İSLAMİYET VE GÜNÜMÜZÜN MESELELERİ
Süleyman Karagülle
376 Okunma
İSLÂMİYET VE LÂİKLİK

İSLÂMİYET VE LÂİKLİK

Çağımızın üzerinde en çok durduğu ve aydınlığa kavuşturmak istediği mefhumlardan biri de lâiklikdir. Birçok milletlerin Anayasalarında yer alan ve pek çok çeşitli tarifi yapılan lâiklik Türkiye'de tarif edilmemiş bir şekilde sisler arkasında bulunmaktadır. Teokrasinin izahından sonra onun karşıtı olan lâiklik mefhumunun izahı meseleyi daha fazla açıklığa kavuşturacaktır.

Dört Temel Meleke

insanda fikir, his, irade, ünsiyet (sosyal yönseme) denen dört temel meleke mevcuttur. Sırası ile doğruluk,iyilik, fayda, adalet bu dört melekenin ayırma aracıdır. Bunların karşıtı yanlışlık, kötülük, zarar ve haksızlıktır.

Dört İçtimaî Müessese

Fertte mevcut bu dört nevi faaliyetin içtimaileşebilmesi için bunların karşılıklı anlatılabilmesi ve dışarıdan gerçekleştirilebilmesi için dört içtimai müesseseye ihtiyaç vardır. Bunlar da sırası ile dil, sanat, teknik ve hukuk müesseseleridir. Bunlar ferdin derunî faaliyetleri açığa vuran çoğu cemiyetlere has birer ifade tarzıdır. Ayrıca bu dört temel meleke üzerine oturan, cemiyetin yapısını meydana getiren dört içtimai müessese mevcuttur. Bunlar ilim, din, iktisat, devlet müesseseleridir.

İlim, fertlerdeki fikrî melekelerin dil vasıtası ile harekete geçirilerek meydana getirilen ma’şerî fikre denir.

Din, fertlerin hissî melekelerinin sanat vasıtası ile harekete geçirilerek meydana getirilen ma’şerî histir.

İktisat, fertlerin iradî melekelerinin teknik vasıtası ile harekete geçirilerek meydana getirilen ma’şerî iradedir.

Devlet, fertlerin ünsiyet melekesinin hukuk vasıtası ile harekete geçirilerek meydana getirilen ma’şerî ünsiyettir.

Bu izahlar bizi aşağıdaki neticelere götürür.

İçtimaî Yapı

1-İlim, din, iktisat ve devlet, insanda mevcut dört melekenin tabiî neticesidir ve birisini ortadan kaldırmak mümkün değildir. Dinsiz, ilimsiz, iktisatsız, devletsiz İçtimaî yapı olamaz.

Bunlar vücutta mevcut sinir, iskelet, kan dolaşımı ve sindirim sistemlerine benzer, bunlarsız vücut olamayacağı gibi dört temel müesseseye sahip olmayan bir İçtimaî yapı da olamaz.

2-Bu dört müesseseden hiç biri diğeri için olmayıp her biri İçtimaî yapı içindir, insandaki sistemlerden biri, meselâ sinir sistemi diğeri meselâ sindirim sistemi için değilse, aynı şekilde İçtimaî müesseselerden hiç biri, meselâ din, diğeri meselâ devlet için değildir. Vücutta bulunan uzuvların her biri insan için, cemiyetteki müesseselerin her biri cemiyet içindir.

3-Bu dört müessesenin her biri yaptıkları iş ve faaliyet dolayısı ile birbirinden ayrı ve müstakil iseler de aynı cemi- yete hizmet ettiklerinden birbirleri arasında tam bir irtibat ve dayanışma mevcuttur. Hepsi kendi sahasında, ama hepsi aynı varlığa ve onun emrinde hizmet ederler. Kendileri de ancak bu bir tek varlığın uzvu olarak var olabilirler. Yoksa tek başına ne ilmin, ne dinin, ne iktisadın ne de devletin varlığı devam edebilir.

4- Her İçtimaî yapının kendine has müesseseleri mevcut olup, başka başka yapıya ait sistemler bir cemiyeti yaşatamaz. Atın gözü sineğe takılamayacağı gibi, güvercinin ayakları tavuğa uydurulamaz.

Müesseselerin Durumu

Demek ki, özet olarak, müesseseler tabiîdir, yok edilemezler. Müesseseler ayrı birer varlık olmayıp bir varlığın uzuvlarıdır ve bunlarsız cemiyet olamaz. Müesseseler birbirleri için birbirlerinin emrinde değil cemiyet için ve cemiyetin emrindedirler. Nihayet her cemiyetin kendine has müesseseleri vardır, değişik sistemdeki müesseseler cemiyeti yaşatamazlar.

İslâmiyet ve İlim

İslâmiyet de bu kâinatı var eden tarafından insanlara öğretilen bir nizamdır. Dolayısiyle O’nun vardığı sonuçlarla ilmin vardığı sonuçlar aynıdır. Eğer ilimle İslâmiyet'in vardığı sonuçlar farklı ise bilinmelidir ki, ayrılık ilim ile İslâmiyet arasında olamaz. Çünkü her ikisi de aynı Hata Etmez’in eseridir. Olsa olsa, ya biz ilimde hata ediyoruz veya İslâmiyeti bilemiyoruz.     - ..

Şimdi bu ilmî hakikatlere muhalif düşünce ve iddiaları görelim.

Sapma Sonucu Çıkan Yollar

Bu dört müesseseden birini inkâr eden yollar mevcuttur.

1-Dini inkâr eden ateistler,

2-ilmi inkâr eden septistler,

3-İktisadı inkâr eden spritüalistler,

4-Devleti inkâr eden anarşistler bu gruplardandır.

Ayrıca:

1-Dini bütün müesseselerin üstünde gören mistisizm,

2-İlmi her şeyin üstünde gören ve her şeyi ona bağlayan rasyonalizm,

3-İktisadı her şeyin üstünde kabul eden ve diğer müesseseleri onun emrine veren materyalizm,

4-Devleti her şeyin üstünde gören ve bütün müesseseleri ona hadim kılan sosyalizm bu gruptandır.

Müesseselerde Ahenk Zarureti

Bütün bu müesseseleri müstakil birer varlık kabul ederek onlara şahsiyet vermek isteyen, felsefesi henüz yapılmamış bir cereyan mevcuttur. Bunlar dini ayrı, ilmi ayrı, iktisadı ayrı, devleti ayrı birer müessese olarak görürler. Aralarında, varlıklar arasındaki çatışmayı ikameye çalışırlar. Tabiatta iki varlık cidal halindedir. Bu mücadelede başarıya ulaşan idameyi hayat eder, diğeri helâk olup gider. Aynı iki varlık arasındaki bu mücadele tabiî nizamın icabıdır. Bunu da kaldırmak mümkün değildir. Ayrı ayrı cemiyetler ayrı varlıklar oldukları için birbirleriyle çatışmaları en tabiî bir neticedir.(DERLER) Ama uzviyette iş bölümü, vazife ve selahiyet tevzii yapılmış, menfaatler tevhid edilmiş ve aralarında çatışma kalkmış bulunmaktadır. Sinir sistemi ile sindirim sistemi arasında bir çatışma asla düşünülemez. İşte tıpkı bunun gibi bir cemiyette, ilim ile din, din ile devlet, devlet ile iktisat veya iktisat ile devlet arasında bir çatışma, bir mücadele bahis konusu olamaz. Halbuki bugün bu sakat zihniyet bü- tün cemiyetleri sarmış bulunmaktadır.

Bugün dördüncü sapık düşünce de,bu dört müesseseden birini değiştirip ıslâh etmek ve diğer müesseseleri yerinde bırakmak düşüncesidir. Meselâ Türkiye'ye Avrupa'nın iktisat ve ilim müesseselerini getirmek, ama din müessesesini aynen bırakmak gibi.

«Türk milletindenim, İslâm ümmetindenim, garp medeniyetindenim» diyen zat bu İçtimaî hakikatlerden cidden habersizdir.

Müesseselere Müdahale Edilemez

Bir cemiyeti kendi halinde bıraktığımız zaman İçtimaî olarak ahenkli müesseseler meydana gelir ve müesseseleri arasında çatışma olamaz. Nitekim dili meydana getiren millet gramer bilmez ama, dil gramere sahip olur.

İlim, din, iktisat ve devlet kendi tabiî oluşu içinde doğduğu zaman aralarında dayanışma ve ahenk mevcut olur. Ama sun’î bir gelişmeyi gerçekleştirmeyi düşünenler iyi hesap yapmaya mecburdurlar.

Avrupa'da Müesseseler Arasındaki Münasebet

Avrupa’da bu müesseseler arasındaki münasebetler için üç çeşit hal düşünülüyor.

1-Her müessese diğerinden ayrı ve müstakildir

İlim, din ayrılığı Hiristiyanlık


ilim, iktisat ayrılığı Komünistlik


İlim, devlet ayrılığı Demokrasi


Din, iktisat ayrılığı Materyalizm


Din, devlet ayrılığı Lâiklik


İktisat, devlet ayrılığı Kapitalizm

 

2-Bir müessese diğerine bağlıdır:

İlim devlete bağlıdır

İlim iktisada bağlıdır

Din iktisada bağlıdır

Din devlete bağlıdır

İktisat devlete bağlıdır

İlim dine bağlıdır

3. Ve aksine:

Din ilme bağlıdır,

İktisat ilme bağlıdır

 Devlet ilme bağlıdır

İktisat dine bağlıdır

Devlet dine bağlıdır

Devlet iktisada bağlıdır

İslâmiyet ve Lâiklik

İslâmiyet bu sistemlerin hepsini kökünden kaldırır ve müesseseler arasındaki ayrılığı kökünden reddettiği gibi bir müessesenin diğerine hâkim olmasını da kökünden reddeder. Ve böylece garbın anladığı mânâda İslâmiyet teokrasi olmadığı gibi lâik de değildir.

İslâmiyete göre bütün İçtimaî müesseseler birlik ve ahenk içinde cemiyete bağlı olarak var olurlar. Biri diğerine hâkim olamaz.

Din müessesesi diğer müesseselere hâkim değildir. Diğer müesseseler de din müessesesine hâkim değildir. Bu mânada İslâmiyette lâiklik vardır. Ama diğer müesseselerle din müessesesi arasında sıkı bağlılık vardır ve umumî ahenk mevcuttur. Bu bakımdan da islâmiyette lâiklik yoktur.

Türkiye’de Hakim Zihniyetler

Türkiye’de

 

a- Bütün diğer müesseselerin dine bağlanmasını isteyen teokratlar,

b-Dinin diğer müesseselerden birine ve bir kaçına bağlanmasını isteyen ateistler,

c- Din ile devlet işinin birbirinden ayrılmasını isteyen Avrupa tipi lâikler,

d - Dini diğer İçtimaî müesseselere muadil bir müessese kabul edip, müstakil yaşamasını isteyen gerçek lâikler vardır Türkiye’de lâiklik tarif edilmemiş olduğundan yukarda sayılan dört zümre de bu maddeyi istismar etmektedir.

Biz ise din ile diğer müesseseleri bir tutan, fakat aralarında sıkı işbirliği isteyen bir lâiklik anlayışında olmaya mecburuz. Aksi takdirde İslâmiyeti terkedip irtidattan başka bir yol kalmaz.

İrtidat etsek de netice değişmez, bu saydıklarımız tabiî nizamın icabıdır. Bir cemiyetin varlığını devam ettirebilmesi için dört müesseseyi bir uzviyette hizmete getirmeye mecburdur.

İslâmiyetin lâiklik anlayışını tarif eden bir kaç ayetin mealini naklederek konuyu bitireceğim:

Âyetler

«Dinde zorlama yoktur. Kötülük iyilikten ayrılmış, gerçek ortaya çıkmış bulunmaktadır. Kim azdırıcı şeyleri bırakır Allaha inanırsa sağlam kulpa yapışmış olur.»(1)

«Onlarla fitne kalmayıncaya (din baskısı kalkıp), dinin tamamı Allah için oluncaya kadar savaşın. Eğer (fitneden ve dinî baskıdan vazgeçerlerse) Allah bütün yaptıklarını görmektedir. (Sizin gözetlemenize ihtiyaç yoktur.) (2)

Bu ve «Sen onların üzerinde bekçi değilsin, vekil değilsin, takipçi değilsin» meâlindeki bir çok ayetler, dinin diğer müesseseleri ve başka dinin topluluklarını hakimiyeti altına alamıyacağını ifade eder.

Buna mukabil «Yoksa Kitabın bir kısmına inanıyor, bir kısmını red mi ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezil olmaktır, kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine sokulacaklardır. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir.»(3)

«Bunlar geçici menfaatlarına karşılık ahireti satmış Kimselerdir. Bunların cezaları hafifletilmeyecek ve onlara yardım edilmiyecektir.»(4)

«İslâmdan başka yol tutanların çalışmaları makbul olmaz.»(5)

Bu ve Kur’anın diğer bütün âyetleri din ile diğer müesseseler arasında sıkı işbirliği ve ahenk istemekte ve bütün insanları her türlü vasıta ile zor kullanmadan İslâmiyete çağırmaktadır.

 

(1)   Kur‘an-ı Kerîm, Bakara sûresi, âyet 256

(2)   Kıur‘an-ı Kerîm, En’am sûresi, âyet 39

(3)  Kıur‘an-ı Kerîm, Bakara sûresi, âyet 85

(4)   K3ur‘ai'-ı Kerîm, Bakara sûresi, âyet 86

(5)  Kur‘an-ı Kerîm, Ali İmiran sûresi, âyet 85