Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 117
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
Onlar kelimeleri tahrif ediyorlar, yani parçaları bozuyorlar.
Kelimeleri mevzilerinden, konuldukları yerlerinden tahrif ediyorlar.
Bugün birçok Kur’an kelimesi tahrif edilmiştir.
“İslâm, iman, şeriat, salat, zekât… vs.” kelimeleri asıl manalarını kaybetmiştir.
Aynı şeyi Yahudiler de yapmıştır. Tevrat’ın önce İbranicedeki manalarını tahrif ettiler. Sonra onları tercüme ederken de yeni manaları ile tercüme ettiler, böylece aslından farklı yeni Tevrat ortaya çıktı, tahrifat böyle oluştu.
Müslümanlar olarak biz, genellikle Tevrat’ın sözlerinin tahrif edildiğini söyleriz, oysa insanlar Kur’an’ın sözlerini değil ama manalarını yani anlamlarını tahrif etmişlerdir. Sonuç olarak bugün bu meselede bu duruma geldiğimizden dolayı bizimle Yahudiler arasında bir fark kalmamış olur.
Buradaki “mevadı’” ile kullanıldığı mana kastedilmektedir. Sen bir cümle söylediğin zaman kelimeleri oralara yerleştirmiş olursun. Usulde buna “istimal” denir. Sen bir şey kastedersin; o ya bunu anlayamaz ya da anlar ama değiştirir, işte buna “tahrif” diyoruz.
Kur’an’ın tahrif edilmeden anlaşılması için İslâmî ilimler geliştirilmiştir.
-Kur’an’ın söylediği manada anlaşılması için sünnete göre anlama sistemi esas alınmış, sünnetin tespiti ise hadis ilimleri ile olmuştur. Yaklaşık iki asır sonra hadis âlimleri ortaya çıkmış, ravilerden hadisleri toplamış ve ona göre kitaplar oluşturulmuştur.
-Sonra Arapça ilimler geliştirilmiştir. Böylece Arapça olan Kur’an’ın anlaşılması için Arap dilinin özellikleri ortaya çıkmıştır.
-Bundan sonra âlimlerin ittifakları ve ihtilafları incelenmiş; fıkıh, kelam, tasavvuf ve ilgili diğer ilimler oluşturulmuştur.
-Bugüne geliyoruz. Tüm bu çalışmalar elimizde. Ama sorunlar çözülmüyor. Şimdi biz Kur’an’ı anlamak için yeniden yola koyulduk.
Basit bir misal vereceğiz.
Arapçada “siz” kelimesini ifade etmek amacıyla erkekler için “hüm” ve “küm”, kadınlar için “hünne” ve “künne” kullanılır. Ayrıca “hüm” ve “küm” kadın erkek karışımı için de kullanılır. Genel kural şudur. Kur’an’da karine yoksa “hüm” ve “küm”ün içine hem kadınlar hem de erkekler girerler. Bundan miras ayetleri müstesnadır. Orada erkeklerden bahsederek “siz” demekte, kadınlardan bahsederek “onlar” demektedir. Kadın erkek mirası farklı olduğu için bu ifade tarzı ile çok kısa yoldan miras taksim edilmektedir. Buna göre yani Kur’an’a göre baba mirası çocuklar arasında erkeklere iki, kızlara bir verilerek taksim edilecektir. Ama annenin mirası ise çocuklara eşit olarak paylaştırılacaktır. Buna başka delil de anadan kardeşlerin mirasında erkek veya kadın ölür de mirası taksim edilecekse eşit taksim edin denmektedir. Oysa babadan kardeşlerin taksiminde ise yalnız “in imriün” denmekte “imraetün” denmemektedir. O halde baba mirası taksim edilirken kızlar bir, erkekler iki alacaklardır, ama ana mirası taksim edilirken kız erkek eşit alacaktır.
Kur’an’da açıkça böyle dendiği halde, fıkıhçılar hep ana mirasını baba mirası gibi taksim etmişlerdir. Oysa yukarıdaki yorumlama usulünü o devrin âlimleri koymuşlardır.
Demek ki şimdi biz Kur’an’ı yeniden anlayacağız ama onların bize öğrettikleri usullerle anlayacağız, böylece kelimelerin mevzilerinin tahrifinden kurtulacağız.
Biz nasıl Kur’an’ı yeniden gerçek anlamını anlama çabasına girmiş isek Yahudiler de girmelidirler. Biz Kur’an’ı anlarken Tevrat’tan yararlanıyoruz. Onlar da Tevrat’ı Kur’an’a göre anlamaya çalışmalıdırlar. Yani Tevrat’ta tahrif edilen veya edilmeyen kısımları Kur’an’la ve bugünkü müsbet ilimle karşılaştıracak ve ona göre asıl anlamlarını anlamış olacaklardır.
“Ve nesû hazzan / Ve hazzı unuttular” (Maide 13)
(Devamı var)