Cengiz Demirci
İsra ve Miraç
19.11.2009
4338 Okunma, 0 Yorum

İSRA SURESİ

 

 

 

 

Hz peygamberin Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya “İsra” denen gece yolculuğunu anlatıyor. Sonunda ise yahudilerin iki kez dünyada fitneye sebep olduklarını birinin geçtiği diğerinin geleceğini anlatıyor. Gece görüşü nedeniyle hz Yakuba (İsrail) denirdi. Hz Yakup soyunun bir altın halka olarak yahudilerin emaneti yüklenip pilot bölge uygulamaları olarak bir çok peygamberle uygulamasını yapmıştır. Ali-Yakub, Ali-Muhammed, Ali-İbrahim gibidir. Altın nesildir.

 

Bu surede Ali yakupun emaneti yüklenip uygulaması, sapmaları, tereddütleri, tüm ihtimalleriyle işlenerek, ali yakup soyu olan yahudiler son dönemde müminler ile değişmiş bunların karşılaşacağı tüm ihtimallere telmih yapılmıştır.

 

Subhan: tesbih yoluyla gelen ve türetilen ruhaniler ve melekütün dalga dalga yayılarak sekinet indirmesi, huzur vermesi ve bu sekinet dalgalarındaki hissi yüzüş ve aydınlanmayı anlatan Allah’ın rahman gibi bir vasfı ve ismidir. Ellezi ile açıklandığına göre akıl sahibi canlı şuurlu varlığı ifade ediyor. Masdar değildir. Tesbihattaki ifadelerdeki bizi manadan manaya yüzdüren tüm açılımlar, ilhamlar, isra hz yakubun bir seyri iken hz muhammede de telmih yoluyla ilhami yükleme var. İşte Allah bu suhban sıfatı ile subhan sıfatındaki şuurlu varlıklar ile isra olayını gerçekleştirmektedir. 32-33-34’te bu subhanlığı ve tesbihatı açarak, yedi gök ve arz ile onlardaki akıllı mahluklar onun için tesbih ederler, ama onlar onların tesbihini anlayamazlar. Diğer bir husus subhan ifadesi hayret ifadelerinde kullanılır, sonraki anlatılacak hayret verici israya işaret edeceğinden başka bir ifade ile değil de bu ifade ile başlamıştır.

 

Ellezi: subhana atıftır.

 

Esra: gece yürütmek, seyrettirmek, siret ettirmek, hem seyir şekli bellidir, hem de seyrettiren bellidir. Sare kökünden esra ifal babının mazisi. Bu da sure, siret ve sevr ile akrabadır. Karanlıktaki, zulümattaki inkılab yürüyüşü şeklidir, seyrettiren sübhan olan Allahtır ki ellezi ifadesi bunun doğrudan bir yükleme olduğunu vasıta olmadığını bildirir. 

 

Abdihi: tayin edilmiş ibadetle memur mümin. Osmanlıdaki Kapıkullarına temsil. Nizamı yüklenen ve dava edinmiş Allah’a teslim olmuş görevli. Nizamına direk kıldığı müvekkel, basit  bir abd değilde O’na nispet edilen bir görevli. Bu yüzden bi-abdin demedi de Abdihi dedi. Şehadetteki “abdühü ve rasuluhu” ifadesindeki abd O’na nispet edilen görevliyi ifade eder. Abd Allah ile Muhammed as arasındaki ilişki tarzını, rasul ise halk ile hz muhammed arasındaki ilişki tarzını ifade eder. Fakat hem abd hem rasul O’na nispetle değerlidir.  

 

Leylen: hilali mübareke, leyl sözünün tasavvufi anlamı “leyla” sözüdür. Ayetteki ifade arapça yazılışla duraklama ile okununca “leyla” olur. Bu meşhur leyla ile mecnun kıssasındaki Mecnunun dönüştüğü Allah aşkının sembol ismidir. Leyla Allah”a dönüşmüştür. Zaten hikayede Leyla adının seçilmesi alelade rastgele değildir. Leylanın aslı leyletundür, sondaki yuvaklak te duraklayarak okununca he sesine dönüşür. Böylece “leyleh” olur. Ye ise eliften dönüşmüştür. Böylece laaleh olur. Allah ile kul arasındaki aşk mesafeli ve derece farkı olduğundan ye yerine elif ile “laaleh” olarak geçerken, bu aşkın türevi alınıp erkek kız arasındaki aşk ilişkiye dönüşmesi ile iki lam arasındaki elif ye’ye dönüşür ki bu iki kişiyi derece olarak eşitler. Burada bahsi geçen elifin ebceddeki tüm değerleri ve şekli de dahil birdir. Birliği ile Allahı simgeler, elif tüm harflerde yerleşir de hiçbir harf elifte yerleşmez. Tüm harflerin mahreclerinin sonunda çıkar, ama öyle bütünleşmiştir ki harfin aslındanmış gibi algılanır. Tıpkı tüm varlıkta Allah’ın ayrı ayrı batın olarak yerleşmesi gibi. Lalenin küçük ebcedi 66 en küçük ebcedi 18’dir. Zaten sembolik dilde ve edebiyatta hilal ve lale kelimeleri de Allahı ifadede kullanılır. Bunların da küçük ebcedi 66, en küçük ebcedi 18, büyük ebcedi 259, en büyük ebcedi 2898dir. Tasavvuftaki lale ifadeli şiirlerden kasıt Allahtır. İslamın sembolü haline gelen hilalin kastı Allahtır. La ilahe illallah muhammedün rasulullah demek bayraktaki hilal ve yıldızdır. Çünkü muhammedin ebebiyattaki ve tasavvuftaki sembolü necmdir. Leylen kelimesinin küçük ebcedi 71dir. 1926 + 71 = 1997. Bu tarih D8’lerin 15 Haziran 1997 deki kuruluş yılına denktir. Leyl nasıl ki Allahın her şeyde varolup göze görünmediği bir gecede aranmakta ise, İsra da böyle bir zulmün doruğunda ortaya çıkan organizasyondur. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığını ifade eden Mescidi Haramdan Dünya Hilafet Makamını temsil eden D8 başkanlığına yapılan bir gece yolculuğudur. Leylan sözü tüm bu mana yelpazelerini ifade eder.

 

Ebcedin bu kullanımları sembolik dili anlaşılabilir hale getiren bir tarzdır. Nitekim “imamlar kureyştendir” hadis ifadesi üzerine çok tartışma olmuş sonunda bu söze itaat ederek 4 halife kureyşten çıkmış ve hiçkimse itiraz etmemiştir. Sonraki dönemlerde ise halifelik Türklere geçince, bu hadis sağlam olduğu için inkar edilememiş ama müteşabih gibi, hükmü icra edilmemiştir. Fakat bugün Türkiye kurulduğu için artık bu ifadedeki illet ebcede yüklenirse 34 olarak alınır, bu da Türkiyenin küçük ebcedidir ve kureyş ile eşdeğerdir. Hadisi “hilafet Türkiyedendir” şeklinde anlaşılabilir. Gerçekten de hilafet ilga edilirken yok edilmemiş “TBMM’nin şahsi manevisinde müntemiçtir” ibaresi ile İcrası soyutlanmıştır. D8’ler bunun göstergesidir. Kısa zaman içinde milyarlık bir kitle organize edilerek çok güçlü projelerle bir hareket içine girilebilme kudreti bu illetin doğru olduğunu göstermiştir.

 

Mescidi Haram: Kamusal koruma altındaki hizmet kuruluşları, Devlet Başkanlığı Makamı

 

Ellezi: Mescidi Aksaya matuf olarak onu işgal eden kişiyi belirtir.

 

Mescidi Aksa: Hilafet Makamı

 

Barekna: Topluluğun şahsi manevisi, yani hizmetler ve ameli salihlerden türeyen meleküti bereket. Berk ve burak ile kökdeştir. Hz Peygamber de isra yolculuğunu Burak denen şimşek hızındaki bir mahluk ile gerçekleştirmişti.

 

Linuriyehu: rüyet ettirmek için, göstermek için, seçtirmek için

 

Şu olay isra ve miraç ile ilgili bize ulaşan haberi vahidken tevatür derecesine çıkmış bir hadistir: “Sabahleyin Mescid-i Haram'a çıkıp Kureyş'e haber verdi. Hayret etmek ve kabul etmemekten kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları dönüp irtidâd etti (dinden çıktı). Birtakım erkekler Ebû Bekir'e koştular. Ebu Bekir; "Eğer o, bunu söylediyse şüphesiz doğrudur" dedi. Onlar: "Onu bu konuda da mı tasdik ediyorsun?" dediler. O da: "Ben onu bundan daha ötesinde tasdik ediyorum, sabah akşam gökten getirdiği haberleri yani peygamberliğini tasdik ediyorum" dedi. Bunun üzerine kendisine Sıddık unvanı verildi.

 

Ebu Sa'îd-i Hüdrî'nin diğer bir rivayetinde şu detaylı açıklama vardır: "Sonra Mirac getirildi -ki insanların ruhu onda göğe yükselir Baktım ki, gördüğüm şeylerin en güzeli; görmez misin ölmek üzere olan kimse, ona nasıl gözünü diker? Bunun üzerine dünya göğü kapısına kadar yükseltildik. Cebrail kapının açılmasını istedi."O kimdir?" denildi. "Cibril" dedi. "Yanındaki kim?" denildi. "Muhammed" dedi. "Öyle mi? O Peygamber olarak gönderildi mi?" denildi. O, "evet" dedi. Hemen kapıyı açtılar ve beni selamladılar. Bir de ne bakayım görevli bir melek gördüm ki göğü koruyor ve ona İsmail deniliyor, emrinde yetmişbin melek ve her birinin emrinde yüzbin melek var. "Burada Resulullah (s.a.v) şu âyeti okudu: "Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir" (Müddessir, 74/31) ve buyurdu ki: Derken bir adam ile beraberim ki, şekli Allah'ın yarattığı günkü gibi, ondan hiçbir şey değişmemiş, kendisine soyundan olan insanların ruhu arzediliyor: "Mümin ruhu, hoş ruh, hoş kokuludur. Bunun kitabını (iyilerin defterin)de kılın" diyor. "Kâfir ruhu ise; kötü ruh, kötü kokuludur. Bunun kitabını (kötülerin defterin) de kılın" diyor. "Ey Cibril! bu kim?" dedim. "Baban Âdem" dedi. Ve o, bana selam verdi, gönlümü aldı, hayır ile dua etti "Hoş geldin salih peygamber ve salih evlad" dedi. Sonra baktım bir toplum gördüm ki, dudakları deve dudağı gibiydi. Onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti, dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlar, bu taşlar makadlarından çıkıyordu. "Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim. O: "Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir" dedi. Sonra baktım bir toplum vardı ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor. Ve yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor. Ve bu onlara en iğrenç bir şey oluyor. "Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim. "Bunlar o koğucular, fitnecilerdir ki, insanların etlerini yerler ve sövmek ile ırz ve namuslarına saldırırlar." dedi. Sonra baktım bir toplum var ki, önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzellerinden kebaplar var, etraflarında da leşler var. Onlar, o güzel etleri bırakıp bu leşlerden yemeğe başladılar. "Bunlar kim? Ey Cebrail!" dedim. O: "Bunlar zinakarlar" dedi. "Allah'ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler." Sonra baktım bir toplum var ki, karınları evler gibidir. Bunlar Firavun ailesinin yolu üzerinde bulunuyor. Firavun ailesi sabah ve akşam ateşe atılırken bunlara uğruyor, uğradı mı bunlar bir fırlıyorlar, fırlayınca her biri karnının ağır basması ile düşüyor ve bunun üzerine Firavun ailesi bunları ayaklarıyla çiğniyorlar. "Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim... Dedi ki: "Bunlar, karınlarında faiz yiyenlerdir. "onların misali kendisini şeytan çarpmış olan kimse gibidir". Sonra birtakım kadınlar memelerinden asılmış ve birtakım kadınlar, baş aşağı ayaklarından asılmış. "Ey Cibril! Bunlar kimler?" dedim. O: "Bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır" dedi. Sonra ikinci göğe çıktık. Orada Yusuf ile buluştum.

Ümmetinden kendine tabi olanlar da etrafında idi. Yüzü, ayın ondördündeki dolunay gibiydi. Bana selam verdi, hoş geldin dedi. Sonra üçüncü göğe geçtik. Orada iki teyzeoğlu; Yahya ve İsa ile buluştum. Giyimleri ve saç sakalları birbirine benziyordu. Bana selam verdiler. Hoş geldin dediler. Sonra dördüncü göğe geçtik. İdris ile buluştum. Bana selam verdi, hoşgeldin dedi. Nitekim yüce Allah: "Biz onu yüce bir yere yükselttik" (Meryem, 19/57) buyurmuştur. Sonra beşinci göğe geçtik. Orada milletine sevdirilmiş olan Harun ile buluştum. Etrafında ümmetinden birçok tabileri vardı, uzun sakallı idi. Sakalı hemen hemen göbeğine değecekti. Beni selamladı, hoşgeldin dedi. Sonra altıncı göğe çıktık, Orada Musa b. İmran ile buluştum. Çok kıllı idi. Üzerinde iki gömlek olsaydı kılları onlardan çıkardı. Musa dedi ki: "İnsanlar beni "Allah katında en şerefli olan yaratık" diye iddia ederler. Bu ise Allah katında benden yalnız daha şerefli olsaydı aldırış etmezdim. Fakat her peygamber ümmetinden kendine uyanlarla beraberdir. "Sonra yedinci göğe geçtik. Ben, orada İbrahim ile buluştum. Sırtını Beyt-i Ma'mur'a dayamıştı. Beni selamladı "Salih Peygamber ve Salih evlad hoş geldin" dedi. Bunun üzerine bana denildi ki: "İşte senin yerin ve ümmetinin yeri." Sonra Resulullah "Gerçekten İbrahim'e insanların en yakını, zamanında ona tabi olanlarla şu Peygamber (Hz. Muhammed) ve ona iman edenlerdir. Allah müminlerin yardımcısıdır." (Al-i İmran, 3/68) âyetini tilavet etti ve buyurdu ki: "Sonra Beyt-i Ma'mur'a girdim, içinde namaz kıldım. Ona her gün yetmişbin melek girer, Kıyamete kadar geri de dönmezler. Sonra baktım bir ağaç var ki bir yaprağı bu ümmeti bürür. Bunun kökünde bir kaynak akıyor, iki kola ayrılıyordu. "Ey Cibril! Bu nedir?" dedim. O: "Şu rahmet nehri, şu da Allah'ın sana verdiği Kevser'dir" dedi. Bunun üzerine rahmet nehrinde yıkandım, geçmiş ve gelecek günahlarım bağışlandı. Sonra Kevser'in akış istikametini tuttum ve nihayet cennete girdim. Bir de ne bakayım orada hiçbir gözün görmediği, kulağın işitmediği, insan kalbine gelmeyen şeyler var. Sonra yüce Allah bana emrini emretti ve elli namaz farz kıldı. Ondan sonra Musa'ya uğradım. "Rabbin ne emretti?" dedi. "Üzerime elli namaz farz kıldı" dedim. O: "Dön, azaltması için Rabbine yalvar. Çünkü ümmetin bunun altından kalkamaz" dedi. Rabbime döndüm, azaltması için yalvardım. O benden on vakit namaz indirdi. Sonra Musa'ya döndüm. Bu şekilde Musa'ya uğradıkça Rabbime dönüyordum. Sonunda beş vakit namaz farz kıldı. Musa, yine: "Rabbine dön, azaltmasını iste" dedi. Ben: "Çok müracaat ettim, artık utandım." dedim. Bunun üzerine bana denildi ki: Sana bu beş vakit namaz, elli namazdır. Bir iyilik on katı iledir. Her kim iyilik yapmaya gayret eder de onu işlemezse, onu bir iyilik yazılır, işleyene de on iyilik yazılır. Her kim de bir günah yapmaya teşebbüs eder de işlemezse bir şey yazılmaz, işlerse bir günah yazılır."

Yukarıdaki hadisi enes b malik ve ibni mesut da rivayet ederler. Anlatan ebu zerrdir. Kütübü sittede buhari ve Müslimde geçmektedir. Buna benzer sahih kaynaklı başka rivayetler de vardır. Elmalılıda da geçmektedir. Hadis sahih olarak kabul edilmekle birlikte içeriğindeki ifadelerin kastı üzerinde farklı görüşler ortaya çıkar. İbni Abbas kasıt rüyadır derken, ekseri alimler uyanık halde gerçekleştiğinde ittifak ederler. Uyanıklık durumunda ise ikiye ayrılırlar, birinci grup sadece ruh ile gerçekleşti derken diğer grup hem ruh hem beden ile gerçekleşti derler. Buna dayananların görüşü genelde esra kelimesi ile ilgilidir. Esra geceleyin yürütmek demektir, bu rüya değil uyanık haldeki bir yürüyüştür. Olayı inkar yoluna gidenler olaydaki olağanüstülük nedeniyle inkara gitmektedirler. Halbuki vahyin gelmesi, meleklerle konuşmak gibi olaylar da bunu yaşamayanlar açısından olağanüstülüktür. Tasavvufçular olayı uzlaştırarak haberi vahidde olsa hadisi kaynağı inkar yerine müteşabih yüklemelerle mana vermişler ve şeriat dahiline sokmuşlardır. Halbuki tasavvvufi algılamada kasıt çok daha ötedir: Daha önce de belirtildiği gibi iki tür kanun vardır. Ruh kanunu, tabiat kanunu. Sadece tabiat kanununa sünnetullah demek ruh kanunlarını inkardır. Şuur sahiplerinin tabi olduğu kanun ruh kanunlarıdır, şuursuz varlıklar ise tabiat kanunlarına tabidir. Yukarıdaki olaylarda kastedilen isra olayı ve zımnen miraç olayı sünnetullah olma vasfı, olağanüstü değil ruh kanunlarına tabi bir olaydır. Bunu tasavvufçular böyle algılamışlardır. Saidi nursi de Miracı Ahmediyede, bu olayı daha şeri sınırlar dahiline alarak şüpheyi ve tereddütleri biraz daha izale yoluna gitmeyi tercih etmiştir. Saidi nursinin hadislerden ve kuranlardan anladığı tetkiklere göre, isra ve miraç daha ilerisi için hazırlanan bir adayın görev makamına gelirken ki sembolik devir teslimlerdir. Nasıl ki devlet daireleri vardır ve bunlar silsile halinde birbiriyle irtibatlıdır. En son peygamber de en son olması ve tüm nizamı bütünlemesi bakımından, eski devlet başkanları hükmündeki ya da klavuzlar hükmündeki peygamberler topluluğu ile buluşmuş onların görevlerini ayrı ayrı devralmış ve imamlık etmiş sonra da bu olayların iç mekanizmasını görmek üzere miraca çıkmış oradan da kendi nizamının koruyucu hediyelerini getirmiştir: 5 vakit namaz ve içtihad ayeti olan amenerrasulü. Yeni seçilen birinin tüm devlet müsteşarlarını çağırıp onlardan eski uygulamaları öğrenmesi insan aklına en yakın bir uygulamadır. Burada hadislerde kullanılan dil ile ilgili sorun ise bu dilin “zamanının anlayış dili” olmasındandır. Yani peygamber olayları anlatırken o zaman ki topluluğun onu anlamlandıracakları bir dil kullanmış, ve manayı onların anlayacağı düzeye indirerek yüce mesajı onlara aktarmıştır. Bu tasavvufta bir metottur. Nitekim eski filozofların “dünya öküzün boynuzunda dönüyor” ifadesi de altında büyük bir felsefesin yattığı bir ifadedir ama avamın dilinde kelimeler gerçek manada anlaşıldığında yüzyıllarca öküzün boynuzunun üstünde bir dünya hayal etmişlerdir. Halbuki olay hindistandadır, kasıt tarım medeniyetidir. Hindistan ilk kez tarıma geçince boğaları iğdiş edip cinsi güçlerini cüsseye vererek kuvvetli tarım araçları haline getirmiş toprağı sürmede kullanmışlardır. Bunun türkçedeki adı “öküzdür”, iğdiş edilmiş ikiz boğadır, bu sistemi kurana öküzhan=oğuzhan, bu sistemin kurulduğu yere öküz ırmağı= batı da trans-oxiana denir. İngilizdece “ox= oks” dur. Zamanla öküz tarım medeniyetini ifade aracı olduğundan felsefeciler bu tabiri kullanmışlardır. Miraç hadislerindeki dil de budur, o zamanın anlayış formatına indirgenen bir dil.   

 

Mescidi haram açık mescittir, arabistanda islam öncesinde tüm taraflar haram aylar olan dört ay içinde çatışmayı bırakır ve mescidi haramı serbestçe ziyaret ederdi. Herkese açık olması dolayısıyla haram olarak nitelenmiş o mahalde hiçbir cana kıyılmaması adet edinilmiştir. 8 ayda yollar kapalı ve riskli, sadece emanlı seyahat edilirken, 4 ay genel eman ile seyahat edilirdi. Hareme ulaşım genel olarak haram hale gelirken istina ile eman sistemi kurularak genel prensibe istisna getirilirdi. Bir yandan Devlet Başkanlığı Makamını ifade ederken, diğer yandan siyaset yasağı yoluyla meclise girmesinin yollarındaki emanın kaldırılması ve engellenmesini ifade eder. Siyaset ve meclis yasağı.

 

Mescidi aksa hilafet makamı. Peygamber mekkede mahallesinde hapsedilmiş ambargo konmuş sosyal aktiviteleri halktan soyutlanmış, Ebu talip ve Hz Hatice vefat edince üzerindeki koruma çemberi kalkmış, ve mescide girmesi yasaklanmış hatta evinden çıkması yasaklanmıştı. Böyle ümitlerin kırıldığı bir anda ileriye dönük bir işaret verilerek iman tazeletirerek ayaklarını metin basması sağlanmıştır. Erbakanın siyasetten men edilip meclise girmesi hatta siyaset yapması dahi men edilmesine denktir. Her defasında ümitler bitti denilerek kopmalar itirazlar başlarken, yasak bitiminde yeniden sıfırdan kısa zamanda en büyük başarılara ulaşıp çevresiyi adeta sel gibi organize ederek sürüklemektedir, biz böyle bir imanın isra’da yaşanan bir temsile benzetilerek kendisine bu gücü ve enerjiyi büyük heyecanla verdiği kanaatindeyiz. Böylece mescidi aksaya isra edip, geçmiş rasul ve peygamberlere imamlık edip namaz kıldırmış, onların tüm yetkilerini teker teker tam yetki ile üzerine alıp atanmıştır. Önceden sadece kendisine inananların imamı iken bundan sonra tüm peygamberli toplulukların imamlığı ve halifeliği görevini almıştır. D8’ler ve Erbakanın pozisyonu budur. Aslolan insanlığın hilafeti makamına oturması ve buradan da miraca çıkarak (siyaseti kendine yol edinerek), makamı mahmuda nail olmuş hatta ötelere ulaşmıştır. Makamı mahmud hilafetten öte makamdır. Hilafet zahirde, dünya işlerinde en üst makam iken, makamı mahmud, manevi makam olup ruhani yüklenişi ifade eder.

 

3. ayette zürriyet-zerre ile nuh-nüve ile çağrıştırılır. Musa ve kitaptan sonradır bu ifadeler. Kitap musaya ita edilince beni israile güderge olunca Allahın dununda vekil edilmemesi şartı koşulmuştur. Nuhla birlikte hamlettiğimiz kimselerin zürriyetleri ki nuh şekur bir abddi. Bundan sonra beni israilin fesatından bahsettiğine göre musanın kitabı içindeki zerrelerde nuhtan nüve tufan zerreleri vardı. Beni israil böylece bu zerrelerin açılması ile adalet için değil menfaat için yorumlara sapınca sapıklık yazısı ifşa oldu.

 

4. ayette kaza etmek bir bilginin fiilen gerçekleşmesi ya da fiiliyat ile bildirmek, göstermektir. Kader ise yazgıdır. Olmuş geçmiş olanlar, değişmeyecek olanlar kaderdir. Kaza ise ileriye ve hale dönüktür. Bencil olan birine, dostlarını ve eşini yitireceksin demek, müneccimlik değildir, potansiyel bir yüklemenin şartları yerine gelince gerçekleşeceğini bildirmektir. Tüm hava ile ilgili verilerden yarın ki hava hakkında tahminlerde bulunmak buna benzer. Burada veriler ve çıkarımlar vardır. bencillik, dost kaybetme ilişkisinde ise bencilik halinin devam etmesi ile kayıp potansiyeli arasında korelasyon vardır. burada israil oğullarına arzda iki kez ifsad ve büyüklük taslama kaza edilmiş, yani içsel bir karakter ve hastalık yüklenmiştir. Bu hastalık devam ettikçe ifsad etme potansiyeli var. Bunu fiili bildirmek kaza etmek demek bilgi yoluyla değilde fiiliyatla işaret etmekdir. Örfün kitap edilmesi gibi bu hastalık beni israil potansiyeline yazılmıştır, bu kitabi bir yazılış değildir belki de. Buna devam ediyorsunuz ve ifsad olunca bu devam ettiğiniz kötü içsel karakterinizin varlığı ispatı vucüd buluyor demektir. Letüfsidünne ifadesi iki tekidlidir, mutlaka gerçekleşecek ve fesada boğacaksınız demektir. Muzari ile geldiğine göre istikbale atıftır. O medeniyet döneminde olduğu gibi bu medeniyet döneminde de birinci kuran medeniyetinde de 2. kuran medeniyetinde de bu iki fesad mutlaka geçekleşecek demektir. Birinci fesad ile fesadın söndürülüşü, sonra ise yeniden fırsat beni israile geçiyor ve mallar ve oğullar ile çoğalıp güce malik oluyorlar ve ocakları ile beraber söndürülüyorlar. İllet mal ve benin ile çoğalıp güce malik olmaktır, her böyle olduklarında bu içsel yüklenen karekter nedeniyle aynı hüsranı yaşayacaklar demektir. 

 

Bu problemlerin ne olduğunu kendilerine gelen peygamberler bildirmişlerdir: buna rağmen azgınlık edip nebilerini katletmişlerdir. Bunlardan sadece biri şöyle anlatılır: İsrailoğulları'nda bir çok olaylar meydana gelmiş, günahlar işlenmişti. Yüce Allah, bunlarla onları sorumlu tutmamış, kendilerine iyilik ve ihsan ile muamele etmişti. Nihayet, İsrailoğulları padişahlarından Sıddıka ismindeki padişahları zamanında olaylar büyümüştü. O zaman Şa'ya (a.s) onlara peygamber olarak gönderilmiş ve Babil hükümdarı Sencarib'in hücum ve istilası bertaraf edilmişti. Şa'ya b. Emsiya (a.s.) İsa ve Muhammed (a.s)i müjdeleyen bir peygamber idi. Sıddıka, onun vahiy ve nasihatları ile amel etmiş ve başarılı olmuştu, O vefat edince İsrailoğulları'nın işleri karışmış, hükümranlıkta yarışmaya düşmüşler, birbirlerini öldürmeye başlamışlardı. Şa'yâ'yı dinlemiyorlar, nasihatlarını kabul etmiyorlardı. O vakit, yüce Allah, Şa'ya (a.s)ya buyurmuş ki: "Kalk! Kavmin içinde senin dilin üzere vahy edeceğim". Adı geçen kalkmış yüce Allah da onun dilini vahy ile konuşturup buyurmuş ki: "Ey gök dinle! Ey yer sus! Çünkü Allah Teâlâ İsrail oğulları'nın durumunu anlatacak."

O İsrailoğulları ki, kendi nimetiyle büyütmüş, kendisi için seçmiş, ihsanı ile seçkin kılmış, kullarına üstün kılmış ve ihsanıyla başkalarına üstün tutulmuştu. Halbuki onlar, çobanı olmayan kaybolmuş davar gibi idiler. Öyle iken ürkenlerini yatıştırdı, kaybolanlarını topladı, kırıklarını sardı, hastalarını tedavi etti, zayıflarını semizlendirdi, semizlerini korudu. Bunu yaptığı zaman azdılar, koçları tosuşmaya başladı, birbirlerini öldürüyorlar, hatta kırığı kendine sarılacak sağlam bir kemik bile kalmadı. Yazıklar olsun bu hata yapan ümmete! Yazıklar olsun şu hata yapan topluma ki, ölümün kendilerine nereden geldiğini anlayamıyorlar. Deve bile vatanını hatırlar da ona döner gelir. Eşek bile üzerinde doyduğu bağı hatırlar ve ona geri döner. Öküz bile semizlendiği şenliği hatırlar ve ona döner gelir. Bu toplum ise öküz değil, eşek değil, akıl sahipleri oldukları halde, ölümün kendilerine nereden geldiğini farketmiyorlar. Ben onlara bir misal vereceğim, dinlesinler, onlara de ki:

"Bir zaman boş, harap, bayındır olmayan ölü bir arazi vardı. Ve bunun kuvvetli ve bilgili bir de sahibi vardı. Onu imar etmeye başladı. Kendi kuvvetli iken arazisinin harap olmasını veya bilgili iken boşuna harcadı denilmesini istemedi. Etrafını duvarla çevirdi, içinde sağlam bir köşk yaptı, ortasından ırmak geçirdi. Zeytinden, nardan, hurmadan, üzümden ve türlü türlü meyvelerin hepsinden cins cins ağaçlar dikti ve onu kuvvetli, güvenilir, görüş sahibi, çalışkan bir korucunun korumasına emanet bıraktı, gelişmesini bekledi. Tomurcuklandığı ve meyveleri keçi boynuzu çıktığı zaman, "Aman bu ne kötü arazidir! Bunun duvarını, köşkünü yıkalım, ırmağını kapayalım, bekçisini yakalayalım, ağaçlarını yakalım; eskiden olduğu gibi harap olsun, imardan iz ve eser kalmasın" dediler. Bu davranışı nasıldır, buna ne dersiniz? Allah buyurdu ki: "O duvar benim zimmetim (koruluğum), köşk şeriatım, nehir kitabım, koruyucu peygamberim, dikilen ağaçlar da onlar, o ağaçların çıkardığı keçi boynuzu da onların kötü amelleridir. Ben de onlara, kendi aleyhlerine verdikleri hükümle hükmettim. O, onlara Allah'ın verdiği bir misaldir. Bana sığır ve koyun kesmekle yaklaşmak istiyorlar. Halbuki et, bana ulaşmaz ve ben onu yemem. Bana takva ile, haram kıldığım nefisleri boğazlamaktan sakınmakla yaklaşmayı bırakıyorlar. Kanlarla elleri boyanmış, elbiseleri bulaşmış. Benim için evler ve ibadet edilecek yerler yükseltip sağlamlaştırıyorlar ve onların içlerini temizliyorlar da kendi kalblerini ve vücutlarını pisliyorlar ve kirletiyorlar. Benim için evleri ve ibadet yerlerini yaldızlı nakışlarla süslüyorlar da akıllarını, fikirlerini bozuyorlar. Benim evleri yükseltip sağlamlaştırmaya ne ihtiyacım var? Ben o evlerde oturmam, benim nakışlı ibadet yerlerine ihtiyacım mı var? Ben onlara girmem, ben onların yükseltilmesini ancak içlerinde zikir ve tesbih edilmem için ve namaz kılmak isteyenlere bir alâmet olması için emrettim."

Diyorlar ki: "Eğer Allah'ın, bizim dostluğumuzu ve kaynaşmamızı pekiştirmeye gücü yetse idi elbette toplardı. Ve eğer bizim kalblerimize anlatmaya Allah'ın gücü yetse idi mutlaka anlatırdı. "İki kuru ağaç al, en çok birleştikleri bir sırada birleştikleri yere var. O iki ağaca hitap ederek Allah da size ikinizin bir ağaç olmanızı emrediyor. Bunu söyleyince iki ağaç birbirine karışıp hemen birleştiler. Bundan dolayı Allah, buyurdu ki: "Söyle onlara gördünüz ya ben, iki kuru ağacı birleştirmeye kadirim. Dileseydim sizin dostluğunuzu birleştirmez miydim veya kalplerinize söz geçiremez miydim? Halbuki ona ben şekil verdim."

Diyorlar ki: "Oruç tuttuk, orucumuz kabul makamına yükselmedi, namaz kıldık namazımız nurlanmadı, sadaka verdik sadakalarımız sebebiyle malımız artırılmadı, güvercin gibi inleyerek dualar ettik, kurtlar gibi uluyarak ağladık hiç biri işitilmedi, dualarımız kabul edilmiyor."

Allah buyurdu ki: "Onlara sor, benim duaları kabul etmeme engel olan nedir? Ben işitenler içinde en fazla işiten, bakanlar içinde en fazla gören, cevap verenlerin en yakını, merhamet edenlerin en merhametlisi değil miyim? Elimdeki şeyler mi azdır? Nasıl olur ki? Benim kudret ellerim iyilik yapmaya açıktır, dilediğim gibi harcarım ve bütün hazinelerin anahtarları benim yanımdadır. Onları benden başkası ne açar, ne kapatır. Gerçekten benim rahmetim her şeyi kapsar. Birbirlerine merhamet edenler ancak o sayede ederler. Yoksa sonradan cimri mi oldum? Ben cömertlerin en cömerdi, bütün iyilikleri yapmayı sevenim; verenlerin en cömerdi, kendisinden dilek istenenlerin en fazla kerem sahibi değil miyim? Eğer şu kavim benim kalblerinde parlattığım, ondan sonra kendilerinin onu atıp da dünyayı satın aldıkları hikmet ile nefislerine bir göz atsalardı, nereden vurulduklarını görürler ve en büyük düşmanlarının, kendi nefisleri olduğunu tam olarak bilirlerdi."

"Ben onların yalan sözle ayıp ve kusurlarını örterek iyi göründükleri, haram yemekle kuvvet almak istedikleri oruçlarını nasıl kabul ederim? Onların kalbleri benimle savaşmaya, yarışmaya kalkışan, haram kıldıklarımı işleyenlere kulak verip dururken namazlarını nasıl nurlandırırım? Veya sadakaları benim katımda nasıl zekat yerine geçer (Mallarını temizler) ki? Onlar başkalarının mallarını sadaka olarak veriyorlar. Ben onlarla ancak kendilerinden gasbedilmiş olan sahiplerini mükafatlandırırım. Hem dualarını nasıl kabul ederim ki? O ancak dilleri ile söyledikleri bir sözdür, yaptıkları ise ondan çok uzak ve farklıdır. Ben ancak yumuşak huylunun duasını kabul ederim, ancak zavallı zayıf yoksul kimselerin sözünü dinlerim ve yoksulların, miskinlerin rızası benim rızamın alâmetlerindendir. Fakirlere merhamet, zayıflara yanaşma, mazluma insaf, malı gasb edilene yardım, hazırda bulunmayana adalet etseler dullara, yetime, yoksula ve her hak sahibine hakkını verseler! Bana insanla konuşmak yaraşsaydı ben onlarla konuşurdum."

"Ve o vakit gözlerinin nuru, kulaklarının duyma gücü, kalblerinin anlayışı olurdum. Ve o vakit bellerini doğrultur, ellerinin ve ayaklarının kuvveti olurdum. Ve o vakit dillerini ve akıllarını sağlamlaştırırdım."

"Sen benim peygamberlik işlerimi tebliğ edip, onlar sözümü işittikleri zaman: "Bunlar uydurma laflar, birinden birine miras kalan lakırdılar, büyücülerin ve kâhinlerin yazdıkları eserlerden bir eserdir" diyorlar. Ve kendileri de böyle bir söz söylemek isteseler yapabilirler ve şeytanların onlara yapacağı vahy ile gaybden haberdar olabileceklerini iddia ediyorlar. Ve hepsi bu söylediklerini gizliyor, sır tutuyor. Durum böyle ise onlar bilirler ki, ben göklerin ve yerin gaybını bilirim. Ve onların açıkladıkları ve gizledikleri şeyleri de bilirim. Ben gökleri ve yeri yarattığım gün, kendim için var ettiğim bir hüküm verdim. Ve ona önünde süreli bir zaman belirledim ki mutlaka o, gerçekleşecektir.

Eğer onlar gayb ilminden çalmalarında doğru iseler, haydi sana haber versinler ben o hükmü ne zaman tatbik edeceğim, o ne zaman olacak?. Eğer onların, dilediklerini yapmaya güçleri yetiyorsa, benim onu yapacağım kuvvet gibi bir kuvvet göstersinler. Ben onu müşriklerin istememesine rağmen, her dinin üstüne çıkaracağım. Eğer onların, dilediklerini söylemeye güçleri yetiyorsa, o hüküm emrini vereceğim. Hikmetin benzerini telif etsinler (yazsınlar). Çünkü ben gökleri ve yeri yarattığım gün şöyle hükmettim:" Peygamberliği, ücretle çalışanlar içinde kılayım, mülkü çobanlara, yüceliği alçak kimselere, kuvveti zayıflara, zenginliği fakirlere, serveti malı en az olanlara, şehirleri kırlara, kaleleri çöllere, beredayı enginlere, ilmi cahillere, hükmü okuma-yazma bilmeyenlere çevirip vereyim."

Şimdi onlara sor bu, ne zaman? Ve bunun başına geçecek kimdir? Kimin eli ile ben bu sünneti açacağım? Bu işin yardımcıları ve destekleyenleri kimlerdir? Biliyorlarsa söylesinler. Ben bunun için okuma, yazma bilmeyen bir peygamber göndereceğim. Sert değil, kaba değil, sokaklarda bağırmaz, edebe ve terbiyeye uymayan davranışta bulunmaz, edebe aykırı söz söylemez. Ben, ona her güzellik için doğru bir davranış vereceğim, her güzel ahlâkı ona bağışlayacağım. Sükuneti elbisesi, iyiliği prensibi, takvayı gönlü, hikmeti düşüncesi, doğruluk ve vefakarlığı tabiatı, affı ve şeriatın hoş gördüğü şeyleri ahlâkı, adalet ve iyiliği yaşantısı, hakkı şeriati, hidayeti imamı, İslâmı milleti, Ahmed'i ismi kılacağım. Sapıklıktan sonra onunla hidayet edeceğim. Cahillikten sonra onunla öğretim yapacağım, düşkünlükten sonra onunla yükselteceğim, tanınmazken onunla şan vereceğim, azlıktan sonra onunla çoğaltacağım, darlıktan sonra onunla zenginleştireceğim, ayrılıktan sonra onunla toplayacağım. İhtilafa düşen kalbleri, dağınık arzuları, bölünmüş ümmetleri onunla birleştireceğim. Ümmetini, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet yapacağım.

Benim birliğime inanmak için bana iman ve ihlas ile şeriatın uygun bulduğunu emredecek ve şeriatın yasakladıklarını nehyedecekler. Ayakta, oturarak, rukua vararak ve secde ederek bana namaz kılacaklar. Benim yolumda saf tutarak ve düşmana karşı yürüyerek savaşacaklar. Benim rızamı elde etmek için mallarından, yurtlarından çıkacaklar. Ben onlara camilerinde, meclislerinde yattıkları, gezdikleri yerlerde tekbir, tevhid, tesbih, hamd, övgü ilham edeceğim, Sokak başlarında tekbir, tehlil ve takdis edecekler. Benim için yüzlerini, el ve ayaklarını temizleyecekler, bellerine elbiseler (ihramlar) bağlayacaklar, kurbanları kanları, kitapları göğüsleri, gece rahip, gündüz arslan. O benim bir lütfumdur ki, dilediğime veririm. Ve ben çok büyük lütuf sahibiyim.

Şa'yâ (a.s) sözünü bitirince öldürmek için üzerine saldırmışlar. O da kaçıp bir ağaca gizlenmiş, eteğinin dışarda kalan ucunu görmüşler, testereyi dayayıp onu ağaç ile beraber biçmişler. Sonra Ermiyâ (a.s.)'yı da hapsetmişler. Allah Teâlâ da Buhtu Nassar'ı onlara musallat edip belalarını vermişti.

Yukarıdaki olaylar Elmalı Tefsirinde geçmektedir.

 

5 ayet. Birinci fesad nöbeti geldiğinde üzerinize şiddetli kullarımızı gönderdik, yurtlarınıza kadar geldiler, yeniden mal oğullar verip neferlerle destekledik iyilik ederseniz kendinize kötülük ederseniz kendinize edersiniz. Mesela, çok zenginleşme nizamını kuracağız diğerleri aç kalsın ve emrimizde itaatimizde olsunlar derseniz, hırsızlığa ve yeraltına zemin hazırlarsınız ve ifsat başladığında sonunda beni israilin güvenliğini de tehdit eder. Şimdilerde arzı mevudu alacağız diye her yerde terörü ateşleyip zulmü çıkaran ve bu arada kendi emellerini gerçekleştirmeye çalışan beni israil en sonunda kendi çıkardığı terör belası kendisini vuracak hak gelecektir. Demek ki aynı şartlar yeniden teşekkül etmiştir ve aynı kaderi oynayacaklar. Tüm dünyadaki terör olayları derin devletler borsa vurmaları ekonomik ve askeri harekatlar dünyayı yaşanmaz hale getirince insanlar daha da vahşileşecek ve merhametten yosun halde en sonunda beni israile karşı cephe olacaktır.

 

7. ayet. İkinci vaad ile fesad nöbeti gelince yüzleriniz kararacak, ilk kez girdikleri gibi mescide (hizmet ve yönetim makamına) duhul edecekler. Birinci fesatta ibahullah denen kullar şiddet yoluyla bunu önlüyorlar. İkinci fesadda ise beni israili deşifre edip idareye giriyorlar ve tüm beni israilin zulüm mekanizmalarını yok ediyorlar. Demekki ikinci girişte zulüm mekanizmaları yok edilerek bataklık kurutuluyor. Birinci de ise doğrudan beni israil hedef alınıyor ama mekanizmasına dokunulmuyor.

 

9 ayet. Musanın kitabının yerini kuran alıyor. Hidayete götüren o kitap oluyor. Beni israil yerine de müminler alıyor.

 

12. Gece ve gündüzü iki ayet yaptık. Gecenin ayetini mahvederiz rabbinizden bir fazilet ibtiğa etmeniz için gündüzü bir mubsirat=gözelenç kıldık. Böylece aynı zamanda hesap ve yılların sayısını bilirsiniz. Dönemlerin farklılaşma frekanslarının farkına varırsınız. Hep gece ya da hep gündüz olması ayet değildir, bunların ardarda gelmesi iki ayrı ayettir. Birbiri ardına gelirde yılların ve hesabın adetlerini tutarız. Medeniyetlerin de birbiri ardısıra gelmesi aynı mantıkladır.  

 

Fitne karşısında, topluluğa karakter olarak yüklenmesi halinde dünya cennetine götürecek medeni altyapıyı da kaza etmiş, fiili olarak bildirmiştir. Bu toplumsal özellikler genelde on emir olarak belirtilen emirlerdir ki burada zikredilenleri

 

a)      ana babaya ihsan, onlara sevgi saygı muhabbet ve koruma

b)      yakınlara yardım miskin ve yolcuya yardım ve kontrollu harcama

c)      Eğer yoksul ise can alıcı söz, merhamet, muhabbet, güleryüz

d)      Çocukları geçim korkusu ile öldürmemek doğum kontrolü yapmamak

e)      Zinaya yaklaşmamak

f)        Haksız yere cana kıymamak

g)      Yetim malına yaklaşma

h)      Ölçü tartıya riayet

i)        Bilgin olmayan şeyin ardına düşme

j)        Böbürlenme mütebekkir olma

 

59. Ayet gelmemesinin sebebi onların önceden yalanlaması. Semudun deve sürüsü ayeti ile zulmete gidiş, nakat bir mubsirattır, gözelençtir. O nakat topluluğun itaat-ölçeridir. Onun akıbetine bakılarak, topluluk hakkında fikir elde edilebilir. Tıpkı gecenin mubsırat olması gibi. Hadislere göre Mekke ileri gelenleri şu dağı çek düz ova et gibi mucizeler isteyince Cebrail uyardı ve dileğin yerine getirilir ama iman etmezlerse tufan ile helak ederiz deyince Hz Peygamber irade etmemiştir. Bu ayetin iniş sebebi olarak bu olayı zikrederler. 

 

60. ayette “sana rabbin nası ihata etmiştir dedik”. Bu ihata sonrasındaki “rüya” tabir edilen olay ile katalizör gibi reaksiyona girip insanların zihinlerini ihata etmektir. Yani bir olay veya rüya ile tüm insanlar sınıflara ayrıştırılmıştır. “Şecereyi melune” müfessirlerce genellikle cehennemdeki zakkum ağacı ile tabir edilmiştir. “gördüğün rüyayı insanlar için fitne yaptık” derken rüyayı bazı müfessirler isra ve miraçtaki görüler olarak yorumlarlar. peygamberin rüya görüp rüyanın gerçekleşmemesi anlatıyor. Böylece görülen rüya müminlere ve müşriklere fitne oluyor, durduk yerde müminlerin kalplerinde şüphe türetiliyor. Rüya çıkmayınca müminler de peygamberin yanıldığını düşürüp imanları zedelenirken, müşrikler de rüya çıkmayınca doğru oldukları fikrini pekiştirmişlerdi. Allah insanı kuşatmıştır. Rüya fitneden başka bir şey değildir. Kurandaki şecereyi melune de fitnedir. Yani hem bu rüya hem de şecereyi melune bir fitnedir. Fitne profesörleri bunları anlatmışlardır.

 

61. ayette adem ve iblisin secde etmemesi ile iblisin sırra kadem basmak amacıyla erlik yapmasını anlatıyor. Beni kıyamete kadar serbest bırak da onların sana bağlı olup olmadıklarını sınayayım der. Melekler adem için secde ederken iblis çamurdan yaratılana secde etmedi. Kendilerinden daha düşük olana itaat etmek istemediler. Beni israilin tekebbürüne naziredir. İblis nasıl fırsat verildiği halde secde etmediyse beni israil de faziletlendirilip yüceltildiği halde müminlere hizmet etmek yerine tekebbür ederek şeytan cephesine katıldı.

 

Yahudiler hak nizamını yüklenen bir kavim ama başarıya ulaşamamış, yan çizmiş, kaytarmış bir örnekleme yani bir hak dava yüklenen olumsuzluk örneği. Dünya nizamını kurmuş iki kez başarmış ama onu sapık hale teşmil etmiş bir kavim.

 

Musa as verilen kitap ile hak düzeni yüklenen beni israil birinci inançlı kadrolardı. Beni, bünyad, bina, kurum demektir. Musaya verilen kitap bu kadroların hidayet (milli görüş) şuurudur. Bu inançlı kadrolar Allahtan başkasını vekil etmezler. Vekalet müessesesi parti kurumuna işarettir. Bu kitap sayesinde o kitabın savunucusunu yapan partiden başkasına vekalet verilmez.

 

Bu inançlı kadrolara siz iki kez fesad edeceksiniz ya da fesada uğrayacaksınız ve büyüklüğünüzü ilan edeceksiniz diye kitapta kaza ettik 1. ANAP 2. AKP fesadı

 

Birinci fesadınızda üzerinize şiddet sahibi kullarımızı gönderdik (12 eylül ki bu 1978 kongresindeki fesada karşılıktır). Onlar da sizi evlerinizin arasına girip gözleyip çıkardılar. Partiden ayrılma zemini oluştu, meydanı boş bulup  milli görüşü birinci kez arındırdılar.

 

Sonra tekrar mal ve nefer bakımından çoğaldınız ve onlar üzerine galip geldiniz. İkinci vaadin vakti gelince yüzünüzü kara etsinler mescide daha önce girdikleri gibi girsinler ve ellerine geçiirdiklerini tahrip etsinler.

 

101. Musaya dokuz mucize verildi ve onlar musa seni sihirlenmiş sanıyorum dedi

 

102. Sende biliyorsun bunlar ibrettir ve Allahtandır.

 

104. İsrail oğullarına o topraklarda oturun. Ahiretin vaadi gelince, hepinizi toplayıp buraya getireceğiz. Fitne ikidir. Küçük fitne (anap ve akp fitnesi), büyük fitne (vadul ula ve birinci beni israil fitnesi ve vadul ahiret ile ikinci beni israil fitnesi)

 

isra israil ilişkisi insanlığı hidayet yoluna çıkaracak görev yüklenen ve faziletlendirilen bir kavmin sürecini olaylarını anlatmaktadır. Hz muhammed ise aynı isra ile israil oğulları yerine müminler ordusu (inançlı kadrolar) yükü devralmış insanlığın saadet sistemini kuran nizamını tüm dünyaya yaymıştır.

 

Burada iki örnek verilmiştir. Biri beni israil, diğeri müminlerdir. Bu lanet, kavmi bir lamet değil, görev yüklenen ve görevini ifa etmeyen, menfaatine kullanan bir kavimdir. O devirde bu kavim beni israil olmuştur. Denklemdeki yahudi kısmına şimdi milli görüş kadroları oturmuştur. Müminlere de bu fitnenin haberine karşı uyarı vardır burada. Şöyle olursa böyle olur tarzındaki şartlı ifadeler mutlaka olacak anlamındadır. Buna benzer bir ifade tevratta da olmalı ki iki kez fitneden bahsediliyor.

 

 

Tahrif iki türlüdür:

 

1)       eskiden oluşan problemleri içtihadlarla çözmüşlerdir. Günümüzde de bu içtihadlar çıkan yeni problemlerin çözümünde kullanılmaya çalışılmakta asıl kaynaktan kopulmaktadır. Bu da dar görüşlülüğü ve yetmezliği getirdiğinden kuran düzeninin yetmezliği olarak algılanmaktadır. Oysa yeni problemler asıl kaynağından yeni içtihadlarla çözülmeli bunu sağlayabilecek müçtehidler yetiştirilmelidir. Ebu hanife zamanını da aşan birçok problemleri çözmüştür. Ama bugün yetersizdir. Sadece usul açısından bize yol gösterir.

2)       Günümüz medeniyetinin ortaya çıkardığı bir takım sonuçlar nizami konulardır. Bu sonuçlar sanki kuranın nizam sorunları gibi algılanıp  onlara çözüm üretmek hastalığına reformculuk denir. Mesela insan hakları işçi hakları gibi konular kapitalizmin ortaya çıkardığı yapısal sorunlardır. İslan düzeninde böyle sorunlar yoktur. Dinde reform yaparak o sorunları kendi sorunumuz gibi algılamak tahribin diğer şeklidir. Bunun yerine kapitalizmin böyle bir sonuca nereden sebep olduğu anlatılıp ona karşı islam düzeni toptan önerilmeli bu tür sorunların olmadığı izah edilmeli, yani düzen sorununa yaklaşım tarzı olmalıdır.

 

Beni israil bu iki tür sorunsalı da aşamadığından tahrif etmiştir. Büyük düzen peygamberi zamanının tüm sorunlarını çözmüş, sonrakiler bu çözümlemeleri kitabın aslı gibi alıp onlarla yeni çıkan sorunları çözmeye çalışmış bu da hantal bir yapıyı getirmiş içtihad yerine kanunlaşmaya gidilmiştir. Yenileşme ve inkılap sorunu var.

 

Sonrakiler ise yine bozdukları düzenin sorunlarını farkında olmadan tahriften geldiğini görmeden tevrata göre çözmeye çalışmış ama sorun düzen sorunu olduğundan kökten yok edilememiş bu da dini değiştirme ile reforma yol açmıştır.

 

Yani kaynaktan kopukluk hantallaşmaya, nizami konuların farkında olunamaması  reforma yol açmıştır. Reform ise dinin temel dinamiklerinde tekrar bir forma gitmedir. Düzenlerini değiştireceklerine dinlerini değiştirmek yoluna gidiyorlar.

 

76. seni arzdan kaçırmak için neredeyse dünyayı başına dar edecekler. Ama onlar senin karşında az bir vakit kalabilirler.

 

78. şemsin dülukundan leylin gasakına kadar salatı ikame et ve fecrin kuranını. Fecrin kuranı meşhuddur. Şemsin dülükü güneşin batışı, islam medeniyetinin çökmeye başlamasıdır. Leylin gasakı zülüm medeniyetinin en karanlık noktasına kadar, leyl-lale-hilal ile Allahı simgeler. Allahın en karartıldığı nokta ataist düzendir. Salat liderli açıktan mücadeledir. Kuran ise gizli kapalı mücadelelerdir.

 

79. leylden bir kısmında sana nafile olarak teheccüt kıl. Karanlık dönemde tek başına cihat et, Allah seni makamı mahmuda erirtirir. Kolay günde değil zor günde mücadele makamı mahmud denen batındaki yüce hilafet makamına ulaştırıyor.

 

80. kul rabbi edhilniy müdhale sıkdın ve ahricniy muhrace sıdkın, vec”alniy min ledunke sultanan nasıyra.

 

81. Vekul cael hakku vezehekal batıl. İnnel batıla kane zehukan. Bu ayet mekkedi inmiştir. Mekkenin fethinde kabede putları kırarken de Hz Peygamber bu ayeti okuyordu, önceki ayetlerde bahsedilen rüya işte bu idi. Elmalılı tefsirinde 60 ayetteki rüya ile ilgili geçen kelimenin düş anlamındaki rüya değil rüyet etmek anlamı ile asıl anlamı ile görmek olduğunu belirtiyor. Bunu da isra ve miraçtaki yaşananlara bağlıyor.

 

84. Vekul küllün yalemu ala şakiletihi (herkim karakterine göre görev yüklenmeli).

 

Beni israilin sapmasında bir diğer özellikte şudur: tevrat musaya inen ana kaynaktır. Sonraki yahudilik peygamberlerine gelen vahiyler ise tevratın uygulamaları, açılımları, yorumları idi. Mesela zebur tevrattan ayrı ama ruhi manevisi tevratta bir kitap idi. Sonra bu tevratın şerhleri yorumları, alan uygulamaları Adil Düzenin tamamen oluşmasını sağladı. Her çıkan problemler farklı peygamberler tarafından tevrata göre proje uygulamaları olarak çözüldü. Her peygamber kendi uygulamaları ile tevratın farklı yönden işlemesini sağlamıştır.

 

Sapma daha sonraki dönemlerde peygamberlere karşı direnme yoluyla olmuştur. Kendi çıkarlarına göre saptırdıkları tevratı öyle algılamaya çalışmışlar o da adil düzenin bozulup adaletin ortadan kalkmasına yol açmıştır. Gelen peygamberlerin projeleriyle tevrat tekrar rayına oturtulmak istenmiş ama çıkarlarına ters olduğu için direnip peygamberleri ortadan kaldırmışlar, yine de bunlar halk arasında otorite oldukları için bunlar da yahudi külliyatında kullanılmış ve referans kaynağı olarak dayanılmıştır. Bunu da halk içindeki peygamber yanlısı direnişin önlenmesi ve kendilerinin meşrulaştırılması için yapmışlardır. Böylece tevrat esasında peygamberlerin uygulamalarına kanon denmiş içtihatçı peygamberlerin usulu ile içtihada yönelmek yerine onların o zaman ki uygulamalarını dondurup kanun ve fetva sistemine gidilmiş hantallaşma ve reform yoluyla yahudilik donuk bir nizama dönüştürülmüştür.

 

Usul 1- Kristalizasyon

 

Kimyada bileşikler oluşturan elementlerden uygun yapıdakileri kristalize metoduyla diğer bileşiklerden ayrıştırma işlemine kristalizasyon denir. Kurandaki ayetlerin bileşiklerinden belirli gerekli olan uygun yapıdakileri ayrıştırarak içtihadı farklı bir şekilde işleme yöntemidir. Nasıl ki kimyada kristalizasyon işlemi için ısıtma, soğutma, soğurma gibi belirli şartlar oluşturulursa, kuran uygulamalarında da her olay ve ayette farklı ayrıştırıcı katölizorler uygulanarak arıtma ve ayrışma sağlanır. Mesela tuzlu suyu arıtıp tuz ve saf su elde etmek için bu prensip uygulanır. Su önce ısıtılıp buharlaştırılır. Sonra buharlaşan su ayrı bir kaba bir boru vasıtasyla geçirilir. Kalan kaptaki buz eriyiği soğutularak kristalizasyon ile tuz elde edilir. Buna benzer usul kuranda da kullanılır. Kuran harflerin belli kombinasyonlarıyla oluşur. bu harfler ve kelimeler arası ilişkideki gerekli manaları süzüp çıkarmak için kristalizasyon prensibi kullanılır. Burada bazı elemanlar vardır. ayrıştırılacak maddeler, ayrıştırma usulü, ayrıştırma işlemi. Maddeler deniz suyundaki su ve tuzdur. Usul önce ısıtma sonra damıtma ve sonra tuzu kristalize etmedir. İşlem demek sıra ile adım adım ayrıştırmanın gerçekleştirilmesidir. Sırayı değiştirsen tuz elde edemezsin. Diğer önemli bir olgu, su ve tuz ayrıştırıldığında bu maddeler başka maddelerde kullanılabilir. Tuz ayrıştırılır ve yemeklerde kullanılır. Su ayrılır ve içme de kullanılır. Buna benzer şekilde kristalize edilen ayetlerden elde edilen sistemler başka yapılarda kullanılabilir ki önceki ayrıştırılmamış ayet yapılarında bu imkan yoktur. Diğer bir tabii olgu da, kar tanesi kristalleştirilmesidir. Isınarak buharlaşan su tanecikleri yükselince soğuyup belirli bir yoğuşma prosesine girer, sonra da bu buhar sıvılaşmadan doğrudan buz kristalleri haline gelerek birleşirler.

 

Usul 2- Tamamlama

 

Çölde gömülü sadece sırtı görülen bir iskeletin toprak üstündeki kısmını görerek onun ne olduğunu tahmin edersiniz. Görünen sırt kısmı ayettir. Topraktaki kısmı batıni ayettir. Parçadan bütünü görürüz. Buna tamamlama usulü denir. Kuran belli bir sistematik kurarak bir takım kavramları işlerken bazı kavramları toprak altında bırakarak batında bırakır. Mescidi haram, mescidi aksa, makamı mahmud der ama dördüncüsünü belirtmez, siz o sistematikten batınını kendiniz görürsünüz. Icmali demek o kelimede gömülü manalar bütünü demektir, tamamlama da ise bir kelimenin bağlı olduğu sistemin bütünlenmesidir. Kelimeden sistemi çözümlerken tümevarım ve kıyas, sistem çözüldükten sonra ondaki manalar silsilesini çıkarmak tümdengelimdir.

 

Nizam= Medeniyet

 

  1. Düzücü Nizam = Hak Medeniyet
  2. Bozucu Nizam = Batıl Medeniyet

 

  1. Mümin: Hak Medeniyeti yüklenen inançlı kadrolar
  2. İsrail : Batıl Medeniyeti yüklenen menfaatçı kadrolar. Kaza potansiyel yüklemenin açığa çıkmasıdır. Fitne ve fesad potansiyel iki yüklemedir. Hem 10 emir, hem de fesad kaderde yüklenir. Hangi yol tutulursa o potansiyel yükleme açığa çıkar.

 

Hak Medeniyet

 

  1. İçtihad: Mescidi Haramda Hak Nizam içtihad ile ikame edilir.
  2. Kuranul Fecr: Makamı Mahmutda Hak Nizam Kuranul Fecr ile ikame edilir.
  3. Salat: Kutbul Aktab Hak Nizamda Salat ile ikame edilir.
  4. Kitab: Asli kaynak. Mescidi Aksada Hak Nizam kitap ile ikame edilir. Kitap ilk olarak tevrattır. Sonra onun peygamberlere açılımı ve yorumlarıdır. Tevrata en son yorum yahyanınkidir. Yahya beni israil topluluğuna giydirilen tevrat elbisesini, yeni bir model ile biçip işleyen en son peygamberdir. Tevrata yeni bir soluk yeni bir motiftir.

 

Batıl Medeniyet

 

  1. Fitne: Hantallaşma: Kaynaktan kopukluk yolu ile tahrif. Yorum çokluğuna boğulma, özü yitirme. Mescidi dırarın kurulması, AKPnin kuruluşu, kökten kopuş, esastan sapış, hantallaşma yoluyla tahrif. Ayette Hz peygambere gösterilen bir rüyanın insanlar için fitne olması bu yolladır, insanlar rüyayı anlamada rüyadaki elemanların tabirini hadiselerin tevili yoluyla yapmak yerine, hadiselerin tevilini ihmal edip tabirden soyutlayıp binlerce tabir alternatifinde boğulması ile fitneye düsmeleridir.
  2. Fesad: Reform yolu ile aslın tahrifi. Kökü tahrif, aslı tahrif.
  3. Uluvviyet: kendini imtiyazlı görme, küçümseme
  4. Lian: Uluvviyetin kronikleşmesi ile lanetlenme

 

Farikat

 

  1. Mescidi Haram: Zahiri Cüzi, sonrası isradır. Devlet Başkanlığı
  2. Mescidi Aksa : Zahiri külli, sonrası miraçtır. Ümmet Başkanlığı
  3. Makamı Mahmud: Batıni cüzi, teheccüd ile ulaşılır. Pirlerin başkanlığı
  4. Kutbul Aktab: Batıni külli, tevehhüb ile ulaşılır. Tüm pirli toplulukların o pirler vasıtasıyla merkezi. Makamı mahmutta sadece pirlerin merkezidir ki bu aynı usulü benimseyenler arasında olur.

 

  1. Riaset: Batıni külli vazifenin zahiri lokal yüklemesi. Ulusun reisi= reisul kavm
  2. Hilafet: Batıni külli vazifenin zahiri genel yüklemesi. Halifeyi ruyı zemin
  3. Emaret: Batıni cüzi vazifenin zahiri lokal yüklemesi. Emirul müminin
  4. İmamet: Batıni cüzi vazifenin zahiri genel yüklemesi. İmamul Ümmet

 

 

 

 

İsra

Miraç

Teheccüd

Tevehhüb

Hak

Mescidi Haram

Mescidi Aksa

Makamı Mahmud

Kutbul Aktab

Mümin

İçtihat

Kuranül Fecr

Salat

Kitab

Beni israil

Uluvviyet

Lian

Fesad

Fitne

Batıl

Emaret

Riaset

İmamet

Hilafet

 

 






Son Yorumlanan Makaleler
Cengiz Demirci
İşletme hesap düzeni
20.4.2016 4574 Okunma
2 Yorum 22.04.2016 09:03
Cengiz Demirci
Sam'ın Hakem Davası
27.1.2016 7876 Okunma
5 Yorum 07.02.2016 11:43
Cengiz Demirci
Emetün Mümine
15.11.2015 6367 Okunma
8 Yorum 21.11.2015 22:55
Cengiz Demirci
Hakem Olayının Tümegelimle Kurandaki Döngüsü
30.8.2015 5702 Okunma
1 Yorum 30.08.2015 19:28
Cengiz Demirci
Fatih Kanunnameleri
15.8.2015 5838 Okunma
3 Yorum 18.08.2015 12:15
Cengiz Demirci
Helal Gıda
7.6.2015 9560 Okunma
11 Yorum 15.06.2015 14:07
Cengiz Demirci
Süleyman Akdemir'in Erbakan Vakfına Teklifi
4.2.2015 13229 Okunma
21 Yorum 17.02.2015 09:32
Cengiz Demirci
Kutadgu Bilig (Devlet Düzeni)
23.11.2014 4775 Okunma
4 Yorum 24.11.2014 10:31
Cengiz Demirci
Süpermarkete müşteri kredisi faiz ilişkisi
3.7.2014 4665 Okunma
1 Yorum 10.07.2014 17:32
Cengiz Demirci
Girdiler Ortaklıkları
6.2.2014 5317 Okunma
1 Yorum 10.02.2014 20:44
Cengiz Demirci
Para kitabı veresiye satış bölümü
2.2.2013 4471 Okunma
2 Yorum 09.02.2013 23:04
Cengiz Demirci
İlk karzı hasen kooperatifi
3.1.2013 16513 Okunma
25 Yorum 06.02.2013 20:31
Cengiz Demirci
Kul Düzeni ve Köle Düzeni
5.1.2013 4842 Okunma
3 Yorum 30.01.2013 09:33
Cengiz Demirci
Sam Adiyanı hakeme davet ediyorum
10.7.2012 10469 Okunma
34 Yorum 15.01.2013 10:44
Cengiz Demirci
KARAGÜLLE VE AKDEMİRİN YENİ ANAYASA TEKLİFİNE ELE
4.11.2012 4455 Okunma
1 Yorum 04.11.2012 18:33
Cengiz Demirci
Rahman - Mercan - Reyhan
17.10.2012 5072 Okunma
5 Yorum 18.10.2012 10:05
Cengiz Demirci
Meyve ve Hurma ve Nar
13.10.2012 4550 Okunma
1 Yorum 14.10.2012 13:41
Cengiz Demirci
Fetih Sünneti
12.10.2012 4749 Okunma
1 Yorum 12.10.2012 11:18
Cengiz Demirci
KURUCU YASA ÖNERİSİ
30.5.2012 3637 Okunma
1 Yorum 06.06.2012 18:28
Cengiz Demirci
ruh ve evrim
3.5.2012 4198 Okunma
1 Yorum 03.05.2012 07:16
Cengiz Demirci
Örtünme
23.3.2012 3759 Okunma
3 Yorum 23.03.2012 14:10
Cengiz Demirci
Samın namaz makalesine eleştiri
25.2.2012 3379 Okunma
1 Yorum 25.02.2012 09:55
Cengiz Demirci
Karagülle eleştiri: Teşhisin gecikmesi israftır
6.2.2012 3963 Okunma
1 Yorum 07.02.2012 16:05
Cengiz Demirci
Karagülle eleştiri: Tümdenvarım
31.1.2012 3716 Okunma
1 Yorum 02.02.2012 21:09
Cengiz Demirci
Tasavvuf - Arınma
21.2.2010 4857 Okunma
1 Yorum 01.03.2010 13:30