlinde yaşamaktadır. Yani iddiaları tarih olmuştur. SON KİTAP KUR’AN’DIR. SON PEYGAMBER DE HAZRETİ MUHAMMED’DİR. Bunlardan sonra artık yeni peygamber gelmeyecek ve yeni kitap inmeyecektir. Kur’an ve hadisler bunu çok açık bir şekilde ifade etmektedir. Kur’an yalnız yeni peygamber gelmeyeceğini bildirmekle kalmamış, ne olacağını da çok açık şekilde anlatmış, Hazreti Peygamber de açıklamaları ile bunu teyit etmiştir. KUR’AN ESKİ KİTAPLARDAN FARKLIDIR. Eski kitaplar düzenleri getirmişlerdir, insanların nasıl hareket etmeleri gerektiğine dair kurallar koymuşlardır. Kur’an ise kurallardan sadece örnekler vermiş, diğerlerinin ona kıyas edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Örnek olarak; Tevrat’ta etleri haram olan hayvanlar sayılmış, Kur’an’da ise sadece domuz zikredilmiş, diğerlerinin kıyasla bulunmasını istemiştir. Yani Kur’an kuralların nasıl konacağını öğretmiş ama kuralar koymamıştır. Böylece Kur’an kıyamete kadar insanların sorunlarını çözecek bir kitaptır. Ne var ki bu kitabın sorunları çözmesi için fıkha yani Kur’an’dan hüküm çıkarma ilmine ihtiyaç vardır. Kur’an’dan sonra peygamberlerin yerini âlimler doldurmuşlardır. 1- İlk olarak Hazreti Muhammed Kur’an’ı Cebrail’in öğretmesi ile uygulamıştır. Böylece örnek uygulama ortaya çıkmıştır. Dört halife bu uygulamayı istişare ile yürütmüşlerdir. Vahyin yerini istişare almıştır. Bu uygulama bizim için örnek uygulamadır. Buna “sünnet” diyoruz. 2- Sonra müçtehitler geldiler. Sünneti ve Kur’an’ı karşılaştırarak Kur’an’ı anlama metodunu geliştirdiler. Buna “Usûlü Fıkıh” dediler. Hükümlerle şeriat yapma ilmini kurdular. O ilme dayalı olarak oluşan fıkıh insanlığı 1000 senedir idare ediyor. Bugün o fıkıh yaşlandı, artık insanlığın sorunlarını çözmüyor. 3- Günümüzün sorunlarını çözebilmemiz için bugün ulaştığımız müsbet ilim uygarlığını kavramamız gerekir. Sorunlar o ilimler sayesinde tesbit edilebilecektir. Çözümlerde o ilimlerin teknolojisi kullanılacaktır. Ondan başka fakihler döneminin fıkıh usulünü öğrenmemiz ve o usul içinde dört delile dayalı olarak sorunları çözmemiz gerekir. 4- İşte, zamanın sorunlarını çözen ilim adamlarının adı “müçtehit”tir. Bugünkü uygarlıklar bu müçtehitler sayesinde oluşmuştur. Batılılar bunlara “doktor” diyorlar. Bizim üniversiteler de doktora yaptırmakta yani müçtehit yetiştirmektedir. İki çeşit içtihat vardır. Biri mevcut düzende sorunları çözme içtihadıdır. Fıkıhçılar buna “mezhep içinde içtihat” demektedir. Diğeri ise düzeni değiştirecek ve yeni düzen getirecek içtihatları yapmadır. Bunlara “mezhep müçtehitleri” denmektedir. Başlangıçta mezhep müçtehitleri 200 civarında idiler, sonra dörde indiler. BUGÜN MEZHEP KURAN MÜÇTEHİTLERE İHTİYAÇ VARDIR. Bugünkü üniversiteler ve medreseler düzeni sürdüren doktorlar yetiştiriyorlar. Biz düzeni değiştirecek müçtehitlerin yetişmesine imkân sağlamalıyız. İnsanlığın geçmişinde peygamberlerin yaptıklarını bugün bunlar yapacaklardır. SÜLEYMAN KARAGÜLLE Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL www.akevler.org (0532) 246 68 92 * KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ-692/ADİL DÜZEN DERSLERİ-522 22 Aralık 2012 KUR’AN MUCİZESİ VE “MÜÇTEHİT YETİŞME/YETİŞTİRME MERKEZİ” Kur’an’dan önce Allah melekleri görevlendirir, onlar Allah’ın gösterdiği insana gelir ve ona Allah’ın mesajını getirirlerdi. Onlar da mucizelerini halka gösterir, halk da mucizeye bakarak ona inanır, getirdiği kitabın da ilâhi kaynaklı olduğuna kani olurlardı. Dikkat edersek, burada peygamber mucize gösteriyor. Halk peygambere inanıyor. Kitaba peygambere inandığı için inanmaktadır. Kur’an’ın ve Hazreti Muhammed’in durumu farklıdır. Cebrail geliyor ve Hazreti Muhammed’e Kur’an’ı okuyordu. Hazreti Muhammed de insanlara okuyordu. Çevredekiler okuduklarını yazıyorlardı. Hazreti Muhammed okur-yazar olmadığı için kendisi yazmıyordu bile. Gelen sahifelerde Allah’ın bir olduğu, insanların O’nun kulları olduğu, ondan başkasına kulluk edemeyecekleri anlatılıyordu. Kur’an Mekkelilerin işlerini bozmuyordu ama inanışlarını allak bullak ediyordu. Tanrı tek idi ama Mekke’de her kabilenin bir de özel mabudu vardı, onlara göre kabileleri o mabutlar korurlardı. Kâbe’nin içine konmuş olan ve bunları temsil eden putlar vardı. Tüm Arap halkı gelip kendilerinin mabuduna ibadet ederdi. Kur’an işte bunu reddediyordu. Kur’an kız çocuklarını diri diri gömmeyi de şiddetle reddediyordu. İşte… Mekkeliler başta olmak üzere Arapları rahatsız eden bu idi. Şiddetli bir şekilde karşı çıkıyorlar ama bir türlü Hazreti Muhammed’i susturamıyorlar. Kur’an da bunları o kadar etkili bir şekilde anlatıyordu ki insanlar zevkle dinliyorlardı. Hazreti Muhammed bir mucize göstermedi, sadece Kur’an okudu. Kur’an’a Mekke’de inandılar, Medine’de inandılar. Arap devleti ilk defa kuruldu. Arap devletini kurmak basit bir olay değildir. Biz cumhuriyeti kurduk ama bütün müesseseleri Osmanlılardan devraldık. Oysa Hazreti Muhammed Arap devletini kurduğu zaman önce yazılı bir hukuk yoktu, hattâ kitap yoktu. Tüm yazılı eser 600 satırlık Arap şiirleri, bir de tüccarların hesap sahifeleri idi. Başkan yoktu, hâkim yoktu, polis yoktu, jandarma yoktu, vergi yoktu, herhangi bir teşkilat yoktu. Tüm Arabistan devlet öncesi düzeni yaşıyordu. İşte, Hazreti Muhammed bilinen bir devleti kurmadı, devleti Araplara öğretti. Kur’an sayesinde on sene içinde Arabistan devlet aşamasına geçti. Bir asır içinde süper güç oldu. Yetmedi, iki üç asır sonra insanlığa yepyeni bir uygarlık getirdi. Tümevarım yolunu öğretti. Serbest sözleşme yönetimini öğretti. Bugünkü Avrupa uygarlığı İslâm uygarlığı ile Hıristiyanlığın sentezinden doğmuştur. Demek ki; Kur’an’dan önce mucize peygamberlerin olmuştur. Kur’an’dan sonra mucize Kur’an olmuştur. Araplar önce Hazreti Muhammed’e sonra Kur’an’a değil, önce Kur’an’a sonra Hazreti Muhammed’e inandılar. Böylece kıyamete kadar sürecek KUR’AN MUCİZESİ ortaya çıktı. Evet… Kur’an’ı incelediğimiz zaman onun ilâhi söz olduğu çok kolaylıkla anlaşılacaktır. O HALDE İNSANLIK BUGÜN NE YAPMALIDIR? Önce Kur’an’ın Allah sözü olup olmadığını müsbet ilim metotları ile incelemelidir. Bu kitap Hazreti Muhammed’in sözleri ise onu ortaya koymalıdır. Bu kitap gerçekten Allah’ın sözleri ise onu müsbet ilimle ortaya koymalıdır. Ben şahsen kendim için bu araştırmayı yaptım ve Kur’an’ın Allah sözü olduğunu ilmen ispat ettim ve o sebeple ben ona inanıyorum. 250 sahifelik KUR’AN MUCİZELERİ kitabını tamamladım. Reşat Nuri Erol kitabı redakte etti. Bazı matematik kısımlar henüz redakte edilmediği için kitap şimdilik basılamıyor. İnsanlık şimdi ilim adamlarını çıkarıp KUR’AN MUCİZELERİ kitabını iddia kitabı kabul ederek kararını vermelidir. Sonunda bir başhakem seçilmelidir. O şehadet edecektir. Evet, Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğu müsbet ilimle ortaya konmalı, deliller tartışılmalıdır. Ondan sonra insanlığın yapacağı iş Kur’an’ın Allah kelamı olduğu belirlendikten sonra onun getirdiği şeriatın uygulama örnekleri verilmelidir. Bunun için ondan hükümler çıkarmak ve çağımızın sorunlarını çözecek çözümler üretmek gerekmektedir. İşte… Bizim “MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETİŞTİRME MERKEZİ” dediğimiz şey Kur’an’a göre üretimi maksimize edecek işletmeleri kuracak insanları yetiştirmektir. İlâhi kitaplara inanan herkese düşen görev budur. Bugün bunlar beş gruptur; Tevrat ehli, İncil ehli, Kur’an ehli, doğu dinleri Budizm ve Hindi dinleri ehli. Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğu sabit olunca bu kitapların da ilâhi olduğu sabit olur. Çünkü Kur’an bunları tasdik etmekte ve teyit etmektedir. Kur’an’ın Allah kitabı olduğuna inananların ise bir gün bile kaybetmeden o kitabın bize ne dediklerini araştıracak “MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETİŞTİRME MERKEZİ”ne katılmaları gerekmektedir. Bu onlara farzdır. Tebşir ediyoruz, çünkü başaracağız. İnzar ediyoruz, çünkü katılmayanlar helak olacaklar. SÜLEYMAN KARAGÜLLE Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL www.akevler.org (0532) 246 68 92 * DİKKAT !!! GELECEK HAFTANIN (694. HAFTA9 TEFSİR DERSİ ÜZERİNDE ÇALIŞMAYA BAŞLADIM... ÇALIŞMAMIZIN SONUNDAKİ (YANİ 11. SAYFADAKİ) DEĞERLENDİRME DİKKATİMİ ÇEKTİ... ÖNCELİKLE VE ÖZELLİKLE SADECE O KISMI ERKENDEN PAYLAŞALIM DİYE DÜŞÜNDÜM... TAMAMI GELECEK HAFTA SONU TAMAMA ERECEKTİR İNŞAALLAH... SELAM, SEVGİ VE DUA, DUA, DUA İLE... 29.12.2012 CUMARTESİ REŞAD * İNSANLIK “ADİL DÜZEN”İ NASIL DUYACAK VE ONUN GERÇEK OLDUĞUNU NASIL BİLECEKTİR? Bizim duamız şudur. a) “AKEVLER İSTANBUL YENİBOSNA ÇALIŞMALARI”na devam edilecektir. “KUR’AN ARAPÇASI” bilgisayarlaştırılıyor. “ADİL DÜZENE GÖRE İNSANLIK ANAYASASI” Kur’an’a göre beyyineleştiriliyor. “ORTAKLIK MUHASEBESİ” oluşturuluyor. “UYGULAMA PROJELERİ” yapılıyor. b) İzmir Akevler’in de katılması ile “MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETİŞTİRME MERKEZİ” kuruluyor. Bu merkez “Bakkal/Market” işletecek, “Dolap İmalatı İşletmesini” yapacak, “Ahşap Evler İmalathanelerini” kuracak, “Dinlenme Siteleri” oluşturacak, “Mala-Mal Marketleri” açacak, “Yüz Dairelik İnşaatları” yapacak, “Adil Düzen Aşiretleri/ Ocakları/ Apartmanları, Semtleri ve Siteleri” kuracaktır. c) “BİN DİL ÜNİVERSİTESİ”ni açarak tüm insanlığa “Adil Düzen”i yani Kur’an nizamını anlatacaktır. d) KARŞILIKLI (karşılığı olan) SENETLER ÇIKARILACAKTIR. Banka kartı, bono senedi, çek ve hisse senetleri para senedi olmaktan çıkarılıp mal senetlerine dönüştürülecek ve insanlığı sağlıklı değiştirme araç ve amaçlarına ulaştıracaktır. İşte bütün bunları tüm insanlığa yaydığımız zaman insanlık semiun alîmun olacaktır. Bu değişimlere uyabilenler hayatta kalacak, uymayanlar helâk olacaklardır. Bu söylediklerimizin doğruluğunu şöyle kanıtlarız. İnsanlık uygarlaşan bir varlıktır, teknik problemlerini çözdüğü gibi sanayi dönemi hukuk problemlerini de çözecektir. YERYÜZÜNDE BİZDEN BAŞKA ÇÖZÜM GETİREN KİMSE YOKTUR. Her zaman ve her yerde herkesle tartışmaya ve çalışmaya hazırız. Hatamızı gösterdiğinizde kabul etmeye de hazırız. MÜÇTEHİT YETİŞME/YETİŞTİRME SÖZLEŞME TASLAĞIDIR Araştırma Kooperatifi’ne “Sermaye Ortağı” olarak katılacaklarla ilgili sözleşme taslağıdır. Arkadaşların okuması ve katkıda bulunması gerekmektedir. Özellikle ortağımız Yılmaz Güney’in görüşlerini ortaklarımıza duyurması gerekmektedir. TARAFLAR: I- AKEVLER İSTANBUL TÜKETİM KOOPERATİFİ adına Genel Hizmet Sorumlusu II- SERMAYE ORTAĞI KONU: Ortaklık Muhasebesi Oluşturma ve Elemanın Yetişmesini Sağlama. GEREKÇE: Dünyaya yaygınlaşmış tek tip merkezi muhasebe sistemi vardır. Herkes her şeyi işletme kasasına veya ambarına verir, herkes her şeyi işletme kasasından veya ambarından alır. Merkezi tekel ekonomilerinde bu sistem çok geçerlidir. Ne var ki merkezi ekonomi sistemi tekele kayar, K. Marks’ın dediği gibi sermaye tekeli veya devlet tekeli oluşur. Tekeller de kendi kendilerini yönetemezler ve çökerler, anarşi olur. (K. Marks komünizm olur diyor ama komünizmin ne olduğunu söylemiyor.) Türkiye henüz tekelleşmemiştir. Firmalar büyümeye başlamış ama elenmeye de başlanmıştır. Tek çözüm merkezi olmayan ortaklık muhasebesinin tesisidir. Ortaklık muhasebesinde işletmede tek kasa ve tek ambar ytere kişiler vardır. Yerler vardır. Kişiler kasalar durumundadır. Yerler ambarlar durumundadır. Kişiler merkezi kasaya değil birbirlerine veriler, alırlar. Mallar merkezi ambarlara değil yerlere verilir, alınır. Böylece işletme içinde herkesin ve her yerin hesabı tutulur. Hesaplar günlük olarak sonuç alınacak şekilde tutulur. İşletmelere isteyenler o gün katılır, ertesi gün hesabı görülebilir. Kâr veya zarar etmiş olarak ayrılabilir. Ortaklık mukaveleleri ona göre yapılır, kâr ve zarar hesapları ona göre oluşturulur. Çalışan o gün üretilenden payını alır. İşletmenin kârına ve zararına karışmaz. Çalışanı işletme değil kooperatif sigorta eder, vergisini kooperatif eder. İşletmeye işçilik faturasını kooperatif keser. Akevler İstanbul Kooperatifi bu hususta çalışma yapmaktadır; MUHASEBE PROGRAMI oluşturmaktadır. Bu muhasebe programını kullanmak üzere elemanların yetişmesi için mevcut yüksek düzeydeki firmalarla Akevler arasında aşağıdaki sözleşme akdedilmiştir. Böylece çökmekte olan “merkezi işçilik sistemi” yerine “ORTAKLIK SİSTEMİ” geleceğin ekonomi düzeni olacağı inancı ile ilk anlaşma yapılmaktadır. SÖZLEŞME HÜKÜMLERİ Madde-1) Akevler’in Ortaklık Muhasebesine katılıp muhasebeyi uygulayarak öğrenmek için Sermaye Ortağı bir elemanı finanse edecektir. a) Sermaye Ortağı, Araştırmacı Ortağın çalıştığı saatlerine karşılık saat başı 5 TL ödeme yapacaktır. Eleman Akevler Araştırma İşletmelerine ortak olacaktır. Uygulamada elde ettiği payın yarısı araştırmacının yarısı sermayenin payı olacaktır. Sermaye payları birleştirilecek işletmelere sermaye yapılacaktır. b) Sermaye Ortağı, Araştırmacı Ortağı asgari ücretle veya bağkur ile sigortalayacak, sigorta ve vergilerini ayrıca artıracaktır. Araştırmacı haftada 30, senede 1500 saat araştırmacının kendisinin kuracağı işletmede çalışacaktır. Çalışmadığı takdirde kendisine 5 TL verilmeyecek, sigortası yapılmayacaktır. Kooperatif uygun gördüğü takdirde Araştırmacının sözleşmesine son verecektir. Tazminatı kooperatif ödeyecektir. Tazminatın ödenip ödenmeyeceğine Eleman ile Kooperatifin seçtiği Hakemler karar vereceklerdir. c) Kooperatif böylece “Genel Hizmet Ortaklığını” oluşturacaktır. Anlaşan işletmeler Ortaklık Muhasebesini tutacaktır. İşletmelerin cirolarından pay alacaktır. Bu pay genel hizmet verenlere paylaştırılacaktır. Bu paydan ortaklıktan ayrılmak isteyen sermaye sahiplerine ödeme yapılacaktır. Bunun için ödeme, ödeme hükümlerine göre yapılacaktır. c-a) Bir misli kâr ile ayrılmayı kabul edenlere ödeme fonuna gelen paylar bölüştürülerek tasfiye edilecektir. Ödeme fonuna gelen miktarın Sermaye Ortağından tenzil edilmesi ile sağlanacaktır. Eleman yetiştikten sonra da pay almaya devam edecek, iki misli ödendikten sonra da ortaklık sona ermiş olacaktır. İsteyen Sermaye Ortağı bu şıkkı kabul eder. c-b) İkinci grup Sermaye Ortaklarına, Araştırmacı Ortağa verdikleri miktar karşılığı senet verilecek, bu senedin değeri her yıl o yıl fona gelen miktarla orantılı olarak artırılacaktır. Bu nominal değeri olacaktır. Cari değer kasada olması gereken para miktarı ile arz ve talep kanunlarına göre değerlendirilecektir. İsteyen ortaklara bu bölüşme sistemi uygulanacaktır. d) Araştırmacı Ortaklar aynı zamanda “GENEL HİZMETLER”den (25 Hizmet) birini de yükleneceklerdir. Bu hizmetler uygulama saatlerinden sayılmayacak, ilmî araştırma saatlerinden sayılacaktır. Herkes kendi işletmesinin muhasebe kaydının şeklini mutlaka öğrenecektir. Madde-2) Araştırmacının yüksek tahsil mezunu olması, erkek ise askerliğini yapmış olması gerekir. Evli olanlar evlerini Araştırma Merkezine taşımak zorundadırlar. Kendileri Kooperatif ortaklık işlerinde çalışabildikleri gibi eşlerini de kooperatifte çalıştırabilirler. Eşlerinin 2000 saatlik çalışmayı ortaklık içinde yapmaları şartı ile ev kiraları araştırma işletmelerinden karşılanır. Bekâr kadınlar için ortak ev kiralanır, bekâr erkekler için de ortak ev kiralanır; evlilere uygulanan hükümler uygulanmış olur. Madde-3) Araştırmacı Ortak her hafta cumartesi günü araştırma saatlerinde o hafta yaptıklarını rapor hâline getirir. Çalışma saatlerini yazar. Kooperatif Genel Hizmet Sorumlusuna veya yetki verdiği kimseye imzalatır. Rapor Kooperatif dosyasına konur, Kooperatif bu raporu Sermaye Ortağına gönderir. Sermaye Ortağı buna göre saatlerine karşılık 5 TL’yi öder. Saatlik pay 1/20 gram altındır. Yılsonunda fark TL olarak kapatılır. Madde-4) Sermaye Ortağı yatırdığı meblağlarla Araştırma Kooperatifine sermayesi ile iştirak etmiş olur. Dolayısıyla bu iştiraklerini gider gösteremez. Payı altın olarak ödenir. Sermayesini çekmiş olur. Payından sonra ödenenler kâr olur, o zaman onu kendisi net geliri olarak gösterir. İşçilik bordrosunu gider gösterir. O kadar işçiliği kooperatife fatura eder ve onu da gelir gösterir. Kendisi maliyetle fatura ettiği için herhangi bir vergi ödeme durumunda değildir. Senet alıp satma şeklinde iştirak edenler verdikleri miktarları kooperatife iştirak olarak gösterir, aktiflerinde bulundururlar. Senetleri sattıkça menkul değerlerini nakde çevirmiş olurlar. Aradaki fark kâr veya zarar olur. Madde-5) Çıkacak her türlü ihtilaflar Akevler Hakemlerince çözülür. Hakemlerden birini bir taraf, diğerini diğer taraf seçer, başhakemi hakemler seçerler. Seçilen hakemlerin Akevler Hakemler Listesinden seçilmesi gerekir. *** KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ-695/ADİL DÜZEN DERSLERİ-525 12 OCAK 2013 AKEVLER VE ARAŞTIRMACI 1950’de Türk milleti Demokrat Parti’yi iktidar etti. Demokrat Parti halkın istediğini yapmadı ve 1960’da asker müdahale etti. 1960 müdahalesi sayesinde Türkiye tek partili düzenden çok partili düzene geçmiştir. 1971 müdahalesi sayesinde İslâmiyet suç olmaktan çıktı ve İslâmî faaliyetler başladı. Demokrat Parti göstermiştir ki laikler Türkiye’ye ne demokrasiyi ne de laikliği getiremeyecekler. Bu gerçekler karşısında İzmir’de; “Çalışmada ve yaşamada birbirleri ile anlaşabilecek kimseleri bir araya getirerek aralarında iktisadi ve içtimai dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlamaktır.” şeklide gaye maddesi olan “Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifi” işe başladı. Akevler’in dayandığı ilkeler şunlardır. 1- Sorunlar makrodan değil mikrodan çözülür. Bunun için siteler kuramlıyız ve sorunları sitelerde çözmeliyiz. Tapular ortaklara verilmeyecek, kooperatif sözleşmesine uymayanlar hakemler kararı ile payı tam değeri ile ödenerek çıkarılacaktır. 2- Site yönetimi tamamen kanunlara uymalıdır. Ayrıca şeriata da uymalıdır. Kooperatif vergi kaçırmayacak, faizli iş yapmayacaktır. 3- Kooperatif kendi imkânları ile çalışıp gelişecek, ortakların katkıları dışında ne zenginlerden ne de devletten bir yardım talep edilmeyecek ve alınmayacaktır. Akevler’in yaptığını dünyada herkes yapabilmelidir. Ancak böyle örnek olabilir. 4- Kooperatif açık olacak, isteyen istediği zaman ortak olacak, istediği zaman da payını alarak ayrılacaktır. Hesapların tutulması için demir-çimento birim olarak kullanılacak ve nizaların on yıllarca sürmemesi için de hakemler sistemi çalıştırılacaktır. Bu hedeflerimize ulaşmak için 50 yıla yakın faaliyet gösteren kooperatifimiz birinci uygulamasını tamamlamıştır. İkinci uygulamayı bundan sonra gelen nesil yapacaktır. Ne var ki bu nesle bilgilerimizi aktarmamız gerekmektedir. Elde ettiğimiz imkânları onlara aktarmamız gerekmektedir. “Araştırma Merkezimizi” bunun için kurmaktayız. Biz yapacaklarımızı yaptık ve ömrümüzü doldurduk. Hattâ bizden sonra gelen ve bugün iktidarda olan, bugün faaliyet gösteren nesil de ancak bizim başlattığımızı devam ettirebilir. Onların yeni hamle yapmaları mümkün değildir. Bizim başlattığımız hamle bugün yalnız Türkiye’de değil dünyada iktidardadır ama sorunlar çözülmemiştir. - Hâlâ zina ve fuhuş kutsiyetini artırarak korumaktadır. - Hâlâ faizli sömürü dünya krizlerini ortaya çıkarmaya devam etmektedir. - Hâlâ rüşvet, hâlâ anarşi, hâlâ terör, hâlâ savaş ve hâlâ bunların sebebiyet verdiği her türlü musibetler. - Hâlâ ortalama on sene, yirmi sene, hattâ kırk sene süren mahkemeler, hâlâ sanıklar içerde, hâlâ yargısız infazlar yapılmaya devam ediliyor. Tutuklu ile hükümlü arasında cezalanma bakımından fark yok ama biri mahkûm diğeri mağdur. Hâlâ adalet yok. Bugünkü neslin bu sorunu çözemeyeceği çok açık bir şekilde belli olmuştur. Müçtehidin yetişmesine imkân veren “Araştırma Merkezimizi” kurmaya başlamış bulunuyoruz. İlk adımı attık ve uygulamaya Başladık. Adnan Başdemir’in finanse ettiği Osman Aydın işe başlamıştır, iş olarak da ahşap evler imalatı yapılacaktır. Müçtehidin yetişmesini gerçekleştirecek “Araştırma Merkezi” Akevler Araştırma Kooperatifi çatısı altında faaliyet gösterecektir. Araştırma burada yapılacak, uygulama ise kurulacak uygulama kooperatiflerinde gerçekleştirilecektir. Araştırma Merkezi’nin değişik ortakları vardır. 1- Araştırmacılar yüz ortak olarak hedeflenmiştir. 2- Sermaye ortakları yüz finansör olarak hedeflenmiştir. 3- Araştırmacıları ilmen yetiştirecek on ilim adamı olarak hedeflenmiştir. 4- İşletme tesislerine ve işletme giderlerine sermayedar olacak ortaklar, Akevler Kooperatifi ortakları olacak, onların payları bu işletmelerde değerlendirilecektir. 5- Bunun dışında esnaftan kurucu ortaklar olacaktır. Bunlar Süleyman Karagülle, Lütfi Hocaoğlu, Süleyman Akdemir, Hasan Hacıbektaşoğlu, Selahattin Öztürk, Reşat Nuri Erol olarak katkıda bulunmaya başlamışlardır. Yukarıda saydığımız ortaklıklara gönüllü olarak katılmak isteyenlerin Sitemize girerek bize mail göndermelerini istiyoruz. Allah’ın nurunu insanlığa ulaştırmamız için yardımlaşmaya ve çalışmaya davet ediyoruz. SÜLEYMAN KARAGÜLLE Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL www.akevler.org (0532) 246 68 92

Reşat Nuri Erol
09.01.2013
10:40

cengiz!

- asıl sorularıma cevap veremiyorsun...

- adil düzen çalışmalarına katılmıyorsun, sadece eleştiriyorsun...

- sana şifalar dilemekten başka yapabileceğimiz bir şey yoktur; her şey Allah'tan, seni de olduğun gibi kabul ediyoruz...

- biz -sen dahil- hiç kimsenin dediklerine bakmadan 48 yıldır RESMEN çalışıyoruz; 84 YAŞINDAKİ ÜSTADIMIZ İSE ÇOK ÖNCEDEN BERİ YANİ ERBAKAN İLE BİRLİKTE ÇALIŞMAYA BAŞLADI DİYE BİLİYORUZ (KENDİSİ HÂLEN HAYATTA, SEN DE DAHİL OLMAK ÜZERE HERKES ONDAN SORABİLİRSİNİZ); biz kalan ömrümüzde de çalışmaya devam edeceğiz...

HESABIMIZI DA SADECE ALLAH'A VERECEĞİZ.

NOKTA

*

yazdıklarınla;

- BAŞTA, ERBAKAN HOCAMIZA...

- SONRA, 84 YAŞINDAKİ SÜLEYMAN HOCAMIZA...

- AYRICA, KARINCA KADERİNCE ÇALIŞAN BİZ ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARINA...

- TEK KELİMEYLE "EDEPSİZCE" DAVRANIYORSUN VE BİR TÜRLÜ BU DAVRANIŞINI TERK ETMİYORSUN!!!

EDEP YAHU!

Reşat Nuri Erol
09.01.2013
11:26

cengiz!

seninle tartışacak bir şeyim yoktur...

seni sadece "edepli" olmaya, "edepsiz" olmamaya davet ediyorum...

benim adım reşad, vazifem irşad, bu irşaddan nasibin yoksa almayabilirsin; nitekim alamıyorsun...

o zaman yapacak şey yok; bu durumda senin dinin/düzenin senin, benim/bizim dinimiz/düzenimiz bizimdir... nokta

*

"kopyala-yapıştır" dediğin ise son birkaç haftadan beri "müçtehit yetişme ve yetiştirme merkezi" çalışmaları ile ilgili derlediğim metinlerdir ve Allah nasip ederse kitaplaşacaktır; ama sen hep peşin hükümlü olduğun için "okumuyorum" diyorsun; aynen öyle, "okumuyor ve asıl çalışmalara bir türlü katılmıyorsun", sadece geçmişi putlaştırma ve akevler adil düzen çalışanlarına edepsizce sataşma çabasındasın...

*

Allah'tan şifalar dilerim...

Reşat Nuri Erol
09.01.2013
12:02

.

Reşat Nuri Erol
09.01.2013
13:03

CENGİZ!

BEN ZATEN HİÇBİR ZAMAN SENİNLE HİÇBİR ŞEYİ TARTIŞMADIM...

BUNDAN SONRA DA TARTIŞMAM, TARTIŞMIYORUM...

SADECE "EDEPSİZLİK" YAPMA DİYORUM.

NOKTA

.

Reşat Nuri Erol
09.01.2013
13:05

yazdıklarınla;

- BAŞTA, ERBAKAN HOCAMIZA...

- SONRA, 84 YAŞINDAKİ SÜLEYMAN HOCAMIZA...

- AYRICA, KARINCA KADERİNCE ÇALIŞAN BİZ ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARINA...

- TEK KELİMEYLE "EDEPSİZCE" DAVRANIYORSUN VE BİR TÜRLÜ BU DAVRANIŞINI TERK ETMİYORSUN!!!

EDEP YAHU!

kazım erten
09.01.2013
13:24

Cengiz bey,

Reşat beyin de dahil olduğu, tansyonun yükseldiği tartışma ortamının buralara gelmesinden de rahatsız oldum. Buna sebep olduğum için de. Hiç bir zaman gerek usul gerek esas gerekse sistem yönü ile hiç bir konuyu tartışmadan çekinmem ancak; sizin seviye ölçer, ekspertiz etme, kendinizce meydan okuma gibi bir pozisyona girmeniz, Adil Düzen konusunda kendinizi noter tescil yetkisi sahibi gibi görmeniz, bunu da "hepinize yeterim" havasıyla ( ceng/cengaver/cengizhan) yapmanız sizi, bizi, adil düzeni, hocamızı, karagülleyi, akevleri, milli görüşü değerlendirme noktasında objektifliği ortadan kaldırır. Ben size bir tek şey söyleyip yorum yapmayı keseceğim. 1985-1991 yılları arasında yapılan yüzlerce adil düzen çalışmalarından birinde mevcutlu hazır bulunsaydınız olaylara farklı bakabilirdiniz. Ancak bu da nasip işidir. Tarihi inşa edenlere karşı tarih okuma usulunuzde perdeler var. Bu da sizin görüşünüz. Ancak daha yakın yaşanmışlıkların şahidleri daha hayattayken te'villerinizle nasıl tahrif edeceksiniz? Buna gücünüz yeter mi? vesselam...

Reşat Nuri Erol
09.01.2013
13:45

yine "edepsizce" kelimeler ve cümleler kullanmaya ve yazmaya devam etmişsin...

...

yazdıklarınla;

- BAŞTA, ERBAKAN HOCAMIZA...

- SONRA, 84 YAŞINDAKİ SÜLEYMAN HOCAMIZA...

- AYRICA, KARINCA KADERİNCE ÇALIŞAN BİZ ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARINA...

- TEK KELİMEYLE "EDEPSİZCE" DAVRANIYORSUN VE BİR TÜRLÜ BU DAVRANIŞINI TERK ETMİYORSUN!!!

EDEP YAHU!

Cüneyt Özcan
10.01.2013
13:09

Fikirlerin çarpışmasından(paylaşılmasından) Hak ortaya çıkar.

Farklı konuşanları mesnetsiz susturma bir nevi küfürdür. Hakkın ortaya çıkmasını engellemektir. Ebu Cehil örneği hakka-niyetli bir örnektir.

Büyük harflerle değil, hakikati ortaya çıkaracak ve gelişimi sağlayacak fikir/düşüncelerle konuşulması edeptir.

Eğer ilk selem ve ilk karz-ı hasen uygulandıysa bunu öğrenip uygulama hususunda ışık olarak almak gerekir.

Cüneyt Özcan
10.01.2013
13:12

Sen bunu yaptın - ben bunu yaptım demenin kimseye bir faydası yoktur. O bunu yapmış bu şunu yapmış öyleyse şöyle yapalım diyerek ders almak şarttır.

Alak 6,7. Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.

Reşat Nuri Erol
10.01.2013
14:44

CÜNEYT ÖZCAN'A;

AKEVLER EKOLÜ ZATEN HAK VE TARTIŞMA EKOLÜDÜR...

WWW.AKEVLER.ORG SİTESİ DE ÖYLEDİR...

AMA BİZ AYNI ZAMANDA AHLÂK EKOLÜYÜZ...

HAKSIZLIK, AHLA^KSIZLIK, EDEPSİZLİK YAPMAMALIYIZ.

*

BEN SADECE TARTIŞMADA KULLANILAN KELİMELERİN "EDEPLİ" OLMASINI SÖYLÜYORUM...

SÖZÜ EDİLEN "SELEM VE KREDİLEŞME" KONUSUNA DA HİÇBİR İTİRAZIMIZ YOKTUR...

BİZ NECMETTİN ERBAKAN İLE SÜLEYMAN KARAGÜLLE'NİN CİHADINI BİR SAYIYORUZ...

BU CEVAPLARI DA SADECE "ONLARI AYRI-GAYRI GİBİ GÖRENLERE" YAZIYORUZ...

*

MALUMUNUZDUR;

EDEP ÖLÇÜSÜNÜ KAÇIRANLARA "EDEP YÂ HÛ" DENİR...

HADDİNİ AŞANLARA DA "BÜYÜK HARFLERLE" VEYA "LEVHA" HÂLİNDE YAZILIR...

SİZİ ŞAHSEN TANIMADIĞIM VE BU TARTIŞMADAN NE ANLADIĞINIZI TAM BİLEMEDİĞİM İÇİN MARUZATIM BU KADARDIR.

*

SELAM VE DUA İLE...

Reşat Nuri Erol
10.01.2013
15:05

CÜNEYT ÖZCAN;

"Sen bunu yaptın - ben bunu yaptım demenin kimseye bir faydası yoktur. O bunu yapmış bu şunu yapmış öyleyse şöyle yapalım diyerek ders almak şarttır."

SÖYLEDİKLERİNİZE KATILIYORUM...

AMA TARTIŞMA İLERLERSE HER İKİ TARAFIN YAPTIKLARINI GÖRMEK VE HATIRATLAMAK GEREKİYOR...

"GÜMÜŞ MOTOR" ÇALIŞMASI DA BİZİM BÜYÜKLERİN ÇALIŞMASIDIR...

"AKEVLER KREDİ VE YARDIMLAŞMA KOOPERATİFİ" DE AYNEN ÖYLEDİR...

İKİSİNİ BİR GÖRMEYİP AYRI-GAYRI GÖRMENİNİ KİME FAYDASI VARDIR Kİ?!.

*

"öyleyse şöyle yapalım" DEMENİZ DE ÇOK GÜZEL OLMUŞ;

NİTEKİM BEN DE SONUNDA ÖYLE DEMEK İSTEDİM VE SON HAFTALARDAKİ "MÜÇTEHİT YETİŞME VE YETİŞTİRME MERKEZİ" İLE İLGİLİ ÇALIŞMAYI HATIRLATTIM, "DUYURU VE DAVET" OLARAK YAZDIKLARIMIZI BURAYA KOYDUM; OKUMANIZI VE GEREĞİNİ YAPMANIZI TAVSİYE EDERİM...

FAYDASIZ TARTIŞMALAR YAPMAKTANSA, ENERJİMİZİ GENEL OLARAK "ADİL DÜZEN ÇALIŞMALARIMIZA" VE ÖZEL OLARAK "SON PROJELERİMİZE" HARCAYALIM DEDİM; ŞAHSEN BU DEDİĞİMİ 41 YILDIR YAPMAYA GAYRET EDİYORUM, YANİ YAPTIĞIM ŞEYİ SÖYLÜYORUM, HER "ADİL DÜZEN ÇALIŞANINA VEYA SEVENİNE" DE AYNI ŞEYİ TAVSİYE EDİYORUM...

YAPACAK O KADAR ÇOK İŞİMİZ VAR Kİ...

ŞAHSEN BU TARTIŞMALARI DA HİÇ SEVMİYORUM...

AMA HAKSIZLIKLARA KARŞI DA ZERRE TAHAMMÜLÜM YOKTUR...

MAKSADIM, MARUZATIM, MERAMIM BUNDAN İBARETTİR.

YANLIŞ ANLAŞILMAMASI DİLEKLERİMLE...

SELAM VE DUA İLE..

REŞAD

Reşat Nuri Erol
10.01.2013
15:41

CENGİZ'E;

SON YAZDIĞINDA DİYORSUN Kİ:

""İlk selem", "ilk karzı hasen kooperatifi", "ilk faizsiz sermaye teşekkülü ile fabrika kurmak" gibi tarihi önemi haiz tezler sizi niye bu kadar rahatsız etmiş ve konu bu noktalara çekilmiş ola ki ! bu konuların tartışılacağını zannetmiştim, ..." (SONRASINDA YAZDIKLARINI KOYMADIM, ÇÜNKÜ MAALESEF YİNE "EDEPSİZCE" KELİMELER VAR.)

BİZİM BUNA İTİRAZIMIZ YOK Kİ...

KABUL ETTİĞİMİZ ŞEYİN NESİNİ TARTIŞALIM?!.

*

KENDİ KENDİNE "TARTIŞMA" ÇIKARIYORSUN...

ARDINDAN DA "EDEPSİZCE" KELİME VE CÜMLELER KURUYORSUN...

DOĞRUSU -KENDİ ADIMA SÖYLÜYORUM- BUNU NE DİYE YAPTIĞINI DA BİR TÜRLÜ ANLAYAMIYORUM...

KEŞKE ASIL DERDİNİN VE MAKSADININ NE OLDUĞUNU BİLSEK DE ONA GÖRE CEVAP YAZABİLSEK, DAHA İYİ OLACAK VEYA BU DURUM SENDE BİR TAKINTI İSE HİÇ MUHATAP ALIP YAZMASAK... (AMA O ZAMAN DA BU SİTEDE BUNLARI GÖRENLER GERÇEK ZANNEDER...)

*

CENGİZ KARDEŞ;

ŞAHSEN, "ADİL DÜZEN ÇALIŞMALARI YAPMAK" DIŞINDA BİR DERDİM YOKTUR...

ERBAKAN İLE KARAGÜLLE'Yİ DE ZERRE KADAR BİRBİRLERİNDEN AYRI-GAYRI GÖRMÜYORUM...

SANA ACİZANE ŞUNU TAVSİYE EDERİM;

YAŞADIĞIMIZ ÇAĞDA ERBAKAN İLE KARAGÜLLE BİRLİKTELİĞİ OLMASAYDI NASIL BİR EKSİKLİK OLURDU, ŞÖYLE BİR DÜŞÜNÜVER BAKALIM...

DÜŞÜN VE -ALLAH RIZASI İÇİN- MİLLİ GÖRÜŞ ÇALIŞMALARI İLE AKEVLER ÇALIŞMALARINI BİRBİRİNDEN AYRI-GAYRI GÖRME, BİRBİRLERİNİNİ MÜTEMMİMİ GİBİ GÖR VE BURAYA DA ÖYLE YAZ...

AKSİNİ YAZARSAN KARŞINDA DAİMA BENİ VEYA İÇİMİZDEN BİRİNİ BULURSUN...

BİZİM BİRİCİK İTİRAZIMIZ BU BAKIŞIN, GÖRÜŞÜN VE SADECE BU KONUDA YAZDIKLARINDIR...

ALLAH RIZASI İÇİN ÜSTAD'A, BİZE VE 48 YILLIR RESMİ ÇALIŞMALARIMIZA HAKSIZLIK VE EDEPSİZLİK YAPMA...

AYRICA VE HEPSİNDEN DAHA ÖNEMLİSİ;

BİZİM SÖYLEMEDİĞİMİZ VE İDDİA ETMEDİĞİMİZ ŞEYLERİ BİZE İSNAD EDİP KENDİ KENDİNE GEREKSİZ TARTIŞMALARA GİRME... ÇÜNKÜ ÖMÜR KISA VE KALAN ÖMRÜMÜZDE DE O KADAR ÇOK YAPILMASI GEREKEN "ADİL DÜZEN ÇALIŞMALARI" VAR Kİ; TEK KELİMEYLE "ENERJİMİZİ" BU ÇALIŞMALARA HARCAYALIM, DİYORUM...

SELAM, SEVGİ VE DE DUA, DUA, DUA İLE...

REŞAD

Reşat Nuri Erol
13.01.2013
13:00

CENGİZ KARDEŞ;

EYVALLAH, YAZDIKLARINA İTİRAZIM YOK, ANLAŞTIK DEMEKTİR...

DURUM ÖZETLEDİĞİN GİBİDİR VE YAPABİLECEĞİMİZ BİR ŞEY YOK...

ALLAH BU KADARINI NASİP ETTİ VEYA BİZ BU KADAR BAŞARABİLDİK...

AMA BİR GÜN ERBAKAN HOCAMIZ İLE BALIKESİR-ALTINOLUK'TA BU MESELE ÜZERİNDE DEĞERLENDİRME YAPIP DERTLEŞİRKEN -KENDİSİNDEN İLK VE SON DEFA İŞİTTİĞİM- BİR DEĞERLENDİRMESİNİ AKTARAYIM: "BİZ NE KADAR ÇALIŞIRSAK ÇALIŞALIM, ALLAH'IN BU NESİLLER İÇİN NASİP ETTİĞNDEN FAZLASINI YAPAMAYIZ..."

BİR DE DR. LÜTFİ HOCAOĞLU'NUN, "PROJELERİMİZİ UYGULAMAYA GEÇİREMİYORUZ..." DİYE HAYIFLANDIĞIM BİR GÜN BANA DEDİĞİNİ HATIRLADIM; DEDİ K: "ABİ, SEN ÇOK ACELE EDİYORSUN, ALLAH'IN ACELESİ YOK..."

ANLAYANLAR İÇİN BU YORUMLAR DEĞERLİDİR...

ANLAMAYANLARA BİR ŞEY YOK...

*

CENGİZ KARDEŞ;

"Bu nedenle Reşat beyin karagülleden tırtıkladığı ve bize sattığı o projelere ben itibar etmiyorum, ...) DİYORSUN...

NE DEMEK İSTEDİĞİNİ VE NE KASTETTİĞİNİ, NE "TIRTKLADIĞIMI" (YİNE "EDEPSİZCE" BİR KELİME KULLANMADAN YAZAMAMIŞSIN) ANLAMADIM...

ANLADIĞIM KADARINA CEVAP VEREYİM: ÜSTAD HAYATTA OLDUĞU SÜRECE AYRI BİR PROJEM OLMAZ, NİTEKİM OLMADI; KENDİSİYLE OLAN 41 YILLIK BERABERLİĞİMİZ BÖYLE GEÇTİ... GERİ KALAN ÖMRÜMÜZDE DE KİM ÖLE KİM KALA... BİZ, SİZİN GİBİ DEĞERLİ KARDEŞLERİMİZİN KATKILARI VE İLGİLERİ NİSBETİNDE BU KADAR YAPABİLDİK; İNŞAALLAH SİZLER BİZDEN SONRA DAHA İYİ YAPAR VE DAHA BAŞARILI OLURSUNUZ... DUA VE DİLEĞİMİZ BUDUR... ALLAH BİZE BU KADARINI NASİP ETTİ DİYOR VE -ERBAKAN HOCAMIZIN VEYA LÜTFİ KARDEŞİMİZİN DEĞERLENDİRMELERİ ÜZERE- ALLAH'IN İŞİNE/NASİBİNE KARIŞMIYORUZ...

SELAM, SEVGİ VE DUA İLE...

REŞAD

Cüneyt Özcan
15.01.2013
10:32

Cengiz bey çok güzel bir konuya değinmiş. Model olarak deneme yapmak ve sonra hayata geçirmek çok önemli. Bu konuda simulasyon programlarından faydalanılabilir.

Simülasyon programları sayesinde tasarılar gerçek hayata geçirilmeden riskler ve açık kısımlar tespit edilebiliniyor. Bu programlar daha çok üretime yönelik ama bunların farklı tipleri de mevcut.

ARENA, ProModel bilinen simulasyon programları. Bunlar vasıtasıyla üretim/paylaşım fiziki ortamda yapmadan sanal ortamda yapılabilir.

Reşat Nuri Erol
22.01.2013
08:23

697. seminerden... (sh.12)

"Cengiz Demirci “Adil Düzen” Akevler’in değil Erbakan’ındır diyor. “Adil Düzen” Allah’ındır. Gelecekte “Adil Düzen”i Saadetçiler getirirlerse Cengiz haklı, Akevler getirirse Kazım Erten haklı; ikisi de getiremezse demek ki ikisi de haksızdır. Birleşirlerse ikisi de haklı olur. Biz hiçbir zaman “Adil Düzen” bizimdir demedik, “Adil Düzen”de Erbakan’ın katkısını küçümsemedik. Ama Erbakan’ın yapmadığını Erbakan yaptı demek Erbakan’a hakarettir. Onun buna ihtiyacı yoktur. “Adil Düzen”i Akevler ortaya koydu, Erbakan kabul etti ve dünyaya anlattı. Teklif eden ile kabul eden eşit haklara sahiptir. Kim daha çok hizmet ederse o tebcil edilir." Süleyman KARAGÜLLE

Reşat Nuri Erol
26.01.2013
10:46

MUHTEREM ARKADAŞLAR;

DAHA ÖNCE DE UZUN ÇALIŞMALAR YAPTIĞIM ARAŞTIRMACI BİR ARKADAŞIMLA, KEMALETTİN ERBAKAN BEYEFENDİNİN TEŞVİK VE YÖNLENDİRMELERİ İLE "BAHARIN İLK ÇİÇEĞİ: GÜMÜŞ MOTOR" DİYEBİLECEĞİM GENİŞÇE BİR ÇALIŞMA YAPIYORUZ; SUBAT SONUNA VEYA MART BAŞINA YETİŞTİRİRİZ İNŞAALLAH...

DETAYLARI DAHA SONRA YAZACAĞIM...

SELAM VE DUA İLE...

REŞAD

Reşat Nuri Erol
06.02.2013
20:31

DEĞERLİ DOSTLAR;

SON YORUMDA SÖZÜNÜ ETTİĞİM ÇALIŞMA DEVAM EDİYOR...

DETAYLAR VE "SONUÇ" YAKINDIR İNŞAALLAH...

SELAM VE DUA İLE...

REŞAD





Çok Okunan Makaleler
Mete Firidin
Hz. Musa Ne Zaman Yaşadı?
12.5.2011 79370 Okunma
11 Yorum 07.04.2020 15:05
Mete Firidin
Hz. Nuh, İbrahim, Yusuf ve Musa Kronolojisi
5.4.2015 61515 Okunma
10 Yorum 12.01.2020 16:47
Mete Firidin
Hurufu Mukatta
9.4.2011 59400 Okunma
7 Yorum 25.03.2020 18:55
Mete Firidin
Hz. İbrahim Ne Zaman Yaşadı?
28.2.2011 57340 Okunma
4 Yorum 25.03.2020 18:59
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 51655 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Mete Firidin
Salat Kelimesinin Kökeni
26.2.2012 48160 Okunma
10 Yorum 03.06.2020 00:23
Mete Firidin
Kudret Helvası Menne
13.11.2013 47733 Okunma
4 Yorum 15.11.2013 03:46
Mete Firidin
Petra Yalanı
28.4.2015 47296 Okunma
9 Yorum 02.05.2015 13:07
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu; 15 Temmuz’a doğru: travmadan kurtulmak…
7.7.2017 47166 Okunma
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 40495 Okunma
18 Yorum 10.01.2020 12:34
Mete Firidin
Estetik Ameliyat ve Nisa Suresi 119. Ayet
3.10.2014 40187 Okunma
1 Yorum 03.10.2014 20:39
Mete Firidin
Bekke Ve Mekke
27.1.2011 36304 Okunma
9 Yorum 25.03.2020 19:30
Hikmet Güveloğlu
HİÇ
2.1.2017 30193 Okunma
2 Yorum 03.01.2017 11:37
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 29375 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 28280 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Hikmet Güveloğlu
Musaddık'ın Kerameti, Zarrab'ın Laneti
30.11.2017 27647 Okunma
1 Yorum 30.11.2017 19:32
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 26940 Okunma
20 Yorum 15.05.2020 20:10
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 26931 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Reşat Nuri Erol
Süleyman Karagülle - Altın Ekonomisine Geçiş
2.11.2013 26744 Okunma
2 Yorum 30.01.2016 22:15
Mete Firidin
Hz. Lut’un Kızları
7.6.2011 26543 Okunma
4 Yorum 01.02.2020 21:22
Hikmet Güveloğlu
KAYIN BABA, DAMAT, İPSİZ VE SAPSIZLAR
18.12.2016 25401 Okunma
1 Yorum 20.12.2016 00:47
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 25388 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Mete Firidin
Lâ mevcûde illâ Hû???
18.12.2010 24256 Okunma
1 Yorum 25.12.2010 15:11
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 22335 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 22078 Okunma
27 Yorum 15.04.2020 09:47
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 22053 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 21293 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 21031 Okunma
28 Yorum 12.01.2020 17:30
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 20279 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Süleyman Karagülle
Görevimiz
22.2.2014 19965 Okunma
12 Yorum 05.02.2016 21:44
Süleyman Karagülle
KABİR AZABI
25.2.2014 19403 Okunma
8 Yorum 05.03.2014 21:24
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 18893 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Mete Firidin
İçki Haram mı?
25.5.2015 18845 Okunma
13 Yorum 12.01.2020 17:25
Mete Firidin
İbni Arabi ve Araf 175-176. Ayetler
16.11.2011 18771 Okunma
9 Yorum 19.11.2011 17:29
Hikmet Güveloğlu
ASKERLİK VATAN BORCU
25.1.2017 18280 Okunma
Mete Firidin
Kabe Kavseyni Ev Edna
15.6.2012 18249 Okunma
1 Yorum 22.05.2018 01:32
Mete Firidin
Hz. Yunus ve Ambergris
12.12.2012 17610 Okunma
2 Yorum 13.12.2012 13:23
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 16782 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Hikmet Güveloğlu
ÖNCE ANLAŞ, SONRA YOK ET (Vladivostok)
4.4.2017 16763 Okunma
Hikmet Güveloğlu
İNCİR'LİK KUŞU
8.1.2017 16680 Okunma
2 Yorum 12.01.2017 08:07
Mete Firidin
Allah Celle Celalühü Ne Demektir?
30.11.2014 16380 Okunma
1 Yorum 01.12.2014 08:16
Mete Firidin
Kuran’da Namaz Vakitleri
28.12.2014 16370 Okunma
Hikmet Güveloğlu
ORGANİZASYON
27.12.2016 16243 Okunma
3 Yorum 29.12.2016 00:42
Mete Firidin
İmhotep Hz.Yusuf mu?
27.10.2011 15979 Okunma
3 Yorum 05.11.2019 07:59
Hikmet Güveloğlu
KATİL'İN DE, KATİL'İ
12.12.2016 15898 Okunma
Mete Firidin
Nuh’un Gemisi ve Cudii
12.1.2014 15575 Okunma
45 Yorum 05.02.2016 23:06
Hikmet Güveloğlu
RUH
23.12.2016 15264 Okunma
Hikmet Güveloğlu
OMUZDAN KESİLMİŞ KOLUMUZ BİZİM
11.4.2017 14590 Okunma
Mete Firidin
Hz. Adem’in Kaburgası
25.4.2012 14504 Okunma
59 Yorum 28.04.2012 13:42
Hikmet Güveloğlu
KILIÇ BOYNUMUZA İNMEDEN
16.12.2016 14482 Okunma
4 Yorum 18.12.2016 12:51