Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
ALTERNATİF FAİZSİZ BANKA-SELEM VE KREDİLEŞME
1993 1.Baskı
2708 Okunma
ASPxHyperLink

sermaye ve kuruluş
Süleyman Karagülle

İKİNCİ BÖLÜM

SERMAYE VE KURULUŞ

 

MADDE 2

Kredileşme vakfını sermaye şirketi olmayan tüzel kişiler kurarlar. Kredileşmeden yararlanmak isteyen üye veya ortaklar, bu maksatla karz olarak topladıkları birer cumhuriyet altınlarını bu vakfa sermaye olarak koyarlar. Bu kurucu tüzel kişiler faizsiz olarak kredi alan teşebbüslerin genel hizmetlerini görürler ve bunlardan hasıla veya cirolarıyla mütenasip genel hizmet payını alırlar.

 

I. KURUCULAR

II. KURUCU VE TÜZEL KİŞİLERİN ÖZELLİKI.ERİ

III. ORTAKLARIN ÇIKARLARI

IV. SERMAYE

V. SERMAYENİN CİNSİ

VI. TÜZEL KİŞİLERİN ORTAKLIĞI

VII. SERMAYE BİRİKİMİ

VIII. GENEL HİZMETLER

IX. GENEL HİZMETLERİN ÇEŞİTLERİ

X. GENEL HİZMETLERİN GÖRÜLMESİ

XI. GENEL HİZMEfiLERİN KARŞILIĞI

 

I. KURUCULAR

a. KREDİ KAMU İŞİDİR

Daha önceki açıklamalarımızda bankanın bir kredi işi olduğunu ve kâr işi olmadığını, krediden doğan rantın topluluğa ait olması gerektiğini, bu rantın sağlanan güvenlikten ileri geldiğini ve bundan dolayı güvenliği sağlayana ait olmasının tabiî olacağını belirtmiştik. Esasen faizsiz olan bir sistemde bunun serbest müteşebbislerce yürütülmesinin zorluğu aşikârdır. Bu sebepledir ki, kredi devlet işidir, bütçe işidir.

b. İSLAMİYET'TE BANKA GİDERLERİ ZEKATTAN KARŞILANIR

İslâmiyet'te faiz yasaklanmış, banka devletin görevleri arasına ithal edilmiş ve bütçeden banka için tahsisat ayrılmış tır. "Allah bey'i helal, ribayı haram etmiştir." (2/275) "Allah'a kârz-ı hasen ikraz ediniz." (73/20) "Sadakalar fakirlerin, yoksulların, sadaka üzerinde çalışanların, kalpleri müellef olanların, köleler ile borçluların, vakıflarla buralarda çalışanların hakkıdır." (9/60) Son âyette borçluların bütçeden pay alacakları belirtilmiştir. Bu pay borçlarını eda edemeyen müstakrizlere verilecektir. Böylece banka bütçeden pay alınca bütçe üzerinde kurulmuş olan bir vakıf faslından pay alır. Aynca çalışanlar faslandan da gerekli payı alır.

c. LAİK DEVLETTE FAİZSİZ BANKA ANCAK VAKIF OLABİLİR

Günümüzün İslâmî olmayan devletleri (halen İslâmî bir devlet olduğunu bilmiyoruz) bankayı devlet işi değil de bir şirket yani ortaklık olarak kabul etmektedir. Batıda bu şirketlerin anonim veya kooperatif şirketleri olması zorunlu görülmektedir. Türkiye'de ise kooperatif bankalar da yoktur. Bu şartlar altında faizsiz bankanın ancak bir vakıf olarak tesis edilebileceğini daha yukarıda belirtmiştik. Bu durumda, ya mevzuatın tadili ile böyle bir vakfın kurulmasına izin verilir, ya da Vakıflar Bankası gibi bir vakfın kurduğu bir anonim ortaklık şeklinde banka olur. Her iki halde de kurulacak bankanın ülke çapında bir büyüklüğe sahip olması, belli zümre ve kişilerin bankaya hakim olmaması zaruridir. Aksi taktirde banka gayesinden sapmış olarak ülkede devlet içinde devlet olur. Bu sebepledir ki, biz bankanın kurucuları olarak gerçek kişiler yerine tüzel kişileri teklif ediyoruz. Bu tüzel kişilerden anonim şirketi gibi sermaye ortaklıkları da yer almamalıdır. Devlet kuruluşlarından büyük teşekküller de yer almamalıdır. Daha çok köy, belediye, kredi kooperatifleri, cami ve okul dernekleri gibi ülke çapında teşkilatı olmayan ve ilk kademede halkla temasta olan tüzel kişiler kurucular arasında yer almalıdır.

II. KURUCU TÜZEL KİŞİLERİN ÖZELLİKLERİ

a. BÜYÜK TEŞEBBÜSLER BANKA KURUCUSU OLAMAZLAR

Kurucu tüzel kişiler ortakları arasında özel menfaatler yerine genel olarak ortak menfaatleri gözetleyen kuruluşlar olmalıdır. Bunlar bir apartman yönetimi veya bir köy, bir belde şeklinde ortaya çıkmış olabilir. Bunun dışında belli ortak hizmetlerin görülmesi için bugünkü statüde dernek denilen ama aslında birer vakıf olan kuruluşlar devreye girebilir. Bilhassa okul ve cami dernekleri Türkiye'de bu şekliyle pek yaygındır. Mesleki teşekküller, siyasi partiler ve dini teşekküller ise ülke çapında teşkilatlanmaya sahiptirler. Dolayısıyla bunların bu teşekkül içinde yer almamaları gerekir.

b. DEMOKRATİK OLMAYAN KURULUŞLAR FAİZSİZ BANKAYA KATILAMAZLAR

Bu tüzel kişilerin demokratik esaslarla yönetilmiş olmaları gerekir. Halkı temsil etmeli ve kuruluşu başka bir istikamete çevirmeye yetkili olmamalıdır. Şirketlerden sadece kooperatif şirketleri, o da kâr amacı gütmeyen kooperatif şirketleri yer alabilir. Tüzükleri demokratik yönetime uygun olmayan tüzel kişiler bu kuruluşa katılamadıkları gibi, sonradan uygulamada demokratik yönetimden sapmış olanlar bu kurucular arasından hakemler kararı ile çıkarılabilmelidir.

c. BANKA İDEOLOJİK OLMAMALIDIR

Tüzel kişiler belli sınıf ve gruplara, mezhep ve ideolojilere de dayanmamalıdır. Bu tür kuruluşların kendilerine göre kredi anlayışları vardır ve bankayı bu istikamete sürüklemeye ça lışırlar. Bu durum da bankanın içinde defı kabil olmayan huzursuzlukları doğurur. Bununla beraber, mesela bir tarikat mensuplarının kurduğu bir kredi ve yardımlaşma kooperatifınin, bu kurucular arasında yer almaması için hiçbir sebep yok tur. Tüzel kişilerde sözleşme ve fıili yönetim esastır. Yoksa üyelerinin bir yere mensup olmaları nazarı itibara alındığı takdirde üyelerin siyasi ve medenî haklarını kısma şeklinde bir şey ortaya çıkar ki, bu durum tehlike arzeder. Bir derneğe veya bir kooparetife girmiş olan bir kimseden, herhangi bir hak ve hukukunu terketmesi istenemez. Herkes bulunduğu yerdeki davranışlarından sorumludur. Oradan ayrıldıktan sonra yaptıklarından dolayı katıldığı tüzel kişilere hesap vermek zorunda değildir ve tüzel kişiler de üyelerinin hariçte yaptıkları faaliyetlerinden dolayı sorumlu değildir. Bir parti üyesinin parti dışında suç işlemesi partiyi ilzâm etmez.

İlkel cemiyetlerde kollektif suç anlayışı içinde bu tür düşünceler yer almıştır. Maalesef bugün ülkemizde anayasalara da benzer düşünceler geçmekte ve onların şahsiliği ilkesi ihlal edilmektedir. Suçlular tecziye edilemediği için toplulukların tecziyesi cihetine gidilmektedir. Bundan dolayıdır ki biz, kurucular arasına girecek tüzel kişiler üzerinde fazla kayıtlar konulmamasından yanayız.

III. ORTAKLARIN ÇIKARLARI

a. KURUCULARIN ÇIKARI NEDİR?

Faizsiz bankayı kuracak tüzel kişiler buraya bir sermaye koyacaklar ve rizikoya gireceklerdir. Bu rizikonun kendilerine bir fayda sağlamış olması gerekir. Faizli düzende bu fayda, bankanın verdiği faizle aldığı faiz arasındaki farktan doğan kârın teminidir. Faizsiz düzende ise böyle bir kâr mevcut degildir. Bunun yerine bir menfaat ikame edilmesi gerekir.

b. BANKA KARA DAYANMAZ

Faizsiz bankayı bir şirket şeklinde kurmayı düşünenler, halktan topladıklan mevduatı mudarebe şeklinde işleterek ortaklara kârlarını dağıtmayı düşünmektedirler. Bu düşüncenin mevduat ile iştirak arasındaki cins değişmesinden dolayı caiz olmadığını daha önce belirtmiştik. Çünkü mevduat alırken artma ve eksilme borçluya yani bankaya ait iken; iştirak ederken artma ve eksilme alacaklıya yani yine bankaya ait olacaktır. Yani tüm riziko bankada toplanacak ve bu ya sermaye olmayışından dolayı bu rizikoyu taşıyamıyacak durumda olacak, veya bankada büyük sermaye terakümü meydana gelecek ve yaygın ekonomi yerine inhisar ekonomisi doğacaktır. Bundan dolayı şirketi mudarebedeki kâr banka ortaklığı için meşru olmayacaktır. Banka ortaklarına meşru bir çıkar temin edilemeyecektir.

c. GENEL HİZMEK ORTAK ÇIKAR OLMALIDIR

Bizim banka ortağı olarak önerdiğimiz tüzel kişiler, topluluğa genel hizmet götüren tüzel kişilerdir. Burada genel hizmetin tarif edilmesi gerekir. Genel Hizmet: Üyelerin kendi özel çalışma ve yaşama varlıklarını devam ettirdikleri halde, müşterek olan bir hizmetler grubunun da mevcut olması ve bu hizmetlerin ortak mal ve emeklerle karşılanmasıdır. Devlet içinde buna vergi ve askerlik hizmetleri denilmektedir. Kapitalist düzende, devlet tüzel kişiliği olan bir şirket (işletme) kabul edilmekte, aldığı vergi (ücret) karşılığı genel hizmet adı verilen hizmetler görmektedir. Sosyalist düzende ise bütün gelirler ve emekler devletin olmakta, devlet onu ihtiyaca göre ve karşılıksız dağıtmaktadır. Karma düzende her ikisi bir arada uygulanmaktadır.

d. FAİZSİZ BANKA KAMU SEKTÖRÜDÜR

Bizim benimsediğimiz faizsiz düzende ise her iki sistem aralarında iş bölümü ve işbirliği yaparak adil düzeni birlikte uygulamaktadırlar. Bu düzenin karma ekonomiden büyük bir farkı vardır. Karma ekonomi düzeninde bir konu ile hem devlet hem de özel sektör ilgilenebildiği halde, faizsiz adil düzende özel sektör bu alanlara giremez. Meselâ, faizsiz adil düzende ticaret işleri özel sektöre aittir; devlet bankası bu alana giremez. Kredi dağıtılması devlete ait bir alandır ve özel sektörün buraya girmesi yasaktır.

e.GENEL HİZMET PAYI BAŞTAN BELİRTİLMELİDİR

Faizsiz sistemde ortaklığa katılanların katkıları baştan belirlenmiştir. Alacakları pay da belirlidir. Bunlar katkıları nispetinde pay alırlar. Genel hizmetten yararlanma ise katkıları nispetinde değil, ihtiyaçları nispetinde olacaktır. Dolayısıyla maliyete akisleri iştiraktaki gibi olmayacaktır.

f. BANKA GENEL HİZMET GÖRECEKTİR

Bu hizmetlerin devlet çapında olanlan yanında il, belediye ve bucak çapında olanları vardır. Hatta çağımızda oluşan apartmanların böyle özel ihtiyaç ve hizmetleri vardır. Ayrıca oluşturulacak mesken ve iş siteleri kooperatif şeklinde teşkilatlanmaktadır. Halk genel hizmetlerini kendi üye olduğu dernek, vakıf ve teşekküllere yaptırmaktadır. İşte bizim bankamız buralarda mahalli genel hizmetleri yapan kuruluşların yani tüzel kişilerin kredi hizmetlerini karşılamak amacıyla kurulmuştur. Tüzel kişiler yüklenmiş oldukları genel hizmetlerin bir kısmını bu bankaya gördüreceklerdir. İşte tüzel kişilerin ortak menfaatleri buradadır.

g. BANKA GİDERLERİ VAKIFLARLA KARŞILANIR

Tüzel kişiler kendi gelirlerinin bir kısmına bankayı ortak edecekler ve banka bu payın karşılığı genel hizmetlerden kendisini ilgilendiren kısmını karşılıksız yapacaktır. Herşeyi bedel mukabili yapmayı zımmen kabul eden kapitalist düşüncedekiler her hizmet için bir bedel aramaktadırlar ve bedel olmayınca bu nasıl çalışacak demektedirler. Halbuki bugün her devlette karşılıksız genel hizmetler vardır ve bunlar kaynaklarını bulmaktadırlar. Kaynak genel bütçe veya vakıftır. Adil düzen bu düzenlemeyi gerçekleştirir.

IV. SERMAYE

a. TİCARETTE KREDİ MEŞRU DEĞİLDİR

Kâr amacıyla kurulmuş teşebbüslerde sermaye hem ilk hareketi sağlamakta, hem de doğacak rizikoları karşılamakta dır. Tüccar mal alıp satacaktır. Bunun için bir devir yaptıracak kadar sermaye ihtiyacı vardır. Bu sermaye pompaya konan ilk suya benzer. Böylece bir hareket başladıktan sonra artık sermayesiz bile çalışma devam edebilir. Avans veya veresiye alınabilir. Sermayeye gerek kalmaz. Faizli düzende bu tür çalışma pek revaçtadır. Ancak bunun iki büyük mahzuru vardır. Bunlardan birincisi, zararları karşılayacak bir yedek akçenin ortada bulunmayışıdır. Zarar ettiği zaman alacaklılar borçlu görünen kimsede alacakları mal bulamayacakları için alacaklılar mağdur olurlar. Müteşebbis, halkı kandırmak için yani büyük sermayedarlara paravana olmak üzere ortaya çıkar. Kazanırsa kârını faiz olarak paralarına aktanr. Kaybederse kendisi kaybetmiş, kendisinin sermayesi kalmadığı için iflas etmiş ve zararı halka yüklenmiş olur. Bu nedenledir ki ticareti herkes kendi sermayesiyle yapacak ve genel tasarruflardan ticari kredi verilmeyecektir.

b. TİCARİ KREDİ DENGEYİ BOZAR

Sermayesiz ticaretin ikinci bir mahzuru da görünmeyen bir nakdi üretmesidir. Topluluk içinde nakit arz edilen mala eşittir. Böylece fiyat ögesi kurulmaktadır. Bir mal çoğaldığı zaman onu satın alacak nakit artacağından fiyatı düşecek, azaldığı zaman ise ona tahsis edilen mal miktarı yeterli olmadığından fiyatı yükselecektir. Bu da üreticiyle tüketici arasında bir mesaj rolünü oynayacaktır. Fiyat yükseldiği zaman tüketiciler üreticilere "mala ihtiyacımız var üret" haberini göndermiş olacaklardır. Fiyat düşmesin diye "yeter mal var, üretimi yavaşlat" haberini göndermiş olacaklardır. Veresiye alış ve satışlar da ise yeni nakit üretilmektedir ve bu naktin üretilmesi üretim ve tüketimle ilgili değildir. Fiyatlardaki dengeyi bozar. Dolayısıyla ekonomik denge bozulur. Sermayenin meşruluğu ve kârın sermayeye ait olması bu sebeplerdendir.

c. KAR EKONOMİK RİZİKO KARŞILIĞIDIR

Bankaya konacak sermayenin fonksiyonu ise sadece ilk hareketi sağlamaktır. Yani değerlere likidite kazandırmaktır. Bankalarda da sermaye bulunacak ancak bu sermayenin görevi riziko taşıma yerine mudilere ödettikleri takdirde nakitlerini iade edebilmeyi sağlamaktır. Riziko kredisi yoktur. Çünkü kredi aracı olan banka rizikoyu üstüne almamakta müstakrıza aktarmaktadır. Bankanın kâr ve zaran söz konusu değildir. Bununla beraber aktin yerine getirilmemesinde riziko vardır ve bu hukukî riziko olup ekonomik riziko değildir. Kâr hukukî rizikoya değil ekonomik rizikoya tanınmaktadır. Faizdeki riziko hukuki rizikodur. Bankada sermaye terakümü de bu statü içinde olmalıdır.

V. SERMAYENİN CİNSİ

a. SERMAYE EMEK OLARAK TERAKÜM ETMİŞSE İŞTİRAK EDİLEBİLİR

Faizli sistem ile faizsiz sistem arasında mevcut en büyük fark, faizli sistemde emanetlerle deynler arasında mevcut riziko olma farkının faizsiz sistemde belirli olmasıdır. Faiz, riziko ile kazancın aynı yerde toplanmamış olmasıdır. Halbuki faizsiz sistemde artma kime aitse eksilme de ona aittir. Artma ve eksilme borçluya aitse deyn, alacaklıya aitse emanet olur. Bankanın deyn olarak topladığını emanet olarak, emanet olarak topladığını deyn olarak veremeyeceğini daha önce açıklamıştık. Banka deynin, şirket ise emanetin merkezi olup; banka emanetlerle, şirket de deynlerle uğraşamaz.

b. BANKA SERMAYEYİ DEYNE GÖRE YAPAR

Benzer düşüncelerle banka sermayesini emanet esasına göre toplamakta, deyn esasına göre arz etmektedir. Finans kuruluşları şirket olup banka değildir. Ne var ki, şirketler mal üretimi, tüketimi ve değiştirilmesini konu almaları gerekirken, bu kuruluşlar nakit üretmeyi esas almışlardır. Böylece banka hizmetini görmektedirler. Oysa faizsiz bankanın deyn ile mevduatı toplayıp yine deynle ikraz etmesi gerekir. Bu işlemler faizsiz olmalıdır.

  1. BANKA SERMAYESİ KARZI HASENDİR

Bankanın ilk sermayesi ortaklardan toplanacak vadeli karz-ı hasen olacak ve buraya sermaye koyanlar koydukları sermayeyi emanet olarak değil deyn olarak koyacaklardır. Yani artma ve eksilme kendilerine değil bankaya ait olacaktır. Ekonomik rizikoyu taşımayacaktır. Bu sermayenin taşıdığı riziko hukukî rizikodur. Yani bankanın acziyete düşmesi halinde bu sermaye mevduatın eksikliğini karşılayacaktır. Yoksa banka ekonomik riziko taşımadığı için bunların ekonomik rizikoya iştirakleri söz konusu olamaz. Esasen bunlara faiz benzeri ekonomik kazanç da tanınmamıştır. Dolayısıyla böyle bir rizikoya girmiş olmaları makbul değildir.

  1. İŞTİRAKLE BANKA KURULAMAZ

Bu izahlardan krediyle ticaret yapılamayacağı gibi iştirakle teraküm edecek bir sermaye ile de banka kurulamaz. Banka karz şeklinde sermaye ile oluşur.

  1. BANKA SERMAYESİ MÜECCEL BORÇLARDAN OLUŞUR

Mevduat sahipleri bankaya kâr ortağı olarak katılmaktadır. Bankanın ortakları da kâr esasına göre katıldıklarına göre, mevduat sahipleri ile aralarında ne fark vardır? Burada deyn ile kârı da birbirinden tarif olarak ayırmamız gerekmektedir. Deyn müeccel bir alacaktır, günü gelmeden alacaklı talep hakkına sahip değildir ve devletin hukuki teminatı altındadır. Deynde devletin ekonomik teminatı yoktur. Kâr ise vadesi konmuş olsa dahi günü gelmeden talep edilebilir. Kârda devletin hem hukuki hem de ekonomik teminatı vardır. Bankaya mevduatlarıyla katılanlar bankadan kâr alacaklısıdırlar. Halbuki bankaya sermayeleriyle katılanlar bankadan müeccel deyn alacaklısıdırlar ve bunlar (deynler) devletin ekonomik teminatına sahip değildirler.

f. BANKAYA İŞTİRAK EDENLER KREDİ ALABİLİR

Bankanın deyn ortakları rizikoya girdiklerine göre bankaya ortak olmaları karşılığında kendilerinin de bir çıkarı olması gerekir. Faizsiz banka sisteminde bu menfaat, deyn ortaklarının kredi alabilme hakkıdır. Yani aralarında kredileşmeyi taahhüt edenler önce bankanın ilk sermayesini müeccel deyn olarak koyuyorlar ve pompayı çalıştırıyorlar. Sonra çekilen sudan herkes yararlanıyor.

VI. TÜZEL KİŞİLERİN ORTAKLIĞI

a. TÜZEL KİŞİLER ARACIDIR

Faizsiz Bankanın tüzel kişi ortakları, banka kurmak maksadıyla kurulmamışlardır. Dolayısıyla bunların bankaya koyacak sermayeleri yoktur. Kendi bütçelerinden bankaya katılmaları halinde sermaye yine cinsini değiştirmiş olacaktır. Bundan dolayıdır ki, bu tüzel kişiler bankaya katacakları meblağları ayrı bir fasıldan temin etmek durumundadırlar. Üye veya ortaklarından aldıkları kârı bankaya intikal ettireceklerdir. Bu tüzel kişiler de asıl sermaye sahibi olmayıp sadece sermaye gruplarının temsilcileridirler. Bu tüzel kişilerin aracılığı ile ortak edilmelerinin sebebi, gruplanma ve oto kontrolün gerçekleşmesini sağlamaktan ibarettir.

b. KURUCU TÜZEL KİŞİLER KREDİYİ KULLANAMAZLAR

Faizsiz bankanın esası karşılıklı kredileşmedir. Kurucu tüzel kişiler, kendileri ortak olurlarsa kredi almayı istihdaf etmiş olacaklardır ki, bu konuları dışındadır. Bundan dolayı kurucu tüzel kişilerin kendileri değil de, ortak veya üyelerini bankaya ortak etmiş olacaklardır. Ortaklarına hizmet de, konuları içindedir.

c. SERMAYEDE TÜZEL KİŞİLER CİNSİNİ DEĞİŞTİREMEZLER

Bir belediye, köy, okul derneği veya cami derneği, kendi üyelerine veya sakinlerine bankaya katılmak üzere kendisine faizsiz ve vadesiz olarak borç vermelerini isteyecektir. Halk da bu tüzel kişilere borç verecek ve toplanmış olan bu meblağ o tüzel kişi tarafından kurulacak olan bankaya sermaye olarak konacaktır. Kurulacak olan bu banka VAKIF olmalıdır. Ancak Tüirkiye'de bankanın vakıf olarak kurulması teşri edilmediğinden, bu bankanın Anonim Şirket şeklinde kurulması gerekecektir. Bu anonim ortaklık doğrudan doğruya tüzel kişilerin katıldığı bir anonim ortaklık veya bu tüzel kişilerin,bu maksatla kurdukları bir vakfın kurduğu bir Anonim Şirket olabilir. Mevzuat değişikliği yapılarak vakıfların banka olarak çalışmalarına izin verilebilir. Adil Düzen bunu gerçekleştirecektir.

  1. TÜZEL KİŞİLER DAYANIŞMA ORTAKLIĞI OLUR

Gerçek ortakların aracı tüzel kişilere verdikleri kârın karşılığında bir çıkar temin etmeleri gerekir. Faizsiz sistemde bu çıkar faiz olamıyacağına göre, bunun yerine başka bir çıkar ikame edilmelidir. Bu çıkar bankadan kredi alabilme hakkıdır. Ortak olsun olmasın mevduatını koyabilecektir. Ancak bankadan kredi alabilmek için bir tüzel kişinin kefil olması şartı koşulacaktır. Bu şartı sağlayan tüzel kişi ortağından böyle kârın kendisine verilmesini şart koşacaktır. Bankanın alacağı genel hizmet payından bir kısmını bu tüzel kişilere vermek suretiyle bu istekler karşılanacaktır. Aynı tüzel kişi aracılığı ile ortak olanlar biribirinin kefili olmuş olacaklardır.

VII. SERMAYE BİRİKİMİ

a. AYRILANLARA BANKA İADE EDER

Gerçek ortaklar üyelerine aldıkları karz karşılığı nama yazılmış tüzel kişiye ait borç senedine sahip olacaklardır. Bu senet üzerinde verdikleri borç miktarı yazılı olacaktır. Ayrılmak isteyen ortak tüzel kişiye başvurmaya gerek kalmaksızın bankaya başvurarak ortaklıktan ayrılabilecektir. Bunun için altı aylık bir bekleme söz konusudur. Yani bankaya yapılmış iştiraklerin vadesi altı aydır. Talep tarihinden itibaren altı ay içinde banka veya şubesi iflas etmezse ortağa yatırdığı meblağ aynen iade edilecektir.

b. PARA ALTIN VE G ÜMÜŞ SENEDÎDİR

Ortakların koyacakları karz miktarı zamanla ve ülkeler arası değişmeyecek para birimine dayanmalıdır. Tarih boyunca altın, para olarak hizmet görmüştür ve bundan sonra da görmeye devam edecektir. Bugünkü gidiş bunun aksini ortaya koyacak bir belirti taşımamaktadır. Altın yerine doların ikame edilmesi çabaları yarım asır içinde kıymetini kaybetmiştir. Yeni bir para birimi tarifine gidilmektedir. Bu gelişmenin de yarım asırlık bile ömrü olmayacaktır. Altın ise doların mevcut olduğu tarihlerde bile para olma özelliğini kaybetmemiştir. Esasen faizsiz ekonomik adil düzenlerini kuran yahudilik, hıristiyanlık ve müslümanlık gibi dinler, para birimi olarak dinar ve dirhemi kabul etmişlerdir. Dinar altın para, dirhem de gümüş paradır.

  1. HER ÜLKEDE O ÜLKENİN ALTINI KULLANILMALIDIR

Üye veya ortakların tüzel kişilere verecekleri borç altın şeklinde olacaktır. Altında esas saf altın ağırlığıdır. Gram olarak ifade edilmesi gerekir. Ancak halk içinde işlerlik kazandırabilmek için birim olarak o ülkenin devletince sikke haline getirilmiş altının tarif edilmesi ve o altın birimi üzerine ortaklık payları çıkanlması gerekir. Herhangi bir sebeple o altının gram değeri ile kendi değeri arasında 1/5' ten fazla fiyat farkı doğarsa o zaman gram esasına dönülmelidir veya banka o altınları arada fiyat farkı koymaksızın gram değeri ile alıp satmalıdır. İlk baskı parasını banka kredisi karşılayabilir. Bu kanuni mecburiyet haline de getirilebilir. Yani o devletin kanunları ilk sermayenin bankaya altın olarak konmasını şart koşabilir. Sonra da her banka bu altınları fark almaksızın değiştirmeye icbar edilebilir. Böylece o devletin altınları tam nakdiyet kazanır.

VIII. GENEL HİZMETLER

  1. GENEL HİZMETLER OLUŞTURULMALIDIR

Teşebbüsler belli bir çevre içinde gelişir ve yaşarlar. Diğer teşebbüsler içinde birlikte yaşamak zorundadırlar ve bu teşebbüslerin ortak ihtiyaçları vardır. Başlıca ihtiyaçlar altyapı olarak ortaya çıkmaktadır. Bugün bu hizmetleri belediyeler yapmakta ise de yeterli olmamakta ve belediyelere ağır yük getirmekte, ayrıca bu hizmetler kamu sektörü olarak çok pahalıya mal olmaktadır. Teşebbüslerin bir site oluşturmaları ve kendi iç ihtiyaçlarını kendilerinin ortaklaşa gidermeleri gerekmektedir. Böylece belediyelerin çağın gelişmesine uymayan hizmetleri yerine, çağın ihtiyaçlarına uyan gelişmiş hizmetler ikame edilmiş olur.

b. GENEL HİZMETLER TEKELİ ÖNLER

Altyapı hizmetleri yanında sosyal hizmetler de mevcuttur. Bu hizmetlerin de yine teşebbüsler tarafından ortaklaşa giderilmesi gerekir. Hizmet teşebbüslerinin bu hizmetleri ortaklaşa giderememeleri halinde küçük ve orta teşebbüsler ortadan kalkar ve yerlerini büyük teşebbüsler alır. Bu da tekele sebep olarak ekonomik dengeyi bozar.

c. GENEL HİZMET BASKI ARACI OLMAMALIDIR

Çağın bu sosyal ve altyapı genel hizmetlerini karşılamak için birtakım müesseseler kurulmuştur. Köy ve belde resmi kuruluşlan yanında, vakıf ve kooperatif kuruluşları vardır. Bu kuruluşlar teşebbüslerin öz teşebbüs kabiliyetlerini zedelemeden ve her müteşebbisi kendi teşebbüsünde tamamen serbest bırakmakla beraber; onların teşebbüsle doğrudan doğruya ilgili olmayan ihtiyaçlarını ortaklaşa ve birlikte giderme işini bu kuruluşlar yüklenmişlerdir.

d. BANKA KEFALET GENEL HİZMETİNİ GÖRÜR

Bu genel hizmetlerin başında kefalet ve kredileşme hizmetleri gelmektedir. Kredisiz hiç bir iş yürütülemez. Peşin alış verişlerde bile ya paranın önce ödenmesi veya malın önce teslimi söz konusudur. Biri diğerine gövenmek zorundadır. Kaldı ki alış verişlerin çoğu peşin ödemelerle yapılmaktadır. Işçinin ücretini çalıştığı anda almasına imkan yoktur. Evin kirasını saat saat alamazsınız. Ya kiracı veya kiralayan borçlu kalmak durumundadır. Bütün bunlar karşılıklı güvene dayanır. Esasen para bir güvenceden başka bir şey değildir. Bugün paranın satıştaki önemini herkes bilmektedir. Öyleyse kredi, genel hizmetin başında gelmektedir. Banka işte bu önemli genel hizmeti yüklenen bir vakıf kuruluşudur.

e. BANKA İLK ANLAŞMASINI KOOPARATİF VEYA VAKIF GİBİ TÜZEL KİŞİLERLE YAPACAKTIR

Banka bu genel hizmetini teşebbüslere yapacaktır. Ancak banka ilk anlaşmasını bu genel hizmeti taahhüt eden kooperatif veya vakıf gibi tüzel kişiliği olan ortaklan ile yapacaktır.

IX. GENEL HİZMETLERİN ÇEŞİTLERİ

Genel hizmetleri topluluğun esas yapısı içerisinde toplayabiliriz. Bunun esas kısmını vergi karşılığı olarak Devlet yerine getirecektir. Bir kısmını il idaresi, bir kısmını da belde veya köy kuruluşları yerine getirmektedir. Bunun için kurulmuş kamu kuruluşları vardır. Vakıflar vardır. Ancak teşebbüs bunlara dağınık ve ayrı ayrı muhatap olmamalıdır. Teşebbüsler bir tüzel kişiye kendi genel hizmetlerini ihale etmeli ve diğerleri ile bu tüzel kişi muhatap olmalıdır. Genel hizmetleri aşağıdaki şekilde tasnif edebiliriz.

a. BAŞKANLIK HİZMETLERİ

Her topluluğun bir yöneticiye ihtiyacı vardır ve bu yönetici son olarak bir başta düğümlenir. Genel hizmetlerinde bir başı olması gerekir.

b. TEMSİLCİLİK HİZMETLERİ

Ortak işlerde herkes yönetime katılır. Bunun için ortaklar kendi temsilcilerini seçerler ve bunlar ortak adına işleri yürütürler.

c. SORUMLULUK HİZMETLERİ

Ortak işlerde işin yürütülmesi bir görevliye yüklenir ve bu işten o sorumlu tutulur. Dolayısıyla tüm yetki onda toplanır.

d. TESCİL HİZMETLERİ

Ortaklık işlerinde tüm faaliyetlerin kayıttan geçirilmesi zaruridir. Görev, yetki, mesuliyet ve ücret hep bu kayıtlara göre değerlendirilecektir.

e. ÖĞRETME HİZMETLERİ

Ortak işler ancak ortak bilgilerle yürütülebilir. Ortakların ve görevlilerin bu maksatla yetiştirilmeleri gerekir.

f. EĞİTME HİZMETLERİ

Ortak işler ancak ortaklığa inanan ve samimiyetle ona bağlanan kimseler tarafından yürütülebilir. Üyelerin ve görevlilerin devamlı olarak irşad edilerek ortaklığa bağlanmaları sağlanmalıdır.

g. MESLEKÎ EĞİTİM HİZMETLERİ

Hizmetlerin görülebilmesi ve teşebbüslerin başarılı olabilmesi için müteşebbislerin yalnız bilmeleri yeterli olmayıp meslek ve sanatta da mahir olmaları gerekir. Bu maharet, mümarese ile mesleki eğitimde kazanılır.

h. BEDENİ EĞİTİM HİZMETLERİ

Genel hizmetlerin bir çoğu ücret mukabilinde başkalarına yaptırılabilir. Bazı genel hizmetler vardır ki onların ücretle yaptırılması mümkün değildir. Fertlerin doğrudan doğruya kendilerinin katılması gerekir. Tabii afet ve saldırı hareketlerine bizzat bütün halkın karşı koyması gerekir. Bu hizmetlerin içine sivil savunma hizmetleri de girer. Bunun için ortakların ve görevlilerin eğitilmesi gerekmektedir.

i. HABER ALMA HİZMETLERİ

Teşebbüslerin yaptıkları işler dışa karşıdır. Yani sonunda bu hizmetler piyasada değerlenecektir. Piyasada mevcut şartlar ve bilgi birikimi müteşebbisin yönünü tayin edecektir. Müteşebbis bunu genel hizmetin içinde mütalaa etmek zorundadır.

j. DUYURMA HİZMETLERİ

Müteşebbis ihtiyacı olan malları satacağı firmalara ve ürettiği malları da alacaklara duyurmak zorundadır. Bu hizmeti de bağlı bulunduğu tüzel kişi yapar.

k. DEPOLAMA VE NAKLİYE HİZMETLERI

Teşebbüsler yedek stok bulundurmak zorundadırlar ve bunları gerekli yerlere nakletmek ihtiyacındadırlar. Bunların münferiden yapılması çok pahalıya mal olmaktadır. Depo ve nakliye hizmetlerinin de genel hizmetler meyanında zikredilmesi gerekir.

l. BANKA VE KREDİ HIZMETLERİ

Teşebbüslerin iş görebilmeleri için paraya ve krediye ihtiyaçları vardır. Bunu sağlayan müessese bankadır ve bu hizmet de genel hizmet meyanındadır.

m. ARŞİV VE NEŞRİYAT HİZMETLERİ

Tüm topluluk faaliyetleri insandaki hafızaya benzer, yazılı belgelere dayanmak zorundadır. Bunlar da kütüphane ve arşiv şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bir genel hizmettir.

n. FİLM VE SAHNE HİZMETLERİ

Kişilerin eğlenmeleri ve eğitilmeleri için dinlenme saatlerini dolduracak sanat hizmetlerine ihtiyaçları vardır. Bunun için sahne, bant, galeri... gibi sanat yerleri ve araçları temin etmek de genel hizmetlerdendir.

o. STANDARTLAŞMA HİZMETLERİ

Teşebbüslerin ayrı ayrı müstakilen faaliyette bulunabil meleri için işlerin standardize edilmesi şarttır. Standartlara uyan parçalar ayrı birer mal halini alır ve piyasada serbestçe satılır. Bu küçük müteşebbislerin büyük işler başarmalarını sağlar. Standartlara uymayan parçalar ise ancak büyük teşebbüslerce birleştirilerek değerlendirilebilir. Bu da tekele götürür. Standardizasyonun sağlanması için genel hizmetin bunu ele alması zorunludur.

p. SPOR VE YARIŞ HİZMETLERİ

Toplulukların maşeri bir birliğe ulaşabilmeleri için toplu hareketlerin yapılması gerekir. Bunlar ibadet ve yarışma hareketleridir. Bütün halkın fiilen veya seyirci olarak katılacağı yarışmaları düzenlenmelidir. Bu yarışmalar da genel hizmet tarafından düzenlenir ve imkanlar sağlanır.

r. MUHASEBE VE PLANLAMA HİZMETLERİ

Topluca yapılan işlerde herkes ne yapacağını plân ve projeden öğrenir. Plân ve proje faaliyette birliği sağlar. Bu sayede parça parça yapılan işler birleşip tek bir iş haline gelir. Ayrıca topluca yapılan işlerde herkes topluluğa bir şey verir ve karşılığını alacağı olarak zimmete geçer. Sonra karşılığını başka yerden alır ve borca zimmet geçer. Bu ortaklar için böyle olduğu gibi teşebbüsler için de varittir. Bütün bunların tespiti ise muhasebe ile mümkündür ve muhasebede hatanın olmaması için devamlı olarak denge kontrolleri yapılmalıdır. Bu hizmetleri yapan da genel hizmettir.

s. İAŞE VE SAĞLIK HİZMETLERİ

Topluluk içinde yaşayan fertlerin esas gayeleri kendi sağlıkları ile geçinmelerini sağlamaktır. Sağlığın korunması bugün büyük bilgi ve tesis birikimine ihtiyaç göstermektedir. Bunu tek başına ferdin yerine getirmesi mümkün değildir. Dolayısıyla sağlık hizmetlerinin de genel hizmetler arasında yapılması zaruridir.

t. BAKIM HİZMETLERİ

İnsan sağlığı gibi araç ve tesislerin de tamir ve bakımı vardır. Bunlar da bilgi ve tesis birikimine ihtiyaç gösterir. Bu hizmetlerin de tek başına yapılması mümkün değildir. Genel hizmetler arasında yer alması zaruridir. Altyapı hizmetleri de buraya girer.

u. KORUMA HİZMETLERİ

İnsanlar ve eşyalar daima başka insanların, diğer canlıların ve tabiatın saldırısına uğramak tehlikesi ile karşı karşıyadır. En büyük tehlike bu saldırının habersiz olarak gelmiş olmasıdır. İşte böyle bir saldırıyı anında haber verebilmek için bir kuruluşa ihtiyaç vardır. Buna koruma veya bekçilik demekteyiz. Ülke içinde bunu genel güvenlik görevlileri ve ordu gerçekleştirmektedir.

v. ANLAŞMA HİZMETLERİ

Topluluk içinde devamlı olarak birlikte kararlar alınmaktadır. Bu kararlar anlaşmalar yoluyla sağlanmaktadır. Ne var ki bu anlaşmaların eksiksiz olması ve yazıya tam geçmesi gerekmektedir. Bu da bir ihtisas işidir. Genel hizmet meyanında mütalaa edilmelidir.

y. KONTROL HİZMETLERI

Üretilen malların standartlara uygun olup olmadığının meçhul alıcılar adına tespit edilmesi gerekir. Bu hizmetleri eksperler yaparlar ve genel hizmetlerden olması zorunludur.

z. TAHKİKAT HİZMETLERİ

Nizaların halledilmesi için olayların nasıl cereyan ettiğini deliller toplayarak tespit etmek gerekir. Bu ihtisas işidir. Gerektiğinde bunu yapacak hizmetlilerin bulunması gerekir ve bu hizmet de genel hizmetlerdendir.

x. HAKEMLİK HİZMETLERİ

Çıkan nizaların giderilmesi için tarafların seçecekleri hakemlere ihtiyaç vardır. Bu da ihtisas işidir ve genel hizmetlerdendir.

X. GENEL HİZMETLERİN GÖRÜLMESİ

a. GENEL HİZMET, HİZMET ORTAKLIKLARINCA YAPILACAKTIR

Tüzel kişiler bu genel hizmetlerin görülmesi için hizmet ortaklıkları kuracaklardır. Bu hizmetleri bu ortaklıklar görecektir. Hizmet ortakları mesleki ehliyete sahip olan kimseler olacaktır. Tüzel kişiler bu ortakların ehliyetli olup olmadıklarını tespit edecek ve teşebbüslere bu hizmetleri bunlara yaptırabilirsiniz diyecektir.

b. HİZMETLER DAYANIŞMA ORTAKLIKLARINCA TEMİNATA ALINACAKTIR

Tüzel kişiler hizmetlilere ehliyetleri tevcihe kefil olacak tır. Herhangi bir şekilde hizmetin eksik veya hatalı yapılmış olması sebebiyle yeni bir zarar doğarsa bu zarar bu tüzel kişi tarafından tazmin edilecektir. Yani hizmetler teminatlı olacaktır. Böylece ortak hizmetliyi seçerken aldatılmış olmak tehlikesi ile karşılaşmayacaktır.

c. TEMİNAT ŞAHSÎ KEFALET ŞEKLİNDEDİR

Tüzel kişinin ortaklara bu teminatı verebilmesi için kendisinin hizmetlerden teminat alması gerekir. Ne var ki hizmetliler sermaye sahibi olmadıklarından dolayı böyle bir zararın ortaya çıkması halinde tüzel kişiler bunlardan bir şey alamayacaktır. Yani bu teminat mali olamaz. Teminatın şahsi olması gerekir.

d. ŞAHSİ TEMİNAT HİZMETLİLERİN DAYANIŞMASI ŞEKLİNDEDİR

Hizmetleri gören kimselerin bu hizmetleri yapabilmeleri için birtakım bilgi ve teminata ihtiyaçları vardır. Bunun için kendi aralarında bir mesleki dayanışma ortaklığını kurmuş olmaları gerekir. Aralarından biri mesleki hata işlediği zaman sebebiyet verdiği zararlar ortaklaşarak taksit taksit ödenecektir. Böylece hem bunlara kefil olan tüzel kişi kendisini emniyete almış olacak, hem de çalışanlar daha güvenli olarak hizmet etme imkânı bulacaklardır.

e. TEMİNAT DENGELİ KONTROLÜ GETİRİR

Hizmetlerin kontrol edilmesi gerekir. Dayanışma ortakları bu kontrolü de oto-kontrol olarak gerçekleştirmiş olacaktır. Hizmeti iyi görmeyen hizmetlinin sebebiyet verdiği zararları dayanışma ortaklığı ödeyecektir. Bu yüzden dayanışma ortaklığı ortağını kontrol altında tutmak zorundadır. Ortağı fazla da sıkamaz. Bu taktirde hizmetli başka dayanışma ortaklığına katılmış olur. Böylece kontrol dengesi de tesis edilir.

f. HİZMETLİYİ SEÇME SERBESTTİR

Ortaklar hizmetliyi kendileri seçeceklerdir. Hangi dayanışma ortaklığından hizmetliyi seçmişlerse o dayanışma ortaklığını desteklemiş olurlar. Bu uygulama ile halk da bu hizmetleri denetlemek imkânına sahip olur. Böylece hizmet dengesi de kurulmuş olur.

XI. GENEL HİZMETLERİN ÜCRETLERİ

  1. HİZMETLERDE ARZ TALEP KANUNLARI ÇALIŞMAZ

Fert ve topluluk çıkarları arasında paralellik sağlanmalıdır. Mallarda bu paralellik serbest piyasa ile temin edilmektedir. Piyasaya arz edilen mal ne kadar iyi kalitede ve ucuz ise topluluk çıkarıda o kadar fazladır. Burda ferdin çıkarı da sağlanmış olur. Çünkü fert müşterisini kendisi bulmuş olur. Mallar objektif olarak kontrol edilip değerlendirilebildikleri için bu uygulama kolay gerçekleştirilmektedir. Halbuki hizmetlerin böyle bir şansı yoktur. Dolayısıyla serbest arz ve talep kanunları ile bu fert-topluluk çıkar paralelliği sağlanamaz.

b. HİZMETTE İŞİN AZ OLMASI İSTENİR

Mallarda üretim fazlalığı topluluk yararınadır. Çok çalışan topluluğa daha çok faydalı olmuş olur. Genel hizmetlerde ise işin çokluğu değil azlığı istenir ki nizalar olmasın, avukatlar ve hakimler boş kalsın. İstenir ki, araba bozulmasın ve tamirciler boş kalsın. İstenir ki savaş olmasın ve askerler boş otursun. İşte bu çelişki, serbest arz ve talep kanunları ile ücret dengesinin kurulmasına mani olmaktadır. Ücret dengesinin sağlanması için yeni bir mekanizmanın geliştirilmesi gerekmektedir.

c. HİZMETTE ÜCRET MESULİYET KARŞILIĞIDIR

Genel hizmetlerde ücretler yapılan hizmet karşılığı değil, yüklenilen mesuliyet karşılığı olmalıdır. Doktor, hastayı iyi ettiği için değil, kişinin sağlığını iyi koruduğu için ücret almalıdır. Askerler çok savaştıkları için değil, savaşa mani oldukları için ücret almalıdırlar. Hakimler ve avukatlar çok davalara baktıkları için değil, nizaların çıkmasına engel oldukları için ücret almalıdırlar. Böylece yeni bir ücret sisteminin geliştirilmesi zorunludur.

d. HİZMETLİYİ KİŞİ SEÇER, EHLİYET VE ÜCRET TOPLULUĞA AİTTİR

Hizmetlilerin ehliyetini topluluk verecektir ve ona dayanışma ortaklıkları içinde kefıl olacaktır. Hizmetliyi ise kişiler seçecektir. Herkes kendi hizmetlisini kendisi seçecek ve hizmetliye ücreti kendisini seçenler nisbetinde verilecektir. Böylece kendisini seçenler çoğaldıkça hizmetlinin ücreti artmış olacaktır. Seçenlerin çoğalması ise istenen hizmetin iyi yapılması ile olur. Doktor da hastaların az olmasını ister. Çünkü işi azalır, ücreti ise hep aynı kalır. Bunu bütün hizmetlere teşmil edebiliriz. Bu suretle ücrette fert-topluluk çıkar dengesi sağlanmış olur.

e. ÜCRETLERİ TÜZEL KİŞİLER PAYLAŞTIRIR

Teşebbüslerden alınan genel hizmet paylan bu genel hizmeti yapanlar arasında yüklendikleri mesuliyet nisbetinde paylaştırılacaktır. Tüzel kişiler bu hizmetleri yapanlara bu payları paylaştırmakla görevli olup, tüzel kişilerin bu hizmetleri kazanç aracı yapmaları caiz değildir.

XII. GENEL HİZMETLERİN KARŞILIĞI

a. VERGİ GENEL HİZMET PAYIDIR

İstihsal topluca olmaktadır. Fertlerin parça parça çalışmaları ve mali katkıları ile ürün meydana gelmektedir. Yaşamak da topluluğun içinde gerçekleşmektedir. Tek başına insan ne bir üretim yapabilmekte, ne de kendi başına yaşayabilmektedir. Bu görüşten hareket eden Marx fert mülkiyetini tamamen inkâr etmiştir. Biz üretimin topluluk içinde yapıldığını kabul ediyoruz. Ancak ferdin de buraya iştiraki olduğu ve iştiraki nispetinde üretmenin gerçekleştiği de kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçektir. Bunun sonucu olarak üründen topluluk da payını almalıdır. Buna vergi diyoruz.

b. HİZMETLER KARŞILIKSIZDIR

Topluluk payı artık o vergiyi verenlerin değil, bütün fertlerin ortak malıdır. Bütün fertler bundan bir karşılık ödemek sizin yararlanmak hakkına sahiptirler. Topluluğun payı ile inşa edilmiş bulunan bir yol üzerinden geçen fertten bir ücret talep edilemez. Yani genel hizmetler teşebbüslerin ödedikleri genel hizmet payları karşılığı olup, ayrıca bir ücrete tabi değildir. Yukarda saydığımız (24) hizmet ortaklara başka bir ücret istenmeksizin yapılacaktır.

c. GENEL HİZMET PAYLARI DEĞİŞTİRİLEMEZ

Genel hizmet payları üretimde elde edilen hasıladan bir pay şeklinde mütalaa edilecektir. Bu payların tespiti genel hizmet yapan tüzel kişilerin ana sözleşmelerinde yer almalıdır ve sonra değiştirme imkanı bulunmamalıdır. Zira bu ortaklığın esas maddesidir. Genel olarak bu nispetler için şunları söyleyebiliriz.

ca. SANAYİ SEKTÖRÜNDE GENEL HİZMET PAYI 1/5 OLABİLİR

Madenler gibi kaynakların sınırlı olup üretimle tükenmeye mahkum ilk maddeleri kullanarak üretim yapan teşebbüslerden hasılanın 1/5'i alınacaktır. Şu kadar var ki, bunun istihsalinde alt yapı hizmetleri çok fazla ise, mesela ortaklık fırınlarında izabe ediliyorsa bu nispet yarıya kadar yükseltilebilir. Fabrikaya 2 (iki) tonluk demir filizi getiren, l (bir) tonunu alıp götürür ve 1(bir) ton da genel hizmet payı olarak kalır. Burada önemli olan nokta, genel hizmet payının sadece bir safhada alınması ve diğer safhaların bundan muaf olmasıdır. Üretim akışında bu safhanın hangi safha olacağı genel hizmet mukavelesinde belirtilir. Yine ikinci önemli nokta da, hangi safhada genel hizmet payı alınıyorsa kredi de o safhada verilecek, diğerleri ikinci elden krediden yararlanacaktır.

cb. ZİRAİ SEKTÖRDE GENEL HİZMET PAYI 1/10 OLABİLİR

Kaynakları sınırlı olmakla beraber, toprak gibi üretimde tükenmeyen şeylerden yararlanılarak istihsal yapılıyorsa, bu teşebbüsler hasılanın 1/10 unu genel hizmet payı olarak verirler. Bu pay altyapı hizmetlerinin azlığı veya çokluğuna göre arttırılıp eksiltilir.

cc. TİCARÎ SEKTÖRDE GENEL HİZMET PAYI CİRONUN 1/20' Sİ OLABİLİR

Ticari faaliyetlerde ise bu pay cirodan ödenir ve 1/20 olur. Bu nispet içinde ticaret yerinin kirası da dahildir.

cd. İNŞAAT SEKTÖRÜNDE ARSA BEDELİ OLARAK ALINIR

İnşaatta ise genel hizmet payı arsa payı olarak alınır ve yapının 1/5'i değerindedir. Bunlar yapı olarak alınır ve kiraya verilerek genel hizmete gelir sağlanabilir.

d. GENEL HİZMET PAYININ YARISI İŞLETME HİZMETLİLERİNE AİTTİR

Böylece toplanmış bulunan genel hizmet payları iki şekilde değerlendirilir. Yarısı o teşebbüse genel hizmeti götüren hizmetliler arasında bölüştürülür. Hizmetler arasındaki nispet ise o teşebbüsün mukavelesinde tespit edilmiş olur. Aynı hizmeti birden fazla kimseler görüyorsa, çalışma saatleri ve mesleki dereceleri nispetinde aralarında bölüşürler.

e. GENEL HİZMET PAYININ YARISI ORTAK FONDA TOPLANIR

Teşebbüslerden alınan genel hizmet paylarının yarıları bir fonda toplanır ve bu fonda toplanan ortakların genel hizmetlerini yapanlara paylaştırılır. Bu paylaşma genel hizmeti görülen ortakların sayısına göre bölüştürülür. Genel hizmetliyi seçme ortaklara ait olduğundan, hizmetliler bu ortakların onları seçmeleri nispetinde ücret olarak paylarını alacaklardır. Bu da yukarda zikrettiğimiz gibi oto kontrolü (demokrasiyi ve rekabeti) sağlayacaktır.

f. TEMİNAT ORTA, YÜKSEK VE ÜSTÜN EHLİYETLİLER ARASINDA OLUR

Hizmetliler üç derecede ehliyetli olacaklardır. Ehliyetliler veya orta ehliyetliler fiilen hizmeti gören kimselerdir. Bunların üstünde yüksek ehliyetliler bunların müşaviri ve yardımcıları olacaktır. Her yüksek ehliyetli hizmetlerini ifa ederken bir üstün ehliyetlinin görüşlerine ve içtihatlarına göre hizmeti yapacaktır.

g. YÜKSEK EHLİYET İHTİSAS EHLİYETİDİR

Hizmetin ifa edilebilmesi için orta ehliyetliler yeteri sayıda ihtisas sahibi yüksek ehliyetliye bağlanmak zorundadırlar. Her yüksek ehliyetli de ihtisasında bir üstün ehliyetliye bağlanmak zorundadır. Aynı ehliyetliye bağlı olanlar bir dayanışma ortaklığı oluşturmuş olurlar.

h. ORTA VE YÜKSEK EHLİYETLİLER 1/5 İLE ÜSTLERİNİ ORTAK EDERLER

Her orta ehliyetli gerek teşebbüslerden, gerekse ortaklara hizmetten temin ettiği gelirin l/5' ini bağlı bulunduğu yüksek ehliyetlilere paylaştırmak zorundadır. Her yüksek ehliyetli de elde ettiği hizmet gelirlerinin 1/5' ini bağlı bulunduğu üstün ehliyetli ile paylaşmak zorundadır.

i. ÇIKAR PARALELLİĞÎ SAĞLANIR

Böylece ücret çıkar paralelliğine göre bir sistem içinde paylaşılma imkânını bulmuş olur ve ortaklara bütün genel hizmetler karşılıksız yapılmış olur.

j. BANKA DA BİR GENEL HİZMET KURULUŞUDUR

Banka bu genel hizmetlerin kefalet ve duyurma kısmını yüklenmiş olacaktır. Genel hizmet gören tüzel kişilerden payını alacak ve kendi personeline aynı esaslar içinde ücret olarak dağıtacaktır.

 

 

 


ALTERNATİF FAİZSİZ BANKA-SELEM VE KREDİLEŞME
1-faizsiz kredileşme kuruluşları
1451 Okunma
2-KAVRAMLAR
2572 Okunma
3-sermaye ve kuruluş
2708 Okunma
4-TEŞKİLAT
1118 Okunma
5-senetler
1266 Okunma
6-MEVDUAT VE KREDİLEŞME
924 Okunma
7-GENEL HİZMETLER
865 Okunma
8-MUHASEBE
1099 Okunma
9-FİYAT
880 Okunma
10-SENETLERİN TEMİNATLARI
1619 Okunma
11-KARARLAR VE SONUÇ
758 Okunma