TÜRKLEŞMEK,İSLAMLAŞMAK,MUASIRLAŞMAK- ZİYAGÖKALP- KRİTİĞİ
Süleyman Karagülle
1763 Okunma
TÜRK'LÜĞÜN BAŞINA GELENLER

TÜRKLÜĞÜN BAŞINA GELENLER

Ziya Gökalp: -Bizans’ta kozmopolit halk toplanmıştı.

Süleyman Karagülle/ Reşat Nuri Erol: -Büyük şehirlerde ve ülkelerde çokluğun getirdiği refah vardır. İş bulamayanlar burada toplanır ve karışık halklar yeni topluluklar oluşturur. Büyük dinler bu topluluklara yön verir. Büyük dinler bunları oluşturur. Mezopotamya’da Nuh medeniyeti, Ortadoğu’da İbrani medeniyeti, Avrupa’da Hıristiyanlık medeniyeti, Hindistan’da İnduizm medeniyeti, Çin’de Budizm medeniyeti ve nihayet İslâm medeniyetleri böyle oluşmuştur. Peygamberler dinlerin tohumunu atmış, uygarlıkların oluşmasını başlatmış, uygarlıklar da o dinlere şekil vermişlerdir. Bugün de tabiî ve sosyal ilimlerle açıklanan Kur’anIII. Bin Yıl Medeniyeti”ni başlatacak, sonra da bu uygarlık insanlığa gerçek ve dindar lâikliği öğretecektir.

ZG -Bu karışık halk kendilerine ‘kentli’ demişlerdir.

-Büyük kentlere gelen köylülerin çocukları kentli olmuşlardır. Değişik kültürlerin ürünü olarak dinlerinin rehberliğinde yeni uygarlığı oluşturmuşlardır. O günkü şartlar altında o uygarlık bir kıtayı kapsıyordu. İslâm Medeniyeti insanlık medeniyeti olmuştır. Şimdi Avrupa Uygarlığı insanlığın uygarlığı olarak gelişti. Bunun adı “muasırlaşma” olmaktadır. Bunlar belli merkezlerin yaygınlaşması ile doğdu. “III. Bin Yıl Medeniyeti” insanlığın ortak ürünü olacaktır. Yalnız Kur’an değil, bütün din kitapları müsbet ilme göre yorumlanacaktır.

ZG -Kentliler ulusları tahkir ederdi.

-Birlikte yaşayanlar kültürlerini koruyamaz, ortak modalara yönelirler. Kültür, geçmişe bağlılık iken; moda, geçmişe isyandır. Kendi farklı varlığını unutma çabasıdır. Ne var ki, insanlar bu ara dönemde hep gösteriş içine girer, israfa dalar, yarış içinde sefahata boğulurlar. İşte o zaman peygamberler gelir ve insanları uygarlığa çağırırlar. Kentte kültür değil de uygarlık oluşur. Medenîlik zaten budur. Buna uymayanlar helâk olurlar. Çağımız dünyasında da kentleşme pek karışık sorunlar getirmiştir: Çevre kirliliği, silahlanma, nesil dejenerasyonu, her alanda mafyalaşma kentleşmenin ürünü olarak insanlığı helâkete götürmektedir. “Adil Düzen” bu hastalıklara çaredir. “Adil Düzen”i kabul edenler kurtulacak, kabul etmeyenler garkolup helâk olacaklardır. Bunlar Kur’an’ın ve müsbet ilmin ortak verileridir.

ZG -Kent dili değişik halkları, özellikle Türkleri tahkir eden atasözleriyle doludur.

-Bunlar değişik halkların kentlerdeki çatışmalarının mahsulü olan sözleridir. Değişik kümeslerden tavukları bir kümeste birleştirirseniz, birkaç ay çatışma ile geçer, sonra ortak kümes ortaya çıkar. İnsanlıkta gelişme böyle olmaktadır. Bu sosyal kanundur. Halkların kaynaşması için çatışmaları gerekir. Bugün İstanbul tüm Türkiye’yi temsil eden bir kenttir. Türk halkları burada uluslaşmaktadır. Burada şimdilik doğan modalar Türkiye’ye yayılmaktadır. Bu modaları müsbet ilmin ışığında Kur’an açısından tetkik ederek ona göre bir medeniyet oluşturursak, işte o medeniyet “III. Bin Yıl Medeniyeti” olacaktır.

ZG -“Etraki bi idrak”, “Ekradi bed nihad”; “İdraksiz Türkler”, “Nihadsız Kürtler” tâbirlerine Türklerden başkaları dayanamaz.

-Bazı kavimler kendilerine güvenirler, bu tür hakaretlere kulak vermezler. Sabreder, karşılık vermezler. Diğer halklar birbirleriyle çekişirlerken, o sabreden halk yavaş yavaş hâkim olmaya başlar. Böylece değişik halklar kendi kültürlerinde birleşmiş olur. İşte bu uluslar böyle büyük ulus olurlar, hattâ imparatorluklar kurarlar. Çinliler, Hintliler, Ruslar, Yahudiler, İngilizler ve Türkler böyle oluşmuşlardır. Bunların kültürleri zaman zaman uygarlık olmuştur. Bu hoşgörüsü olmayan halklar üstünlüklerini başka uluslara kaptırırlar. Araplar İslâm Medeniyetini böylece Türklere devrettiler. Mısır bunun için çöktü. Roma ve Bizans böyle yaşadı. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti de böyle doğdu. Türkler de kendilerini savunsaydı, devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti olmazdı veya devletimiz olmazdı.

ZG -Hıristiyanlar din ayırımclığını yaptılar, Müslümanlar kavmiyetçilik yaptılar.

-Bir medeniyet doğmaya başladığı zaman halkları birleştirir, kültürleri bünyesinde eritir. Zaten medeniyet de böyle doğar. Yaşlanınca da o medeniyet artık etkin olmaktan çıkar. O medeniyeti oluşturan değerler etkisiz hâle gelir. Karşı tarafta doğan yeni uygarlık içeri girer. Bu dönemde halklarda yeniden kültür oluşmalarına gidilir. Yeni medeniyetin etkisiyle yeni kültürler doğar. Sonra bu kültürler birleşerek yeni medeniyeti oluşturur. Osmanlı dönemi, eski medeniyetin çöküş dönemidir. O medeniyet 500 yıl içinde çökmüştür. Cumhuriyet dönemi, bu kültürlerin kaynaşması ile yeni ulusu oluşturmuştur. Şimdi de bu ulusun önderliğinde yeni medeniyet oluşacaktır. İmparatorluktan ayrılan devletler uluslaşıyorlar. Ortadoğu’ya yapılan saldırılar bu ulusları “III. Bin Yıl Medeniyeti”nde birleştirecektir. “Millî Görüş ve Adil Düzen” işte bu yeni medeniyetin mayasıdır.

ZG -Millet fikri millî muhabbet ve millî nefret ile başlar.

-Uygarlığın çökmeye başlamasıyla çözülen vücutta bağımsız kalan kavimler kendi kültürlerine sarılarak uluslaşmaya başlarlar. Osmanlı Devleti ulusçuluk sebebiyle yıkılmamıştır; Osmanlı İmparatorluğu yaşlanmakta olan I. Kur’an Medeniyeti sebebiyle çökmüştür. Çökerken gelişmekte olan Avrupa Medeniyeti’nin etkisiyle milliyetçilik fikirleri doğmuştur. Yaşlı insanı mikroplar öldürür ama mikroplar insanı yaşlandırmaz. İnsan gençken seslerini çıkaramayan mikroplar, yaşlanan vücudu ortadan kaldırmakla görevlidirler. Osmanlı İmparatorluğu’nu Cumhuriyetçiler yıkmadı, yıkılan imparatorluğun üzerinde Cumhuriyet’i kurdular.

ZG -Mısır’da Abdullah Nedim Arap milliyetçiliği, İstanbul’da Naim Bey Arnavut milliyetçiliği yapıyordu. Bunlar Türk düşmanlığı yapıyorlardı.

-Bunlar, bu durumlar tarihin tabiî akışıdır. Biri aktör olur ve rol alır. İmam olduğu için namaz kılınmaz, namaz kılındığı için imam olunur. Biri imam olmazsa, diğeri olur. Bir topluluk hangi dili konuşursa o topluluk o ulustandır. Cümle yapısı önemlidir. Kelimeler dili değiştirir ama yeni dil oluşturmaz.

ZG -1900’larda bir Arnavut doktor bana; “Biz Abdülhamid’i yıkarken size yardım ederiz ama asıl zalimler Türklerdir.” demiştir.

-Abdülhamit zalim değildi. Ama imparatorluğun yıkılması gerekiyordu. Yıkıldı. Allah’ın takdiri böyledir. Arnavutlar o zaman Osmanlılardan ayrıldılar, ama şimdi günümüzdeki Arnavutlar Türklerden medet bekliyorlar. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler zalim değildirler, düzen zalimdir. Bu düzeni ıslah etmezlerse Türkiye Cumhuriyeti Devleti de yıkılacaktır. “Adil Düzen” içinde yeni devlet kurulacaktır. Abdülhamit Cumhuriyeti getirseydi, Osmanlı yıkılmazdı.

“Adil Düzen” nasıl gelebilir? 1) AK Parti Adil Düzencilerle işbirliği yaparsa “Adil Düzen” gelir. 2) CHP Adil Düzencilerle işbirliği yaparsa “Adil Düzen” gelir. 3) SP Adil Düzencilerle işbirliği yaparsa “Adil Düzen” gelir. 4) Türk Ordusu Adil Düzencilerle ilgilenir de MGK’na proje getirirse yine “Adil Düzen” gelir ve Türkiye Cumhuriyeti yıkılmaktan kurtulur.

Bunların hiçbiri buna yanaşmazlarsa; a) İşsizlik sebebiyle, b) Dış borçlar sebebiyle, c) Yanlı, bağımlı, etkisiz ve saygınlığını yitirmiş yargı nedeniyle, d) Devletimizi yıkmakla uğraşan sermaye tekelindeki basın ve yayın nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti yıkılacaktır. Ama, iki asırdır Doğu ile Batı uygarlıklarını sentez edip “Adil Düzen”i kurmakla görevli olan Türk Milleti, 1919’da I. Sevr’i reddettiği gibi; günümüzde II. Sevr’i de reddederek yeniden şahlanacak, II. Türkiye Cumhuriyeti Devletini “Adil Düzen” içinde kuracak ve insanlığı aydınlatacaktır. Türklerin ve İstanbulluların buna hazır olması gerekir. “Zalim Düzen”in yaşama şansı yoktur.

ZG -1900’lardan beri Arnavut, Arap ve Kürtler Türkleri tahkir ediyor, gerici olduklarını söylüyorlardı. O zaman Tükçülükten bahseden yoktu.

-Batı dünyası, imparatorluğu yıkmak için önce Hıristiyanları ayarttı. Sonra Türk olmayanları ayarttı. En sonunda da Meşrutiyet’te Türkleri ayartarak kendi yurtlarına çekilmelerini, Misak-ı Millî hudutlarından başka halkları uzaklaştırmalarını telkin etti. Bu telkinlerin hepsinde başarılı oldu. Batılılar I. Dünya Savaşı’nı kazanınca, imparatorluğu ortadan kaldırmakla yetinmediler, Sevr’i dayattılar. Halk buna isyan etti. Askerler aldatıldıklarını anlayınca millî devlet kurmaya yöneldiler. Yahudiler, bir asır sonra Anadolu’yu kendileri alsınlar diye, ateist bir millî devleti desteklediler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Şimdi 70 milyon nüfusa ulaşmış bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti vardır. Yahudiler şimdi bu devleti de yıkmak istiyorlar. Belki yıkacaklardır. Ama Türk Milleti, 1919’ların heyecan ve hareketi gibi yeniden şahlanacak ve yeni devletini kuracaktır. Çünkü Yahudiler ABD’de etkinliklerini kaybedeceklerdir. Dolar tepetaklak gidecek, dünyadaki sermaye hakimiyeti bitecektir. İsrail devleti ancak Müslümanların himayesinde varlığını sürdürebilecektir. Yahudiler İsrail’de toplanarak insanlığa hizmet etmeye devam edecektir. Bütün bu söylediklerimiz Kur’an’ın bildirdikleridir.

ZG -1900’larda İstanbul’daki kentliler kendilerini uygar sayıyor, taşralıları tahkir ediyordu. Trakya’dakiler Arnavut, Karadenizliler Laz, doğudakiler Kürt idi. Türk olmak ise ayıp olduğundan herkes bunlardan birine katılıyordu.

-Abdülhamit düşmanlığında halklar birleştiriliyor, ama aslında Sultan Abdülhamit’in şahsında Türk düşmanlığı yapılıyordu. İleride oluşturulacak Pontus devleti ile Bizans devletine zemin hazırlanıyordu. Bir de dinsiz bir Kürt devleti kurulacak, ileride bunlar Yahudilerle akraba ırk yapılacak, Mezopotamya’ya öyle hâkim olunacaktı. Demek ki, bugünkü Kürt-Yahudi hikâyesi 1900’ların eseridir…

ZG -1900’larda Osmanlı yönetimi ve halkların işledikleri her fenalık Türklerin eseri hâline getirilmişti. Türklerden de hiç bahsedilmiyordu. Bundan dolayı çöküldü.

-Türkçülük, dinsiz Jön Türkler tarafından ortaya kondu. Yahudiler Anadolu’yu Hıristiyanlara veremiyorlardı. Çünkü o zaman yarım asır sonra kuracakları İsrail devletine bir asır sonra Anadolu’yu ilhak edemezlerdi. Bundan dolayı bir asır içinde Anadolu’da dinzsiz bir devlet kurlumalı idi. Bunun için ateist Türkçülük fikri 1900’dan sonra Jön Türkler ile oluşturuldu. Türkler II. Dünya Savaşı’na bunun için sokulmadı. Ne var ki, Türkler bir asır içinde Batı’yı öğrendiler ama İslâmiyet’i de kaybetmediler. Türklerin nüfusu 12 milyondan 70 milyona çıktı. Türkiye dünyanın en güçlü ordularından birine sahip oldu. Yahudiler dünyadaki etkilerini zirveye çıkardılar ama gelişen dünya karşısında artık çökmeye başladılar. Buraya kadar olanlarla Yahudiler istediklerini yaptırdılar. Allah şimdi “III. Bin Yıl Medeniyeti”ni kurma görevini Millî Görüşçü Adil Düzencilere vermek üzeredir. Bunun ‘kanlı’ veya ‘kansız’ olacağına insanlık kendisi karar verecektir. Ama şu kesindir ki, Adil Düzenciler bu kanı akıtmayacaklardır. Kur’an; Hak düzeni kabul etmeyenlerin helâklarının mü’minlerin elinden olmayacağını, onu kendisinin tabiî ve sosyal kanunlarının yapacağını çok açık bir şekilde ifade etmektedir. Kur’an mü’minleri bu gibi davranışlardan şiddetle men etmektedir. Bizim 35 senelik Millî Görüş ve Adil Düzen siyasetimiz de buna dayanır; düzenle kavgalı olmamak. Nitekim, bugün AKP de bunu yapıyor gibi görünüyor ama beceremiyor. Herkesi uyarmak bizim görevimizdir.

ZG -Tanzimatçılar Osmanlıcılığı tervic ettiler.

-Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkabilmek için onu İslâmiyet’ten uzaklaştırmak gerekiyordu. Bu uzaklaştırma aracı ‘Türkçülük’ olamazdı. Çünkü Osmanlılar değişik kavimlerden oluşuyordu. Onun yerine hayali bir birlik koydular. Aslında Osmanlı İmparatorluğu millî devletler kursaydı, bu devletleri de ırka değil kültürlere dayandırsaydı, imparatorluğu da millî devletlerin dayanışması olarak ortaya koysaydı; İngiltere krallığı gibi şimdi hâlâ varlığını sürdürüyor olurdu. Ama Yahudi sermayesinin planında denizlere hakim olmak için krallığa dayalı Hıristiyan bir imparatorluğa ihtiyaç vardı. Ortadoğu’ya hakim olmak için de Rusya, Avusturya ve Osmanlıların yıkılması gerekiyordu. Onun için buralarda bu tür yaşatıcı reçeteler Yahudiler tarafından yazılmadı. Kendileri de düşünmeden taklit içinde idiler. Yahudilerden başka bugün yeryüzünde düşünen tek merkez vardır, o da “Millî Görüşçü Adil Düzencilerin Çalışmaları”dır. İleride bu düşünce yeşerecek ve insanlığı kurtaracaktır.

ZG -Osmanlıcılığa kimse inanmadı, her kavim kendi tarihini ve dilini okuttu.

-Zaten ‘Osmanlıcılık’ inandırılsın diye ortaya atılmamıştır, Osmanlıları parçalamak için ortaya atılmıştır. AK Parti parti olsun diye oluşturulup geliştirilmedi, Millî Görüş çöksün diye geliştirildi. Onlar açısından tehlike kalkar kalkmaz, elbette AKP de yıkılacaktır. Nitekim, Meşrutiyet döneminde ‘Türk Milliyetçiliği’ tervic edildi. Şimdi de Türklüğe saldırı vardır. Avrupa dayatmaları Avrupa’nın dayatması değildir, Yahudi dayatmasıdır. İdamı kaldıracak, o da tetikçileri kullanarak ve terör yaparak insanları yönetecek, kimse katil olması sebebiyle asılmayacak! Kullanılan maşalar hapislerde F tipi kâşanelerde yaşatılacak! Zavallı Avrupa!.. Zavallı AKP!..

ZG -Meşrutiyet’te Osmanlıcılık şiddetlenince bu Türkleştirmedir diyerek kavmiyetçilik de şiddetlendirildi.

-İki tarafı da Batı’nın sömürücü sermayesi besliyordu. Bir taraftan baskı yaptırıyor, sonra da ona karşı direnişi organize ediyor, böylece ülkeyi parçalıyordu. Bugün Çin’de, Hindistan’da ve Rusya’da benzer olaylar cereyan ediyor. Bir taraftan halklar kışkırtılıyor ve devletler imha ettiriliyor, diğer taraftan da o devletleri zayıflatarak ileride yıkılması planlanıyor. Türkiye’deki Türklük-Kürtlük, lâiklik-irtica, Kemalizm-antiKemalizm, Sünnî-Alevî çatışmaları hep aynı kaynaktan gelir. Osmanlı bunların etkisiyle yıkıldı ama Cumhuriyet kuruldu. Bunlar etki gösterse bile onlara yaramayacak, “Adil Düzen”e dayanan cumhuriyet kurulacaktır. Tavsiye ederiz; bu hasta adamı yaşatsınlar, yoksa sonunda onlar kaybederler!

ZG -Nihayet, Türk Milleti milliyetçilik yapılmazsa ne Osmanlıcılık kalır ne İslâmcılık. Yine milliyetçiliğe izin verilmezse diğer milletlerin İslâmlığı bitmez. Dünyada milliyetçilik revaçta, biz dışarıda kalmamalıyız. İşte Türkçülük böyle doğdu.

-Yahudiler geçmişte Avrupa’yı parçalamak ve toprak ağalığını ortadan kaldırmak için milliyetçiliği ortaya koydular ve derebeylerden birini destekleyerek onu krallığa çıkardılar, böylece diğer derebeylerini yok ettiler. Protestanlıkla Kilise’yi millîleştirdiler. Avrupa’yı parçaladıktan sonra cumhuriyeti icad ederek krallıkları yıktılar. Sonra enternasyonelliği getirerek milliyetçiliği ortadan kaldırdılar. Ziya Gökalp bu kitapçığını imparatorluğun yıkılmasından biraz önce kaleme almış olmalı ki, Yahudilerin desteği ile milliyetçilik yapabilmektedir.

ZG -Yeni milliyetçileri kentçilerin dışında herkes iyi karşıladı.

-Allah Yahudilere karar verdirmiş, Türkiye’de ateist millî devlet kurulacaktır. Çünkü dünyada milliyetçilik gelişecektir. Enternasyonallik milliyetçiliği ortadan kaldıramayacaktır. Allah ateistliğe de izin vermiştir. Çünkü çağını geride bırakmış bir din ve düzen anlayışının da ortadan kaldırılması gerekli idi. İşte Ziya Gökalp o zaman bu görevi görüyordu. Yahudiler de kendi çıkarları için destekliyorlar ve kitapçığı 1918’de basıyorlardı.

ZG -Milliyetçilik yararlı olmuştur, zararlı olmamıştır.

-Milliyetçiliğin yararı bir asır içinde görülmüştür. O milliyetçilik sayesinda Anadolu’da Türkiye Cumhuriyeti kuruldu... O milliyetçilik sayesinde Anadolu’dan gayrimüslimler ayıklandı... O milliyetçilik sayesinde düşmanlarımız uyutularak saldırıdan uzak kalabildik... O milliyetçilik sayesinde bugün kendimize güvenerek Avrupa Birliği’ne girebilme cesaretini gösteriyoruz... O milliyetçilik sayesinde bugün İslâmiyet’in Adil Düzenini insanlığa sunma cesaretini göstermiş bulunuyoruz... Aslında Tütkçülük Osmanlıcılıktan başka bir şey değildir. Bir ırktan olduğumuz için değil, bir dinden olduğumuz için değil, bir kültür mensubu olduğumuz için bir milletiz. Osmanlıcılık bir kültür olmadığı için varlığını sürdüremedi.

ZG -Türk gençleri anlamışlardır ki, İslâmiyet’in ve Osmanlılığın bekası Türk milliyetçiliğindedir.

-Bunun yalan olduğunu sonra Ziya Gökalp kendisi de görmüştür. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, İslâm birliği dağılmış ve Türkiye dinsiz bir lâik devlet havasına girmiştir. Demek ki, bu laflar sadece kandırmaca idi. Gökalp kandırıyor mu idi, yoksa kanmış mıydı? Onu bilemiyoruz. Ne var ki, gerçekte Gökalp’in dediği olmuştur. Osmanlı adını ve rejimini değiştirdi ama varlığını güçlendirerek sürdürüyor. İslâmiyet baştan sarsılmıştı ama şimdi İslâmiyet’in en güçlü kalesi Türkiye’dir. Dünyada da Müslümanların oluşturduğu elli kadar kavmî devlet İslâmiyet için hazırlık yapmaktadır. Milliyet fıtrîdir ve tarihîdir. Sadece milliyetçilik mefkûresi yeni olmuştu. Türkler de hep milliyetçi olmuşlardır. Evliler nasıl her gün ‘biz evliyiz’ diye ilân etmezlerse, kişi nasıl her gün sokaklarda dolaşırken adını bağırıp durmazsa, Türkler de Türklüğü bunun için dillerine dolamamışlardır. Bunların anayasalarda yer alması tabiidir. Ancak illerin başka dil konuşmasına izin verilmelidir. Bucaklar bağımsız olmalıdır. Türk kültürü devlet seviyesinde birliğini sürdürmelidir. “Türk halkı” değil de “Türk halkları” tâbiri kullanılmalıdır. “Türkiye halkları” denmemelidir.

ZG -Türkler kendi milliyetçiliklerini anlayınca, Arap ve Arnavutların milliyeçiliklerini de anladılar.

-Nüfusları 30 milyondan yukarı olanlar bir ulus olabilirler. Nüfusları 100 milyonu geçerse bölünmek zorundadırlar. Bu sebepledir ki, Anadolu’da Türk ulusundan başka ulus yoktur. Kürtlerin nüfusu otuz milyonu bulur ve hepsi bir yerde toplanırlarsa devlet kurabilirler. Bugün bunu yapmalarına imkan yoktur. Türkiye 100 milyona varırsa bölünebilir. Ama ikinci devlette de Kürtçe değil de her halde yine Türkçe konuşurlar. Çünkü Kürt olmayanlara Kürtçeyi benimsetemezsiniz. Bugün Rusya bölünse ikinci devlet yine Rusça konuşacaktır. Zamanla ayrı dil olabilir.

ZG -Osmanlı hükümetlerinin yaptıkları Türklerin yaptığı kabul edildi.

-Avrupalılar Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkınca, Türklerin hakimiyetine son vermek için Osmanlıların yaptıklarını Türklere yükleyerek müstemlekeleştirme cihetine gittiler. Bugün de Türkleri Irak’a saldırmaya bunun için zorlamaktadırlar. Ortadoğu’daki devletleri birbirleriyle savaştırarak yıkmak, işte asıl hedefleri budur. Şimdi Irak’a saldıracaksın… Yarın İran ve Suriye ile dalaşacaksın… Sonra savaş yorgunu olan seni yani Türkiye’yi esir edip imha edecek…

ZG -Hükümet Araplara bir yardım yaparsa Türkler yapmış, kötülük de Türklerin oluyordu.

-Böylece Osmanlı ile Türkleri tekleştirmemiş, Osmanlıyı sömüren ülke yapmışdır. Oysa Osmanlı vergiyi Hıristiyanlardan alıyor, Müslümanları zaferden zafere koşturuyordu. Askerleri bile Hıristiyanlardan alınma idi. Yeniçeriyi canla başla savaştıran, onların Türkleşmesi değil, İslâmlaşması idi.

ZG -Türkler ben varım dedikten sonra dindaşlarına ve devletdaşlarına daha iyi hizmet ediyor.

-‘Ben varım’ dedikten sonra Türk Milleti ne yapıyor? Önce Hıristiyanlarla savaşıyor ve yeniyor... Sonra Osmanlıyı kaldırarak Yahudilerin koyduğu hedefe götürüyor... Sonra inkılâpları yaparak dinsiz lâikliğe doğru adımlarını atıyor ve yine Yahudilerin istediğini yapıyor... Anadolu’da Müslüman halklardan oluşan bir Türk devleti kuruyor. Bu da Yahudilerin istediğidir. Demek ki Ziya Gökalp ya kandırıyor, ya da kendisi de kandırılmıştır. Ama sonra neler oluyor? Yahudilere büyük oyun oynanıyor. Gerçek bir Türk milleti oluşuyor... Türkler milliyeti öğreniyor, ama İslâmiyet’i de yeniden canlandırıyor... Gerçek demokratik, lâik, sosyal ve liberal hukuk devletini kuruyor... Dünya siyaseti alt-üst oluyor… Şimdi Türkiye’yi yıkamıyor. Yahudi saltanatı son buluyor. Allah diyor ki; “Onlar keyd (tuzak) yaparlar, biz de yaparız.” (Târık, 86/15-16) “Onlar proje yaptılar, Allah da proje yaptı. Allah proje yapanların hayırlsıdır.” (Âl-i İmrân, 3/54) Ziya Gökalp yanıldı. Neden? Çünkü görüşlerini yalnız ilme dayandırdı. Oysa Kur’an’la beraber düşünmek gerekir. Yüz sene sonra bu risalemizi okuyanların bizim ne kadar yanılıp yanılmadığımızı göreceklerini biz de merak ediyoruz.

ZG -Nefsini tanıyan başkasını da tanır ve o zaman ayrılık sona erer.

-Kur’an’a göre; insanlar kavm (ulus), şa’b (il), kabile (bucak), aşiret (ocak) olmak üzere iç içe teşkilatlanacaktır. Her biri üst kurulaşların hücreleri olacaktır. Fert ile topluluk arasındaki ilişki ne ise, bunlar arasındaki ilişki de o olacaktır. İmparatorluklar parçalanacak ve uluslara dönüşecek, ama uluslar birlik içinde uygarlığı oluşturacaklardır. Değişik din, ekol, parti ve şirketler de birlikte dayanışmalar içinde topluluklarını yaşatacaklardır. Bu yeni demokratik ve lâik düzen için uluslaşmaya gerek vardı ve oldu. Din birliği ve vatandaşlık birliği gibi kavramlar hayaldir. Din hürriyeti birliği vardır, o da lâikliktir. Bir toplulukta değişik dinler yaşayacak ama değişik vatandaşlar yaşamayacaktır.

ZG -Kimi Osmanlılarda Türkçülüğe gerek yoktur, çünkü onlar hâkimdir. O zaman Osmanlı Devleti denmemeli.

-Ziya Gökalp söyleyemiyor ama Osmanlılık ortadan kalkacak. Türk devleti kurulacak ama azınlıklar da var olacak. Nitekim, Lozan’da böyle anlaşma yapıldı. Ama Anadolu’da azınlık kalmadı. Azınlıkların kendileri yaptıklarından korkarak kaçtılar. Bir de, 12 milyonluk Türkiye’de 5 milyon azınlık kalsaydı bile onlar nüfus olarak çoğlmadığı için şimdi miktarları %5’in altında olurdu. Oysa simdi 0,5 civarındalar. Evdeki hesabın çarşıya uymayan kısmı budur. Mustafa Kemal ve çalışma arkadaşları, bunu bütün MüslümanlarıTürk” kabul edip Türkiye’ye göç etmelerine izin vermekle sağlamışlardır. Lozan’da onların yaptığı hata bu idi. Müslümanlarla Hıristiyanların mübadelesi esas alınmıştı. Yahudiler 70 milyonluk Türkiye’yi hesaplayamadılar. Ben 1950’lerde İstanbul’da okuyordum. Gemide, tramyavda ve otobüste hep Rumca ve Ermenice konuşuluyordu. Şimdi yalnız Türkçe konuşuluyor. İşte uluslaşmak budur. Kıyafet inkılâbının da bunda büyük etkisi vardır.

ZG -Tükleşmede Moğolların zulmünü Türklere aktardı, İslâm karşıtı olarak ortaya koydu.

-Yahudi böyle istiyordu. Çünkü bir asır sonra onu yıkacaktı. Hıristiyanlara yıktıracaktı. Kuzeyde Pontus devleti kurarak Ortodoksları memnun edecekti. Batıda Bizans devletini kurarak Katolikleri memnun edecekti. Kendisi doğu ve güney Anadolu’yu İsrail imparatorluğuna katacaktı. Dolayısıyla vahşi ve dinsiz bir Türk ulusu istiyordu. Oysa, Türk ulusu dünyadaki en adil ordu sahibi olarak varlığını her zaman gösterdi. İstiklâl Savaşı’ndan sonra tehcirler oldu ama katliam olmadı. Hilafet kaldırıldı ama hanedana dokunulmadı, sadece tehcir edildi. Sonra Kore, Somali, Kıbrıs, Bosna, Kosova ve en son olarak Afganistan’da da Türk askeri hep adil asker olduğunu gösterdi. Artık Türklere barbar diyen veya diyebilen yok.

ZG -Türkçülerin gayesi muasır bir İslâm Türkçlüğüdür.

-Mustafa Kemal Ziya Gökalp’e saygı göstermiş ve Türkçülüğü benimsemiştir. Verdiği sözde durmuş ve güçleninceye kadar İslâmlaşmayı bir kenara koymuştur. Ancak, Mustafa Kemal İslâm düşmanlığı da yapmamış, sadece Müslümanları susturmuştur. 1933’te de “Muasır medeniyetin fevkine çıkacağız, elimizde tuttuğumuz meş’ale müsbet ilimdir.” demiştir. Balıkesir konuşmasında da “İslâm en ileri bir dindir, çünkü onda içtihat vardır.” demiştir. Öyleyse, Mustafa Kemal “Adil Düzen”in kurulmasına zemin hazırlamıştır. Ziya Gökalp da bu konuda hedefi doğru koymuştur.

ZG -Türkçülerin programları da olmalıdır.

-Evet, “Adil Düzen”de uluslaşma, lâikleşme, çağdaşlaşma ve uygarlaşma programları vardır.

Değişmez maddesi şudur:

Ulusu ve ülkesi ile bölünmez bir bütün olarak Türk halklarının Türkiye’de kurdukları ve dili Türçe, bayrağı al zemin üzerinde ak ayyıldız, marşı İstiklâl Marşı ve merkezi Ankara olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, insanlık içinde yerinden yönetime saygılı, demokratik, lâik, liberal ve sosyal bir hukuk devletidir. Hakemlerden oluşan bağımsız, yansız, etkin ve saygın yargının denetimindedir. Gönüllü Türk halkından oluşan Türk ordusunun güvencesindedir. Askerî düzende kuvvetli kimse haklı olan odur. Emir komuta hakimdir. Sonuçlardan ortak sorumluluk vardır. Hukuk düzeninde haklı olan kuvvetli kılınmıştır. Kurallar hâkimdir. Kişisel tutum ve davranışlardan sorumluluk vardır. Devlet askerî düzenle kurulur ve korunur, hukuk düzeni ile yaşar ve gelişir. Meclis’in seçtiği asker cumhurbaşkanı askeri yönetim ile hukuk düzeni arasında dengeyi kurar. Bunlar değiştirilemez.

Bu esaslara aykırı bütün mevzuat mülgadır. Her kademede yargı bu anayasanın değişmez maddelerine uygunluğunu denetler.

ZG -1) İslâm devletlerinin ortak dili Arapça olacaktır.

-İnsanlıkta tek “Arapça” ve “Lâtinceuygarlık dilleri olacaktır. Her ulusun kendi hukuk dili olacaktır. Her ilin kendi sanat dili olacaktır. Her bucağın kendi yazı dili olacaktır. Her ocağın kendi konuşma dili olacaktır. Yazı ise insanlıkta ortak olacaktır. Harf yazısı olarak “Lâtince”, hareke yazısı olarak “Arapça”, hece yazısı olarak “Çince” ve ilim yazısı olarak şekil yazısı müşterek olacaktır. Dil kültürün, yazı uygarlığın konusudur. Türkler hem Arapça hem Lâtince harflerini kullanacaklardır.

ZG -2) Müslümanların ortak ilmî ıstılahları olmalıdır.

-İnsanlık için “Kur’an Arapçası”ndan “ilmî dil” geliştirilmelidir. Bunu yapmak Doğu yani Hakk’a dayalı medeniyetleri kuran halkların görevidir ve bunların başında da Türkler gelmektedir. “Lâtince”den “ilmî dili” geliştirmek de Batı uygarlıklarının görevidir. Her iki uygarlık birbirlerinden aktarmalar yapmalıdır. Yeni uygarlık böyle doğar. Tarihte de böyle olmuştur.

ZG -3) Bütün İslâm kavimlerinin ortak terbiyesi olmalıdır.

-Ahlâkî eğitimi dinler yapar. Her dinin her topluluk içinde temsilcileri olur. İlmî eğitimi ilimler yapar. İlimler de dinler gibi ekolleşip gelişmelidir. Meslekî eğitimi meslekî kuruluşlar yapar. Bunlar dayanışma içinde olurlar. Askerî eğitim bir devlet içinde değişik bölgelerde yapılır. Halk ordusunu seçer. Orduların kuruluşu demokratik olacak, hukuk düzeni içinde olacak, ama işleyisi askerî düzen içinde olacaktır.

ZG -4) Müfti teşkilatları arasında daimi irtibat olacaktır.

-Dinlerin ortak müftü teşkilatı olmayacak. Her kuruluşta beşten (5) az olmamak ve yirmiden (20) fazla olmamak üzere dinî dayanışma ortaklıkları olacak. Dinde zorlama yoktur. Kişiler istedikleri mezhepten fetva isteyebilecekler, eğitimlerini alabilecekler, ahlâkî teminat bunlar tarafından verilecektir. Lâiklik müesseseleşecektir.

ZG -5) Hilâlin kudsiyeti muhafaza edilecektir.

Bayrak kültürdür. Ulusların, illerin, bucakların, hattâ ocakların işaretleri vardır. İl bayrağında ulus bayrağının işareti bulunur, bucak bayrağında da il ve devletin işareti bulunur. Bayrak bir addır, isimdir ve onun gibi saygınlığı vardır.

ZG -Türkçlük İslâm milliyetçiliğinden ayrıdır.

-İslâmiyet gelinceye kadar lâiklik yoktu. Bir devletin bir dini vardı. Bir devlet içinde yalnız bir din yaşardı. Bu sistem ilk önce Tevrat tarafından delindi. Şöyle ki, Tevrat yalnız İsrail oğullarına hitap ettiği için değişik dinler aynı yönetimde yaşamaya başladı. Yunan Uygarlığı böyle doğdu. Sonra Hazreti İsa Tevrat’ı ve İncil’i beşerileştirince, her ülkede değişk dinlere imkân verildi. Kur’an ise lâikliğin yani dinde zorlamanın olmadığı (Bakara, 2/256) ve herkesin dinin kendisine ait olduğu (Kâfirûn, 109/1-6) sistemin ilkelerini koydu. Dinde zorlamayı kaldırdı. Halkı tamamen kendi istekleri ile ‘bedelli’ ve ‘nöbetli’ gruplara ayırdı. Savaşmak istemeyenleri askere almadı. Gönüllü savaşçılardan ordu kurarak barışın korunmasını sağladı. Bu yeni düzenin adını da ‘İslâm’ yani ‘barış’ koydu. Dine dayalı devlet sistemi ancak 3000 yıllık çaba sonunda kaldırılabildi. Hâlâ bu yöndeki akıntılar devam ediyor. “Adil Düzen”de bunlar bitecektir. Tevrat ve Kur’an sadece din ve şeriat kitapları değildir. Onlar aynı zamanda uygarlık kitaplarıdır. Onlardan yararlanılacaktır. Ama onlar kanun değildir. Onların öğrettiği ile kanunlar yapılacaktır. Kanunlar içtihatlara yani serbest sözleşmelere dayanır.

ZG -Kavmiyetçiliği reddeden bir İslâmiyet’i hiçbir kavim kabul etmez.

-Kur’an ‘aile’yi kaldırmadığı gibi ‘kavmiyet’i de kaldırmamıştır. Tam tersine “Bi lisani kavmihi/ Kavinin lisanı ile” (İbrahim, 14/4) ve “Ve likülli kavmin hâd/ Her kavmin bir başkanı vardır.” (Ra’d, 13/7) gibi âyetlerle Kur’an, baştan sonuna kadar devletleri kavme dayandırmıştır. Halkların kabul edip etmemesi yanında, buna aykırılık İslâm dinine de aykırıdır. Demek ki, “Adil DüzenKur’an’a dayanmaktadır ama insanları örgütlendirmede dine dayanmamaktadır. Tabiî ve sosyal ilimlerin verilerine de uygun olduğu için Kur’an’dan yararlanmaktadır. Kur’an’da ilme aykırı bir tek hüküm yoktur. Onun için o Allah’ın kelâmıdır diyoruz.

Ziya Gökalp: -Araplarda, Arnavutlarda ve Hıristiyanlarda var olduğu için İslâm milliyetçiliği yapmak ihtiyacını duymuş olabilirler. Türklerin hepsi Müslümandır.

Süleyman Karagülle/ Reşat Nuri Erol: -Türkler Çinlilere karşı İslâmiyet’i kabul ettiler. Slavlar Türklere ve diğer kavimlere karşı Hıristiyan oldular. Cermenler Ortodokslara karşı Katolikliği kurdular. İranlılar milliyetlerini korumak için Şiiliği ortaya koydular. Böylece büyük mezhepler oluştu. Şimdi bu dinler ve mezhepler müsbet ilmin ışığında bütün ülkelerde insanlığı ahlâken eğiteceklerdir. Devlet içinde halklarını temsil edeceklerdir. “III. Bin Yıl Medeniyeti” lâiklik yani dinde zorlama olmama ilkesi üzerinde oturacaktır.

 

 

 


TÜRKLEŞMEK,İSLAMLAŞMAK,MUASIRLAŞMAK- ZİYAGÖKALP- KRİTİĞİ
1-GİRİŞ
5658 Okunma
2-USUL
1548 Okunma
3-LİSAN
1360 Okunma
4-ANANE VE KAİDE
2031 Okunma
5-HARS ZÜMRESİ-MEDENİYET ZÜMRESİ
4301 Okunma
6-TÜRK'LÜĞÜN BAŞINA GELENLER
1763 Okunma
7-TERBİYE
1402 Okunma
8-MEFKURE
1920 Okunma
9-TÜRK MİLLETİ VE TURAN
1631 Okunma
10-MİLLİYET MEFKURESİ
1381 Okunma
11-MİLLİYET VE İSLAMİYET
1567 Okunma