Özer Ataç
Yeni (den) orta Çağ 4
3.03.2026
1297 Okunma, 0 Yorum

Sezgi,  algıyı mat eder.

 

Makaleye başladığımda abd , İsrail ve ortakları İran’a yönelik, rejimin en tepesini yok etme (dekapitasyon) operasyonunu başlatmıştı. “İran’ı özgürleştirmek”için bombalıyorlar. Özgürlük için bombalama;  bu iki zıt kavram  yeni değil. Bu yeltenişe  hilafsız hükümranların karnesi diyebiliriz.

İran’daki rejimi kuranlar, sertleştirenler; diktatörleri menfaatlerince  tolere edenler; milletleri bilimin aydınlığına güdümsüz, ikonsuz, akıl vicdan eşliğinde ulaşmasına engel olanlar;   kamusal eğitimin tekamül  yatağında akışına   engel olanlar, bu yollara  barikatlar  kuranlar   kim?!  

 

Bu sorunun cevabı çok açık;  sözde oyun kurucular.

 

Onlar şimdi  kurdukları  oyunu bombalıyor.  Oysa bu bombalar  o topraklarda yaşayanları    güçlendirecek !?  Tıpkı,  “özgürlük için bombalama” zıtlığı gibi.  Tıpkı, abd nin gelecekteki sahiplerinin  Afrika kökenli Amerikalılar olması gibi.

 

*

 

Bedenleri oyuncu kıvamında kullanan insan ruhları, böyle “turnikelerden” sayısız defa geçti. Bu açıdan  bakınca, kifayetsiz yaşamlarımızda abartılan ölümün, tekamül hedefli  hesap yenileme geçişi olduğunu,  geceleyin sonsuz görülen gökyüzüne ya da James Webb Uzay Teleskobunun yayınlanan görüntülerine bakarak seze-bilir. “Bilir”  olasılık ekini ibreti idrak etmek isteyenler için  kullandım.  Kim bilir, Kisraların zulümat ordularının şimdilerde  hak yasası icabı İran’da yaşama doğmadıklarını?!  Bilinmezler olasılıklara hayat veriyor; bilesiniz.     

 

*

    

Nereye baksak, hangi otoriteyi  dinlesek,  insanlığı ve doğayı  pandemi ötesine  savuracak salgın savaş  hazırlıkları  beyanlarına tanık oluyoruz.  İkinci Dünya Savaşından sonra “böyle yıkım ve ölümler bir daha olmasın,” diye oluşturulan uluslararası kurumlar;    abd iktidarınca  yok sayılıyor.   Bozarak, el koyarak, bombalayarak yeniden büyük Amerika  kuracakmış.

 

Galip devletlerin kendi  yararlarına  1950 yıllarında kurdukları dünya düzeni,  aradan on yıl geçmeden  Çin, Güney Doğu Asya,  Afrika , Orta Doğu, Latin Amirika’da  hata uyarıları yaptı.  “Düzeltiriz,” dediler; düzelmedi.  Hükümranların kafalarındaki “simetri” bozuldu.

 

Güçlünün, “ ben yaptım, oldu!”  demesi  geçerli değil.  “Geçerli”olduğuna dair   görüntü ve teyitler,  güçlünün sonunu öngörülmez yapıyor.  Kur’an’da kayıtlı sivrisinek metaforu basitliğin öngörülmez  hakimiyetini hatırlatan,    her daim yol gösterici deniz feneridir. (1)

 

Hukuk, vicdan tanımayan küresel hükümranlık, olasılık hesaplarında bunu öngörmüyor. Kurduğu ilkeleri  tanımamak, kendi  yıkımını da oynamaktır.  Failin hüsranı bu olacak. (2) Bu olasılık kalp krizi gibi  beklenmedik anda ölümün vuku bulması ya da    öngörülmez afetlerin aniden ortaya çıkmasını andıracak.  

 

 

Siz bakmayın meteorolojinin    iklim   tahminlerinin  tutarlığına. Bu doğanın rutin suretidir. Doğanın asıl derinliği,  yani iç yüzü öngörülmez.  İnsan böyle dönemlerde yağmurlu gecelerde şimşek çakmasının  aydınlığını yaşar.  Doğa, öngörülmesine izin verdiği olasılıklar,  doğanın yüzeyi, sahnesidir.

 

İnsanlık rutin fırsatını  doğa ile barışık medeniyet kurmaya hasretmeliydi.  Fakat ilahlık (hükmetme) tutkusu,  bu  yaşamsal fırsatı önemsemedi.   Bu yüzden  öngörülebilirlik,   öngörülmezliği büyütüyor.  Çünkü hükümranlığı eline geçiren insan,  bu hükümranlığın nimetlerine kanıyor,  aldanıyor.

 

Buna karşın yokluktan gelen,  halkın bağrından çıkıp hükümran olanlar,  bu tehlikeleri  seziyorken,   yine de   güven halkalarına mahkum oluyorlar.   Onları muhtemel tehlikeye karşı tedbirli olmaları için ikna  edemiyorlar. Sezmek, nimet ile uyumdan kaynaklanıyor. Bu uyum çileli hak edişin eseridir. Diğer taraftan sezgi yoksunluğu,  konforun türevidir.    Biliyoruz,  her nimetin külfeti  var. Külfeti bilinmeyen, yaşanmayan nimet tehlikelidir. Çünkü böyle nimetler,  gaflet tuzağını derinleştirir.     

*

 

Yeniden Orta Çağ’a girdik. “Diplomasi” mavalıyla o çağı aştığımızı sanıyorduk. Aslında Orta Çağ ilişkilerinden hiç çıkamadık.  Küresel zorbalar ne yapsa, yer yüzünü kaostan esenliğe eriştiremiyor.   Buyurun:  

 

-Diplomat A. Wess Mitchell’e göre  “ Trump , ‘sağlamlaştırma’ olarak adlandırılan bir politika izliyor. Bu politika, kısa vadeli riski uzun vadeli kazançlarla takas ediyor.”

-Siyaset bilimci John Mearsheimer : “Trup’un ikinci dünya savaşından sonra doğan ve artık ülkesi için zararlı bulduğu uluslararası düzeni sona erdirmeye çalışıyor.”

-Emanuel Macron (15.01.2026): “Özgür kalmak için korkulan olmak gerekir; korkulan olmak için güçlü olmak gerekir. Bu denli acımasız dünyada güçlü olmak için savunma üretiminde daha hızlı daha güçlü hareket etmek gerekir.”

-Amerikalı savaş danışmanı Stephan Miller: “Savaş sonrası kurulana uluslararası düzenin ‘maskaralıklarına’ son vermek ve yerine, ‘nüfuz, zorbalık ve güç tarafından yönetilen’ yeni düzen getirmek.” (3)

 

*

Bu bağlama K.Erten’in  çıkarsama ve yorumumu ekliyorum.

 

Aracılar,  putlar inşa eder.(4)

 

“1. Araçların amaçlara galebe çalması

Modernite ve onun izdüşümü olan postmodern süreç, insan hayatını teknik ve idari açıdan hafifletme vaadiyle şekillenmiştir. Ancak gelinen noktada, insanın yaşamını kolaylaştırmak için üretilen araçlar (teknoloji, bürokrasi, finansal sistemler), kendi özerkliklerini ilan ederek insanı kendilerine hizmet eden bir nesneye dönüştürüldü.  Günümüz insanı, zorlaşan sistemlerin varlığını sürdürmesi için  bu yükleri taşımak zorunda bırakıldı.

2. Ağırlaştırılmış Yapıların Anatomisi

"Ağırlaştırılmış yapılar" ifadesi, insanın bilişsel ve ruhsal sınırlarını zorlayan, esneklikten yoksun ve mutlaklık iddiasındaki sistemleri betimler. Bu yapılar şu düzlemlerde kristalize olmaktadır:

 * İdeolojik Tahakküm: Kutuplaşmayı besleyen, gri alanlara izin vermeyen keskin siyasi hatlar.

 * Tekno-Gözetim: Güvenlik vaadiyle bireyi sürekli denetim ve performans baskısı altında tutan dijital rejimler.

 * Bürokratik Atalet: İşleyişin kendisini kutsallaştıran, verimlilikten uzak gelenekselci yapılar.

 * Karizmatik Vesayet: Kurtuluşu kişilere veya dogmalara endeksleyen "yarı-tanrılaştırılmış" liderlik modelleri.

3. Teklif-i Mâ Lâ Yutâk: Modern bir sorumluluk krizi

Klasik fıkıh usulünde yer alan "güç yetirilemeyen yükümlülük" (teklif-i mâ lâ yutâk) ilkesi, bugün seküler bir formda karşımıza çıkmaktadır.  

Modern dünya; bireyden kesintisiz bir adaptasyon, sürekli ekonomik başarı ve bitmek bilmeyen bir sosyal uyum talep ediyor. Kur’an’ın "Allah hiçbir nefse içinde bulunduğu ortamın şartlarının, imkanlarının üstünde,  yetebildiğinden fazlasını yüklemez" (Bakara, 286) düsturu, bugün kurumsal ve toplumsal yapılarda karşılık bulamıyor.

Bu durum, bireyde yabancılaşma; sistemde ise etik bir çürümeye sebep oluyor.

 

 

Doğrudanlık ve basitlik ilahi lütuftur. Kozmik Akıl basit ve kullanışlı olanı, insanlar arasında  eşit olarak  paylaşılması için yüzeye çıkardı. Hükümranlığa yeltenen  ise   bu kolaylığı,  insanlar arasında ayrımsız/adil  paylaşılmasına  engel oldu. Toplumları devletlerin  hiyerarşik bürokratik  labirentlerinde  atomize etti. Birbirine, değerlerine,  ürettiklerine, aklına yabancılaştırdı.  Yetmedi;  bu nimetlere ulaşanlara külfet dayattı. Nimetleri  kendilerinden başkalarına yük olacak şekilde bozdular.  Zafer için ekinleri, ormanları insanları yakan katleden orduların yaptıkları gibi   ideolojileri gönüllü köleliğe, teknolojiyi esarete, uzmanlığı gardiyanlığa, özgür olmayı piyon olmaya, cumhuriyeti otoriterliğe, demokrasiyi sandığa dönüştürdüler. Onların yani hükümranlık isteyenlerin ellerinden ne alırsanız ne içerseniz zehirlidir.

Ey insanlık ! Hükümranlığa değil Bütünselliğin esenliğine  uyan! Sen her şeyin içinde her şeyle berabersin. Tercihin, esasta ve temelde bu olsun.  

 

 

 

Açıklamalar:

 

(1)Allah bir sivri sineği veya ondan daha  küçüğünü örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkarcılar ise “Allah bu örnekle neyi amaçladı?” derler. Bununla bir çok kimseyi saptırır ve bir çok kimseye rehberlik eder. Bununla ancak hukuk tanımaz fasıkları saptırır. (Düve/2:26)

Ey insanlar! Verilen örneği dikkatle dinleyin. Allah’ın yanı sıra kulluk ettikleriniz bir araya gelseler, asla bir sineği yaratamazlar. Değil yaratmak, sinek onlardan bir şey kapsa  onu da kurtaramazlar. İsteyen de kendisinden istenen de ne aciz. (Hac/22:73

 

(2) Asır Suresi:  “ Adil /vicdani güvenliği sağlamayan,  kendine veya topluma ya da dünyaya hükümran olmaya  soyunan  insan,  telafisi imkansız pişmanlıkla hasara düşecek.

 

(3)Le Monde Diplomatique Türkçe (şubat.2026)

 

(4)Araçların hedeflere ulaştırmak yerine, hedefleri yok etmesinden söz ediyorum. Aracılığı mutlak kaçınılmaz kılan düzen hiyerarşiktir. Hiyerarşik düzenlerin alt kesimde kalanlar, üst kesimdekilerin esareti altındadır. Bu esareti gizlemenin nesnesi olan aracıların günümüzde  en yaygın uygulaması nüfuz ticaretidir.   

 

 

 

 

 

 

 

 

 






Çok Okunan Makaleler
Özer Ataç
RİSK ve GÜVEN/lik 8
4.08.2025 3802 Okunma
1 Yorum 05.08.2025 04:51
Özer Ataç
DEVLET mi İNSAN mı 3
28.09.2025 3604 Okunma
Özer Ataç
RİSK ve GÜVEN/lik 7
20.07.2025 3502 Okunma
Özer Ataç
RİSK ve GÜVEN/lik 9
16.08.2025 3490 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi, İNSAN mı 2
16.09.2025 3454 Okunma
Özer Ataç
RİSK ve GÜVEN/ lik 6
7.07.2025 2975 Okunma
2 Yorum 02.08.2025 12:26
Özer Ataç
Risk ve Güven/lik - 4
8.06.2025 2893 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi İNSAN mı 6
16.11.2025 2849 Okunma
Özer Ataç
Devlet mi İnsan mı / 9
29.12.2025 2613 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi, İNSAN mı? (*)
13.09.2025 2223 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi, İNSAN mı 4
13.10.2025 2162 Okunma
Özer Ataç
RİSK ve GÜVEN/lik 5
27.06.2025 1895 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi, İNSAN mı 5
27.10.2025 1876 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi İNSAN mı 7
30.11.2025 1574 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi İNSAN mı 8
16.12.2025 1499 Okunma
Özer Ataç
Yeni(den) Orta Çağ 2
1.02.2026 1348 Okunma
2 Yorum 02.02.2026 15:19
Özer Ataç
Yeni (den) orta Çağ 4
3.03.2026 1297 Okunma
Özer Ataç
Yeni(den) Orta Çağ 3
14.02.2026 1209 Okunma
Özer Ataç
Yeni(den) Orta Çağ 1
18.01.2026 1098 Okunma
2 Yorum 02.02.2026 15:18


© 2026 - Akevler