Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 135
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Yehdî bihi Allahu / Allah onunla hidayet eder” (Maide 16)
“Ey ehli kitap” diye başladığı hitapta “size resulümüz geldi” demektedir. Sonra da harfi atıf yapmadan “Allah’tan nur ve mübin kitap geldi” deniyor. Oradaki “Biz”den buradaki “Allah” lafzına geçiliyor. Oradaki Allah “Biz” zamiri ile işaret edilen Allah’tır. Ben size söylüyorum. “Süleyman Karagülle size yeni haberler getirdi” dersem, burada “Ben Süleyman’ım” demiş olurum. İşte Allah da Kur’an’da “Size Allah’tan resulümüz geldi” dedikten sonra, “Allah’tan nur ve mübin kitap geldi” dediğinde; “Ben gönderdim, ben Allah’ım” demiş oluyor. Kur’an bu yolla devamlı olarak bu sözlerin Allah sözü olduğunu ve Hazreti Muhammed’in de tanrı olmadığını ifade etmiş olmaktadır.
Şimdi “Allah” kelimesi izhar edilmiştir. Bundan önceki “Allah” âlemlerin rabbi Allah’tır, buradaki “Allah” O’nun yeryüzündeki halifesi olan topluluktur. Yani buradaki hidayet içtihat ve icmalarla oluşan şeriattır, “Adil Düzen”dir. İçtihatlarda hata olabilir ama icmalarda hata olmaz. İçtihatlarda hata olsa bile Allah o hataların yapılmasına izin vermiştir. Demek ki Allah öyle hataların yapılmasını murad etmiştir.
İçtihatlardaki hataların affedilmesi ve icmaların hatasız olması için içtihatların bazı şartları vardır.
-Bir konuda içtihada başladığınız zaman o konuda mevcut olan kanaatlerinize dayanak aramalı, eski bilgilerinizin etkisi altında kalmamalı, tamamen yeniden başlamalısınız.
-Bu hususta söylenecek sözlerin hepsine kulak verecek ve görüşleri önce göreceksiniz.
-Sonra çözüm önerilerinizi oluşturacak, varsayımlarınızı ortaya koyacak ve bu varsayımları başkaları ile tartışacaksınız.
-Tartışmadan sonra içinizde doğan kanaat sizin içtihadınızdır. Artık siz onunla amel edeceksiniz. Eğer diğerleri de aynı sonuca varmışlarsa, muhalif yoksa, o zaman o “icma”dır.
İcma hâsıl olmayan hususlarda kanaatiniz kesinse içtihadınızı dondurursunuz. Yeni delil ortaya çıkmazsa artık onun üzerinde içtihada devam etmeniz gerekmez. Kanaatiniz kesin değilse, icma da yoksa, bir taraftan amel ederken diğer taraftan içtihada devam edeceksiniz.
Buradaki bu ayette “hidayet eden” kitab-ı mübin olacaktır, buradaki “Hu” zamiri ona gitmektedir. Kitab-ı mübin, bugünkü müsbet ilimlerin ışığında Kur’an’ı yorumlayarak çağımızın sorunlarını çözmedir, yani bu şekilde oluşmuş içtihat ve icmalardır.
“Kitab”ın müfret ve nekre ifade edilmiş olması şunu göstermektedir. Parça parça içtihatlar ve icmalar değil, sistem hâline konmuş bir açıklama olmalıdır. Deliller Kur’an’a dayanmalı ama sistem ortaya konmalıdır. Örnek olarak miras ayetlerini ele alalım.
Biz yaptığımız içtihatla annenin mirasının birli-ikili değil de eşit olarak bölüşülmesi gerektiğini ortaya koyduk. Sadece bu şekildeki münferit çözüm değil, miras ayetleri birden ele alınıp ortaya konmalı, orada bu içtihadımız yerleşmelidir. Yalnız “miras” değil, “tüm hukuk sistemi” birden ele alınmalı ve “bu sistem bir tek kitap” hâline getirilmelidir.
İçtihat ve icma sistemi bir kitap hâlinde zikredilmeli, yüzlerce veya binlerce kanunlar şeklinde değil, tek kanun olmalıdır, tek yasa olmalı, bu yasa Kur’an büyüklüğünde yani 600 sahife olmalıdır. Herhangi bir madde ilave edilince yerine başka madde çıkarılmalıdır. Böylece topluluk bir kanun etrafında toplanır.
Sayı ve sayfaları yüz binlere varan kanunlarla bir memleket idare edilemez, bunlar bilinip uygulanamayacağından ülke kanunsuzlukla idare edilir.
Bu kadar çok şey kanunda nasıl sığdırılacaktır?
Kur’an’da nasıl sığmış ise işte öyle sığdırılacaktır. Bir defa veciz bir şekilde ifade edilecek. Onun dışında “kıyas” yani benzer olaylara kıyasla uygulanan sistem getirilmektedir. Her suça ayrı ceza konmaz. Ölüm cezası en ağır cezadır. Ondan sonra yarısı, çeyreği, sekizde biri ceza olur. Ölüm diyete dönüşür. Diyet oruca veya sopaya dönüşür. Bunlar kanunda yazılmaz, bunlara kıyas yoluyla uygulamada ve içtihatlarla varılır. (Devamı var)