Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012
15241 Okunma, 24 Yorum

 

 

Evlilik dışı ilişkilerde akit meselesi

 

Genel olarak, Zina kavramdan çok, öngörülen ceza ve yasaklamadan hareketle tanımlanmaya ve bu şekilde anlaşılmaya çalışılmaktadır. Böyle olunca bir çeşit karmaşa ortaya çıkmakta ve hukuki etkileri de buna göre hatalı değerlendirilmektedir. Daha çok örfe göre bir tanım geliştirme gayreti olduğu görülmektedir.

 

Zina, Fhş ve Bgy kavramlarını birbirinden ayırdıktan sonra eylemin içeriği ve hukuki etkilerini değerlendirmek de daha sağlıklı ve etkili olacaktır. En azından çok daha anlaşılır hale gelecektir.

 

Buna göre Zina, bir sözleşme ihlalidir. Zannediyorum bu konuda herhangi bir tereddüt yoktur.  Ancak hukuki çerçevesinin belirlenmesi noktasında sıkıntılar vardır.

 

Ayetlerden yola çıkalım

“Ve lâ takrebûz zinâ innehu kâne fâhışeh, ve sâe sebîlâ” (isra 32)

 

Zinaya yaklaşmayın çünkü o FHŞ dir ve acıklı bir yoldur.

 

Peki Zina’nın belirleyici unsuru nedir?

 

“Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum, kitâballâhi aleykum…. “ (Nisa 24)

Elinizin altında bulunan genç kızlardan dürüst kadınlardan sözleşmeli (akit) olanlar (hariç)

 

Buradan bir sözleşmeye bağlı (yeminli) olan kadınlar olduğunu herhalde anlayabiliriz. Yani evli kadınlar. Öyle ise, ZINA suçunun gerçekleşebilmesi için taraflardan kadın olanın “Evli olması” zorunlu olmaktadır.

 

Her kadın bu kapsamın içinde midir?

 

“…..ve uhille lekum mâ varâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayra musâfihîn. Fe mâstemta’tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne farîdah. Ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba’dil farîdah…” Nisa 24

 

Ayet “hariç” tutmaktadır. Demek ki evli olan kadınlar dışındakiler “Zina” kapsamı içerisinde değerlendirilemez. Zaten ayette “kitabellahi aleykum” ifadesinden mutlaka bir sözleşmenin, anlaşmanın yazılı metnin olması gerektiği de açıkça anlaşılmaktadır.

 

Demek ki, bir eylemi “zina” kabul edebilmek için ilk şart “kadın”ın evli olmasıdır. Bu aynı zamanda fiilin suç kabul edilmesindeki belirleyici noktadır. Bu durum Nur 2. Ayette “ezzaniyetü” diye başlamasından da anlaşılmaktadır. Buna göre suçun belirleyici illeti kadının evlilik akdidir..

 

Babalarıyla nikahlanmış olan kadınlar, kızkardeşler vb gibi guruplar, Kur’an ın zaten hukuki statüsünü belirlemiş olduğu guruplardır. Nisa 22’de babalar ile nikahlanmış olan kadınların nikahlanamayacağı, bunun FHŞ olduğu açıkça ifade edilmektedir. Dolayısıyla bu gurup ile ilgili her türlü cinsel suç kastı FHŞ kavramı içerisinde yorumlanmalı ve ceza buna göre uygulanamalıdır. Zina içerisinde değerlendirilemez. Bir ayrıntı daha vardır, “Kızgınlık verici” olarak anlaşılabilecek bir kelime de vardır.  Bu durumda olan kadınların “nikahlanması” mümkün değildir ama bu “zina” da değildir. Ayeti inceleyenler, niçin bunun FHŞ kabul edildiğini de göreceklerdir.

 

Zina için yapılabilecek tanım ancak “evli bir kadın ile cinsel ilişkiye girmek” olabilir. Başka bir tanım yapmanın lafzen imkanı yoktur.

 

Kur’an ın özel olarak tanımladığı bir eylemi genelleştirip yaygınlaştırmak ve buna göre ceza uygulamaya kalkmak mümkün değildir. Böyle yaptığımız zaman her fili, her eylemi, her davranışı “suç” kabul etmemiz gerekir. Yasaklama yolu açılır. Zina kavramında da benzer bir yaklaşım vardır. Kur’an bu eylemi “evli kadın”ın belirleyiciliğinde gerçekleşen bir fiil olarak tanımlıyor iken, hukuki düzenlemelerimizde (Fıkıh),  Cok daha geniş, herkesi kapsayan bir eylem olarak tanımlamaktayız. Örf gereği birtakım ilave düzenlemeler yapılabilir olsa bile, bu “ceza” noktasına varabilecek düzenlemeler şeklinde olamaz. Böyle olduğu için “namus cinayetleri” son derece yaygın hale gelmiştir.

 

Eğer Kur’an bir eylemi tanımlıyor ve o eylemin sınırlarını belirleyerek bir ceza öngörüyor ise, bizim için belirleyici olan tek şey bu olmalıdır. “Evet ama şu da vardır” şeklindeki bir yaklaşım kabul edilemez.

 

Zina’yı tanımladıktan ve kavramlarla olan ilişkisini belirledikten sonra ancak hukuki çerçevesini çizmemiz mümkündür. Bu manada, evli kadınların dışında kalan kadın veya genç kızlarla cinsel ilişkinin de “zina olacağı” varsayımı tamamen örfe ve varsayımlara dayanır. Kur’an da bunu karşılığı olmadığı gibi, bu husus net olarak tanımlanmıştır. Nisa 24 Bu manada çok açıktır:

 

“…..ve uhille lekum mâ varâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayra musâfihîn. Fe mâstemta’tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne farîdah. Ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba’dil farîdah…” Nisa 24

 

Ayetin birinci bölümü “akit sahibi olanlar”ı ayırarak “bunların dışında kalanlar size helal kılındı” demektedir. “sağa sola bulaşmayan güvenilir” (muhsinîne gayra musâfihîn) olan kadınların “mallarınız” karşılığında istenmesi meşru kabul edilmektedir. Ayet “fe âtûhunne ucûrehunne farîdah” demektedir. Bu durum, “Nikah” a yorumlanmakta ve bir cinsel ilişkinin gerçekleşebilmesi için veya gerçekleşen bir ilişkide “nikah” şartı aranmaktadır.  Oysa ayetin bahsettiği şey, “terâdaytum” yani, “irade ve rıza ile tercih edilen şey” dir. Yorumcular bu ifadeye dayanarak bunun bir “nikah akdi” olduğunu ama eksik bir akit olduğunu söylemektedirler. Başkaları başka türlü yorumlayabilirler ama bize göre böyle anlamanın imkanı yoktur.

 

Çünkü Nisa 25. Ve nur 33.ayetlerde, Nikah ile mukatebe edilecek olanların durumu da açıklanmaktadır.  Maddi imkansızlıklar sebebiyle gücü yetmeyenlerin taleplerinin kamu otoritesi tarafından değerlendirilmesi, mukatebe isteyenlerin nikah akitlerinin tescil edilmesi vs. gibi hususlar açıklanmıştır. Dolayısıyla Nisa 24. Ayetteki mananın “nikah” olmadığı da anlaşılmaktadır.

 

Nisa 24 neyi tarif etmektedir?

 

Biz öteden beri şunu söyledik, “bir ilişkide irade ile rızaya dayalı anlaşma şartı vardır ama nikah şartı yoktur” dedik. İşte Nisa 24 bunu açıklamaktadır.

 

Nisa 24’e göre, çeşitli sebeplerle “evlenmek” istemeyen veya ilişkilerini gizli tutmak isteyen veya başka bir sebeple bir arada olmak isteyenlerin tabi oldukları kuralları belirlemektedir. Buna göre, taraflardan en azından kadın olanın muhsen olması zorunludur. İlişkiyi gerektiği gibi götürebilecek, ifşa etmeyecek veya FHŞ olabilecek birtakım eylemlerde bulunmayacak düzeyde güvenilir olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra tarafların iradeleri ve rızaları ile anlaşmış olmaları gereklidir. Ayete göre bu anlaşmanın “gönül hoşluğu” sağlayabilecek bir şey olması gerektiği de anlaşılmaktadır. Bu mal ile olabileceği gibi başka şeyler de olabilir.

 

Bazıları buna itiraz etmektedir. Demektedirler ki, bir çocuk olursa ne olacak? Aslında ben bu soruyu sordum ama kimse cevap vermeye yanaşmadı. Bu sorunun cevabı da basittir: “Meryem oğlu Isa” gibi olacak.

 

Asıl mesele, Kur’an ın ortaya koyduğu hükümlerin gerektiği gibi hukuk diline tercüme edilmemiş olması ve daha çok örfe dayalı bir hukuk geliştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Elbette örfün oluşmasında yine Kur’an ın vazettiği hükümlerin hukuk diline tercüme edilmemesinin de büyük rolü vardır. Yanlış anlamalar veya bilinçli olarak yanlış yönlendirmeler sonucu oluşan bir örf ile meseleler değerlendirilmekte ve böylece altından kalkılması zor bir hal almaktadır.

 

Bu itirazların en önemli dayanağı ise, “nesebin nasıl belirleneceği ve mirastan nasıl pay alacağı” ile ilgilidir. Her şeyden önce “Meryem oğlu Isa”nın nesebi nasıl belirlendiyse öyle belirlenecektir. Bir çocuk dünyaya geldiği zaman o anne ve babanın malı değildir artık. O topluluğa aittir. Anne ve baba sadece ona bakmakla görevlidirler. Hepsi budur. Çocuk üzerindeki tasarruf hakları “yaşama” koşulları ile sınırlıdır. Bu ayrı bir meseledir ve şimdiki konumuzla ilgili değildir bu yüzden detaylarına fazla girmek istemiyorum. Ayrıca tartışılabilir.

 

İkinci husus olan “miras” konusu da ayrı bir konudur. Burada şu kadarını söylemekle yetinmek istiyorum: “Anne babaya ait olan bir miras yoksa ne olacak?” hangi mirastan pay alacak? Bu endişenin temel gerekçesi de aslında Kur’an ın ortaya koyduğu sistemin anlaşılmaması veya yanlış yorumlanması veya yerine getirilmek istenmeyen kurallar sebebiyledir. Bir kere her insanın dünyaya geldiği andan itibaren “toprak ve doğal kaynaklar üzerinde hakkı vardır” Topluluk zaten bunun garantisini vermek zorundadır ve bununla görevlidir. “Yaşama hakkı” Kur’an ın kamu otoritesini sorumlu tuttuğu ve garanti altına almış olduğu bir haktır. Miras sebebiyle bir endişe dile getirenlere söylenecek şey “önce Kur’anın emrettiği hakları teslim edin” demek olmalıdır.

 

Netice itibariyle Kur’an iki ayrı ilişki türü tanımlamaktadır. Bunlardan birincis Nisa 24 de ifade edilen ilişki şeklidir. Bu türde olan ilişkilerde yazılı anlaşma veya akit zorunluluğu yoktur. Burada aslolan sözlü anlaşmadır ve verilen sözün yerine getirilmesinden ibarettir. Herhangi bir belge veya tanık aranmamaktadır. (terâdaytum – faridaten) Tarafların özgür iradeleriyle birbirlerine beyan edecekleri irade ve rıza ile bu anlaşma gerçekleşmiş olur. Bu özel bir anlaşmadır.  Ayetin sonundaki “İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ” ifadesi bu anlaşmanın gizli olduğunu da kanıtlar. Bu durumda ifşaatı suç haline gelmiş olur. Dolayısıyla ifşa edilemeyen bir şeyin de hukuki sonuçları olamaz.

 

Bununla ilgili olarak bazı yorumcular “eğer evliyiz derlerse” gibi bir bahane geliştirmektedirler. Böylece eylemi suç saymaktan çıkarmaktadırlar. Halbuki eylem zaten suç değil. Tarafların eğer hukuki bir talepleri varsa veya buna karar vermişler ise o zaman zaten nikah talep edeceklerdir. Bazıları bu durumu “mut’a” veya “muvakkat” nikah ile kayıt altına alma gayreti içine girmektedirler. Herşeyden önce evlilik tercihe bağlı bir haktır. Cinsellik ise insan haklarındandır. Dolayısıyla evlilik hakkının oluşması tarafların iradeleri ile mümkündür ve onların ekonomik olarak desteklenmesi ve kurulan ortaklığın sürdürülebilir olması için gerekli finansmanın sağlanması sorumluluğu da (eğer güçleri yoksa) kamu otoritesine verilmiştir.

 

Ayetler incelendiğinde, Nikah akdinin sadece talep edenlere uygulanabileceği de anlaşılmaktadır. Herkese uygulanması istenen zorunlu bir akit türü değildir. Bu yönde yorum yapanların ayetleri daha dikkatli incelemeleri gerekmektedir.

 

İkinci ilişki türü ise, yine Nisa 25 ve Nur 32- 33 te tafsilatlı olarak ifade edilen “mukatebe” edilmiş “enkehe”ye dayalı bir ilişki türüdür. Kamu otoritesinden talep edenlerin tabi oldukları çeşitli anlaşmalar olabilir. Tarafların anlaşma iradelerini beyan etmeleri ile gerçekleşir. Bu ilişki türünde, tescil edilmiş bir akit vardır ve taraflar o akdin kurallarına göre birbirlerine karşı sorumludurlar. Bunun da farklı versiyonları vardır ama genel olarak Tescil edilmiş Akit ile değerlendirilmektedir.

 

Bazıları Nikah’ın illetinin “istimta” olduğunu ve bu nedenle nikahın cinsel ilişki için yapıldığını zannetmektedirler. Her şeyden önce Nisa 24. Ayet bu varsayımın dayanağının olmadığını kanıtlar. Yani cinsel ilişki sebebiyle istimta varsayımının dayanağı yoktur.

 

Nikah’ın illeti istimta’dır ama istimta cinsel ilişki manasına gelmez. Eğer öyle olsaydı ademoğlu yeryüzüyle istimta edemezdi. “sizin için yeryüzünde müstakar: karar kılınacak yer ve meta’, İstimta edeceğiniz şeyler vardır” (Bakara 36)

 

Nisa 24 te “Fe mâstemta’tum” ifadesi kullanılıyor olmakla birlikte bu istimtanın “mallar” üzerinde oldğu da açıklanmıştır. İstimta Eşyayı kullanmak manasına gelir. Kadın bir eşya değildir, erkek de bir eşya değildir. Bu anlaşmadan kaynaklanan fayda demektir. Şöyle düşünebiliriz: İstimta “tükenmeyen, sürdürülebilir faydalanma” şeklidir. Tıpkı gayrimenkulden faydalanma gibidir. Ondan faydanma devam ettiği sürece fayda da devam eder. Bu manada “nikah” cinsel ilişki için değil, faydanın devamlılığı içindir. Yani ekonomiktir, ortak mülkiyetin tescili manasına gelir.

 

vesselam

 

 

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Lütfi Hocaoğlu
20.07.2012
16:47

Dikkat ettiyseniz daha önceki yorumlarımda aslında var. Etye-l fahişe, etyen bi fahişetin ve zina farklı şeylerdir.

Zina bir fahişedir. Fakat bizim fuhuş dediğimiz: "fahişeye gelme" yani "etye-l fahişe"dir. Gelme fiili olacak ve fahişe marife olacak ve bi harf-i cerini almayacak. Yoksa "etyen bi fahişetin" şeklinde bi ile ve nekre gelmesi de sadece kötü davranışlardır, cinsel ilişki değildir.

Ellati Yetine-l fahişe'de de zaten ellati dişil çoğul, yetine de dişil çoğul, tekrar mine-n nisa dediği zaman evli kadınlar anlamına geliyor. Çünkü laf gereksiz yere uzatılamayacağı için mine-n nisa bir anlam ifade etmeli. Mine-n nisa gelmediği zaman muhsenat evli ve bekar, zina ve fuhuş yapmayan kadınlardır. Çünkü muhsenatla evli iseler nasıl nikahlanılacak?

Lütfi Hocaoğlu
20.07.2012
21:20

Etyen bifahişetin için bir azaptan bahseder Kuran.

Nebi hanımları için bu azap iki mislidir.

Cariyeler için bu azap yarı yarıyadır.

Oysa etye-l fahişe için ölene kadar ev hapsi vardır. Ölene kadar ev hapsinin iki misli olmaz, yarısı da ölüm zamanı bilinemediği için olmaz. Bu nedenle bu ikisi birbirinden farklıdır. Yani etyen bifahişetin'deki azap ev hapsi değildir.

Yine Lut kavmi için etye-l fahişe der, hem de kadınların yerine erkeklere etyediyorsunuz (geliyorsunuz) der. Burada "gelme" fiili ve fahişenin marife gelmesi ve bi harf-i ceri ile gelmemesi ile ikisi farklılaşır.

Lütfi Hocaoğlu
20.07.2012
22:10

Dikkat edin. Homoseksüel erkeklerle ilgili olan Nisa 15 değil, Nisa 16'dır. Onlara eziyet edin diyor.

Etyen bifahişetinde ise azap edin diyor. Nebi hanımlarına iki misli, cariyelere yarısı kadar azap edin diyor.

Etye-l fahişe olan kadınlarda ise eve hapsedin diyor.

Etye-l fahişe'ye ben mükerrer zina diyemiyorum. Gramer buna engel oluyor. "Ellati eteyne-l fahişe" deseydi olabilirdi. Ama "Ellati yetine-l fahişe" demesi buna mükerrerlik anlamı vermenize engeldir. "Ellezine amenu" ile "Ellezine yuminune" arasındaki fark da budur. Bir de "yetine" sülasi babdır. Mükerrerlik bildiren tef'il babıdır. Yani ben mükerrerlik ifade eden bir delil bulamadım. Eğer varsa bilmek isterim.

Sam Adian
24.07.2012
09:50

Nisa 16'da "eziyet edin" manasına gelen kelimenin hangisi olduğunu çözemedik

fe âzûhumâ : bir ahlaksız davranış / An immoral act manasında olduğuna göre, başka eziyet etme manası verilebilecek kelime hangisidir?

Sayfa: 3 / 3 (24 Yorum)Prev12[3]Next


YorumYap

Çok Okunan Makaleler
Mete Firidin
Hz. Musa Ne Zaman Yaşadı?
12.5.2011 56556 Okunma
Mete Firidin
Hurufu Mukatta
9.4.2011 42356 Okunma
2 Yorum 05.08.2017 23:10
Mete Firidin
Kuran'da Kölelik
27.12.2013 41462 Okunma
86 Yorum 08.01.2014 17:16
Mete Firidin
Hz. İbrahim Ne Zaman Yaşadı?
28.2.2011 41083 Okunma
1 Yorum 19.02.2012 10:30
Mete Firidin
Hz. Nuh, İbrahim, Yusuf ve Musa Kronolojisi
5.4.2015 37432 Okunma
6 Yorum 07.04.2015 13:02
Mete Firidin
Salat Kelimesinin Kökeni
26.2.2012 35901 Okunma
4 Yorum 28.02.2012 07:15
Mete Firidin
Kudret Helvası Menne
13.11.2013 34904 Okunma
4 Yorum 15.11.2013 03:46
Sam Adian
HAMR ve HUMR
25.2.2012 33595 Okunma
17 Yorum 28.02.2012 11:26
Mete Firidin
Petra Yalanı
28.4.2015 32797 Okunma
9 Yorum 02.05.2015 13:07
Reşat Nuri Erol
M.Tekelioğlu; 15 Temmuz’a doğru: travmadan kurtulmak…
7.7.2017 29201 Okunma
Hikmet Güveloğlu
HİÇ
2.1.2017 28876 Okunma
2 Yorum 03.01.2017 11:37
Mete Firidin
Estetik Ameliyat ve Nisa Suresi 119. Ayet
3.10.2014 27472 Okunma
1 Yorum 03.10.2014 20:39
Hikmet Güveloğlu
Yetmedi, İlhami IŞIK'ı da Öldürdüler..!
29.12.2017 27057 Okunma
3 Yorum 29.12.2017 19:34
Mete Firidin
Bekke Ve Mekke
27.1.2011 26384 Okunma
8 Yorum 04.10.2018 10:04
Hikmet Güveloğlu
Musaddık'ın Kerameti, Zarrab'ın Laneti
30.11.2017 25979 Okunma
1 Yorum 30.11.2017 19:32
Lütfi Hocaoğlu
Fahişe ve Fahşâ
20.8.2015 24893 Okunma
81 Yorum 16.09.2015 00:08
Hikmet Güveloğlu
KAYIN BABA, DAMAT, İPSİZ VE SAPSIZLAR
18.12.2016 24144 Okunma
1 Yorum 20.12.2016 00:47
Reşat Nuri Erol
Süleyman Karagülle - Altın Ekonomisine Geçiş
2.11.2013 24090 Okunma
2 Yorum 30.01.2016 22:15
Mete Firidin
Amen ve Senetin
15.11.2012 22148 Okunma
31 Yorum 30.11.2012 13:47
Süleyman Karagülle
ABD Başkanlık Seçimi
19.11.2016 21800 Okunma
33 Yorum 19.12.2016 21:41
Mete Firidin
Lut Kavmi Homoseksüel Değildi!
3.8.2014 20857 Okunma
15 Yorum 03.12.2017 03:35
Mete Firidin
Hz. Lut’un Kızları
7.6.2011 20802 Okunma
2 Yorum 08.06.2011 17:14
Mete Firidin
Lâ mevcûde illâ Hû???
18.12.2010 20086 Okunma
1 Yorum 25.12.2010 15:11
Mete Firidin
El Tur ve Tur-i Sina?
24.3.2013 19976 Okunma
18 Yorum 06.04.2013 11:36
Mete Firidin
Nutfetin Emşâcin (99)
14.5.2013 17810 Okunma
24 Yorum 17.05.2013 15:16
Sam Adian
FINANSMAN MESELESI VE ZEKAT
8.11.2012 17756 Okunma
45 Yorum 18.11.2012 00:41
Hikmet Güveloğlu
ASKERLİK VATAN BORCU
25.1.2017 17142 Okunma
Mete Firidin
Homohabilis Havva ve Havvalar
20.4.2012 16873 Okunma
22 Yorum 25.04.2012 11:11
Süleyman Karagülle
KABİR AZABI
25.2.2014 16747 Okunma
8 Yorum 05.03.2014 21:24
Süleyman Karagülle
Görevimiz
22.2.2014 16689 Okunma
12 Yorum 05.02.2016 21:44
Mete Firidin
Adem'in ve Havva'nın Hatası
2.3.2014 16152 Okunma
34 Yorum 10.03.2014 00:48
Mete Firidin
Nuh’un Üvey Oğlu!
25.10.2015 15890 Okunma
24 Yorum 28.10.2015 06:25
Hikmet Güveloğlu
ÖNCE ANLAŞ, SONRA YOK ET (Vladivostok)
4.4.2017 15684 Okunma
Hikmet Güveloğlu
İNCİR'LİK KUŞU
8.1.2017 15324 Okunma
2 Yorum 12.01.2017 08:07
Sam Adian
BIR EYLEM OLARAK ZINA
14.7.2012 15241 Okunma
24 Yorum 24.07.2012 09:50
Hikmet Güveloğlu
KATİL'İN DE, KATİL'İ
12.12.2016 14910 Okunma
Hikmet Güveloğlu
ORGANİZASYON
27.12.2016 14845 Okunma
3 Yorum 29.12.2016 00:42
Mete Firidin
İbni Arabi ve Araf 175-176. Ayetler
16.11.2011 14751 Okunma
9 Yorum 19.11.2011 17:29
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 14260 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Hikmet Güveloğlu
RUH
23.12.2016 14174 Okunma
Mete Firidin
Miras ve Kelale Ayetleri
13.2.2014 14173 Okunma
53 Yorum 28.02.2014 13:04
Mete Firidin
İçki Haram mı?
25.5.2015 13415 Okunma
7 Yorum 27.11.2016 20:31
Hikmet Güveloğlu
OMUZDAN KESİLMİŞ KOLUMUZ BİZİM
11.4.2017 13394 Okunma
Hikmet Güveloğlu
Oy
15.1.2017 13238 Okunma
Hikmet Güveloğlu
KILIÇ BOYNUMUZA İNMEDEN
16.12.2016 13209 Okunma
4 Yorum 18.12.2016 12:51
Hikmet Güveloğlu
JERUSALEM, GOLAN, ŞU FIRAT'IN SUYU...
10.11.2016 12950 Okunma
1 Yorum 12.11.2016 14:59
Hikmet Güveloğlu
"DÜNYANIN SONU-1"
22.4.2017 12777 Okunma
Mete Firidin
Hz. Yunus ve Ambergris
12.12.2012 12368 Okunma
2 Yorum 13.12.2012 13:23
Hikmet Güveloğlu
Devlet Erkanımıza Tarihi Bir Uyarıdır..!
10.12.2017 12327 Okunma
Hikmet Güveloğlu
MANİFESTO (OLMAK YADA OLMAMAK)
14.3.2017 12296 Okunma