Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 181
‘Sosyal Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda, çare ve çözüm bu yazılarda… Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Ve cealeküm mülûken / Ve sizi mülük ca’letmiştir” (Maide 20)
Devletlerin, illerin, bucakların ve ocakların bağımsız olduğu içtihadımızı bu ayet teyit etmektedir. Çünkü alt kuruluşları devletçik olarak adlandırmaktadır.
ABD ve İsviçre federe devletlerdir, insan yapısına uygundurlar.
Burada “sizi mülûk yaptı” demekle yönetimin demokratik olacağını ifade ediyor. Bir hanedan, bir atanmış vali değil, bizzat kavim mülûk olmuştur. Mustafa Kemal’in hakimiyetin millete ait olduğu ifadesi bunun tercümesidir. Milletin kendisi meliktir.
“Mülûk” kelimesi burada nekredir. O halde her sitenin ayrı yönetim şekli olacaktır.
İşte, bağımsızlığı ifade eden başka bir delil daha ortaya çıkmaktadır.
Bu bağımsızlık nasıl sağlanacaktır?
“Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası” bunu yapmaya çalışmaktadır. Yenibosna’da ve Üsküdar’da bunun seminerleri yapılmış ve internette yayınlanmıştır. Bunları izleyerek takip eder katkıda bulunursanız hep beraber ilahi emri yerine getirmiş oluruz.
“Ve etaküm mâ lem yü’ti ehaden mine’l-âlemiyne / Ve size âlemlerden kimselere vermediğini vermiştir.” (Maide 20)
Biz yönetimde adalet olmasını isteriz. Adaleti de eşitlik içinde görürüz. Oysa gözümüz göreceği yerde hem görseydi hem işitseydi, kulağımız hem işitseydi hem görseydi, ayaklarımız hem yürümeye hem de yapmaya yarasaydı, onlar da burun gibi koklamaya başlasaydı biz olabilir miydik?
O halde kâinat ve hayat farklılaşmaya dayanmaktadır. Kimilerine üstün görevler yüklenir. Kimilerine de başka görevler yüklenir. Herkes mareşal olsa ordu olmaz. İnsanlar da tek bir ümmettir. Kavimler arası görev bölüşmesi yapılmıştır.
İnsanlığı uygarlaştırma görevi İsrail oğullarına verilmiştir. Bunun sonucunda diğer insanlar onların köleleridir, ırgatlarıdır, malıdır anlamı çıkmaz. Mesela, Allah Türklere de askerlik kabiliyetini vermiştir. Araplara da ulaşılmaz dil vermiştir. ABD’ye silahlar vermiştir. Almanlara teknik geliştirme kabiliyetini vermiştir.
Dolayısıyla nimet demek hizmet demek aynı zamanda görev demektir.
“El-âlemîn” kurallı çoğuldur, topluluğu ifade eder, başındaki “el” de istiğrak içindir.
Bütün topluluklarda kimseye vermediğini size vermiştir denmektedir.
İsrail oğullarının dışında da peygamberler gelmiştir.
O halde bunlara verilen ama başkalarına verilmeyen nedir?
Yukarıda tarihi anlatırken sanki İslâm hiç gelmemiş, sadece onlar her şeyi yapmış gibi anlattım. İslâmiyet’in uygarlığa etkisi Hz. Musa’nın kavminin etkisinden çok fazladır. Ancak bunu bir kavim yapmıyor, tüm insanlıkta herkesin buna katkısı vardır. Bağdat’ta ilmî çalışmalar yapılıyorken Araplardan çok Arap olmayan hatta Müslüman olmayanlar da katılmıştır.
Adil Düzen Çalışmaları İstanbul’da yapılıp geliştiği zaman Bin Dil Üniversitesi’ni kurduğumuzda tüm insanlık katılacak ve Kur’an’a hizmet edeceklerdir. Kur’an’ın düzen yönünü insanlık olarak hep birlikte inceleyip uygulayacağız.
Her kavmin üstün bir tarafı vardır, bu durumdan yararlanacağız.
Ama yeryüzü uygarlığını geliştirip yayma görevi İsrail oğullarına verilmiştir. İsrail oğullarının hikayesi Mezopotamya’da başlamıştır. Sümerlerden değil, Arap da değildirler. İlk değişme Mezopotamya’da başlamıştır. Akadlarla karışarak yeni bir ırk olmaya başladılar. Önce Mısır’a sonra Filistin’e gittiler. Oradan defalarca sürüldüler. Her sürüldükleri yerlere uygarlık götürdüler. Oralardan da uygarlık aldılar. Beşerî uygarlık böyle doğdu. Bugün dahi yeryüzünün her yerinde yayılmış durumdadırlar. İnsanlar onları sevmeseler de onlar varlıklarını sürdürecek ve uygarlığa kıyamete kadar hizmet edeceklerdir.
(Devamı var)