Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1159
Ankebut Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
19.03.2022
1191 Okunma, 0 Yorum

ANKEBÛT SÛRESİ - 29. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ (30) وَلَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ (31)

Rabbim, bozanlar kavmine karşı bana yardım et, dedi. Elçilerimiz İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde kesinlikle biz bu kasabanın ehlini helak edenleriz, kesinlikle onun ehli, onlar zalimlerdir, dediler (30-31)

 

قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ

Rabbim, bozanlar kavmine karşı bana yardım et, dedi.

قَالَ: “Söyledi” demektir. Faili müstetir zamir olan هُوَ dir. Lût’a racidir. Söyleyen Lût’tur.

رَبِّ: “Rabbim” demektir. Aslında iki kelimeden oluşan bir isim tamlamasıdır. Sonunda “ben” anlamına gelen ي vardır.

رَبَّ + ي رَبِّي   رَبِّ

Aslında رَبَّ şeklinde sonu fethalıdır. Sonuna gelen ي nedeniyle fetha kesreye dönüşmüştür. Sonra da kesre ي ye delalet ettiği için ي hazf edilmiştir.

انْصُرْ: “Yardım et” demektir. Kökü نصر dir. Tehlike, savaş, kavga gibi durumlarda yardım etmek, hasmına karşı galip gelmesi için birine kuvvetle yardım etmek, sıkıntı durumunda sıkıntıdan kurtarmak için yardım etmek demektir. Günlük rutin işlerde yardım etmek anlamında değildir. خذل kökünün zıttıdır. Rabbinden yardım istemektedir. Dualar emir sıygasıyla gelir. Burada da ikinci tekil şahıs emir sıygasıyla gelmiştir.

ي: “Ben” demektir. Mensub muttasıl zamirdir. انْصُرْ emir fiilinin mef’ûlüdür.

انْصُرْنِي: “Bana yardım et” demektir. Araya gelen ن harfi okuma kolaylığı için gelmiştir. Türkçede böyle harflere kaynaştırma harfi denmektedir.

انْصُرْ + ي انْصُرْ + نِ + ي   انْصُرْنِـي

عَلَى: “Üzerine” demektir. Burada “karşı” anlamındadır. Harf-i cerdir. انْصُرْ fiilinde kendisine karşı yardım edilen bu harf-i cerden sonra gelir.

الْقَوْمِ: “Kavim” demektir. قوم kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan mastar olarak kalkıp bir hedefe yönelerek dik durmak manasındadır. Bu mastar manasından ortak bir hedefe yönelmiş insan topluluğu manasında ism-i cemdir (topluluk ismidir).

الْمُفْسِدِينَ: “Bozanlar” demektir. İkinci bâbdan فَسَدَ - يَفْسِدُ şeklinde bir işin veya bir şeyin yapısının bozulup daha kötü bir hale gelmesi manasındadır. İkinci bâb if’âl bâbına (أَفْسَدَيُفْسِدُ) tadiye etkisi ile gelir. Bir işin veya bir şeyin yapısını bozup daha kötü bir hale getirmek anlamına gelir.

الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ: “Bozanlar kavmi” demektir. Lût kavmi toplumun yapısını bozmaktaydı. Toplumun ahlakını bozmaktaydı. Düzeni bozmakta, düzensizlik oluşturmaktaydılar.

انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ: “Bozanlar kavmine karşı bana yardım et” demektir.

رَبِّ انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ: “Rabbim, bozanlar kavmine karşı bana yardım et” demektir.

قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ: “Rabbim, bozanlar kavmine karşı bana yardım et, dedi” demektir. Lût sıradan bir yardım istememektedir. Artık bu kavimden umudunu kesmiş ve zor durumda olanların istediği yardımı onlara karşı istemiştir. Onların düzelmesi beklentisi bitmiştir. Onlarla arasındaki münasebet artık tebliğ değildir. Zor duruma düşmüştür ve artık onların arasında bulunmanın zorluklarını yaşamakta, muhtemelen de kendini güvende hissetmemektedir, bundan dolayı da rabbinden yardım istemektedir.

 

وَلَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ

Elçilerimiz İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde kesinlikle biz bu kasabanın ehlini helak edenleriz, kesinlikle onun ehli, onlar zalimlerdir, dediler.

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. لَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ cümlesini قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ cümlesine atfetmektedir.

لَمَّا: “-ınca” demektir. Geçmiş zaman zarfıdır. لَمَّا dört şekilde kullanılır:

  1. Zarf olur: Kendisinden sonra mazi fiil gelir ve geçmiş zaman zarfıdır. Fiilin gerçekleştiği zamanı ifade eder yani mef’ûlün fihtir.
  2. Şart edatı olur: Şart cümlesi mazi fiil cümlesidir. Cevap cümlesi diğer şart edatlarında olduğu gibidir. Ancak cevap cümlesinin başında cevap edatı olarak yalnızca fâ-u cevabiyye değil, müfacee edatı olan إِذَا da olabilir veya kâne cümlesidir. Geçmiş zamanda şartı ifade eder.
  3. Nefy (olumsuzluk) edatı olur: Bir muzâri fiili cezm eder, anlamını mâziye çevirir. Yakın geçmiş zamanda olumsuzluğu ifade eder. Ancak burada farklı olan durum hükmün her an gerçekleşebilecek olması ama sözün söylendiği ana kadar gerçekleşmemiş olmasıdır. Bu nedenle Türkçeye çevrilirken “henüz olmadı” şeklinde çevrilir.
  4. İstisna edatı olur: إِنْ olumsuzluk edatıyla başlayan cümlede istisna edatı olarak gelir.

Burada geçmiş zaman zarfıdır. Kendisinden sonra mazi fiil gelmiştir.

جَاءَتْ: “Geldi” demektir. Mazi fiildir. Üçüncü şahıs dişildir (müennestir).

رُسُلُ: “Elçiler” demektir. رَسُول un çoğuludur. Sıfat-ı müşebbehedir. Kökü رسل dir. Dördüncü bâbdan gelmektedir. Bir mesajı ulaştıran, bir görevi yapan kimsedir.

نَا: “Biz” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir.

رُسُلُنَا: “Elçilerimiz” demektir. Görevlendirilen kimselerdir. Görevlerinin ne olduğu cümlenin devamından anlaşılmaktadır.

إِبْرَاهِيمَ: “İbrahim” demektir. Bir peygamberin özel ismidir.

بِ: “ile” demektir. Harf-i cerdir. Musahebe için gelmiştir. جَاءَتْ fiili ile geldiği zaman “ile geldi” anlamında olduğundan “getirdi” anlamına da gelir. Getirilen bu harf-i cerden sonraki kelimedir.

الْبُشْرَى: “Müjde” demektir. بشر kökünden gelmiştir. Birinci bâbdan بَشْرٌ mastarı deriyi soymak manasındadır. Bu manadan gelerek ıstılahi olarak soyulan derinin altından iyi bir şeyin ortaya çıkması anlamıyla بُشْرَى ortaya çıkan iyi haber olarak “müjde” anlamında isimdir. Aynı kökten gelen بَشَر “ölümlü” demektir. Deriyi soymak manasından gelerek بَشَر soyulan deri, gözenekli deri manasında “insan derisi” anlamında isimdir. Buradan ıstılahi olarak derisi olan manasında insan için “ölümlü” manasında kullanılan isimdir. Eril ve dişil için ortaktır. İkili بَشَرَانِ ve بَشَرَيْنِ dir. Çoğulu yoktur. Çoğul için de بَشَر kullanılır. Deri manasındaki بَشَر ise ism-i cinstir. Sonuna kapalı te alarak tekili elde edilir (بَشَرَة) ve çoğul çekimi vardır.

Bu kökün etimolojisini incelersek ش harfi ayrılmayı ifade eder. ر harfi ise tekrarı ifade eder. İkisi beraber olunca ayrılma fiilinin tekrarlanması yani bir yerden tekrarlı şekilde ayrılmaların olduğunu ifade eder. Bu şekliyle شر “tekrarlayan bir şekilde bir şeyden başka şeylerin ayrılıp yayılmasını, dağılmasını” ifade eder. Öncesinde gelen ب ev demektir. İçeriyi anlatır. Başlangıcı ifade eder. İçeriden başlayarak dışarıya doğru çıkışları gösterir. Kılın, terin çıktığı deriyi ifade eder. Böyle gözenekli deri sahibi olan varlıklara “ölümlü” anlamda بَشَر denmektedir. Müjde anlamındaki بُشْرَى da içeride duran bir iyi haberin dışarıya çıkması anlamındadır.

بِالْبُشْرَى: “Müjdeyle” demektir.

لَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى: “Elçilerimiz İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde” demektir. Burada müjdenin ne olduğu anlaşılmamaktadır. Başka ayetlere bakmamız gerekmektedir.

وَامْرَأَتُهُ قَائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِإِسْحَاقَ وَمِنْ وَرَاءِ إِسْحَاقَ يَعْقُوبَ

Karısı ayaktaydı da güldü. Onu (karısını) İshak’la ve İshak’ın arkasından Yakup’la müjdeledik. (Hûd 71)

Müjdenin İbrahim’in hanımına verildiğini bu ayetten anlıyoruz. Müjde, bir erkek çocuk doğurması (İshak) ve onun da erkek çocuğunun (Yakup) olacağıdır. Elçilerin görevlerinden birinin bu müjdeyi getirmek olduğunu anlıyoruz.

Burada dikkat çeken bir durum daha vardır. Arapça gramerde mutabakat denen bir durum vardır. Cümlenin öğelerinin tekillik-ikillik-çoğulluk, erillik-dişillik açısından birbirleriyle uyum içinde olmasıdır. Bu ayette mutabakat söz konusu değildir.

Fâil

Fiil

رُسُلُنَا

جَاءَتْ

Eril

Dişil

Fiil müennes (dişil), fâil ise müzekkerdir (erildir). Mutabakat yoktur.

Kuran’da başka ayetlerde aynı fiil ve faillerle bu mutabakatın olduğunu görüyoruz.

قَدْ جَاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِي قُلْتُمْ

Benden önce elçiler size beyyineleri ve dediğinizi getirmişti. (Ali İmran 183)

Bu ayette fiil de fâil de müzekkerdir (erildir). Mutabakat söz konusudur.

Fâil

Fiil

رُسُلٌ

جَاءَ

Eril

Eril

Fiil ve fâil veya nâib-i fâil arasında mutabakatla ilgili bir kural vardır:

Merfu öğe (fâil/nâib-i fâil/nâsih fiilin ismi) cem-i teksir ise fiil müennes de gelir, müzekker de gelir. Merfu öğe (fâil/nâib-i fâil/nâsih fiilin ismi) cem-i müzekker salim veya müzekker tesniye veya müfred müzekkerse fiil müzekker gelir. Yani cem-i teksir dışındaki müzekkerlerde fiil müzekker gelir.

Burada fâil (رُسُلُنَا) hakiki müzekker cem-i teksirdir. Cem-i teksirlerde ister müzekker, ister müennes olsun, ister hakiki ister mecazi olsun fiil müzekker de müennes de gelebilir. Burada fiil müennes (جَاءَتْ) gelmiştir. Cümle جَاءَ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى şeklinde de gelebilirdi.

Eğer fâil رُسُلُنَا değil de الْمُرْسَلُونَ olsaydı fiil her halükârda جَاءَ şeklinde müzekker gelmek zorundaydı.

Cemi mükesserlerde mutabakat olmamasının sebebi sayıların az ve çok olması ile ilgilidir. Mutabakat varsa fâil/nâib-i fâillerin sayısı çoktur, mutabakat yoksa sayıları azdır.

جَاءَ رُسُلٌ

Gelen elçilerin sayısı çok

جَاءَتْ رُسُلٌ

Gelen elçilerin sayısı az

فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَاءُوا بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُنِيرِ

Seni yalanladılarsa senden öncesinde, beyyineler ve kayıtlar ve aydınlatıcı kitap getiren elçiler yalanlandı. (Ali İmran 184)

Bu ayette mutabakat vardır.

Fâil

Fiil

رُسُلٌ

كُذِّبَ

Eril

Eril

Buna göre yalanlanan elçilerin sayısı çoktur. Beyyineler, kayıtlar ve kitap getiren elçilerin çok sayıda olduğu anlaşılmaktadır.

وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلَى مَا كُذِّبُوا وَأُوذُوا حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا

Yemin olsun, senden öncesinde elçiler yalanlandı da yalanlanmalarına ve yardımımız onlara gelene kadar eziyet edilmelerine sabrettiler. (En’am 34)

Bu ayette mutabakat yoktur.

Fâil

Fiil

رُسُلٌ

كُذِّبَتْ

Eril

Dişil

Buna göre yalanlanan elçiler az sayıdadır. Eziyet edilen ve onlara yardım gelmesi durumunda olan elçilerin sayısının az olduğunu anlıyoruz.

وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ امْرَأَةُ الْعَزِيزِ تُرَاوِدُ فَتَاهَا عَنْ نَفْسِهِ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا إِنَّا لَنَرَاهَا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

Şehirdeki kadınlar “azizin karısı gencinin nefsinden murad ediyor, sevgisi ona sızmıştır, kesinlikle biz onu açık bir sapkınlık içinde görüyoruz” dedi. (Yusuf 30)

Bu ayette mutabakat yoktur.

Fâil

Fiil

نِسْوَةٌ

قَالَ

Dişil

Eril

Söyleyen kadınların sayıları azdır.

Bu kurala göre لَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى cümlesinde İbrahim’e gelen elçiler az sayıdadır.

قَالُوا: “Dediler” demektir. Mazi, eril üçüncü şahıs çoğul fiildir. Bundan sonra iki cümle söylemişlerdir.

Birinci cümle: إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ

İkinci cümle: إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ

إِنَّا: “Kesinlikle biz” demektir. Aslı إِنَّنَا dır. Huruf-u müşebbehe bi-l fiilden olan إِنَّ ile “biz” anlamındaki zamir birleşince إِنَّنَا olmuş ve sonra okuma kolaylığından dolayı إِنَّا şeklinde kısaltılmıştır.

إِنَّ + نَا إِنَّنَا إِنَّا

مُهْلِكُو: “Helak edenler” demektir. Aslı مُهْلِكُونَ dir. Eril çoğul (cem-i müzekker salim) ism-i fâildir. İsim tamlamasında muzaf olduğundan sondaki ن düşmüştür. İkinci bâbdan هَلَكَ - يَهْلِكُ şeklinde bir kimsenin, bir şeyin yapısının bozulup iş yapamaz hale gelmesi, helak olması manasındadır. Lazım fiildir. İkinci bâb if’âl bâbına (أَهْلَكَيُهْلِكُ) tadiye etkisi ile gelir. Helak etti anlamına gelir.

أَهْلِ: Ehil demektir. ءهل kökünden gelmiştir. İkinci bâbdan mastar olarak birisini sorumluluğu ve himayesi altına almak, uyruğu haline getirmek manasındadır. Bu mastar manasından kendisinden sorumlu olunan, himaye altına alınan topluluk manasında أَهْل “ehil” anlamında camid isimden ism-i cemdir (topluluk ismidir).

Ehil ile benzer kelimelerin anlam farkını incelersek:

Kelime

Anlamı

أَهْل

Birbirinin sorumluluğunda olan topluluk

أَصْحَاب

Aynı zamanda aynı mekân içinde bir arada olan topluluk

قَوْم

Aynı hedefe yönelmiş topluluk

أُمَّةً

Başkanı olan her büyüklükteki topluluk

مِلَّة

Aynı inanca sahip büyük topluluk

إِخْوَانِ

Genetik kardeşler / vatandaşlar

هَذِهِ: “Bu” demektir. Yakın ism-i işarettir. Dişil tekildir.

الْقَرْيَةِ: “Kasaba” demektir. قري kökünden gelmiştir. İkinci bâbdan قَرْي mastarı bir şeyleri bir arada toplayıp bir müddet orada kalmasını sağlamak manasındadır. Bu mastar manasından bir şeyleri bir araya toplayan manasında ıstılahi olarak قَرْيَة insanları bir araya toplayıp orada kalmasını sağlayan olarak “kasaba” anlamında isimdir. Sonundaki ة sebebiyle lafzen dişildir. İkili قَرْيَتَيْنِ (mensub-mecrur) dir. Çoğulu قُرًى dır.

هَذِهِ الْقَرْيَةِ: “Bu kasaba” demektir.

أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ: “Bu kasabanın ehli” demektir. Bu kasaba içinde yaşayarak birbirlerinin sorumluluğunu alan topluluk demektir.

مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ: “Bu kasabanın ehlini helak edenler” demektir.

إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ: “Kesinlikle biz bu kasabanın ehlini helak edenleriz” demektir. Elçilerin söylediği ilk cümledir. إِنَّا نُهْلِكُ أَهْلَ هَذِهِ الْقَرْيَةِ şeklinde gelseydi “helak edeceğiz” demiş olurdu. Oysa “helak edenleriz” diyor. Buradan anlaşılmaktadır ki helak işlemi başlamıştır. Helak bir süreç içinde olmaktadır ve bu süreç başlamış ve devam etmektedir. Ehlini helak ettikleri kasaba için هَذِهِ الْقَرْيَةِ (bu kasaba) şeklinde yakın ism-i işaret kullanılmıştır. Bu kasabanın İbrahim’e yakın bir kasaba olduğu yakın ism-i işaretten anlaşılmaktadır. Bu kasabanın da Lût’un kavminin yaşadığı kasaba olduğunu öncesine atfedilmesinden ve sonraki ayetten anlıyoruz. Lût’un kavmi helâk ediliyordur, helak edilmeye başlanmıştır, helak edilme süreci içindedirler ama onlar bunun farkında değillerdir.

إِنَّ: “Kesinlikle” demektir. Huruf-u müşebbehe bi-l fiildendir.

أَهْلَ: “Ehil” demektir.

هَا: “O” demektir. Mecrur muttasıl zamirdir. هَذِهِ الْقَرْيَةِ (bu karye) ye racidir.

أَهْلَهَا: “Onun ehli” demektir. Bu karyenin ehlidir.

كَانُوا: Nakıs fiillerdendir. Burada mazi fiil olarak gelmiştir. Bu fiilin mastarının asıl anlamı “olmak” iken nakıs fiil olduğunda kendisinden sonra bir isim ve haber gelir. Asıl anlamıyla kullanıldığında tam fiil, bir isim ve haberden önce kullanıldığında nakıs (eksik) fiil denir. كَانُوا üçüncü şahıs eril çoğul fiildir ve sonundaki و zamirdir. “Onlar” anlamındadır. Merfu muttasıl zamirdir. Bu zamire cem vâvı denir. Kâne’nin ismidir.

ظَالِمِينَ: “Zalimler” demektir. İ’râbı mensubdur. Kâne’nin haberidir. Türkçede eziyet anlamında yanlış olarak kullanılmaktadır.

الظُّلْمُ: وَضْع الشيء في غير موضِعه

Zulüm: Bir şeyi kendi yerinin dışında bir yere koymak. (Lisanu-l A’râb)

ظلم kökünden iki bâbda fiiller gelir. İkinci bâbdan (ظَلَمَ - يَظْلِمُ) zulüm anlamında gelirken dördüncü bâbdan (ظَلِمَ - يَظْلَمُ) ظُلْمَة “karanlık” demektir.

Zulüm birisini, bir şeyi veya kendisini olması gereken gerçek konumda değil başka konumda bulundurmaktır. Bu nedenle birisine haksızlık etmek, birisine hakkını vermemek, suçsuz birisini suçlu konumuna sokmak, Allah’ın yerine Allah’ın kurallarına aykırı kurallar koyan şerikler edinmek zulümdür.

كَانُوا ظَالِمِينَ: “Onlar zalimlerdir” demektir.

إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ: “Kesinlikle onun ehli, onlar zalimlerdir” demektir. Elçilerin İbrahim’e söyledikleri ikinci cümledir. İnne cümlesinin haberi kâne cümlesi olarak gelmiştir. Şu şekillerde de gelebilirdi:

أَهْلُهَا ظَالِمُونَ

Onun ehli zalimlerdir.

Bu durumda şu anda zalimler olduğu bilgisine sahibiz. Geçmişte zalimler mi, bilmiyoruz.

إِنَّ أَهْلَهَا ظَالِمُونَ

Kesinlikle onun ehli zalimlerdir.

Bu durumda şu anda zalimler olduğu bilgisine sahibiz. Geçmişte zalimler mi, bilmiyoruz. Ancak burada düz isim cümlesinden farklı olarak tekîdli söylenmiştir. Şüpheler giderilmiştir.

كَانَ أَهْلُهَا ظَالِمِينَ

Onun ehli zalimlerdir / Onun ehli zalimler idi.

Bu durumda geçmişte zalimler olduğunu biliyoruz. Şu anda zalimliklerinin devam etmediği karinelere bağlıdır. Şu anda zalimliklerinin devam etmediğine dair karine varsa şimdi zalim değillerdir. Böyle bir karine yoksa şu anda da zalimlerdir. Bu şekilde söylenmesinin sebebi zalimliğin geçmişte başladığını ve şu anda da devam ettiğini ve o zamandan beri kesintisiz bir şekilde devam ettiğini göstermesidir.

Ayette ise إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ şeklinde gelmiştir. Hem inne hem de kâne kullanılmıştır. Kâne kullanılmıştır. Elçilerin İbrahim’le konuştuğu anda zalimliklerinin devam etmediğine dair bir karine olmadığı gibi devam ettiğini onları helak edecek olmalarından anlıyoruz. Yani zalimlikleri geçmişte beri kesintisiz bir şekilde (اتصال الزمان من غير انقطاع) devam etmektedir. İnne kullanılmıştır. Bu konuda kafalarda oluşacak olan tüm şüpheler giderilmiştir. Muhatapları İbrahim’dir ve çok yumuşak huyludur. Bu nedenle helak edilmeleri onu üzmekte, yeğeni Lût için de endişelenmektedir. Bu nedenle elçiler inne cümlesi ile konuşmaktadırlar.

Lût’un kavmi zalimdir. Çünkü erkekleri olması gereken gerçek konumda değil başka konumda bulundurmaktadırlar. Yol kesmekle haksızlıklar yapmaktadırlar.

قَالُوا إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ: “Kesinlikle biz bu kasabanın ehlini helak edenleriz, kesinlikle onun ehli, onlar zalimlerdir, dediler” demektir.

لَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ: “Elçilerimiz İbrahim’e müjdeyi getirdiklerinde kesinlikle biz bu kasabanın ehlini helak edenleriz, kesinlikle onun ehli, onlar zalimlerdir, dediler” demektir.

 

 

Yalova, Teşvikiye

19 Mart 2022

M. Lütfi Hocaoğlu

 






Çok Yorumlanan Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1173
Ankebut Suresi Tefsiri 45. Ayet
2.07.2022 19 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1172
Ankebut Suresi Tefsiri 44. Ayet
25.06.2022 73 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1171
Ankebut Suresi Tefsiri 41. Ayet
18.06.2022 90 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1170
Ankebut Suresi Tefsiri 42. Ayet
11.06.2022 105 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1169
Ankebut Suresi Tefsiri 41. Ayet
4.06.2022 139 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1168
Ankebut Suresi Tefsiri 40. Ayet
28.05.2022 234 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1167
Ankebut Suresi Tefsiri 39. Ayet
14.05.2022 222 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1166
Ankebut Suresi Tefsiri 38. Ayet
7.05.2022 240 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1165
Ankebut Suresi Tefsiri 37. Ayet
30.04.2022 256 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1164
Ankebut Suresi Tefsiri 36. Ayet
23.04.2022 444 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1163
Ankebut Suresi Tefsiri 35. Ayet
16.04.2022 518 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1162
Ankebut Suresi Tefsiri 34. Ayet
9.04.2022 357 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1161
Ankebut Suresi Tefsiri 33. Ayet
2.04.2022 1012 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1160
Ankebut Suresi Tefsiri 32. Ayet
26.03.2022 903 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1159
Ankebut Suresi Tefsiri 30-31. Ayetler
19.03.2022 1191 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1158
Ankebut Suresi Tefsiri 29. Ayet
12.03.2022 1225 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1157
Ankebut Suresi Tefsiri 28. Ayet
5.03.2022 1053 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1156
Ankebut Suresi Tefsiri 27. Ayet
26.02.2022 2062 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1155
Ankebut Suresi Tefsiri 26. Ayet
19.02.2022 1049 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1154
Ankebut Suresi Tefsiri 25. Ayet
12.02.2022 1663 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1153
Ankebut Suresi Tefsiri 24. Ayet
5.02.2022 1351 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1152
Ankebut Suresi Tefsiri 23. Ayet
29.01.2022 1303 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1151
Ankebut Suresi Tefsiri 22. Ayet
22.01.2022 2077 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1150
Ankebut Suresi Tefsiri 21. Ayet
15.01.2022 1468 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1149
Ankebut Suresi Tefsiri 20. Ayet
1.01.2022 1455 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1148
Ankebut Suresi Tefsiri 19. Ayet
25.12.2021 1552 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1147
Ankebut Suresi Tefsiri 18. Ayet
18.12.2021 1567 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1143
Ankebut Suresi Tefsiri 14. Ayet
20.11.2021 1391 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1146
Ankebut Suresi Tefsiri 17. Ayet
11.12.2021 1087 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1145
Ankebut Suresi Tefsiri 16. Ayet
4.12.2021 1274 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1144
Ankebut Suresi Tefsiri 15. Ayet
27.11.2021 1569 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1142
Ankebut Suresi Tefsiri 13. Ayet
13.11.2021 1631 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1141
Ankebut Suresi Tefsiri 12. Ayet
6.11.2021 1681 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1140
Ankebut Suresi Tefsiri 11. Ayet
30.10.2021 1677 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1139
Ankebut Suresi Tefsiri 10. Ayet
23.10.2021 1706 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1138
Ankebut Suresi Tefsiri 9. Ayet
16.10.2021 1587 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1137
Ankebut Suresi Tefsiri 8. Ayet
9.10.2021 2078 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1136
Ankebut Suresi Tefsiri 7. Ayet
2.10.2021 1803 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1135
Ankebut Suresi Tefsiri 6. Ayet
25.09.2021 1822 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1134
Ankebut Suresi Tefsiri 5. Ayet
18.09.2021 1277 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1133
Ankebut Suresi Tefsiri 4. Ayet
11.09.2021 1999 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1132
Ankebut Suresi Tefsiri 3. Ayet
4.09.2021 1386 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1131
Ankebut Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
28.08.2021 1222 Okunma