Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 174
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Mâ câenâ min beşiyrin ve neziyrin / Beşir veya nezirden kimse gelmedi” (Maide 19)
Nekreden önce gelen “Min” türde teb’iz içindir. Marifeden önce gelen “Min” bireyin cüzlerini teb’iz içindir. Yani beşirlerden kimse gelmedi, nezirlerden kimse gelmedi. Böyle dersiniz diye size resulümüz gelmiştir.
Firmanın adını söyler, böyle yaptı dersiniz ama yapan firma değil onun temsilcisidir. Resulümüz gelmiştir demekle kendisinin gelmesi gerekmez, risaletin gelmesi yeterlidir. Bu sebeple “size Muhammed gelmiştir” denmiyor, “resulümüz gelmiştir” deniyor.
***
Evet, bucak başkanları resulün halifesidirler, onlar Allah’a karşı sorumludurlar; Hazreti Muhammed’e karşı değil.
Bunu daha açık bir şekilde ifade edelim.
Bir devlet görevlisi gelir ve sizinle bir anlaşma yapar.
Sonra o gider başka görevli gelir. Siz yeni görevliye muhatapsınız, borcunuz varsa ona verirsiniz. Ben seninle anlaşma yapmadım, o gelsin diyemezsiniz. Çünkü sizinle anlaşan memur değil devlettir. Memur onun temsilcisidir.
Resul de böyledir. Hazreti Muhammed’in risaleti devam etmektedir ama artık resul olan o değil şimdiki başkan(lar)dır. Bu durum Hz. Muhammed aleyhisselama izafe edilen “üsve” yani “örnek olması” hasebiyledir, yoksa yetki hususunda değildir.
Bir bucak başkanının resul olabilmesi için Hz. Muhammed gibi risaleti yerine getirmesi gerekir. Hz. Muhammed bir ölçüdür. Hz. Muhammed fail veya hakim değildir. Ona insan üstü unvanlar vermek küfre kadar varan haramdır.
“Nebi Muhammed” demek, hele “Son Nebi” demek fazlasıyla yetmez mi? Ondan üstün rütbe mi vardır? Sadece “Muhammed aleyhisselam” demek de aynı manaya gelir, yetmez mi?
***
Öğretmen ne iş yapacaktır?
İnsanlara Allah’ın mesajını ulaştıracaktır, Kur’an’ı götürecektir.
Şimdi bizim yaptığımız gibi yorumlar yaparak Allah’ın insanlardan ne istediğini onlara aktaracaktır. Ondan sonra da diyecektir ki:
-Bakınız, sizi Allah yarattı... Buralara getirdi... Bu kadar nimet verdi...
-Sen kendi başına gelmedin. Allah sana bu kadar insanı hizmetçi olarak verdi.
-Şimdi senin insanlığa ve içinde yaşadığın topluluğa borçların vardır. Onları yerine getir. Allah sana daha fazlasını verecektir. Bu “tebşir”dir.
-Eğer söz konu su olan bu emirleri yerine getirmezsen şu şu kötülüklerle karşılaşırsın. Bu da “inzar”dır.
-Gerek “tebşir” gerekse “inzar” hem dünya hem de ahiret içindir.
-Bu dünyada ve ahirette saadet için bu görevleri yerine getireceksin.
-Dünyada ve ahirette azaba uğramaman için de yasaklardan kaçınacaksın.
-İşte bu “tebşir ve inzar görevimizi” gerektiği gibi yerine getirebilmemiz için tüm dünyada organize olmalıyız.
Mesela, Risale-i Nur cemaatinin ve benzerlerinin uygulaması göstermiştir ki, böyle bir örgütlenme insanlık içinde kolay olmaktadır.
Süleyman Karagülle Hocamız anlatıyor…
Ben kendileriyle (bulabildiğim cemaatlerle) İzmir’deki ilk yıllardan (1961) itibaren ilgilendim. Onları ve diğerlerini yakından tanırım. Başlangıçta ne kadar yoksul ve gariban olduklarını çok iyi bilmekteyim. Onlar o günkü zor şartlarda başlayıp da bugün bu kadar büyük başarılar elde ettiğine göre, siz daha çok ve daha büyük başarılar elde edeceksiniz. Onlar bu işi yapmazlarsa, onların başarısı da size kalacaktır. (Devamı var)