İstihbarat savaşları
874 Okunma, 7 Yorum
Mahir Kaynak - Star
Süleyman Karagülle

Mahir KAYNAK

İstihbarat savaşları

24 Eylül 2011 Cumartesi

 

Son günlerde yaşadığımız terör eylemlerine PKK damgasını vuruyor ve onun arkasındaki güç odaklarını ve onların hedeflerini sorgulamıyoruz. Oysa gizli servisler dünya dengelerini bile etkileyecek operasyonlar yaparlar. Bir iddiayı tartışalım.

- PKK gizli servis işidir.

- Gizli servislerin hepsi tekel sermayeye çalışırlar.

 

Birinci Dünya Savaşı esnasında Almanya Rusya’daki komünist eylemleri destekledi ve Rusya’yı savaşın bitiminden bir yıl önce, 1917’de savaş dışına çıkardı. Devrimin lideri Lenin Almanlara hizmet ediyordu ve özel bir Alman treni ile Petrograd’a geldi. Rusya bu hareketi engellemeyince içine bir Rus ajanını, Stalin’i soktu ve çar ailesini feda etti ama hareketi millileştirmeyi başardı. Bu konuda iki delil öne sürülür. Birincisi Stalin’in, Lenin’in ölümünden sonra, karısı Krupskaya’ya kötü davranması, ikincisi devrimi gerçekleştiren ilk merkez komitesinin, biri hariç, tüm üyelerini idam etmesi. Kızıl Ordu’yu kuran Troçkin’in ülkeyi terk etmesine rağmen Sovyet gizli servisi tarafından Meksika’da öldürülmesi.

- I. Dünya Savaşı’nda Almanya Lenin’i Rusya’ya gönderdi. Rusya Stalin’i casus yaptı. Çarlık kurtulmadı ama Rusya milliliğini korudu.

- Bununla beraber Stalin’den sonra Sovyetleri yine Yahudiler yönetti. Hala da yönetiyorlar.

 

Bu iddiayı destekleyen ikinci olay son zamanlarda gerçekleşti. Putin Çar ailesinin itibarını iade etti ve Stalin’i aziz ilan etti ama Lenin’den hiç söz etmedi. Oysa Lenin dünyayı değiştiren bir lider olarak tanınıyordu.

- Putin, Çar ailesinin itibarını iade etti. Stalin’i aziz etti. Lenin’den söz yok.

- Sovyet devrimini Şevardnadze Gorbaçov baskı rejiminden çıkardı. Putin İslam konferansına katılmak için müracaat etti.

 

Başka bir istihbarat operasyonu İkinci Dünya Savaşı’nda yaşandı. Almanya’nın yenileceğini anlayan Alman istihbarat servisi, imkanlarının Ruslar tarafından değil ABD tarafından kullanmasına karar verdi. Servisin başındaki amiral Canaris ABD ile temasa geçti ama SS istihbaratı olayı öğrendi ve Canaris Hitler tarafından idam edildi. Savaş sonlanınca Alman general Gehlen aynı yolu izledi, servisi ABD’nin emrine verdi ve CIA’nın güçlenmesinde bu örgüt çok etkili oldu. Mesela savaştan sonra ülkemizde Almanları destekleyen tek kişi bile, en azından, itibar kaybetmedi ve etkinlikleri devam etti ama Amerikan politikalarına hizmet ettiler.

- Alman servisleri politikalarını Ruslar tarafı değil ABD tarafı kullandılar.

- Çünkü Hitler, tekel sermayenin Hitler’i İsrail’e tehcir etmek için kullandığı biri idi. Destekliyordu. Rusya’yı da kötü duruma düşmesi için zorluyordu.

 

Bu konuda çok şey anlatılabilir ama bu iki örnekle yetineceğiz. Buradan şu sonuç çıkarılabilir. Dünyadaki büyük güçlerin en önemli araçlarından biri gizli servislerdir. Bu sadece ülkeye yönelik operasyonları engellemekle yetinmez ayrıca kendisi de büyük operasyonlar yapar. Biz bugüne kadar ne ülkemize yönelik bir gizli servis operasyonunu engelledik ne de hedeflerimizi gerçekleştirmede yardımcı olacak bir operasyon yaptık.

- Gizli servisler operasyonları engeller operasyonlar yapar. Biz ne engelledik ne de yaptık.

- Çünkü 2002ye kadar gizli servisimiz CİA’nın kolu idi. Şimdi CIA da Sermayenin değil MİT de operasyonları da yapmıyor. Sermaye bilmediğimiz yeni servis oluşturdu. Şimdi onlar oynuyor. Ergenekon’un CIA veya MİT’le ilişkisi yoktur.

 

Dünya üzerinde önemli bir bölgede olan ve sosyal yapısı nedeniyle bölgede etkili güç olabilecek olan ülkemiz bu savaşların aktörü değil konusu oldu. Birçok güç birbirine karşı ülkemizde mücadele etti ve biz seyrettik. Olaylarda yabancı bir etkinin olduğunu söyleyenler bir yandan komploculukla itham edilirken diğer yandan saçma sapan iddialar ortaya atılarak bu konudaki analizlerin hafife alınması sağlandı.

- Merkezde biz idik ama. Fail değil meful. Bize oynadılar seyrettik.

- Atlar tepişirken taylar uzak durmalıdır. Biz de öyle yaptık ve aldandık. Kazanmaya devam ediyor. Sorunumuz dış değil içtir.

 

Bölgesel bir güç olmak isteyen ülkemizin herkesin kullandığı bu araca uzak kalması düşünülemez. Bugüne kadar istihbarat servisimiz, tüm güvenlik güçlerimiz gibi, ideolojimizi savunmayı ülkeyi savunmak olarak algıladı. Düşmanlarımız soyuttu ve Komünizm, Kürtçülük, Türkçülük ve İrtica olarak belirlenmişti. Yabancılar dostlar ile düşmanlar olarak ayrılıyordu ve düşmanlarımızın her yaptığı kötü, dostlarımızın her yaptığı iyi sayılıyordu. Mesela geçmişte ülkemizdeki sol terör eylemlerinin SSCB değil Avrupa kaynaklı olduğunu söylediğim için dışlandım. Operasyonlar dostlarımızın eseriydi kötülük için değil yönlendirmek amacıyla yapılıyordu.

- Komünizm, Kürtçülük, Türkçülük ve irtica düşman belirlendi. Sovyetler düşman Avrupa dost kabul edildi. Doğrusunu söyleyince de atıldım.

- Türkler aptal görünürler. Anlasalar da söylenenlere inanır gibi olurlar.  Teslim olmazlar. Zaman geçer, fırsat ele geçer ve onu değerlendirirler. O gün erken ötülmüştü. Şimdi ötme zamanı.

 

Dünyayı anlayacak, hükümete anlatacak, akil devletin bir parçası olacak bir istihbarat servisi oluşturulmalıdır.

- Akıl veren istihbaratçıya ihtiyaç vardır.

- Kuran’a göre istihbarat teşkilatı yoktur. Bütün vatandaşlar istihbarat teşkilatına mensuptur. Bir haber duyulduğu zaman onu yaymayacak devlete bildirecekler, devlet de bir haberleri değerlendirme merkezi kuracak ve bu haberleri değerlendirecektir.

 

 

Yorum: Sorun İçerdedir

 

Tükler 1000 yıllarında Müslüman oldular. Abbasi halifelerini desteklediler. Araplarda Emevi Haşimi çekişmesi vardı. Haşimilerde de Abbasi ve Alevi çekişmesi vardı. Türkler Abbasileri İranlılar Alevileri tuttular. Türkler bunu tutarken tarafsız idiler. Gayeleri İslamiyet’e hizmetti. İranlılar da Arap kültüründen kültürlerini korunak için Şii oldular. Türkler kültür bakımından İranlıların  yanında yer aldılar.

Bin yıldır İslam alemini Türkler temsil ediyor. Ama bu Arapları dışlayarak değil Arapların hamisi olarak bunu yaptılar. Osmanlılar, İslam uygarlığı ile Batı uygarlığını sentez etmeye çalıştılar. Cumhuriyet de bu istikamette adımlar attı. Günlük siyaseti Osmanlılar iyi yürüttüler. İmparatorluk yıkıldı ama yerlerine İslam ülkeleri doğdu. Uzun zaman Batı sömürgesi olarak varlıklarını sürdüren Müslüman devletler şimdi bağımsızlığa kavuşmakta ve sözlerini geçirir olmaktadır. Osmanlılar iyi siyasette bulundular diyebiliriz.

Cumhuriyet’te çeşitli badirelerden sonra bugünkü duruma ulaşıldı. Bu bakımdan Türkiye’nin ve İslam aleminin aptalca siyaset yaptığı iddia edilemez. Ne var ki sorunlar çözülmüyor.

İnsanlık uygarlaşan bir varlıktır. Her bin yılda bir uygarlığa doğru yeni adım atar. Bunu iki şekilde yapar. Önce Doğuda hukukta ve yönetimde adım atılır yeni sosyal uygarlık doğar. Sosyal uygarlık 500 sene sonra yaşlanmaya başlar. Yeni uygarlığa hazırlık başlar. Bu dönemde Batı yeni hukuk ve yönetimi benimser ve teknikte ve ekonomide hamle yapar. 500 sene içinde yeni uygarlığın tepesine çıkılır. Ne var ki bu esnada 500 sene önce zirvede olan hukuk ve yönetim şekli işe yaramaz olup çöker. İşte o zaman da Doğuda yeniden hukuk ve yönetimde yeni hamle yapılır. Sonraki bin yılın uygarlığı başlar.

Bu tarihte hep böyle oldu. Nuh, İbrahim, Musa ve İsa peygamberlerin başladıkları uygarlıklar biner yıl yaşamışlar. Son olarak da İslam uygarlığı bininci yılını doldurmuş durumdadır. Yeni uygarlık başlamıştır. Bunlara hak uygarlıkları diyoruz. Batı’da ise 500er yıl sonra başlayan Mısır’da melikler, firavunlar devirleri, Yunan Roma ve bugünkü Avrupa uygarlıkları devam ediyor. Bugün Batının teknik ve ekonomik uygarlığı da tepededir. Çökmeye başlamıştır.

İşte Türkiye yeni oluşmakta olan Hak uygarlığının kuruluşunda görev almış bir ülkedir. Bunu Adil Düzen’le başaracaktır. Ne var ki Adil Düzen vahye dayalı bir düzendir. İnsanların aklı yeni hukuk yeni düzen getiremez. Ancak Allah’ın öğretisiyle mümkündür. Nitekim tarihte hep azim sahibi peygamberler gelmiş onlar yeni hal uygarlıkları getirmişlerdir. Bugün ise peygamber gelmeyecektir. Yeni uygarlığı alimler kuracaktır. Kim bu alimler:

1) Kuran’ı ve Kuranî ilimleri öğreneceklerdir. Kuran’ı anlamak için de şunlardan yararlanacaklardır:

a) Kuran’dan önce gelmiş olan kitaplar

b) Hazreti Muhammed’in uygulamaları

c) Müçtehitlerin oluşturduğu fıkıh usulü ilmi

d) Batıda oluşan müspet ilimler

2) Bugünkü dünyanın ulaştığı seviyede insanların karşılaştıkları sorunlar. Bunun için mevcut düzende uygulamalar yapacak ve hayatı yaşayacaklardır. Üniversitelerine varıncaya kadar çağımızın uygarlığını iyi bileceklerdir.

İşte Akevler’de başlayan ve Erbakan tarafından benimsenip dünyaya duyurulan Adil Düzen çalışmaları budur. Yani üçüncü bin yıl uygarlığının kurulması için yukarıda belirtilen ilimleri öğrenmeyi deneyip içtihatlar yapmaya gayret sarf etmektedir. Ne yazık ki Akevler Yenibosna çalışmaları dışında bu hususta herkes kör dilsiz sağır durumda. Bizim asıl sorunumuz budur.

 

Süleyman Karagülle


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
25.09.2011
07:02

Mahir Kaynak bugünkü yazısını aşağıdaki şu cümleyle bitirmiş:

"Önümüzdeki dönemde iktisatta önemli değişiklikler yaşanacaktır ve keşke bunu bir Türk bilim adamı gerçekleştirse."

yazının başlığı da ilginç:

Ezbercilik

* ben de kendisine aşağıdaki mesajı gönderdim: *

"Önümüzdeki dönemde iktisatta önemli değişiklikler yaşanacaktır ve keşke bunu bir Türk bilim adamı gerçekleştirse."

yani... bugünkü yazınızdaki son cümle... * malumunuz...

n. erbakan ve süleyman karagülle'nin "ADİL EKONOMİK DÜZEN"i var...

* ayrıca... süleyman karagülle uzun zamandan beri "her hafta" sizin köşe yazılarınızı

www.akevler.org

sitemizde yorumluyor... ve... zaman zaman "ADİL DÜZEN"e ilgisizliğinize vurgu yapıyor... tesbit ve teşhislerinize "tamam" diyor... ama... "tedavi" olan "ADİL DÜZEN"e ilgisizliğinizi sorguluyor... neden...??? * selam, sevgi ve saygılarımla... * Reşat Nuri EROL Milli Gazete köşe yazarı S.Kargülle'nin çalışma arkadaşı

Reşat Nuri Erol
25.09.2011
07:12

sonra üstad'ın bugünkü yorumunu okudum...

*

üstad'ın bugünkü son cümlesine de "tevafuk" diyelim:

"Ne yazık ki Akevler Yenibosna çalışmaları dışında bu hususta herkes kör dilsiz sağır durumda. Bizim asıl sorunumuz budur."

*

üstad...

bu kör dilsiz sağırlara mahir kaynak da dahil mi?..

*

hayırlı sabahlar...

hayrlı günler haftalar...

hayırlı okumalar ve yorumlamalar...

hayırlı ... ??? ... !!! ...

*

selam ve dua ile...

Reşat Nuri Erol
25.09.2011
07:25

aslında...

mahir kaynak beyi ziyaret etmemiz lazım; ranedevu alıp görüşmek ve gerekli tebliği, gerekli daveti yapmak lazım...

sadece mahir beyi değil; daha başka pek çok kimseyi de...

Reşat Nuri Erol
28.09.2011
07:14

Mustafa AKYOL mustafaakyol@stargazete.com

İslamcıların ‘sistem’ tutkusu

28 Eylül 2011 Çarşamba Onyıllarını Risale-i Nur hizmetine adamış dostlarla bir sohbetteydim geçenlerde. Konu, Türkiye’deki İslamcı düşünceye geldi. Dostlardan biri, “90’lı yıllardan beri çok şey değişti” dedi ve hatırlattı: “O zamanlar biz Avrupa Birliği’ne girmeyi savunuyorduk; bazı İslamcılarsa bize ‘siz dinden çıkmışsınız, tevbe edip nikah tazeleyin’ diyordu.” Durum böyle idi, çünkü söz konusu “İslamcılar”, Müslümanların her alanda nevi şahsına münhasır “sistemler” kurmaları gerektiğine inanıyordu. İslam’ın bir siyasi sistemi, ekonomik sistemi, ortak pazarı, dinarı, “NATO”su, ve hatta “bilimi” olmalıydı. En büyük “İslami dava” da, “ilahî” olduğu varsayılan bu sistemlerin “beşerî” olanların yerine geçirilmesiydi. Bu düşünce, 2000’lerde geriledi ve AK Parti’nin “muhafazakâr” vizyonuna alan açtı. Ancak tümüyle ortadan kalkmadı. Başbakan’ın laiklik müdafaasına yönelik bazı itirazlarda da sanki kendini yeniden gösteriyor. Benimse bu İslamcı ideolojiye iki temel eleştirim var; kısaca belirteyim. Sistem mi, ahlâk mı? Birincisi, bu ideolojinin temelinde yatan “ilahî sistem”, “beşerî sistem” ayrımına dair. Bu ayrım bence hayalidir; çünkü İslamcıların “ilahî sistem” dedikleri şeyler de aslında “beşerî”dir. Çünkü, Kur’an’da ve Sünnet’te ne bir devlet yapısı ne de bir ekonomik sistem tarifi vardır; sadece bu alanlara bakan ilkeler vaz’edilir. İslamcıların yaptığı ise, bu ilkelerden türettikleri (ama aslında üstüne pek çok subjektif yorum kattıkları) kurguları “ilahî” sanıp kutsamaktır. Aynı sebeple, İslamcılık, İslamî ilkelerinin bazen gayrımüslimler eliyle de hayata geçebildiğini görmez. Mesela İmam Şatibi’nin saydığı “şeriatın beş maksadı”nın (dinin, canın, malın, aklın ve neslin korunması) bugün Batılı demokratik ülkelerde pekâlâ sağlandığını es geçer. İslamcılık’taki ikinci ve daha da büyük problem, sistem tutkusunun Müslüman zihni siyasi bir ütopyacılığa hapsetmesi, iman, ahlak ve kültür gibi kritik meseleleri atlamasıdır. Mesela, son 20-30 yılda “İslam ekonomisi”nin nasıl olacağına dair binlerce sayfa teori üretilmiştir. Ama “serbest ekonomi içinde Müslüman bireyin para kazanma ve kullanma ahlâkı” üzerine çok az kafa yorulmuştur. (MÜSİAD’ın bu konudaki olumlu yayınlarını teslim edeyim.) Aynı şekilde “İslam devleti”nin nasıl olacağına dair tonlarca kitap ve makale vardır. Ama “demokratik bir düzende İslamî ilkelere uygun siyaset nasıl yapılabilir” sorusu üzerine eğilen yok gibidir. ‘İddiasız’ kalmak Kısacası İslamcılık, “hak düzen”i kurunca her sorunu çözeceğini sandığından, “sivil” alanla, örneğin bireylerin imanı ve toplumun kültürüyle fazla ilgilenmez. Hilal Kaplan’ın yerinde tespitiyle, sekülerleşmeden (dinden uzaklaşmadan) şikayet eder, ama onun “toplumsal dinamikler üzerinden giderek nasıl bertaraf edilebileceği üzerine” kafa yormaz. Zaten bu dinamiklere kafa yoran, mesela “bilimsel materyalizm”e karşı duran Nurcu geleneğe “çiçekle, böcekle” uğraştığı için hep dudak bükmüştür. Bu eleştirileri getirdiğimizde ise, İslamcılardan “ne yani, İslam’ın tüm iddialarından vazgeçip küresel sisteme entegre mi olalım” tepkisi gelir. “Sistem kurmak”tan başka bir “iddia” gelmemektir ki akıllarına... Aynı sebeple, İslamcı ideolojiden vazgeçenler sahiden de “iddiasız” kalabilmekte, eskinin “mücahitleri” bugünün “müteahhitleri”ne dönüşünce “battı balık yan gider” havasına girebilmektedir. Oysa, 21. yüzyılın en büyük İslamî meselesi, açık, demokratik ve küresel bir dünyada nasıl iyi Müslümanlar olunacağı ve İslam adına hangi değerlerin nasıl savunulacağıdır. Buna eğilmenin vakti de çoktan gelmiş ve hatta geçmektedir.

Reşat Nuri Erol
28.09.2011
07:32

mustafa akyol bey, bugünkü yazınız tam bir

"adil düzen - zalim düzen"

ayırımını ve kırk yıllık çalışmaları inkar yazısı olmuş... islam'ın "ahlak" tarafına tamam (hıristiyanlık gibi din) ama islam'ın

"sistem, düzen, şeriat, hukuk vs"

yanına hayır;

nasıl olacaksa?!...

tek bir tavsiye: kolayı, milli gazete'deki bir kısım konu ile ilgili köşe yazılarım (1200 yazı) veya

"İSLAM devlet ve dünya DÜZENİ"

kitabımız (büyük boy, 1200 sayfa, iki cilt) ... elbette diğer onlarca/yüzlerce kitabımız da; mesele, fehmi koru'nun 60-70'li yıllarda yayımladığı iki kitaptan başlayabilirsiniz:

1- islamiyet ve ekonomik doktrinler 2- islamiyet ve günümüzün meseleleri

ayrıca

1 -sosyal denge I ve II kitaplarımız (işaret ve iz yayıncılık) 2- alternatif faizsiz banka - selem ve kredileşme

selam ve dua ile... reşat nuri erol 0532 246 68 92 not: www.akevler.org sitemizi de tavsiye ederim...

Reşat Nuri Erol
28.09.2011
07:33

yukarıdaki mesaj mustafa akyol'a bugün gönderildi...

Reşat Nuri Erol
30.09.2011
15:50

RUSYA: Putin'le yaşlanmak...

[ The Guardian böyle diyor; acep nedendir?!. ]

İktidarın tek bir insanda cisimleşmesi, muktedir seçkinlerin cebine attığı paranın miktarı, devletin her köşesine sinmiş yolsuzluk, paylaşılan sırlar o kadar taşınmaz hale geldi ki, Putin’in sorunu iktidarı elinde tutmak değil, iktidarı bırakmak. Kendisi için kazdığı çukur ziyadesiyle derin. Vladimir Putin, gelecek yılki devlet başkanlığı seçimlerini iptal edip basitçe Medvedev’le devlet başkanlığı ve başbakanlık koltuklarını değiş tokuş edeceklerini açıklasaydı, Rusya ve ötesindeki herkese bir yığın vakit ve paradan tasarruf etmek gibi bir faydası dokunabilirdi. Fakat öyle olmuyor işte. Gelecek yılki seçimlerin sonucunu altı ay öncesinden bilen Ruslar, buna rağmen meşakkatli bir tasdik sürecine para dökmek zorunda. Geleneksel Rus devletçiliği modeliyse, en azından kendi içinde tutarlı. Eğer bu oy verilecek zaman değilse, meclis de (mevcut meclis başkanının da kabul ettiği gibi) tartışma yeri değil. Böyle bir mecliste bağımsız siyasi partilerin de lüzumu yok. Keza bu sistemde bağımsız sendikalara, mahkemelere veya ulusal televizyon kanallarına da yer yok. İktidarın tek bir insanda cisimleşmesi, muktedir seçkinlerin cebine attığı paranın miktarı, devletin her köşesine sinmiş yolsuzluk, paylaşılan sırlar o kadar taşınmaz hale geldi ki, Putin’in sorunu iktidarı elinde tutmak değil, iktidarı bırakmak. Kendisi için kazdığı çukur ziyadesiyle derin. Faşizm mi gelecek? Putin’in popülaritesi, bazıları için Rusya’nın yönetim şekli açısından bir meşruiyet noktası. Sorun ise Putin’in halkla bağının kopması değil; aksine, onun damgasını taşıyan ‘yumuşak’ otoriter yönetim, halkını ve onun korkularını fazlasıyla temsil ediyor. Gorbaçov ve Yeltsin yıllarının kargaşasının ardından ne yapacaklarını kestirebildiğiniz yöneticiler, değişimden önemli sayılıyor. Bazıları için bunun ekonomik sebepleri var. Her yeni muktedir, ekonomik zenginliğin yeniden dağıtılmasını beraberinde getiriyor. Bazıları da siyasi sebeplerden dem vuruyor. Putin’den sonra ne gelecek? Faşizm mi? İktidara kazık çakan yöneticiler, sistemik bir sorun. Dikey iktidarın bir parçasına dokunduğunuzda, kırılgan yapı çöküyor. Sistem içinde çalışan profesyonel iktisatçılar var, fakat bertaraf ediliyorlar. Sistemin değişimi başaramaması ve halkın değişimin sadece daha kötüsü anlamına geldiği şeklindeki belleği, Rusya’nın en parlak insanlarının göç etmesinin sorumlusu. Putin’le yaşlanmaktan kurtulmanın tek yolu bu zira. The Guardian, Başyazı, Tercüme: Radikal





Sayı: 119 | Tarih: 25.09.2011
Ahmet Hakan
Başbakan’ın nutkunu neden çok tuttum?
BM mi D8 mi İnsanlık mı?
1339 Okunma
3 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Nihal Bengisu Karaca
Başbakan'ın Laiklik Vurgusu
Hangi Laiklik?
1120 Okunma
3 Yorum
Hakan Kandal
Mehmet Şevket Eygi
Türkiye'de Eğitim Fâciası
Pozitif İlimli "İslam Mektebi"
983 Okunma
Emine Hocaoğlu
Taha Kıvanç
‘Sit-com’ AŞ sorularına cevaplar
'Müslüman'ın reytingi neden yok?
878 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Mahir Kaynak
İstihbarat savaşları
Sorun İçerdedir
874 Okunma
7 Yorum
Süleyman Karagülle
Zülfü Livaneli
GİRDAP
MEDYA GİRDABI
857 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ebubekir Sifil
Postmodern Dindarlık
Benzeşen Hayatlar
840 Okunma
Zafer Kafkas
Ruşen Çakır
TÜBA’yı Prof. Şerif Mardin’e sordum
TÜBA’yı duyan var mı?
820 Okunma
Tayibet Erzen
Ruhat Mengi
Batı medyasının hariçten gazeli!
Yorum yok
749 Okunma
Vahap Alma