REFAH PARTİSİ VE REFAHYOL İKTİDARI
Süleyman Karagülle
1238 Okunma
ŞERİAT – TARİKAT FARKI

ŞERİAT – TARİKAT FARKI

Refah Partisi’ni daha iyi anlayabilmek için şeriat ile tarikat arasındaki farkı belirtmemiz gerekmektedir. Tarihteki şeriat-tarikat çatışması, bugünkü laik- anti laik çatışması kadar sert olmuştur. Bu konunun iyi bilinmesi, anlaşılması ve kavranması gerekmektedir.

Şeriat düzendir. Kişiler için objektif kurallar koymuştur. Dört delili vardır: Kur’ân, Peygamber’in uygulamaları, İslâm alimlerinin icmaları ve ilim. Şeriatta ilme aykırı hiç bir nokta yoktur. Genel kural şudur: Akıl ve nakil tearuz ettiğinde nakil akla göre tevil olunur. Yani ilme aykırı bir ayet veya hadis varsa, bu ayet ve hadise öyle bir mana verilir ki akla uysun. Şeriatta ilim esastır ve kişide herhangi bir mistik üstünlük yoktur. Müçtehit içtihat yaparken delillere dayanır, ilhama dayanmaz.

                                       

Tarikat, düzen değil dindir. Tarikat toplulukla değil kişiyle ilgilenir ve onu eğitir. Hükümler sübjektiftir. Uygulanacak olan diyet kişiden kişiye farklıdır. Dayanılan delil akıl ve ilim değildir, ilhamdır. Tarikatta velilere inanılmaktadır. Kişilerin Allah ile irtibatları olduğu kabul edilmektedir. Aklın yok edilmesi esastır.

İşte şeriat ile tarikat arasındaki bu farklı metotdan dolayı iki taraf arasında çetin çatışmalar olmuştur. Tartışmalar zaman zaman birbirlerini tekfir edecek seviyeye çıkmıştır.

Osmanlı padişahları yönetimde medreseye yani şeriata dayanıyorlardı. Ancak halka nüfuz etmek ve devletin varlığını halk seviyesine indirmek için de tarikatlara dayanıyorlardı. Bu arada tarafsızlıklarını muhafaza etmeye de son derece özen gösteriyorlardı. Bu hassas dengeyi kurabildikleri ve koruyabildikleri ölçüde de başarılı oluyorlardı. Gerçek budur ve yediyüz yıl uygulanan bu dengeli siyaset genel olarak başarılı olmuştur.

ERBAKAN’IN KURAMADIĞI DENGE

Necmettin Erbakan baştan beri Osmanlıların gerçekleştirmiş olduğu böyle bir siyaseti gerçekleştirmedi ve dengeyi tutturamadı. Yapılması gerekenin tam tersini yaptı. Oyları şeriatla topladı; yönetimi tarikatla yaptı. Düzeni tersyüz etti. Siyasi hayatındaki en önemli hatası budur. Belli seviyedeki başarılarının ardından uğradığı başarısızlıklar hep bu hatadan kaynaklanmaktadır.

İnsanların yücelmesi ve ahlakın yaygınlaşması için elbette tarikatlara ve tekke eğitimine ihtiyaç vardır. Kitle rasyonalist değildir. Kişi ilimle değil imanla hak yola gelir. Tarikatları kapatamazsınız. Onları devlet kuvvetlerinin emrine alamazsınız. Onlarla iyi geçinerek halkınızı eğitir ve devletinizin varlığını korursunuz. Osmanlılar bunu yapmış ve bu dengeyi gerçekleştirmiştir.

Şu önemli nokta iyi bilinmeli ve iyi anlaşılmalıdır: Devlet tarikatla yönetilemez. Şeyhler ve dervişler ülkenin yönetimini yapamazlar. Orada tarikata ve ilhama değil şeriata ihtiyaç vardır; yani akla ve ilme ihtiyaç vardır.

Allah Erbakan’ın eline bu fırsatı verdi. Kendisi bir taraftan tarikattan geldiği için onların güvenini kazanmıştı; diğer taraftan mühendis – profesör olması sebebiyle bir ilim adamı idi. Akevler de başından beri kendisini desteklemiş ve şeriatı takdim etmişti. Yapacağı iş gayet basitti: Tarikata dayanarak iktidar olmak ve onların hukukunu korumak; sonra da Akevler Ekibi’nden yararlanarak Adil Düzen’i uygulamak.

Bunu yapmak gerekiyordu.

Nedense, yapmadı veya yapamadı.

Bundan dolayı 1980 Müdahalesi oldu!

Sonra bugünkü 1997 Müdahalesi gerçekleşti!..

TÜRK HALKI VE AKEVLER EKİBİ NE İSTİYORDU?

Türkiye’de durum çok farklıydı. Müslümanlar tarikatı değil şeriatı istiyordu. Çünkü maddeten ve ekonomik açıdan sıkıntıdaydı. Derdine çare ve çözüm arıyordu. Bu çarenin tarikatta olmadığına çok iyi biliyordu. Türk halkı artık eğitİlmîş bulunuyordu. Mistisizmden pozitivizme geçmişti. Artık aklın ve İlmîn verilerine inanıyordu.

Erbakan bu gerçeği bir türlü anlayamamıştır. Bugün bile siyasi propagandayı hala mistisizm içinde yapıyor. Oysa bu yaptığı laikliğe de aykırıdır. Yanında ve etrafında bulunan yanlış adamlar onu hep bu yanlış yöne sürüklüyorlar. Böylece hem ona suç işletiyor hem de siyasetten geri kalmasını sağlıyorlar. Bu arada olan millete ve ülkemize oluyor. Türkiye’de sorunlar çözümsüz olarak varolmaya devam ediyor.

Akevler baştan beri Erbakan’ın ilim adamı olmasına güvenerek O’nun yanında yer almıştır. Parti yöneticilerinin tüm oyunlarına, engellemelerine, saldırılarına ve hakaretlerine hep sabretmiştir. Erbakan’ın kendisine Adil Düzen verilerini ısrarla ve büyük bir sabırla anlatmaya çalışmıştır.

Necmettin Erbakan, başka bir çaresinin kalmadığı dönemlerde bize kulak vermiştir ve Adil Düzen’i benimsemiştir. Halk da bu vaadlerinden dolayı onu iktidar yapmıştır. Ne yazık ki, Erbakan başbakan olur olmaz, kendisini daha önce ‘mürid-i mürted’ olarak ilan eden ve çoğunun kendisine oy bile verdiği şüpheli olan tarikat şeyhlerini başbakanlık konutunda toplantıya davet etmekle işe başlamıştır. Akevler Ekibi’nden ise ne milletvekili ne de yönetici olarak yararlanmamış ve tek bir kişiyi bile yanına almamıştır. Bu arada aslında ANAP veya DYP’li olup da RP’yi işgal etmek için hazırlık yapan bazı kuruluşların mensupları ile milletvekillikleri ve bakanlıkları doldurulmuştur. Millete vadedilen ve ona dayanarak oy alınan Adil Düzen Projesi de rafa kaldırılmıştır.

Durumu kısaca özetlersek: Refah Partisi iktidara Adil Düzen’e dayanarak gelmiştir ama daha soNra tarikat usulü ile ülkeyi yönetmeye başlamıştır!

Adil Düzen ne diyor ve ne istiyordu?

Necmettin Erbakan ve arkadaşları ne yapıyordu?

Bunları kısa kısa maddeler halinde anlatmaya çalışalım. Hatalar nerede başlamıştır ve nasıl devam etmiştir? Şimdi de bunları kısaca özetleyelim:

ADİL DÜZEN VE REFAH PARTİSİ

1-  Necmettin Erbakan, tarikat terbiyesiyle yetişmiş iyi bir mü’mindi. Batı dünyasını ve kültürünü de biliyordu. Batı düzeninde İslâmi bir sanayi oluşturulabileceğini zannediyordu. Ona göre, varolan bozuk düzenin değişmesine gerek yoktu. Batıl düzende de Müslümanlar yaşar ve iyi işler yapabilirdi.

Gümüş Motor Fabrikası’nı işte bu mantıkla kurmuştu.

Oysa Kur’ân; iyi insanların ancak iyi düzende olacağını ve kötü düzende ancak kötü insanların yaşayabileceğini açıkça ifade ediyordu.

Önce Adil Düzen kurulmalıdır.

Adil bir düzen kurulup da adalet sağlandıktan sonra, refah tabii olarak ve kendiliğinden gelecektir. Erbakan ise refah ve kalkınma ile Adil Düzen’in de geleceğine inanıyordu. Sosyalistlerin görüşleri de böyledir. Peygamberler önce refah getirmediler. Onlar önce adaleti getirdiler, refah sonra kendiliğinden geldi. Peygamberler Sistemi böyledir.

İşte bu anlayışımdan ve görüş farklılığımdan dolayı, ben Gümüş Motor Ortaklığı’nı desteklemedim ve ortak da olmadım.

ERBAKAN KUVVETE İNANMIŞTIR

2-  Necmettin Erbakan, kuvvete ve güce inanmaktadır. Paranız varsa, gücünüz varsa, bürokratlar da sizin yanınızda ise; bunlar dışında başka herhangi bir şeye ihtiyacınız yoktur! Beş vakit namazınızı kılar, bu arada zikrinizi yaparsanız; bunlar yeterlidir!..

O’na göre; Dünyaya hak değil kuvvet hakimdir.

Bu anlayışından dolayı, Gümüş Motor denemesi başarısızlıkla sonuçlanınca Erbakan siyasete atılmayı düşünmedi. Odalar Birliğini ele geçirmeye çalıştı. Yine başarısız oldu.

Oysa Odalar Birliği  bir zenginler sınıfı teşkilatıdır. Halka dayanmamaktadır ve demokratik de değildir. Tek parti zihniyeti ve uygulamasının bir kalıntısıdır. Sermayenin devlet içindeki taşeronudur.

AKEVLER – ERBAKAN DİYALOĞU

3-  Erbakan Odalar Birliği çalışmalarında da başarısızlığa uğrayınca, artık son çare olarak siyasete atılmaya karar verdi. İşte bizim Erbakan ile olan diyalogumuz bundan sonra ve bu merhalede başlamıştır.

Erbakan siyasete atılmaya karar verdikten sonra ilk merhalede Adalet Partisi’ne girme istemiştir; biz ise bu düşünceye ısrarla karşı çıkmışızdır.

Kendisine: “ AP’ye girer de gerçek hüviyetinizi ortaya koyarsanız, sizi bu partiye almazlar; gerçek yüzünüzü ortaya koymazsanız o zaman da iki yüzlü bir münafık olursunuz”, demişizdir.

“İslâm Düzeni tepeden getirilemez. Yeni bir düzen, ancak taban hareketi ile ve halka anlatılmak suretiyle inandırarak getirilir. İslâmi düzen böyledir. Bundan dolayı biz parti kurmalıyız; ama iktidar partisi değil tebliğ partisi kurmalıyız”, demişizdir.

Erbakan bu görüşümüzü kabul etmedi. AP’den Konya adayı olmak için müracaatta bulundu. Ancak adaylığı daha önseçim aşamasında reddedildi. Böylece haklılığımız ortaya çıkmış oldu.

BAĞIMSIZLAR HAREKETİ

4-  Erbakan AP’ye müracaat etmeden önce, biz bağımsız olarak adaylığımızı koymamızı önermiştik. Erbakan ise AP’ye müracaatta bulunmayı yeğledi. Adaylığı kabul edilmeyip refüze edilince, bağımsızlık önerimizi kabul etti ve aday olduk.

1969 Genel Seçimlerinde, bendeniz de dahil olmak üzere 14 arkadaş değişik illerden bağımsız aday olduk. Bağımsızlar hareketi böyle gerçekleşti. Ben Aydın ili adayı oldum. İzmir’den arkadaşımız olan Ömer Faruk Yeğin İstanbul adayı oldu. Erbakan da Konya adayı oldu ve büyük bir oy farkı ile seçimi kazandı.

Erbakan, elde edilen bu ilk önemli zaferi maalesef onu destekleyenlerle birlikte kutlamadı. Onlarla birlikte değerlendirmedi. Tarikat şeyhlerini topladı ve partiyi onlarla birlikte kurdu. Parti kurma merhalesinde bizleri haberdar bile etmedi.

Böylece, bir taraftan kuvvete güvenirken, diğer taraftan mistisizm yolunu tutan bir yol izledi. Bu davranış ve tutumuyla, daha baştan İslâmiyet’in şeriat yönüne aykırı davranmaya başladı ve bugüne kadar da hep öyle devam etti.