Bahaeddin Sağlam
Kutsal Metinleri Yeniden Okumak
8.08.2026
390 Okunma, 0 Yorum

 

Kutsal Metinleri Yeniden Okumak:

Sonsuz Yazılım, Arketipler ve Dünya Barışı[1]

 

İnsanlık binlerce yıldır aynı kutsal metinleri okuyor; fakat bu metinlerin nasıl okunması gerektiği konusunda hâlâ temel bir sorun yaşıyor.

Tevrat, İnciller ve Kur’an’daki kıssalar büyük ölçüde tarih kitabı gibi ele alındı. Âdem, Nuh, İbrahim, Musa ve diğer isimler geçmişte bir kez yaşamış kişiler; onların etrafında anlatılan hadiseler de belirli bir yerde ve zamanda gerçekleşmiş olaylar olarak kabul edildi.

Bu okuma zamanla öylesine yerleşti ki anlatının kendisi ile yorumu birbirinden ayrılmaz hale geldi.

Böylece insanlığın karşısına tuhaf bir tablo çıktı.

Bir tarafta modern biyoloji, genetik, paleontoloji, arkeoloji, tarih ve kozmoloji var. Diğer tarafta ise devasa boyutlarda tasvir edilen ilk insan, tek bir Âdem ve Havva çiftinden türeyen bütün insanlık, onların çocuklarının birbirleriyle evlenmesi, bütün dünyayı kaplayan bir tufan, yüzyıllarca yaşayan insanlar, kutsal soylar, seçilmiş kavimler ve ilahi olarak ayrıcalıklı kabul edilen topluluklar gibi anlatıların kelimesi kelimesine tarih olarak okunması var.

Sonra kaçınılmaz olarak iki tepki ortaya çıkıyor.

Birinci grup, bilimsel veriler ne söylerse söylesin geleneksel tarih anlatısını korumaya çalışıyor.

İkinci grup ise bu anlatıları bilimsel gerçeklikle bağdaştıramadığı için kutsal metinleri bütünüyle hurafeler toplamı olarak görmeye başlıyor.

Belki de iki tarafın ortak hatası aynıdır:

Kutsal metni yanlış türde bir metin olarak okumak.

Sorulması gereken soru şu olabilir:

Ya bu metinler bize geçmişte bir kez yaşanmış olayların kronolojisini anlatmıyorsa?

Ya Âdem yalnızca bir kişi değilse?

Ya Nuh yalnızca bir gemi yapan adam değilse?

Ya İbrahim yalnızca belirli halkların biyolojik atası değilse?

Ya Musa yalnızca belirli bir tarihsel toplumun lideri değilse?

Ya bu isimler, insanlığın tekrar tekrar yaşadığı büyük süreçlerin ve evrensel yasaların insan zihninin anlayabileceği biçimde kişileştirilmiş ifadeleriyse?

Araştırmacı yazar Bahaeddin Sağlam’ın uzun yıllara yayılan çalışmalarının temel tezi tam olarak burada ortaya çıkıyor. Sağlam, kutsal metinlerdeki peygamber isimlerinin önemli bölümünü tekil biyografik kişilerden çok dönemlerin, toplumsal süreçlerin ve insanlık durumlarının arketipsel ifadeleri olarak yorumluyor. Kendi çalışmasında Âdem’i insanlık ve medeniyet süreciyle, Nuh’u dinî ve toplumsal yeniden yapılanmayla, İbrahim’i karşıtlıkların dengelenmesiyle, Musa’yı ise hukuk ve toplumsal düzenle ilişkilendiriyor.

Bu yaklaşım kabul edildiğinde kutsal metinlere ilişkin büyük bir zihinsel kapı açılıyor.

Çünkü artık mesele, binlerce yıl önce neler yaşandığını ispatlamaya çalışmak olmaktan çıkıyor.

Asıl mesele şu oluyor:

Bu anlatının temsil ettiği yasa bugün nasıl çalışıyor?

Tarih Değil, Tekrar Eden İnsanlık Modelleri

Bir yasanın en önemli özelliği bir defa gerçekleşmesi değil, aynı şartlar oluştuğunda tekrar ortaya çıkmasıdır.

Yerçekimi Newton zamanında çalışıp sonra ortadan kalkmadı.

Genetik ilkeler Mendel’den önce de vardı.

Doğal seçilim Darwin onu tanımlamadan milyonlarca yıl önce işliyordu.

İnsan ve toplum hayatında da benzer şekilde tekrar eden örüntüler vardır.

Güç yoğunlaşır.

Adalet bozulur.

Toplumsal denge kaybolur.

Kurumlar çürür.

İnsanlar kutuplaşır.

Sistem kriz üretmeye başlar.

Sonra yeni bir denge arayışı ortaya çıkar.

Nuh ve Tufan anlatısını bu gözle okuduğumuzda soru artık “Dünyanın tamamını gerçekten su kapladı mı?” değildir.

Daha önemli soru şudur:

Toplumların ahlaki ve kurumsal dengelerini kaybettiklerinde kendi yıkımlarını hazırlamaları evrensel bir yasa olabilir mi?

Sağlam’ın yorumunda Nuh kıssası tam da bu şekilde tarih dışına çıkarak tekrar eden bir insanlık modeline dönüşür. Gemi yalnızca tahtadan yapılmış fiziksel bir araç değil, kriz zamanlarında insanı ve medeniyeti taşıyan bir kurtuluş sistemidir. Tufan ise yalnızca su değildir; dengesi bozulmuş toplumların içine düştüğü kapsamlı çöküşü temsil eder.

İbrahim’e aynı yöntemle bakıldığında da bambaşka bir tablo ortaya çıkar.

İbrahim artık yalnızca belirli halkların atası değildir.

Zıtlıkları bir arada tutabilme, aşırılıkları dengeleme ve farklı kutuplar arasında daha yüksek bir birlik kurabilme ilkesidir.

Sağlam’ın ifadesiyle İbrahim, karşıtları “tevhit potasında” birleştiren kolektif bir kavramdır.

Musa da yalnızca eski çağlarda yaşamış bir lider olmaktan çıkar.

Hukuk, düzen, toplumsal organizasyon ve kuralların sağlıklı işlemesi şeklinde okunabilir.

Âdem ise tek bir biyolojik erkek olmaktan çıkarak bilinçlenen, dil geliştiren, medeniyet kuran ve ahlaki sorumluluk üstlenen insanlığın ortak adı haline gelir.

Bu değişim küçük görünür.

Aslında son derece büyüktür.

Çünkü kutsal şahısları tarihte bir noktaya sabitlediğinizde onları kaçınılmaz biçimde soy, coğrafya ve mülkiyet tartışmasının içine sokarsınız.

Fakat onları evrensel arketipler olarak okuduğunuzda hiç kimsenin özel mülkü olamazlar.

Âdem bütün insanlıktır.

Nuh bütün insanlığın krizidir.

İbrahim bütün insanlığın denge arayışıdır.

Musa bütün insanlığın hukuk ihtiyacıdır.

Bu durumda kutsal metnin merkezinden soy çıkar.

Yerine insan gelir.

Sonsuz Yazılım

Bu düşüncenin daha geniş bir ontolojik karşılığı vardır.

Buna Sonsuz Yazılım diyebiliriz.

Buradaki “yazılım” ifadesi, evrenin kelimenin teknik anlamıyla bir bilgisayar programı olduğunu iddia eden bilimsel bir teori değildir. Varlıkta gördüğümüz düzen, bilgi, ilişki, yasa ve sürekliliği anlamamızı sağlayan felsefi bir modeldir.

Modern bilim bize evrenin yalnızca nesnelerden oluşmadığını gösteriyor.

Nesneler arasındaki ilişkiler en az nesnelerin kendileri kadar önemlidir.

Bir DNA molekülünü oluşturan atomlar başka birçok maddede de vardır. DNA’yı olağanüstü yapan şey yalnızca hangi atomlardan oluştuğu değil, bu atomların taşıdığı bilgi ve organizasyondur.

Bir hücre yalnızca molekül yığını değildir.

Bir beyin yalnızca nöron yığını değildir.

Bir ekosistem yalnızca canlıların toplamı değildir.

Sistemi sistem yapan, parçaların belirli yasalar ve ilişkiler içinde çalışmasıdır.

Bu nedenle varlığı yalnızca maddeden ibaret düşünmek eksiktir.

Madde vardır.

Ama düzen de vardır.

Bilgi vardır.

İlişki vardır.

Örüntü vardır.

Geri besleme vardır.

Değişim vardır.

Süreklilik vardır.

Bütün bunların birlikte oluşturduğu yapıyı kavramsal olarak Sonsuz Yazılım şeklinde düşünebiliriz.

Sağlam’ın Logos ile yazılım arasında kurduğu bağlantı da bu noktada anlamlıdır. Herakleitos’un Logos kavramı, evrensel oluşun içinde çalışan düzeni ve yasayı ifade eder. Sağlam bunu çağdaş terminolojiyle “yazılım” kavramına yaklaştırır ve özellikle canlı sistemlerdeki bilgi organizasyonuna dikkat çeker.

Bu perspektiften kutsal metinlere tekrar baktığımızda çok güçlü bir ihtimal belirir:

Kutsal kıssalar, Sonsuz Yazılım’ın insan ve toplum düzeyindeki çalışma prensiplerinin hikâyeleştirilmiş anlatımları olabilir.

Fizikte yasa denklem haline gelir.

Biyolojide yasa organizmanın yapısında görünür.

Sosyolojide yasa toplumsal örüntülerde ortaya çıkar.

Kutsal anlatıda ise aynı temel gerçeklik insanın anlayabileceği kişiler, olaylar, çatışmalar ve semboller üzerinden ifade edilir.

Bu durumda Nuh’un tekrar tekrar ortaya çıkması gerekir.

Musa’nın tekrar tekrar ortaya çıkması gerekir.

Firavun’un tekrar tekrar ortaya çıkması gerekir.

Tufanın tekrar tekrar ortaya çıkması gerekir.

Çünkü bunlar yalnızca tarihsel kişiler ve olaylar değilse, insanlık sisteminin belirli şartlar oluştuğunda ürettiği sonuçlardır.

İşte kutsal metnin zaman üstü olması da tam olarak burada anlam kazanır.

Geçmişi sürekli tekrar ettiği için değil;

aynı yasaları her çağda yeniden gösterebildiği için.

En Büyük Yanılgı: Evrensel Olanı Bir Kavme Mülk Etmek

Kutsal metin tarih kitabı gibi okunduğunda başka bir problem daha ortaya çıkar.

Arketip, biyolojik ataya dönüşür.

Evrensel ilke, etnik mirasa dönüşür.

Ahlaki sorumluluk, ayrıcalık iddiasına dönüşür.

Ve sonunda kutsal anlatı, insanları birbirine yaklaştırması gerekirken kimliklerin sınırlarını sertleştirmeye başlar.

İbrahim’i tarihsel ve biyolojik bir ata olarak gören toplumlar onun üzerinde soy ilişkisi kurabilirler.

Fakat İbrahim bir arketipse kimse onun sahibi değildir.

Bir millet “İbrahim bizim atamızdır” diyebilir.

Fakat hiç kimse “denge yalnızca bizimdir” diyemez.

Bir toplum “Musa bizim peygamberimizdir” diyebilir.

Fakat hiç kimse “hukuk yalnızca bizim toplumumuza aittir” diyemez.

İşte tarihsel okuma ile arketipsel okuma arasındaki fark burada bütün siyasi sonuçlarıyla ortaya çıkar.

Birincisinde kutsal şahıs kimlik üretir. İkincisinde ilke üretir.

Birincisinde soy önem kazanır. İkincisinde davranış.

Birincisinde “kimden geldiğiniz” sorulur. İkincisinde “hangi ilkeyi yaşattığınız”.

Bu nedenle kutsal metinlerin arketipsel okunması yalnızca akademik veya teolojik bir mesele değildir.

Doğrudan dünya barışıyla ilgilidir.

Çünkü insanlık tarihindeki en tehlikeli düşüncelerden biri, metafizik hakikatin belirli bir grubun mülkiyetinde olduğu düşüncesidir.

“Biz seçildik.”

“Bizim soyumuz kutsaldır.” “Bu Toprak bize Ilahi olarak verilmiştir.” “Biz hakikatin gerçek temsilcileriyiz.” “Diğerleri yanılmaktadır.”

Bu düşünce herhangi bir dinî veya ideolojik yapı içinde mutlaklaştırıldığında karşı taraf artık yalnızca farklı düşünen insanlardan oluşmaz.

Hakikatin karşısında duran insanlara dönüşür.

Siyasi ihtilaf böylece kutsallaştırılır.

Kutsallaştırılmış çatışmanın çözümü ise sıradan siyasi çatışmadan çok daha zordur.

Çünkü ekonomik çıkar üzerinde pazarlık yapılabilir.

Sınır üzerinde pazarlık yapılabilir.

Kaynakların paylaşımı üzerinde pazarlık yapılabilir.

Ama taraflardan biri kendi talebini Tanrı’nın değişmez hükmü olarak görmeye başladığında müzakere alanı hızla yok olur.

Sorun kutsal metnin varlığı değildir.

Sorun evrensel metni etnik ve siyasi tapuya dönüştüren okuma biçimidir.

Hurafe Metinde Değil, Okuma Biçiminde Olabilir

Bu noktada çok önemli bir tersine dönüş ortaya çıkıyor.

Modern insan çoğu zaman kutsal metinleri bilimsel gerçeklerle uyuşmayan eski anlatılar olarak görüyor.

Âdem ve Havva.

Tufan.

Yüzlerce yıl yaşayan insanlar. Olağanüstü hadiseler. İnsanlığın tek bir aileden çoğalması.

Bütün bunlar literal tarih olarak sunulduğunda, modern bilim eğitimi almış insanın metinden uzaklaşması şaşırtıcı değildir.

Fakat belki de hurafe olan metin değildir.

Metni okuma biçimidir.

Eğer Âdem insanlığın bilinç ve medeniyet kazanmasının arketipiyse, biyolojiyle çatışması gerekmez.

Eğer Nuh ve Tufan toplumsal çöküş ve yeniden yapılanma yasasıysa, jeolojiyle çatışması gerekmez.

Eğer İbrahim zıtlıkları dengeleyen evrensel ilkeyse, onun hangi tarihte doğduğu mesajın özü olmaktan çıkar.

Eğer Musa hukukun ve düzenin arketipiyse, arkeolojide Musa’ya ait bir saray bulunup bulunmaması metnin değerini belirlemez.

Bu bakış kutsal metni küçültmez. Tam tersine, onu hurafe görüntüsünden kurtarır.

Çünkü artık kutsal metinden bilim adına vazgeçmek de gerekmez, bilime rağmen kutsal metni savunmak da.

İkisi aynı gerçekliğin farklı düzeylerini inceleyebilir.

Bilim mekanizmayı araştırır.

Kutsal anlatı anlam ve insan davranışı düzeyindeki örüntüyü gösterebilir.

Sağlam’ın metninin sonunda önerdiği yön de budur: kutsal metinlerin tarihsel malzeme olmaktan çıkarılarak “sonsuz arketipler ve soyut yasalar” olarak değerlendirilmesi ve çağdaş bilgiyle yeniden okunması.

Buradaki düşünsel değişiklik son derece basittir:

Kişiye değil, temsil ettiği ilkeye bakmak.

Olaya değil, olayın gösterdiği yasaya bakmak.

Geçmişe değil, tekrar eden örüntüye bakmak.

Ve belki insanlığın binlerce yıldır çözemediği büyük bir problem, tam bu küçük zihinsel değişiklikle çözülmeye başlayabilir.

İlk Domino Taşı

Dünya barışı çoğu zaman devletler, ordular, sınırlar, anlaşmalar ve ekonomik çıkarlar üzerinden düşünülür.

Bunların hepsi önemlidir.

Fakat çatışmanın daha derininde insan zihninin dünyayı nasıl anlamlandırdığı vardır.

Bir insan diğerini ontolojik olarak kendinden daha aşağı görüyorsa, yapılan barış anlaşmaları geçici olabilir.

Bir toplum kendisini Tanrı tarafından diğerlerinden daha değerli kabul ediyorsa, eşitlik düşüncesi hiçbir zaman tam yerleşemez.

Bir grup kutsal geçmişi kendi genetik mülkiyeti olarak görüyorsa, tarih kolayca siyasi hak iddiasına dönüşebilir.

Bu nedenle gerçek barış yalnızca masada başlamaz.

Zihinde başlar.

Ve ilk zihinsel değişiklik şu olabilir:

Kutsal metinlerde anlatılan evrensel ilkeleri kavimlerin ve mezheplerin mülkiyetinden çıkarmak.

Âdem’i bütün insanlığa geri vermek.

Nuh’u bütün insanlığa geri vermek.

İbrahim’i bütün insanlığa geri vermek.

Musa’yı bütün insanlığa geri vermek.

İsa’yı bütün insanlığa geri vermek.

Muhammed’in temsil ettiği ahlaki ve insani ilkeleri de yalnızca bir topluluğun kimlik unsuru olmaktan çıkarıp insanlığın ortak düşünce mirası içinde değerlendirmek.

Çünkü arketipin ırkı olmaz.

Yasanın milliyeti olmaz.

Hakikatin pasaportu olmaz.

Sonsuz Yazılım bir kavim için çalışıp diğeri için durmaz.

Yerçekimi Müslüman veya Yahudi ayırmaz.

DNA Hristiyan veya Budist ayırmaz.

Doğanın yasaları insanları etnik kökenlerine göre sınıflandırmaz.

Eğer varlığın temelinde gerçekten evrensel bir düzen varsa, insanlığın ahlaki düşüncesinin de aynı evrenselliğe doğru ilerlemesi gerekir.

Kutsal metinlerin en büyük değeri belki de burada ortaya çıkar.

Onlar geçmişin kutsal tarih kitapları olmak zorunda değildir.

İnsanlığın tekrar tekrar karşılaşacağı durumlar için hazırlanmış zaman üstü rehberler olabilirler.

Bu durumda bir tufan binlerce yıl önce olup bitmez.

Her çöken medeniyette yeniden gerçekleşir.

Firavun ölmez.

Gücün denetimsiz biçimde merkezileştiği her sistemde yeniden ortaya çıkar.

İbrahim geçmişte kalmaz.

Kutuplaşan her toplum yeniden İbrahim’e ihtiyaç duyar.

Musa tarih sahnesinden çekilmez.

Hukukun çöktüğü her toplumda yeniden ihtiyaç haline gelir.

Âdem de dünyanın başında yaşamış uzak bir insan değildir.

Her nesilde yeniden doğan insanlık bilincidir.

İşte kutsal metnin gerçek evrenselliği ancak böyle anlaşılabilir.

Sonuç: Metinleri Değil, Bakışımızı Değiştirmek

İnsanlığın önünde düşündüğümüzden daha basit bir tercih olabilir.

Kutsal metinleri geçmişte yaşanmış olağanüstü olayların tarihsel kayıtları olarak okumaya devam edebiliriz.

Bu durumda modern bilimle sürekli çatışan anlatıları savunmak zorunda kalırız.

Tek bir ilk insanı, tek bir kutsal soyu, olağanüstü yaşam sürelerini ve eski dünyanın fiziksel gerçekliğiyle bağdaşması zor anlatıları literal tarih olarak açıklamaya çalışırız.

Bunun sonucunda bir kesim bilimi reddeder.

Başka bir kesim kutsal metni reddeder.

Bazıları ise bu tarihsel anlatıları kimlik, soy, üstünlük veya siyasi hak iddialarının dayanağına dönüştürür.

İkinci yol çok daha sade olabilir.

Metni değiştirmeden okuma biçimini değiştirmek.

Kişinin arkasındaki kavramı görmek.

Olayın arkasındaki yasayı görmek.

Kıssanın arkasındaki insanlık modelini görmek.

Ve bütün bunların altında işleyen ortak düzeni fark etmek:

Sonsuz Yazılım.

Bu perspektifte kutsal metin bilimsel düşüncenin düşmanı değildir.

Bilim onun rakibi de değildir.

Bilim, varlığın yasalarının fiziksel ve biyolojik düzeyde nasıl çalıştığını araştırır.

Kutsal metinler ise aynı varlık içinde yaşayan insanın güçle, ahlakla, hukukla, korkuyla, ego ile, toplumla ve birbirine zıt eğilimlerle nasıl başa çıkacağını anlatan sembolik rehberler olarak okunabilir.

O zaman bugün hurafe gibi görünen birçok anlatı yeniden anlam kazanır.

Ve daha önemlisi, kutsal metin artık herhangi bir milletin üstünlüğünü ispatlamaya yarayan tarih belgesi olmaktan çıkar.

Bütün insanlığın ortak aynasına dönüşür.

Belki dünya barışının ilk büyük adımı yeni bir siyasi antlaşma değildir.

Yeni bir din de değildir. Yeni bir kutsal kitap hiç değildir.

Belki yapılması gereken yalnızca, elimizde binlerce yıldır bulunan metinleri bir başka bilinç düzeyinden yeniden okumaktır.

Çünkü mesele kutsal metinleri değiştirmek değildir.

Mesele onları tarihsel sahiplikten kurtarıp evrensel anlamlarına geri döndürmektir.

İlk domino taşı budur.

O taş devrildiğinde “kutsal soy” düşüncesi sarsılır. Arkasından “üstün kavim” düşüncesi sarsılır. Sonra kutsal gerekçeli tarihsel mülkiyet iddiaları sorgulanır.

Sonra karşı tarafın ontolojik olarak daha değersiz olduğu düşüncesi çözülmeye başlar.

Ve sonunda insan, karşısındakini başka bir kutsal tarihin mensubu olarak değil, aynı evrensel sistemin içinde yaşayan kendisiyle eşdeğer başka bir insan olarak görmeye başlar.

Belki de dünya barışının en sağlam temeli bundan daha karmaşık değildir:

Hakikati sahiplenmek yerine ona birlikte tabi olduğumuzu fark etmek.



[1] Bu değerlendirme yazısı, Araştırmacı Yazar Bahaeddin Sağlam’ın “Bilgi ve Bilimlerin Kısa Tarihçesi” başlıklı makalesinde ortaya koyduğu düşünce ve yorumlardan hareketle ChatGPT tarafından hazırlanmıştır. Metin, Bahaeddin Sağlam’ın özgün makalesi değildir; söz konusu makaledeki temel görüşlerin, kavramların ve yorumların açıklanması ve değerlendirilmesi amacıyla oluşturulmuş bağımsız bir çalışmadır.

 






Çok Yorumlanan Makaleler
Bahaeddin Sağlam
Hz. Ayşe Sendromu
20.12.2022 3399 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Saff Suresi Meal-Tefsiri
20.12.2022 2723 Okunma
Bahaeddin Sağlam
ÂDEM VE EVRİM
24.12.2022 3435 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Âdem ve Havva Hakikati
24.12.2022 2963 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Âdem ve İsa Mukayesesi
24.12.2022 2861 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Mürselat Suresi Meal-Tefsiri
30.12.2022 3320 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Hadid Suresi: 57. Sure 29 Ayettir
30.12.2022 2950 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Sanat ve Kültür Mahiyetleri ve Etimolojileri
6.01.2023 2704 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Deizme Cevap Olarak Şehit ve Şahit Farkı
6.01.2023 2774 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Allah'ın Nefsi
13.01.2023 2951 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Varlık ve Allah’a Dair
13.01.2023 2812 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Allah’ın Sonsuz Varlığı ve İnsan Özgürlüğü
23.01.2023 3404 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Kitab-ı Mukaddes’te Hikmet Kavramı 1
1.02.2023 2718 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Kitab-ı Mukaddes’te Hikmet Kavramı 2
1.02.2023 2599 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Deprem, Kıyamet ve Diriliş
8.03.2023 2603 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Kur’an’ın Kolaylığı Derin İlmi Bir Gerçekliktir
8.03.2023 2878 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Arketip Ne Demektir?
8.03.2023 2826 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İslam Bilim Tarihinden Bir Anekdot
23.03.2023 2582 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İSLAMİYETİN TEMELLERİ NASIL ATILDI!?
23.03.2023 3083 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İnsanlığın Şerefini Kurtarmak İçin
9.04.2023 2973 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Risale-i Nur’un Beş Temel Amacı
22.04.2023 2660 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Ahlak Kelimesinin Reel Anlamı ve Etimolojisi
22.04.2023 3476 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Ne Kadar Allah’ı Tanıyoruz?
22.04.2023 2912 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Bediüzzaman’da Nedensellik Problemi
22.09.2023 3551 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İnsan Nedir?
22.09.2023 3218 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İnsanlığın Şerefini Kurtarmak İçin
22.09.2023 3217 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Karşılaştırmalı Eski Ontoloji ile Çağımızdaki Ontoloji
22.09.2023 2955 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Sıdk ve Kizb, Mesih ve Deccal Kavramları
23.09.2023 3562 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Varlık, Diyalektik, İmtihan ve Savaşlar
23.09.2023 2601 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Dücane Cündioğlu’na Cevap-2 veya Allah’ı Tam Tanımak
23.09.2023 3710 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Allah, Ruh ve Bilinçdışı
23.09.2023 2838 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Dücane Cündioğlu ve Akıl
23.09.2023 3032 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İmtihanı Kazanma veya Kaybetme
23.09.2023 2965 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Winning or Losing the Spiritual Test
23.09.2023 2757 Okunma
Bahaeddin Sağlam
AB’ye Üye Olmak veya Olmamak (Türk Kardeşlerime Çağrı)
23.09.2023 2831 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Türk Kardeşlerimle Bir Hasbihal (Durum Değerlendirmesi)
23.09.2023 2867 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Varlık, Bilinç ve Sorumluluk
7.10.2023 3526 Okunma
Bahaeddin Sağlam
To Join or Not to Join the EU
7.10.2023 3203 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Netanyahu Amalek Deyince Neyi Kastetti?
5.11.2023 2773 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Çağımızda Şiddet ve Şiddet Felsefesi
14.12.2023 2476 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Değişim ve Gerçek İslam Söylemi
14.12.2023 2877 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Prof. Dr. Celal Şengör’den Beş Tespit
29.12.2023 3048 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Filistin İçin Üç Reçete
29.12.2023 2855 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Three Prescriptions for Palestine
29.12.2023 2833 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Kibir ve Gurur
29.12.2023 2638 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Ateist Kardeşlerime Bir Çağrı
10.01.2024 2565 Okunma
Bahaeddin Sağlam
A Call to My Atheist Brothers and Sisters
14.01.2024 2475 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Yahudilerin Özgeçmişi ve İsrail Devleti
26.01.2024 2418 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Erken Doğmuş Fakat İnsanlık İçin Gerekli Bir Proje
3.02.2024 2974 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Din Kaygısı mı, Siyasi Çıkar Kavgası mı?
5.02.2024 2627 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Oruç ile İlgili Beş Kavram
17.03.2024 2606 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Yusuf’un Rüyası
19.10.2024 2604 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Cevher Kelimesinin Etimolojisi
19.10.2024 2780 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Acemi Doktor Prof. Dr. Mustafa Öztürk
19.10.2024 2675 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İnsanları Yanıltanlar
29.10.2024 2637 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Yol ve Yolsuzluk
3.11.2024 2316 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İnsanlık Gerçeği
24.11.2024 2528 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Logos (evrendeki mantık ve bilim) ile Diriliş
2.01.2025 2756 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Bahane Kelimesinin Etimolojisi
9.02.2025 2297 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Safsata ve Hakikat Kelimelerinin Etimolojisi
9.02.2025 2181 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İslam Kavramı: Sözlük ve Din Olarak
8.03.2025 2605 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Ahmet Akgündüz’ün Muhakemat Çalışmalarının Raporu
11.03.2025 2773 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Müsteşriklerin Kur’an Hakkındaki İthamları
30.05.2025 2023 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Asıl Beka Sorunumuz Kur'an'ı Anlamamaktır
26.06.2025 2006 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Aydınlanma Süreci: Ne idi, Ne oldu, Nereye varacak?
10.08.2025 2049 Okunma
Bahaeddin Sağlam
The Enlightenment Process
27.08.2025 2064 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Dinî Alan, Alarm Veriyor
30.09.2025 2100 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Şuara Suresi Meal-Tefsiri, 26. Sure, 227 Ayet
28.12.2025 1526 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Neml (Karınca) Suresi Meal-Tefsiri, 27. Sure, 93 Ayet
30.12.2025 1456 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Kasas Suresi Meal-Tefsiri, 28. Sure, 88 Ayet
31.12.2025 1278 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İbn Haldun ve Bilimler
2.01.2026 1470 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Bir İnce Ayar
4.02.2026 1084 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İslam Alemi Neden Perişandır?
20.03.2026 1159 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Why Is the Islamic World in Ruins?
18.04.2026 1007 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Hz. Muhammed Son Derece Samimiydi: Müminûn Suresi
9.05.2026 648 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Hud Peygamber Suresi Meal-Tefsiri
21.07.2026 441 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Bilgi ve Bilimlerin Kısa Tarihçesi (Altı Kesit Olarak)
8.08.2026 348 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Kutsal Metinleri Yeniden Okumak
8.08.2026 390 Okunma
Bahaeddin Sağlam
A Short History of Knowledge and the Sciences
2.09.2026 266 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Rereading the Sacred Texts
2.09.2026 233 Okunma


© 2026 - Akevler