İnsanda ve İslam’da kentsel dönüşüm dönemindeyiz.
Müteahhit firma: CHP.
Taşeronlar: AKP, MHP, DEM.
Saha şefleri: Yıkıma muhalif siyasi partiler.
Milli Yol müstesna.
Şantiyeye girmek tehlikeli ve yasaktır!
Derin CHP manevi çöküş şantiyesine; yıkım işinde ehil olmayan, AK sigortası olmayan giremez.
Planlı çöküşün, Türkiye yıkım şantiyesinin hedefi; ahlaki çöküşte, İslam’ın mayası kıvamındaki müminleri keşfedip, şeytanın tuzakları karşısında ferasetleriyle çökmeyenleri bulup çöktürmek; Yeni Osmanlı kamuflajı altında, ateist ve dinsiz Siyonizm’in jandarmalığını yapacak Türkiye projesini hayata geçirmektir.
Kim suçlu, kim güçlü?
Manevi hassasiyetleri yüksek, inançlı vatandaşlar olarak, kendimizi Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine koyarak 25 yıllık tek başına Erdoğan iktidarı döneminde maneviyattaki çöküşün sebeplerini inceleyelim.
Erdoğan yapmaya gelmişti; ancak son 10 yıl içerisinde Siyonistlerle anlaşarak yıkmaya karar verdi. Neden?
Maneviyata ağırlık verseydi, hangi müfredatla, nasıl bir eğitim sistemi uygulayabilirdi?
Manevi hassasiyetlerin doğru inşa edilmesi; yanlış eğitim sisteminde yetişmiş, kafası bulanık eğitimcilerle nasıl mümkün olabilirdi?
Doğru bildiklerimizin doğruluğunu tescilleyen AR-GE neticemiz, delilimiz var mı?
Doğru eğitim nedir? Nasıl yapılır? Doğru insan profili, bozuk fıtratlara uydurulabilir mi?
Bozuk fıtratlarla sağlam fıtratların eğitimi aynı ortamda mümkün mü?
Kim kimi düzeltir veya bozar?
Erdoğan’ın girdiği manevi çıkmazdan çıkmaya çalışalım, empati yapalım.
Hayli zor meseleler bunlar.
“Çözerim” diyenlerin de arapsaçına çevireceği hassas konular bunlar.
Köklü çözüm için köke inmek gerek.
Müslümanlar olarak; son 1000 yılda eğitim alanında, Yahudi derinciler tarafından uydurma hadisler, hikâyeler ve menkıbelerle sinsice yönlendirilmiş olduğumuz ve girdikten sonra dönüşü mümkün olmayan çıkmaz sokağın uyuyan mukimleri olarak uykuda yaşadığımız gerçeği ile karşı karşıyayız.
Nasıl bir uykudur ki bu, bin yıldır uyanamıyoruz!
Öyle bir uyku ki bu, her saniyesi muhteşem rüyalar içinde...
Rüyanın biri bitince daha güzeli, daha heyecanlısı geliyor.
Evet, insanın uyanmak istemediği rüyalar içinde uyuyoruz.
Arada bir uyanıyor, fiziki ihtiyaçlarımızı gideriyor; vakit kaybetmeden o güzel rüyalara dalmak için, uyuyamasak da gözlerimizi kapatıyor; görmüş olduğumuz rüyaları tekrar tekrar hatırlarken yeni rüyalara dalıyoruz.
Yıl 2000 idi sanırım. Üçlü koalisyon, muktedirsiz iktidar dönemiydi.
Ne olduysa ondan sonra oldu.
Anayasa kitapçığı, zamanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Başbakan Bülent Ecevit’in önüne fırlatıldıktan sonra; “Ay doğdu üzerimize” misali mi diyelim, “Taa ki seni görene kadar” şarkısını duyunca mı diyelim; hep birlikte arabaların camını açarak, son sesle 25 yıldır aynı ilahi, aynı şarkı...
Sanki “Taa ki seni görene kadar...”
Rüyamız gerçek oldu, dindar Cumhurbaşkanımıza kavuştuk.
Rüyanın zirvesi bu olsa gerek.
Müslüman, dindar Cumhurbaşkanı hepimizin hidayet vesilesi olacaktı nasılsa...
Siyonizm’in köleliğinden temelli kurtulduk diye tam da sevinecekken, Siyonizm’in tam kölesi durumuna düştüğümüzü fark edince uyandık veya tekrar uyutulmak için uyandırıldık.
Meğer dindar Cumhurbaşkanı da Siyonizm’in sinsi projesiymiş.
Olsun, dindar olsun da Siyonizm’in projesi olsa da nihai hedefimize bir adım daha yaklaşmış olduk.
Nihai hedefimiz, şeytanın gösterdiği rüyalardan uyanıp özgürce, yanlış alınan bir abdest ile yeniden “Bismillah” demek mi?
Uyandık mı, yoksa üzerimizde AR-GE yapan Siyonistler tarafından yeniden uyutulmak için mi uyandırıldık?
Veya rüyanın içinde uyanma rüyası mı gördük? Doğru bildiğimiz yanlışların doğrusunu bilen kaç kişiyiz.
Hepimiz kendi yanlış doğrularımızın doğrultusunda, nereye kadar ?
Hayatıma uyguladığım ayetlerden biri de; Şüpheli olan her şeyden kaçının. Ayetidir. Devamında; Ok gibi dosdoğu olun.
Bu iki ayet ile yola çıkan, Kur an ın tamamını merak eder ve rehber edinir.
O zaman organik uyanmaya zorlayalım kendimizi.
Soru:
Hakiki insan, Yaradan’a hakiki kul olmak için nasıl bir yol izlemeli?
Cevap:
Temsili olarak fikren, ruhen ve kalben Mekke döneminden Medine dönemine geçerek...
Uydurma hadislerden, menkıbelerden, hikâyelerden, cemaatlerden ve partilerden arınarak...
Kur’an ahlakıyla ahlaklanarak...
Kalben kendi Medine’mizi inşa ederek...
Şeytani fıtratları ayıklayarak...
Rahmani fıtratları keşfedip eğiterek...
Siyonizm’in tüm icatlarını ve imkânlarını terk ederek; dumanla haberleşme, tezekle ısınma devrine dönerek; mevcut düzenden uzaklaşıp inzivaya çekilerek...
Ömrünü tamamlamış şeytani düzenden, her birimiz ayrı ayrı Kur’an düzenine kalben hicret ederek sıfırdan başlamalı; organik insanlar, kâmil liderler yetiştirmeliyiz.
Aksi hâlde, verdiğiniz eğitimi akıllı telefonlar üzerinden Siyonizm tekrar tekrar devşirerek; bilmeden, şuursuzca Siyonizm’in hizmetkârlarını kendi elimizle yetiştirerek ömür israfına şahit olacağız.
Anlaşılan o ki Erdoğan’a Allah tarafından verilmiş bir görev vardır.
Görevi yapıcı değil, yıkıcıdır.
Mevcutları, hurafeleri, uydurulmuş kendi dünyasını ve partisi dâhil her şeyi yıkmaktır.
Erdoğan’ın İslam’a hizmeti; kendi devrindeki ve öncesindeki çarpıtılmış İslam’a darbeyledir. Bu, onun elinde değildir.
Bilerek yaptığı bir şey yoktur.
Her şey Allah’tandır.
Kur’an’a asıl hizmet, Erdoğan sonrasında Kur’an’da bahsi geçen hakiki muhsinlerle olacaktır.
Günümüz insanı olarak bizler; (yayıktaki) kaymak misali, duvardan duvara binlerce kez çarpılarak ruhumuzdaki kaymak ayrandan ayrışacak, özümüzdeki tereyağına, kâmil müminlere, muhsinlere kavuşacağız inşallah.
Yayla tereyağı kıvamında kâmil mümin, muhsin olma; Rıza-i İlahi istikametinde âleme nizam verebilme ve hakiki cumalarda buluşma ümidiyle...
NOT: Ali Rıza Demircan, Abdurrahman Dilipak, Bülent Arınç, Gültekin Uysal ve benzeri kafası karışıkların eleştirilerine ve sorularına cevaben.
Hüseyin Bağdatlı
Ahşabın Piri, Son Gülle