Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 204
‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz de bu yazılarda uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
***
“Lein besatte ileyye yedeke / Yedini/elini bana bast etsen” (Maide 28)
Arapça kelimeler zamanla her harf ile özel manalar taşırlar. “Min, İlâ, An, Alâ, Bi, Li” harficerleri fiillere özel manalar verirler. Bunların bir kısmı kullanılmaktadır, bir kısmı ise henüz kullanılmamaktadır. Ama öylesine yeni bir kavram ortaya gelir ki siz onu orada kullanırsınız, sözünüz yine fasih olur. Uygarlık geliştikçe dil de gelişir. Başka bir deyimle dilin gelişmesiyle uygarlık da gelişir.
Dilde gelişme nasıl olmaktadır?
a) Köklerin kullanılmayan kalıpları olur. Bablar ve sıfatı müşebbeheler bunlardandır.
b) Harficerlerle isimlerin veya fiillerin kullanılması.
c) Mecazi yahut kinaye ifadelerinin kullanılması.
d) Biz buna yazı dilinde dördüncüsünü ilave ediyoruz. Fransızlar “ve” yerine “de”, “dir” yerine “e” sesi kullanırlar, “et” olarak yazar, diğerini de “est” olarak yazarlar. Biz de misal olarak mişli geçmişi Arapçaya çevirmek istiyoruz. Arapçada bu sığa yoktur, ikisi için aynı kalıp kullanılır. Biz son harfine özel hareke koyarak bunu ifade etmiş oluruz. Yahut Arapçada olmayan bir ek varsa ona bir harficer uydurabiliriz. Buna ne gerek vardır? Bu sayede bilgisayara eksiksiz tercüme yaptırabiliriz.
Bu sistemi geliştirebilmemiz için Kur’an Arapçasına çok iyi hâkim olmamız ve bunun için de daha çok çalışmamız gerekmektedir.
“Bast” kelimesini ele alıp değişik manaların nasıl verildiğini incelememiz gerekir.
Hazreti Âdem’in iki oğlundan biri diğerini öldürmekle tehdit ediyor.
O da “sen bana elini uzatsan bile ben sana elimi uzatmam” diyor.
“Li tektuleniy / Beni katletmek için” (Maide 28)
Hazreti Âdem’e öğretilen isimlerden biri de “katil”dir. “Katel” kelimesi bugün kesilmiş et parçası için kullanılmaktadır. Hz. Âdem zamanında henüz et yoktu. Ancak meyve devşirilirken ya dal kırılır meyveler öyle toplanır, ya da dal kırılmadan toplanırdı. Kırılan meyveli dala “katel” denmiş olabilir. Şu kurala göre kelimelerin ilk konuş şeklini bulmaya çalışmalıyız. Allah Âdem’e esmayı öğretirken ona gözle görülen şeyleri göstererek isimlerini söyledi. Sonra insana öyle bir meleke verdi ki insanlar bugünkü dili zamanla oluşturdular. Âdem aleyhisselam kıssa edilirken o gün ne kavramlar vardı diye düşünmemiz gerekir.
Kardeş kardeşe diyor ki, ben meyve veren dalım, benden yararlanabilirsin ama beni koparıp atamazsın. Ama sen böyle bir şey yaparsan, meyve toplayacağın ağacı kesersen, gelecekte sen kaybedersin ve bir şey bulamazsın.
Kentte büyüyen insanlar ilkel hayatı bilmezler. Dolayısıyla dili de kökünden zor kavrarlar. Bundan dolayı uygarlaşmadan önceki kır hayatını, göçebe hayatını yaşayanların hayatı filme alınmalıdır. O hayatı çocuklarımıza gösterip öğretmeliyiz. Böylece dilimizin gelişme evrelerini iyi bilir, kelimelerin manalarını daha iyi kavrarız.
Memleketim (Artvin) beş bin yıl önceki hayatı yaşamakta idi. Hâlâ tespit edilecek kadar bilinmekte. Senarist Hakan (Kandal) arkadaşımız Amerika’ya gideceğine (Hakan o yıllarda ABD’ye gitmişti. RNE) Gümüşhane’nin veya İzmit’in bir köyüne gitsin, orada insanların nasıl yaşadıklarını tespit etsin. Çünkü o hayat ölüp gitmekte ve yok olmaktadır. Sonra çok çeşitlidir. Amerika’da kentler oluştu. Köyler imha edildi. Artık yerliler yok! Varsa, o bizim değil onların işi. Bizim Türkiye’nin geçmişini tespit etmemiz gerekir. Adların çoğu Türkçe değildir. Mesela Zigana Geçidi ne demektir? Kelkit ne demektir? Çoruh ne demektir? Bu ilkel diller de kaybolmaktadır. O diller öğrenilmeli ve bu yer adlarının hangi dillerde ne manada olduğu tespit edilmelidir. Bugünkü medeniyetimiz nasıl doğdu, bilmeliyiz. (Devamı var)