Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1135
Ankebut Suresi Tefsiri 6. Ayet
25.09.2021
1017 Okunma, 0 Yorum

ANKEBÛT SÛRESİ - 5. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَمَنْ جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ (6)

Kim cihad ederse yalnızca kendisi için cihad eder. Kesinlikle Allah alemlerden ganidir. (6)

 

وَمَنْ جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ

Kim cihad ederse yalnızca kendisi için cihad eder.

Cevap cümlesi

Şart cümlesi

فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ

مَنْ جَاهَدَ

 

وَ: Atıf harfidir. Önceki ayetteki مَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ اللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ اللَّهِ لَآتٍ şart-cevap cümlesine sonrasındaki مَنْ جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ şart-cevap cümlesini atfeder.

مَنْ: “Her kim” demektir. Şart edatıdır. Akıllı varlıklar için kullanılır. Kendisinden sonra şart cümlesi gelir ve sonrasında cevap cümlesi gelir. Kendisinden sonra muzari fiil gelirse onu cezm eder. Mazi fiil gelirse mazi fiiller mebni olduğu için değişmez. Burada kendisinden sonra gelen mazi fiil olan جَاهَدَ olduğu için bir değişiklik olmamıştır. Eğer muzari fiil olan يُجَاهِدُ olsaydı cezm olacak ve مَنْ يُجَاهِدْ şeklinde olacaktı.

جَاهَدَ: “Cihad etti” demektir. Bu fiilin fâili “o” anlamındaki müstetir هُوَ dir. جَهْد “çabalamak” demektir. Bir şey için bir iş için çaba sarfetmek, gayret göstermek, yorulmak manasındadır. جَاهَدَ ise müfâele bâbındadır.

جَهَدَ

جَاهَدَ

Sülasi 3. bab

Müfâele bâbı

 

Müfâele bâbının ana etkisi müşareket yani ortaklıktır. Sülasi fiilin ortasına gelen elif ortaklık etkisi yapar. Bu elif her zaman ortaklık etkisi yapmaz. Protosinaitik dilde elif aleftir ve öküzün başının resmidir. Güç ifade eder. İçine girdiği kelimeye yeni bir durum ekleme gücüne sahiptir. Sülasi bir fiilin başına gelerek if’âl babına geçirir ve böylece mef’ûlü olmayan bir fiile mef’ûl ekleyebilir, mef’ûlü olmayan bir fiilin fâilini mef’ûl haline getirip fâil ekleyebilir, bir mef’ûlü olan fiile yeni bir mef’ûl ekleyebilir, fâili başka bir zamana geçirebilir, fâili başka bir duruma geçirebilir. Sülasi bir fiilin birinci ve ikinci harfinin arasına gelerek müfâele bâbına geçirir ve böylece fiilin fâili ile mef’ûlünü fiili yapmada ortak haline getirir ki bu durumda lafzen mef’ûl olan manen fâildir. Yani fiili iki tarafta ortaklaşa yaparlar. Diğer bir etkisi mutabaattır (المتابعة). Bir işin sürekli ve kesintisiz olarak devam etmesidir. Elif ortaya gelerek fiilin lafzen daha uzun söylenmesine sebep olur ve bu da anlamsal olarak fiilin daha uzun süre gerçekleşmesini ifade eder. Böylece mutabaat etkisi bir işteki sürekliliğe ve sebata işaret eder. Burada da mutabaat etkisi söz konusudur. Çabalamadaki süreklilik ve istikrarı ifade eder.

Her zaman cihad olumlu mudur? Yani gösterilen çaba hep olumlu işler için midir?

Ayetteki geçiş

Meal

يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ

Ey nebi, kâfirlerle ve münafıklarla cihad et. (Tevbe 73, Tahrim 9)

جَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. (Tevbe 41)

وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا وَإِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا

İnsana anne-babasına iyiliği tavisye ettik ve eğer ikisi seninle ilmin olmayan bir şeyi bana ortak etmen için cihad ederse ikisine itaat etme. (Ankebut 8)

وَإِنْ جَاهَدَاكَ عَلَى أَنْ تُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا

Eğer ikisi seninle ilmin olmayan bir şeyi bana ortak etmen üzerine cihad ederse ikisine itaat etme. (Lokman 15)

Bu ayetlerde nebinin kâfirler ve münafıklarla cihad etmesi de anne babanın çocuğuyla Allah’a ortak etmesi için cihadı görülmektedir. Cihad etme hem olumlu hem de olumsuz işler içindir. Olumlu cihad Allah yolunda yapılan cihaddır.

Bu ayette cihadın olumlu ya da olumsuz işler için olduğuna dair bir ifade yoktur. Bu nedenle buradaki cihad genel anlamdadır. Hem olumlu hem de olumsuz amaçla yapılan işleri kapsamaktadır.

مَنْ جَاهَدَ: “Her kim cihad ederse” demektir. Burada şart edatını takiben mazi fiil (جَاهَدَ) gelmiştir. مَنْ den sonra mazi fiil gelmesi fiilin bir kere yapılıp tamamlandığını gösterir. Cihad bir kere yapılmış ve tamamlanmışsa anlamındadır.

فَ: Cevap fâ’sıdır. Şart cümlesinden sonra cevap cümlesinin başına gelir. Bazı durumlarda cevap cümlesinden önce fâ (فَ) gelir, bazı durumlarda gelmez. Bu fâ’ya fâ-ı cevabiyye denir.

Cevâp cümlesinin başına fâ-ı cevabiyye (فَ) gelmesi:

  1. Cevap cümlesinin başında سَ , سَوْفَ , قَدْ bulununca. Cevap fiili mazi ise ve başında قَدْ olmadan فَ varsa قَدْ var ve hazf edilmiş kabul edilir.
  2. Cevap fiili مَا veya لَنْ ile olumsuz olursa
  3. Cevap isim cümlesi olunca
  4. Cevap cümlesi harflerle başlayan mensuh isim cümlesi ise (İnne ve benzerleri, cinsini nefyeden Lâ gibi)
  5. Cevap fiili emir, nehiy, istifham gibi talep bildirirse
  6. Cevap fiili câmid fiilse (عَسَى, لَيْسَ, نِعْمَ, بِئْسَ, سَاءَ gibi)
  7. Cevap cümlesinin başında إِنَّمَا varsa
  8. Cevap cümlesi yeni bir şart-cevap cümlesi ise

Cevâp cümlesinin başına fâ-ı cevabiyye (فَ) gelmemesi:

  1. Cevap fiili olumlu muzari ise
  2. Cevap fiili لَا ile olumsuz muzari ise: Muzari fiilin başına gelen لَا muzari fiilin cezm edilmesini engellemez. Bu nedenle şart edatı muzariyi cezm ettiyse başına fâ-u cevabiyye gelmez.
  3. Cevap fiili başında قَدْ bulunmayan mazi fiilse
  4. Cevap fiili لَمْ ile olumsuz ise

Burada cevap cümlesinin başında إِنَّمَا vardır. Bu nedenle başına fâ-ı cevabiyye gelmiştir.

إِنَّمَا: Kasr edatıdır. “Yalnızca” anlamındadır.

Kasr (الْقَصْرُ) kelimesinin anlamı lügatte hapsetmek, kuşatmak, menetmek, kasmak, daraltmak, sıkıştırmak, sınırlamak, çevrelemektir. Hasr (الْحَصْرُ) kelimesi de yakın anlamlıdır. Hisar kelimesi de ve mahsur kelimesi de bu kökten türetilmiştir. Belagat alimleri bu iki kelimeyi de ıstılahı (terminolojik) olarak kullanmışlardır. Türkçede söylenmesi daha kolay olduğu için genellikle kasr kelimesi tercih edilmektedir.

Kasr kelimesinin ıstılahı (terminolojik) anlamı ise bir şeyi başka bir şeye özel bir yolla tahsis etmektir. Türkçe de terminolojik olarak daraltma kullanılabilir.

Kasrın öğeleri: Her kasrın olması gerekli olan iki öğesi vardır:

Maksur (الْمَقْصُورُ): Tahsis edilen öğedir.

Maksurun aleyh (الْمَقْصُورُ عَلَيْهِ): Kendisine tahsisin yapıldığı öğedir.

Kasr değişik şekillerde yapılabilmesine rağmen gramatik olarak iki şekilde yapılır.

Kasrın yapılma şekilleri:

  1. Nefy ve istisna edatı ile kasr: Maksurun aleyh istisna edatından sonra gelen öğedir. Maksur istisna edatından önceki öğelerden birisidir.

Maksurun aleyh

İstisna edatı

… diğer öğeler …

Maksur

… diğer öğeler …

Nefy edatı

(Olumsuzluk edatı)

Ör: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ

İlah yalnızca Allah’tır.

Burada maksurun aleyh اللَّهُ’tır. Maksur إِلَهَ’dir. İlahlık vasfı Allah’a tahsis edilmiştir.

  1. إِنَّمَا ile kasr: İnnema cümlenin başında gelir. Maksurun aleyh cümlenin sonunda bulunur. Maksur ise İnnema edatı ile maksurun aleyh arasındadır. Cümle hem fiil hem de isim cümlesi olabilir. Maksurun aleyh cümlenin sonunda bulunmak zorunda olduğu için onunla müteallak olup normal şartlarda kendisinden sonra gelmesi gereken öğeler kendisinden önce gelebilir.

Ör: إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ

Allah’tan O’nun kullarından yalnızca alimler haşyeder.

Burada maksurun aleyh cümlenin sonunda gelen الْعُلَمَاءُ yani alimlerdir. Maksur ise خَاشِي yani haşyedendir. Aslında gramatik olarak مِنْ عِبَادِهِ alimlerle (الْعُلَمَاءُ) ilişkilidir. Cümlede ondan sonra gelmesi gerekir. Ancak maksurun aleyh cümlenin sonunda bulunduğu için kendisinden sonra gelmesi gereken öğe kendisinden önce gelmiştir.

Gerçeklik açısından kasr iki şekilde olur:

  1. Hakiki kasr (الْقَصْرُ الْحَقِيقِي): Bu kasrda gerçekte maksur sadece maksurun aleyhe aittir. Başka kimseye ait olma durumu yoktur. Örneğin: “İlah yalnızca Allah’tır.” cümlesinde maksur ilah lafzı, maksurun aleyh Allah lafzıdır. İlahlık sıfatı gerçekte yalnızca Allah’a aittir ve böylece kasr hakiki olmuştur.
  2. İzafi kasr (الْقَصْرُ الإِضَافِي): Mecazi ya da gayri hakiki kasr da denir. Bu tür kasrda maksurun aleyhe kendi dışındaki varlıklara değil de sadece tek bir şeye nispetle herhangi bir vasfın tahsis edilmesi durumu vardır. Örneğin: “Hasan yalnızca doktordur.” cümlesinde maksur Hasan, maksurun aleyh doktorluktur. Hasan burada sadece doktorluğa tahsis edilmiş değildir. Başka özellikleri ve sıfatları vardır. Burada kastedilen başka şeylere nispetle doktorluğa tahsis edilmesidir.

 

Kasr öğelerine göre iki şekilde olur:

  1. Sıfatın mevsufa kasrı (قَصْرُ الصِّفَةِ عَلَى الْمَوْصُوفِ): Burada sıfattan kastedilen nahivde sıfat görevindeki öğe değildir. Sıfatsal özellik taşıyan kelimedir. Bu tür kasrda söz konusu sıfat bu mevsuftan başkasına ait değildir. Yani bu sıfat yalnızca bu mevsuftadır. Ancak o mevsufun başka sıfatları da olabilir. Buna engel olmaz. Bu tür kasr hakiki de olabilir, izafi de olabilir. Örneğin: “İlah yalnızca Allah’tır.” cümlesinde sıfat ilah lafzı, mevsuf Allah lafzıdır. İlahlık sıfatı yalnızca Allah’a aittir ve böylece sıfat mevsufa kasr edilmiştir. Allah’ın diğer birçok sıfatının olmasına engel değildir.
  2. Mevsufun sıfata kasrı (قَصْرُ الْمَوْصُوفِ عَلَى الصِّفَةِ): Bu tür kasrda söz konusu mevsufu nitelendiren başka sıfat yoktur. Yani bu mevsuf yalnızca bu sıfatla bilinir. Tek sıfatlı bir varlık olması neredeyse imkânsız olduğu için bu tür kasr hakiki olamaz, ancak izafi olabilir. Örneğin: “Hasan yalnızca doktordur.” cümlesinde sıfat doktorluk, mevsuf Hasan’dır. Hasan’ın sadece tek sıfatı olamayacağı için buradaki kasr hakiki değildir, izafidir. Ancak bazı mevsufların az sayıda sıfatı var ve mütekellim de bunlardan sadece birisinin olduğuna inanıyorsa (böyle olmadığı halde) mevsufun sıfata kasrı hakiki olur. Mütekellim yanıldığı için mütekellime göre hakiki kasrdır, gerçekte değildir.

Kasr muhatabın durumuna göre dört şekilde olur:

  1. Kalp kasrı (قَصْرُ الْقَلْبِ): Bu kasrda muhatabın inancına ters düşen bir tahsis vardır. Muhatabın inandığı düşünceyi ters çevirdiği için kalp kasrı denir. Örneğin: “İlah yalnızca Allah’tır.” cümlesinin söylendiği muhatap Allah’ın ilah olduğuna inanmıyorsa bu kasr kalp kasrıdır.
  2. İfrad kasrı (قَصْرُ الإِفْرَادِ): Bu kasrda muhatabın inancında var olan ortaklığı kaldırmak için yapılan tahsis vardır. Mevsufun sıfata kasrında bir mevsufta birden fazla sıfatın ortak olarak var olduğuna inanan bir muhatap varsa veya sıfatın mevsufa kasrında bir sıfatta iki mevsufun müşterek olduğuna inanan bir muhatap varsa bunun için yapılan kasr ifrad kasrıdır. Örneğin: “İlah yalnızca Allah’tır.” cümlesi sıfatın mevsufa kasrıdır (ilahlık Allah’a tahsis edilmiştir) ve bunun söylendiği muhatap Allah’ın ilah olduğuna inanıyor, ancak ilahlık sıfatının Allah dışında başkalarında da olduğuna inanıyorsa bu kasr ifrad (tekleştirme) kasrıdır. “Hasan yalnızca doktordur.” cümlesi mevsufun sıfata (Hasan doktorluğa tahsis edilmiştir) kasrıdır. Bunun söylendiği muhatap Hasan’ın hem doktor hem de şair olduğuna inanıyorsa buradaki kasr ifrad (tekleştirme) kasrıdır.
  3. Tayin kasrı (قَصْرُ التَّعْيِينِ): Bu kasrda muhatabın bir kanaate varmadaki kararsızlığını ortadan kaldırmak için yapılan tahsis vardır. Muhatabın tereddüdüne son vermek için kasr yapılır. Örneğin: “İlah yalnızca Allah’tır.” cümlesinin söylendiği muhatap Allah’ın tek ilah olduğu konusunda tereddüt içindeyse bu kasr tayin kasrıdır.
  4. Beyan kasrı (قَصْرُ الْبَيَانِ): Bu kasrda muhatap cümledeki hükmü reddetmemektedir ya da zaten bilmektedir. Bu tür kasrla mütekellim muhataba bu hükümdeki kasrı beyan etmiş olmaktadır ya da hatırlatmaktadır. Örneğin: “İlah yalnızca Allah’tır.” cümlesinin söylendiği muhatap bunu bilmekte ve kabul etmekteyse, ona belli bir konu nedeniyle hatırlatma yapmak için yapılıyorsa bu kasr beyan kasrıdır. İnnema ile yapılan kasrda muhatabın durumu bilinmiyorsa beyan kasrı kabul etmek uygundur.

يُجَاهِدُ: “Cihad eder” demektir. Şartın cevap cümlesinde muzari fiil olarak gelmiştir. Zaten şart cümlesindeki mazi fiil de geçmiş zaman anlamında değil, bir kereliği göstermektedir.

لِ: “İçin” demektir. Harf-i cerdir.

نَفْسِ: “Can” demektir. نفس kökünden gelmiştir. İkinci babdan mastar olarak birisinin bir başkasından ayrılarak ayrıldığı varlıktaki özellikleri ve sıfatları taşıyarak yeni bir varlık olması manasındadır. Bu mastar manasından ayrılan yeni varlık olarak “can” anlamında camid isimdir. Dişildir. Çoğulu أَنْفُس ve نُفُوس dur.

هِ: “O” demektir. Aslı هُ dur. Muzafun ileyh olduğu kelime نَفْسِ kesre ile bittiğinden هِ şeklinde kesreli olmuştur.

نَفْسِهِ: “Kendisi” demektir. نَفْس kelimesi tekillik-ikillik-çoğullukta kendisine uyan bir zamire muzaf olursa “kendisi-kendileri” anlamına gelir (onun canı=kendisi).

Kuran’da geçişi

Anlamı

أَنْفُسَكُمْ

Kendiniz

أَنْفُسَهُمْ

Kendileri

أَنْفُسَنَا

Kendimiz

نَفْسَكَ

Kendin

نَفْسَهُ

Kendisi (eril)

نَفْسَهَا

Kendisi (dişil)

نَفْسِي

Kendim

 

لِنَفْسِهِ: “Kendisi için” demektir.

يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ: “Kendisi için cihad eder” demektir.

إِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ: “Yalnızca kendisi için cihad eder” demektir. Burada innema ile kasr yapılmıştır. Kasr açısından analiz yaparsak:

إِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ

Maksurun aleyh

لِنَفْسِهِ

Maksur

مُجَاهِد

Gerçeklik açısından kasr

İzafi kasr. Cihad yalnızca kendisi için yapılmaz. Başkaları için de olabilir. Bu nedenle izafilik vardır.

Öğelerine göre kasr

Sıfatın mevsufa kasrı. Burada mevsuf olan kendileri maksurun aleyh, sıfatsal özellik taşıyan mücahid kelimesi maksurdur. Bunun için sıfat mevsufa kasr edilmiştir.

Muhatabın durumuna göre kasr

Beyan kasrı. Başka bir karine olmadığı takdirde innema ile yapılan kasr beyan kasrıdır. Burada muhataba beyan vardır. Muhatap söylenen sözü reddetme ya da şüphelenme durumunda değildir. Bu nedenle bu kasr beyan kasrıdır.

 

Cihad edenin mücahidliği kendisine tahsis edilmiştir. Gerçekte yalnızca kendisine değildir. Bu nedenle izafidir ama öncelik kendisidir. Cihad eden cihad ederken öncelikle kendisi için cihad etmektedir. Bu nedenle bu şekilde kasr kullanılmıştır.

مَنْ جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ: “Kim cihad ederse yalnızca kendisi için cihad eder” demektir. Burada cihad genel anlamdadır. Mef’ûlü yoktur. Cihad edilen kimse cümlede geçmemektedir. Cihadın ne uğruna yapılacağı da cümlede yoktur. İster hak yolda ister batıl yolda cihad etsin, sonuçta yapılan her çabalama kendisi için olacaktır.

Hak yolda cihad temel olarak Allah yolunda cihaddır. Allah yolunda cihad öyle sonuç doğurmalıdır ki faydası cihad edene olmalıdır. Bir nevi bir taşla iki kuş vurmadır. Hem Allah yolunda cihad ediyorsun, ahiretini kazanıyorsun hem de kendin için çaba göstermiş oluyorsun. Buradan anlıyoruz ki Allah yolunda cihad etmek bu dünya hayatını güzelleştirmeyi sağlamalıdır da.

Batıl yolda cihad Kuran’dan anladığımız kadarıyla Allah’a şirk için yapılan cihaddır. Allah’a şirk demek Allah’ın doğal ve sosyal kanunlarına aykırı kurallar koymaktır. Bu yolda çaba gösterenler batıl yolda cihad etmektedirler. Kuran’da buna örnek olarak ilginç bir şekilde anne-babanın çocuğunu şirke zorlamak için çocuklarıyla cihad etmeleri gösterilmektedir. Niçin anne-baba çocuğuyla bunun için cihad etsin? Buradan anlıyoruz ki çocukları şirkten uzak duran birisidir. Günümüz bu örneklerle doludur. Kişi için en zor olan anne-babasıyla yapacağı cihaddır. Kuran hem anne-babaya ihsanı emreder hem de şirke zorlamaları durumunda onlara itaat etmemeyi ama bu durumda bile onlara eşlik etmeyi yani onlardan uzak durmamayı emreder. Anne-babanız şirk düzeni içinde yaşamaya alışmıştır. Siz ise şirk düzenini benimsememişsinizdir. Alışılan düzene uymamanız onlar başta olmak üzere çok kimseyi rahatsız etmektedir. Sizden de şirk düzenine uymanızı istemektedirler. Bunun için de sizinle cihad etmektedirler. Büyük bir gayret ve çaba ile sizi de düzene uydurmak istemektedirler. Size emredilen onlara itaat etmemenizdir.

Batıl yolda cihad eden kendisi için nasıl cihad etmektedir? Aslında kendi dünyası için cihad etmektedir. Amacı kendi iyiliğidir. Belki de dünya hayatında rahat edecektir, geçici bir iyilik yaşayacaktır. Ancak yaptığı bu cihad yani bu üst düzeyden gayret ahiretini kaybettirmektedir. Aslında bu dünyada uzun dönemde zararına olacaktır. Batıl yoldaki cihadlar uzun dönemde herkese zarar verecektir ve hüsran ile sonuçlanacaktır.

Covid19 aşılarına insanları zorlayanlar büyük bir gayret ve çaba içindedirler yani cihad etmektedirler. İlaç firmalarını temsil edip de insanların aşıya zorlanılmasını isteyen bu üstün bilim adamları (!) büyük bir cihad içindedirler. Aşılarını tamamlayan ülkelerin durumlarını gözlerine soksanız da fark etmemekte cihadlarına devam etmektedirler. Kendileri için, kendi dünyaları için, kendi taraftarları için cihad etmektedirler.

Covid19 aşılarının insanlara baskı ile yapılmasını istemeyen, gönüllülük ilkesine dayanmasını isteyenler de cihad etmektedirler. Öncelikle sağlıklarını korumak istemekte, içinde antijenik materyaller içeren ve ileride otoimmün hastalıklara yol açabilecek olan sıvıları vücutlarına almak istemeyerek cihad etmektedirler. Böylece kendileri için, kendileri gibi düşünenler için cihad etmektedirler. Kendi sağlıklarını korumak istemektedirler. Aynı zamanda bunun yanlışlığını insanlara göstererek onların da zarar görmesini istemeyerek sevap kazanmakta ve ahiretleri için de sevap biriktirmektedirler.

 

إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ

Kesinlikle Allah alemlerden ganidir.

إِنَّ: İnne ve benzerlerindendir. Te’kid yani pekiştirme harfidir. İsim cümlesinin anlamını te’kid eder.

İnne ve benzerleri isim cümlesinin önüne gelen harflerdir, mübtedayı mensub yaparlar, haberi ise merfu olarak bırakırlar.

Bundan sonra artık mübteda innenin ismi, haber innenin haberi olur.

اللَّهَ: Alemlerin rabbinin özel ismidir. İnnenin ismidir.

لَ: Başlama lâmıdır. İsim cümlesinde mübtedanın başına gelen fethalı te’kid lâmı (başlama lâmı=lâmu-l ibtidaiyye) inne cümlesinin hem isminin hem de haberinin başına gelebilir. Burada da innenin haberinin başına gelmiştir. Te’kîd amacıyla gelir.

غَنِيٌّ: “Zengin” demektir. فَقِير (fakir) in zıttıdır. Sıfat-ı müşebbehedir. Kökü غني dir. Dördüncü babdan gelmektedir. Lazım fiildir. Kendi kendine yetmek, kendisinden başkasına ihtiyacı olmamak manasındadır. Sübut ve devam özelliği olan bir sıfattır. Böyle sıfatlara sıfat-ı müşebbehe denir. فَعِيل kalıbından gelmiştir. Bu kalıbın sakin (harekesiz) ي harfi ile kökün son harfi olan harekeli ي idgam edilmiştir.

غَنِييٌ غَنِـيٌّ

Çoğulu أَغْنِيَاءُ dur.

عَنِ: “-den” demektir. Harf-i cerdir. Aslı عَنْ dır. Sonrasında الْعَالَمِينَ harekesiz olduğu için okuma kolaylığından dolayı sakin olan nun harfi kesreli hale gelmiştir.

غَنِيٌّ عَنْ: “İhtiyacı olmayan” demektir. غَنِيٌّ sıfatı عَنْ harf-i ceri ile kullanıldığında “zengin” olan anlamı “-a ihtiyacı olmayan” şekline dönüşür. عَنْ harf-i cerinden sonraki gelene ihtiyacı yoktur.

الْعَالَمِينَ: “Alemler” demektir. عَالَم “alem” demektir. علم kökünden gelmiştir. İkinci babdan عَلْمٌ mastarı bir şeyle, bir işle, bir sıfatla ya da bir belirti ile bir şeyi, birisini tanımlamak, karakterize etmek, sınıflamak manasındadır. Bu manadan gelerek عَالَم kendine has özellikleri ile çevresinden ayrılan, tanınan, aynı özelliğe sahip olup bu özellikleri ile diğerlerinden ayrılarak sınıflandırılan topluluk manasından “alem” anlamında camid isimden ism-i cemdir. Lafzen tekildir ama topluluktaki her birey de manen tekili olacağından içeriği ile çoğuldur. Bu durum ism-i cemlerin özelliğidir. Çoğulu عَالَمِينَ dir. الْعَالَمِينَ kurallı erkek çoğuldur ve Kuran’da hep bu şekilde geçmektedir. Âkil varlıklar için kullanılır. “Birbirinden farklı vasıflara sahip topluluklar” demektir.

غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ: “Alemlere ihtiyacı olmayan” demektir.

إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ: “Kesinlikle Allah alemlere ihtiyacı olmayandır” demektir. Burada inne kullanılması muhatabın tereddütlerinin giderilmesi içindir. Aynı zamanda içinde başlama lâmının olması da te’kîdi üçe çıkarmaktadır. İnne’deki iki nûn ve başlama lâmı üç te’kîd etmektedir. Yani “kesinlikle ve kesinlikle ve kesinlikle” anlamındadır. Te’kîdsiz olsaydı اللَّهُ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ şeklinde olacaktı. Allah’ın topluluklara ihtiyacı yoktur, Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Her kim cihad ederse kendisi için cihad eder. Allah’ın bu cihaddan bir fayda elde etmesi söz konusu değildir. Elde edilecek fayda cihad edenin kendisi içindir. Batıl cihad edenlerin de Allah’a bir zarar vermesi söz konusu değildir. Allah’a kimse bir zarar veremez. Batıl yolda cihad edenlerin cihadına karşı onlarla cihad edenlere de Allah’ın ihtiyacı yoktur. Allah alemlerden ganidir.

 

Yalova, Teşvikiye; 25 Eylül 2021

M. Lütfi Hocaoğlu

 

 






Son Yorumlanan Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1144
Ankebut Suresi Tefsiri 16. Ayet
4.12.2021 17 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1143
Ankebut Suresi Tefsiri 15. Ayet
27.11.2021 48 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1142
Ankebut Suresi Tefsiri 13. Ayet
13.11.2021 110 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1141
Ankebut Suresi Tefsiri 12. Ayet
6.11.2021 794 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1140
Ankebut Suresi Tefsiri 11. Ayet
30.10.2021 751 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1139
Ankebut Suresi Tefsiri 10. Ayet
23.10.2021 894 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1138
Ankebut Suresi Tefsiri 9. Ayet
16.10.2021 809 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1137
Ankebut Suresi Tefsiri 8. Ayet
9.10.2021 1286 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1136
Ankebut Suresi Tefsiri 7. Ayet
2.10.2021 1048 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1135
Ankebut Suresi Tefsiri 6. Ayet
25.09.2021 1017 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1134
Ankebut Suresi Tefsiri 5. Ayet
18.09.2021 489 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1133
Ankebut Suresi Tefsiri 4. Ayet
11.09.2021 1085 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1132
Ankebut Suresi Tefsiri 3. Ayet
4.09.2021 606 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1131
Ankebut Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
28.08.2021 416 Okunma