Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 166
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Ya Ehle’l-Kitabi / Ey Ehli Kitap” (Maide 19)
“Ya” nida harfidir, yani hitabı birisine yöneltmek içindir, tahsis için değildir. Yani ‘Ahmet, sana söylüyorum’ diyor ama başkaları duymasın demiyor.
Kur’an kİmlere hİtap etmİştİr?
a) Kur’an bütün insanlara fert fert inmiştir. Her fert Kur’an’ı kendisine Allah’ın gönderdiği mektuptur diyerek okuyacaktır. Kur’an kâfir olanlara doğrudan hitap etmez, onlar için söyle der. Yani kâfir olmayanlara görev verir, onlara tebliğ etme görevi verir. Kâfir kimdir? Mümin olmayan kâfir değildir. Mümin olma, Kur’an’ın Allah sözü olduğunu kabul edip kendi hayatını ona göre tanzim etmedir. Kâfir olan da Kur’an’ın Allah sözü olduğunu baştan reddedip ona karşı çıkandır. Bunun dışında ne mümin ne de kâfir olanlar vardır. Bunlar Kur’an’ı okurlar. Onu baştan ne reddetmiş ne de kabul etmişlerdir. Hak ise kabul edeceğim der, hak değilse reddedeceğim der. İşte Kur’an bunları da muhatap alır.
b) Kur’an bütün topluluklara ayrı ayrı inmiştir. Topluluklar kimlerdir? Aşiretler, on civarında ailenin oluşturduğu kimselerdir. Kabileler, bunlar yüz civarında aşiretten oluşur. Şa’bler (iller), bunlar yüz civarında kabileden oluşur. Kavimler (devletler), bunlar yüz civarında şa’bden oluşur. Tüm insanlık, bunlar da yüz civarında kavimden oluşur. Kur’an bunların hepsine ayrı ayrı inmiştir. Bunlardan isteyenler Kur’an’ı kendilerine rehber yaparlar.
c) Kur’an sosyal grupları da ayrı ayrı muhatap almıştır. “Minhac” sahipleri ki bunlar tarikatlardır, bunları ayrı ayrı muhatap almıştır. “Şır’a” sahipleri ki bunlar ehli ilimdir, bunları da ayrı ayrı muhatap almıştır. “Mensek” sahipleri ki bunlar meslekî kuruluşlardır. “Viche” sahipleri ki bunlar siyasi topluluklardır, yani “ilmî, dinî, meslekî ve siyasî dayanışma ortaklıklarını” muhatap almışlardır.
d) Bunların dışında başkanları ve âlimleri yani resulleri ve nebileri doğrudan muhatap almış, onlara Kur’an’ı tebliğ etme ve uygulama görevini vermiştir.
Bunlar içinde şeriatları olmayan toplulukları şeriatı olan topluluklardan ayırmış ve şeriatı olanlara “Ehli Kitap” demiştir. Şeriatın olmadığı döneme de “cahiliye dönemi” demiştir. Türkçede “kitap” yazılı şeylere denmektedir. Oysa kitap yazılı hukukun metinleridir, yazılı kanunlardır. Yazmak hattetmek demektir. Bizim “kitab” dediğimize de “mushaf” veya “merkum” denmektedir. Yani “kitap” demek kanun demektir. Şeriatın yazılı olan kısmıdır. Çünkü şeriat yalnız yazılı metinler değildir. Yazılı metinlerin yorumlanması ile oluşan kurallardır. “Ehli Kitap” dediğimiz zaman, yazılı metinleri yani kanunları olan topluluk demektir. Bunu tam anlayabilmemiz için insanlık tarihine bakmamız gerekir.
İnsanlar ilk yaratıldıklarında ilkel bir hayat sürmüşlerdir. Önce tüyleri dökülmüş çıplak olmuşlardı. Ağaç yaprakları ile örtünmeye başladılar. Sonra ağaçların veya bitkilerin lifleri ile elbise örmeyi öğrendiler. Bugüne kadar dokuma yaparak yaşamaktadırlar. Meyve toplayarak geçiniyor, ancak yaz kış meyve olan yerlerde yaşıyorlardı. Ağaç kovuklarına ve mağaralara sığındılar. Çalılardan çardak yaptılar. Taştan evler yaptılar. Bugün köşklere ulaştılar. Taşımak için önce ağaç dallarına koyarak sürüklediler. Sonra sepet yapmayı öğrendiler. Çuval yaptılar. Ata binmeyi becerdiler. Şimdi göklerde uçuyoruz.
Meyve yerken soğuklarda meyve bulamayınca et yemeye başladılar. Av hayvanları tükenince hayvanları ehlileştirip süt içmeye başladılar. Otlaklar tükenince tarımcılığa başladılar. Böylece insanlar göçebe topluluk olmaktan çıkıp yerleşik tarım topluluğa ulaştılar.
Gerek göçebe gerek tarım topluluğu iken küçük topluluklar idiler. Herkes birbirini tanıyordu. Başkanlar halkını tanıyor, halk da başkanlarını tanıyordu. Başkanın yönetiminde “sözlü kurallar” toplulukları yönetmeye yetiyordu. O zaman da Allah’tan vahiy alan başkanlar vardı ama onların yazılı kuralları yoktu. Bunların dinleri Şamanizm günümüze kadar gelmiştir. Yani yöneticiler var, onlar Allah’ın sözcüleridir. Onların dediklerini yapmak Tanrı’nın emrine girmek demektir. Bugün tarikatlardaki şeyhler de çağımızın şamanlarıdır. (Devamı var)