Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 182
‘Sosyal Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda, çare ve çözüm bu yazılarda… Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
Günümüzde karşılıksız para adeta tanrı yerine geçmiştir. Cebimizde para olmazsa tuvalete bile gidemeyiz. Eskiden İstanbul’un her sokağında çeşme vardı, halk gelip su güğümlerini doldurur ve yaşardı. Şimdi ise onlar kurutulmuş, evlerin içine çeşmeler girmiştir ama eğer ay sonunda su parasını ödeyemezseniz susuzluktan perişan olursunuz.
İşte bu karşılıksız paranın sahibi bugün ABD’deki 200 Yahudi ailedir. ABD Merkez Bankası (FED) de onlarındır. Ülkelerin Merkez Bankaları da onlara bağlıdır. Adeta yeryüzünün tanrısı olmuşlardır! Karşılıksız yani karşılığı olmayan para ile yeryüzüne hakimdirler. Savaşları onlar çıkarmakta, terörü onlar beslemekte, mafya onların, CIA onların. Üniversiteler onların, televizyonlar onların. İnsanlar adeta onlarsız yaşamak mümkün değilmiş duruma gelmişlerdir. İşte Kur’an bunların bu durumlarını tasvir etmekte, akıbetlerini de bildirmekte ve sonuç olarak “Adil Düzen”in müjdesini vermektedir.
***
“Yâ kavmî / Ey kavmim” (Maide 21)
Hz. Musa onlara Allah’ın onlar üzerindeki nimetlerini hatırlattıktan sonra onlara görevlerini hatırlatarak emir vermekte, “ey kavmim, ey kavmim” demektedir. Çünkü onları Mısır’dan ne olaylarla çıkarmıştır. Olay Firavun’la tartışma ile başlamıştır. Hz. Musa mucizeleri Firavun’a değil İsrail oğullarına göstermiş, mucizesini kavmine göstermişti.
Kavmi ona uymuş, Mısır’dan çıkmışlardı. Samiri macerası ve kırk yıl çölde dolaşıp durmaları hep Hz. Musa’nın azimli iradesi sayesinde olmuştur. Kardeşi Harun hemen zafiyet göstermişti. İşte “ey kavmim, ey kavmim” demesi buradan geliyor. Adeta Hazreti Musa kavim olmuş, kavim de Musa olmuştu.
Hazreti Musa’nın hikayesi Adil Düzen Çalışanlarına örnek olmalıdır. Sıkıntılarla karşılaştıklarında hemen ‘pes’ diyenler ve pes edeneler oyunu kaybederler. Kırk yıl biz de çölde değil ama siyasetlerde ve ekonomilerde sürüklendik.
Hazreti Musa ve kavmi gibi sebat gösterebiliyor muyuz? Görevimizi unuttuk mu, unutmadık mı? Yoksa, olmuyor diye bıraktık mı? Hazreti Musa’nın azmini gösterdik mi?
“Üdhulû el-erda / Arza duhul ediniz” (Maide 21)
Hz. Musa aleyhisselam onlardan arza girmelerini istemektedir. İnsanlar hep alıştıkları şeylerde ve yerlerde dururlar. Yenilik yapmak son derece zordur. Yeniliği yeni nesille yapmak gerekir. Eski nesli inandırmak çok zordur.
Hz. Musa aleyhisselam bu arza girin diyor.
“Arz” yeryüzü anlamında olduğu gibi görünen arz anlamındadır. Marifeli gelince belli yerdir. Buradaki arzın neresi olduğu tarif edilmektedir. Tevrat’ta bu topraklar tarif edilmiştir. 265’inci seminerde bu yerler belirtilmişti. Burası Akdeniz’in doğusunda bir yerdir. Güney tarafı Akdeniz’in güney tarafı hizasıdır. Doğusu ise Tuz gölüdür. Kudüs’ün yer aldığı ülkedir.
“Duhul ediniz” deniyor. “Ale’l-erd” denmiş olsaydı, orasını istila ediniz denmiş olurdu. Oysa burada sadece “duhul ediniz” denmiştir. O halde bu duhul savaş anlamında duhul değildir. Oraya duhul edip ne yapacaklardır? Onlar badiyelerde çobanlıkla geçinen bir kavimdir. Duhul edip de ne yapacaklardır?
Türkler Anadolu’ya geldiklerinde iki grup gelmişti. Kimileri Yörük yani göçebe idi. Bunlar dağlara gelmişlerdi, oralarda hayvan otlatıyorlardı. Kimileri de tarımla uğraşan Özbekler gibi gruplardı. Bunlar Anadolu’ya asker olarak geldiler. Yörükler asırlarca dağlardan inmediler, Cumhuriyet döneminde yeni yeni indiler. Uygarlık kentlerde oluşur. Göçebe hayatı insanları çilekeş yapar, dayanıklı yapar, çalışkan yapar. Kentlere gelip yerleştiklerinde birden orada yeni uygarlık oluştururlar. İsrail oğullarının uygarlık kurmaları için kentlere gelip yerleşmeleri gerekmektedir. Hz. Musa onlara bunu söylemektedir; girin, o kentlerin içinde onlarla kaynaşarak yeni uygarlığı kurun demektedir. (Devamı var)