Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1143
Ankebut Suresi Tefsiri 14. Ayet
20.11.2021
762 Okunma, 0 Yorum

ANKEBÛT SÛRESİ - 13. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ (14)

Yemin olsun, Nuh’u kavmine elçi kıldık. Onların içinde 50 yıl dışında 1000 sene kaldı. Onlar zalimler halinde iken tufan onları aldı. (14)

 

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ

Yemin olsun, Nuh’u kavmine elçi kıldık.

وَ: Vâv-u isti’nâfiyedir. (الْوَاوُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ) Öncesinde te’kîd lâmlı ve nûnlu muzari fiil cümlesi vardır, sonrasında ise hazfolmuş yemin cümlesiyle cevap cümlesi vardır. İlki haber cümlesi, ikincisi inşa cümlesidir. Yükleri yüklenen görmezden gelenlerle sonrasındaki Nuh arasında ilk anda anlaşılmayan bir anlamsal ilişki vardır. Bu nedenle buradaki vâv isti’nâfiyedir.

لَقَدْ: İki harfin birleşimidir.

لَقَدْ

قَدْ

+

لَ

لَ: Yeminin cevap lâmıdır. Yemin iki cümleden oluşur. İlk cümle üzerine yemin edilendir. İkinci cümle yeminin kendisidir. İlk cümleye yemin cümlesi, ikinci cümleye yeminin cevap cümlesi denir. Bazı durumlarda yeminin cevap cümlesinin başına لَ gelir. Buna cevap lâmı denir. Kuran’da çoğunlukla yemin cümlesi hazf edilir (söylenmez). Cevap cümlesinde öncesinde yemin olduğuna dair delil varsa yemin cümlesi hazf edilebilir (söylenmez). Genellikle لَقَدْ ile başlayan mazi veya muzari fiiller, لَ ile başlayan isim cümleleri, övme ve yerme cümleleri öncesindeki yemin cümlesi hazf edilmiş olarak gelir. Te’kîd lâmı ile başlayan muzari fiil cümlelerinin öncesindeki yemin cümlesi hazf edilmiş olabilir. لَئِنْ ile başlayan şart ve cevap cümlelerinin de öncesinde yemin cümlesi hazf edilmiştir.

Bu ayette de cevap cümlesi لَقَدْ ile başladığından yemin cümlesi hazf edilmiştir.

قَدْ: Harftir. İsim cümlesinden önce gelmez. Her zaman olumlu fiillerden önce gelir, olumsuz fiillerden önce gelmez. Fiil ile arasında başka bir şey bulunmaz. Hem mazi fiilden hem de muzari fiilden önce gelir. Mazi fiilden önce gelince Tahkîk (gerçekleştirme) edatı (حَرْفُ التَّحْقِيقِ) veya tevakku (beklenti) edatı (حَرْفُ التَّوَقُّعِ) veya takrîb (yaklaştırma) edatı (حَرْفُ التَّقْرِيبِ) olur. Muzari fiilden önce gelince tahkîk edatı olur. Yeminin cevap lâmından sonra gelirse tahkîk edatı olur. Bu ayette olduğu gibi لَقَدْ şeklinde geldiği durumlar yeminin cevap lâmı olduğu için her zaman قَدْ tahkîk edatıdır. Kesinlik ifade etmek için gelmiştir. Hem yemin gelmesi hem de tahkik edatı gelmesi kesinliği daha da belirgin hale getirmektedir.

أَرْسَلْنَا: “Elçi kıldık” demektir. Dördüncü babdan رَسَل mastarı bir mesajı ulaştırmak, bir görevi yapmak için elçi olmak manasındadır. İf’âl bâbında (أَرْسَلَيُرْسِلُ) tasyir etkisi ile gelir. Birisini, birilerini bir mesajı ulaştırmak, bir görevi yapmak için elçi haline getirmek anlamındadır.

نُوحًا: “Nuh” demektir. Peygamberin özel ismidir.

إِلَى: “-e” demektir. Harf-i cerdir. إِرْسَال fiiliyle geldiğinde kendisinden sonra gelen kendisine elçi gönderilendir.

قَوْمِ: “Kavim” demektir. قوم kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan mastar olarak kalkıp bir hedefe yönelerek dik durmak manasındadır. Bu mastar manasından ortak bir hedefe yönelmiş insan topluluğu manasında ism-i cemdir (topluluk ismidir).

هِ: “O” demektir. Zamirdir. Nuh’a racidir.

قَوْمِهِ: “Onun kavmi” demektir. İsim tamlamasıdır. Nuh’un kavmidir.

أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ: “Nuh’u kavmine elçi kıldık” demektir.

لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ: “Yemin olsun, Nuh’u kavmine elçi kıldık” demektir.

 

 

فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا

Onların içinde 50 yıl dışında 1000 sene kaldı.

فَ: Atıf harfidir. Önceki cümleyle bu cümleyi birbirine atfetmektedir. وَ atıf harfinden farklı olarak burada öncelik sonralık vardır. Bu öncelik sonralık zamansal olabileceği gibi sebep sonuç için de olur. Atıf fâsı zamansal ilişki için gelince tertip ve takip fâsı da denir. Ma’tûfun aleyhle ma’tûf arasında oluşun sırasını gösterir, buna “tertip” denir. Önce ma’tufun aleyh, sonra ma’tûf gelir. Bu nedenle atıf fâsı ile yapılan atıfta ma’tûf ile ma’tûfun aleyh yer değiştiremez. Zamansal olarak peşi sıra oluşu da gösterebilir. Buna “takip” denir. İş yapmada ma’tûfun aleyh ile ma’tûf arasında bir boşluk yoktur, ma’tûf ma’tûfun aleyhten hemen sonra aynı işi yapmıştır. Türkçeye çevirirken hemen, arkasından, ardından, hemen sonra şeklinde çevrilir.

Atıf fâsı öncesi ile sonrası arasında sebep sonuç ilişkisi için de gelir. Öncesi sonrasının sebebidir. Türkçeye “bundan dolayı”, “bu sebeple” şeklinde çevrilmelidir.

Buradaki atıfta sebep sonuç ilişkisi vardır. Elçi kılınması sebebiyle Nuh onların içinde kalmıştır. Öncelik sonralık ilişkisi yoktur. Çünkü Nuh’un kendi kavmidir. Zaten onların içindedir. İçlerinde kalmasının sebebi elçi kılınmasıdır.

لَبِثَ: “Kaldı” demektir. Bu kökün manası bir mekânın veya bir durumun içinde belirli bir süre kalmaktır.

فِي: “İçinde” demektir. Harf-i cerdir.

هِمْ: “Onlar” demektir. Zamirdir. Onun kavmi (قَوْمِهِ) kelimesine racidir. Kavim ism-i cem yani topluluk ismi olduğu için ona eril çoğul zamir döner.

فِيهِمْ: “Onların içinde” demektir.

أَلْفَ: “Bin” demektir. Sayıdır. Arapçada sayıya adet (الْعَدَدُ), sayılana ma’dûd (الْمَعْدُودُ) denir. Sayılan (Ma’dûd) sayının aynı zamanda temyizidir (kapalılığı gideren öğe). Sayıya da mümeyyez (kapalılığı giderilen) denir.

سَنَةٍ: “Sene” demektir. Sayılan yani ma’dûddur (الْمَعْدُودُ).

أَلْفَ سَنَةٍ: “Bin sene” demektir. Sayı ve sayılandan oluşan izafettir (isim tamlamasıdır).

1000 ve katları olan sayılarda sayılan ister eril ister dişil olsun kullanımı aynıdır. Sayılan (ma’dûd) ya izafette muzafun ileyh olarak ya da temyiz olarak gelir. İzafetle gelince sayılan tekil olarak gelir. Burada da öyledir (سَنَةٍ). Temyiz olarak geldiğinde sayılan çoğul ve mensub olarak gelir. Eğer temyiz olarak gelseydi أَلْفًا سِنِينَ şeklinde gelecekti.

إِلَّا: İstisna edatıdır. Kendisinden sonrakini öncesinden istisna eder.

خَمْسِينَ: “Elli” demektir. Sayıdır.

عَامًا: “Yıl” demektir. Sayılandır. Sene ve âm kelimelerine Türkçe farklı kelime kullanmak için âm kelimesine yıl demeyi tercih ediyoruz.

خَمْسِينَ عَامًا: “Elli yıl” demektir.

20, 30, 40, 50, 60, 70, 80, 90 sayılarına ukud sayılar denir. Sayılan (ma’dûd) sayıdan sonra temyiz olarak gelir. Temyizleri (ma’dûdları) müfred mensubdur (tekil ve mensubdur) (عَامًا). Temyizleri ister eril ister dişil olsun sayı cem’i müzekker salim (düzenli eril çoğul) (خَمْسِينَ) olarak gelir.

أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا: “Elli yıl dışında bin sene” demektir. Burada sene ile âm arasındaki farkı bilmemiz gerekir. Sene ile bir zaman diliminin tamamı anlatılır. Arada boşluklar olmadan devam eden bir süredir ve onunla ilgili anlatılan olay o süre içinde kesintisiz olarak gerçekleşmiştir. Âm ile anlatılan olay ise zaman diliminin tamamı içinde gerçekleşmemiştir. Zaman diliminin içinde gerçekleşmiş ama zaman diliminin tamamını kapsamamıştır. Süre anlatılmak istendiğinde sene, içindeki olay anlatılmak istendiğinde âm kullanılır. Örnek olarak üniversitede dört sene okudum denmez, dört âm okudum dersiniz. Çünkü senenin tamamı boyunca üniversitede okumazsınız.

Ayetteki geçiş

Anlamı

إِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ أَرْبَعِينَ سَنَةً

Kesinlikle o onlara 40 sene haram edilendir. (Maide 26)

Buradaki هَا (o) 21. ayetteki الْأَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ a (mukaddes yere) racidir.

Burada 40 senelik süre tanımlanmıştır ve 40 senelik zaman diliminin tamamı boyunca kutsal yere giriş yasaklanmıştır. 40 sene içinde kısa bir süre de olsa giremezler.

يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ

Onlardan birisi bin sene yaşamayı arzu eder. (Bakara 96)

Burada da bin senelik bir zaman dilimi tanımlanmıştır.

يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ

Ona miktarı sizin saydıklarınızdan bin sene olan bir yevmde çıkar. (Secde 5)

Burada da bin senelik bir zaman dilimi tanımlanmıştır.

قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا

Yedi sene ara vermeden ziraaat edersiniz, dedi. (Yusuf 47)

Normalde yedi sene ziraat edersiniz dediğinizde sene değil âm kullanmanız gerekir. Çünkü yedi senenin tamamı ziraat için ayrılmaz. Ancak Yusuf Peygamber rüyadaki kıtlık öncesi yedi seneyi iyi değerlendirmek için yedi senenin tamamında ziraat edilmesi gerektiğini söylemektedir.

وَلَبِثُوا فِي كَهْفِهِمْ ثَلَاثَ مِائَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا

Mağaralarında üç yüz sene kaldılar ve dokuz arttılar. (Kehf 25)

Burada üç yüz dene zaman dilimidir. Kesintisiz olarak mağarada kalınmış, çıkılmamıştır. Ardından gelen 9 için sene denmemiştir. Âm olarak kabul edersek dokuz âm da mağarada kaldılar ama mağaranın dışına çıktılar. Çünkü âm kesintisiz değildir. dokuz yıl içinde kaldıkları evleri mağaradır ve dışarı da çıkmışlardır. Bu 9 yıl uyandıktan sonra mağara merkezli yaşamlarıdır.

أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ

Görmüyorlar mı ki her yıl içinde bir defa veya iki defa fitneleniyorlar. (Tevbe 126)

Burada zaman diliminin tamamını kapsayan bir olay yoktur. Zamandan daha önemli olan da fitnelenmedir.

لَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا

Onların bu yılından sonra mescidi-l harama yaklaşmasınlar. (Tevbe 28)

Burada da âm kullanılmıştır. Yaklaşmama olayı bu yıldan sonrasındadır. Bu yılda da yılın tamamında yaklaşma olacak değildir. Âm kullanılma sebebi budur. Onların bu senesi denmez.

فِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ

Onu sütten kesmek iki yıl içindedir. (Lokman 14)

İki yılın tamamında gerçekleşen bir olay değildir. Bu nedenle âm kullanılmıştır.

ثُمَّ يَأْتِي مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ

Sonra, bundan sonrasında içinde insanlara yağan ve içinde suyu sıktığınız bir yıl gelir. (Yusuf 49)

Burada da içinde yağmurun yağması ve meyvelerin sularının sıkılması yılın tamamında değildir. Bu nedenle âm kullanılmıştır.

Bu ayette 1000 seneden 50 âm istisna edilmiştir. Bunun sebepleri:

  • 1000 sene toplam süredir. Ancak 50 âm kılı kılına 50 yıl değildir. Yaklaşık 50 yıldır.
  • 50 yılın içindeki olay önemlidir. Bu tufan sürecidir. Tufanın olması ve yeni topluluğun oluşması süresidir. Burada referans noktası süre değil olaydır.

لَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا: “Onların içinde 50 yıl dışında 1000 sene kaldı” demektir. Nuh Peygamber bu kadar uzun yaşamış mıdır? Ayete göre yaşamıştır ve buna göre o dönemde tüm insanlar bu kadar uzun yaşıyorlardı. Buna mecazi anlamlar yükleyenler vardır. 1000 sene medeniyet süresidir ki Nuh’tan kasıl Nuh medeniyetidir demektedirler. Ancak buradaki sene ve ondan istisna edilen âm ifadesi bu sürenin medeniyet için değil Nuh için bir süre olduğunu göstermektedir. Medeniyetin ömrü ifade edilirken 50 yıl gibi bir yılın istisna edilmesi uygun değildir. Diğer taraftan yapılan hata medeniyet olduğuna dair karinenin sadece insan yaşamının bu kadar uzun olamayacağına dayanmasıdır. İnsanın yaşam süresini belirleyen kromozomların uç kısmında olan telomerlerdir. İlk hücremizde var olan bu telomer her bölünmede kısalır. Nominal ömrümüz (bugün için yaklaşık olarak 100 sene) dolunca telomer artık 0 uzunluktadır ve artık hücre bölünemez ve vücut kendisini yenileyemez ve neticede ölüm gerçekleşir. Buna ilaveten ilk insandan beri bir nesil sayacımız vardır. Bu sayaç ilerledikçe doğuştaki telomer uzunluğu da kısalır ve ilk insanda şimdikinin 10 katıdır ve ilk insan nesli yaklaşık 1000 sene yaşamış demektir. Sonrasındaki her nesilde telomer uzunluğu kısalmaya devam eder ve artık minimum uzunluk olan 100 seneye düşer. Böylece ilk insan 1000 sene yaşarken günümüzdeki insan 100 sene yaşar hale gelir. Bugün geliştirilmeye çalışılan anti-aging (yaşlanma önleyici) tedaviler hep bu telomer uzunluğunu koruma veya artırmaya dayanmaktadır. Bu nedenle Nuh Peygamberin 1000 sene yaşaması için mecazi manlar üretilmesine gerek yoktur. Biyolojik olarak imkânlıdır. Bugün bir insanın telomerini 10 kat uzatabilirseniz o insan 1000 sene yaşayacaktır.

 

فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

Onlar zalimler halinde iken tufan onları aldı.

فَ: Atıf harfidir. Buradaki atıfta da sebep sonuç ilişkisi vardır. Nuh içlerinde kalmış ve sonuç olarak onları tufan almıştır.

أَخَذَ: “Aldı” demektir. ءخذ kökünden gelmektedir. Bu kök sülasi olarak bir şeyi, birisini tutup almak manasındadır.

هُمُ: “Onlar” demektir. Mensub muttasıl zamirdir. Fiilin mef’ûlüdür. Alınandır.

أَخَذَهُمُ: “Onları aldı” demektir.

الطُّوفَانُ: “Tufan” demektir. طوف kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan طَوْف mastarı birisinin, bir şeyin etrafında dönmek, çevresini sarmak manasındadır. Bu mastar manasından etrafında dönen, çevresini saran manasında طُوفَان ıstılahi olarak bir şeyin, bir yerin etrafını çevirip onu kaplayan su olarak “tufan” manasında isimdir.

وَ: Hâl vâvıdır. Hâl, cümle içinde geçen bir öğenin cümlenin geçtiği zaman içinde olan durumunu ifade eden kelime veya cümledir. Durumu açıklanan öğeye sâhibu-l hâl denir. Hâl vâvı sâhibu-l hâl ile hâl cümlesini birbirine bağlayan öğedir.

هُمْ: “Onlar” demektir. Merfu munfasıl zamirdir. Nuh kavmine racidir.

ظَالِمُونَ: “Zalimler” demektir. Türkçede eziyet anlamında yanlış olarak kullanılmaktadır.

الظُّلْمُ: وَضْع الشيء في غير موضِعه

Zulüm: Bir şeyi kendi yerinin dışında bir yere koymak. (Lisanu-l A’râb)

ظلم kökünden iki babda fiiller gelir. İkinci bâbdan (ظَلَمَ - يَظْلِمُ) zulüm anlamında gelirken dördüncü bâbdan (ظَلِمَ - يَظْلَمُ) ظُلْمَة “karanlık” demektir.

Zulüm birisini, bir şeyi veya kendisini olması gereken gerçek konumda değil başka konumda bulundurmaktır. Bu nedenle birisine haksızlık etmek, birisine hakkını vermemek, suçsuz birisini suçlu konumuna sokmak, Allah’ın yerine Allah’ın kurallarına aykırı kurallar koyan şerikler edinmek zulümdür.

Ayetteki geçiş

Anlamı

مَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ

Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa kendine zulmetmiş olur. (Talak 1)

Allah’ın sınırlarını aşan kendi olması gerektiği konumun dışına çıkmış olur ki bu da zulümdür.

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَى نِعَاجِهِ

Senin koyununu koyunlarına istemekle sana zulmetmiştir, dedi. (Sad 24)

Davud Peygamber burada bir hata yapıyor. Koyununun olması gerektiği yeri sahibinin yanı diye düşünerek koyunun yeri değişeceği için zulmetmiş olarak değerlendiriyor. Oysa koyunun sahibi değişmeden yeri değişebilir, ortaklığa konulabilir. Bu nedenle zulüm değildir.

قَالَتْ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَانَ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Rabbim, kesinlikle ben kendime zulmettim ve Süleyman’la beraber alemlerin rabbi olan Allah’a islam oldum, dedi. (Neml 44)

Sebe melikesi kavmi ile beraber Allah yerine güneşe secde etmektedir. Bu şekilde kendisini Allah’a secde eden olmak yerine güneşe secde eden şeklinde konumlandırıp kendine zulmetmiş olmaktadır.

وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَذَا مِنْ شِيعَتِهِ وَهَذَا مِنْ عَدُوِّهِ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِي مِنْ شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوِّهِ فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ قَالَ هَذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُبِينٌ (15) قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ (16)

… Musa ona yumruk attı da onun aleyhine bitti. Bu şeytanın amelindendir, kesinlikle o açık bir saptırıcı düşmandır, dedi. Rabbim, kesinlikle ben kendime zulmettim, beni bağışla, dedi. Bunun üzerine onu bağışladı. Kesinlikle o bağışlayıcıdır, rahmetlidir. (Kasas 15-16)

Musa haksız yere adam öldürerek Allah’ın sınırlarını aşmış, kendisini olmaması gereken katil konumunda konumlandırmış ve böylece kendine zulmetmiştir.

قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَاقَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنْفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ

Musa kavmine “ey kavmim buzağıyı edinmekle kesinlikle kendinize zulmettiniz” dedi. (Bakara 54)

Musa’nın kavmi kendilerini Allah’tan başkasını ilah edinme konumuna getirerek kendilerine zulmetmişlerdir.

بَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ

Zulmedenler onlara söylenenden gayrısıyla sözü değiştirdiler. (Bakara 59)

Zulmedenler sözü olması gereken yerden başka bir yere koyuyorlar, böylece zulmetmiş oluyorlar.

إِنَّ اللَّهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْئًا وَلَكِنَّ النَّاسَ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

Kesinlikle Allah insanlara hiçbir şeyi zulmetmez ve ancak insanlar kendilerine zulmediyorlar. (Yunus 44)

Kuran’da en çok geçiş şekli bu ve buna benzer şekildedir. Allah insanları olmaları gereken konum dışında bir konuma getirmez. İnsanlar kendilerini olmaları gereken konumdan başka bir konuma getirirler. Böylece kendilerine zulmetmiş olurlar.

وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَابُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

Lokman oğluna ona öğüt veriyor halde iken demişti ki ey oğulcuğum Allah’a ortak etme, kesinlikle şirk büyük bir zulümdür. (Lokman 13)

Şirk Allah’ın dışındaki birilerini Allah’ın konumuna getirmektir ve bu nedenle zulümdür. Kural koyucu olan Allah’tır ve Allah’ın yerine kural koyucu şerikler kılmak şirktir ve bu yönüyle de zulümdür.

وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَ فَإِنْ فَعَلْتَ فَإِنَّكَ إِذًا مِنَ الظَّالِمِينَ

Sana ne fayda ne de zarar edecek olan Allah’ın aşağısındakilere dua etme. Eğer yaparsan kesinlikle sen o zaman zalimlerdensin. (Yunus 106)

Allah’ın aşağısında olanlar Allah’ın yerinde konumlandırılmakta ve bu nedenle zalimlerden olunmaktadır.

نَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

Karanlıklar içinde “senden başka ilah yoktur, sen sübhansın, kesinlikle ben zalimlerden oldum” diye nida etti. (Enbiya 87)

Yunus Peygamber görevini terk edip olması gereken Peygamberlik konumundan kaçıp başka bir konuma kendisini getirmiş ve böylece kendisine zulmetmiştir.

هُمْ ظَالِمُونَ: “Onlar zalimlerdir” demektedir. Nuh’un kavmi zulmeden bir kavimmiş. Haksızlıklar yapıyorlarmış. İnsanları olmaları gereken konumlarının dışında konumlandırıyorlarmış. Suçsuzlar suçlular, suçlular suçsuzlar haline gelmiş. Allah’ın sınırlarını aşıyorlarmış.

وَهُمْ ظَالِمُونَ: “Zalimler halindeler iken” demektir. Buradaki hâl müntekil hâldir. Sâhibu-l hâlin yani Nuh’un kavminin tufan onları aldığı sıradaki hâlleri ifade edilmektedir. Burada hâl cümlesi isim cümlesidir. İsim cümlesinin bağımsızlığının çok güçlü olduğunu ve müekkid hâl dışında sâhibu-l hâle hâl vâvıyla bağlanması gerektiğini hatırlarsak burada da hâl vâvı ile bağlanmıştır. İlaveten rabıt zamiri olarak هُمْ zamiri bağlanmayı daha da kuvvetlendirmiştir.

أَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ: “Onlar zalimler halinde iken tufan onları aldı” demektir.

Günümüz dünyası zulüm dünyasıdır. Tüm dünyada zulüm hâkimdir. Allah’ın sınırlarına uyan insan sayısı çok azdır. Allah’ın sınırlarına uymayanlar dünyada hâkimdirler, tüm dünyayı karanlıklar içinde yaşatmaktadırlar. Onlar zalimlerdir. Allah’ın helallerini haram eden, haramlarını zorla yaptırtan kanunlar zulümdür. Suçluların el üstünde tutulması, suçsuzların suçlu konumunda cezalar çekmeleri de zulümdür. Karşılıksız para kendisine gerçek paranın yerine bir konum bulmuştur. Altının yerine karşılıksız dolar getirilmiştir. Bu da zulümdür. GDO’lu besinler gerçek besinlerin yerinde konumlandırılmıştır. Bu da zulümdür. Gerçek tedavilerin yerine kimyasal ilaçlar konulmuş, insanları tedavi etmek yerine hastalıklarını idare etmek konulmuştur. Bunlar da zulümdür. Allah’ın istediği aile müessesesinin yerine batıl batı medeniyetinin kültüründeki aile müessesesi konulmuştur. Nikâh törenlerine kadar onların benzerleri yapılmaktadır ki bu da zulümdür. Gerçek vergi olan zekât (ayni olarak alınan vergi) yerine gelir vergisi konulmuştur. Bu da zulümdür. Gerçek namazın yerine namaz kıldırma memurları tarafından gerçekleştirilen ritüel yerleştirilmiştir. Bu da zulümdür. Gerçek haccın yerine izinle yapılan, kurayla gidilen hac konulmuştur. Bu da zulümdür. Gerçek cihadın (çaba göstermenin) yerine kendi inancında olmayan insanları katletme getirilmiştir ki bu da zulümdür. Liyakat sahibi olmayanları layık olmadıkları görevlere getirmek de zulümdür.

İnsanların kendilerine ve başkalarına zulmetmemesinin tek yolu vardır: her şeyi Allah’ın yarattığı özelliklere göre konumlandıran Allah’ın düzenini yani dinini uygulamaktır.

 

Yalova, Teşvikiye; 20 Kasım 2021

M. Lütfi Hocaoğlu

 

 






Çok Yorumlanan Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1151
Ankebut Suresi Tefsiri 22. Ayet
22.01.2022 46 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1150
Ankebut Suresi Tefsiri 21. Ayet
15.01.2022 72 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1149
Ankebut Suresi Tefsiri 20. Ayet
1.01.2022 158 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1148
Ankebut Suresi Tefsiri 19. Ayet
25.12.2021 151 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1147
Ankebut Suresi Tefsiri 18. Ayet
18.12.2021 965 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1143
Ankebut Suresi Tefsiri 14. Ayet
20.11.2021 762 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1146
Ankebut Suresi Tefsiri 17. Ayet
11.12.2021 479 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1145
Ankebut Suresi Tefsiri 16. Ayet
4.12.2021 690 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1144
Ankebut Suresi Tefsiri 15. Ayet
27.11.2021 1016 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1142
Ankebut Suresi Tefsiri 13. Ayet
13.11.2021 1044 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1141
Ankebut Suresi Tefsiri 12. Ayet
6.11.2021 1025 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1140
Ankebut Suresi Tefsiri 11. Ayet
30.10.2021 1004 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1139
Ankebut Suresi Tefsiri 10. Ayet
23.10.2021 1124 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1138
Ankebut Suresi Tefsiri 9. Ayet
16.10.2021 987 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1137
Ankebut Suresi Tefsiri 8. Ayet
9.10.2021 1469 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1136
Ankebut Suresi Tefsiri 7. Ayet
2.10.2021 1220 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1135
Ankebut Suresi Tefsiri 6. Ayet
25.09.2021 1209 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1134
Ankebut Suresi Tefsiri 5. Ayet
18.09.2021 669 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1133
Ankebut Suresi Tefsiri 4. Ayet
11.09.2021 1372 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1132
Ankebut Suresi Tefsiri 3. Ayet
4.09.2021 801 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1131
Ankebut Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
28.08.2021 616 Okunma