Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1144
Ankebut Suresi Tefsiri 15. Ayet
27.11.2021
1561 Okunma, 0 Yorum

ANKEBÛT SÛRESİ - 14. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ وَجَعَلْنَاهَا آيَةً لِلْعَالَمِينَ (15)

Onu (Nuh’u) ve gemi arkadaşlarını kurtardık ve onu (gemiyi) alemler için bir ayet kıldık. (15)

 

فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ

Onu ve gemi arkadaşlarını kurtardık.

فَ: Atıf harfidir. أَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ cümlesine bu cümleyi atfetmektedir. Sebep sonuç ilişkisi için gelmiştir. Çünkü tufanın onları alması ile kurtarılma eş zamanlıdır. Tufan onları zalimler halinde iken almış, tufandan dolayı kurtarma olayı gerçekleşmiştir şeklinde anlaşılmalıdır. Kurtarılmanın sebebi tufandır.

أَنْجَيْنَا: “Kurtardık” demektir. İf’âl bâbındandır. Birinci babdan نَجَا - يَنْجُو şeklinde tehlikeli ve zararlı bir durumdan emniyetli bir hale geçmek, kurtulmak manasındadır. Birinci bab if’âl bâbına (أَنْجَىيُنْجِي) tadiye etkisi ile gelir. Bâb değişimiyle “kurtulmak” anlamı “kurtarmak” anlamına değişir.

هُ: “O” demektir. Zamirdir. Önceki ayetteki Nuh’a racidir.

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. أَصْحَابَ السَّفِينَةِ yi هُ ya atfetmektedir.

أَصْحَابَ: “Arkadaşlar” demektir. Çoğuldur. Tekili صَاحِب dir. Birisini başına gelebilecek kötülüklerden koruyarak yanından ayrılmayan, onunla birlikte olan, ona eşlik eden kimsedir. Kuran’da tamlama şeklinde çok fazla geçer.

Geçiş şekli

Anlamı

أَصْحَابُ الْجَنَّةِ

Cennet arkadaşları

أَصْحَابَ النَّارِ

Ateş arkadaşları

أَصْحَابُ الْجَحِيمِ

Cehîm arkadaşları

أَصْحَابِ السَّعِيرِ

Yakıcı arkadaşları

أَصْحَابُ الْأَعْرَافِ

Tepeler arkadaşları

أَصْحَابَ الْيَمِينِ

Sağ arkadaşları

أَصْحَابُ الشِّمَالِ

Sol arkadaşları

أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

Uğurlu yer arkadaşları

أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

Uğursuz yer arkadaşları

أَصْحَابَ السَّبْتِ

Cumartesi arkadaşları

أَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ

Mağara ve kitabe arkadaşları

أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ

Karye arkadaşları

أَصْحَابَ الرَّسِّ

Ress arkadaşları

أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ

Eyke arkadaşları

أَصْحَابُ الْحِجْرِ

Hicr arkadaşları

أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ

Uhdud arkadaşları

أَصْحَابُ مَدْيَنَ

Medyen arkadaşları

أَصْحَابُ مُوسَى

Musa’nın arkadaşları

أَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ

Normal yolun arkadaşları

أَصْحَابِ الْقُبُورِ

Kabirlerin arkadaşları

أَصْحَابِ الْفِيلِ

Fil arkadaşları

أَصْحَابَ السَّفِينَةِ

Gemi arkadaşları

السَّفِينَةِ: “Gemi” demektir. Kökü سفن dir. Bir şeyin yüzeyini yontmak manasındaki fiilden gelmiştir. Denizin yüzeyindeki suyu yonttuğu için denizde giden gemi için kullanılır.

(سفن) السين والفاء والنون أصلٌ واحد يدلُّ على تنحية الشيء عن وجه الشيء، كالقَشْر، قال ابن دريد: السفينة فعيلة بمعنى فاعلة، لأنَّها تسفِن الماء، كأنّها تقشِره.

Sin, Fâ ve nûn. Tek kök bir şeyin yüzeyinde bir şeyi yontmaya delalet eder, kabuğu soymak gibi. İbni Düreyd dedi ki: Sefine فاعلة manasında فعيلة dir. O suyu yontmasındandır, onun kabuğunu soyması gibi. (Makayisu-l Luga)

السَّفْنُ: القَشْر. سَفَن الشيءَ يَسْفِنه سَفْناً: قشره

Sefn: kabuğu soymak. Bir şeyi sefn etti, sefn eder, sefn etmek: onun kabuğunu soymak. (Lisanu-l A’râb)

Kuran’da gemi anlamına gelen ikinci bir kelime vardır: فُلْك.

فُلْك da “gemi” demektir. فلك kökünden gelmiştir. Birinci babdan فَلْكٌ mastarı birisinin veya bir mekânın çevresinde dairevi bir yol üzerinde tekrar geriye dönme hareketini yapmak manasındadır. Bu mastar manasından bu hareketi yapan manasında فُلْكٌ “gemi” anlamında isimdir. Eril, dişil, tekil, ikil, çoğul için ortak bir kelimedir. Bir yol üzerinde hareket eden her tür gemi فُلْك dur. Uçak, denizaltı, denizde giden gemi, uzay gemisi v.b. rota üzerinde hareket eden araçlar bu tanıma dahildir. Sefine ise sadece denizde giden gemidir. Sefine fulkun alt kümesidir. Her sefine fulktur ama her fulk sefine değildir.

وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ (37) وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَأٌ مِنْ قَوْمِهِ سَخِرُوا مِنْهُ قَالَ إِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَإِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ (38) فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُقِيمٌ (39) حَتَّى إِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ آمَنَ وَمَا آمَنَ مَعَهُ إِلَّا قَلِيلٌ (40) وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا إِنَّ رَبِّي لَغَفُورٌ رَحِيمٌ (41)

Gözetimimiz ve vahyimizle gemiyi üret ve zulmedenler hakkında benimle muhatap olma. Onlar boğulanlardır. Gemiyi üretiyordu ve kavminden ileri gelenler ona her uğradıklarında onunla alay ediyorlardı. Dedi ki eğer bizimle alay ediyorsanız kesinlikle biz sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz. Kime rezil edici azabın geleceğini ve yerleşik azabın kimin aleyhine çözüleceğini ileride bileceksiniz. Nihayet emrimiz geldi ve tennur feveran etti. Dedik ki “onun içinde her iki eşten ve üzerine söz geçmiş olan dışındaki ehlini ve iman edeni taşı”. Onunla beraber yalnızca az (kimse) iman etti. Dedi ki “akması ve durması Allah’ın ismiyle olan onun içine binin. Kesinlikle rabbim bağışlayıcı ve rahimdir”. (Hud 37-42)

احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ آمَنَ

Onun içinde her iki eşten ve üzerine söz geçmiş olan dışındaki ehlini ve iman edeni taşı

Burada فِيهَا daki هَا zamiri يَصْنَعُ الْفُلْكَ deki الْفُلْكَ ye racidir. الْفُلْكَ müzekkerdir ama buna raci olan هَا zamiri müennesdir. Burada الْفُلْكَ müzekker olmasına rağmen müevvel müennesdir. السَّفِينَةَ (gemi) manasındadır. السَّفِينَةَmüennes olduğu için هَا zamiri onunla mutabakat halinde olur. السَّفِينَةُ kelimesi الْفُلْكُ kelimesinin alt kümesidir. Bütün السَّفِينَةُ ler الْفُلْكُ dur. Ama bütün الْفُلْكُ lar السَّفِينَةُ değildir. السَّفِينَةُ denizde giden gemidir. الْفُلْكُ ise denizde ve diğer ortamlarda giden gemilerin ortak adıdır. Burada الْفُلْكُ un aynı zamanda السَّفِينَةُ olduğu ayette gösterilmiştir.

ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا

Akması ve durması Allah’ın ismiyle olan onun içine binin

Burada da فِيهَا daki ve مَجْرَاهَا daki ve مُرْسَاهَا daki هَا zamiri يَصْنَعُ الْفُلْكَ deki الْفُلْكَ ye racidir. الْفُلْكَ müzekker olmasına rağmen müevvel müennesdir. السَّفِينَةَ (gemi) manasındadır.

أَصْحَابَ السَّفِينَةِ: “Gemi arkadaşları” demektir. Buradaki izafet zarfiyet için izafettir. الْأصْحَابَ فِي السَّفِينَةِ demektir. Referans noktası gemidir. Sınıf arkadaşı dediğimiz zaman referans noktası nasıl sınıfsa burada da gemidir. Onları arkadaş yapan gemidir. Daha tufan olmadan tufan olacağına inanarak gemiyi desteklemeleri, sonra da gemiye binmeleri onları arkadaş yapmıştır. Yani gemiye dayanarak birbirlerine yardım eden, eşlik eden, birbirlerini koruyan bir topluluktur.

هُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ: “O ve gemi arkadaşları” demektir.

أَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ: “Onu ve gemi arkadaşlarını kurtardık” demektir.

أَصْحَابَ السَّفِينَةِ

وَ

هُ

أَنْجَيْنَا

Ankebut 15

الَّذِينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ

وَ

هُ

أَنْجَيْنَا

Araf 64

مَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

وَ

هُ

أَنْجَيْنَا

Şuara 119

Kuran’da Nuh’un ve gemidekilerin kurtarılması أَنْجَيْنَاهُ وَ... (Onu ve … kurtardık) şeklinde üç kere geçmektedir. Ankebut’ta “gemi arkadaşları” şeklinde, Araf’ta “gemide onunla beraber olanlar” has ismi mevsul olan الَّذِينَ ile, Şuara’da “doldurulmuş gemide onunla beraber olanlar” umumi ism-i mevsul olan مَنْ ile geçmektedir. Ankebut’ta sefine, Araf ve Şuara’da fulk kullanılmıştır. Bu ayetler de sefinenin fulkun kapsamında olduğunu göstermektedir. Nuh ile beraber gemide olanlar hem has ism-i mevsulle (الَّذِينَ) hem de umumi ism-i mevsulle (مَنْ) gelmiştir. Has ism-i mevsul (الَّذِينَ) gelmesi gemide olanların organize olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda umumi ism-i mevsul (مَنْ) ile gelmesi her kim gemiye binmişse organizasyona dahildir anlamına gelmektedir. Yani gemiye organizasyona dahil olmayan binmemiştir. Binmek istese bile binememiştir. Hatta Nuh istediği halde alamamıştır. Nitekim Nuh oğlunu gemiye alabilseydi bu iki ayet anlamsal çelişki içinde olacaktı. Çünkü Nuh’un oğlu organizasyona dahil olmamıştı. Onun için hem مَنْ hem الَّذِينَ geçerli olmayacaktı. Sadece مَنْ ism-i mevsulüne dahil olacaktı.

 

وَجَعَلْنَاهَا آيَةً لِلْعَالَمِينَ

Onu alemler için bir ayet kıldık.

وَ: Atıf harfidir. جَعَلْنَاهَا آيَةً لِلْعَالَمِينَ cümlesini أَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ cümlesine atfetmektedir.

جَعَلْنَا: “Kıldık” demektir. Bu fiil iki mef’ûl alır. İlk mef’ûle ikinci mef’ûl vasfını kazandırmaktadır.

هَا: “O” demektir. Üçüncü şahıs tekil dişil zamirdir. Arapçada her varlığın ismi ya erildir ya dişildir ya da hem eril hem dişildir. Bu kelime dişil tekil olduğuna göre ya dişil tekil ismi olan bir varlığa işaret etmektedir ya da gayr-i âkil cem (akıl sahibi olmayan çoğul) varlıklara işaret etmektedir. Önceki ayete bakarsak dişil tekil bir kelime vardır: السَّفِينَةِ (Gemi). Bu zamir gemiye racidir. جَعَلْنَا nın ilk mef’ûlüdür.

آيَةً: “Gösterge” demektir. ءيي kökünden gelmiştir. Dördüncü babdan mastar olarak bir kimse ya da bir şey hakkında onun bilinmesini sağlayacak bir işaret koymak manasındadır. Bu mastar manasından konulan işaret manasında آيَةٌ “gösterge” anlamında isimdir.

لِ: “İçin” demektir. Harf-i cerdir.

الْعَالَمِينَ: “Alemler” demektir. عَالَم “alem” demektir. علم kökünden gelmiştir. İkinci bâbdan عَلْمٌ mastarı bir şeyle, bir işle, bir sıfatla ya da bir belirti ile bir şeyi, birisini tanımlamak, karakterize etmek, sınıflamak manasındadır. Bu manadan gelerek عَالَم kendine has özellikleri ile çevresinden ayrılan, tanınan, aynı özelliğe sahip olup bu özellikleri ile diğer topluluklardan ayrılarak sınıflandırılan topluluk manasından “alem” anlamında camid isimden ism-i cemdir. Lafzen tekildir ama topluluktaki her birey de manen tekili olacağından içeriği ile çoğuldur. Bu durum ism-i cemlerin özelliğidir. Çoğulu عَالَمِينَ dir. الْعَالَمِينَ kurallı erkek çoğuldur ve Kuran’da hep bu şekilde geçmektedir. Âkil varlıklar için kullanılır. “Birbirinden farklı vasıflara sahip topluluklar” demektir.

لِلْعَالَمِينَ: “Alemler için” demektir.

آيَةً لِلْعَالَمِينَ: “Alemler için bir ayet” demektir. جَعَلْنَا nın ikinci mef’ûlüdür. Birinci mef’ûl olan zamirin işaret ettiği gemiye ayet vasfı kazandırılmıştır.

جَعَلْنَاهَا آيَةً لِلْعَالَمِينَ: “Onu alemler için bir ayet kıldık” demektir. Bu ayet geminin ayet kılındığını söylemektedir. Yani bir gösterge olmuştur. Gemi ortada yoktur. Bu durumda nasıl ayet olmuştur? Ayet olması için ortada olmasına gerek yoktur. Kuran’da anlatılarak ayet olmuştur.

وَآيَةٌ لَهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Onlar için onların zürriyetini doldurulmuş gemide taşımamız bir ayettir. (Yasin 41)

Bu ayette gemide taşımanın ayet olduğu bildirilmektedir.

جَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً لِلْعَالَمِينَ

Onu (Meryem’i) ve oğlunu alemler için ayet kıldık. (Enbiya 91)

Bu ayette de Meryem ve İsa tek bir ayet olmuştur. آيَتَانِ (iki ayet) denmemiştir. İkisinin tek ayet olması İsa’nın doğumunun bir ayet yani bir gösterge olmasıdır. Bugün bu doğum miladi takvimin başlangıcı olarak göstergedir.

Gemi bir ayet kılınmıştır. Bu çok önemlidir. Gemi neyin göstergesi olarak ayettir? Bu sorunun cevabı Nuh’un yaşadıklarının bütün olarak değerlendirilmesidir. Nuh kavmi için Kuran’da zalimler ifadesi kullanılmaktadır. الَّذِينَ ظَلَمُوا ile de zulümde organize oldukları görülmektedir. Haksızlıkların, adaletsizliklerin, dengesizliklerin artık organize bir şekle dönüştüğü topluluktur Nuh kavmi. İşte burada ayet olma önemlidir. Gemi bir göstergedir. Zulmün rutinleşip organize olduğu bir toplulukta topluluğu uyarın ama bir taraftan geminizi inşa edin demektir. Gemi bu şekilde bir ayettir yani göstergedir. Nuh’un gemisi onları fiziksel tufandan korumuştur. Bizim inşa edeceğimiz gemi sosyal bir gemi olmalı ve sosyal tufanlardan bizi korumalıdır. İşte bunu yaptığımız zaman Nuh’un gemisinin neden ayet yani gösterge olduğunu anlamış oluruz. Bu nedenle alemler için ayettir. Yani her dönemde birbirinden farklı vasıflara sahip topluluklar için göstergedir. Geminin gösterge olması geneldir. Zulüm toplulukları her çağda vardı ve her çağda olacaktır. Gemi ashabı olmak elimizdedir.

Zulüm düzenini tebliğ görevini yaparak değiştirmeye çalışmalıyız ama bir taraftan gemi inşa etmeliyiz. Tüm dünya zulüm içinde ve Nuh tufanından daha beteri geliyor. Tüm dünya ekonomik kriz içinde boğulacaktır. Çevre felaketleriyle boğulacaktır. Dünya Sermaye’nin ürettiği salgınların yanı sıra salgın hastalık gibi yayılmış olan kronik hastalıkların pençesi altındadır ve artık kronik hastalıklar gençlerde görülmeye başlamıştır. Erişkin diyabeti artık küçük çocuklarda görülmektedir. Bunun sebebi rezil gıdalar ve rezil beslenme şeklidir. Bu hastalıklar çok daha fazla artacaktır. Hastaneler yetmeyecek ama şifa da olmayacaklardır. Sermaye’nin ürettiği ve doktorların bir tanrı gibi taptığı Sermaye’nin ilaç şirketlerinin ürettiği ilaçlar kronik hastalıkları daha da kötü hale getirecektir. Ekonomiler çökecek, kurtulsun diye sarıldıkları karşılıksız paralar işe yaramayacak, Sermaye’nin güdümündeki tüm ekonomiler batacaktır. Faize dayalı bu sistem çökecek ve tüm dünya boğulacaktır. Bunun için bir gemi yapmalıyız. Aramızda öyle bir sistem kurmalıyız ki bu sistem bizim gemimiz olmalıdır. Tüm işleri senetlerle yapmalıyız. Aramızda senetler dışında para geçmemelidir. Dışarıya bir şey satarken veya alırken başlangıçta mevcut para kullanılabilir ama dışarının gemideki ürünlere daha fazla ihtiyacı olduğunda onları da bizim senetlerle almaya zorunlu tutmalıyız. Kendi topluluğumuzda resmi nikâhlar yapmamalıyız. Sözleşmelerle aileler kurmalı, mihir müessesesini tam olarak uygulamalıyız. Aramızdaki sorunları da dışarıyla ilişkilerimizi de yalnızca hakemlik ile çözmeliyiz. Kendi gıdamızı üretmeliyiz. Dışarıda üretilen ve tüm dünyayı kronik hastalıkların pençesinde kıvrandıran genetiğiyle oynanmış, kimyasal ilaçlarla doldurulmuş gıdaları tüketmemeliyiz. Evliya müesseselerini yani dayanışma ortaklıklarını kurmalıyız. Birimize bir şey olduğu zaman korkmamalı, korunacağını bilmelidir. Nuh’un gemisindekiler nasıl arkadaşsa yani birbirlerine yardım eden, eşlik eden, birbirlerini koruyan bir topluluksa bizim topluluğumuz da öyle olmalıdır. Dışarıda fırtınalar koparken bu gemi kurtulacaktır. Bizim için ayet yani gösterge olan Nuh’un gemisi gibi bir gemi inşa etmiş olacağız. Bu gemiye binenlerin hepsi الَّذِينَ has ism-i mevsûlüne dâhil olanlar olmalıdır. مَنْ ism-i mevsûlüne dahil olarak gelenler geçimleri için gelenler olabileceği gibi menfaatleri için gelenler de olabilir. Eğer organizasyona katılmayan yani iman etmeden (güvenmeden) başka sebeplerle Adil Düzen gemisine binenler olursa o gemi kalkmayacaktır.

Gemi önce bir aşiretle başlamalıdır (3-10 aile). Sonra semt (30-100 aile), sonra bucak (300-1000 aile) gemisi oluşmalıdır. Sonra bu bucak ilk hücre olacaktır ve yeni bucaklar meydana gelecek ve tüm dünya değişecektir. Batıl düzen sona erecek, hak düzen olan Adil Düzen gelecektir.

Nuh ve arkadaşları ile alay edildiği gibi bizimle de alay edeceklerdir. Küçük göreceklerdir. Bunların sermayesi yok, parası yok, üç beş kişi ne yapabilir diyeceklerdir. Yaptıklarımızı pratik görmeyeceklerdir. Çağ dışı diyeceklerdir. Paraların, kredilerin iş yaptığı dönemlerde böyle senetlerle iş mi olur diyeceklerdir. Dışarıda fırtınanın kopmakta olduğunu başka görenler de olacaktır. Onlar çözümleri merkezde arayanlardır. Merkezde gücü ele geçirip düzeni değiştireceğini sanma gafletindedirler. Merkezi emirlerle faizleri düşürerek faizi yeneceklerini sanmaktadırlar. Karşılıksız paraya faiz olsa ne olur, olmasa ne olur. Para karşılıksız olduktan sonra zaten batıldır. Batıl olanda enflasyon olmasın diye başka batılın derecesini düşürmek çözüm müdür? Tabi ki Akevler’in çözümleri pratik olmadığı için böyle son derece pratik (!) çözümlerle batış daha da hızlanacaktır. Tufan çok daha çabuk gelecektir.

 

 

Yalova, Teşvikiye; 27 Kasım 2021

M. Lütfi Hocaoğlu

 

 

 






Çok Yorumlanan Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1173
Ankebut Suresi Tefsiri 45. Ayet
2.07.2022 0 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1172
Ankebut Suresi Tefsiri 44. Ayet
25.06.2022 63 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1171
Ankebut Suresi Tefsiri 41. Ayet
18.06.2022 76 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1170
Ankebut Suresi Tefsiri 42. Ayet
11.06.2022 102 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1169
Ankebut Suresi Tefsiri 41. Ayet
4.06.2022 135 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1168
Ankebut Suresi Tefsiri 40. Ayet
28.05.2022 230 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1167
Ankebut Suresi Tefsiri 39. Ayet
14.05.2022 218 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1166
Ankebut Suresi Tefsiri 38. Ayet
7.05.2022 236 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1165
Ankebut Suresi Tefsiri 37. Ayet
30.04.2022 251 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1164
Ankebut Suresi Tefsiri 36. Ayet
23.04.2022 440 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1163
Ankebut Suresi Tefsiri 35. Ayet
16.04.2022 490 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1162
Ankebut Suresi Tefsiri 34. Ayet
9.04.2022 353 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1161
Ankebut Suresi Tefsiri 33. Ayet
2.04.2022 1001 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1160
Ankebut Suresi Tefsiri 32. Ayet
26.03.2022 898 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1159
Ankebut Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
19.03.2022 1184 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1158
Ankebut Suresi Tefsiri 29. Ayet
12.03.2022 1222 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1157
Ankebut Suresi Tefsiri 28. Ayet
5.03.2022 1046 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1156
Ankebut Suresi Tefsiri 27. Ayet
26.02.2022 2053 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1155
Ankebut Suresi Tefsiri 26. Ayet
19.02.2022 1042 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1154
Ankebut Suresi Tefsiri 25. Ayet
12.02.2022 1653 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1153
Ankebut Suresi Tefsiri 24. Ayet
5.02.2022 1347 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1152
Ankebut Suresi Tefsiri 23. Ayet
29.01.2022 1301 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1151
Ankebut Suresi Tefsiri 22. Ayet
22.01.2022 2063 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1150
Ankebut Suresi Tefsiri 21. Ayet
15.01.2022 1459 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1149
Ankebut Suresi Tefsiri 20. Ayet
1.01.2022 1448 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1148
Ankebut Suresi Tefsiri 19. Ayet
25.12.2021 1547 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1147
Ankebut Suresi Tefsiri 18. Ayet
18.12.2021 1561 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1143
Ankebut Suresi Tefsiri 14. Ayet
20.11.2021 1387 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1146
Ankebut Suresi Tefsiri 17. Ayet
11.12.2021 1084 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1145
Ankebut Suresi Tefsiri 16. Ayet
4.12.2021 1270 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1144
Ankebut Suresi Tefsiri 15. Ayet
27.11.2021 1561 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1142
Ankebut Suresi Tefsiri 13. Ayet
13.11.2021 1625 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1141
Ankebut Suresi Tefsiri 12. Ayet
6.11.2021 1677 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1140
Ankebut Suresi Tefsiri 11. Ayet
30.10.2021 1673 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1139
Ankebut Suresi Tefsiri 10. Ayet
23.10.2021 1702 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1138
Ankebut Suresi Tefsiri 9. Ayet
16.10.2021 1583 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1137
Ankebut Suresi Tefsiri 8. Ayet
9.10.2021 2069 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1136
Ankebut Suresi Tefsiri 7. Ayet
2.10.2021 1799 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1135
Ankebut Suresi Tefsiri 6. Ayet
25.09.2021 1814 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1134
Ankebut Suresi Tefsiri 5. Ayet
18.09.2021 1273 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1133
Ankebut Suresi Tefsiri 4. Ayet
11.09.2021 1995 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1132
Ankebut Suresi Tefsiri 3. Ayet
4.09.2021 1381 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1131
Ankebut Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
28.08.2021 1218 Okunma