Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1176
Ankebut Suresi Tefsiri 48-49. Ayetler
30.07.2022
542 Okunma, 0 Yorum

ANKEBÛT SÛRESİ - 46. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَمَا كُنْتَ تَتْلُو مِنْ قَبْلِهِ مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ إِذًا لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ (48) بَلْ هُوَ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الظَّالِمُونَ (49)

Ondan öncesinde ne bir kitaptan tilavet ediyordun ne de onu sağ elinle yazıyordun. O zaman iptal edenler şüphede olurlardı. Buna ilaveten o ilim verilenlerin başlarının içinde kanıt ayetlerdir ve zalimlerden başkası ayetlerimizi önemsizleştirmez. (48-49)

 

وَمَا كُنْتَ تَتْلُو مِنْ قَبْلِهِ مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ

Ondan öncesinde ne bir kitaptan tilavet ediyordun ne de onu sağ elinle yazıyordun.

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. Bir önceki ayetteki مَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الْكَافِرُونَ cümlesine مَا كُنْتَ تَتْلُو مِنْ قَبْلِهِ مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ cümlesini atfetmektedirler.

مَا: “Değil” demektir. Olumsuzluk edatıdır.

كُنْتَ: “-oldun, idin” demektir. Nâkıs fiildir. İsmi ve haberi vardır. İsmi kendi içinde olan تَ (sen)dir. Buradaki sen Muhammed Peygamberdir. Öncesindeki ayetten beri devam edegelen zamirdir.

تَتْلُو: “Aktarırsın, tilavet edersin” demektir. تلو kökünden ikinci şahıs tekil muzari fiildir. Tilavete yalnızca “okumak” anlamı verilmektedir. Okumayı da içeren bir kelimedir ama yalnızca okumak demek değildir. Bir yazılı metinden veya hafızadan bir şeyi başka şeye aktarmak tilavettir. Sadece metinsel ifadeleri değil, her şeyi aktarmak tilavettir.

مِنْ: Harf-i cerdir. Değişik amaçlarla kullanılır. Çoğunlukla “-den, -dan” şeklinde Türkçeye çevrilmesi uygundur. Ancak bazen zarfların önüne gelir. O durumda zarfiyeti müphemlikten çıkarır muayyen hale getirir.

قَبْلِ: “Önce” demektir. Zarftır. İzafe edildiği kelimeden öncesindeki zamanı ifade eder.

هِ: “O” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir. Üçüncü şahıs eril tekil zamirdir. Bir önceki ayetteki أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ (sana kitabı indirdik) cümlesindeki kitaba racidir.

قَبْلِهِ: “Ondan önce” demektir. Zarf ve zamirden oluşur.

مِنْ قَبْلِهِ: “Ondan öncesinde” demektir. Buradaki مِنْ ondan öncesini muayyen (belirli) hale getirir. Eğer bu مِنْ olmasaydı قَبْلَهُ şeklinde gelerek müphem (belirsiz) olacaktı. Bu مِنْ nedeniyle ondan öncesindeki zamanlar belirlidir.

مِنْ: “Hiçbir” demektir. Olumsuz bir cümlede kendisinden sonra nekre bir kelime gelen مِنْ harf-i cerine te’kîd mini denir. Kendisinden sonra gelen kelimeye “hiçbirisi” anlamını verir.

كِتَابٍ: “Kitap” demektir. كتب kökündendir. كَتْب mastarı özel semboller ve simgeler kullanarak bir kaydetme aracıyla bilgileri kayıt altına almak manasındadır. كِتَاب mastarı yazmak manasındaki فَعْل veznindeki كَتْب mastarının mübalağa vezni olarak فِعَال vezninden gelmiştir ve çok sayıda bilgiyi güvenli bir şekilde kayıt altına almak manasındadır. Bu mastar manasından كِتَاب kayıt altına alınan olarak “kitap” anlamında camid isimdir. Kodlarla kayıt altına alınmış bilgidir.

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. تَتْلُو مِنْ قَبْلِهِ مِنْ كِتَابٍ cümlesine تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ cümlesini atfetmektedir.

لَا: Olumsuzluk edatıdır.

وَلَا: “Ve değil” demektir. Olumsuzluk edatı ile başlayan bir cümleye yeni bir cümle وَلَا ile atfediliyorsa “ne … ne de …” anlamındadır.

تَخُطُّ: “Çizgiyle yazmak” demektir. Bir şeyi anlatmak için çizgiler kullanarak şekiller oluşturmak demektir. “Hattat” (خَطَّاط) kelimesi de bu kökten gelir.

هُ: “O” demektir. Mensub muttasıl zamirdir. Üçüncü şahıs eril tekil zamirdir. Bir önceki ayetteki أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ (sana kitabı indirdik) cümlesindeki kitaba racidir.

بِ: “İle” demektir. Harf-i cerdir. İstiane için gelmiştir.

يَمِينِ: “Sağ, sağ el, yemin” demektir. يمن kökünden gelmiştir. Dördüncü bâbdan يُمْنٌ mastarı sağ tarafta bulunmak manasındadır. Bu mastar manasından bulunulan yer manasında يَمِينٌ “sağ”, birisinin sağ tarafında bulunduğu için “sağ el” anlamında camid isimdir. Yemin etmek için sağ el kullanılmasından dolayı “yemin” anlamında camid isimdir.

كَ: “Sen” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir.

يَمِينِكَ: “Sağ elin” demektir.

بِيَمِينِكَ: “Sağ elinle” demektir.

مَا كُنْتَ تَتْلُو مِنْ قَبْلِهِ مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ: “Ondan öncesinde ne bir kitaptan tilavet ediyordun ne de onu sağ elinle yazıyordun” demektir. Burada hitap edilen Muhammed Peygamberdir. Kuran’dan önce hiçbir kitaptan aktarmamıştır ve Kuran’ı da eliyle yazmamıştır. بِيَدِكَ (elinle) değil de بِيَمِينِكَ (sağ elinle) denmiştir. يَدْ (el) mecazi olarak güç anlamında da kullanılabilir. Bu nedenle يَمِين kullanılmıştır. Mecazi manadan uzaklaşılmış, gerçekten eliyle yazma durumunun olmadığı anlatılmış olmaktadır. Bu da burada hitap edilenin Muhammed Peygamber olduğunu göstermektedir.

Muhammed Peygamber okuma yazma bilmemektedir. Bu nedenle daha önceden hiçbir kitap okumamıştır. Okuma yazmayı sonradan da öğrenmemiştir. Kuran indikten sonra sadece Kuran’dan tilavet etmiştir. Tilavet etmek demek aktarmak demektir. Bir kitaba bakarak oradaki harf sembolleri sese çevirmek demek değildir. Peygamber her inen ayeti aklında tutmuştur. Aklından tilavet etmiştir. Aklında kitap olduğu için o kitaptan tilavet etmiş olmaktadır. Kuran’dan önce hiçbir kitaptan tilavet etmemiş, Kuran’dan sonra Kuran’dan tilavet etmiştir yani aktarmıştır.

 

إِذًا لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ

O zaman iptal edenler şüphede olurlardı.

إِذًا: Cevap ve ceza edatıdır (حَرْفُ الْجَوَابِ وَالْجَزَاءِ). Muhmel إِذًا (إِذًا الْمُهْمَلَة) de denir. Cevap ve ceza (karşılık) ifade eden harftir. Kendisinden önce geçen kavlin veya sorunun ya da geçmeyen mukadder kavlin veya sorunun cevabı olduğu için cevap edatı, kendisinden önce geçen fiilin veya şartın ya da geçmeyen mukadder fiilin veya şartın karşılığı olduğu için de ceza edatıdır. “O takdirde, o durumda, öyleyse, o zaman” anlamlarına gelir. إِذًا in içinde olduğu cevap cümlesinden önceki şart cümlesi zahir veya takdiri olabilir. Ya إِنْ ya da لَوْ şart cümlesi vardır ya da takdir edilir. Bu harf öncesindeki şart cümlesini ve cevabını bir nevi te’kîd eder.

لَ: Cevap lâmıdır. إِذًا den dolayı hazf edilmiş لَوْ şart edatıyla gelen şart cümlesinin cevap cümlesinin başında gelen harftir.

ارْتَابَ: “Kafası karıştı, şüpheye düştü” demektir. رَيْبٌ karışıklık, bulanıklık demektir. Bir haberin veya bir bilginin veya bir şeyin birisini onun doğruluğunu tasdik etmede tereddüt içinde bırakması manasındadır.

الْمُبْطِلُونَ: “İptal edenler” demektir. “Geçersiz kılanlar” demektir. بطل kökünden if’âl bâbından marife eril çoğul ism-i fâildir. İkinci bâbdan بَطَلَ - يَبْطِلُ şeklinde bir işin, bir amelin, bir fiilin, bir şeyin işe yaramaması, hükümsüz olması, ürün vermemesi, geçersiz olması manasındadır. İkinci bâb if’âl bâbına (أَبْطَلَيُبْطِلُ) tadiye etkisi ile gelir. Geçersiz kıldı, iptal etti anlamına gelir.

إِذًا لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ: “O zaman iptal edenler şüphede olurlardı” demektir. إِذًا den önce zahir bir şart cümlesi geçmediğinden takdir edilmelidir. Takdir edilen şart cümlesi لَوْ تَلَوْتَ كِتَاباً قَبْلَهُ أَوْ خَطَطْتَ بِيَمِينِكَ (ondan önce bir kitap tilavet etseydin veya sağ elinle yazsaydın) şeklinde olabilir.

Burada “İptal edenler” kurallı eril çoğul gelmektedir. Buna göre iptal edenler iptal etmekte ve onların geçersiz kıldıkları artık başkaları için de geçersiz hale gelmektedir. Neyi iptal etmektedirler yani geçersiz kılmaktadırlar? Kuran’ı geçersiz kılmaktadırlar. Ama işin ilginci şüphede değillerdir. Okuma yazma bilmeyen bir insan müthiş bir kitap getirmektedir. Bu nedenle şüpheleri yoktur. Kitap Allah’tan gelmiştir. Ayette iptal ederlerdi demiyor, iptal edenler şüphe içinde olurlardı diyor. Buna göre hem Kuran’ı geçersiz kılmaktadırlar hem de Kuran’ın Allah’ın ayetleri olduğundan şüpheleri yoktur. Bunun sebebi cevap lâmıdır. Cevap lâmı لَوْ şart edatının cevap cümlesinde gelir. “Olsaydı” demektir ama olmamıştır. Yani şüphede değillerdir. Çok tezat gibi durmaktadır. Cuhud önemsizleştirmek iken iptal geçersizleştirmektir.

Geçersizleştirmek Kuran’ı hayatın dışında tutmaktır. Sadece kendisi için değil, topluluk için hayatın dışında tutmaktır. Kuran’ın emri sizin topluluğunuzda geçersiz kılınmıştır. Kuran “şunu yapın, bunu yapın, bunu yapmayın” demektedir. Ama onlar için bir geçerliliği yoktur. Günümüzde de benzer durumlar yaşanmaktadır. İnsanlar Allah’ın ayetleri olduğundan kesin emindirler ama geçerli görmemektedirler yani yürürlüğe koymamaktadırlar. “O zamanki Araplar içindi bu emirler, o topluluğun kurallarına uygundu” diyerek geçersiz kılmaktadırlar. Bütün zamanları yaratan Allah öyle bir kitap indirmiştir ki her çağda içindeki emirler geçerlidir. “1500 yıl önce inen bir kitabın emirlerini mi uygulayacağız” diyerek Kuran’ı geçersiz kılanlar tıpkı bu ayettekilerin durumuna düşmektedirler.

 

بَلْ هُوَ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ

Buna ilaveten o ilim verilenlerin başlarının içinde kanıt ayetlerdir.

بَلْ: “Buna ilaveten” demektir. İdrab edatıdır. Bu edat atıf harfi ve idrab edatı olarak kullanılır.

  1. Atıf harfi ve idrâb edatı olan بَلْ: Bu edattan sonra gelen “müfred” ise atıf harfi ve idrâb edatıdır. Kur’an’da atıf harfi ve idrâb edatı olarak geçişi yoktur.
  2. İdrâb ve ibtida edatı olan بَلْ: Bu edattan sonra gelen “cümle” ise atıf harfi değildir. Yeni bir cümleyi başlatmaktadır. İdrâb ve ibtida edatıdır. İdrâb ve ibtida edatı olduğunda iki şekilde gelir:
    1. İptâli idrâb (الْإِضَرَابُ الْاِبْطَالِيُّ): Öncesindeki cümledeki manayı iptal eder ve arkasından gelen cümledeki mana ile doğrusunu getirir. “Bilakis, aksine” anlamlarına gelir.
    2. İntikâli idrâb (الْإِضَرَابُ الْاِنْتِقَالِيُّ): Öncesindeki cümlenin manasını iptal etmez. Bir haberden başka bir habere, bir konudan başka bir konuya intikal (geçiş) vardır. Sonraki cümleyi, önceki cümleye ilave eder. “Bununla beraber, buna ilaveten, bunun üzerine, buna rağmen, aynı zamanda, zaten, halbuki, oysa, oysaki” anlamlarına gelir.

Burada intikali idrab vardır. Önceki cümlenin manasını iptal etmemektedir. İptal edenlerin kafa karışıklığı olmadığı halde iptal ettiklerinden bahsettikten sonra kendilerine ilim verilenlerin durumuna geçiş (intikal) yapılmaktadır.

هُوَ: “O” demektir. Merfu munfasıl zamirdir. Bir önceki ayetteki أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ (sana kitabı indirdik) cümlesindeki kitaba racidir.

آيَاتٌ: “Ayetler” demektir. Tekili آيَة dir. Ayet “gösterge” demektir. ءيي kökünden gelmiştir. Dördüncü bâbdan mastar olarak bir kimse ya da bir şey hakkında onun bilinmesini sağlayacak bir işaret koymak manasındadır. Bu mastar manasından konulan işaret manasında آيَةٌ “gösterge” anlamında isimdir.

بَيِّنَاتٌ: “Açık olanlar, anlaşılır olanlar, kanıtlar” demektir. بين kökünden dişil çoğul sıfat-ı müşebbehedir. Tekili olan بَيِّنَةٌ “açık, anlaşılır, kanıt” demektir. İkinci bâbdan gelmektedir. بَيْنٌ mastarı başkasının ayırması, fark etmesi için bir şeyin çevresinden ayrılacak ve çevresindekilerden farklılaşacak şekilde sınırlarının belli olması manasındadır. Eril tekili بَيِّنٌ dür. Sıfat-ı müşebbehe olduğu için sübut bildirir.

آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ: “Kanıt ayetler, doğruluğu kesin olan veriler” demektir. Tekili olan آيَةٌ بَيِّنَةٌ “kanıt olan bir ayet” demektir. “Doğruluğu kesin olan bir veri” demektir. Bu veriye dayanarak enformasyona ve genel bilgiye ulaşılır.

فِي: “İçinde” demektir. Harf-i cerdir.

صُدُورِ: “Başlar” demektir. Tekili صَدْر’ dır. “Baş” demektir. صدر kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan mastar olarak bir mekândan başka bir mekânda geçici olarak kalmak üzere ayrılmak için hareket etmek manasındadır. Bu mastardan ayrılma hareketini başlatmada kullanılan araç veya başlangıç yeri veya zamanı yani başlangıç noktası manasında “baş” anlamında ism-i alet veya ism-i mekân veya ism-i zaman manasında isimdir. Her şeyin baş kısmına, ilk kısmına صَدْرٌ denir. Sadr kelimesinde yapılan en yaygın hata göğüs anlamında kullanılmasıdır. Oysa Lisanu’l Arab’da daha en başta “الصَّدْر: أَعلى مقدَّم كل شيء وأَوَّله، حتى إِنهم ليقولون: صَدْر النهار والليل، وصَدْر الشتاء والصيف” “Sadr: Her şeyin ön tarafının en üstü ve başlangıcıdır. Hatta onlar derler ki: gündüzün ve gecenin başlangıcı ve kışın ve yazın başlangıcı” şeklinde tanım yapılmaktadır. جَوْف kelimesi “göğüs” anlamındadır. Türkçede de sadrazam (büyüklerin başı), sadaratü-l kelam (sözün başı), masdar (başlangıç) şeklinde doğru anlamda kullanılışı mevcuttur.

الَّذِينَ: “Kimseler” demektir. Eril çoğul has ism-i mevsuldür. Sıla cümlesi vardır ve bu cümle içinde aid zamiri olan هُمْ veya و (cem vâvı) geçer.

أُوتُوا: “Onlara verildi” demektir. İf’âl bâbından mazi meçhul üçüncü çoğul şahıs fiildir. İkinci bâbdan أَتَى - يَأْتِي şeklinde birisine veya bir şeye gelmek, ona ulaşmak ve onun yakınında olup onunla muamele, etkileşim içinde olmak manasındadır. Müteaddi fiildir. İkinci bâb if’âl bâbına (آتَىيُؤْتِي) ziyadetü-t tadiye etkisi ile gelir. “Verdi” anlamına gelir. “Gelen”, “getiren ve veren” haline gelir. Buradaki verme normal bir verme değildir. Gelip mef’ûlün bihle etkileşime giren, mef’ûlün bihle getirdiğini etkileşime sokar. جَاءَ fiilinde ise gelme vardır ama etkileşim yoktur.

الْعِلْمَ: “İlim, bilgi” demektir. Kesin bilgidir.

الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ: “İlim verilenler” demektir. Burada has ism-i mevsul kullanılmıştır. Verilenler de bellidir, verilme şekli de bellidir. Kuran’da ilim alanlar, ilim edinenler ifadeleri yoktur. İlim Allah’a aittir. Bu nedenle kimse ilim edinemez, ilim kendisine verilir. Ben çalıştım, okudum, ilim sahibi oldum, ilmi kazandım dediğiniz anda yanlış bir cümle kuruyorsunuzdur. Sizin öğrendikleriniz hatta yeni keşfettiklerinizi keşfetmek için kullandığınız bilgileri başkasından öğrenmektesiniz. Kimse sıfırdan ilme başlamamaktadır. Mutlaka başkalarından gelen bilgileri kullanmaktadır. Bu nedenle ilim verilenlerdir.

صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ: “İlim verilenlerin başları” demektir.

فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ: “İlim verilenlerin başlarının içinde” demektir. Başlarının içinde beyinleri vardır. Beyinlerinde demektir.

بَلْ هُوَ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ: “Buna ilaveten o ilim verilenlerin başlarının içinde kanıt ayetlerdir” demektir. Burada Kuran هُوَ eril tekil zamiri ile ifade edilerek mübteda olmuş, haber ise dişil çoğul olan آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ olmuştur. Burada Kuran bize bir gramer kuralını da göstermektedir. Tekil ifade edilen bir varlık çok sayıda olan başka bir varlıktan oluşuyorsa o çok sayıda olan varlıkla ifade edilebilir. Kuran tekildir ve çoğul olan ayetlerle ifade edilmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da kanıt ayetlerin yani doğruluğu kesin olan verilerin ilim verilenlerin beyinlerinde olduğudur. Kuran ayetleri ilim adamları dışındakiler için beyyine ayetler yani veriler değildir. İlim adamları verileri alır ve kullanırlar. Verilerden bilgiler elde ederler. Eğer veri hatalıysa elde edilen bilgi de hatalı olur. Beyyine ayet demek hatası olmayan veri demektir, doğruluğu kesin olan veri demektir. İşte Kuran böyle verilerin toplamıdır. İlim adamları Kuran’dan verileri toplarlar ve bu verilerden bilgiler elde ederler. Veriden bilgi elde etme yöntemi de usul-u fıkıhtır. Mantık ilminin kurallarına dayanır. Buna örnek olarak mefhum-u muhalefeti verebiliriz. Mezhepler arasında çok farklı içtihatlar yapılan bir konudur. Bazıları hiç kabul etmezken bazıları özel durumlarda kabul etmektedirler. Oysa bunu mantık ilminin kuralları içinde değerlendirdiğinizde sonuca varabilirsiniz. Bu ders günümüzde ayrık (discrete) matematik adıyla verilmektedir. Tevbe 36’da فَلَا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنْفُسَكُمْ “Onların (haram ayların) içinde kendinize zulmetmeyin” denmektedir. Bu ayette mefhumu muhalefet uygulanırsa “haram ayları dışında kendinize zulmedebilirsiniz” anlamı ortaya çıkar. Burada mefhumu muhalefet uygulanamaz. Bazı mezhepler bu nedenle tamamen geçersiz kabul etmektedirler. Bazıları ise çok değişik şartlarla mefhumu muhalefeti kabul etmişlerdir. Oysa ayrık matematiğin kurallarını düşünerek çözüm bulabilmekteyiz. Bir şey varken zıttı yoksa, zıttı varken kendisi yoksa yani iki durumdan yalnızca biri gerçekleşiyor, ikisi birden hiçbir zaman gerçekleşmiyor ve ikisinin de gerçekleşmediği bir durum yoksa mefhumu muhalefet uygulanabilir.

Bu iki önermeyi sağlayan durumlarda mefhumu muhalefet uygulanır.

“Ahmet ya öğretmendir ya da öğrencidir” dediğinizde Ahmet öğrenciyse öğretmen değildir, öğretmense öğrenci değildir. İşte burada mefhumu muhalefet uygulanabilir. Kuran ayetlerinde de bu şarta uyan durumlarda mefhumu muhalefet uygulanabilir. Aksi durumlarda uygulanamaz. Cümlelerle ifade edersek: “Bir şeyin olmaması birden fazla durumun olmasını sağlayabiliyorsa mefhumu muhalefet uygulanamaz. Bir şeyin olmaması tek bir durumun olmasını doğuruyorsa mefhumu muhalefet uygulanır.” Kuran ayetlerinin doğruluğu kesin veriler şeklinde ilim adamlarının beyninde olması işte bu şekildedir. Usul-u fıkıh işte bu ayrık (discrete) matematik kuralları ile yeniden yazılmalıdır. Yukarıda benim verdiğim sadece yol gösterici olarak oluşturduğum bir örnektir. Bu kurallara dayandığınız zaman Kuran ayetleri kanıt ayetler yani bilgilere ulaşmak için sağlam veriler haline gelir. Aksi takdirde yalnızca okursunuz, kafanızdan cümleler geçer ve bir hükme varamazsınız.

بَلْ kullanılarak önceki cümleden bu cümleye intikal edilmiştir. Önceki cümlede Kuran’ı geçersizleştirenlerde şüphe olmaması Peygamberin okuma yazma bilmemesi ve daha önceden hiçbir kitaptan tilavet etmemesi nedeniyledir. Onlar için Kuran ayetleri veri değildir. Onlar Kuran ayetlerini veri olarak kullanmamakta, Allah’ın ayetleri olduğunu bilmekte ve bunu da ayetlerin kendisine değil Peygambere dayandırmaktadırlar. Veri olarak kullanmadıkları ayetleri de rahatlıkla geçersiz kılmaktadırlar. Oysa ardından gelen cümledeki ilim adamları ayetleri veri olarak kullanmakta ve ayetlerden faydalanmakta, sonuca varmaktadırlar. Bunun kafalarının içinde olması çok önemlidir. Beyindeki analiz süreçlerine ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Ancak o durumda ayetler veri olmakta ve bilgiye giden yolda kullanılabilmektedir.

 

وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الظَّالِمُونَ

Ve zalimlerden başkası ayetlerimizi önemsizleştirmez.

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. بَلْ هُوَ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ cümlesine مَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الظَّالِمُونَ cümlesini atfetmektedir.

مَا: “Değil” demektir. Olumsuzluk edatıdır.

يَجْحَدُ: “Önemsizleştirir” demektir. Üçüncü şahıs eril tekil muzari fiildir. Doğruluğu kesin olan kavramların doğruluğunu azaltmaya çabalama, önemini azaltmaya çabalama, önemsizleştirme anlamına gelmektedir.

بِ: “-i” demektir. Harf-i cerdir. يَجْحَدُ fiili mef’ûlünü bu fiille alır. Bu fiilden sonra gelen önemsizleştirilendir.

آيَاتِ: “Ayetler” demektir. Tekili آيَة dir. Ayet “gösterge” demektir. ءيي kökünden gelmiştir. Dördüncü bâbdan mastar olarak bir kimse ya da bir şey hakkında onun bilinmesini sağlayacak bir işaret koymak manasındadır. Bu mastar manasından konulan işaret manasında آيَةٌ “gösterge” anlamında isimdir.

نَا: “Biz” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir.

آيَاتِنَا: “Ayetlerimiz” demektir.

إِلَّا: İstisna edatıdır.

الظَّالِمُونَ: “Zalimler” demektir. Marife kurallı eril çoğul ism-i fâildir. Zulüm birisini, bir şeyi veya kendisini olması gereken gerçek konumda değil başka konumda bulundurmaktır. Bu nedenle birisine haksızlık etmek, birisine hakkını vermemek, suçsuz birisini suçlu konumuna sokmak, Allah’ın yerine Allah’ın kurallarına aykırı kurallar koyan şerikler edinmek zulümdür.

مَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الظَّالِمُونَ: “Zalimlerden başkası ayetlerimizi önemsizleştirmez” demektir.

Burada müferrağ istisna vardır. أَحَدٌ (kimse, birisi) kelimesini takdir ediyoruz. مَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا أَحَدٌ إِلَّا الظَّالِمُونَ şeklinde bir takdirdir. أَحَدٌ إِلَّا الظَّالِمُونَ “zalimlerden başka kimse” demektir.

Bu durumda sadece zalimler mi ayetleri önemsizleştirmektedir? İki ayet öncesine baktığımızda bunun böyle olmadığını görmekteyiz.

مَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الْكَافِرُونَ

Ayetlerimizi kafirlerden başkası önemsizleştirmez. (Ankebut 47)

İşte bu ayette maksurun aleyh olan “önemsizleştirme” maksur olan zalimlere izafi kasr ile kasr edilmiştir. İki ayet öncesinde zalimler için söylenilen kasr da bu şekilde izafi kasrdır.

Buradaki kasr “ilim verilenler”e nispetle yapılan kasrdır. Yani “ilim verilenler ve zalimler” içinden yalnızca zalimler ayetlerimizi önemsizleştirmektedirler. Bu kasr ile ilim verilenlerin ayetleri önemsizleştirmediğini anlamaktayız. İptal edenler (geçersiz kılanlar) zalimlere dahil midir? Dahildir. Çünkü Allah’ın ayetlerini geçersiz kılmışlardır. Geçerlilik konumu yerine geçersizlik konumuna yerleştirmişlerdir.

Zalimler Allah’ın ayetlerine önem vermemekte, önemsiz hale getirmektedirler. Zalim demek bir şeyi olması gerektiği yere değil başka bir yere koyan demektir. Allah’ın ayetlerini de uygulanması gerektiği yere değil uygulanmaması gerektiği yere koymaktadırlar. Hayatın dışına atmaktadırlar. Ruhban sınıfının tilavet ettiği metinler haline getirmektedirler. Bunu yapanlar çoğunluk sistemini kuranlardır. Zalimler kurallı eril çoğul gelmektedir. Sömürü Sermayesi bu sistemi kurmuş ve tüm dünyayı bu sistemle yönetmektedir. Herkesin bu sistem içinde olmasını istemektedirler. Ancak bu şekilde dünyayı parmaklarının ucunda oynatmaktadırlar. Onlara Siyonist deyip de onların sistemi içinde başarı aramak sadece ve sadece onların ekmeğine yağ sürmekten ibarettir. Onların istediği de budur. Bu sistem 50 yıldır denenmekte, tek başına iktidar olunabilmesine rağmen başarılı olmadığı açıkça görülmektedir. Bunu açıkça görerek hala çoğunluğu ele geçirip biz sistemi değiştireceğiz demek sadece hayalden ibarettir. Zaten siyasi partilerin içindeki birkaç samimi insan dışında parti içinde kimsenin de böyle bir derdi yoktur. Onlar kendilerinin iyi, diğerlerini kötü olduğunu iddia etmekte, sistemle ilgili hiçbir sorunları olmadan ülkeyi iyi bir şekilde yöneteceklerini iddia etmektedirler. Adil Düzen ise bazı partilerdeki iki elin parmağını geçmeyecek kişiler dışında kimsenin umurunda bile değildir. Bazılarının ağzında Adil Düzen sözü vardır ama onların kafasındaki Adil Düzen gerçek Adil Düzenle uzak yakın benzememekte, onlar Adil Düzeni namaz, oruç, hac, zekât ve başörtüsü sanmaktadırlar. Sömürü sermayesi zalimdir ve Kuran’ın ruhban sınıfı içinde tilavet edilmesi çok fazla hoşuna gitmektedir. Oysa İslamiyet’te böyle bir sınıf yoktur. Bunun böyle devam etmesi için de siyaset ayrı bir arenada yürümeli, Kuran rehber olmamalıdır. Tam da onların istediği durum günümüzde mevcuttur. Hangi siyasi parti iktidar olunca ruhban sınıfını kaldıracağım diyebilir? Diyemez. Çünkü oy kaybeder. Kimseye anlatamaz. Kendisi bile bunu kabul etmez. Şimdi bu siyasi partilerin hangisi Allah’ın istediği sistemi getirecektir? Çoğunluğu ele geçirmek için çabaladığında Allah’ın ayetlerini asla ve asla öne süremez. Bunu yapacaklar ve Allah da onlara kendi düzenini mi getirtecek? Aklınız alıyor mu?

İlim verilenler olarak ayetler bizim için veridir, ayetlerden bilgiler elde ederiz ve onların ışığında hareket ederiz. Ayetleri önemsizleştirmeyiz, onların değerini biliriz. Geçmişteki çoğunluk demokrasisi uğruna yapılan yanlış uygulamalar bizi ilgilendirmez. Ayetlerden elde ettiğimiz sonuçlar bizi ilgilendirir.

Ayetler açıkça çoğunluğu reddetmektedir. Çoğunluğu reddeder demek çoğunluk sistemini reddeder demektir. Çoğunluk sistemi içinde iktidar olmayı zaten reddetmektedir. Okuma yazma bilmeyen ümmi nebi resul Medine’de sandık kurularak seçilmemiştir. Başkan olarak biat almıştır. Bu çok açıktır ve ayetle sabittir.

إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ

Seninle biatlaşanlar yalnızca Allah’la biatlaşmışlardır. Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir. (Fetih 10)

لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ

Yemin olsun, Allah ağacın altında seninle biatlaşan müminlerden razı olmuştur. (Fetih 18)

Peygamber Hudeybiye anlaşması öncesinde daha sonra “Rıdvan Ağacı” olarak adlandırılacak olan “Semüre Ağacı” altında biat almıştır.

يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

Ey nebi, mümin kadınlar; Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmayacakları ve hırsızlık yapmayacakları ve zina etmeyecekleri ve veletlerini öldürmeyecekleri ve elleriyle ayakları arasında uydurarak bir bühtan getirmeyecekleri ve sana hiçbir marufta asi olmayacakları üzerine sana biat etmeğe geldiklerinde onlarla biatlaş ve onlar için Allah’tan bağışlanma iste. Allah bağışlayıcı ve rahimdir. (Mümtehine 12)

Bu ayet kadınların biatını da göstermektedir. Biat başkanın başkanlığını sözleşmesiyle beraber kabul etmedir. Bu ayette kadınların ne yapmaması gerektiği üzerine Peygamberin başkanlığı için biat yapılmıştır.

Ayetler ve Peygamberin uygulaması son derece açıktır. Sömürü Sermayesinin çoğunluk sistemi mi Allah’ın istediği biat sistemi mi? Çoğunluk sistemini istiyorsanız siyasi partiler içinde çabalayın durun, biat sistemini istiyorsanız insanlara tebliğinizi yapın ve bekleyin. Bu arada Allah’ın düzeni için, Adil Düzen için uygulamalar yapın. Enerjinizi bu çalışmalara verin. Sömürü Sermayesi zalimlerinin istediğini yapmayın.

قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ أَتُجَادِلُونَنِي فِي أَسْمَاءٍ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا نَزَّلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ فَانْتَظِرُوا إِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ

(Hud) “Üzerinize rabbinizden bir rics ve gazap vuku bulmuştur. Allah’ın onlara hiçbir güç indirmediği sizin ve atalarınızın isimlendirdiği isimler hakkında benimle mücadele mi ediyorsunuz? Bekleyin, kesinlikle ben sizinle beraber bekleyenlerdenim.” dedi. (Araf 71)

Kuran’da pek çok yerde bu intizar emri geçmektedir. Siz hakkı tebliğ edin, size uymazlarsa bekleyin. Hûd da Âd kavmine tebliğ etmiş, onlar da isimlendirdiği isimler hakkında Hûd ile mücadele etmişlerdir. Çoğunluk demokrasisi de isimlendirilmiş isimdir. Allah’ın kendisine hiçbir sultan indirmediği bir isimdir. Âd kavminin yani Akadların durumu günümüze çok benzemektedir. Bize düşen Hûd gibi yapmaktır. Bu sûrenin başlarında İbrahim Peygamberin anlattığı o zamanın en büyük sorunu olan vesenler günümüzün de en büyük sorunudur. Vesenlerin varlık sebebi de isimlendirilmiş isim olan çoğunluk demokrasisidir. Biz tebliğimizi yaparız, “çoğunluk sistemini bırakın, biat sistemine geçin” deriz sonra da intizar ederiz. Bekleyip görürüz ne olacağını. Beklerken de ne vesenlere ne de isimlendirilmiş isimlere çalışırız. Adil Düzenin küçük uygulamalarını yaparak hakkı tebliğ ederiz.

 

 

Yalova, Teşvikiye

30 Temmuz 2022

M. Lütfi Hocaoğlu

 






Çok Yorumlanan Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1181
Ankebut Suresi Tefsiri 54-55. Ayetler
3.09.2022 317 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1180
Ankebut Suresi Tefsiri 53. Ayet
27.08.2022 370 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1179
Ankebut Suresi Tefsiri 52. Ayet
20.08.2022 470 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1178
Ankebut Suresi Tefsiri 51. Ayet
13.08.2022 473 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1177
Ankebut Suresi Tefsiri 50. Ayet
6.08.2022 517 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1176
Ankebut Suresi Tefsiri 48-49. Ayetler
30.07.2022 542 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1175
Ankebut Suresi Tefsiri 47. Ayet
23.07.2022 521 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1174
Ankebut Suresi Tefsiri 46. Ayet
16.07.2022 1691 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1173
Ankebut Suresi Tefsiri 45. Ayet
2.07.2022 1975 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1172
Ankebut Suresi Tefsiri 44. Ayet
25.06.2022 6285 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1171
Ankebut Suresi Tefsiri 43. Ayet
18.06.2022 1226 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1170
Ankebut Suresi Tefsiri 42. Ayet
11.06.2022 1387 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1169
Ankebut Suresi Tefsiri 41. Ayet
4.06.2022 1327 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1168
Ankebut Suresi Tefsiri 40. Ayet
28.05.2022 1638 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1167
Ankebut Suresi Tefsiri 39. Ayet
14.05.2022 1333 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1166
Ankebut Suresi Tefsiri 38. Ayet
7.05.2022 1523 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1165
Ankebut Suresi Tefsiri 37. Ayet
30.04.2022 1723 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1164
Ankebut Suresi Tefsiri 36. Ayet
23.04.2022 2015 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1163
Ankebut Suresi Tefsiri 35. Ayet
16.04.2022 8502 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1162
Ankebut Suresi Tefsiri 34. Ayet
9.04.2022 1916 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1161
Ankebut Suresi Tefsiri 33. Ayet
2.04.2022 1699 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1160
Ankebut Suresi Tefsiri 32. Ayet
26.03.2022 1458 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1159
Ankebut Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
19.03.2022 1771 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1158
Ankebut Suresi Tefsiri 29. Ayet
12.03.2022 1907 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1157
Ankebut Suresi Tefsiri 28. Ayet
5.03.2022 1582 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1156
Ankebut Suresi Tefsiri 27. Ayet
26.02.2022 2675 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1155
Ankebut Suresi Tefsiri 26. Ayet
19.02.2022 1599 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1154
Ankebut Suresi Tefsiri 25. Ayet
12.02.2022 2307 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1153
Ankebut Suresi Tefsiri 24. Ayet
5.02.2022 1957 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1152
Ankebut Suresi Tefsiri 23. Ayet
29.01.2022 1859 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1151
Ankebut Suresi Tefsiri 22. Ayet
22.01.2022 8215 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1150
Ankebut Suresi Tefsiri 21. Ayet
15.01.2022 2037 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1149
Ankebut Suresi Tefsiri 20. Ayet
1.01.2022 2051 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1148
Ankebut Suresi Tefsiri 19. Ayet
25.12.2021 2197 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1147
Ankebut Suresi Tefsiri 18. Ayet
18.12.2021 2143 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1143
Ankebut Suresi Tefsiri 14. Ayet
20.11.2021 2077 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1146
Ankebut Suresi Tefsiri 17. Ayet
11.12.2021 1730 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1145
Ankebut Suresi Tefsiri 16. Ayet
4.12.2021 1923 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1144
Ankebut Suresi Tefsiri 15. Ayet
27.11.2021 2162 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1142
Ankebut Suresi Tefsiri 13. Ayet
13.11.2021 2209 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1141
Ankebut Suresi Tefsiri 12. Ayet
6.11.2021 2249 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1140
Ankebut Suresi Tefsiri 11. Ayet
30.10.2021 2321 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1139
Ankebut Suresi Tefsiri 10. Ayet
23.10.2021 2269 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1138
Ankebut Suresi Tefsiri 9. Ayet
16.10.2021 2106 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1137
Ankebut Suresi Tefsiri 8. Ayet
9.10.2021 2660 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1136
Ankebut Suresi Tefsiri 7. Ayet
2.10.2021 2324 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1135
Ankebut Suresi Tefsiri 6. Ayet
25.09.2021 2409 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1134
Ankebut Suresi Tefsiri 5. Ayet
18.09.2021 1822 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1133
Ankebut Suresi Tefsiri 4. Ayet
11.09.2021 2504 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1132
Ankebut Suresi Tefsiri 3. Ayet
4.09.2021 1896 Okunma