Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
ALTERNATİF FAİZSİZ BANKA-SELEM VE KREDİLEŞME
1993 1.Baskı
759 Okunma
ASPxHyperLink

KARARLAR VE SONUÇ
Süleyman Karagülle

ONUNCU BÖLÜM

 

MADDE 10

Kararlar temsilcilerin ittifakı ile alınır. Değerlendirmeler orta değer bulunarak yapılır. İttifakla yetkili kılınan kimsenin yetkili kılındığı konuda istişareden sonra aldığı karar topluluğun kararıdır. Herkes kendi içtihadına göre ilzâm olunur. İstişaresiz karar istisnadır.

 

I. KARAR ÇEŞİTLERİ

II. YETKİLERİN VERİLMESİ

III.İÇTİHATLAR

IV.İCMALAR

V. ADEDİ KARARLAR

VI. SIRALAMA

VII. DERECELEME

VIII. İSABET DERECESİ

IX. ORTA DEĞER

X. BÖLÜŞME

XI. DAĞITMA

XII. ARTTIRMA VE EKSİLTME

XIII. SENETLERİN KOLLEKTİF KARARLARA YARDIMI

 

I. KARAR ÇEŞİTLERİ

a. İNSAN REFLEKS DIŞINDA HAFIZAYA DAYANARAK KARAR VERİR

Canlılar dış tesirlerle harekete geçerler. İnsanın dışındaki varlıklar için bu hareket refleks şeklinde olmaktadır. Yani dışardan gelen etkiler devreler açıp kapayarak sonunda harekete dönüşürler ve haraket de icra edilir. Halbuki insanlarda hafıza denilen bir meleke vardır. Dıştan alınanlar hafızaya kaydedilir, bilahare değerlendirilir. Kayıt ile değerlendirme arasında yıllar gibi uzun zamanlar geçebilir. Sonra değerlendirmelerle yeniden hafızaya alınır ve harekete yine yıllar sonra geçilebilir. Fert için bu kararlar bazen kaide şekline dönüşür ve ondan sonra değerlendirmeler, kararlar ve hareketler yine hafızaya alınarak bekletilebilir olmakla birlikte hep aynı şekilde yürütülür.

b. EKSERİYET SİSTEMİ İLE ALINAN KARAR TOPLULUĞUN KARARI DEĞİLDİR

Fertteki bu karar mekanizması topluluklar için de söz konusudur. Topluluk içinde değişik fertler gerekli bilgileri toplarlar. Bunlar kayıtlara geçer ve bekletilir, sonra karar merciî bunları değerlendirir, emir haline getirir, yine bekletir; sonra gerektiğinde topluluğun fertleri uygularlar. Bilgi toplama ve uygulama topluluk içinde işbölümü esasına göre yürütülür ve bir bütünlük arzeder.

Fertlerin ayrı ayrı yaptıklarının toplamı, ortaklaşa ve birlikte yaptıklarına eşit olacaktır. Ancak karar verme mekanizmasının ortaklaşa ve birlikte olabilmesi için bazı zorluklarla karşılanmaktadır. Kararın kollektif olabilmesi için çağımızda ekseriyet sistemi benimsenmiştir. Bunun uygulamada başarısız olduğu kesindir. Bundan dolayıdır ki, ekseriyet sistemi göstermelikten ibaret kalmakta, kararlar daima bir kişi tarafından verilmektedir. Aksi olduğu zaman da ba şarısızlık söz konusudur.

c. HERKES KENDİ KARARINA GÖRE HAREKET EDERSE KOLLEKTİF SONUÇ OLUŞUR

Birinci kaide kararların mutlak surette teker teker ve ayrı ayrı kimselerden çıkmış olmasıdır. Ekseriyet gibi birlikte alınan kararların geçerliliği de fantaziden ileriye geçmemektedir. Bununla beraber kararların kollektif mahiyetini kazanması için birtakım usul ve kaideler geliştirilmiş bulunmaktadır. Bunların başında ittifakla alınan kararlar gelir. Herkes ayn ayrı düşünerek karar almışsa ve bu kararlardan hepsi aynı ise buna ittifak kararları veya topluluğun kesin kararları denir. Faizsiz sistemde kabul edilen ikinci kaide de, alınan kararlar farklı ise herkesin kendi kararını kendi bildiği gibi uygulamasıdır. Yani ittifakta birlik, ihtilafta ayrılık devam edecektir. Şu kadar var ki, bu ihtilaf edenler dayanışma ile birbirine bağlıdırlar. Yani herkes kendi kararına uymakta, diğerlerinin kararı kendi görüşlerine aykırı olsa bile herkes ona yardım etmekte ve dayanışma teminatı altına almaktadır.

d. HERKES İSTEDİĞİ GİBİ YAŞAMAK İÇİN BİRLEŞECEKTİR

Bunun iyice anlaşılması gerekir. Madem ki ben benim bildiğim gibi hareket edeceğim, sen de senin bildiğin gibi hareket edeceksin; o halde aramızdaki birlik ve ortaklık nerede kaldı, denilmekte ve herkesin bir karar üzere hareket etmesi istenmektedir. İslâm düzeni dışındaki bütün görüşler bu rrıerkezde toplanmaktadır. Demokrasilerde bu görüş ekseriyetin görüşü, yani en çok taraftar toplayan görüş olmaktadır. Halbuki İslâmiyet'te kendi hürriyetini kaybetmek ve başkalarının düşüncesine esir olmak için biraraya gelinmemiştir. Tam aksine ben benim düşündüğümü, siz de sizin düşündüğünüzü yapabilmemiz için birbirimize muhtacız. Tek başımıza başaramadığımızı, biraraya gelmekle başarmış oluyoruz. Diyelim ki, iki arkadaştan biri annesine diğeri de babasına mektup yazmak istiyor. Bunun için bunlara kalem lazım. İkisinin de ayrı ayrı kalem alacak paraları yoktur. Anlaşıyorlar. Ortaklaşa bir kalem alıyorlar. Bu ittifak ettikleri husustur. Sonra da herkes kendi istediğine istediği mektubu yazıyor. İşte buradaki anlaşma herkesin kendi istediğine mektubunu yazabilmesi için yapılmıştır. Şimdi deseler ki, biz madem ki ortağız, mektubu da ortak yazacağız, ayrılık ve gayrılık yok, her ikisi birleşip anneciğim diye başlayarak diğerinin annesine mektup yazsa veya babacığım diyerek öteki diğerinin babasına mektup yazsa, ne kadar gülünç ve saçma olursa; kişileri başkalarının görüşlerine göre hareket etmeye zorlamak da o kadar gülünç ve saçma olur. Şundan dolayıdır ki, İslâmiyet'te kanun sistemi yerine içtihat sistemi ikame edilmiştir.

e. FAİZLİ SİSTEM KOLLEKTİF KARARLARA MANİDİR

Çağımızın anlayışı hürriyet ve demokrasidir. İnsan haklarıdır. Ama bu hakların nasıl elde edileceği ise henüz çözülmemiştir. İnsan haklarının adı vardır ama kendisi yoktur. Temeli faiz olan bir sistemde birinin diğerini sömürmesi esası vardır. Söyle bir sistemde insan haklarının gerçakleşmesi mümkün değildir. Faizsiz sistemi uygulayalım diyenlerin de karar mekanizmalarını buna uygun olarak geliştirmeleri zorunluluğu vardır. Faizli sistemin karar mekanizmaları ile faizsiz sistem uygulanamaz.

f. FAİZSİZ SİSTEMDE HÜRRİYETLERİN TEMİNİ İÇİN DAYANIŞMA VARDIR

Faizsiz sistemin temel dayanağı herkesin ve her topluluğun kendi kararlarını kendilerinin uygulaması, kimsenin ve hiçbir topluluğun diğerlerinin kararlarına karışmaması esasıdır. Bu karışmama onların kararlarını değiştirecek şekilde müdahale etmeme anlamında olup, yardımlaşmama anlamında değildir. Bilakis bunlar arasında herkesin kendi içtihadına göre hareket edeceğine dair ahitleri vardır. Emanları vardır. Herhangi biri bu hürriyetini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya gelirse, hepsi yek vücut olup hep birlikte hukukî düzeni koruyacaklardır.

II. YETKİLERİN VERİLMESİ

a. KOLLEKTİF KARARLAR TEMSİLCİLERİN İTTİFAKI İLE ALINABİLİR

Kollektif kararların alınabilmesi için kararın bir beyinden çıkması zarureti, diğer taraftan kararın da kollektif olması gereği şu şekilde telif edilerek halledilmektedir. Karar belli olmadan evvel karar verecek fert üzerinde ittifak edilir. Böylece önce karar verecek kişi kollektif olarak belirlendiği için daha sonra bu fertten çıkan karar topluluğun kararı olur. Bu karar verecek kişinin tayininde ittifak hasıl olması için bağlanma mekanizması geliştirilmiştir. Herkes topluluk içinde kalabilmek için karar verme yetkisini bir başkasına devretmeye mecburdur. Aksi takdirde o topluluğa katılmamış sayılır. On kişi kendisine yetki vermişse, o kimse birinci derecede temsilci olmuş olur. Sonra temsilciler arasında aynı yetki verme olayı cereyan ederek, en sonunda on civarında temsilci kalmış olur. Bu yetkileri toplayan temsilciler hep karşılıklı anlaşarak yetkileri aldıkları için o topluluğun tüm yetkisini kendilerinde dercetmiş olurlar. (Ferdî ve emredici vekâlet sistemi.)

b. DİĞER ÜYELERİN TOPLULUKTAN AYRILMA HAKLARI VARDIR

Temsilciler bir mahalde toplanırlar ve ittifakla bir yetkiliyi seçerler. İttifak edinceye kadar dağılmazlar. Temsilcilerden birinin meclisi terketmesi halinde topluluktan ayrılır ve temsilcilikleri biter. Topluluk içinde bazı kimselerin temsil edilmemesi durumu ortaya çıktığından, bu temsilciler topluluk için ittifakla karar alma yetkisine sahip değildirler. Meclis dağılır ve diğer üyelerin yeni temsilci seçmeleri veya eski temsilcilerden birine katılmaları esası içinde temsilciler tamamlanmış olur ve yeniden toplanma meydana gelir. Temsilciliği terketmesi nedeniyle bu yetkisi bitmiş olan kimselerin bir daha temsilci seçilememeleri tabiîdir. Çünkü onların ortaklıkları bitmiş olmaktadır. Şayet meclisi terkedenin yerine seçilen de meclisi terkederse, bu sefer hem kendisinin hem de kendisini seçen alt derecedeki temsilcilerin cemiyet üyesi olma durumları sona erer. Bu mekanizma üyelere varıncaya kadar devam edebilir. Yani bir topluluğu sabote etmek için bir hizip oluşmuşsa, sonunda o hizbin bütün fertleri topluluk dışına çıkarılmış olur. Görülüyor ki, kollektif karar mekanizmaları cemiyete uyumsuzluk sağlayan fertleri kendi iradeleri ile elimine etmektedir.

c. İTTİFAKLA SEÇİLEN KİMSE TARAFINDAN, İTTİFAKLA YETKİ VERİLEN KONUDA İSTİŞAREDEN SONRA İSTİŞARE MECLİSİNDE ALINAN KARAR KOLLEKTİFTİR

İttifakla yetkili kılınan kimse artık fert olarak karar alacaktır ve aldığı bu karar kollektif karardır. Ancak kararın kollektif olabilmesi için daha iki şarta uyulması gerekmektedir. Toplam olarak üç şart görülüyor. Biri, ittifakla yetkili kılınmasıdır. Diğeri, karar verilecek konunun ittifakla belirlenmesidir. Üçüncü şart, kararın istişareden sonra verilmesidir. Buna bir şart daha ilave edebilinz. Kararın mecliste verilmesidir.

d. TEEMMÜL MÜDDETİ SINIRLIDIR

Belirlenen zamanlarda temsilcisini seçmeyen kimseler o topluluğun üyelik vasfını kaybetmiş olabilirler. Ancak bazı topluluklarda böyle olan kimselere belli bir zaman tanınmaktadır. Buna teemmül devri deniliyor. Bu müddet içerisinde mevcut temsilcilerden birini kendisine temsilci seçmekle tüm üyelik hakları korunmuş oluyor. Yeniden topluluğa katılacaklar için yine böyle bir temsilciyi kendilerine seçmeleri ve o temsilcinin onları kabul etmesi gerekir. Hiçbir temsilci kabul etmediği takdirde üyelikten çıkmış olur. Her temsilci temsilciliğinden vazgeçebilir. Herkes temsilcisini değiştirebilir. Bunun için bazı topluluklarda periyodik zamanlar konulmaktadır. Bu periyodik zamanlar çağımızda bazan beş on yılı bulmaktadır. Faizsiz sistemde ise bu periyodik zamana bir yıldan fazla cevaz verilemez. Genel olarak bu değiştirme için herhangi bir zaman şartı konmamalıdır.

e. TEEMMÜL MÜDDETİNCE İTİRAZ OLMAZSA İTTİFAK KESİNLEŞİR

Ferdin aldığı kararın kollektif olabilmesi için kendisine karar verme yetkisi verilen konunun açıkça ve ittifakla tespit edilmesidir. Yetkili kendi kendine bu benim yetkim dahilindedir deyip, içtihatlar yapıp karar verme yetkisine sahip değildir. Böyle bir karar ferdîdir, kollektif değildir. Genellikle bu ittifak birinci derecedeki temsilciler için açıkca beyanları ile sağlanır. Bu beyan ilân edilir ve buna muhalefet etme bütün üyelerin hakkıdır. Ancak muhalefetlerini temsilcilerine bildirme durumundadırlar. Belli bir müddet içinde birinci derecedeki temsilciler görüşlerini değiştirirlerse, ittifak ortadan kalkar. Değiştirmezlerse ittifak devam eder. Ancak bu tür ittifakların temsilcilerin aksine ittifakı ile değiştirilmesi gerçekleşir. Ama hiç kimse itiraz etmezse ittifak kesinlikle sağlanmış olacağından, bunun değiştirilmesi için yeniden bu tür itirazsız ittifakın temini gerekir. Bu suretle kollektif karar almaya yetkili kılınan kişi istişare ederek kararı alacaktır.

f. İSTİŞARE TEMSİCİLER ARACILIĞI İLE GENİŞLETİLEBİLİR

İstişare için önce mesele ortaya konur. Temsilcilere duyurulur. Temsilciler meseleyi anlamak için sual sorup öğrenebilirler. Sonra kendilerine teemmül etmek için mühlet verilir. Temsilciler kendilerinin alt kademelerindeki temsilcilerle istişare ederler, onlar da üyelere kadar giden silsile ile istişareyi devam ettirirler. Yetkili bu duyurma işini temsilcilerden başka görevliler aracılığı ile de yapabilir. Bu şekilde yapılması daha iyi sonuç vermektedir. İnsan içindeki atar ve toplar damarlar bu tür bir kuruluşa misaldir. Sinir sistemleri de aynı şekilde oluşmuştur.

g. İSTİŞARE ALENİDİR VE HERKES DİNLER

İstişare üyelerden başlanarak temsilciler aracılığı ile son temsilcilere kadar görüşler toplanmak suretiyle gerçekleştirilir. Son yetkilinin istişaresine bütün üyeler dinleyici olarak katılırlar ve kendi görüşlerinin temsilciler tarafından yetkiliye ulaştırılıp ulaştırılmadığını murakabe ederler. Görüşlerin yeterli düzeyde yetkiliye ulaşmadığı kanaatine varırlarsa temsilcilerini uyarırlar. Temsilciler ulaştırmamakta direnirlerse temsilcilerini değiştirebilirler. Yetkili isterse temsilci olmayanları da meclise alıp dinleyebilir. Söz yetkisi ise sadece temsilcilere aittir.

h. İSTİŞARE MÜDDETİ ORTA DEĞERLE BELİRLENİR

Yetkili takdir yoluyla istişare müddetini baştan veya belli bir müddet sonra belirleyebilir. Bunun için temsilciler ayrı ayrı istişare müddetlerini bildirirler. Bu müddetlerin orta değeri istişare müddeti olur. Herkes temsil ettiği üyelerin sayısı nispetinde bu müddetten yararlanma hakkına sahiptir. Yetkilinin konuşması bu müddet içinde değildir. Temsilciler sözlerinin uzunluğunu kendileri belirlerler. Sadece müddetleri biterse konuşma hakları sona erer. Bitmeden sözleri kesilemez. Her temsilci söz hakkını başka bir üyeye veya temsilciye kullandırabilir. Böylece herkes görüşünü beyan ettikten sonra yetkili kararını alır.

i. KARAR SÜKUNET İÇİNDE VE DIŞARIDAN ETKİ OLMAKSIZIN ALINIR

Karar, o anda temsilcilerin önünde ve onların konuşmaları akabinde kendi kendine düşünmeye daldığında içinde doğan görüştür. Bu görüş o topluluğun görüşlerinin muhassalası şeklinde ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla kollektif bir karardır. Yetkilinin meclisi terkettikten sonra aldığı kararlar kollektif kararlar değildir. Kesin olarak istişare ile karar arasında dışardan bir telkin gelmemelidir. Ve karar için sükut ettiği zaman herkes başını eğip önüne bakmalı, yetkili de aynı şekilde hareket etmelidir. Ne hareket ne de ses ile karar esnasında özel etki yapılmamalıdır. Böyle bir hareket istişareyi ifsat eder. Bu hareketi yapanlar meclisten çıkarılırlar. Yeniden herkes kısa da olsa görüşlerini beyan eder ve ondan sonra yeniden karar ittihaz edilir.

j. İSTİŞARİ KARARLAR YİNE ANCAK İSTİŞARE İLE DEĞİŞTİRİLEBİLİR

Yetkilinin istişareden sonra aldığı kararlar kollektiftir ve ancak yeniden istişare edilerek karar alınması suretiyle değiştirilebilir. İstişareden evvel her türlü fıkir ve görüşün ifadesi tamamen serbesttir ve matlup olan her türlü düşüncenin ortaya konulmasıdır. İstişare edilip karar verildikten sonra reylerine muhalif olanlar uygulamaya katılmayabilirler. İttifakla alınmamış kararların bir kısmına hemen katılma mecburiyeti olmayabilir. Ancak sükut etmek zorundadırlar.

h. ZORUNLULUK GETİRİLEN KARARLARA UYMAYANLAR TOPLULUĞU TERKEDERLER

İstişareden sonra alınmış kararlara ancak uygulama yapıldıktan sonra muhalefet edilmesi caizdir. Uygulama esnasında muhalefet etmek caiz değildir ve üyelikten düşmesini gerektirebilir. Yetkiliye ittifakla verilmiş bir yetki sonun da alındığı için, eğer ortak hereket etmeyi gerektiriyorsa ona uymak zorunluluğu vardır. Sükut ile yapılan belli direnmeden sonra ya uyulur, ya da o topluluk terkedilir.

l. EHLİYET YETKİLİ TARAFINDAN VERİLİR, HİZMETLİYİ KİŞİ SEÇER

Bazı hallerde yetkiliyi başka bir yetkilinin seçmesine izin verilebilir. Ehliyetin tevcihi bir tür yetkili kılma anlamına gelmektedir. Ancak yetkili olmak için ehliyetin tevcihi yeterli olmayıp ayrıca atanma da gerekmektedir ve genellikle ehliyeti tevcih eden ile atama yapan ayrı ayrı kişilerdir. Görevliler emrinde çalışacak görevlileri ehliyetlilerden kendileri seçerler. Bu faizsiz sistemde temel kaidedir. Genel hizmetleri görecek kimseleri de ehliyetli olanlardan yine hizmet edilecek kimseler, yani üyeler seçerler. Böylece yetki dağılımı tamamlanmış olur. Kısaca özetleyecek olursak, temsilciliklerin ittifakla yetki tevcihi, yetkilinin yetkiliyi belirlemesi, üyelerin kendi hizmetlilerini belirlemeleri ile ehliyetin yine yetkililer tarafından tevcihidir.

m. İSTİŞARESİZ KARARLARDA VARDIR

Burada bir hususa önemle işaret etmek gerekir. Az da olsa istişare dışı bırakılmış kararlar da vardır. Gizlilik isteyen veya mahremiyeti gerektiren, arada kin ve buğzu doğuracak konularda istişare edilmez. Yetkili kimseye danışmadan ve gizli istihbaratta bulunmadan kararlarını alır. Özlük işleri ile ilgili kararlar böyle istişaresiz alınır.

n. İSTİŞARESİZ KARARLAR İSTİSNAİDİR

İstişaresiz alınan kararlarda büyük hatanın işlenmemesi için bu tür kararları istisnai kararlar olarak kabul etmek ve mümkün olduğu kadar azaltmak gerekir. Yetki tespitinde kararın istişaresiz alınacağı tasrih edilmelidir. Sarahatle ifade edilmemişse kararların istişare ile alınacağı anlamına gelir.

o. KİŞİ ANCAK ELLİ KİŞİ HAKKINDA DOĞRU KARAR VEREBİLİR

İstişaresiz kararlarda tamamen yerinde karar alma sistemi uygulanacaktır. Kişi çok iyi olarak ancak yüze yakın insanı tanıyabilir. Bunların içinden seçme yapacağı için de doğrudan doğruya görevli kılacağı kimselerin sayısı elliyi aşmamalıdır. Yoksa her tanıdığa görev verme gibi bir mecburiyet karşısında kalınır. İnsan bin kişiyi uzaktan tanımaktadır. Ancak çok yakından ilgilenip uzun zaman düşündükt.en sonra karar alabilir. Özlük işlerde istişare söz konusu olmadığından demek ki, bu kademe için görev verme imkânı söz konusu değildir. Yetkililer devraldıkları yetkiyi kendileri kendi tanıdıklarına devredecekler ve böylece yetki dağılışı meydana gelecektir.

III. İÇTİHATLAR

a. İSTİŞARÎ KARARLAR GEREKÇESİZDİR

İstişare ve yetkilinin kararlarında sadece hükümler beyan edilir. Kesinlikle gerekçeler ortaya konulmaz ve karar muallel hale getirilmez. İslâm muhakeme sisteminde tanıklık böyle beyanlardan ibarettir. Tadil edilmiş tanıklar kendileri tahkikat yaparlar, soruşturma yaparlar, delilleri toplarlar ve aralarında tartışırlar. Başkaları ile tartışırlar. Gerekli görürlerse danışırlar. Bu hareketleri serbestçe kendi anlayışları ve görüşleri içinde yaparlar. Mahkemenin huzuruna çıktıkları zaman sadece vardıkları sonuçları birlikte ve aynı ifadelerle tekrar ederler. Gerekçeler gösterseler veya farklı ifadeler kullansalar şehadetleri geçerli olmaz.

b. TEREDDÜTLÜ KARARLAR GEÇERSİZDİR

Bu konu çok önemli olduğu için tarihi bir vaka ile açıklayalım. Bir halife zamanında bir vali zina etmekle itham olunmuş ve dört sahabi de şehadette bulunmuşlardır. Dört şahitten üçü zina etti demişler, dördüncüsü ise valiyi yatağında fulâne ile yatarken gördüm, birbirleri ile sarılmışlardı. Rüzgar perdeyi araladı ve göründüler demiştir. Halife bunun şehadetini yeterli saymamış ve diğer üçüne iftira cezasını uygulamıştır. Bu ceza seksen sopadır. Burada görülüyor ki, tanıkların gerekçeli izahları tanıklıklarını bozmaktadır. Yetki kararları bu tür kararlardandır. Gerekçesiz verilir ve tartışma yapılmaz. Tartışma sadece yetkilinin karar almasından evvel ve yetkiliye yol göstermek için yapılır.

c. İÇTİHATLAR İSE DELİLLERE DAYANIR

Bunun dışında yine İslâmiyet tarafından getirilip geliştirilen ikinci karar şekli vardır. Bu da delilleri ortaya koyup tartışılarak varılan karardır. Burada herkes delilleri kendi usulüne göre takdir edecektir ve usul farkından dolayı farklı sonuçlar elde edilecektir. Ancak tüm delil ve usul herkese ilan edilmiş olacak, delil ve usulüne ittifakla karşı çıkılmamış olacaktır. Hükümde tek başına kalınabilir. İşte buna içtihat denmektedir. Bu içtihadın önemli hükmü, kişinin bu içtihadı ile ilzam olunmasıdır. Artık o kimse için o kanun mesabesindedir. Bunun ikinci bir hükmü, içtihat edemiyecek durumda olanların içtihat edenlerden birisini taklit edebilmeleridir ve etmeye de mecbur olmalarıdır. Yani kişi ya kendisi araştırıp delillerini ortaya koyacak ve içtihadını yapacak, ya da böyle yapan birisine uyacaktır. Mezhepler böyle oluşmuştur.

d. İÇTİHAT İÇİN İLMİ EHLİYET ŞARTTlR

Burada önemli olan husus içtihat için iki şartın mevcut olmasıdır. Şunlardan biri, içtihat yapacak kimsenin ilmî bakımdan yeterli olmasıdır. İlmî ehliyeti olmayanlar içtihat edemezler.

e. DELİLSİZ İÇTİHATLAR TAKLİT EDİLEMEZ

Bir içtihadın taklid edilebilmesi için o içtihadı yapanın ehliyetli olması yeterli değildir. İçtihadı sonunda varmış olduğu sonuçları hangi delillere dayandırmış olduğunu da, takip ettiği usulü ile birlikte ortaya koyması gerekir. Yoksa müçtehidin mücerret kavline itibar olunmaz. Bu çok önemli farkın bilinmesi gerekir. Yetkililer kararları gerekçesiz verirler ve kararlar verilirken temsile istinat ederler. Yani ve kalet sistemi asıldır. Müçtehitler ise içtihatlarını yaparken gerekçeli olarak beyan etmek zorundadırlar ve başkaları tarafından bundan sonra taklit edilirler. Bunların sadece ehliyetli olmalan yeterli olup yetkili kılınmaları şart değildir. Genel olarak yetkiler başkanlar tarafından tevcih edilmekte, ehliyetler ise topluluklar tarafından kollektif olarak verilmektedir.

İçtihatlar icraî kararlar mahiyetinde değildir. Bunlar kazaî hükümler gibidir. Geçmişte cereyan etmiş olayların veya düşüncelerin ne gibi sonuçları olduğunu ortaya koymaktan ibarettir. Kararlar ise ileride yapılacaklar hakkında görüşleri ortaya koymaktır. Biri gelecektir, diğeri mazinin sonucudur. Mukavele yapan iki kişi kararlar almaktadır. Ama sonra çıkan nizalarda hakemler içtihatlar yapmaktadır.

f. ÇELİŞKİLERİNİ GİDEREMEYEN MEZHEPLER DE TAKLİT EDİLEMEZ

İçtihatların sıhhati için şekli iki şarttan başka -ki bunlardan biri içtihat yapanın ehliyetli olması, diğeri içtihadın delilleri ile açıklanmasıdır- iki şartı daha vardır. Bunlardan biri içtihatların aralarında çelişki bulunmamasıdır. Yani bir müçtehit için görüşlerinin bir bütünlük arz etmesi, bir şeyin hem doğru hem yanlış gibi bir sonuca varılmamış olmasıdır. Böyle bir şey görüldüğünde karşı görüşte olanlar bunu beyan ederler. İçtihat eden bu çelişkileri giderirse taklit edilmesi caiz olur. Gideremezse caiz olmaz. Burada ölmüş bir kimsenin taklit edilip edilmeyeceği de çözülmüş oluyor. Öldükten sonra içtihatları arasındaki çelişkiyi gideremiyeceğinden, böyle bir çelişkiye rastlanıncaya kadar onun taklit edilmesi caizdir. Böyle bir çelişkiye rastlanırsa artık o taklit edilemez. Mezhepler böylece inkiraz etmişlerdir.

g. SONRADAN OLUŞAN İÇTİHATLARA MUHALİF İÇTİHATLAR DA TAKLİT EDİLEMEZ

İçtihadın sonraki ikinci şartı da, varılan sonuçların ittifaka (icmaa) muhalif olmamasıdır. Sonuçlar ittifaka muhalif ise o müçtehit taklit edilemez. Demek ki, kendi reyine muhalif bir icma hasıl olan bir müçtehidin taklidi caiz değildir. Ancak halef olarak müçtehidler mezhebi sürdürebilirler. Bu ikinci şart ölmüş olan insanların, hele uzun zaman sonra, taklit edilemiyeceği sonucuna bizi götürür. İslâm aleminin çöküşünde başlıca amil, içtihat kapısının kapatılarak bin sene önce yaşamış müçtehitlerin bin yıl sonra taklit edilmelerine devam edilmesidir. Hem de bunların içtihatları dahi delillendirilmemektedir.

IV. İCMALAR

a. İCMALAR KARARLARDAN OLUŞMAZ

İcmalar ittifakla alınmış kararlar değildir. Karar zaten yetkili tarafından alınır ve artık o mecliste veya dışarda diğerlerinin buna muhalefeti caiz değildir. Dolayısıyla her karar bir nevi ittifakla alınmış karardır. Kararlar taklit de edilemez. Sadece o olay için veya benzer olaylar için uygulanır. Yetkilinin yetkisi elinden alındıktan sonra kararın hükmü de biter. Yeni yetkili yeniden istişare ederek kararlar almak durumundadır. Sadece yeni kararlar alınıncaya kadar eskileri zımnen geçerli sayılır.

b. İCMA, İÇTİHATLARIN AYRI AYRI VARDIKLARI SONUÇ BİRLİĞİDİR

İcmalarda ise durum farklıdır. Kararlar, bir mecliste ve birbirleri ile danışarak alındığı halde; içtihatlar, kararlarda ki uygulamanın aksine herkes kendi başına karara varmak suretiyle yapılır. İçtihat yapmadan evvel deliller toplanır ve bu arada istişareler yapılır. Tartışmalar sürdürülür, ancak içtihat kendi başına ve kimsenin tesiri bulunmadığı zaman yapılır. Şimdi böylece birbirlerinden ayrı ve uzakta aynı meseleyi benzer şekilde çözmüş olanlar içtihatta birleşmiş değildirler. Çünkü belki vardıkları sonuçlar aynıdır ama delilleri ve takip ettikleri usuller farklı olabilir. İçtihatta delil ve usul de sonuç kadar önemli olduğu için, aynı sonuca varmış olmaları içtihattaki birliği göstermez.

c. İCMADA KESİNLİK VARDIR

Bununla beraber, aynı konuyu inceleyen değişik kimseler, değişik yerlerde, değişik delilleri değerlendirerek, değişik usullerle yürüdükleri halde aynı sonuca varmışlarsa, bunun İslâm hukukunda önemli bir yeri vardır. Buna icma denilmektedir ve içtihatlar zanni hükümler olduğu halde icmalar kati hükümler kabul edilmiştir. İslâm âlemi bunu sadece fıkıhta geçerli bir metod kabul etmiştir. Ancak bize göre bu metodun bütün ilimlere teşmil edilmesi zarureti vardır. Çağımız Yunanlıların iddia ettikleri gibi değişmez, bedihi aksi yonların olmadığını ortaya koymuştur. Onun yerine ikame edecek hiçbir kriteri getirememiştir. Şimdi biz diyoruz ki, eğer bütün astronomlar dünya dönüyor diyorlarsa, bizim aksi iddialarla ortaya çıkmamız hiç bir şey ifade etmez.

Ama ihtilaf ettikleri noktalarda, meselâ kanserin kaynağı virüstür gibi iddialar ise, kesin bilgiler olmayıp herkes bu konularda kendi görüşüne göre amel edecektir. Bize göre faizsiz sistemi getirmek isteyenler, içtihat sistemlerini yeniden ele almaları gerektiği gibi icma müessesesini de yeniden düzenlemelidirler. İcma konusu tarihte ele alınmış ise de, uygulaması çok erken devirlerde terkedilmiştir. Çağımızın birçok yeni meseleleri çözülmek zorundadır. Bu problemleri çözecek müçtehitleri beklemektedir.

d. TARİHİ İHTİLAFLARI ÇAĞIMIZ ANLAYIŞANA GÖRE DEĞERLENDİRMELİYİZ

İcmanın çağımızda karşılaştığı en önemli meselesi, icma ünitelerinin tespitidir. İmam Malik'e göre Medinelilerin ittifakı icma için yeterlidir. Ebû Hanife'ye göre ise bütün İslâm ulemasının ittifakı şarttır. Kimine göre icmaa yalnız rusuh mertebesindeki alimler katılabilir. Kimine göre ise o konuda bilgisi olan herkesin reyi geçerlidir. Kimine göre sükûti icma sahihtir. Kimine göre ise değildir. Bu konular onların meselesidir. Bizim şimdi çözeceğimiz meseleler pek çoktur. Biz burada bir özet veriyoruz.

e. İLMİ EHLİYETLER ORTA, YÜKSEK VE ÜSTÜN OLMAK ÜZERE ÜÇ MERTEBEDİR

İlmî ehliyetleri üç mertebeye ayırıyoruz. Üstün ehliyetliler doktora yapmış olanlardır. Yüksek ehliyetliler üniversiteyi bitirenlerdir. Orta ehliyetliler ise orta (lise dahil) öğrenimi görınüş olanlardır. Ve şimdi biz icmaları aşağıdaki şekilde sınıflandınyoruz.

f. YERYÜZÜNDE BÜTÜN ÜSTÜN EHLİYETLİ İNSANLARIN İCMAINA BEŞERİ İCMA DİYORUZ. BU DEĞİŞMEZ

Uluslararası İcmalar: Yeryüzündeki bütün doktora yapmış kimselerin ittifak ettikleri hususlardır. Güneş dünyadan yüz sekiz defa büyüktür, ifadesi böyledir.

g. BİR ULUSUN ÜSTÜN EHLİYETLİLERİNCE YAPILAN İTTİFAKLAR MiLLİ İCMALARDIR. ZAMAN VE MEKANA GöRE AYNI USULLE DEĞİŞİR

Millî İcmalar: Bir devlet içinde doktora yapmış olanların ittifaklarıdır. O topluluğun anayasası mahiyetindedir. Yukarıdaki ittifakta değişiklik beklenemez. Halbuki bu millî ittifaklarda, aksi ittifaklarla değişiklik yapılmış olur.

h. İL İTTİFAKLARI O İLİN YÜKSEK EHLİYETLİLERİNCE YAPILIR

İl İttifakları: Bir ilde yaşayan yüksek ehliyetlilerin ittifakıdır. Bugünkü il meclisi kararlarına benzer.

i. BUCAK İTTİFAKLARI BİR BUCAĞIN ORTA EHLİYETLİLERİNCE YAPILIR

Bucak Kararları: Bir bucaktaki orta ehliyetlilerin ittifakıdır.

Mahalle sakinlerinin ittifakı (icmaı): Bir mahallede oturan ve rüşde eren kimselerin ittifak ettikleri hususlardır.

j. TÜZEL KİŞİLERİN ÜYE VE TEMSİLCİLERİNCE İTTİFAKLA ALINAN KARARLAR ÖZEL İTTİFAKLARDIR

Özel İcmalar: Bir derneğin veya şirketin veya herhangi bir tüzel kişinin üyeleri veya temsilcileri tarafından ittifakla alınan kararlardır. Mukavele ve statülerde bu tür ittifaklarla değişiklik yapılabilir. Site, dernek ve şirket mukaveleleri önceden hazırlanır. Sonra buraya katılanlar veya belirli mahalle girenler bu statüleri benimsemiş olurlar. Bu da zımnen icma mahiyetindedir. Bankamızın ilgilendiği icmalar bu tür özel icmalardandır. Merkezde üstün ehliyetlilerin, merkez şubelerinde yüksek ehliyetlilerin, şubelerde ise orta ehliyetlilerin ittifakı ile kendileri ile ilgili icmalar oluşmuş olur. Yönetmelikler böyle meydana gelir. Site ve diğer senet mukaveleleri yapanlar ortaya arz ederler. Onu kabul edenler onun hak ve vecibelerini yüklenmiş olurlar. Böylece yine kendi aralarında özel ittifak doğmuş olur.

k. FAİZSİZ SİSTEM FAİZLİ SİSTEMDEN AYRI VE FARKLIDIR

Görülüyor ki, faizsiz sistem faizli sistemden farklı olarak bir çok müesseseleri birlikte getirmektedir ve faizli sistemle çelişki içinde değildir. Fonksiyonları farklıdır. Yani iki sistem de bir ülke içinde birlikte yaşayabilirler.

V. ADEDİ KARARLAR

a. FERDİ KARARLARIN BİRLEŞMESİ MAŞERİ KARARDIR

Kollektif kararların sonunda bir dimağdan çıkması gerektiği zarureti yukarıda anlatılmış ve kararın kollektif olması için temsil ve ittifak sistemleri getirilmişti. Bazı yerler de kararlar kollektif alınabilir. Bir pazar yeri kurulur ve herkes istediği fiyatla almaya ve satmaya serbest bırakılırsa, sonunda psikolojik tesirlerle kollektif bir karar oluşur ve o günün rayiç fiyatı ortaya çıkar. Bu psikolojik tesir, herkesin malını en pahalı satmak istemesi ve alacağını da en ucuza almaya çalışmasıdır. Sonunda ister istemez herkes bir yere gelmiş olur. Tam ma'şeri karar budur. Bunun dışında ilmin kati sonuçları vardır ki, kim o muhakemeyi yürütürse yürütsün veya hesaplarsa hesaplasın aynı sonuçlara varır. Bu da ma'şeri karardır. Birçok toplulukların örfleri ve adetleri o topluluklar için ilmî sonuçlar kadar kesindir. Böyle olunca da herkes kararlar alırken o örf ve adetlere kesinlikle uyacağı için sonunda yine ma'şeri kararlar oluşmuş olur.

b. EKSERİYET KARARLARI MA'ŞERİ KARAR DEĞİLDİR

Çağımızda ekseriyetin aldığı kararların ma'şerî kararlar olduğu kabul edilmekte ise de, bu ekseriyetin temini belli etkilerle ma'şeri olmadan da sağlanabildiği için uygulamada gerçeklere uymamaktadır. Ekseriyet sistemi dengesizliklere yol açmaktadır. Biz bunun dışında bazı ma'şerî sistemleri getireceğiz. Bunlar daha çok sayılarla ilgili sistemlerdir.

c. STANDART SAYILAR KOLLEKTİF KARARLARIN DAYANAĞIDIR

Sayıların üzerinde biraz durmamız gerekir. Sayı bir ile iki arasında bile sonsuzdur. Bununla beraber biz bütün sayıları değil de belli sayıları kullanırız. Bunlara standart sayılar diyoruz. 1, 2, 3, 4....n ile gösterilen bütün sayılara tam sayılar denmektedir. l, 3, 5, ....2n-1 tek sayıları teşkil ederler. l, 2, 4, 6, 8....2n çift sayılan oluştururlar. l, 2, 4, 8, .... 2n katlamalı sayıları oluştururlar. Ayrıca l, 10, 1000, 1000 ....l0n onlu sayı sistemini meydana getirir. Bunlar bir tabanına göredir. Bunlan 3 veya 7 tabanına göre de tertip edebiliriz. Pozitif sayılar olduğu gibi negatif sayılar da vardır. Tersleri alınmak suretiyle kesirler bulunabilir. Bunların terkipleri ile değişik sayı sistemleri oluşturulabilir. Bunlara mümtaz sayılar veya standart sayılar denilmektedir.

d. KARARLARDA EN YAKIN STANDART RAKAM ALINIR

Kararlar alınırken veya hesaplar yapılırken bulunan rakamlar en yakın mümtaz sayıya götürülür. Böylece kararların vahdetine kollektif olarak gidilmiş olur. Meselâ birkaç

kişi değerlendirme yaptı ve bir ortalama değer bulduk, 9,5 çıktı; bunu 10 yapmak suretiyle kollektif karara yaklaşmış oluruz. Bu bir kabuldür.

VI. SIRALAMA

a. İNSAN NET KARŞILAŞTIRMA MELEKESİNE SAHİPTİR

İnsanın doğrudan doğruya büyüklükleri takdir etmesi çok zordur. Meselâ yüz kişiye şu adamın boyu kaç santimdir desek, isabetli rakamı bildirmeleri belki yüzde bir ile iki arasındadır. Ama iki kişiyi yanyana koyup hangisi daha uzun boyludur desek, yüzde doksan dokuzu doğru cevap verir. Topluluklar içinde de, bak bakalım bu kişinin bilgisi kaç derecedir desek, hemen hemen herkes başka bir cevap verir. Ama bakın bu iki kişiden hangisi bu konuda daha bilgilidir diye soracak olursanız, büyük takribiyetle benzer cevap alırsınız. İşte insanın bu takdir melekesinden yararlanarak değerleri sıralamak mümkündür.

b. VARLIKLARIN VASIFLARI NETE YAKIN SIRALANABİLİR

Bir apartmanın değişik daireleri olsa ve bu daireler arasındaki fiyat farklarının takdiri istense, isabetli takdirde bulunmak çok zor olur. Ancak bu daireleri değerleri ile sıralayın, en kıymetliyi birinci, sonrasını ikinci olarak devam edin ve bir sıra verin diyecek olursak, on kişiye bunu yaptırsak belki de dokuzu aynı sırayı vereceklerdir. İşte buna, yani istenen değeri ile varlıkları bir diziye dizmeye sıralama diyoruz.

c. SIRALAMA İKİŞER İKİŞER KARŞILAŞTIRILARAK YAPILIR

Sıralamanın sıhhatli yapılması için sıralanacaklar, önce gelişigüzel dizilir. Sonra sondan başlamak üzere ikisi karşılaştınlır. Sondan birincisi daha sonraya gelecek şekilde değerce az ise yerinde bırakılır. Değilse yerleri değiştirilir. Sonra sondan ücüncü ele alınıp sondan ikincisi ile karşılaştırılır, duruma göre yerinde bırakılır veya bir sona alınır. Yerinde bırakılmışsa işlem bir geriye intikal eder, bir sonraya alınmışsa ondan sonrası ile karşılaştınlır. Böylece gerisin geriye gidilerek sonuna varıldığında yani birinci elemana gelindiğinde işlem biter ve sıralama tamamlanır.

d. DİZİ TARANARAK SONUCA VARILIR

Meselâ 2, 3, 1, 5, 7, 9, 8, 4, 6 gibi sayılar elimizde olsun ve bunları büyüklük sırasına göre sıralayalım. Önce 4 ile 6'yı karşılaştırır. 6, 4'ten büyük olduğu için yerinde bırakırız ve 8'e geçeriz. 8, 4'ten büyüktür, atlarız, altıdan da büyüktür, yine atlarız. 4, 6, 8 dizisini elde ederiz. Banzerini 9'da yaparız. 4, 6, 8, 9 dizisini elde ederiz. 7 için yaptığımızda 6'dan sonra dururuz. Ve 4, 6, 7, 8, 9 dizisini elde ederiz. 5 için bir atlarız ve 4, 5, 6 , 7, 8, 9, dizisini elde ederiz. 1,4'ten küçük olduğu için bırakınz. 3,1'den büyüktür, bir atlar dururuz ve l, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, dizisini elde ederiz. 2,1'den büyüktür. Değiştiririz, dururuz ve istediğimiz 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 dizisini elde etmiş oluruz. Bu usul ile yapılan sıralama sıhhatli sıralama olup, bu uygulama ile ma'şerî sıraya çok yaklaşılmış olur.

VII. DERECELEME

a. SIRALARIN TERSİ DERECELERİ VERİR

Sıralamada genel olarak kıymetliler birinci ve kıymetsizler sona doğru sıra alırlar. Halbuki onlara verdiğimiz sıranın rakamı gittikçe büyür. Sundan dolayıdır ki, bir sırada bulunanların derecelerini ifade edebilmemiz için sıra numaralarının terslerini almak gerekir. Yani meselâ onuncu sıranın derecesi onda birdir. Bu derecelemelerin faydası kollektif sıralamanın yapılmasını temindir. Sıralar toplanmaz ama dereceler toplanabilir. Farz edelim ki, bir çokluğu on kişi sıralamıştır. Bunlardan herbiri on kişiden birer sıra almıştır. Dolayısıyla on derecesi vardır. Dereceler toplanır sıralayanların sayısına bölünürse kollektif derece bulunmuş olur. Derecelerin küçüklüklerine göre sıralanması ile de kollektif sıra temin edilmiş olur.

b. KÜÇÜK TOPLULUKLARDA BAŞKANLIK SIRALAMA USULÜ İLE BELİRLENİR

Topluluklarda birçok yerde sıranın çok önemi vardır. Genel olarak insanlar bir arada bulunduklan zaman birinin yetkili olması gerekmektedir. Yani beraber yaşayabilmek için ortaklıkla ilgili konularda birinin diğerlerine başkanlık etmesi gerekecektir. Gerçi bu, demokratik sistemlerde halkın seçmesi ile gerçekleşmektedir. Ancak ekseriyet sistemi meseleyi çözmemektedir. İttifak da çok zor olmaktadır. Ara yol sıralama sistemidir. Herkes başkanlığa liyakati bakımından arkadaşlarını sıralar. Bir kimsenin aldığı sıraların tersleri bulunur ve toplanır. Sıralayanların sayısına bölünür ve dereceleri bulunur. En büyük derece alan başkan olur. Her hangi bir gaybubet sırasında kendisinden sonra gelen ona vekalet eder. Herhangi iki kişi aralarından ayrılıp bir yere gidecek olursa, derecesi yüksek olan başkanlık eder. Bu dereceleme kollektif olarak oluşturulduğu için demokratik sistem tamamen korunmuş olur.

c. SIRALAMA SEÇİM DÖNEMLERİNDE YAPILIR

Yeni katılanların veya kabiliyetlerini geliştirenlerin daha yüksek dereceyi alabilmelerini sağlamak için bu sıralamanın sonunda yenilenmesi gerekir. Böylece gelecek sıralamalarda daha yüksek derece alabilmek için devamlı olarak arkadaşları ile iyi geçinmek ve başarılı olmak için gayret etmek durumunda olacaklardır. Bu da hayırda yarışmanın bir kaynağı olacaktır.

d. ÖDÜL SIRALAMA DERECELERİNE GÖRE DAĞITILIR

Başka bir misâl olarak da yarış ödüllerinin dağıtılmasını gösterebiliriz. İsteyenler yarışa katılırlar ve katılanlar yine kendilerini sıralarlar, elde ettikleri dereceler nispetinde konan ödülü aralarında paylaşırlar. Herkes ödülden pay alır, ancak başarı gösterenlerin payları daha yüksek olur.

VIII. İSABET DERECESİ

a. KOLLEKTİF KARARLARDA KASDİ OLMAYAN HATALAR AKSETMEZ

İnsanların ayrı ayrı yapmış oldukları takdirin isabetli olması için takdirin sıhhatli yapılmış olması ve takdir edenin bilgili ve kabiliyetli bulunması şarttır. Bununla beraber takdirler bir kişi tarafından değil de topluluk tarafından ayrı ayrı yapılıp ortalama alınmak suretiyle yapılırsa isabet ihtimali son derece artar. Çünkü birinin yaptığı hata, diğerinin yapacağı aksi hata ile düzeltilmiş olur. Böylece kabiliyetten doğan hatalar, diyebiliriz ki, kollektif kararlara aksetmez.

b. TOPLULUK TARAFSIZ OLAMIYOR VEYA ÖNEMSEMİYOR

Takdirlerin isabetli olması için takdir edenlerin tarafsız olmaları şarttır. Genellikle topluluk içinde bunu temin etmek zordur. Eğer kişilerin özel çıkarları varsa takdirleri hep kendi lehlerine yaparlar ve karar maşeri olmaktan uzak olur. Bu konuda asıl büyük sapma, çıkarı olmayan insanların karar verirken dikkatli olmayacaklarından, kendilerine bir zarar ve kâr gelmiyeceğinden, en küçük dış tesir ile isabetten uzak bir değerlendirmede bulunurlar. Genellikle bu bilindiği için propaganda denilen mekanizma harekete geçer ve topluluk küçük bir zümrenin çıkarlarına alet edilir. Bunun için bir tedbir alınması gerekir.

c. İSABET SIRASI SAPMA OLARAK HESAPLANIR

Takdir edenin isabetli karar almaya zorlanması için isabet nispetinde kendisine bir çıkar temin edilmelidir. Biz bunu ancak isabet derecesi ile bilebiliriz. Bunun için şöyle bir yola başvuruyoruz. Değerlendirmelerin sonucu bizi kollektif bir değere götürecektir. Bu değerin ne olacağı çeşitli istatistik ortalama değerleri ile ortaya konur. Bunlar daha sonra anlatılacaktır. Şimdi kollektif olarak bulunan değere yakınlık nispeti ile bir sıralama yapılabilir. Bu sıralamada eğer ikisi aynı derecede sapmışlarsa, ikisine iki sıra ayrılır. Fakat dereceleri eşit tutulur. Yani diyelim ki, ikisi beşinci sırayı tutacak şekilde isabet etmişlerdir. Bunlar için beş ve altı sıra ayrılır. 1/5 ve 1/6 dereceleri olur ve bu iki dereceyi ikisi eşit olarak paylaşırlar. İşte bu yanılma esasına göre yapı lan sıralama ile isabet sırası bulunur. Bu sıraların tersleri alınarak dereceler bulunur. Dereceler toplanır ve toplam derece bulunur. Konan takdir ücreti bu toplam derece miktarına bölünerek bir derecenin payı hesaplanır. Herkesin derecesi ile çarpılarak alacağı takdir ücreti bulunmuş olur. Böylece çıkar paralelliği sağlandığından kişi daha dikkatli olarak ve topluluğun çıkarına, fakat propagandanın tesiri altında kalmaksızın değerlendirmede bulunur. Eğer değerlendirilen birden fazla ise bütün değerler için dereceler bulunur ve toplam derece ödülün paylaşılmasında esas alınır. Sıralama yapanlar için bu birkaç değerin değerlendirilmesi usulüne göre ücret belirlenir.

IX. ORTA DEĞER

a. ORTALAMA DEĞİL ORTA DEĞERLER ALINMALI

Topluluk tarafından kollektif olarak takdir edilecek tek değer için herkesin ayrı ayrı yaptıkları değerlendirmelerin bileşkesi bulunmak suretiyle ortaya konur. Bu birçok haller de topluluğun değişik değerleri için de başvurulan bir usul olmaktadır. Diyelim ki, bir kimsenin tarlası bankaya devredilecektir. Değerinin ne olduğunun takdir edilmesi gerekir. Bunun için takdir heyetleri vardır. On ile yirmi kişi arasında oluşan bu heyetten her biri ayrı ayrı kendi başlarına araziyi takdir ederler. Bu değerler büyüklüklerine göre sıralanır. Ortada bulunan değer o tarlanın değeri olarak kabul edilir. Yine bir topluluğun zenginliğini ölçmek için toplam serveti almak uygun ölçü değildir. Çünkü birinin zengin olması topluluğun zengin olması anlamına gelmez.

Ancak fertlerin servetlerine göre sıralanmasının yapılması ve sonunda ortada bulunan değerin bulunması ile hem o topluluktaki toplam servet hem de bu servetin halk içindeki dağılışını dikkate almış olduğumuzdan, topluluğa ait zenginlik ölçüsüne daha çok yaklaşmış oluruz.

b. ORTA DEĞERDE AŞIRI RAKAMLARIN ETKİSİ DİĞERLERİ KADARDIR

Ölçülen veya takdir edilen değerler büyüklüklerine göre sıralanır. Toplam sayının yarısı bulunur. Bu ortadaki değere orta değer denir. Bu değer istatistikte ve kollektif takdirlerde özel bir rol oynar. On kişinin bir öğrenciyi imtihan ettiğini kabul edelim. Bunların bir kısmı çocuğu geçirmek isteyebilir. Dolayısıyla çok büyük not verir. Diğeri de bırakmak isteyebilir. Çok düşük not verıniş olabilir. Böylece gerçek değeri saptırma imkânı ortaya çıkar. Halbuki orta değere başvurulduğu zaman, bunlar tarafsız not verecek kimseler olacağı için takdirleri en uygun takdirdir. Diğerlerinin not vermesi bu ortadaki insanın ortaya çıkması içindir. Takdir onun takdiridir.

c. ORTA DEĞER YERİNE ORTADA OLANLARIN ORTALAMASI DA ALINABİLİR

Orta değerin iki katından fazlâsı atılır, yarısından azı da atılırsa kalanların ortalama değerleri de orta değer kadar isabetli bir sonuç vermiş olabilir. İstenirse bu değer kollektif değer olarak alınabilir. Ortalama değer demek, toplayıp toplananların sayısına bölünmek suretiyle elde edilen değerdir. Aşırı sapmalar devre dışı bırakılmalıdır. İmtihan eden öğretmenlere isabet dereceleri nispetinde ücret verilirse, sapmanın daha az olacağı aşikârdır. Sosyal olaylarda her konuda mutlak çıkar paralelliği gözetilmelidir. Bu sağlanamadığı takdirde bilinçsiz de olsa dengenin kurulması imkânsız hale gelir.

X. BÖLÜŞME

a. PAY SENETLERİ KOLLEKTİF FİYATIN OLUŞMASINI SAĞLAR

Ortaklıklarda devamlı olarak karşılaşılan mesele ortak olarak elde edilmiş hasılanın paylaşılmasıdır. Misliyattan olan değerlerin paylaşılması kolaydır. Herkese kendi payı verilir. Bununla beraber ortak varlıkların çoğu satılıktır. Fert onu kendisi almak istemez. Bunun da satış değerinin kollektif olarak tespit edilmesi gerekir. Bunun takdirle tesbiti mümkün değildir. Çünkü alıcısını bulmak söz konusudur. Bunun için senet sistemi kollektif kararların alınması için yardımcı olacaktır. Ortaklara mal vereceğimize kendilerine düşen paylar kadar mal senetlerini vereceğiz. Bunlar kendi mal senetlerini serbestçe borsada satacaklardır. Banka arz ve talep dengesi ile bu senetlerin fiyatlarını oluşturmaya hizmet edecektir. Böylece kollektif bir değerin ortaya çıkması sağlanacaktır.

b. MİSLİYATTAN OLMAYAN MALLAR SENETLE BÖLÜŞÜLEMİYEBİLİR

Misliyattan olmayan mallarda ise bölüşme çok daha zordur. Diyelim ki, üç kişi celeplik yapmaktadır, almış oldukları on hayvanı besiye çekmişler ve şimdi bölüşeceklerdir. Sığırlar et halinde değerlendirilmeyecekse bunlar için senet ihracı mümkün değildir. Bu celepler kendi aralarında bu sığırlan bölüşeceklerdir. İşte miras ve tasfıye gibi birçok hallerde bu tür meselelerle karşılaşılır.

c. ÖNCE SIRALAMA USULÜ İLE TOPLAM DEĞER BULUNUR

Bu tür meselelere çözüm bulmak için önce tüm değerler nakit ile veya o mala yakın senet ile değerlendirilir. Bunun için orta değere başvurulur. Değerlendirmeleri kendileri yapabilirler. Sıralanır, orta değer bulunur ve bu toplam malın değeri kabul edilir.

d. SONRA PAYLAR TESPİT EDİLİR. HERKES KENDİSİ PAYLARA DEĞER BİÇER. EN ÇOK DEĞER VERENE O PAY KALIR

Sonra değerlerin gruplandırılması gerekir. Diyelim ki on inek üç kişiye bölüştürülecektir. Dört küçük inek bir pay yapılıp diğer altı inek birbirine eşit olacak şekilde üçer üçer ayrılırlar. Bu işleme, paylara bölme diyoruz. Bu ilk bölme işini güçlü olan yapacaktır. Güçlü en çok pay sahibi olan yahut en çok bilen veya daha yaşlı olan kimsedir. Bu güçlünün bölmesini beğenmeyen olursa, kendisi bu işlemi yapma hakkına sahip olur. Ondan sonra herkes her paya ayrı ayrı değer biçer. Değerlerin toplamı, toplam değerden farklı ise yüzdelerle azaltılıp çoğaltılarak toplam değere uyacak şekle getirilir. Şimdi her parçaya en çok değer veren kim ise o parça ona kalmış olur. Eğer aynı parçaya aynı değer verilmişse, seçme işi baştan bölmeyi yapmayan kimselere aittir. Güçsüz önce seçer. Toplam değer yine farklı olacağı için nispî hesapla irca edilir. Aradaki farklar nakit olarak veya senet olarak borç haline geçer ve ona göre bölüşme işlemi bitmiş olur. Apartmanda daireler böyle bölüşülür.

XI. DAĞITMA

a. BİR DEĞER DEĞİŞİK KISIMLARA BÖLÜNECEKSE, DEĞERLENDİRİLİP TAKDİR YAPMAK SURETİYLE YİNE SIRALAMA YAPILIR

Bazan mevcut değerlerin toplamının mevcut müstehaklara dağıtılması söz konusu olur. Bütçedeki durum böyledir. Değişik kaynaklardan gelen gelirler, değişik yerlere bölüştürülecektir. Bunun için önce toplam gelir veya giderler için senetler çıkarılır. Bu senet miktan gelirlere bölüştürülür. Yani her mal fiyatlandırılır, miktarları ile çarpılır ve toplam değer bulunur. Toplam senede bölünmek suretiyle fiyatlar senet cinsiden saklanır. Aynı şekilde giderler de fiyatlandırılır. Toplanır ve toplam senetle karşılaştırılarak ücretler senet cinsinden bulunur. Bu fiyatların ve ücretlerin tespiti ise değerlendirme yolu ile takdir suretiyle bulunur.

b. BİR MALA RAĞBET FAZLA İSE PAY SENETLERİ İLE DENGELENİR

Şimdi herkes elindeki istihkak senedi ile mevcut olan mallardan belirtilen fiyatlarla, senet fiyatlarıyla, almaya başlar. Bir mala rağbet fazla olursa senet cinsinden fiyatı yüksektir. Rağbet az olursa senet cinsinden fiyatı düşürülür. Böylece bölüşmede kollektif bir fiyat ortaya çıkar. Bu fiyat tamamen müstehaklar arasında oluşmuş bir fiyattır. İç arz ve talebe dayanmaktadır ve ma'şerî değer taşır.

c. SENET MİKTARI İLE MAL MİKTARI EŞİT TUTULACAK ŞEKİLDE FİYATLARA YANSITILIR

Burada dikkat edilecek husus, bir malın fiyatı artarken diğer malın fiyatı ise azalmalıdır. Yani toplam malların değeri, müstehaklarda bulunan senetlerin değerine eşit olması gerekir. Bunun için de mal miktarları ile fiyatların çarpımı toplanır ve müstehakların elinde mevcut toplam senet sayısı ile karşılaştınlır. Senet fazla ise toplu fiyatlarda yükseltme yapılır. Senet az ise toplu fiyatlarda düşürme yapılır. İyi bir muhasebe için bu işlemin yapılmasında bir zorluk yoktur.

d. SENETLERDEKİ EKSİKLİK VEYA FAZLALIK ORTAKLIK SİSTEMİ İÇİNDE KAPATILIR

Bununla beraber devre sonunda senetler bitmiş ve mallarda bir fazlalık söz konusu olmuşsa, ilave senet çıkartılarak müstehaklara baştaki istihkakları nispetinde dağıtılmak suretiyle yeniden paylaştırma yapılabilir. Hatta gelecek devreye gelir olarak aktanlabilir. Devre sonunda mal miktarının az çıkması halinde senetler nakitle değerlendirilir ve ek sık miktar kadar kısım için müstehaklardan nakit talep edilerek elinde senetleri olanlara dağıtılır. Veya gelecek devrenin istihkaklarından kesilmiş olur. Faizsiz işletmelerde istihkaklar hasıladan pay alınmak şeklinde ortaya çıkacağından bu şekilde bir bölüşme sistemi sık sık rastlanan bir olaydır. Esasen bugünkü banknotlar böyle bir bölüşmenin zarureti sonunda doğmuş birer senetten ibarettir. Millî hasıladan herkesin payını belirlemektedir.

XII. ARTTIRMA VE EKSİLTME

a. AZAMÎ VE ASGARİ FİYATLAR KOLLEKTİF DEĞERLERDİR

Bazan bir değerin alınması veya satılması istenir. Alınırken en ucuz değer kollektif değer kabul edilir. Çünkü topluluk içersinde en ucuz olan malın önce harcanması topluluk çıkarınadır. Böylece en çok muhtaç olan kimsenin ihtiyacı önce giderilmiş olur. Ucuz satıyor demek paraya olan ihtiyacı en fazladır demektir. Diğer taraftan mal satılırken de malın en pahalı olarak satılması topluluk çıkarınadır. Burada da mala en çok muhtaç olan kimsenin ihtiyacı önce gideriliyor. Satılan veya alınan malın ferde veya topluluğa ait olması bu konuda tesir etmez. İşte satılan mala en fazla değer vereni bulmak, alınacak mala da en az değerle satıcıyı bulmak işi kollektif bir karar işidir.

b. ALINACAK MAL EN DÜŞÜK DEĞERLE ARZEDİLİR VE ZAMANLA FİYAT YÜKSELTİLİR. İLK ARZEDENDEN ALINIR

Satın alınacak mal için önce çok düşük bedel ilan edilir. Beklenir, bu bedelle satacak bulunursa ondan alınır. Bulunmazsa fiyat yükseltilir. Yine beklenir. Yine bulunmazsa tekrar yükseltilir. Böylece istenilen mal istenilen miktarda temin edilinceye kadar fiyat yükseltilmesine devam edilir. Böylece kollektif bir bedel ortaya çıkar.

c. SATILACAK MAL İÇİN EN YÜKSEK FİYAT TAKDİR EDİLİR VE ZAMANLA DÜŞÜRÜLÜR. İLK TALİBE VERİLİR

Benzer işlem satılacak mal için yapılır. En yüksek fiyat ilan edilir. Yavaş yavaş düşürülür. Tamamı satılıncaya kadar bu düşürme işlemine devam edilir. Hatta düşürme ve yükseltme işlemleri bir müddete veya miktara bağlanarak alıcıların ve satıcıların önceden bilmeleri sağlanır. Kim önce davranırsa o akit yapmış olur. Burada teklif topluluğa yapılmış olmaktadır. İlk kabul eden topluluğun kabul ettiği değer sayılmaktadır.

d. YARIŞMALARDA DA EN BÜYÜK DEĞER KOLLEKTİF DEĞERDİR

Yarışmalarda da yarışı kazanan fert olduğu halde o topluluk kazanmış olmaktadır. Yani kollektif değerler bazan orta değerler olduğu halde, bazan da azami veya asgari değerler olmaktadır. Tek taraflı inhisar rejimlerinde kollektif fıyatlar, alıcısı çok olan piyasada en çok para verenin fiyatı kollektif fiyat olur. Satıcısı çok olan piyasalarda ise en ucuz satanın fiyatı kollektif fiyat olur.

e. KAMU İHALELERİ DE BÖYLE YAPILIR

Devlet ihaleleri de bu usul ile çıkarılır. İlk talipliye verilir, çıkmazsa bekletilir, daha yüksek bir fiyat ilan edilir. Bu sistem açık artırma ve eksiltme sistemlerinden farklıdır. Böylece ihaleye girenlerin gizli anlaşma yaparak kollektif değerin ortaya çıkmasına mani olmaları önlenmiş olur. Keza nakliye işleri de böyle eksiltme ihaleleri ile veya arttırma ihaleleri ile yapılır. Önceden ilan edilir. Müddet kısaldıkça nakliye bedeli arttırılır.

XIII. SENETLERİN KOLLEKTİF KARARLARA YARDIMI

a. SENEDİN TOPLULUKTA REVAÇ BULMASI KOLLEKTİF KARARDIR

Bankanın kuruluşunu izaha başladığımızdan beri ele aldığımız konu senet konusudur. Senetlerin bir kısmı nama yazılıdır. Bunların kollektif kararlar özerindeki etkileri cüzidir. Halbuki hamiline yazılmış senetler ise tamamen kollektif birer kararın sonucudur. Hamiline yazılmış senetlerin bir kısmı revaç bulmaz ve iki kişi arasında nama yazılmış gibi gerisin geriye döner. Bir kısmı ise revaç bulmaya başlar, elden ele dolaşır ve asıl onu çıkarana belki en sonunda ve çok uzun zaman sonra döner. İşte bir senedin topluluk içinde revaçta olması kollektif bir kararın sonucudur.

b. FERDİN ESERİ TOPLULUKÇA KABUL EDİLİNCE KOLLEKTİFLEŞİR

Senedin piyasada revaç bulması bir türkünün veya bir şiirin piyasada revaç bulmasına benzer. Bir şiiri bir kişi düzenler. Ama bu şiir sadece müellifini etkiliyorsa, onun duygularını ifade ediyorsa o orada kalır. Ama şairin dile getirdiği duygular kollektif ise o şiir dilden dile dolaşır, hafızalarda yer alır ve yıllar sonra, asırlar sonra yine topluluk tarafından diri tutulur. İşte senet de böyledir. Senedi tanzim eden sadece kendi ihtiyaçlarına cevap verecek bir senedi tanzim etmişse kendisinde kalır ve revaç bulmaz; ama fert topluluğun arzusunu keşfetmiş ve ona göre senet çıkarmışsa o senet piyasada tutulur ve değerini yükselterek korur. İşte böylece ferdin aldığı bir karar kollektif bir karar mahiyetini taşımış olur.

c. KRALLARIN KARARLARI TOPLULUKÇA KABUL EDİLİRSE KANUN OLUR

Hiç şüphesiz burada senet derken o senedin arkasında bulunan mukavele kastedilmektedir. Mukavele deyince standart mal demektir. Eğer yapılan standartlar o topluluğun ma'şeri kararlarına uygun ise o mal hayatiyet bulur ve senedi ile birlikte ekonomide yerini alır. Kanunlar da böyledir. Kanunların çıkarılması onun hayatiyeti için yeterli değildir. Hayatiyeti için kanunların ma'şeri arzuya uygun olması gerekir. Eskiden kral tarafından çıkarılan kararnameler kanun mahiyetindeydi. Ancak kralın bunu kendi keyfine göre çıkardığn zannedilmemelidir. Kral topluluğu kendisine bağlayabilmek ve onlara komuta edebilmek için onların arzularına makes bulacak hükümleri keşfediyor ve onu göre emirler veriyordu. Bunu başarmış yani halkın arzusunu bulabilmiş hükümdarlar güçlü oluyor ve büyüyorlardı.

Aksine Osmanlı Devleti'nin son sultanları gibi millî arzuya uygun olmayan ve Batıyı taklit eden kararlar kanunname haline inkilâp ettirilince, gün geçtikçe devlet halk üzerindeki nüfuzunu kaybetmiş ve sonunda yıkılmışlardır. Halbuki İstiklâl Savaşı yöneticileri başlangıçta halkın arzusu ile bütünleşince, yıkılmış bir devleti yeniden kurabilmişlerdir.

d. FAİZLİ SİSTEM TÜRK MİLLETİNİN MA'ŞERİ VİCDANINDA YERİNİ BULAMAMIŞTIR

Türkiye'de sanayileşme ve çağdaşlaşma hareketleri Avrupa'nın hareketlenmeye başladığı asırların hemen arkasında başlamıştır. Japonların ve Rusların Batıdan haberdar olmaları bizden çok sonradır. Japonya ve Rusya bugün çağdaş sanayi ve teknoloji seviyesine ulaşmış olduğu halde, bizim bu seviyedeki yerimiz çok gerilerdedir. Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi yöneticilerin halkın arzularına uygun bir ekonomik düzeni, yani bankacılığı getirememiş olmalandır. Faizli sistemi ülkemize yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Halbuki bu sistem ulusumuzun ma'şeri kararına aykırıdır. Fonksiyonunu icra etmesi mümkün değildir. Çeşitli baskılarla meclisteki insanların oylarını temin etmek bu iş için yeterli değildir. Dört yüz kişi itaat eder ama bir ulus hiç bir zaman yöneticileri tarafından mağlup edilemez. Belki bütün bir ulus yöneticilerin bu tür hevesleri yüzünden mahvolabilir.

e. FAİZLİ SİSTEMİ TÜRK MİLLETİ SÖMÜRÜ ARACI OLDUĞU İÇİN REDDETMEKTEDİR

Türk ulusunun faizli sistemi benimsememiş olması iki ana sebepten kaynaklanmaktadır. Bunlardan biri, faizli sistemin kapitalistler tarafından bir sömürü aracı olarak kullanılmasıdır. Ma'şeri vicdanla faizli sistemin kendisini gelişmiş ülkelerin esiri yapacağını bilmektedir. Bunun için direnmekte, parasını evin bir köşesine saklayarak bankaya getirmemektedir. Kredi alarak bir iş yapmayı düşünmemektedir. Bu tür hareket eden kimselere yabancı gözü ile bakmaktadır.

f. SÖMÜRÜLMEYİ İSTEMEDİĞİ GİBİ SÖMÜRMEYİ DE İSTEMİYOR

Faizli sisteme karşı olmasının başka bir nedeni de, Türk halkının dindar olmasıdır. Vicdan sahibi olmasıdır. Merhametli olmasıdır. Kendisi dahi başkasını sömürmeyi istemeyecektir. Kapitalist olsa bile başkasının zararına kârını düşünmemektedir. O faiz yerine birlikte kazanç olan kârın paylaşılmasını tercih etmektedir. Türk ulusuna bu duygularını bin yıllık tarihi içinde İslâmiyet kazandırmıştır ve bütün çabalara rağmen Türk halkı İslâmiyet'ten uzaklaştınlamamıştır. Artık anayasamız laikliği dinsizlik şeklinde anlamamaktadır. Dinî öğrenimin mecbur tutulması bunun açık delilidir. Bu şartlar altında ulusumuza ekonomik dinamizmi kazandırmanın tek yolu ma'şeri kararda makesini bulacak olan bir faizsiz sistemin ortaya konması ve Adil Düzen'in kurulmasıdır.

g. FAİZSİZ SİSTEM SÖMÜRÜYE SON VERECEKTİR

İşte bizim baştan beri anlatmak istediğimiz sistem hem Türkiyemizi çok kısa zamanda çağdaş medeniyetin üstüne çıkaracak, hem de tüm insanlığın başına bela olmuş olan sömürü canavarının geriye kalmış tek dişini söküp atacaktır.

Sadece Türkiye değil, bütün dünya ve insanlık kendisini içinde bulunduğu ekonomik problemlerden kurtaracak "Faizsiz Kredileşme Sistemi"ni beklemektedir. Komünizm çöktü. Kapitalizm de çöküyor. Dünya alternatif bir düzen bekliyor ki; o da "Adil Düzen"dir. Adil Düzen de ancak Faizsiz Kredileşme Sistemi ile kurulabilir. Böylece sömüren ve sömürülenlerin olmadığı, adil bir paylaşma sistemi gerçekleştirilir. Emperyalizm ve sömürü son bulur. İnsanlık kurtulur.

 

 

 


ALTERNATİF FAİZSİZ BANKA-SELEM VE KREDİLEŞME
1-faizsiz kredileşme kuruluşları
1451 Okunma
2-KAVRAMLAR
2572 Okunma
3-sermaye ve kuruluş
2708 Okunma
4-TEŞKİLAT
1118 Okunma
5-senetler
1266 Okunma
6-MEVDUAT VE KREDİLEŞME
924 Okunma
7-GENEL HİZMETLER
866 Okunma
8-MUHASEBE
1099 Okunma
9-FİYAT
880 Okunma
10-SENETLERİN TEMİNATLARI
1619 Okunma
11-KARARLAR VE SONUÇ
759 Okunma