Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1147
Ankebut Suresi Tefsiri 18. Ayet
18.12.2021
969 Okunma, 0 Yorum

ANKEBÛT SÛRESİ - 17. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَإِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ (18)

Ve eğer siz yalanlarsanız sizden öncesinde ümmetler yalanlamıştı ve elçi üzerine yalnızca açıklayan ulaşma vardır. (18)

 

Cevap cümlesi

Şart cümlesi
Fiil
cümlesi

Vâv-u
isti’nâfiye

Ma'tûf
İsim cümlesi

Atıf
harfi

Ma'tûfun aleyh
Fiil cümlesi

Fâ-u
cevabiyye

مَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

وَ

قَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ

فَ

إِنْ تُكَذِّبُوا

وَ

 

وَ: “Ve” demektir. İsti’nâfiyye edatıdır. Öncesinde haber cümlesi vardır, sonrasında şart cevap cümlesi vardır. Anlamsal bir bağlantı vardır. İbrahim Peygamberin vesenlere ibadet ettiklerini söylemesini takiben bu bağ kurulmuştur. Bundan sonra gelenle vesenlere ibadet arasında manasal bir bağlantı vardır.

إِنْ: “İse” demektir. Şart edatıdır. Kendisinden sonra şart cümlesi gelir ve sonrasında cevap cümlesi gelir. Kendisinden sonra muzari fiil gelirse onu cezm eder. Mazi fiil gelirse mazi fiiller mebni olduğu için değişmez.

تُكَذِّبُوا: “Yalanlıyorsunuz, yanlışlıyorsunuz” demektir. Tef’îl bâbındandır. Sülasi fiili (كَذَبَ - يَكْذِبُ) “yalan, yanlış söylemek” demektir. Bir şeyi onda olmayan bir şeyle vasıflandırmak veya isimlendirmek manasındadır. Tef’îl bâbına gelince birisinin, birilerinin sözlerinin yalan veya yanlış olduğunu, yaptığı işlerin yanlış olduğunu iddia etmektir. Kasıtlı olarak yapılırsa yalan, kasıtsız olarak yapılırsa yanlış olur. Arapçada ikisi de aynı fiille ifade edilir. Fiil burada meczum muzaridir. Merfu hali تُكَذِّبُونَ dir. Öncesindeki إِنْ şart edatı nedeniyle cezm olmuştur.

إِنْ تُكَذِّبُوا: “Yalanlarsanız, yanlışlarsanız” demektir. Burada şart edatını takiben muzari fiil (تُكَذِّبُوا) gelmiştir. إِنْ den sonra mazi fiil gelmesi fiilin bir kere yapılıp tamamlandığını, muzari fiil gelmesi fiilin tekrarlandığını gösterir. Yalanlanmanın, yanlışlamanın tekrar tekrar yapıldığını gösterir. Burada yalanlanılan, yanlış yaptığı söylenilen hazf edilmiştir yani cümlede geçmemektedir. Bunun sebebi bu cümleye atfedilen cümleden kim olduğunun anlaşılmasıdır.

فَ: Cevap fâ’sıdır. Şart cümlesinden sonra cevap cümlesinin başına gelir. Bazı durumlarda cevap cümlesinden önce fâ (فَ) gelir, bazı durumlarda gelmez. Cevâp cümlesinin başında سَ, سَوْفَ, قَدْ bulununca fâ-ı cevabiyye (فَ) gelir. Burada da قَدْ geldiği için cevap fâ’sı gelmiştir.

قَدْ: Harftir. İsim cümlesinden önce gelmez. Her zaman olumlu fiillerden önce gelir, olumsuz fiillerden önce gelmez. Fiil ile arasında başka bir şey bulunmaz. Mazi fiilden önce geldiğinde tahkîk (gerçekleştirme) edatı (حَرْفُ التَّحْقِيقِ) veya tevakku (beklenti) edatı (حَرْفُ التَّوَقُّعِ) veya takrîb (yaklaştırma) edatı (حَرْفُ التَّقْرِيبِ) olur. Muzari fiilden önce gelirse tahkîk edatı olur. Bu ayette mazi fiilden önce gelen قَدْ tahkik edatıdır. Kesinlik ifade etmek için gelmiştir.

كَذَّبَ: “Yalanladı, yanlışladı” demektir.

أُمَمٌ: “Ümmetler” demektir. Tekili أُمَّة tir. ءمم kökünden gelmiştir. Birinci babdan أَمّ mastarı birisine ya da bir şeye yönelmek, ona uymak, onu öncü kılmak manasındadır. Bu mastar manasından aynı hedefe, aynı amaca yönelen topluluk manasında أُمَّة “ümmet” anlamında ism-i cemdir.

مِنْ: “-den” demektir. Harf-i cerdir.

قَبْلِ: “Önce” demektir. Zarftır.

كُمْ: “Siz” demektir.

قَبْلِكُمْ: “Sizden önce” demektir.

مِنْ قَبْلِكُمْ: “Sizden öncesinde” demektir. قَبْلَ den önce gelen مِنْ bu zarfa muayyenlik kazandırır.

Zarftan önce مِنْ harf-i cerinin gelip gelmemesi

قَبْلَكُمْ

Müphem

Sizden önceki herhangi bir zamanda

مِنْ قَبْلِكُمْ

Muayyen

Sizden önce belirli bir zamanda

قَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ: “Sizden öncesinde ümmetler yalanlamıştı” demektir.

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir. مَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ cümlesini قَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ cümlesine atfetmektedir.

مَا: “Değildir, yoktur” demektir. Olumsuzluk edatıdır.

عَلَى: “Üzerine” demektir. Harf-i cerdir.

الرَّسُولِ: “Elçi” demektir. Sıfat-ı müşebbehedir. Kökü رسل dir. Dördüncü babdan gelmektedir. “Bir mesajı ulaştırmak, bir görevi yapmak için çabalayarak elçi olan” demektir. Kuran’da peygamberlerin bazısı için resul, bazısı için nebi ifadesi kullanılmakta, bazısı için risaleti ulaştırma, bazısı için de nübüvvetin verilmesi ifadeleri geçmektedir. Âdem için hiçbiri geçmemektedir.

 

Nebi

Resul

Nübüvvet verilme

Risaleti ulaştırma

Âdem

 

 

 

 

İdris

 

 

 

Nuh

 

 

Hûd

 

 

 

Salih

 

 

 

İbrahim

 

 

Lût

 

 

 

İsmail

 

İshak

 

 

Yakup

 

 

Yusuf

 

 

 

Eyyüb

 

 

 

Şuayb

 

 

 

Musa

 

Harun

 

Davud

 

 

 

Süleyman

 

 

 

İlyas

 

 

 

Elyesa

 

 

 

Yunus

 

 

 

Zekeriya

 

 

 

Yahya

 

 

İsa

 

Muhammed

 

 

Resul dendiğinde hemen aklımıza yukarıda adları geçen Allah’ın gönderdiği elçiler gelmektedir. Oysa Kuran’a baktığımızda resulün sadece bunlarla sınırlı olmadığı görülmektedir.

قَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ أَغْرَقْنَاهُمْ

Nuh Kavmi, resulleri yalanlayınca onları boğduk. (Furkan 37)

Nuh kavminin yalanladıkları sadece Nuh değilmiş. Resuller dediğine göre en az üç resulü yalanlamışlar. Buradan Nuh’un yanında başka resuller de olduğunu anlıyoruz.

يَاأَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ (51) وَإِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ (52)

Ey resuller, tayyibattan yiyin ve salih amel edin. Kesinlikle ben amel ettiğinizi bilenim ve kesinlikle bu sizin tek ümmet olan ümmetinizdir ve ben sizin rabbinizim, bana ittika edin. (Müminun 51-52)

Burada hitap resulleredir. Günümüzdeki resulleredir. Çok daha ilginci resullere verilen ilk emir tayyibattan yemeleridir. Tayyibat Allah’ın yarattığına uygun olanlardır. GDO’lu besinler, yapay yemlerle beslenilmiş hayvanların etleri, tarım ilaçlı sebze ve meyveler habisattandır. Resullerin tayyibattan yemeleri gerekmektedir. Zaten sadece bu bile bu ayetin bu günümüz için çok daha uygun olduğunu göstermektedir. Resuller ancak düzgün beslenirlerse resullük yapabilirler. Sağlıklarını ancak böyle koruyabilirler. Sağlıklı olmadıkları sürece görevlerini yapamazlar. Beraberinde salih amel emredilmektedir. Devamında resullerin bir ümmet içinde oldukları anlaşılmaktadır. Burada geçen resulün çoğulu olan الرُّسُلُ cem-i mükesserdir (kırık çoğuldur). Zaten resul kelimesinin cem-i müzekker salimi (düzenli çoğulu) olmaz. Çünkü resullerin her biri birbirinden bağımsızdır ama resuller aynı ümmet içindedir. Resuller icracıdır. Uygulama yaparlar.

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ

Ey iman edenler, Allah’a itaat edin ve resule ve sizden olan iş sahiplerine itaat edin. (Nisa 59)

مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ

Kim resule itaat ederse Allah’a itaat etmiştir. (Nisa 80)

Resul görevli olmayı ifade eder. Bunun göstergesi olarak Kuran’da pek çok yerde resule itaat edin emri vardır ama bir kere bile nebiye itaat edin emri yoktur.

إِنَّا أَرْسَلْنَا إِلَيْكُمْ رَسُولًا شَاهِدًا عَلَيْكُمْ كَمَا أَرْسَلْنَا إِلَى فِرْعَوْنَ رَسُولًا (15) فَعَصَى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَأَخَذْنَاهُ أَخْذًا وَبِيلًا (16)

Size Firavun’a bir resul göndermemiz gibi sizin üzerinize şahit olan bir resul gönderdik. Firavun resule isyan etti. Onu (Firavunu) şiddetli ve kötü bir etki ile aldık. (Müzzemmil 15-16)

Resul olmak yönetici olmayı gerektirmez. Şahit resul olma kavramı vardır. Bu ayette de رَسُولًا şeklinde nekre gelmiştir. O nedenle yalnızca Muhammed Peygamber değildir. Günümüzdeki resulleri de kapsamaktadır. شَاهِدًا “ilmi yöntemlerle bilgi veren” demektir. Şahit bilgisine güvenilen kimsedir. Bilirkişidir. Eğer bilirkişilik daimî ise o zaman شَهِيد denir. Resulün sıfatı olan شَاهِدًا عَلَيْكُمْ ise “size karşı olan bilirkişi” demektir. Sizin bildiklerinizin tersini söyleyen, sizin hatalarınızın yanlışlığını ilmi metotlarla ortaya koyan kimse demektir. Firavuna giden elçi için de رَسُولًا nekre gelmiştir. Firavuna giden resulün Musa olduğunu biliyoruz. Burada da nekre gelmesi Musa’nın yönetici vasfıyla olan elçiliği değil, Firavuna karşı bilirkişilik yaptığı elçiliği olduğu içindir.

يَابَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي فَمَنِ اتَّقَى وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

Ey Âdem Oğulları eğer size sizden size ayetlerimi anlatan resuller gelirse kim ittika eder ve ıslah olursa onlara ne bir korku vardır ne de onlar hüzünleneceklerdir. (Araf 35)

Burada da hitap Âdem Oğullarınadır. Âdem’den beri tüm insanları kapsamaktadır. Günümüzü de kapsamaktadır. Kim ne zaman okursa o zamanı ilgilendirmektedir. Bu nedenle burada gelecek olan resuller günümüzdeki resullerdir.

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ فَلَمَّا جَاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللَّاتِي قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ

Melik dedi ki onu bana getirin. Ona resul gelince dedi ki rabbine dön, ona sor, ellerini kesen kadınların durumu nedir? (Yusuf 50)

Burada Yusuf’a melik tarafından gönderilen görevli elçiye resul denmiştir. Melik adına iş yaptığı için melikin elçisidir.

قَالُوا يَالُوطُ إِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُوا إِلَيْكَ

Dediler ki Ey Lût kesinlikle biz rabbinin resulleriyiz. Sana asla ilişemezler. (Hud 81)

Burada Lût kavmini cezalandırmak için gönderilenlere resuller denmektedir. Çünkü Lût kavmini cezalandırmak için görevlendirilmişlerdir.

إِذَا جَاءَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ

Sizden birine ölüm geldiği zaman resullerimiz onu vefat ettirir ve onlar geri kalmazlar. (Enam 61)

Bu ayette ölüm meleklerine resuller denmiştir. Çünkü vefat işiyle görevlendirilmişlerdir.

قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا

Dedi ki ben yalnızca sana temiz bir gulam hibe etmem için rabbinin resulüyüm. (Meryem 19)

Burada Meryem’e gelen de resuldür yani görevli elçidir ve görevi temiz bir çocuk hibe etmektir.

إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ (19) ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ (20) مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ (21)

Kesinlikle o yerleşik arşın sahibinin indinde kuvvet sahibi olan, orada itaat edilen, emin olan kerim resulün sözüdür. (Tekvir 19-21)

Kuran’ı yazmakla görevli olan resul anlatılmaktadır.

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

İkiniz Firavuna gelin, ikiniz deyin ki kesinlikle biz alemlerin rabbinin resulüyüz. (Şuara 16)

فَأْتِيَاهُ فَقُولَا إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ

İkiniz ona gelin, ikiniz deyin ki kesinlikle biz seni rabbinin iki resulüyüz. (Taha 47)

İlk ayette Musa ve Harun’a tek resul olduklarını söylemeleri emredilirken ikinci ayette iki resul olduklarını söylemeleri emredilmektedir. İlk ayette ikisi de aynı görevle görevliyken ikinci ayette ikisinin de görevleri ayrı ayrıdır. Görev bölüşümü yapılmıştır.

مَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولًا

Bir resul görevlendirene kadar azab edenler değiliz. (İsra 15)

Azab ancak resulden sonra gerçekleşmektedir. Önce bir görevli gönderilecek ve o görevini yapacak ve o topluluk onu dinlemeyecek, sonrasında azap gelecektir.

وَقَالَ الَّذِينَ فِي النَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ادْعُوا رَبَّكُمْ يُخَفِّفْ عَنَّا يَوْمًا مِنَ الْعَذَابِ (49) قَالُوا أَوَلَمْ تَكُ تَأْتِيكُمْ رُسُلُكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا بَلَى قَالُوا فَادْعُوا وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ (50)

Ateştekiler Cehennem yöneticilerine dediler ki rabbinizi çağırın da bizden bir dönem azabı hafifletsin. Dediler ki size beyyinelerle resulleriniz geliyor olmadı mı? Dediler ki tersine (geldiler). Dediler ki siz çağırın ve kâfirlerin çağrısı yalnızca dalaldır. (Mümin 49-50)

Bu ayetlerde Cehennem’de ateş içinde olanlara mutlaka resullerinin geliyor olduğu anlaşılmaktadır. Gelen resuller geçmişteki resuller değil, onlara gelen resullerdir. Bunu hem kâne cümlesinin haberinin muzari fiil cümlesi olmasından hem de gelme fiili olarak ciet değil ityan kullanılmasındandır. İtyan fiili sadece gelme değil, gelip etkileşmedir.

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

Yemin olsun size kendinizden bir resul gelmiştir. Sizin sıkıntı çekmeniz ona azizdir. Sizin üzerinize hırslıdır. Müminlere rauf, rahimdir. (Tevbe 128)

Bu ayette resul nekre gelmiştir. Sadece Muhammed Peygamber değil, günümüzdeki resulleri de kapsamaktadır. Kim okursa okusun kendi dönemiyle ilgilidir. Bizim için de günümüzü ilgilendirmektedir. Cümle yemin cümlesidir. Yani bu ayeti okuyanlardaki resul gelme tereddüdünü gidermek için böyle gelmiştir. Kim okursa okusun kendi içlerinden geleceği söylenmektedir. Bu resul görevlidir. Yöneticidir veya tebliğ etmektedir veya başka tür bir görevi vardır.

وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَسُولٌ فَإِذَا جَاءَ رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Her ümmet için bir resul vardır. Resulleri gelince onlara zulmedilmeden aralarında kıstla bitirilir. (Yunus 47)

Her topluluğun bir görevlisi vardır. Bu görevli aralarında ölçütle kararlara varır. Her şeyi yerli yerine koyar.

وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولًا أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللَّهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ

Yemin olsun, her ümmetin içine Allah’a ibadet edin ve Tağut’tan kaçının diyen bir resulü görevli gönderdik. Onlardan Allah’ın rehberlik ettiği kimse vardır ve onlardan üzerine dalaletin gerçekleştiği kimse vardır. (Nahl 36)

Her topluluk için bir resul yani görevli görevlendirildiği anlatılmaktadır. Görevinin Allah’a ibadeti ve Tağut’tan kaçınmayı sağlamak olduğu anlaşılmaktadır.

Resuller yalnızca Kuran’da geçen resuller değildir. Her dönemde resuller olur. Görevleri olur. Allah’ın dininin yani düzeninin gerçekleşmesi veya sürdürülmesi için uygulamalar yapanlar resullerdir.

عَلَى الرَّسُولِ: “Elçi üzerine” demektir.

إِلَّا: İstisna edatıdır.

الْبَلَاغُ: “Ulaşmak” demektir. بلغ kökünden birinci bâbdan mastardır. Bir şeye, bir yere, bir kimseye, bir sona ulaşmak manasındadır. Birinci babdan (بَلَغَ - يَبْلُغُ) bu anlama gelirken if’âl bâbına (أَبْلَغَيُبْلِغُ) tadiye etkisi ile gelir. Ulaştırmak anlamına gelir. Tef’îl bâbında (بَلَّغَيُبَلِّغُ) ise tadiye etkisine ilaveten teksir ve mübalağa etkisi vardır. Çok sayıda ulaştırmak anlamına gelir.

بلغ İf’âl bâbı

يَاقَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبِّي

Ey kavmim, yemin olsun size rabbimin risaletini ulaştırmıştım. (Araf 79)

Salih Peygamber

يَاقَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي

Ey kavmim, yemin olsun size rabbimin risaletlerini ulaştırmıştım. (Araf 93)

Şuayb Peygamber

فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ مَا أُرْسِلْتُ بِهِ إِلَيْكُمْ

Eğer dönerseniz size onunla irsal edildiğimi ulaştırmıştım. (Hûd 57)

Hûd Peygamber

 

بلغ Tef’îl bâbı

أُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي

Rabbimin risaletlerini size ulaştırıyorum. (Araf 62)

Nuh Peygamber

أُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي

Rabbimin risaletlerini size ulaştırıyorum. (Araf 68)

Hûd Peygamber

أُبَلِّغُكُمْ مَا أُرْسِلْتُ بِهِ

Onunla irsal edildiğimi size ulaştırıyorum. (Ahkaf 23)

Hûd Peygamber

يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ

Ey resul, rabbinden sana indirileni ulaştır ve eğer yapmazsan O’nun risaletini tebliğ etmemişsindir. (Maide 67)

Burada sana indirilen umumi ism-i mevsulle gelmiştir ve risaletin bu olduğu anlaşılmaktadır.

الْمُبِينُ: “Açıklayan, anlaşılır hale getiren” demektir. İf’âl bâbından ism-i fâildir.

بَيَانٌ “Açık, anlaşılır olma” demektir. بين kökünden ikinci babdan mastardır. “Başkasının ayırması, fark etmesi için bir şeyin çevresinden ayrılacak ve çevresindekilerden farklılaşacak şekilde sınırlarının belli olması” manasındadır. بَيْن “ara” demektir. Bununla ilişkilidir. İkinci bâb (بَانَ - يَبِينُ) if’âl bâbına (أَبَانَيُبِينُ) tadiye etkisi ile gelir. Açıklamak, anlaşılır hale getirmek anlamına gelir. Açık ve anlaşılır olan, açıklanan, anlaşılır hale getirilen haline gelir.

الْبَلَاغُ الْمُبِينُ: “Açıklayan ulaşma” demektir.

مَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ: “Elçi üzerine yalnızca açıklayan ulaşma vardır” demektir. Resul görevlidir. Uygulama yapmaktadır. Allah’ın dini yani düzeni için uygulamalar yapan topluluk vardır. Bu topluluktakiler müminlerdir. Bu müminlerin başkanı resuldür. Önceki cümlede yalanlanan, yaptığının yanlış olduğu söylenen kimsedir. Önceki cümlede hazf edilmişti. Sebebi bu cümleden anlaşılmasıdır. Hangi topluluk olursa olsun resullerin yaptıkları işler yanlış görülür. Çünkü resul o düzene uymayan işler yapar. O düzenin yanlışlıklarını ortaya döker. Resul Allah’ın dini yani düzeni için çalışır. Eğer Allah’ın dini yani düzeni o anda yoksa gelmesi için çabalar. Varsa o düzeni uygulamak için çalışır. Bu nedenle Kuran’da pek çok yerde resule itaat emredilmiştir. Resule ve müminlere sürekli yanlış iş yaptığı söylenmektedir. Mevcut düzenin içinde yaptıkları terstir. Genel uygulamalarla zıttır. Çünkü genel uygulamalar Tağut’un uygulamalarıdır. Bu durumda resule düşen bu ayette açıkça söylenmektedir ve önceki ayetlerle de bağlantılıdır. Burada kasr vardır. Resulün yapması gereken tek şey vardır. Resule düşen vesenlere dahil olup çoğunluğu ele geçirip topluluklara hâkim olmak değildir. Siyasi parti kurması ve iktidara talip olması değildir. Siyasi partiye katılıp o parti içinde yükselip çoğunluğun oylarını toplayarak gücü eline geçirmeye çalışmak da değildir. Yusuf suresinde geçen isimler (-izmler) için çalışmak da değildir.

مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا أَسْمَاءً سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

O’nun aşağısında ibadet ettikleriniz yalnızca sizin ve atalarınızın onları isimlendirdiği isimlerdir. Allah onlara hiçbir güç indirmemiştir. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. Yalnızca kendisine ibadet edilmesini emretti. Bu doğru dindir. Ancak insanların çoğunluğu bilmezler. (Yusuf 40)

Resule düşen çok açıktır. Yaptığı uygulamaları açık ve anlaşılır bir biçimde ulaşacak halde yapmaktır, başka bir şey değildir. Burada tebliğ değil belağ demiştir. Tebliğde mesaj tekrar tekrar iletilir. İblağ da denmemiştir. İblağda da mesaj bir kere ulaştırılır. Belağda ise kimseye bir şey ulaştırılmaz. Uygulama yapılır, uygulama ulaştırılmaz, uygulama kendiliğinden ulaşır. Bu uygulama sırasında kesinlikle yanlış yaptıkları söylenecek. Bu da doğru yaptıklarının delilidir. Resuller partiler kurmayacaklar, partilere katılmayacaklardır. Bunu yaptıkları anda Kuran’da şiddetle reddedilen çoğunluğa uyma durumuna düşerler.

وَإِنْ تُطِعْ أَكْثَرَ مَنْ فِي الْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ

Eğer yerdeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah’ın yolunda saptırırlar. Onlar yalnızca zanna uyarlar. Onlar yalnızca kafadan atarlar. (Enam 116)

Resuller tebliğ amacıyla kurulmuş olan değil de çoğunluğu ele geçirmek amacında olan bir partinin lideri olurlarsa o zaman resul olmayacaklardır ve bu durumda yapacakları çok açık bir şekilde şudur: çoğunluğa uymak. Çünkü amacı çoğunluğu ele geçirmek ve hâkim olmaktır. Şu anda mevcut olan ekonomik krizde ne yapacak bu lider: Asgari ücreti şu kadar yapın diyecek. Oysa Allah’ın dininde asgari ücret, azami ücret kavramı var mıdır? Allah’ın dini gelince zaten asgari ücret olmayacak demesi lazımken o da çoğunluğa uyacak ve kafadan atanlarla, zanna uyanlarla beraber hareket etmek zorunda kalacaktır. Faizi artırın ya da azaltın diyecek. Faiz haramdır da düşük faiz haram değil midir? Allah’ın dininde olmayan gelir vergileri, asgari ücret vergileri üzerinde vaatlerde bulunacaktır. Maaşları artırmalar, emeklilik, ek göstergeler gibi vaatleri bol bol yapacaktır. Çünkü ekseriyet demokrasisi de bir isimdir ve bu isim içinde başarılı olmak bol bol vaat etmeye dayanır. Bu isim içinde çalışmak, başarıyı elde etmeye çaba göstermek bu isme ibadet etmek demektir. Oysa resul bunu yapmaz. Resul bir uygulama yapar. Bu uygulamayı görev edinir. Kimse tarafından o göreve atanması gerekmez. Kendisini Allah’ın elçisi olarak görür ve uygulamasını insanlara ulaşılır kılar ve uygulamasını da açıklar ve açıkça yapar. Mevcut iktidara da ulaşır ve bunu uygulamasını ister. Sen oradan in, ben oraya çıkayım demez.

Vesenlerin düştükleri durum çok açıktır. Kurduğunuz vesen isterse %90 oy alsın, bu sistem içinde Allah sizi başarılı kılmayacaktır. Allah’ın istediği bu değildir. Allah’ın istediği O’nun dini yani düzeni için açık, anlaşılır, ulaşılabilir uygulama yapılmasıdır.

وَإِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ: “Ve eğer siz yalanlarsanız sizden öncesinde ümmetler yalanlamıştı ve elçi üzerine yalnızca açıklayan ulaşma vardır” demektir. Buradan resulün ve müminlerin yaptıklarının yanlış olduğunun söylenmesinin tekrarlarla gerçekleştiği görülmektedir. Siz Allah’ın dini için uygulamalar yaptığınızda defalarca kez yanlış yaptığınız söylenecektir. Siz ortaklık sistemini anlatın durun, onlar başarıyı mevcut işçilik düzeni içinde para kazanmak olarak gördükleri için sizi sürekli yanlışlayacaklardır. Hatta alay edeceklerdir. Oysa ortaklık sistemi parayı çoğaltmayı hedeflemez. Malı çoğaltmayı ve bunu da denge içinde yapmayı hedefler. İşçilik sistemi dengeyi bozar. Büyük sermaye sahibi patronlar son derece zengin iken sabit maaş verilen işçiler perişan bir hayat yaşarlar. Küçük sermayesi olan patronlar ise tam tersi bir duruma düşebilirler. İşçilerine sabit maaş verirler ve işler kötü gittiği anda borç içinde batarlar. Sistem de zaten bunu hedefler. Küçük sermayeler yok olur ve büyük zincir işletmeleri olan büyük sermaye sahipleri piyasaya hâkim olur. Herkes bunlara gönüllü köle olma yarışına girer. Vesenler içinde başarıyı umanlar da ülkeyi kalkındırdıklarını zannederler ancak sadece büyük sermaye sahiplerini kalkındırırlar. Zaman geçince bu büyük sermaye sahipleri de daha büyük olan küresel sermaye sahipleri tarafından yutulurlar. Faize dayalı para sistemi içinde vesenlerle başarılı olacağını umanlar resul olamazlar. Onlar sadece bu büyük ekseriyet yığını içinde sürüklenirler.

 

 

Yalova, Teşvikiye

18 Aralık 2021

M. Lütfi Hocaoğlu

 






Son Yorumlanan Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1151
Ankebut Suresi Tefsiri 22. Ayet
22.01.2022 46 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1150
Ankebut Suresi Tefsiri 21. Ayet
15.01.2022 72 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1149
Ankebut Suresi Tefsiri 20. Ayet
1.01.2022 161 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1148
Ankebut Suresi Tefsiri 19. Ayet
25.12.2021 154 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1147
Ankebut Suresi Tefsiri 18. Ayet
18.12.2021 969 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1143
Ankebut Suresi Tefsiri 14. Ayet
20.11.2021 764 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1146
Ankebut Suresi Tefsiri 17. Ayet
11.12.2021 480 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1145
Ankebut Suresi Tefsiri 16. Ayet
4.12.2021 691 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1144
Ankebut Suresi Tefsiri 15. Ayet
27.11.2021 1017 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1142
Ankebut Suresi Tefsiri 13. Ayet
13.11.2021 1044 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1141
Ankebut Suresi Tefsiri 12. Ayet
6.11.2021 1025 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1140
Ankebut Suresi Tefsiri 11. Ayet
30.10.2021 1004 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1139
Ankebut Suresi Tefsiri 10. Ayet
23.10.2021 1124 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1138
Ankebut Suresi Tefsiri 9. Ayet
16.10.2021 988 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1137
Ankebut Suresi Tefsiri 8. Ayet
9.10.2021 1469 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1136
Ankebut Suresi Tefsiri 7. Ayet
2.10.2021 1220 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1135
Ankebut Suresi Tefsiri 6. Ayet
25.09.2021 1209 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1134
Ankebut Suresi Tefsiri 5. Ayet
18.09.2021 669 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1133
Ankebut Suresi Tefsiri 4. Ayet
11.09.2021 1373 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1132
Ankebut Suresi Tefsiri 3. Ayet
4.09.2021 802 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1131
Ankebut Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
28.08.2021 617 Okunma