Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012
10470 Okunma, 34 Yorum

Sayın Haruna bir soru yöneltmiştim. Soru Sam Adianın son makalesinin yorumlarında sorulmuştu. Fakat silindiğini gördüm. Bu şekilde tartışma olmadığı bir gerçek. Sayın samın niye sansüre sürekli başvurduğunu da anlayabilmiş değilim. En iyisi şık olmayan, pişman olunacak ya da sitede yayınlanmasından rahatsız olunacak tartışmalara hiç girilmemesi, girildikten sonra da sansürlenmemesi.

 

Bu konuyu hakeme götürmenin en doğru karar olduğunu düşünüyorum. Her ne şekilde olursa olsun yazı ve yorum yapanların rızası alınmadan bu sansürlemelerin durdurulmasını teklif ediyorum. Bununla ilgili de sayın samı hakeme davet ediyorum. hakemim Süleyman Akdemirdir.

 

Harun beye sorduğum soruyu da tekrarlamak istiyorum.

Zinanın kriteri nedir ? müşrik - zani kıyaslaması yapılan ayette ben illeti sözleşme olarak alıyorum. Buna göre müşrik, hakem kararlarına uymayan ve karşı çıkan kişi demektir. Zina eden kişi de sözleşme ihlali yapmış, sanki hiçbir sözleşme yokmuş gibi bir tavır içinde girmiştir. Ayette kadın kız dul ayrımı yapılmamaktadır, bu ayrıma nereden ulaşmışlardır.

 

 

 


YorumcuYorum
Tayibet Erzen
10.07.2012
21:15

Adian site okurlarına dejavu yaşatarak ne kadar kaprisli olduğunu gösterdi. Tartışma yetisi olmayan bir insana bile yakıştırılamayacak bir ilkellik, saygısızlıkta ve hazımsızlıkta gelinebilecek son nokta.

Başka fikirlere açıklık ve saygı buysa, biz tapılacak insanlarız, başka birşey demiyorum.

Benim yorumlarım da sansürlenince hakeme başvurmayı düşündüm ancak anlaşılan o ki Adian altta kaldığı her noktada çareyi kaçışta arayacak. Bunu yapacağına fikirlerini kolayca kabullendirebileceği bir yer bulsa sinir sistemi açısından daha sağlıklı olacak.

Harun Özdemir
10.07.2012
23:03

Sevgili Cengiz Demirci kardeşim, sualinize cevap vereceğim ama bundan da tatmin olmayacağınız kanısındayım. Tayibet Erzen'in de siz benzer bir sorusu vardı. Ama benim usulum de bu. Eğer lutfeder şu ayetin hükmü tanımlarınız dışında kalmış veya sizin tanımınıza göre haram olan helal olmuş gibi görünüyor derseniz benim için daha verimli bir yazışma yolu açılmış olur.

Nikah akdinin batıl olduğu kişiler arasındaki cinsel ilişki hem suç hem de günahtır. Bu ilişkinin bir iki kez yapılması zina, ikiden fazla yapılması da fuhuştur.

Zina tanımı, konuyla ilgili bütün ayetler dikkate alınarak yapılmıştır. Savunduğum sahih, batıl ve fasit nikah akitlerini de ayetlerin hepsini dikkate alarak yapıyorum.

Evlenmelerinde herhangi bir engel olmayan kadın ve erkeğin irade ve rızalarıyla mihri belirlenmiş ve resmileştirilmiş (beyanla veya şahitlerle) nikah atikleri sahihtir.

Babanın kızıyla... nikahlanması batıl bir akittir.

İrade ve rızanın olduğu ve mihri ödenmiş bir cinsel ilişki, eğer beyanla veya şahitlerle resmiyet kazanmamışsa bu akit fasittir; ama batıl değildir. Dolayısıyla da zina ile tecziye edilemezler diyorum, basit olarak.

Bu tanımlar üzerinde bir tartışma yapmak gerekiyorsa bir ayet delil gösterilerek tanımı yanlış yaptığım kanıtlanabilir. Haklıysanız eywalla, değilseniz karşı delille görüşümü savunmaya çalışırım.

Yoksa yanılıyor muyum, başka bir yol mu izlemeliyim. Örneğin her tanım için peş peşe ayetleri sıralayıp tanımlara nasıl vardığımı mı göstermem gerekiyor.

Sam Adian
10.07.2012
23:13

Sayın Demirci

Size bir kastım yoktu, Yorumunuzu silmedim yerinde duruyor. bu konudaki düşüncemi daha önceden bildiğiniz sanıyorum. En azından ben deklere etmiştim. Bu şartlarda sizlerin buna uygun davranmanız beklenir. Ancak genel olarak haklısınız. Uslüp konusu önemlidir. Her türlü fikri açıklarken veya ifade ederken beğenin veya beğenmeyin belli bir uslüp ve ciddiyet içerisinde olmalı. Elbette latife olabilir ancak ötesi düşünülemez.

Ben sizleri tanımıyorum. Kimseye karşı bir ihtilafım söz konusu değil ancak herkesin olduğu gibi birtakım prensiplere göre davrandığım da doğrudur. Bu açıdan hakem talebinize itirazım yok. Madem istiyorsunuz benim hakemim de Sayın Özdemirdir.

Herkes fikrini açıkça beyan edebilir ancak her şeyde olduğu gibi belli bir üslup içerisinde. Kaldı ki yazıların altındaki yorumların yayınlanma hakkının yazara ait oludğunu zannediyorum en azından site kuralları bunu gerektiriyor. Aksi halde yorumlar için onay yetkisi tanımlanmazdı.

Vesselam

Sam Adian
10.07.2012
23:18

Fakat bir şartım vardır

Bu hakemliğin içine sayın Tayibet hanımın da dahil edilemsi ve "yazıların hırsızlanması" hususu da değerlendirilmelidir

Fikre saygı vardır ama hakaret özgürlüğü yoktur.

Vesselam

Tayibet Erzen
10.07.2012
23:24

Sayın Adian kabul ettikten sonra ben hakemliğe zaten razıyım.

Kendisi de kabul ederse benim hakemim Lütfi Hocaoğlu'dur.

Sam Adian
10.07.2012
23:28

Sayın hocaoğlunun bu manada tarafsız kalabileceği tartışılır ama bu işin nasıl yapıldığını bilmiyorum.

Ancak bir konu da aydınlatılmalı, benim makalemin altında yapılan yorumları yayınlamamış olmama rağmen sizlerin bunu nasıl arakladığınızı biri açıklamak ister sanırım. Veya hakemler herhalde bunu da değerlendirirler.

Tayibet Erzen
10.07.2012
23:33

Fikre saygısızlığın yanı sıra iftiranın da değerlendirilmesini istiyorum. Bir insanı hırsızlıkla itham etmek ne tür bir hadsizliktir? Olaya vakıf değilseniz, usulüne uygun olarak sormayı öğrenin, lütfen.

Harun Özdemir
10.07.2012
23:38

Sevgili Dostlar,

Bu site, sürdürülebilir tartışmalarla değerine değer katabilir. Tartışan arkadaşlar da sabırları ölçüsünde okuyucuya yararlı olabilirler. Bugün Mr Adian ile Cengiz Demirci ve özellikle Tayibet Erzen arasındaki diyalogları okuyunca dil altı aldığımı söylersem, sanıyorum yaşadığım heyecanı abartmış olmayacağım.

Özellikle beynimde zonglayan bir gerçeği fahşetmek istiyorum: İslam tarihinin en zavallı yanı kadınsız olmasıdır. Benim diye kadından yoksun olmasıdır. Tayibet Erzen'le henüz tanışmadım ama okuduğum metinlerden müthiş bir heyecan duydum. Yüzyılda bir yetişebilen bir kadınla karşı karşıya olduğumu gördüm. Kelimeler yumruk, cümleler kırbaç gibi. Son derece net ve bir o kadar da gerçek kaygısıyla tuşlara basılmış.

Bu arada bir kabiliyetin doğuşuna temrinler hazırlayan Mr Adiyan'a da teşekkür etmek istiyorum. Böylesi muhalif kalemler için New York Times kim bilir kaç dolar öderdi, bizde yaz diye. Sanıyorum biz bedava istihdam ediyoruz. Sevgili Mr Adiyan "Allah ilmini artırsın ve hidayetini daim kılsın!" Sıkıldığında bana saldırabilirsin, buna izin veriyorum!

Yeri gelmişken Sevgili Cengiz Demirci için de bende oluşan bazı kanaatleri belirtmek isterim: Üstadın sistemini kavramış, içselleştirmiş ve kendi cümleleriyle de ifade edebilecek düzeyde değerli bir arkadaş olduğunu görüyorum. Delilleri nasıl kullanması gerektiği konusunda yeterli usul bilgisine de sahip bir yetenek.

Bu sitede tuşlara basan herkeste "eywallasız" bir ifade netliği var, bunu olması gereken bir tutum olarak onaylamaktayım. Tartışmanın bugün olduğu gibi zaman zaman sertleşmesi de mümkündür ama bu tartışmalar yazanların sayısını azaltacaksa sonuç "ilmin gelişmesine zarar verecektir" görüşündeyim.

Yazımı hayranlığımın bir kanıtı olması dileğiyle Tayibet Erzen'in yeteneği ve birikimi karşısında saygıyla eğildiğimi belirterek sonlandırmak istiyorum.

Güzel günleriniz olsun!

Sam Adian
11.07.2012
00:17

Muhalif yazarlara Times ne kadar ödüyor bilmiyorum Ama Mr.Özdemir'in gönlü kalmasın ben henüz yazarlıktan ötürü herhangi bir kazanç elde edebilmiş değilim. İlerde inşallah mümkün olur bu muhalif yazarlık iyi gibi görünüyor.

Bu sitede yazmaya başladığımdan bu yana, sebebini bilmiyor olmakla birlikte büyük bir tepki ve saldırıyla muhatap oldum. Doğrusu, bu tepkiler çoğu zaman eleştiri sınırlarının çok ötesinde, kişiselleştirmelere kadar varan ve kabul edilmesi oldukça zor şeyler. En azından bana göre böyle.

Daha önce de benzer bir vaka olmuştu ve ben o zaman en azından prensip düzeyinde tartışmaların belli bir olgunluk ve uslup taşıması gerekitğini ve bu manada benim için uygun olmayan yorumların yazılarımın altında yayınlanmasına izin vermeyeceğimi deklere etmiştim.

Tayibet hanım da bu sınırlamalar içerisindedir. Kimsenin fikrine saygısızlık söz konusu değildir. Tayibet hanım dilerse kendi fikirlerini yazabilir ve yayınlayabilir. Dilediği üslupla makalesini kaleme alabilir. Fikirlerini serdedebilir. Ancak bir tartışmanın konusunu ilgilendirmeyen, sabır sınırlarını zorlayan, istismara varan bir düzeye taşındığı zaman ne bir tartışmadan sonuç alınabilir, ne de tartışılan şeyler anlaşılabilir.

Öte yandan, daha önce de yaşandığı ve benim çokça merak ettiğim bir şey daha vardır: Benim makalemin altından yorumları kaldırmış olmama rağmen, bunun nasıl kopyalandığı ve kopyalarken kimden izin alındığı hususudur. Başkalarının göremediği bir şeyi mesela Tayibet hanım nasıl kopyalayıp yayınlayabiliyor? Ben kendilerine böyle bir izin vermedim. Bizim buralarda buna "hırsızlık" denir. Sizin oralarda ne denir bilemem.

Bu karmaşanın içerisinde "fikre saygısızlık" olabilecek ne yaptım bilemiyorum. Kimsenin fikrine saygısızlık etme hakkına sahip değilim. Eleştirilebilir ancak fikir sahibini bağlar. Bu ne hakaret ne de saygısızlık için bir gerekçe değildir. Ancak, hiç bir eleştiri kişiselleştirilmiş birtakım sıfatlaara vardırılamaz. Böyle bir şey olduğu zaman bizim buralarda buna en azından "saygısızlık" denir. Oralarda ne dendiğini bilemiyorum.

Bunların hiç biri ne hoşgörü ne de saygı sınırları içerisinde değerlendirilebilecek şeyler değildir. Tabii bana göre. Tayibet hanımın değerli yakıştırmalarına da ayrıca teşekkür etmek gerekir sanırım. Başka ne yapılır bilemiyorum.

Bilmediğim konu, hakemliğin ne olduğudur. Nasıl işlediğidir. Hırsızlığın ne olduğunu biliyorum. Bu manada benden istenen bir şey varsa ve sam@admira.com.hk adresinden bana ulaşabilir ve varsa sorularınızı sorabilirsiniz.

Saygılar

Harun Özdemir
11.07.2012
10:36

Selam Cengiz Bey,

Zina sebebiyle akdi fesh olan karı ve koca ile zina haddinin uygulandığı kişiler, kendi aralarında daha sonra şartlar ne olursa olsun evlenemezler. Zina yapanların (ben hadimleştirilme görüşünü benimsemediğim için) evliliğini, başkalarıyla zina suçu işlediklerinden dolayı had uygulanmış kişilerin kendi mülki idare sınırları içinde veya yeni bir mülki idarede evlenmeleri şeklinde anlıyorum.

Yaptığım tanımlardan hangisi Kuran'ın hangi ayetine göre zinaya girdiğini belirtirseniz yeni bir incelema daha yaparım.

Sevgilerimle...

Lütfi Hocaoğlu
11.07.2012
10:57

Hakemliğin nasıl yapıldığını anlatayım:

Her iki taraf birer hakem seçer. Zaten hakem taraftır. Hakemin tarafsız kalması beklenmez. Bugünkü anlamda tarafın seçtiği hakem onun avukatıdır. Bu iki hakem taraflar için savunmalarını yazarlar ve her ikisi ortak bir başhakem seçer. Bu iki tarafın ortak seçtiği başhakem konu hakkında kararını verir.

Öncelikle Cengiz Bey, Sam Bey ve Tayibet Hanım dava ettikleri konuyu ve isteklerini buraya yazsınlar. Sonra hakemler savunmaları hazırlasınlar ve başhakemi seçsinler.

İnşallah sitede hakemlik bölümünü hazırlayacağım. Ayrı bir sekmede göreceğiz hakemliği.

Sam Adian
11.07.2012
11:42

Sayın Hocaoğlu

Hakemliğin nasıl oldğunu bilmiyorum aslında bunun gerekli olup olmadığını da düşünmedim, ama madem muhataplar istiyor sakıncası yok

Ancak gerekçe yorumlar silinsin silinmesin değil, benim itirazım bellidir, eleştiri veya latife kısmında sıkıntı yok, ancak meseleyi daha ileri düzeye taşımak kabul edilemez.

Üstat Kayahan'dan özür diiliyorum, kendisi bilmelidir ki, ben ifadelerimi istihza olsun diye kullanmam, zaman zaman latife düzeyinde ifadeler kullandığım olur ancak kimseyi küçümsemek veya başka bir sebeple herhangi bir hitapta bulunmam. Zannediyorum "algı"dan kaynaklanan bir sıkıntı bu. Bu konuyu nasıl yorumladığını elbette bilemiyorum, sadece müsavi davranmanın da bir gereklilik olduğunu herhalde takdir edeceklerdir. Ortada bir otorite dayatması da yok.

Algı bir yana kaydığı zaman kullandığınız her kelime bir istihza ifade eder.

Vesselam

Tayibet Erzen
11.07.2012
18:59

Dava konuları:

1-Hakem kararı olmaksızın yorumların sansürlenmesi.

2-İspatı olmaksızın ileri sürülemeyecek iddialarda bulunulması, hırsızlık iftirası.

Davacı: Tayibet Erzen

Davalı: Sam Adian

Davacı hakemi: Lütfi Hocaoğlu

Lütfi Hocaoğlu
11.07.2012
20:05

Lütfi Hocaoğlu'nun taraf hakemi olarak görüşü:

Siteyi ilk yaptığımızda yorumların onaylanması mevzuu vardı. Yorumlar site yöneticisi tarafından onaylanırdı. Yorum yazan kişi tanınmayan herhangi bir kişi olabilirdi, birilerine hakaret edebilirdi. Suç teşkil eden bir yorum yapabilirdi. Bu durumda o kişi belli olmadığı için sorumluluk site yöneticisinde oluyordu.

Daha sonra sitenin ikinci versiyonunu yaparken bu sorumluluğu yazı sahibine yükledik. Yani yazının içinde tanınmayan bir şahıs bir yorum yazar ve suç teşkil eden ifadeler geçerse sorumluluk yazı sahibindeydi. O da bunu önlemek için otomatik onayı kaldırabilir ve her yorumu ayrı ayrı onaylayabilirdi. Yazı sahibinin de gerçek kişi olduğundan emin olmak için kimliğinin taranmış haline kadar istedik. Çünkü yazısının ve altındaki yorumların sorumluluğu ondaydı.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir şey vardı. Siz bir yazı altına yorum yazarsınız ve bakarsınız ki yazı sahibi onaylamıyor. Bu durumda siz artık o yazıya yazmazsınız ve karşılıklı tartışmamış olursunuz. Ancak bu yorum onaylama yetkisi değişik şekilde kullanılmaya başladı. İlk olarak benim başıma geldi. Siz uzun uzun tartışıyorsunuz, cevaplar yazıyorsunuz, karşınızdaki de cevap veriyor. Ama bir gün aniden yazdıklarınızı, tartıştıklarınızı silinmiş olarak buluyorsunuz. İşte bu sansürdür. Çünkü eğer en baştan yazı sahibi sizinle tartışmasaydı, siz kendi fikirlerinizi başka bir yazı içinde yazacaktınız. Ama o kadar emek ve tartışma bir anda çöpe atılmış olmaktaydı.

Bu durumda yorumları silinmiş olan kimse bu yorumları başka bir yazı olarak yayınlama hakkına sahip midir? Elbette sahiptir. Çünkü artık o yorumların tüm sorumluluğunu üstlenmiş olmaktadır ve emeğinin çöpe gitmesini önlemiş olmaktadır. Bu nedenle site yöneticisi olarak benden isteyen herkese birisiyle yaptıkları tartışmaların dökümanını veririm ve vereceğim (Hakem kararı tersine çıkmazsa).

Yani yazı sahibi yazının altındaki yorumların sahibi değildir. Onu alan da hırsız değildir. Tam tersine bana göre o yorumları silen sansür yapmaktadır, daha da kötüsü karşı tarafın emeğini çöpe atmaktadır.

Benim hakem olarak görüşüm budur. Diğer hakem Harun Özdemir'in görüşünü bekliyorum. Benimle aynı görüşte ise başhakem seçimine gerek olmayacaktır. Eğer farklı görüşte ise bir başhakem seçeceğiz ve kararı o verecektir.

Harun Özdemir
11.07.2012
21:13

Fasit akitlere cevaz verenlere göre bakar kızların zinası nasıl olabilir diye bir soru varsa bunu açıklamak zor değildir. Bekar bir kızın babası, kardeşi, amcası, dayısı vs ile yaptığı cinsel ilişki zinadır! Sanıyorum yanıtını beklediğiniz soru bu değildi! Evli kadının fazlası var; bekar kız için zina olan durumlara ilave olarak, kocası dışındaki erkeklerle yaptığı cinsel ilişkiler zinadır.

Nisa -4’te sözü edilen “nisa” evli kadın demektir. Bu ayet zinayı alışkanlık haline getirip “fuhşa” sapmış evli kadınlar hakkındadır. Sıraladığınız ayetlerden anladıklarımla daha önce yaptığım açıklamalar arasında bir tezat görmüyorum. Farkında olmadığım bir nokta varsa ona değinirseniz, yazışmalarımızın verimliliği açısından daha yararlı olacaktır.

Gerçekten merak ettiğim bir konu var; zina eden erkeğin hadim edilmesini ve ikrahla nikahın caiz olup olmadığını tartıştınız mı, sonuç ne oldu yoksa ulama icma mı etti, öğrenmem mümkün mü?

Açıklama için üç gün bekleyeceğim; yanıt alamazsam Mr. Sam Adiyan'na başvuracağım.

Benden söylemesi!

Harun Özdemir
12.07.2012
09:30

Nisa-15 diye yazmam gereken ayet numarasını sehven 4 diye yazmışım, düzeltir, okuyucudan özür dilerim. Kullandığım ifadelerden dolayı bazı anlam kargaşalarına da neden oldum. Bunları ilk fırsatta tekrar ifade etmem gerekiyor. Henüz hükümlerde değişiklik yapmamı gerektiren bir durumla karşılaşmadım, umarım daha ilmi ve gerçekçi görüşlerle tanışır bu noktada da kendimi yenilerim.

Selamlar.

Sam Adian
12.07.2012
12:13

"Vellâtî ye’tînel fâhişete min nisâikum festeşhidû aleyhinne erbaaten minkum, fe in şehidû fe emsikûhunne fîl buyûti hattâ yeteveffâhunnel mevtu ev yec’alallâhu lehunne sebîlâ" (nisa 15)

"Fahişeten" kelimesinden kastedilen şeyin zina olmadığı anlaşılıyor, çünkü; buradaki hüküm zina kapsamında olsa idi "Celde" olmalıydı. Kur'an ın ceza usulu bir suç için iki ayrı ceza türüne izin vermez. OYsa bu ayet eylemin karşılığı olarak "ev hapsi" öngörmektedir. Yani tecrid öngörmektedir. Demek ki bu kelimeden kastedilen şey başka bir şeydir.

Sayın Özdemir'in "zinayı alışkanlık edinen kadınlar" sonucuna nasıl vardığını merak ediyorum. Şunu mu demek istiyor: "1 kere yapınca zina olur celde uygulanır, alışkanlık haline getirilmiş ise ev hapsi cezası uyggulanır" Eğer böyle bir sonuca varılıyorsa burada hangi tazyik eyleminin daha ağır olduğunu da göz önüne almak lazım. Açıktır ki "Tecrid" edilmek "celde" den daha hafif bir cezadır. Oysa Özdemir'e göre suçun ağırlaşmış olması gerekirdi. Bu duurum da Ceza usulune aykırıdır.

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, bu kavramın "zina" suçu ile ilgisi yoktur.

Kavramları ve fıkıh hükümlerini gözden geçirmekte yarar olabilir

Hüseyin Kayahan
12.07.2012
15:11

Kişiler çocuk yapıp yapmamakta serbesttirler ama çocuk yaptıktan sonra canları isteğinde "benim/bizim çocuğumuz değil mi, istersem yok ederim" diyemezler. O artık kamuya aittir, emaneten anne ve babasındadır. Kamu yetkisi ilkahla başlar ama bunu biraz erteleyenler de vardır.

Ortak mahallerde yazı yazanlar ve söyleyenler deyazıp yazmamakta serbesttirler ama yazdıktan sonra yazmamış gibi yapamazlar. Düzeltme beyanı, içtihat değişikliği her zaman mümkündür. Belki burada da bazılarına göre "yazı benim değil mi, istediğim zaman geri çekerim, bu normaldir" denebilir.

Yazılan yazılara yapılan eleştiri ve katkılara ise hiç dokunma hakkı yoktur. Bu kısım tamamen kamu aittir ve kamunun (o topluluğun) tasarrufundadır. Bir sataşma ve hakaret varsa hakemliği kabul ediyorsa hakemlere gider, etmiyorsa yerleşik kurallara göre hak arar.İHKAKI HAK YOKTUR. KİŞİ, KENDİ YARGILAYIP KENDİ İNFAZ EDEMEZ. KURAN BU DURUMA CAHİLİYYE (DEVRİ) DİYOR. CAHİLİYYE, BİLGİNİN OLMADIĞI VEYA EKSİK OLDUĞU DURUM DEĞİLDİR. ULUSLAR ARASI TİCARET YAPAN, BUNUN HESABINI BİLEN İNSANLARIN CAHİL OLMASI DÜŞÜNÜLEMEZ. CAHİLİYYE DEVLETİN/KAMUNUN OLMADIĞI, TOPLUMSAL HUKUKUN OLMADIĞI HAL DEMEKTİR.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Sam Adian
12.07.2012
16:07

Sayın kayahan Bana kızmış olduğunuzu veya en azından kırılmış olduğunuzu yazınızdan anlayabiliyorum. Belki böyle bir sonuç ortaya çıktığı için üzgün olduğumu ifade edebilirim. Ancak bakış açınız beni yansıtmıyor. Birkaç sebeple:

1. Hukuk, önceden belirlenmiş kurallardan oluşur. Insanlar bu kurallara uyarlar ve ihtilaflar da da bu kuralların ne ölçüde ihlal edildiği ile ilgilidir. Bu manada, Sayın hocaoğlunun da yazısında ifade ettiği ve zaten sitenin giriş metninde de açıkça yazılı olan, yazarın alanına müdahale hakkını yazara vermek oradaki tasarruf hakkını da vermiş olmak demektir.

2. Yine hukuk gereği, tanımlanmış bir hak ancak yeni ve ortak bir karar ile değiştirilebilir. Buna gore, yorumları onaylama yetkisini yazara vermiş olmak demek onları yayınlama tasarrufu da vermiş olmak demektir. Eğer böyle bir tasarruf yoksa, o zaman böyle bir yetkiyi de tanımlamamak gerekir. Bir ihtilaf oluştuğunda bu yetkiyi te’vil etmenin imkanı yoktur. Çünkü bir şeyin hukuk ihlali olup olmadığı önceden belirlenmiş kurallara göredir.

3. Ortak mahallerde yazı yazanların yazdıkları yazılar bir manada kamuya aittir. Ancak bunlar üzerindeki tasarruf hakkı her zaman yazarınındır ve bu değiştirilemez. Yine hukuk gereği, fikri telif kuralları da bu temel ilkeye dayanır. Telif hukukunda yayınlanmış veya topluluğun kullanımına sunulmuş olan bir eser, her zaman sahibi tarafından geri çekilebilir. Lisans hakları geri alınabilir veya belli bir süreliğine kullandırılabilir.

Bunlar hukuki argümanlardır. Genişletilebilir ve çoğaltılabilir. Ancak benim gerekçelerim biraz daha farklıdır. Öncelikle hiç bir koşul altında fikre karşı saygısızlık söz konusu değildir. Ancak “abuk sabuk” iile başlayan ve devamı gelen ifadelerin ilmi bir tartışmanın içerisindeki yerini anlayabiliyor değilim. Burada sizin önerdiğiniz şey, bir ihtilafın veya sataşmanın veya hakaretin ortaya çıkması halinde hakem yolunun kullanılabileceğidir. Bu şuna benzer, siz bir adama saldırırsınız, onu öldürürsünüz sonra da dersiniz ki e hakeme git. İyi de adam öldü. Böyle bir şey olmaz, Notların içeriği ortadadır ve benim iznim ve iradem dışında başka bir mecrada yayınlanmıştır. Kişiler kendi yazdıklarını metinler üzerinde diledikleri gibi hak sahibidirler ancak başkalarının metinleri üzerinde hak sahibi olamazlar.

Eğer yayınlanan notlar sadece tartışmaya iştirak eden tarafın sahibine aitse yine problem yok. Makalenin altından kaldırılmış olsa bile, yazar bu notlarını yine dilediği gibi yayınlayabilir. Ancak kendisine ait olmayan notları veya yazıları yayınlama hakkı asla olamaz. Bu bir tasarruf değildir.

Yanısıra, ben bir şeye daha dikkat etmeye gayret ettim, yazılan notları hemen kaldırmak yerine herkesin görmesini sağladıktan sonra kaldırmayı tercih ettim. Böylece okunabildiği kadar okunmuuş ve her açıdan maksat da hasıl olmuştur. Tartışılan konuyla ilgisi olmayan, içerik açısından da zaten iç açıcı olmayan notların yayında kalmasının anlamı ve gereği yoktur. Bu bir sansür değildir. Çünkü eleştiri özgürlüğü vardır ancak hakaret özgürlüğü yoktur. Bu çerçevede beni eleştirirken bir noktayı gözardı ettiğinizi düşünüyorum: diyorsunuz ki, yayınlansın yazılar, sonra hakeme gidilsin. Her halukarda hakem yolu vardır, her ne kadar bu yolun nasıl bir şey olduğunuu henüz bilmiyor olsam da yayından kaldırılmış olan kısımlar ile ilgili olarak hakemler her zaman karar veribilirer. Niçin mutlaka yayında kalma zorunluluğu veya şartı olmalı? Eğer bu konu tarafsız ve adilane değerlendirilecek ve karar vverilecekse bu her iki taraf için de ölçülü olmalıdır.

Kişisel olarak ben, makalelerin altına yapılan yorumlara büyük önem veriyorum ve ciddiye alıyorum. Ancak daha önceki benzer ihtilaftan sonra bu yorumların belli bir ciddiyet ve olgunlukta olması gereğini, bunu dışına çıkan, konuyla ilgisi olmayan ve kişiselleştirilmiş yorumların yayınlanmasına izin vermeyeceğimi deklere ettim. Kaldı ki dokunulan kaldırılan notlar sadece yorumu yapana ait değildir, her iki tarafa ait yorumları da kaldırdım. Burada bir tarafı zor durumda bırakma gayretiyle değil, belli bir olumsuzluğu ortadan kaldırmak ama bu arada da saygısızlık etmemek endişesiyle hareket ettim. Eğer sadece bir tarafın yorumları silinmiş olsaydı o zaman bu itirazınız son derece haklı ve yerinde olurdu. Ancak böyle bir durum da söz konusu değildir.

Sonuç olarak, sayın Demircinin itirazının muhatabı ben değilim. Sitenin kendisidir. Ancak zannediyorum kendisi somuut biro lay üzerinden hareket etmektedir. Olabilir sakıncası yoktur. Onun talebi yorumların silinemiyor olmasıdır. Bu bir karar gerektiren ve deklere edilmesi gereken bir konudur ve bunun kararını verecek olan her kimse onlar vermelidir. Hakemler verecekse hakemler vermelidir. Ancak benim itirazım biraz daha başkadır. Böyle bir ortamda makaleler ne kadar ağırbaşlı ve ciddiyetle yazılması gerekliyse, yorumların da aynı ölçüde olması gerekir. Eğer değilse bunun bir müdahale yolu da olmalıdır. Bunaa sansür denemez. Sansür, bir fikri ortadan kaldırmak demektir.

Elbette sizin bu konuda benden çok daha ileri düzeyde değerlendirmeleriniz olabilir. Her şeyde bir hayır vardır diye düşünüyorum, bu vesileyle tartışma ortamının çok daha iyi düzeye taşınabileceğini umuyorum. Küçük bir ayrıntıyı daha not etmek istiyorum, bir notunuzda kelimelerin istihza ifade ettiğini söylemişsiniz. Bilmelisiniz ki, hiç kimseyi hedef alarak ve özellikle istihza ifade etmesi maksadıyla tek bir cümle kurmam. Bu manada eleştiriniz haksız olmuştur. Kimseyi küçümseme azmiyle veya amacıyla hareket etmem. Zaten böyle bir çabam da yoktur.

Vesselam

Harun Özdemir
13.07.2012
00:48

Sayın Tayibet Erzen ve Sayın Cengiz Demirci'nin her ikisinin Sam Adiyan'a açtıkları her iki davada da Sam Adiyan'ın hakemi olmayı kabul ediyorum.

Sayın Lüfi Hocaoğlu, sanıyorum baş hakem seçmek zorundayız.

Hüseyin Kayahan
13.07.2012
05:49

Harun bey, "ennikahu lil vat" dedi ya, o zamandan beri düşünüyorum. Abdest alırken bir ibareyi hatırladım: "... İSKAN OLASINIZ/SÜKUN BULASINIZ DİYE SİZE EŞLER CAL ETTİ/CAL EDEN ODUR..." gibi bir ibare olması lazım. Bilirisiniz, benim aletlerim de yok, aletlere bakmayı da beceremiyorum. Sam'ın söylediği gibi, aklımda kalanlarla idare ediyorum ben de...

Evlenme/nikah bizde EŞLEŞME DEĞİLDİR, adı üstünde EL SAHİBİ OLMA, EV'Lİ OLMA olarak nitelendirilir. Kuranda da sanki böyle. SKN nin ismi mefulü ev değil midir? Beyt de evdir, arada bir fark vardır elbette.

Ne dersiniz dostlar?

Bir şey daha eklemek istiyorum: Hani insanın aklına ya kaçarken ya da ....ken gelirmiş ya, onun hikmetini/sebebini sanki kendimce çözdüm. Epeydir gözlemliyorum. Bu İLHAM türü akla gelen fikirler eğer bize dışarıdan geliyorsa, SULU/ISLAK ORTAMLAR BUNU KOLAYLAŞTIRIYOR. Deneyin e gözlemleyin bakalım. Banyo, tuvalet, havuz başı, dere kenarı gibi yerlerde algılarınız artacak mı? İmkanım olsa odanın ortasına bir hauz yaptıracağım ama su getiren boruları da mutlaka metalden yapıp genel şebekeye bağlatacağım... Hadi biraz tebessüm edin...

Saygılarımla.

H.Kayahan

Lütfi Hocaoğlu
13.07.2012
10:38

Sayın Özdemir,

Bana başhakem önerinizi ya da önerilerinizi yaparsanız sevinirim. Ancak bundan önce taraf hakemi olarak görüşünüzü yazmanız gerekiyor.

Harun Özdemir
13.07.2012
22:15

Selam Lütfi Hocaoğlu,

Web yöneticisi, yazarlara kendi yazısının sorumluluğunu, yazısını yönetimden izin almadan açık kimliği ile yayımlama hakkını ve makale altı yorumları yayımlayıp yayımlamama yetkilerini vermektedir. Sam Adian, kendi makalesi altında yayımlanmasına izin verdiği yazıları, bir süre sonra kaldırmaya karar vermiştir. Bu kararı alma ve ugulama yetkisini web yöneticisi, her yazara tanımaktadır. Kural dışı bir durum yoktur.

Tanınan yetkinin kullanılması, yorumları yayından kaldırılan Sayın Tayibet Erzen'in tepkisine neden olmuştur. Oysa Sam Adiyan, web yöneticisinin verdiği yetkiyi kullanmıştır. Yetki dışı bir tasarrufu yoktur.

Web yönetiminin tasarladığı site mevzuatına tepki gösterileceğine yazara gösterilmiştir ki, bu tepki yersizdir.

Asıl hakemlik konusu olması gereken husus şudur:

Web yönetiminin bir yazara tanımadığı yani başka bir yazarın tasarrufunda olan yorumları yayımlayıp yayımlamama hakkını nasıl kullanabilir?

Sam Adian'ın yetkisinde olan yorumları yayımlama veya yayımdan kaldırma hakkını ihlal ederek bu yazıları nasıl elde etmiştir?

Bu bir hackleme midir? Nasıl elde edildiği merak konusudur.

Webin nasıl programlandığını bilen biri, özel olarak kendi tasarrufunda olmayan bilgileri elde etmesi ve yayın yolu ile başkalarının tasarrufuna sunması, dava konusu olabilecek niteliktedir.

Bunlardan dolayı Sam Adian'ın hakemliğini kabul ediyorum ve Süleyman Karagülle'yi baş hakem seçiyorum.

Lütfi Hocaoğlu
13.07.2012
22:21

Ben de Süleyman Karagülle'nin başhakemliğini kabul ediyorum.

Hüseyin Kayahan
14.07.2012
06:32

Madem açık yargılama yapıyorsunuz, önce davacının iddialarını hivi yazısı olmalıydı. Sonunda bu dava bir bdosya olacaktır. Yanılmıyorsam müstekilerin şikayetleri yorumların arasında serpiştirilmiş olarak geçmektedir. Müsteki hakeme başvuruken yazısını yazmalı, olayı kendine göre anlatmalı, taleplerini dile getirmelidir. Sonra da davalı savunmasını yapmalı, hakemler bundan sonra görüşlerini serdetmeli ve uzlaşmaya çalışmalıdır. Bakıyorum bana göre iki dava görünüyor. Tayibet hanımın talebi bambaşka (hakaret davası), buna karşılık Sam beyin karşı davası (hırsızlık) var. Dava dosyaları ayrı ayrı düzenlenmelidir ve usule de uyulmalıdır. Sanırım Lütfi bey şifahi olarak davalının talebini almıştır ama dosyaya girmesi için onun yazılı olması gerekir diye düşünüyorum.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Süleyman Karagülle
14.07.2012
20:07

Tayibet Erzen ile Sam Adian arasındaki tartışma dergimiz tarihinde bir olaydır. Bir kimse beğenmediği bir tartışmayı kendi sitesinden her zaman çıkarabilir. Buna hakkı vardır. Karşı taraf da onu kendi sitesine koyabilir. Onun da hakkı vardır. Bu arada hakemlik bir şey yoktur. Herkes yetkisini kullanmıştır. Sam Adian hala kendisini yabancı görüyor. Bu site bizim sitemiz değildir. Buraya katılan sorumluluğu yüklenen herkesin sitesidir. İslamiyette dine kabul etme diye bir şey yoktur. Ben Müslümanım diyen herkes Müslim’dir. O andan sonra da herkes eşit haklara sahiptir. Yönetici olanların hüküm verme yetkileri yoktur. Yönetici hizmetçidir. İhtilaflar hakemler yoluyla çözülür. Haksızlık yapan tazminat öder. Biz kendimizi merkez kabul etmiyoruz. Biz merkeze katlıyoruz. Kendilerini merkez gören başkalarına hüküm hakkı tanıyanlardan uzak duruyoruz. Biz de insanız. Bazen farkında olmadan bazen hislerimize kapılarak merkez olma davranışında bulunuruz. Diğerinin görevi hakkı tavsiye etme, sabrı tavsiye etme olacaktır. Tayibet ve Sam’a üsluplarını beğenmediğimi söylemek durumundayım. Ama bunlar hakkı tavsiye ve sabrı tavsiye içinde olmalıdır. Her halükarda siz beni istemiyorsunuz ben giderim diyemeyiz. İsteyen gider. Her zaman hakka giden yolda hepimiz hakkı ve sabrı tesviyeleşme durumundayız. Yanı birbirimize sabretmeliyiz. Aramızda kimse merkez değildir ama biz merkeziz, çünkü biz hakkı tavsiyeleşiyoruz ve sabrı tavsiyeleşiyoruz. Birileri başkalarının saldırısına uğradığı zaman ona vereceği cevap şudur. Sana bir borcum mu var. Hakemlere git mahkum etsinler ödeyeyim. Ben kötüyüm. Ben zaten günahkarım. Her zaman istiğfar ediyorum. Ben kendimi ibra etmiyorum diyecek ve savunmanızı yapmayacaksınız. Çünkü kimse hesabı kişilere vermez. Allah’a verecektir. Kişilerin hakları olabilir onun mercii de hakemlerdir. Gelelim konuya; Bizim yorumlarda kabul ettiğimiz varsayımlarımız vardır. Bu yorumu usulü Fıkıhçılar benimsemişlerdir. Bugünkü hukuk dilinde de kabul edilmiştir. Yorum kurallarını kabul etmeyen mezhepler oluşmuştur. Zahiriye mezhebi hiç yorum kabul etmez. Batıniye mezhebi de yoruma kural kabul etmez. Allah’tan aldıkları ilhamla yorum yaparlar, müritleri de ona uyarlar. Ehli-sünnet mezhebi ise kurallı yorumu kabul eder. Kuralsız yorumu kabul etmez. Yorumsuzluğu da kabul etmez. Kurallı yorum terk edildiğinde tartışma kişiler arasındaki şahsi çatışmalara doğru kayar. Kurallı yorum zor olduğu için tartışmalardan çatışmaya kayılmaktadır. Kural-1: Kuranda hiç bir iki kelime yoktur ki manaları tıpa tıp aynı olsun. O halde ibadet kelimesi ile salat kelimesinin manaları ayrı ayrıdır. Birinci iddiamız budur. Buna ne Tayibet ne de Sam itiraz etmiyor. Neden varmış gibi birbirini anlamadan itham ediyorlar. Kural-2: Eğere iki kelime ve harfi ile atfedilmiş ise bu iki kelime birbirinden ayrıdır. Arada ortak noktalar vardır. Ama iç içe olmazlar. Kesiştikleri alanlar vardr. Salat ve harfi ile atfedildiğine göre ibadetten farklıdır. Salat, kıyasen zekat, kıyasen savm, kıyasen haz ibadet değildir. Memurun bihdir. Amenu ve ekimussalat geçiyorsa o zaman namaz imandan değildir. Aslında Sam Adian da farklı düşünmemektedir. Dolayısıyla henüz çözüme ulaşmış değiliz. İbadete ve salata karşı kullanılan kelimeler sıralanmalı ve ibadet ile salatın tanımı yapılmalıdır. Ekimussalat ve ruku dense ruku salattan olmaz. Ama ekimussalat ve ruku mearakiin dense salatı tarif ettiği için ekinci ekimussalat ve ekimi bil cemaat denebilir. Çünkü ikinci ikam birinci ikamdan farklıdır.. Bu konu tartışılabilir.

Cüneyt Özcan
19.07.2012
07:58

Ben bu sansür olayından şunu çıkardım;

Sam amca, ismiyle müsemma olacak şekilde güce tapmaktadır. Eline fırsat geçtiğinde kendi düşüncelerini dayatma taraftarıdır. Baskıcı zalim zihniyetin tohumudur. Diğer süslü söylemleri bu çirkin yüzünü gizlemek içindir. Dıştan bakıldığında güzel içi kokuşmuş olan mezarlara benzemektedir.

Hüseyin Kayahan
19.07.2012
10:19

Belki günahını almış olacağım ama Akdemir'in bu ilmi tartışmaları takip ettiğini sanmıyorum. Okuyor olsaydı, dayanamaz ve az da katkı koyardı, diye düşünüyorum. Allah isnadım için beni affetsin.

Saygılarımla.

H.Kayahan

Cüneyt Özcan
19.07.2012
13:44

Hüseyin bey,

Süleyman Akdemir ne vakit bu söyleminize cevap verirse ancak o vakit günahını almış olursunuz bence:):):)

Tasa etmeyin inşallah. Gözünü kapayan sadece kendine gece etmiş olur.

Cüneyt Özcan
19.07.2012
13:47

Ve bir öneri:

Yazılanların silinmesi yerine verilecek bir link ile başka bir kısma nakli site yönetiminin de yazarın vereceği bu karara onayıyla yapılabilir.

Harun Özdemir
19.07.2012
21:09

Arkadaşlar, burnuma yeni hakemlik konuların kokusu gelmeye başladı...

Hüseyin Kayahan
22.07.2012
18:09

Kuranda her hangi iki kelimenin aynı manada olmadığını, bunun bir israf olduğunu, sanırım hemen herkes kabul ediyor.

Fakat, bir kelimenin, bir kökün her zaman ve her yerde aynı manada kullanıldığı söylenebilir mi?

Bir kelime değişik kalıp ve terkiblere girdiğinde, farklı farklı manalar ifade etmez mi? En basitinden mesela lely kelimesini hem gece hem de madde manasında kullanıyoruz. Mesela Zikr kelimesini de saymadım ama 10, 15 mana da kullanıyoruz. Burada Sam'ın vurgulamaya çalıştığı "isti'mal" manalarına düşmemek için yöntem nedir?

Saygılarımla.

H.Kayahan

Süleyman Akdemir
28.07.2012
16:23

Cengiz Bey kardeşim,

Sitede yazar sıfatını taşıyanlarla yazar sıfatını taşımayan okuyucular arasında bir fark olduğunu düşünüyorum. Yazar olanlar diğer yazarlara istedikleri yorumu yapabilirler ve yapılan yorumu o sayfanın sahibi çıkarabilir. Yazar olan kişi bu konuda bir haksızlığa uğradığını düşünüyorsa kendine ayrılan yerde konuyu ve yorumları yayınlayabilir. Bu durum mağduriyete neden olmaz. Ancak siteye üye olup da yazar olmayanların durumu ise farklılık arz eder. Bu kişiler bazı yorumların olmamasını eksiklik kabul ederek yorumlara yer verip sonradan çıkaranlara karşı hakemlere gidebilirler ve hakem kararı ile o yorumların yayınlanmasını veya sayfada yer almasını sağlayabilirler. Bu prensipler çevresinde uğradığın bir zarar varsa bu çerçevede hakemliğini kabul ediyorum ve senden cevap bekliyorum.

Süleyman Akdemir

Cüneyt Özcan
15.01.2013
10:44

Yorum yok?

Cevap yok?

Aksiyon var mı?

Bu site bir model teşkil etmeli diye düşünüyorum. Hakemlik sistemi için örneğin. Model simulasyonlar da selem sistemi için bir model teşkil edebilir. Karz sistemi için bir model oluşturulabilir.

?





Son Yorumlanan Makaleler
Cengiz Demirci
İşletme hesap düzeni
20.4.2016 4574 Okunma
2 Yorum 22.04.2016 09:03
Cengiz Demirci
Sam'ın Hakem Davası
27.1.2016 7876 Okunma
5 Yorum 07.02.2016 11:43
Cengiz Demirci
Emetün Mümine
15.11.2015 6367 Okunma
8 Yorum 21.11.2015 22:55
Cengiz Demirci
Hakem Olayının Tümegelimle Kurandaki Döngüsü
30.8.2015 5702 Okunma
1 Yorum 30.08.2015 19:28
Cengiz Demirci
Fatih Kanunnameleri
15.8.2015 5838 Okunma
3 Yorum 18.08.2015 12:15
Cengiz Demirci
Helal Gıda
7.6.2015 9560 Okunma
11 Yorum 15.06.2015 14:07
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 13229 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Cengiz Demirci
Kutadgu Bilig (Devlet Düzeni)
23.11.2014 4775 Okunma
4 Yorum 24.11.2014 10:31
Cengiz Demirci
Süpermarkete müşteri kredisi faiz ilişkisi
3.7.2014 4665 Okunma
1 Yorum 10.07.2014 17:32
Cengiz Demirci
Girdiler Ortaklıkları
6.2.2014 5317 Okunma
1 Yorum 10.02.2014 20:44
Cengiz Demirci
Para kitabı veresiye satış bölümü
2.2.2013 4471 Okunma
2 Yorum 09.02.2013 23:04
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 16513 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Cengiz Demirci
Kul Düzeni ve Köle Düzeni
5.1.2013 4842 Okunma
3 Yorum 30.01.2013 09:33
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 10470 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Cengiz Demirci
KARAGÜLLE VE AKDEMİRİN YENİ ANAYASA TEKLİFİNE ELE
4.11.2012 4455 Okunma
1 Yorum 04.11.2012 18:33
Cengiz Demirci
Rahman - Mercan - Reyhan
17.10.2012 5072 Okunma
5 Yorum 18.10.2012 10:05
Cengiz Demirci
Meyve ve Hurma ve Nar
13.10.2012 4550 Okunma
1 Yorum 14.10.2012 13:41
Cengiz Demirci
Fetih Sünneti
12.10.2012 4749 Okunma
1 Yorum 12.10.2012 11:18
Cengiz Demirci
KURUCU YASA ÖNERİSİ
30.5.2012 3637 Okunma
1 Yorum 06.06.2012 18:28
Cengiz Demirci
ruh ve evrim
3.5.2012 4198 Okunma
1 Yorum 03.05.2012 07:16
Cengiz Demirci
Örtünme
23.3.2012 3759 Okunma
3 Yorum 23.03.2012 14:10
Cengiz Demirci
Samın namaz makalesine eleştiri
25.2.2012 3379 Okunma
1 Yorum 25.02.2012 09:55
Cengiz Demirci
Karagülle eleştiri: Teşhisin gecikmesi israftır
6.2.2012 3963 Okunma
1 Yorum 07.02.2012 16:05
Cengiz Demirci
Karagülle eleştiri: Tümdenvarım
31.1.2012 3716 Okunma
1 Yorum 02.02.2012 21:09
Cengiz Demirci
Tasavvuf - Arınma
21.2.2010 4857 Okunma
1 Yorum 01.03.2010 13:30