Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
ALTERNATİF FAİZSİZ BANKA-SELEM VE KREDİLEŞME
1993 1.Baskı
866 Okunma
ASPxHyperLink

GENEL HİZMETLER
Süleyman Karagülle

ALTINCI BÖLÜM

GENEL HİZMETLER

 

MADDE 6

Kredileşme vakfı mudi ve müstakrizlerle ilişkisini mutemetler aracılığıyla sağlar ve değerler yedieminlerde bulunur.

 

I. HİZMETLİLERİN MESULİYETİ

II. MUTEMETLER

III. SENETLERİN SATIŞI

IV. SENETLERİN DEĞİŞTİRİLMESİ

V. DEĞERLER

VI. ALTININ SAKLANMASI

VII. TAŞINMAZLARDA YEDİEMİNLER

VIII. AMBARLARDA YEDİEMİNLER

IX. ORTAK AMBARLAR

X. AMBARLARIN ÜRETİMDEKİ YERLERİ

YI. AMBARLARIN STANDARTLAŞMADAKİ ÖNEMİ

 

I. HİZMETLİLERİN MESULİYETİ

a. BUGÜN HİZMETLER BÜROKRATİK OLARAK GÖRÜLÜYOR

Hizmetler, hizmetliler tarafından ifa edilir. Çağımızda hizmetler bürokratik sistemle yürütülmektedir. Çıkar paralelliği sağlanamamış, ücretli memurların hizmetleri ifa etmesi istekle yerine gelmediğinden hizmetlerin ifasının bir merkezde yapılarak kontrol altına alınması istenmiştir.

Onbinlerce insanın çalıştığı büyük merkezi işyerlerinin oluşmuş olmasının hikmeti budur. Ancak bu suretle başına dikilen gözcüler sayesinde kişilerin doğru çalışması sağlanmıştır. Yine de bu çalışmaların başarılı sonuç vermediği apaçık ortadadır. Bugünkü işçi sınıfının ortaya çıkardığı problemler ile bütün devletleri hantallaştıran ve esas görevi olan adaletten uzaklaştıran bu sistemdir, bürokrasidir.

b. HİZMETİ HALKIN AYAĞINA GÖTÜRMELİYİZ

Hizmetlerin ifası için merkezi yerin belirlenmiş olması, mevduatın yalnız banka veznelerinde kabul edilmesi, ödemelerin sadece banka veznelerinde yapılması, hizmeti halka götürme sistemine aykırıdır. Halk hizmetin ayağına gelmesini ister. Bunun ekonomik ve sosyal yararları vardır.

Parayı almak veya yatırmak için işyerini bırakıp bankaya gitme mecburiyeti, iş sahiplerinin işlerini aksatmakta veya yerine ikinci bir kişiyi istihdam etme zorunluluğunu doğurmaktadır. Bu da her bakımdın genel üretimde verim düşmesine sebep olmaktadır. Bunun yerine bankada bu hizmetleri gören personel olduğunu kabul edelim. Bankaya yapılan telefonla görevliler telefon edenin bulunduğu yere gidebilir ve ödeme veya tahsilatta bulunabilir. Bunun gerçekleşmesi için görevlinin ücretli olmayıp, hizmeti mukabili kendisine bir çıkarın sağlanmış olması gerekir.

c. HİZMETLERİ HALKIN KENDİSİ İÇİN SEÇTİĞİ TEMİNATLI EHLİYETE SAHİP SERBEST MESLEK ERBABI YAPACAK VE ÜCRET GENEL HİZMETTEN VERİLECEKTİR

Faizsiz sistemde ücretli görevliler yerine ehliyetli hizmetliler çalıştırılmaktadır ve bunlar hizmet ortağıdırlar. Yani yaptıkları hizmetleri nisbetinde ve gelirle orantılı olarak paylarını almaktadırlar. Bu onların hizmetlerini büyük bir istekle yapmalarını sağlamaktadır. Böyle bir istek onların bir yerde toplanıp merkezin denetlemesi gereğinden vareste kılar. Bunlar daha önce de anlatıldığı gibi teşebbüslere yapmış oldukları hizmetlerden, teşebbüsten gelen genel hizmet payına ortak olacaklardır. Bunun anlamı, teşebbüs ne kadar kazanırsa ona hizmet eden görevli de o kadar kazanacaktır. Bu durumda hizmetli canla başla o teşebbüsün çıkarına hizmet eder. Hizmetliyi değiştirme yetkisi müteşebbise verilmiş olduğundan, kendisine en iyi hizmeti yapan ehliyetliyi hizmetli olarak seçecektir. Böylece hizmetliler arasında bir serbest rekabet de gerçekleşmiş olacaktır. Hizmetlinin ihanet etmesi gibi hallerde ise önce banka, sonra hizmetlinin ehliyet aldığı dayanışma ortaklığı müteşebbisi mağduriyetten koruyacaktır.

d. HİZMETLER BİR MERKEZDE DEĞİL HALKIN İÇİNDE GÖRÜLECEKTİR

Hizmet ortaklara yapılıyorsa, hizmetli ortak sayısı nisbetinde genel hizmet payına iştirak edecektir. Böylece hizmetli daha çok ortağı kendisine bağlıyabilmek için onları memnun etmeye çalışacaktır. Çünkü müşterilerin hizmetlileri değiştirme yetkileri vardır. Böylece hizmetli ile müşteri ve banka arasında çıkar paralelliği sağlanmıştır. Dayanışma ortaklarının verdiği ehliyetlerle ve kefaletleriyle gerekli güvenin de temin edilmiş olması sebebiyle artık görevlileri bir büroda toplayıp başlarına şefler ve amirler dikmeye gerek kalmamıştır. Bu uygulama ile artık hizmetin bir yerde ifası şartı ortadan kalkmıştır.

e. HERKES İŞİNDE TEK BAŞINA YETKİLİDİR

Faizsiz sistemin temelinde tüzel kişilerin veya vakıfların adına yapılmış olsa da, bütün yetkiler ve mesuliyetler şahıslar üzerinde toplanmıştır. Herkes görevinde tam yetkilidir. Yetkisini kullanırken hiç bir yerden talimat ve emir almaz. Yaptığı hareketlerden dolayı da ne amirlerine, ne de her hangi başka bir kimseye karşı mesuldür. Mesuliyet anlaşmalara ve mevzuata karşıdır ve herkes yaptıklarının hesabını kendisinin de hakemi bulunan hakemler kuruluna vermek durumundadır. Amirlerin veya müşterilerin görevlileri denetimi, onlardan ehliyeti almak veya hizmetliyi değiştirmek şeklinde gerçekleşmiş olacaktır. Yoksa yetkilinin yetkisine kimse müdahale hakkına sahip değildir. Kesin olarak ferdi mesuliyet vardır; kollektif mesuliyet yoktur. Kollektif mesuliyet, askeri yönetimlerde vardır.

f. KOLLEKTİF MESULİYET YOKTUR VE HERKES HESABINI YALNIZ HAKEMLERE VERİR

Hizmetlinin yetkideki bu kesinlik mesuliyette de mevcuttur. Herkes yaptığından kendisi mesul olup başkasından aldığı emir, talimat veya isteklerin bulunması onu mesuliyetten hiç bir surette kurtaramaz. Herkes kendi mesuliyette olan işlerin hesabını yalnız kendisi verir. Mahkum olduktan sonra mağduriyetin giderilmesi için infazda dayanışma ortaklıklarına gidilir. Böylece görev ve yetkinin mesuliyet ve hakkın bir yerde tecemmu ve temerküz etmesi hizmetlerin layıkı ile ifa edilmesini sağlayacaktır. Bir hizmetteki aksaklığın mesulu hemen belli olmuş olacaktır. Bununla beraber ehliyet dayanışma ortaklığı, hizmetlinin müşteri tarafından seçilmesi yaptığı işe göre ücret verilmesi merkezi denetimden çok daha güçlü denetimi sağlamış olacaktır.

g. HİZMETLERİ YERLER DEĞİL KİŞİLER YAPACAKTIR BÜRO YOKTUR

İşte bankanın merkezde büyük bir bürosu yerine bankanın yetkili hizmetlileri olacaktır. Ve bunlar görevlerini istedikleri yerde ifa etme imkanına sahip olacaklardır. İster kendilerinin istediği yerde tesis ettikleri bürolarında, evlerinde, isterlerse de müşterilerinin ev veya işyerlerinde hizmetlerini ifâ edeceklerdir. Bu da banka hizmetlerinin ucuz olarak sağlanmasına da yardımcı olacaktır.

II. MUTEMETLER

a. HALK SENETLERİ DEFTERİNE KAYDEDİP ALIR VE SATAR

Bankanın ihraç edip kredi olarak müteşebbislere dağıttığı toprak, demir, buğday ve altın senetleri ile site, mal, işletme ve istihkak senetleri hamiline yazılı olup, her zaman devredilmesi mümkün olacaktır. Ancak devralabilmek için bankanın müşterisi olmak ve banka cüzdanını taşımış olmak şarttır. Herkes aldığı senedin cinsini, miktarını, kimden aldığını ve tarihini bu cüzdana yazacaktır. Karşı tarafa da ayrıca imza ettirecektir. Yine verdiğini de aynı şekliyle cins, miktar, tarih ve karşı tarafın kim olduğunu yazarak kaydedecektir. Herkes bu cüzdan ile sahip olduğu banka senetlerinin kaynağını tesbit etmek durumundadır. Bu suretle senetlerin sahte olarak alınıp verilmesi, yani sahte senetlerin ortaya çıkması önlenmiş olmaktadır. Böyle bir organizasyonda, merkezi bir yerden faaliyet yerine, herkesin bulunduğu yer de faaliyet göstermesi imkan dahiline girmiş olacaktır.

  1. VEZNE YERİNE MUTEMETLER FAALİYET GÖSTERİR

Bankanın veznedarlığını yapan kimseler aldıkları senetleri, bankadaki kasa yerine ceplerinde veya dükkanların da veya evlerinde bulunan kasalarda saklamış olacaklardır. Bu nedenledir ki bunlara artık veznedar değil de mutemet diyoruz. Mutemetler bankalardan yani diğer mutemetlerden uygun gördükleri senetleri alacaklar ve talep edenlere bu senetleri satacaklardır. Bu satma işi ya bankanın bir senedine mukabil başka bir senet ile değiştirilmesi şeklinde olur veya ambarlara teslim edilen mal karşılığı olabilir. Nakitle de satılmış olur. Ancak mutemetlerin mal karşılığı senet verebilmeleri için ambar makbuzunu, nakit karşılığı senet verebilmeleri için de diğer bankaların nakit makbuzunu ibraz etmeleri gerekir.

  1. ÇIKIŞTA BİR SENEDİN BİR MUTEMEDİ VARDIR

Banka çıkaracağı senetleri ve şeklini usulüne göre yetkililere tespit ettirdikten sonra, o senedin mutemedine bastırma yetkisi verilir. Bu şenet üzerinde senet mutemedinin de imzası ve adı yer alır. Senet mutemedinin imzası ile banka temsilcisinin imzası olmayan senetler sahte sayılırlar. Senet mutemedi ve banka temsilcisi senetleri numaralayarak imzalayıp çıkarırlar. Muhasebeye banka alacaklı, mutemet borçlu olarak işlenecek şekilde bildirilir. Bankanın cüzdanına alacak, mutemedin cüzdanına borçlu olarak geçer. Bir senedin bir mutemedi olur, senet mutemedi deyince bu anlaşılır. Bundan sonra bu senedi kullanmak isteyenlerin mutemetleri senetleri bu mutemetten alacaklardır ve cüzdanlarında bunlan işleyeceklerdir. Bir devir senedi ile de muhasibe bu işlemi bildireceklerdir. Mutemetler senetleri diğer mu temetlere devredebildikleri gibi satış da yapabilirler.

d. MUTEMETLER SENETLERİ BİRBİRLERİNE KARŞILIKSIZ KAYITLA VERİRLER

Mutemetler senetleri birbirlerine devrederken herhangi bir karşılık veremezler. Bunun diğer bir ifadesi, mutemetler de mevcut senetlerin karşılığı yoktur. Henüz ihraç edilmemiştir. Mutemetler birbirlerine senetleri aktarırken, her mutemet için senedi üstünde tutmama faktörünü koymamız gerekir. Yoksa mutemet alır, senetleri satmaz, değerlendirmez. Böylece senetlerin revaçta olmasını önlemiş olur. Mutemetlerin istedikleri kadar senedi alıp üzerlerinde bulundurma yetkileri vardır. Ancak bu mutemet için kârlı bir durum olmayacaktır.

e. MUTEMETLERİN EMANET SENET HACİMLERİ DEĞERLENDİRİLİR

Mutemetlerin taşıdıkları senetlerin de hacimleri hesaplanır. Nasıl mevduat hacmi varsa, kredi hacmi varsa, bunlara benzer senetlerin emanet hacimleri de vardır. Mutemetlere mutemetlik payları verilirken işte bu emanet hacminin de hesaba katılması gerekecektir. Daha az emanet hacmi ile da ha çok iş yapanlara, birinci derecede kredi limitleri arttırılacaktır. İkinci derecede de, yaptıkları işlere ücret takdir edilirken bu emanet hacimleri gözönünde tutulacaktır.

f. AZ SENET HACMİNE KARŞILIK ÇOK İŞLEM, HİZMET PAYINI ARTTIRIR

Çıkarılan mahdut bir senedin taliplileri çok ise, yani o senedi satmak isteyen mutemetler fazla ise, mutemetler arasında bu senet paylaştırılır. Paylaştırma emanet hacimleri ile orantılı olarak yapılır. Daha az senedi üzerinde bulundurup daha çok iş yapan mutemetlere daha fazla pay verilir. Böylece senedin üzerinde bulundurulması, mutemedin aleyhine bir faktör olarak kullanılır. Diğer taraftan iş yapabilmesi için üzerinde mümkün olduğu kadar fazla senedi bulundurması gerekiyor. Mutemet için bu iki durum arasındaki denge yeri, topluluk için de en yararlı nokta olacaktır. Böylece burada da çıkar paralelliği ve mikroda, dolayısıyla makro da denge sağlanmış olmaktadır.

g. SENETLERİ DEĞİŞTİRMEK VE VEYA MAL İLE DEĞİŞTİRMEK AYRI BİR HİZMETTİR

Mutemetlere verilecek ücret, mutemetlerin yaptıkları işlerle orantılı olacaktır. Mutemetlerin işi senetleri hazırlayıp karşılığında mal, emek veya nakit gibi değerlerin camiaya girmiş olmasını sağlamaktır. Yani kim piyasaya mal, emek veya nakit karşılığı senet sürebilmişse, o mutemet o kadar fazla ücreti istihkak edecektir. Bunu istediğimiz kadar yapmak mümkün değildir. Çünkü karşılığında fıziki harekat vardır.

h. SENETLERİ DEĞİŞTİRMEK VEYA MAL İLE DEĞİŞTİRMEK AYRI BİR HİZMETTİR

Mutemetlerin senet satışlarındaki hizmetlerini tesbit etmek kolaydır. Ancak senetleri mübayaa etmek yani iade edenlerin senetlerini kabul edip bunlara karşı nakit mal çekini kesmek işini ise başka bir şekilde değerlendirmek gerekir. Bu işler için mutemetlerin yanında yedieminler vardır. Yedieminlerin bu hizmeti görmesi öngörülmüştür. Senetlerin diğer senetlerle değiştirilmesi işi ise yine başka bir hizmet olacaktır.

III. SENETLERİN SATIŞI

a. MUTEMETLER SENETLERİ BANKA ÇEKİ İLE SATARLAR

Banka mutemetleri çantalarına koymuş oldukları senetleri milli piyangoyu satanlar gibi müşterileri dolaşacak ve onların almak istedikleri senetleri vererek nakitlerini, nakitten ziyade çek olarak alacaklardır. Bu çekleri bankaya vererek faizsiz banka hesabına alacak olarak geçirteceklerdir. Böylece bankada nakti bulunan herkes oturduğu yerde senet alma imkanına sahip olacaktır.

  1. ÇIKAR PARALELLİĞİ VE DENGE SAĞLANMIŞ OLUR

Daha fazla kolaylık sağlamak için müşteriler bankaya nakitlerini kendi hesaplarına değil faizsiz banka hesabına yatıracaklar ve ellerine o bankanın makbuzunu alacaklardır. Kendilerine nakit lazım olduğunda mutemetlerine telefon edip faizsiz banka adına kendilerine çek kesilmesini isteyeceklerdir. Mutemetler müşterileri ziyaret edip kendilerine bankanın tevdi ettiği diğer bankalara ait çekleri kesip müşteriye vereceklerdir. İşte burada kesilen çek miktarına göre muhasibe genel hizmetten pay verilecektir. Böylece mutemet bir taraftan senet satmak, diğer taraftan bankada nakti çek olarak kesmek ile orantılı pay alacağından, müşteriye daha çok hizmet etmek isteyecektir. Bu yönden de çıkar paralelliği ve dengeyi temin etmiş oluyoruz.

c. NAKİTLER BİR SENET ÜZERİNDE YÜRÜTÜLECEKTİR

Bankaya nakit olarak yatınp sonra yine nakit olarak çeken kimsenin bir yararı olmayacaktır. Sadece bankaya yatırdığı meblağı faizsiz banka hesabına yatırırsa, bankanına çıkardığı senetleri kolayca satınalma imkanına sahip olacaktır. Bununla beraber müşteri bankaya yatınlan meblağın, yatınldığı tarihten itibaren bir senet hesabında işlenmesini isteyecektir. "Benim naktim altın hesabında veya demir hesabında veya toprak hesabında veya mal hesabında işlesin" diyebilir. Böylece parasının değerini koruduğu gibi, burada kalan meblağın hacmine göre krediyi de istihkak edecektir.

d. DEĞİŞİK BANKALARDA HESAP AÇILACAK VE ORTAĞIN İSTEDİĞİ BANKADA MUAMELE GÖRÜLECEKTİR

Görülüyor ki, faizsiz banka paranın değerini korumak ve senet cinsinden mudiye kredi tanımak gayesi ile hizmetini ifa ederken, müşterilerin yararına bir imkan meydana getirmiş olacaktır. Diğer taraftan bu toplanan meblağı faizli bankalarda mevduat olarak yatırmış olacağından, bu bankaların çalışmasına da herhangi bir engel teşkil etmeyecektir. Burada belki faizsiz bankanın büyük mevduat sahibi olması nedeniyle, fazli bankaları baskı altına alması ve onları istismar etmesi söz konusu olabilir. Bunu önlemek için bir bankanın kabul ettiği şartları kabul eden diğer bankaların hepsinde faizsiz banka mevduat hesabını açtırmak durumunda olacaktır. Müşteri mevduatını istediği bankaya yatırmak serbestisine sahip olacaktır. Mutemetler de çeklerini keserken müşterinin istediği banka hesabından kesme durumunda olacaklardır.

e. BİZ BİR DİNİ ÖZELLİKLERİNDEN DOLAYI BENİMSİYORUZ

Bankalarda açılan hesaplarda faizsiz bankaya ne sağlanacağı hususu burda belirtilmez. Zira bu bankaların kendi statülerine uyma durumu ile belirlenecektir. Şüphesiz onlar ilk kademede mevduata faiz tahakkuk ettirmek isteyeceklerdir. Bankanın faizsiz olması nedeniyle kendi mevduatını başka bankaya faizli olarak geri veremiyeceği husususu tartışmaya değer. Faize dogmatik olarak günah gözü ile bakanlar, bunun meşru olmayacağını hemen ileriye sürüp böyle bir muameleden uzak durulması gerekeceği görüşünde olacaklardır. Ancak biz hiç bir zaman faizsiz bankayı savunurken fanatik bir düşünce ile hareket etmiyoruz. Eğer bir şey faydalı ise ve din de onu yasaklıyorsa, biz faydalı olanı tercih ederiz. Ancak bu fayda şahsımıza menfaat sağlayan bir fay da değil, tüm beşeriyete hatta genel kâinat düzenine faydalı olmalıdır ve yine de bu geçici çıkarlar şeklinde değil, geleceğin devamlı faydasını ihtiva etmelidir. Biz şayet bir dini benimsiyorsak, o dinde bu özellikleri gördüğümüz için benimsiyoruz.

f. DEVLET PARALARI FAİZLİ İSE ONU KULLANANLAR FAİZDEN KURTULAMAZ

Bir devletin parasını kullanan herkes, eğer o para enflasyon nedeniyle değişiyorsa, o kimse faiz veriyor veya alıyor demektir. Senelik değer düşüşü yüzde 50'nin üstünde olan Türkiye'de, yüzde yedide bir kadar faizi gündelik olarak ödüyor demektir. Dolayısıyla ben faizli işler yapmıyorum diyenler, kendilerini kandırmış olurlar. Bankada mevdu miktarın değer düşüşü nisbetinde faiz alınmaması halinde, bankaya faiz verilmiş olur. Bu da faizli bankaların faizsiz bankalar tarafından sömürülmesi anlamına gelir ve böyle bir mükellefiyet faizli banka için intihar ile eşdeğerdedir. Halbuki intiharı hiç bir hukuk sistemi meşru göremez. Sonuç olarak diyebiliriz ki, banka kendi mudi ve müstakrizleri arasında faiz işlemini yapmaz. En küçük faiz kokusunun bulunması halinde ondan uzak kalır. Ama diğer faizli bankalarla ilişkiyi kurarken başkalarının kendisine uymasını isteyemeyeceğinden, onların sistemine göre faizli muamelelerde bulunur. Ülkenin ve bankanın çıkarlarını gözetir.

g. İSLAMİYET YABANCILARLA MUAMELEYİ MENETMEZ

Esasen İslâm dininde de, İslâmî olmayan düzende ve müslüman olmayanlarla, eğer onların kendi düzenlerinde meşru ise bir müslümanın onlarla faizli muamelede bulunması meşrudur. Bu meşruiyet sayesinde ülkeler arası ekonomik faaliyetlerin rahatça yürütülmesi sağlanmıştır.

h.. BANKA FAİZLERİ MÜŞTERİLERİNE VE SERMAYEDARLARA İNTİKAL ETTİRMEZ

Banka faizli muameleden doğan kâr ve zararları bir fonda toplayacak ve banka tasfıye edilinceye kadar bu fondan müşterilerine bir şey intikal ettirmeyecektir. Bankanın vakıf olması göz önüne getirilirse, sonunda tasfıye olması halinde dahi banka ortaklarına bir kâr intikal etmeyecektir. Böylece faizsiz bankanın nakitle ilişkileri de rahatlıkla düzenlenmiş olacaktır.

IV. SENETLERİN DEĞİŞTİRİLMESİ

a. MUTEMETLER SATTIKLARI SENET VE KESTİKLERİ ÇEK NİSBETİNDE HİZMET PAYI ALACAKLARDIR

Mutemetler ellerinde bulundurdukları senetleri diğer bankalara yatırılan meblağ karşılığı satmış olacaklardır. Böylece bu senetler zimmetlerinden düşecektir. Ücretlerini ise sattıkları senetlerin miktarı ile üzerlerinde bulundurdukları senet hacminin azlığı nispetinde genel hizmetten pay olarak alacaklardır. Mutemetler müşterilerin talep nakitlerini karşılamak yani senetlerini geri almak için kendilerine faizsiz bankanın verdiği diğer bankaların çekini keseceklerdir. Böylece kestikleri çek sayısı ve miktarı nispetinde genel hizmet payına iştirak etmiş olacaklardır. Bu hizmetleri yapabilmeleri için müşterinin ayağına gitmeyi kendi çıkarlarına uygun göreceklerdir. Zira gitmediği takdirde müşteri senedi ondan almaz ve çeki de ona kestirmez. Burada denge sağlanmış bulunmaktadır.

b. SENETLER DE TAKAS EDİLEBİLMELİDİR

Müşteri bazan senetle senedi değiştirmek isteyebilir. Yani demir senedi verip buğday senedi almak isteyebilir. Bu alışverişi de mutemetler aracılığı ile yapacaktır. Bu alışverişte müşterinin faydası, senetleri kendisinin arzu ettiği kısma kaydırmasıdır. Nerede kâr görüyorsa o tarafa meyledecek ve onun senedini almış olacaktır. Senet aldıkça senedin fiyatı yükselmiş, dolayısıyla satılmamış olduğundan dolayı düşük olan fiyatına denge getirilmiş olur. Yani bu tür değişmeler hem değiştiren için, hem de genel dengenin korunması için yararlıdır. Esasen mal yerine senedin ikame edilmiş olması, bu değişmelerin kolayca ve külfetsiz yapılmasını sağlamak içindir. Bu değişme malların en verimli bir şekilde sahibini bulması anlamındadır. Bunun için senetlerin değiştirilmesini kolaylaştırmak faizsiz bankanın temel hizmetlerinden biridir.

c. CARİ SENET HESABINDAN DA, MUTEMETTEN DE SENET ALINABİLECEKTİR

Müşteri faizsiz bankada bir cari hesap açacaktır. Bu cari hesabı kredisini alacağı senet üzerinden açtırmış olacaktır. Mesleğine göre hangi senedin kredi olarak alınması kendisine uygunsa cari hesabı o senet üzerinde yürüyecektir. Di ğer bankalara nakti yatırdığı gün o senedi satın almış olacak ve bankaya mevduat olarak vermiş olacaktır. Kendi hesabından nakti faizsiz bankanın çeki ile çektiği zaman da o senedi iade etmiş olacaktır. Kredi ve mevduat hesabı bu senet üzerinde yürüyecektir. Bazen başka senetleri de satın almayı yani bankamızdaki cari hesabını diğer senetler lehine değiştirmeyi isteyecektir. O zaman da yine mutemetten senet talep edecektir. Mutemet bu senedi vermek suretiyle de hizmeti görmüş olacaktır.

d. CARi HESAPLARDA NAKİT HAREKAT1 VARDIR AMA SENET HAREKATI YOKTUR

Cari hesaplar için Türk lirasının yatırılmış ve çekilmiş olması yeterli olup, ayrıca senedin alınmış veya verilmiş olması gerekmez. Yani senet burada sadece hisabi olarak fonksiyonunu icra etmektedir. Bununla beraber müşteri cari hesaptan nakit olarak senedi çekeceğine, bizzat senedin kendisine verilmesini isteyebilir. Bu takdirde bankada nakit harekâtı olmaz ama kişinin mevduat hesabında nakit harekâtı olmuş olur. Biz bütün muamelelerin çoğalmasını isteriz. Müşteri bu senetle ödemeler yapmış olacaktır. Toptancılar bu senedi tercih edeceklerdir. Çünkü bu senetle alışveriş kendilerinin kâr ve zararlarını hesaplamaya daha elverişlidir.

e. MUTEMETLER NAKİT VEYA CARİ HESAPTAKİ SENET KARŞILIĞINDA SATIŞ YAPARLAR

Müşteri cari hesaptaki senet mevduatına mukabil başka senetleri satın almak isteyecektir ve bu istek mutemetler tarafından senet verilerek karşılanacaktır. Mutemetler cari hesabın dışındaki senetleri müşteriye vermekle o senedi satmış olacaklardır. Böylece senet satışlarıdan doğacak genel hizmet paylarını arttırmış olurlar. Bu da senet mübadelesin de çıkar paralelliğini sağlayarak dengenin kuruluşunu gerçekleştirir. Tekrar edecek olursak, mutemetler nakit veya cari hesaptaki senet karşılığı sattıklan senetler ve bunların iadesi sonunda kesilen çek veya cari hesaptaki azalma nispetinde genel hizmetten paylarını alacaklardır.

f. CARİ SENET HESABINDAKİ DEĞİŞTİRME BANKAYI İLGİLENDİRMEZ

Cari hesabın dışında bir senedin diğer senetle değiştirilmesi serbest olmakla beraber, aynı mübadele mahiyetinde kabul edilmiş olup senetlerin ve milli paranın likiditesini bozacağından faizsiz banka tarafından teşvik edilmez. Yani herkes elindeki senedi ya nakitle veya cari hesabındaki senetle önce satacak, sonra da elindeki nakit veya cari hesaptaki senetle istediği senedi satın alacaktır. Böylece paranın ve cari hesaptaki senedin likiditesi korunmuş olacaktır. Senetlerin TL ile değerlendirilerek alınıp satılmasının esas olduğu daha önce belirtilmiş idi.

g. MUTEMETLER DİĞER SENET TAKASLARINI FAHRİ OLARAK YAPACAKLARDIR

Mutemet müşterileri memnun etmek için belki cari hesap dışındaki senetleri de alıp verecektir. Bu alışverişler muhasebeye intikal ettirilecek ve ona göre alacak ve borç hesabına geçirilecektir. Ne var ki, mutemet bu hizmetinden dolayı herhangi bir ücret almayacak veya genel hizmet payına iştirak etmeyecektir. Bankanın temin etmek istediği en önemli husus, ülke içinde her yerde aynı zamanda senetlerin alış ve satış fiyatlarını aynı tutmaktır. Yani banka her sabah senet fiyatlarını ilan ettiğinde o gün ülke içindeki bütün mutemetler o senetleri o fiyatla alacaklar ve satacaklardır. Bu alış ve satışta herhangi bir fark talep edemeyeceklerdir. Mutemetlerin ücretleri, yapmış oldukları muamelelerle orantılı olarak genel hizmet payından karşılanacaktır. Bu senetlerin karşılığı olan mallar ambarlardan alınacaktır. Ambarlarda malların senet cinsinden fiyatları ise, yerleri ve vasıflarıa göre değişik olacaktır. Sadece merkez bankalarında senetteki mal miktarı aynen verilecektir. Ama senedin fiyatı bütün ülkede bir gün içinde aynı olacaktır.

V. DEĞERLER

a. SENETLERİN KAYBOLMASI MİLLİ SERVETTE EKSİKLİK DOĞURMAZ

Senetlerin bizatihi değerleri yoktur. Sadece bir değeri temsil ederler. Böyle bir değerin mevcut olduğunu, asgari mevcut olacağını ve şimdi nerede olurlarsa olsunlar onun sahibinin bu senede sahip olanın olduğunu tevsik ederler. Asıl değer ile senet arasında mevcut olan esas fark, senedin zayi olması ile milli servette herhangi bir eksilme meydana gelmediği halde; asıl değerde meydana gelen bir eksilme milli

servette bir azalmayı meydana getirir. Bu itibarla senetlerin tabi tutulacağı muamele ile değerlerin tabi tutulacağı muameleler farklı olacaktır.

b. SENETLER KAYITLI OLMALARI İLE KORUNMUŞ OLURLA.R

Senetlerin kaydedilmesi halinde, kaybolmasalar dahi bir mesele olmayacaktır. Kayıtlara bakılarak kaybolan senedin yerine yeni senet verilme hakkı muhafaza edilebilir. Senetlerin korunması için muhasebe sistemi geliştirilmiştir. Herkesin üzerinde bulundurduğu senet muhasebe defterinde işlenebilir ve böylece senet sahipleri senetlerini emniyete almış olurlar. Diğer değerlerin de benzer muhasebeleri yapılabilirse de, herhangi bir şekilde zayiata uğramaları halinde onların muhasebeye dayanarak diriltilmesi mümkün değildir. O halde senet ve değer arasındaki farkı belirlemek ve bunların tariflerini yapabilmek için kayıtlarla yenilemenin mümkün olup olamıyacağı kriteri getirilmelidir.

c. ALTIN VE GÜMÜŞ DE SENET GİBİDİR

Altın ve gümüş de esas itibariyle kendileri bir fayda sağlamadıklarından senet gibidirler. Yani altının ve gümüşün para olarak değeri onların insanlara sağladıkları herhangi bir faydadan doğmamaktadır. Sadece bu madenlerin dünyada mevcut olan bütün mallardaki payı ifade eden bir senet mahiyetinde olmaları nedeniyle kıymet iktisap etmiştir. Eskiden para olarak gümüş ve altın kullanılıyordu. Bunların sikke haline getirilmeleri ile kendilerine tam işlerlik temin ediliyordu. Gümüş, ülke içinde mevcut olan mallar üzerindeki payı; altın da dünya üzerinde mevcut olan mallarda ki payı ifade ediyordu. Bu gözle bakıldığı zaman altın ve gümüş de bir değer olmayıp birer senet mahiyetindedirler.

d. ALTIN VE G ÜMÜŞ KAYITLARLA KORUNAMAZ

Altın ve gümüş fonksiyon itibariyle birer senet mahiyetinde olmakla beraber, kendilerinin zayi olması halinde nisabi olarak çoğaltmamız mümkün olmadığı ve sahtesini meydana getirmenin imkânsızlığı sebebiyle senet sayılmayıp değerler mahiyetindedir. Senetlerin uluslararası teminatı yoktur. Çünkü senet bir akti ifade etmektedir. Ülke içinde akit yerine gelmediği zaman devlete başvuruluyor ve devlet aktin gereğinin yerine getirilmesi için karşıdakini zorlamaktadır. Halbuki uluslararası böyle bir zorlayıcı kuvvet mevcut değildir. Bundan dolayıdır ki uluslararası nakit altın ve gümüştür.

e. FAİZLİ SİSTEMDE KAĞIT PARA BELİRSİZ BİR DEĞERDİR

Çağımızda altın ve gümüş yerine kağıt para ikame edilmiştir. Kâğıt para bir senet değil de bir değer muamelesi görmektedir. Hatta bütün muhasebe kâğıt paranın üzerinde yürütülmekte ve adeta para olmayanlar değer sayılmamaktadır. Devlet vergilerini sadece kâğıt paradan almaktadır. Üretimi, kâğıt paranın elde edilişi ile ölçmektedir. Altın ve gümüş de dahil olmak üzere bütün kredi muameleleri aynî olarak yapılmamaktadır. Bu faizli sistemin zaruri sonucudur.

f. FAİZ ENFLASYONU ZORUNLU KILAR

Faizli sistemde dengenin korunması için enflasyon zaruridir. Diyelim ki milli hasıladaki artış yüzde 5'tir. O yıl nakte verilebilecek faiz ancak yüzde 5 olabilir. Çünkü artan miktar bu kadardır. Ama biz yüzde 10 faiz vermek istiyorsak, bu kalan yüzde 5'ini bir yerden bulmamız gerekir. Eğer para olarak altın ve gümüşü kullanacak olursak, onu artırmamız mümkün olamıyacak ve faizleri ödeyemez duruma düşeceğiz. Bu da herşeyin faizli krediye dayandığı bir düzen de ekonomik hareketlerin hatta sosyal hareketlerin, birden stop etmesi anlamına gelir. İşte bundan dolayıdır ki, faizli sistemi benimseyen Avrupa altın ve gümüşü para olarak kullanmaktan vazgeçmek zorunda kalmıştır.

g.ENFLASYON ÖDENEMEYEN FAİZ YÜKÜDÜR

Enflasyon, millî hasılanın artışından karşılanamayan faizin ödenmesi için halktan alınan vergiden başka bir şey değildir. Yani filan sermaye sahibinin parasına bu yıl millî hasıladaki artıştan faiz temin edilememiştir. Ancak bu kimseye bu faizi vermemiz gerekir. Gelin hepinizin servetinden bir nisbette eksiltme yapalım ve bu patronun faizini ödeyelim demekten başka bir şey değildir. Bu başlangıçta yüzde l, yüzde 5 civarında seyrediyor ve halk bu yükü kaldırabiliyordu.

Ama şimdi enflasyonun hızı yılda yüzde 50'lere çıkmıştır. Bütün çabalara rağmen Türkiye'de 1980'li ve 1990'lı yıllarda indirilmesi başarılamamıştır. Bu çaba millete ayrıca bir de munzam yük getirmiştir.

h. SÖMÜRÜNÜN TEK DAYANAĞI FAİZDİR

Bütün din ve felsefelerin reddettiği faize çağımızın neden âşık olduğunu artık anlıyoruz. Sömürücü patronların hiçbir çaba göstermeden ve hiçbir rizikoya girmeden sömürmeye devam edebilmeleri için faize şiddetle ihtiyaç vardır. 20. yüzyılın son yarısında bu iş artık halk işi olmaktan çıkmış, uluslar arasında kredileşme aracı olmuştur. Sonuç olarak bazı devletlerin diğer devletleri sömürmesi de bu faizle mümkün olmaktadır.

Faizsiz bankayı kurmak demek, bu sömürü düzenine son vermeye çalışmak demektir. Bunu bilen sömürücüler, elbette bunun karşısında olacaklardır. Ancak artık kendileri de çıkmaza girdiklerini görmüş bulunduklarından, böyle bir bankanın kendilerini de kurtarmış olacağını anlamak üzeredirler. İşimiz kolaylaşmıştır.

VI. ALTININ SAKLANMASI

  1. ALTIN VE NAKİT MUTEMETLERDE BULUNAMAZ

Senetlerin maddî değerleri olmadığı, insanlar tarafından kolayca çoğaltılabildiği, ancak bir mal karşılığı olduğu için ve mal karşılığı olmadan senetlerin tanzimi gayri meşru olduğundan bir değeri haiz olduğunu daha önce belirtmiştik. Bu nedenle bunlar mutemetlerde veya maliklerinde bulunmakta ve sahtelerinin ortaya çıkmaması için de muhasebece tescil edilmektedir. Bunun yanında bir senet olmakla beraber yani başka değerlerin karşılığı olmaları ile birlikte, kendilerinin de bir değeri olduğu ve insanlar tarafından değerleri kadar emek harcanmadıkça istihsal edilemediği, altın ve gümüşün de arada yer aldığı bundan önce belirtilmişti. Altının ve bugün altın gibi muamele gören kağıt paraların mutemetlerce muhafazası mahzurlu görülmektedir. Çünkü bunların gasp veya sirkat edilmesi halinde, gasibi ve sariki muhasebedeki kayıtlarla bulup zararı önlemek mümkün değildir.

  1. ALTIN İÇİN ÖZEL YEDİEMİNLERE GEREK VARDIR

Altın, gümüş ve diğer paraların muhafazası, diğer malların yetlieminlerine de teslimi zorluklar doğurur. Çünkü bunlara zarar verilmesi çok kolaydır. Bunun için özel yedieminlerin bulunması gerekir. Bu yedieminlerin elindeki altınlar onlara karz olarak verilecek ve ziyanı halinde onlar tazmin edecektir. Buna mukabil bu yedieminler bu altın ve gümüşleri kendileri alıp satabilecekler ve bundan kazanç temin edebileceklerdir. Diğer malların yedieminleri için bunlara tanınan kadar serbestlik tanınmayacaktır.

c. BANKALAR ALTIN MEVDUAT KABUL ETMİYOR

Altın ve gümüşün yediemini olarak, başta altın ve gümüşü mevduat olarak kabul eden diğer bankalar olabilir. Ne var ki, altın ve gümüşün bankalarca mevduat olarak kabul edilmesi, kağıt paraların yerine geçmeye başlaması tehlikesini doğurur ve bu da bugünkü enflasyonist faizli sistemin sonu olur. Daha önceleri TC mevzuatında böyle bir mevduatın kabul edilmesi yasaklanmış iken, sonraları çıkarılan kanunlarla bankaların altın mevduatını kabul etmeleri meşrulaştınlmıştır. Ne var ki, yukarıda arz edilen sebeplerden dolayı hiçbir büyük banka böyle bir mevduatı kabul etmemektedir. Bunun böyle olması tabiidir.

d. KUYUMCULARA İKRAZ EN EMİN YOLDUR

Bu nedenle faizsiz bankanın altınları faizli bankalarda muhafaza etmesi çözümü işler bir çözüm olarak görülmemektedir. Bunun yerine banka için en elverişli durum kuyumculardır. Kuyumculara gösterdikleri taşınmaz teminat karşılığı kendisinin altınlarını vadesiz kredi olarak verip kendisine lazım olduğu zaman onlardan hemen tahsil etme imkanına sahip olacaktır. Ne var ki, yine faizli sistemle çalışan sarraflar böyle bir emaneti kabul edebilecekler midir? Mevcut sarrafların böyle bir emaneti kabul etmeleri çok şüphelidir.

e. BANKA KUYUMCULARI KREDİ İLE ÜRETİR

Banka kuyumculuk yapmak isteyenlere ve yeni kuyumculara gösterecekleri taşınmaz teminat karşılığı altın olarak faizsiz kredi verecektir. Böylece hiç yoktan sermaye sahibi olan kimse kuyumculuk yapacaktır. Sarraflık yapacaktır. Bir kuyumcu daima sermayesi kadar altını dükkanında bulundurma durumundadır. Çünkü altın veresiye satılmaz. Karşılığında alınan nakitte hemen altına çevrilir. Böyle olunca bankaya altın lazım olmadığı zaman altın kuyumcuda durur. Banka bu altının muhafaza derdinden kurtulmuş olur. Kuyumcu da bu sayede kendi ticaretini yapar. Bankaya altın lazım olunca onu çeker ve o esnada kuyumcunun sermayesi azalmış olur.

f. KUYUMCULAR ALTIN SENEDİ İLE ALTINI DEĞİŞTİRİRLER

Kuyumcular altın senedini getirene Cumhuriyet altını vermek zorunda olacaklardır. Bunun anlamı bankanın kuyumcuda mevcut olan altını geri çekmesidir. Şayet talep fazla olursa almış olduğu altın senedini bankanın diğer herhangi bir kuyumcusuna iade ederek ordan altınını çekebilecektir. Hangi kuyumcuda altın bulunduğu ise altın senedinin muhasebesinden kolayca öğrenilebilecektir. Banka bu kuyumculara altın senedini sattırır, yani altın senedi almak isteyenler bankanın desteklediği kuyumculara giderler ve altınını vererek senedi alabilirler. Elbette altın senet bankaya yatınlacak, nakit karşılığı mutemetlerden de satın alınabilecektir.

g. HALK KENDİ ALTINLARINA KARŞILIK DA BANKA ARACILIĞI İLE ALTIN SENEDİ ÇIKARABİLİR

Banka açısından altın mevduatının fazlası için başka bir yol da bizzat altın mudileri veya müstakrizleridir. Altını bankaya tescil ettirdikten sonra altın yine sahibinde kalabilir. Kendisine verilen altın senedini istediği yerde kullanabilir. Bunun için kendisinde altın bulunacağı gibi ayrıca bir taşınmazı da teminat olarak göstermiş olmalıdir. Böylece halkın evlerinde bulunan altınlar muhasebede tescil edilmiş olur ve ihtiyaç halinde kendilerine başvurarak bu kullanılmış olur. Böylece hem banka muhafaza külfetinden kurtulur hem de altın senedini alanlar ziynet olarak yine bu altınları kullanabilirler. Sadece satamazlar. Bu çözüm de kuyumcuların çözümü kadar, bilhassa küçük yerlerde önemlidir. Bu halka altınları karşılığı senet çıkarma imkanını sağlayacaktır.

h. NAKİTLER FAİZLİ BANKALARA TEVDİ EDİLEBİLECEKTİR

Nakit kesinlikle merkez bankasının desteklediği faizli bankalardan birinde muhafaza edilecektir. Surada enflasyondan dolayı dağacak değer kaybını bankanın yüklenmemesi için bu bankalarla özel anlaşmalar yapılacaktır. Enflasyon miktarını geçmeyen faiz hesapları faiz değildir ve banka bu miktardaki faizi diğer bankalardan alabilir.

i. YABANC1 PARALAR DA FAİZLİ BANKALARA TEVDİ EDİLECEKTİR

Diğer yabancı paralar yine bu bankalarda mevduat olarak muhafaza edilecektir. Faizsiz banka sadece yabancı bir faizsiz bankanın senetlerini mevduat olarak kabul eder ve bunları mutemetlerinde muhafaza eder.

VII. TAŞINMAZLARDA YEDİEMİNLER

a. KİRACILIK SİSTEMİ FAİZLİ SİSTEMDİR VE ÇIKMAZDADIR

Eski çağlarda herkes kendi taşınmazında oturur ve çalışırdı. Göçebe dönemlerinde bu iş hafif çadırları birlikte nakletmekle başarılırdı. Hala o yöntemle yaşayan göçebe kabileler vardır. Çağımızda yerleşik dönemin rahatlığı sona ermiştir. Herkes sosyal ve ekonomik faaliyetleri nedeniyle sık sık geçici veya daimi yer değiştirmek durumundadır. Kapitalist faizli sistem bunu kiracılıkla halletmiştir. Yapılar, mesken veya işyerleri büyük kapital sahiplerine aittir. Onlar halka kiraya vermekte ve böylece halk gezginciliğini gerçekleştirebilmektedir.

Ancak bunun iki mahzuru ortaya çıkmıştır. Biri, sermaye sahipleri böyle kiraya verecek yapıları inşa etmekten kaçınmaktadırlar. Çünkü halktan kiralarını kolay tahsil edememektedirler. Kiralarını istedikleri zaman arttıramamaktadırlar. Kiracıları gerektiğinde çıkaramamaktadırlar. Diğer mahzur da, kirayı ödeyemiyecek kadar zor durumda olanların meselelerini çözmek mümkün olmuyor. Gelişme kaydeden yerlerde kiralar adeta bütün gelirlerin bile karşılayamadığı seviyeye ulaşıyor. Bu nedenle sosyal kredi sistemi ile halk tipi meskenler oluşturulmaktadır.

b. BANKANIN TEMİNAT OLARAK KABUL ETTİĞİ BÜTÜN BİNALARIN FENNİ SORUMLULARI VARDIR

Genellikle mesken veya işyeri kullananlar mülk sahibi değildirler. Ya hor kullanmaktadırlar veya tabiî olarak yıpranmış durumda da imar ve bakımı yapılmamaktadır. Böylece milli servet heba olup gitmektedir. Bu nedenledir ki, taşınmazlar için bir yedieminlik sistemi geliştirilmelidir. Genel olarak tapular artık maliklerin elinde olmayacaktır. Kendileri otursalar bile bankadan kredi alabilmeleri için tapularını bankaya veya bankanın kurucuları tüzel kişilerden birine vermiş olacaklardır. İşte böylece bankanın teminat olarak bir binayı kabul edebilmesi için onun bakımının ve sağlamlık durumunun devamlı olarak kontrol altında bulundurulması gerekir. İşte bu görevi yüklenen taşınmazların eminleri olan fen adamlan vardır. Bunlar bu yapıların bakımı ve güvenliği ile ilgilenirler. Eğer bu binalar kiraya verilmişse gelen kiradan bu binanın bakımını yaparlar. Kiraya verilmemişse ve mal sahibi oturuyorsa, mal sahibinin bu yapıyı bakımlı ve onarımlı tutmasını denetlerler. Böylece taşınmazlar korunmuş olur.

c. HER TAŞINMAZ İÇİN BİR SİCİL DOSYASI TUTULACAKTIR

Taşınmazların sicilleri tutulur. Bu sicillerde yapıların geçmişi işlenir. Bilhassa arazilerin sicillerinin tutulması çok önemli bir hizmet görecektir. Böylece o arazinin geçmiş yıllarda ne gibi hizmetler verdiğini ve ne verim alındığını, hangi usullerin uygulandığını bu siciller öğretecek ve ileride bu araziler için alınacak kararlarda çok yararlı olacaktır. Bir zelzelede çatlamış bir duvarın sıva ile kapatılmış olması sicile geçirilirse, ileride meydana gelecek sarsıntıların bu çatlağı büyütmesi, binanın yıkılmaya gittiğini bildirecektir.

d. FENNİ SORUMLULA.R YEDİEMİNDİRLER VE MAL SAHİBİNE ULAŞAN MEBLAĞIN YÜZDE 10'UNU ALIRLA.R

Kiraya verilecek yerlerin kiralama hizmetlerini bankanın yedieminleri yapacaklardır. Taşınmazı kiraya verecekler, aldıkları kiraların bir kısmını harcayacaklar ve kalan meblağın 1/10'unu yedieminlik ücreti olarak alıkoyup kalanını mülk sahiplerine vereceklerdir. Böylece yediemin taşınmazı uygun bir kira ile kiralayabilmek için bakımlı bulunduracaktır. Buna karşılık alacağı 1/10'dan bu bakıma harcadığı miktar için mahrum olacağından dolayı fazla harcamak istemiyecektir. Mümkün olduğu kadar fazla miktarı mal sahibine ulaştırmayı isteyecektir ki, kendisine düşen pay büyük olsun. Böylece yedieminin hareketlerinde çıkar paralelliği sağlanmış bulunmaktadır.

e. KİRAYA VERİLMEYEN DAÎRELER DE TOPLANAN KİRALARDAN PAY ALIRLAR

Yedieminleri seçmek mal sahiplerine ait olacaktır. Banka sadece yedieminlik ehliyetini verecektir. Yapılarını bir yediemine vermiş olanlar kendi aralarında bir dayanışma ortaklığını da kurmuş olurlar. Yani bunlardan birinin veya bir kaçının yapılan kiraya verilmese de, bunlar gelen kiralardan pay sahibi kılınırlar. Şöyle ki, herkesin gelen kirasından kendi yapısına tamir ve bakım için yapılan harcamalar düşüldükten sonra net kirayı oluşturur. Net kiralar yapıların değerlerine göre bütün yapılarca paylaşılır. Bir yapıya kiraya verilmemiş iken düşen paydan o yapının bakım masrafları yapılır ve kalanın 1/10'u yediemine verilerek kalanı boş olan yapının sahibine verilir. Buradaki 1/10 sabit olmayıp bankaca veya yediemince azaltılabilir.

f. YEDİEMİNLER DE TEMİNATLI EHLİYETE SAHİPTİRLER

Bir yedieminin yedieminlik hizmeti devam edebilmesi için bir yüksek yedieminden ehliyet almış olması ve onun dayanışma ortaklığına girmiş olması gerekir. Bir yedieminde mevcut binaların kiraya verilmemiş kısmı 1/10'larını geçince, boş olan yapıların kirası daha yüksek yediemine bağlı olanlar arasında bölüşülür. Toplanmış olan net kiralardan bu tür yedieminlere verilecek miktarlar düşülür ve bölüşme ondan sonra yapılmış olur.

g. DAYANIŞMA ÜST YEDİEMİNLER ARASINDA DA GERÇEKLEŞİR

Bir yüksek yedieminin faaliyete devam edebilmesi için bir üstün yediemine bağlanmış olması şart kılınacaktır. Yine yedieminlerde kiraya verilmemiş yapıların miktarı yüzde onunu (1/10) geçince, benzer şekilde bağlı bulunduklan üstün yedieminlere intikal etmiş olacaktır.

h.KİRALARIN TESBİTİ YEDİEMİNLERCE YAPILIR

Kiraların tesbitinde üstün ehliyetlilerin kendileri için hazırladıkları tarifeler geçerli olacaktır. Bu yedieminlere bağlı olan yüksek ve orta yedieminler bu statüye uymak zorundadırlar. Boş evlerin çok olduğu yerlerde kiralar düşürülür. Böylece kiralama sistemi çıkar paralelliği içinde ve dayanışma ortaklığında sigortalı olarak gerçekleşmiş olur.

VIII. AMBARLARDA YEDİEMİNLER

a. MALLARIN MUHAFAZASI MEDENİYETİN TEMELİNİ OLUŞTURUR

İnsanlar ürettikleri malların hemen tamamını ürettikleri zamanda değil çok sonraları harcamaktadırlar. Birçok hayvanlar da yiyeceklerini biriktirip sonradan tüketmektedir. Arılar, karıncalar, kemirgenlerin çoğu bunlara birer misaldir. İnsanlar da ilk çağlardan beri yiyeceklerini depo edip sonra kullanmayı istemişlerdir. Bundan dolayıdır ki uzun zaman dayanabilen tahılın yiyecek olarak keşfınden sonra medeniyetin evriminde büyük adım atılmıştır. Bugün de malların muhafazası en önemli problem teşkil etmektedir.

b. MAL SAHİPLERİ MALLARINI KENDİLERİ DEPOLAMAKTADIRLAR

Yakın zamana kadar üretici ürettiği malın büyük kısmını kendisine aldırmakta ve özel ambarında depo etmekteydi. Hala köylerimizin çoğu geçimlerini yine böyle sağlamaktadırlar. Hatta satacakları malları bile kendi özel depolarına koymakta, para ettiği zaman oradan çıkarıp satmaktadırlar. Bu depolama sisteminde tüccar da kendisine özel depo yapmakta ve satın aldığı malları deposuna koymakta, satacağı zaman bu malları depodan çıkarıp vermektedir. Bugün gelişmiş olan ülkelerde bu usul uygulanmaktadır.

  1. BUGÜN ÜRETİLEN MALIN TAMAMI SATILMAKTADIR

Gelişmiş ülkelerde kişiler ürettikleri malların tamamını satmakta, kendileri piyasadan aldıkları malları tüketmektedir. Artık çiftçi kendi buğdayını değirmeninde öğütmemekte, tandırında pişirmemekte, bunun yerine ürettiği buğdayı satmakta ve bakkalından hazır ekmek alıp yemektedir. Türkiye'nin köylerinde yetişip şehirde yaşayan herkes bu değişmeyi kendi hayatında yaşamış bulunmaktadır. Hala da bu şekilde yaşayan komşu aileler bulmak mümkündür.

d. MERKEZ AMBARLARI TEKELLERİ OLUŞTURMUŞTUR

Bu sistem büyük merkezi ambarların oluşmasını zaruri kıldığı gibi, alış ve satışları da tekellerde toplamaktadır. Ambarları olan büyük tüccarlar mevsimlerinde, faizli bankalardan aldıkları kredilerle mahsulü toplamakta, ambarlarında depo etmekte ve sonra üç dört misli fiyatla halka satmaktadırlar. Böylece üretici ile tüketici arasında bu sistem fahiş kârlara sebep olmaktadır. Faizli bankalar da bu sistemi desteklemektedirler. Birkaç tüccara açtıkları kredilerle tekel oluşturmaktadırlar. Böyle fahiş kârlı fiyatları düzenleyerek destekledikleri tüccarlara kazandırmaktadırlar. Böylece yüksek faizlerini tahsil etme imkanını bulmaktadırlar.

e. TEKELLER ÜRETİMİ DE YARIYA DÜŞERMEKTEDİRLER

Ekonomide bilindiği gibi aracı kârın büyümesi ile üretim yarıya kadar düşmektedir. Genel denge mevcuttur. Yani üretilen mal kadar tüketim olmaktadır. Ancak serbest rekabette oluşacak denge fiyatında üretilen mal ile böyle tekel yönetiminde üretilen mal miktarları arasında yarıya kadar bir düşme söz konusudur.

f. ÜCRETLER DE DAHA AŞAĞIYA DÜŞER

Ülkede oluşacak ücret, ülkede üretilen tüm mahsulün harcanan emeğe bölümü ile elde edilecektir. Üretimin yarıya düşmesi demek, ücretlerin yanya düşmesi anlamına gelecektir. Bu da tekelin memlekete ne büyük zararlar getirdiğini görmek için kâfidir. Bu tam istihdamın olduğu bir tekel sisteminde böyledir. Tekelin bir başka zararı da nakıs istihdamda dengeyi oluşturmasıdır. Yani kapital sahipleri kendi kârlarını hesaplayarak yeter derecede işçi çalıştırmakta ve geriye kalan işçilerin işsiz kalmalarına sebep olmaktadırlar. Ülkemizde çalışan nüfusun nerede ise dışanda iş aramak için göç etmiş olduğunu düşünür ve Türkiye'deki işçi ücretleri ile dışarda çalışan işçilerimizin aldıkları ücretler arasında mevcut fark da göz önüne getirilirse, tekelin Türkiye'de yaptığı tahribatı görmek çok kolaylaşacaktır.

Devletin oluşturduğu tekel ile özel müteşebbisin oluşturduğu tekel arasında halk için bir fark olmadığı, aksine iktisadi devlet teşekküllerinin serbest piyasa ile rekabette olan mallarda zarar ettikleri ve bunun özel sektörde çalışan işçilerin ödedikleri vergilerle kapatıldığını düşünürsek, Devletçiliğin vehametini çok kolay anlayabiliriz.

g. FAİZSİZ SİSTEM TEKELİ KALDIRACAKTIR

İşte bir taraftan tekelin oluşması, diğer taraftan da malların bir ambardan diğer ambara taşınarak yüksek masrafların binmesi sonucu üretici ile satıcı arasında fahiş fiyat farklarını oluşturmaktadır. Faizli sistem bunu desteklemektedir. Faizsiz sistem ise tekeli ortadan kaldırıp serbest rekabet ile aracı kârını asgariye (yüzde 5'ler civarına) indirmeyi ve çıkaracağı mal senedi ile malların ambarlardan ambarlara dolaşmasını önleyerek mübadele ve münakale masraflarını asgariye indirmeyi gaye edinmiş bir kuruluş olarak ortaya çıkar. Bu gerçekleştiği zaman ülkemizde refah seviyesinin (fert başına düşen milli hasılanın) beş misli hatta daha fazla artacağını söyleyebiliriz. Bunun için öyle faizli düzeni savunanların iddia ettiği gibi asırlara ihtiyaç yoktur. Bir veya iki yıl böyle bir refaha ulaşmak için yeterlidir. Yeter ki adil bir düzen kurulsun ve faizsiz sistem oluşmuş olsun.

h. MİLLİ HASILANIN İKİ KAT ARTMASI FAİZLİ BANKALARA DA YARAR

Burada tekrar belirtmek isteriz ki, faizsiz sistemde faizli bankaların faizleri de daha kolay ödenecektir. Her şey varlıktan oluşur. Yoklukta bir şey çıkmaz. Ülkenin millî hasılası beş misli çoğaldığı zaman, bankaların alacağı hasıla başına faiz beşte bire (1/5) düşse bile yine aynı miktarda meblağı almış olacaklardır. Kaldı ki, böyle bir düzenin gelmiş olması para değerinin düşmesini önleyeceği için bugün aldıkları faizin 1/10'unu alsalar bile yine kârlı olacaklardir. Ayrıca bugünkü faizli bankalar birer anonim ortaklıktırlar. Faizsiz düzende rahatlıkla anonim şirket olarak sermaye şirketlerine dönüşebilirler ve eski birikimleri ile o sistemde da ha büyük başarı elde edebilirler.

IX. ORTAK AMBARLAR

a. GELECEĞİN DÜNYASI MASRAFSIZ ORTAK AMBARLARA DAYANACAKTIR

Yeni çağda artık ne eskiden olduğu gibi herkesin evinde muhafaza ettiği malların ambarı olacak, ne de şimdi olduğu gibi ürettiği malları hemen ucuza satıp sonra dört misli fiyatla kendisi almak zorunda kalacaktır. Herkesin mallarını muhafaza edebileceği ortak ambarlar olacaktır. Mallar ambarlara teslim edilecek ve mal sahibine o malın senedi verilecektir. Mal o ambarda o senet sahibi adına muhafaza edilecektir. Mal sahibi artık malı değil, senedi muhafaza etmek durumunda olacaktır. Bu uygulamanın da kendisine ne kadar ucuza mal olacağı aşikardır.

b. TİCARETTE FİZİKİ RİZİKO VE MASRAF KALKACAKTIR

Mal sahibi senedi satmakla veya ipotek etmekle kendi senedini istediği zaman hem de parça parça olarak değerlendirme imkanını bulacaktır. Senet alıp satanlar çoğalacaktır. Zira artık o senedin ticaretini yapabilmek için muhafaza edilecek ambarlara ihtiyaç yoktur. Artık malın çürüyeceğinden ve kokacağından korkulmamaktadır. Senet ticareti yapanın malları tanımış ve onları muayene etmiş olması gerekmeyecektir. Bunun anlamı üretici ile tüketici arasında, aracılar arasında, rekabet doğacak ve aracı karı asgariye inmiş olacaktır.

c. DEĞİŞMEDEN DOĞAN RANT BÜTÜN MASRAFLARI BASİT OLARAK KARŞILAYACAKTIR

Diğer taraftan senet elden ele dolaşıp en büyük rantını bulduğu yerde mala dönüşecektir. Yani senet sahibi ambara gidip senedi verecek ve karşılığında istediği malı alıp kullanma yerine götürecektir. Böylece malın hukuki yolu istenildiği kadar uzatılarak azami rant sağlanacak, fiziki yolu ise en kısa tutularak münakale masrafları asgariye indirilecektir.

d. AMBARLARINDA YEDİEMİNLERİ OLACAKTIR

İşte böylece oluşmuş ambarların içinde gelen malı kabul eden ve senedi getirene malı teslim eden yedieminler bulunacaktır. Bunların özelliği, yedieminlik yaptığı malları tanımış olmalarıdır. Onların özelliklerini, ölçümlerini ve muhafaza şekillerini bilmiş olmaları gerekir. Ayrıca her malın özel muhafaza yerleri ve şartları vardır. Yedieminlerin bu şartları bilmeleri ve bu yerleri işletebilmeleri gerekir. Aslında daha önce anlattığımız kuyumcular da böyle birer yediemindirler.

e. ORTA, YÜKSEK VE ÜSTÜN YEDİEMİNLER VARDIR

Bu mal yedieminleri ehliyetlerini bankadan alacaklardır. Bunun için birer yüksek ehliyetliye bağlanmak zorundadırlar. Yüksek ehliyetliler de bir üstün ehliyetliye bağlanacaklardır. Üstün ehliyetli o malın standardını yapan ve muhafaza yerini ve şeklini belirleyen kimsedir.

f. YEDİEMİNLER DE GENEL HlZMETTEN PAY ALACAKLARDIR

Yedieminlerin alacakları ücret ambar payından verilecektir. Kuyumculardan farkı burada verilmektedir. Ambar yedieminlerine kredi olarak mal senetleri verilecektir. Mal senetlerinin üzerinde o senedin karşılığı olan malın miktarı da yazılmış olacaktır.

g. MALI TESLİM ALIRKEN ZAYİAT VE GENEL HİZMET, KİRA GİBİ FARKLAR FAZLA ALINARAK KARŞILANACAKTIR

Yedieminler kendilerine gelmiş olan malların karşılığında verecekleri senedi aldıkları maldan daha az tutacaklardır. Meselâ, bir tonluk demir senedini veren yediemin buna karşılık bir tondan fazla demir alacaktır. Bu fazlalık 100 kg olmuş olsun. İşte bu yüz kilo o ambarın kirasını, yedieminin ücretini ve o mal senedinin çıkarılmasını sağlayan kimsenin kârını oluşturacaktır. Böylece ambarda yığılmış olan fazla mal önce zayiatı karşılayacak, kalan miktar ise o malın senedinde belirtilen nisbet içersinde paylaştırılacaktır.

h.FAZLA ALINAN KISIM MAL SENEDİNDE BELİRTİLİR

Alınacak ambar payını tesbit etmek ise o malın senedini hazırlayan kimseye ait olacaktır. Senedin halk arasında revaç bulması için bu miktarı düşük tutacaktır. Yedieminlerin bulunabilmesi için de bu miktarı fazla tutacaktır. Böylece optimum değerin bulunması için denge sistemi kurulmuş olmaktadır.

i. YEDİEMİNLER DE DAYANIŞMA ORTAKLIĞI İÇİNDEDİRLER

Ambar payı ambardaki zayiatlara yetmezse veya tabiî afetlere uğrarsa bunu yedieminin dayanışma ortaklığı karşılayacaktır. Miktarına göre yüksek yedieminlere bağlı olanlar veya üstün yedieminlere bağlı olanlar aralarında paylaşıp ödeyeceklerdir. Yediemin kendi payını almamakla zarara uğramış olacak, kendisi bu taksitlere katılmayacaktır.

j. AMBARA KONTROL EDİLMİŞ VE ETİKETLENMİŞ MAL GİRER

Yedieminler teslim aldıkları ve teslim ettikleri malların anbalajlanmış ve etiketlenmiş olması mukavelede istenmiş olabilir. Bu takdirde ambalajı yapanlar bankanın belirlediği kontrollere mukavelede gösterilen usullerle kontrol ettirmiş olmaları ve damgalatmış olmaları şarttır. Böylece damgalanmış mallar ambara girer ve muhafaza edilirde sonra bozuk çıkarsa, bu bozuk malları kontrolların dayanışma ortaklıkları tazmin ederler. Böylece dayanışma ortaklığına giremeyen yedieminler yedieminlik yapamadıkları gibi kontrolörler de kontrolörlük yapamazlar.

k. KONTROLÖRLER VE YEDİEMİNLER ÜCRETLERİNİ MAL SENEDİ CİNSİNDEN PAY OLARAK ALIRLAR

Gerek yedieminler gerekse kontrolörler kendilerine düşen pay kadar bir senedi alıp serbest borsada nakte çevirerek ücretlerini almış olacaklardır. Zayiat miktarı yılbaşında tahmin edilerek yedek olarak ayrıldıktan sonra, kalan kısım kadar mal senedi istihkak edenler arasında malın ambara girdiği tarihte paylaşılır. Böylece hem ücretler peşin ödenmiş hem de nakit sıkıntısı çekilmemiş olur.

l. YÜKSEK VE ÜSTÜN YEDİEMİNLER DE 1/5 NİSBETİNDE HAK SAHİBİ OLURLAR

Yedieminler ve kontrolörler elde ettikleri ücret karşılığı senetlerin 1/5'lerini yüksek yedieminlere, onlar da elde ettikleri ücret karşılığı senetlerin 1/5'lerini üstün ehliyetlilere vereceklerdir. Görülüyor ki, faizsiz banka demek bir organizasyon ve senet sistemi demek olup, ayrıca sermayeye çok az ihtiyaç vardır.

X. AMBARLARIN ÜRETMEDEKİ YERLERİ

a. İLK DÖNEMLERDE MAMÜL SATILIYORDU

İlk çağlarda insanlar kendi ürettiklerini tüketiyorlardı. Ancak fazla ürettiklerini satıyor, üretemediklerini alıyorlardı. Sonraları ürettiklerinin tamamını satmak ve ihtiyaçlarını dışardan satın alma usulü gelişti. İlk dönemlerde bir mal bütün halinde ham maddeden kullanılacak şekilde mamul maddeye bir kişi tarafından dönüştürülebiliyordu. Piyasaya kullanılacak şekilde de arz ediliyordu.

b. KOLLEKTİF ÜRETME BAŞLADI VE FABRİKALAR OLUŞTU

Tekniğin gelişmesi ile iş bölümü arttı ve artık bir mal bir kişi tarafından üretilmeyip, birçok ara mallar olarak değişik kişilerce üretilmesi zorunlu olmaya başladı. Böylece piyasada değeri olmayan ara mallar ortaya çıktı. İşte bu merkezi üretme yerlerini meydana getirdi, büyük fabrikalar doğurdu. İşçi ve işveren sınıfı ortaya çıktı.

c.SINIFLAŞMA SOSYAL PATLAMALARA NEDEN OLDU

İşverenlerin sayıca gittikçe azalmaları ve işverenle işçi arasının ekonomik güç bakımından gittikçe açılması sonucu sınıflar oluştu. Patronlar işbirliği yaptılar. İşçiler de sendikalarla birleştiler. Böylece çok sayı arasındaki denge yerine, iki sınıf arasında kavga başladı. Bu sınıflardan ekseriya patronlar hakim oldular ve devlet yönetimini kendi çıkarlarına göre düzenlediler. Sayıca çok fazla olan işçi sınıfı devamlı huzursuzluklarını izhar etti. Üretim fazlalığı nakıs istihdamdaki denge birinci ve ikinci dünya savaşlarını doğurdu. Fransız ve Sovyet tipi ihtilallerle dünya cehenneme döndü. Bu arada insanları Allah'ın huzurunda eşit kabul eden, dolayısıyla sınıflaşmayı tanımayan dinlerin rolleri azaldı. Artık bu dinlerin ahlak anlayışları geçersiz olmaya başladı. Bu dinlerin vaizlerine uyulacak olursa, halklar ve topluluklar fakru zaruret içinde kalıyor ve mağlup olup siliniyorlardı. Bu dinsizliği ve sonunda ahlaksızlığı yeryüzüne hakim kıldı. Faiz serbestliği ve faizin tüm ekonomiye hakim olması da bu sanayi inkılabının sonucudur.

d. MARKSİZM DE ÇÖZÜM GETİREMEDİ

Faizsiz düzenin tekrar yeryüzüne yeniden tesis edilebilmesi, tekrar dinlerin öğretilerine göre bir ahlak düzeninin kurulabilmesi, sınıfların ortadan kalkması, sınıf mücadelelerinin yerini hayırda yarışmanın alabilmesi için bu sanayi devriminin getirdiği işçi-patron sisteminin ortadan kalkması gerekmektedir. Marx bunun kalkması için işçi sınıfının yönetimi ele alması gerektiğini önermiş ise de, sistem merkezi sistem oldukça işlerin yürüyebilmesi için mutlaka bir patrona ihtiyaç duyulduğundan dolayı, Sovyet yönetiminde sermaye sahibi patronların yerini yönetici patronlar almışlar ve bunlar bir taraftan diğer patronlardan daha çok zalim olmuşlar, diğer taraftan da özel sektörün gösterdiği başarıyı da gösterememişlerdir.

e. FAİZLİ SİSTEMDE FAİZSİZ BANKA ÇALIŞMAZ

Faizsiz bankanın kurulması demek, faizsiz sistemin işleyebilmesi için şartları değiştirmek demektir. Bugünkü merkezi üretme usulü devam edip işçi ve patron sınıfı rnevcut oldukça, işçi ve patronlar arasında sınıf mücadelesi sürdükçe, faizsiz sistemin getirilmesi ne işçiye ne işverenlere ne de topluluğa bir yarar getirecektir. Genellikle yöneticilerin faizsiz bankalara karşı ürkek durmuş olmalarının sebebi budur ve bunda da haklıdırlar. İşte bundan dolayı "Adil Düzen" gereklidir.

f. GELİŞMİŞ ÜLKELERDE FAİZSİZ SİSTEM KURULAMAZ

Gelişmiş ülkelerde tüm halk işçi haline dönüşmüş ve patronların birer uşağı olmuşlardır. Bu ülkelerde artık denge patronlarla işçiler arasında kurulmuş olup kör topal gitmektedir. Ne var ki, bu ülkelerin bu gelişmişliği daha çok gelişmeyi engelleyici mahiyettedir. Bunların bu patron işçi sınıfına dayanan sistemlerini değiştirip tekrar faizsiz ve ahlaka dayanan sınıfsız bir düzeni kurmaları çok zordur. Ancak ülkemiz gibi henüz gelişmemiş yerlerde hu sistem kurulabilir ve böyle bir sistem artık çöküp gitmekte olan ahlak dışı faizli sistemi eleyerek medeniyette bir adım daha ileri atmış olur. Adil bir düzen ve yeni bir dünya kurulur.

g. TÜRKİYE HENÜZ SINIFLAŞMAMIŞTIR

Türkiye'nin yüzde 80'i köylüdür. Hala kendi ürettiklerini tüketme durumundadır. Kendi toprağına kendisi sahiptir. Yani ne işçidir ne de patrondur. Sınıflaşma dışındadır. İşte bu geri kalmışlığı onun büyük adım atmasına, süratle gelişerek batıyı birkaç sene içinde geçmesine yardımcı olacaktır. Bir an evvel davranıp ülke sanayileşmeden önce bu faizsiz sistemi getirip yerleştirmemiz gerekmektedir.

h. FAİZLİ BANKALAR ANCAK YÜZDE 20'YE HİTA.P EDİYOR

Şunu ifade etmek istiyoruz ki, biz bugün faizli sistemin faaliyette bulunduğu ve ülke imkânlarının ancak yüzde 20'sini harekete getirebilmekte olan faizli sistemin içine girip onlardan bir pay almayı düşünmüyoruz. Biz ülkemizde henüz sanayi devriminden önceki şartlarla yaşayan yüzde 80'lik kitle ve imkanları faizsiz sistem içinde sanayi devriminin üstüne çıkarmayı hedef alıyoruz. Bunu gerçekleştirebildiğimiz takdirde ülkenin birden bire beş misli sanayi potansiyelini ihraz edeceği bu hesaplardan da açıkça anlaşılmaktadır.

i. FAİZSİZ SİSTEM SENET VE SENETLERİN DAYANDIĞI AMBARLARLA BİRLİKTE ÇALIŞIR

Şimdi faizsiz sistemin çözmesi gereken temel mesele, işçi ve patron sınıfı olmadan büyük organize olmuş sanayinin gerçekleştirilmesini sağlayan forrrıülleri getirme olacaktır. Bu formüllerin temeli merkezî ambarlara ve ortak ambarlara bağlı bulunmaktadır. Mal ve selem senetlerine bağlı bulunmaktadır. Yani kesin standartlaşmaların ortaya çıkması gerekir.

XI. AMBARLARIN STANDARTLAŞMADAKİ ÖNEMİ

a. ARTIK FABRİKA BİR MALIN STANDART SENEDİNİ YAPMAKLA KURULMUŞ OLACAKTIR

Bir malın standart olarak imal edilmesini sağlamak için, her şeyden önce, o malın standartları hazırlanacaktır. Bu standartlar tüm teknik bilgiyi içerecektir. Üreticiler, aracılar, tüketiciler bu bilgiden yararlanarak üretecekler, depo edecekler, ambarlayacaklar ve tüketiciler de yine bu bilgilere dayanarak ondan azamî yararlanarak tüketeceklerdir. Hele ara mallar şeklinde ortaya çıkan mallar için bu bilgi son derece önemlidir. Çünkü artık mal o kadar çeşitlenmiştir ki, yazısız görgü aktarmaları ile öğrenilmesi imkânsız hale gelmiştir. Böyle bir senedin hazırlanması ise çok zordur. Büyük bilgi birikimine, tecrübeye ve araştırmaya ihtiyaç vardir. Artık fabrika kurmak birtakım makineleri alıp bir çatı altına getirmek değildir. Çünkü faizsiz sistemde yani sınıfsız sistemde artık merkezî çalışma yoktur. Bir malın fabrikasını kurmak demek o malın standart mukavelesini yapmak demektir. İşte banka bu mukaveleleri yapan ve bu mukavelelere işlerlik kazandıran bir kuruluştur.

b. ARA MALLARIN, STANDART, AMBAR VE FİYATLARI VARDIR

Standartları yapılan ara malların ve parçaların piyasa da değerleri yoktur. Dolayısıyla merkezî bir üretim zarureti bulunmaktadır. Bu da işçi ve patron sınıfını zaruri kılmaktadır. İşte ambarlar ve mal senetleri bu piyasayı oluşturacaktır. Şöyle ki, her malın veya parçanın bir ambarı olacaktır. O ambara o parçayı getirip teslim eden herkes parçanın senedini alacaktır. Parçayı imal eden elindeki senedi piyasada (borsa) satacak ve böylece kendi emeğinin karşılığını almış olacaktır. Bu parçayı ilk madde olarak kullanan diğer üretici bu parçanın senedini piyasadan alacak ve ambara götürerek parçayı alacak, üzerindeki gerekli işlemi yaparak bu sefer ikinci adımdaki ambara teslim ederek onun senedini alacaktır. Böylece ara malların ve parçaların senetleri patron yerine geçmeye başlayacaktır.

c. SENETLERE LİKİDİTE KAZANDIRMAK ÜRETİM İCİN YETERLİDİR

Ne var ki, bu sistemin işlerlik kazanabilmesi için bu parça senetler için borsanın oluşturulması gerekmektedir. Yani iş yapan yaptığı işi ambara teslim ettikten ve ambardan parça senedini aldıktan sonra onu hemen nakte çevirebilmelidir. İşte bunu sağlayan da banka olacaktır. Demek ki, bir fabrikanın kurulması artık öyle birtakım makinelerin, işçilerin, patronların devreye girmesi ile değil, standart mukavelelerinin hazırlanması ve senetlerinin alınıp satılması için bir sermayenin konması ile gerçekleşecektir. İstenen malların hangi tezgahlarda ve kimler tarafından üretileceğini ise serbest piyasa tayin edecektir. Bu senetleri alıp satanlar organize etmiş olacaklardır.

d. KONTROL EDİLEN MALDA ÜRETİCİNİN SORUMLULUĞU KALMAZ

Standartların işleyebilmesi üretilen malların kontrol edilebilmesine bağlıdır. Her parçanın kontrol edilebilmesi için bir kontrol sistemi geliştirilecektir. Bu kontrol sistemi de mal mukavelesinde yer almış olacaktır. Kontrol ehliyetini alanlar üreticinin ürettiği malları kontrol edecekler ve damgalayacaklardır. Bu teminatlı kontrol olacaktır. Yani artık malda bir bozukluk çıkarsa onu üretici değil de kontrol edenin dayanışma ortaklığı ödeyecektir. Bunun bir yararı şudur: Bu sayede üretici kendisini yetiştirir, kontrola kabul ettirebildiği parçasını yapabildiğine emin olur. Kabul ettiremediklerini ise kısa yoldan üzerinde çalışarak düzeltir. Halbuki bugün hatalı yapılan bir iş uzun devre sonra piyasanın tepkisi ile anlaşılmaktadır. Hem üreticiler hem tüketiciler zarar görmektedirler.

e. YENİ SENET MUKAVELELERİ YENİLİK GETİRECEKTİR

Hazırlanan standartların piyasaya intibak edebilmesi için bir takım denemelere ve değişik standartlara ihtiyaç olacaktır. Kullanılma esnasında meydana gelecek aksaklıklar mukaveleye aksedecek ve yeni üretim daha kaliteli bir düzeye çıkmış olacaktır. Ne var ki, burada doğacak zarar üreticilere veya tüketicilere değil de, bankanın organizasyonu ile oluşmuş standartlar arası dayanışma ile karşılanacaktır.

f. FİYATLAR MERKEZ AMBAR ARACILIĞ1 İLE STOKLARA GÖRE AYARLANACAKTIR

Ambarlarda parçalar azalacak veya çoğalacak, bu azalma veya çoğalmalara göre banka parçaların fiyatlarını belirleyecektir. Bunun için bir merkez ambarı tesis edecek yani her parçanın bir merkez ambarı olacak ve bu merkez ambar bütün arz ve talepleri karşılayacaktır. Bu merkez ambardaki stok seviyesi parçanın fiyatını belirleyecektir. Merkez ambardaki stok seviyesi düştüğü zaman senedin fiyatı yükseltilecek, yükseldiği zaman fiyatı düşürülecektir Diğer ambarlar bu merkez ambarına mal verebilecekler ve buradan mal çekebileceklerdir.

g. NAKLİYE MASRAFLARI DA GENEL HİZMET PAYINDAN KARŞILANACAKTIR

Değişik bölgelerdeki fiyatlar senetle teslim edilirken belirlenmiş olacaktır. Daha çok mal teslim ederek daha az senet almak suretiyle nakliye farkları bindirilmiş olacaktır. Bunun sonunda bütün ülkede parçanın satış fiyatları aynı olacaktır. Yani her ambara orada tüketilecek mal gelmiş olacaktır. Buradaki nakliyenin yaygınlaştırılabilmesi için alınması gerekli tedbirler ileride fiyatlandırma bahsinde ele alınacaktır.

 

 


ALTERNATİF FAİZSİZ BANKA-SELEM VE KREDİLEŞME
1-faizsiz kredileşme kuruluşları
1451 Okunma
2-KAVRAMLAR
2572 Okunma
3-sermaye ve kuruluş
2708 Okunma
4-TEŞKİLAT
1118 Okunma
5-senetler
1266 Okunma
6-MEVDUAT VE KREDİLEŞME
924 Okunma
7-GENEL HİZMETLER
866 Okunma
8-MUHASEBE
1099 Okunma
9-FİYAT
880 Okunma
10-SENETLERİN TEMİNATLARI
1619 Okunma
11-KARARLAR VE SONUÇ
758 Okunma