İnsanlığın “aydınlık çağı” olmuş mu; pek sanmıyorum. Olan dönemler gökyüzünde şimşek çakması kadar kısa sürüyordu. Bu dönemlerde insanlık, birbirine mümkün olduğu kadar az “iliştiği” zamanlardı. İşte sözüm ona aklı ile türüne, çevresine, doğaya zarar veren insan, Dünyada bulunduğu dönemleri ne kadar mamur ettiğini kendine anlatmak için bir buçuk milyonluk tarihini çağlara böldü. Önce. Tarih Öncesi Çağlar , Tarih Çağları olarak ikiye; sonra alt ve ilkel çağ; Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ, Modern Çağ… Şimdilerde Modern Çağ dedikleri dönemi postuyla tükettik; Dijital Çağa girdik. (1)

Bütün çağların her biri, diğerine; iyilik, yardımlaşma, barış yönünden “negatif büyümede”, “tencere dibin kara, seninki benden kara” nitelemesine uygun sonuçlar gösterdi. Çünkü hepsinde gemi azıya almış, hükümranlığa erişmiş insanın; yıkıcı, sömürücü, öldürücü yönü bütün çağlarda ortak payda olmuş. Bu yaygın üç negatif özellik, her çağda hep zinde tutuluyor. Bu yüzden hükümranlık boşluk tanımıyor; hükümranlıkta devamlılık esas oluyor. İnsanın benciliği, sosyalliğine her zaman “hainlik” yapıyor; ortaklığı, beraberliği, dayanışmayı hükümranlığı eline geçirince mutlaka şantaj-istismar, sömürü ile bozuyor. Oysa dayanışmayan insan kaybolur. Tersi dayanışmayı bozan ihanet eden, istismar eden “insan” ise kaybolmuşluğun dibine, “Hades” diyarına sürgün oluyor. Bu sürgünün mitolojik, teolojik olduğu sanılmasın. Bu dünyada göç etmeden yaşarken hem kendine hem etrafına yaşatıyor. İbret içerikli tarihi ve sosyal okumalarda pek çoğunu öğreniyoruz.

İnsan için hainlik, Tanrı için nankörlük yumurta tavuk, tavuk yumurta döngüsünü andırıyor. Bunlar aynı temayüller. Biri varsa diğeri mutlaka olacaktır. İnsanın insana hainliği insanın Tanrıya nankörlüğünden kaynaklanır. Hala oradayız.
Binlerce yıllık insanlık tarihinde insanın negatif üç davranışının doğrudan maskesiz belirgin ve kararlı olduğu dönemler Orta Çağ zamanlarıydı. O, üç illetin armada olduğu çağ , 5 yüzyıl Batı Roma’nıın MS 476 çöküşünden, MS 15 yy (1453) kadar sürdü. Karanlık soğuk şatolarda hüküm süren aristokratlar dönemi. En yaygın inanç pagan inancıydı; kökleri antik çağlara kadar uzanıyor. Korku veren yıkımını yaşanmış ne varsa imgelenmiş tapınma savrukluğu. Yazılan yazılacak bütün öykülerin, yüzeye çıkmış dillerde dolanan bütün efsanelerin çevrim içi olduğu dönemler. Kaba güç, hakkın, hukukun, inancın, tanımlanmanın tek belirleyen olduğu, her şeye katıksız gücü elinde tutanların karar verdiği dönemler.
Şimdi Dijital Çağa giriyoruz. Belki on yıl sonra 2035 bütün insanlık Dijital Çağa girmiş olacak. Bu süre diğer çağların geçişlerinden en kısa süredir. Her çağın iç etapları gibi önümüzdeki etap organik insan siber evrene eklemlenecek. İnsanlık bu dönemde mutasyon evriminde bir ilki yaşayacak. Siber insan organizmanın değişen dış koşullara uyum sağlayan genel yapısını aşan ir olgu olarak mutasyon doğrudan dışarıdan içeriye müdahale ile gerçekleşecek. Yapay eklemler, organlar; data ile yükseltilmiş bilinç öğrenme cipleri. (2)
Dünyanın silah ağası ABD nin “Kırk katır mı istersin, kırk satır mı?” düzenine razı ettiği halkının seçtiği başkanı Trum barış temalı negatif öncülükte sınır tanımıyor. Bütün Dünya, Trup’ın ısınışını İsrail iktidarının Filistin’de işlediği insanlık suçlarını teşvik eden tutumuyla; açılışını, Endonezya’nın başkanını kaldırma girişimiyle yaptığı Yeni Ortaçağ girişinin bunalımını henüz atlatamadı. İsrail adına Gazze. Golan Tepeleri; ABD için Venezuela’ya el koyduktan sonra, sıranın Panama, Gröland’da olacağını duyurdu.
Siyasette “baskın seçim” dönemlerine benziyor. Dünya barışının bütün kurumları Yeni Ortaçağ kurallarıyla bir kalemde çizildi. İkinci Dünya Savaşından Sonra Kazanan Devletlerin kazançlarının kalıcılığını sağlama amaçlı oluşturulan bütün küresel organizasyonların ilke ve kurallarını tek taraflı tanımadığını söyleyip, çiğneyerek gösteriyor. Bunları yaparken “Amerika’nın ne şiddetli ölümcül silahları olduğunu dünya bilmiyor” diye külhanbeylerin naralarını andırırcasına duyuruyor. Zorba, Heeeyyt!..derken; bin bin yıllık bilim birikimli bütün Avrupa ; Rusya, Çin devletleri …mırmır ediyor. İnanılır gibi değil!?
Trump elindeki ölümcül silahlarla ve basılı kağıt putuyla her şeyi kendince esnetiyor. Devam ederse esnettiği denge, kopacağı kesin. Bu kopuş ABD nin içinde başlayacak, suçları elini kolunu bağlayacak. Hazırlanarak bekliyoruz.
*
Akevler Yapılaşma Kooperatifi , Adil Düzen Çalışmalarının daimi kadrolarından Kazım Erten arkadaş, yaşadığımız küresel hengamenin, bölgemize çöken kara bulutların yoğun atımında olumsuz etki çemberini kıracak, “hemen şimdi yapılacak” öneriler dizgesinin sosyal medyasından paylaştı. Yeni(den) Orta Çağ bağlamına denk geldi. Başlık bana ait; sonraki yazılarımda değerlendireceğim. Buyurun:
Negatif Gravitasyon
“ Modernizm ve pozitivizmin ontolojik yükü ve yeni bir meşruiyet arayışı!
Ağırlaştırılmış ideolojiler , rejimler!
Ağırlaştırılmış inanç, itikad;
ağırlaştırılmış dindarlık!
Aydınlanma devriminden bu güne,
insanın sırtındaki yükü alması gerekirken,
ağırlaştırılmış ekonomik senyoraj !
Özgürleştirme iddiası ile, cumhuriyet, demokrasi formlarından;
Bireyi yapıp ettiklerinden, fiillerinden öte,
Bilinçaltını dahi köleleştiren
siyasal kısıtlamalar!
Mahreç, çıkış mümkün mü?
Özet:
21. yüzyıl, teknolojik ve enformasyonel bir genişleme vaat etmesine rağmen, bireyi ağırlaştırılmış sistemlerin kuşatması altında bırakmıştır. Modern kurumlar, bürokrasi ve ideolojik yapılar; kolaylaştırma iddiasıyla ortaya çıkmış; ancak zamanla insanın fıtri kapasitesini aşan birer yük merkezine dönüşmüştür.
Bu çalışma,
İslam düşüncesindeki,
teklif-i mâ lâ yutâk (takat getirilemez sorumluluk) kavramından mülhemle; mevcut sistemlerin yarattığı meşruiyet krizini analiz etmektedir.
Temel iddia: insanlığın bu yapısal ağırlıktan kurtulmasının yolunu açmak; adalet, liyakat ve fıtrata uygun bir "denge paradigması" inşa etmekten geçtiğidir. Anahtar Kelimeler: Ağırlaştırılmış yapılar, meşruiyet krizi, ontolojik yük, fıtrat, paradigma dönüşümü.
Giriş
1. Araçların amaçlara galebe çalması
Modernite ve onun izdüşümü olan postmodern süreç, insan hayatını teknik ve idari açıdan hafifletme vaadiyle şekillenmiştir. Ancak gelinen noktada, insanın yaşamını kolaylaştırmak için üretilen araçlar (teknoloji, bürokrasi, finansal sistemler), kendi özerkliklerini ilan ederek insanı kendilerine hizmet eden bir nesneye dönüştürüldü. Günümüz insanı, zorlaşan sistemlerin varlığını sürdürmesi için bu yükleri taşımak zorunda bırakıldı.
2. Ağırlaştırılmış Yapıların Anatomisi
"Ağırlaştırılmış yapılar" ifadesi, insanın bilişsel ve ruhsal sınırlarını zorlayan, esneklikten yoksun ve mutlaklık iddiasındaki sistemleri betimler. Bu yapılar şu düzlemlerde kristalize olmaktadır:
* İdeolojik Tahakküm: Kutuplaşmayı besleyen, gri alanlara izin vermeyen keskin siyasi hatlar.
* Tekno-Gözetim: Güvenlik vaadiyle bireyi sürekli denetim ve performans baskısı altında tutan dijital rejimler.
* Bürokratik Atalet: İşleyişin kendisini kutsallaştıran, verimlilikten uzak gelenekselci yapılar.
* Karizmatik Vesayet: Kurtuluşu kişilere veya dogmalara endeksleyen "yarı-tanrılaştırılmış" liderlik modelleri.
3. Teklif-i Mâ Lâ Yutâk: Modern bir sorumluluk krizi
Klasik fıkıh usulünde yer alan "güç yetirilemeyen yükümlülük" (teklif-i mâ lâ yutâk) ilkesi, bugün seküler bir formda karşımıza çıkmaktadır.
Modern dünya; bireyden kesintisiz bir adaptasyon, sürekli ekonomik başarı ve bitmek bilmeyen bir sosyal uyum talep ediyor. Kur’an’ın "Allah hiçbir nefse içinde bulunduğu ortamın şartlarının, imkanlarının üstünde, yetebildiğinden fazlasını yüklemez" (Bakara, 286) düsturu, bugün kurumsal ve toplumsal yapılarda karşılık bulamıyor.
Bu durum, bireyde yabancılaşma; sistemde ise etik bir çürümeye sebep oluyor.
4. Dini temsil ve zorlama paradoksu
İnanç, özü itibarıyla bir "güven" (emanet) ve "kolaylık" rejimidir. Ancak günümüzde dinin yorumlanma biçimleri de "ağırlaştırılmış" bir forma bürünüyor. Kur’an’ın "Dinde zorlama yoktur" (Bakara, 256) ve "Allah sizin için kolaylık diler" (Bakara, 185) prensipleri; şekilciliğin, korku odaklı dindarlığın ve otoriter din dili baskısının altında eziliyor.
Hakiki inanç, insanın boynuna vurulan prangaları çözmek için vardır; yeni zincirler eklemek için değil.
5. Bilgi ve Siyasetin Vesayetten Arındırılması
Bilimin dogmalaşması ve siyasetin, "hayatta kalma savaşına" dönüşmesi, hakikatin manipülasyonuna yol açıyor.Bu yüzden hiçbir kurum veya kişi "mutlak hakem" konumuna yerleştirilemez. Meşruiyetin kaynağı; şeffaflık, liyakat ve hesap verebilirlik olmalıdır. Vesayet rejimleri, toplumu korkuyla yönetirken, aslında kendi sonlarını hazırlayan yapısal yorgunluk üretiyorlar.
Sonuç
6.Üçüncü bin yıl eşiğinde yeni paradigma
İnsanlık mevcut ağırlaştırılmış sistemlerle daha fazla yol alamaz.Geleceğin anahtarı Barış (Selam), güven ( eman), ,denge (mizan) kavramlarını merkeze alan yeni zihinsel inşadır. Bu paradigma:
*İnsanı sistemin dişlisi değil, öznesi kabul etmeli.
*Gücü değil adaleti mutlaklaştırmalı.
*Yükü artıran değil, fıtratı hafifleten modeller geliştirilmelidir.
Üçüncü bin yıl insanın ancak kendi fıtratı ile barıştığı, yapısal zincircilerini kırdığı ölçüde, yeni bir aydınlanma çağı olabilecektir. [22:27, 13.01.2026]
Açıklamalar
(1)Bilinen tarih yazımı kıyıya yakın dalgalı denizin yüzeye çıkardıklarından öte anlam taşımıyor.Bilim insanlarının Dünyamızın 4,54 milyar yaşında olduğu söylüyor. İnsanlığın ise yaklaşık 300.000 yıl önce ortaya acıktığı; ilk türünün Homo sapiens ve Afrika’da evrimi geçirip yeryüzüne dağıldığı söylüyor. Evrim teorisi 6 milyon yıl önce ilk insanın ataları 2 milyon yıl önce Homo hablis türü ortaya çıktı diyor.Buna karşın yeryüzünün denizlerin altı her yerinde dayatılarak alıştırılan evrim ve medeniyet dizgesini yalanlayan arkeolojik bulgular hakim güdümlü bilimce görmemezlikten geliniyor. İnsanlığı köleliğe rızaya “bilim” kulluk ediyor; bu yüzden varlığın varlığa kulluğu viralleşiyor.
(2) Data: İşlenmemiş ham gerçek enformasyon parçacığına verilen addır. Ölçüm sayım, deney gözlem ya da araştırma yolu ile elde edilir. Diğer anlatımla, bir olguyu, gözlemi, ölçümü veya her hangi bir bilgiyi temsil eden ham değerler bütünüdür.
Çip (ing. Chip): Çipler, dijital dünyamızın görünmez kahramanlarıdır. Akıllı telefonlardan oyun konsollarına, bilgisayarlardan elektrikli araçlara kadar her cihazın kalbinde bir çip bulunur. Bu minik parçalar, cihazların beyni gibidir; elektrik sinyallerini işleyerek veri akışını kontrol ederler.