İslam ümmeti için ağıt
1104 Okunma, 2 Yorum
Ahmet Hakan - Hürriyet
Lütfi Hocaoğlu

15.09.2012

EĞER müptezel bir adam, çektiği bayağının bayağısı bir filmle...

Yemen’i karıştırıyor, Mısır’ı ayağa kaldırıyor, Libya’yı kana bulayabiliyorsa...

Bunun bir tek bir anlamı vardır:

İslam ümmeti acınacak halde!

* * *

Eğer kafadan sakat bir provokatör, çektiği pespaye bir filmle...

Ortadoğu’daki tüm politik dengeleri değiştirebilecek bir güce erişebiliyorsa...

Bunun tek bir anlamı vardır:

İslam ümmeti perişan bir halde!

* * *

Eğer maksadı kışkırtıcılık olan bir adam, kışkırtma maksatlı gerzek bir film çekerek... Anında maksadına ulaşabiliyorsa...

Bunun tek bir anlamı vardır:

İslam ümmeti ağlanacak halde!

* * *

Eğer koftiden bir adam, çektiği süper gerzek bir filmle...

Adam yerine konulup hak etmediği ölçüde bir değer kazanabiliyorsa... Bunun tek bir anlamı vardır:

İslam ümmeti basiretsiz halde!

Yazının tamamı için http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21469487.asp

 

Yorum:

Filmi kim çektirdi?

Zannedersiniz ki koftiden adam filmi çekti.

Zannedersiniz ki koftiden yapımcı filmi yaptı.

Zannedersiniz ki koftiden oyuncu filmde oynadı.

Bunların hepsi yapılabilir.

Ama bunları sinemalarda kim gösterecek? Bunu haber olarak kim yayacak?

Şu çok açıktır. O filmi yapan da, ABD Libya büyükelçisini öldüren aynıdır.

Artık öğrendik. Bu tür provokasyonlar asla kendiliğinden olmuyor. Provokasyonu takiben bir olay meydana geliyor. Biri öldürülüyor ya da topluca olay çıkarılıyor. Bunların hepsi aynı kaynaktan meydana geliyor, dünyayı aleve veren kaynaktan.

Böylece arkadan asıl amaç ortaya çıkıyor. Ya ABD hükümeti bir karar alıyor, ya NATO bir karar alıyor. Ya da başka birisi bir karar alıyor ve zalim yine zulmüne devam ediyor. Tıpkı 11 Eylül gibi.

 

 

Lütfi Hocaoğlu


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
19.09.2012
03:56

ÖZELLİKLE HAKAN KANDAL'IN DİKKATİNE !

*

M.Nedim Hazar Çağrı tekrar çekilir mi? (1) "Duydun mu?" dediler, "Peygamber Efendimiz'i karalayan bir film yapmış yine alçaklar!" Yeni bir şey değildi bu... Hemen paniklemeyin, bir önceki yazımızın yanlışlıkla tekrarı değil bu. Çünkü hâlâ böyle diyenler çıkıyor karşıma. Sonrası biraz daha değişiyor. Şöyle oluyor: 'Biz niye İslam tarihini, Müslüman kahramanları, olayları layıkıyla anlatan filmler çekemiyoruz?' Artık bir klişe soru haline gelmiş bir şeydir bu. Her kutsal günde, manevî atmosferde zevkle izlenilen Mustafa Akkad'ın Çağrı filmi izlenirken ve sonrasında da hep aynı tartışma yapılır. Kendi kendimize kızarcasına şu tespiti yapmaya bayılırız: Çağrı'dan başka doğru dürüst filmimiz yok! Olaya biraz daha dışarıdan ve gözlemci sıfatıyla müdahil olanlar ise şöyle derler mesela: Kaç yıl oldu, Müslümanlar hâlâ bir Çağrı çekemediler! Elbette haklı bir tespit ve yerinde bir gözlemdir. Doğrudur, Müslümanlar üzerinden neredeyse 40 yıl geçmesine rağmen bırakınız Çağrı'ya içerik, estetik ve etki açısından denk, yanına bile yaklaşabilecek bir film çek-e-mediler. Bundan sonra da biraz zor, -beylik ifadeyle- bir Çağrı kolay çekilmiyor zira! Durumu anlatabilmek için Akkad ve Çağrı'nın çekim hikâyesine bakmak lazım. Yılını tam hatırlamıyorum, sanırım 1990'lı yılların başıydı. Mustafa Akkad film işine oluk oluk para akıtan muhafazakâr bir işadamı ve TV istasyonunun sahibinin daveti üzerine ülkemizdeydi. Bu enteresan adamla tanışmayı kafaya koymuştum ama nedense onu ülkemize getiren dostlarımız kimseyle görüştürmüyorlardı. Kaldığı otele gittiğimizde bizi nazikçe reddettiler. Tam otelden çıkarken resepsiyonun telefonu çaldı ve biri bize seslendi: "Mustafa Akkad ile görüşmek isteyen sizler misiniz?" Büyük usta, gazetecilerin kendisiyle görüşmek üzere geldiğini duymuş ve gizlice bizi arayıp, biraz bekledikten sonra aşağıya geleceğini bildirmişti. Yarım saat kadar, kendisine ev sahipliği yapan elemanların evlerine gitmesinden sonra lobide karşımıza geldi. Elinde tuttuğu piposu ve beni inanılmaz derecede şaşırtan entelektüel duruşuyla, piyasa kurdu bir yapımcı-yönetmenden çok bir feylesof, bilge bir sinemacı ile karşı karşıyaydık. Beraberimde şimdilerde Bugün gazetesinde yayın yönetmenliği yapan meslektaşım Erhan Başyurt vardı. Ve o gün epey uzun süren bir görüşme yaptık rahmetli Akkad ile. Çok az bir kısmını da gazetede haber olarak yayımladık. Çok çarpıcı bir hayat hikâyesi vardı büyük ustanın: Mustafa Akkad, 1930 yılında Halepli bir gümrük memurunun ve Antepli bir ev hanımının oğlu olarak dünyaya geliyor. 19 yaşına geldiğinde babasına, Amerika'ya gidip film eğitimi almak ve yönetmen olmak istediğini söyleyince, çok şaşırıyor herkes. Düşünün lütfen 1940'lı yılların sonunda Halep'in küçük bir kasabasındaki Müslüman bir Arap çocuk sinema endüstrisinin merkezine gidip, yönetmek olmak istiyor! Bu müthiş idealizmin önünde durmuyor baba Akkad, bütün birikimi olan 200 doları oğluna uzatıp dualar ile yolluyor Mustafa'yı. Yollarken bir şey daha veriyor yürekli baba: Kur'an-ı Kerim... Yüreğinde böylesi bir sinema tutkusu, arkasında baba duasıyla Los Angeles'a gidiyor Akkad. Ucla Üniversitesi'nde sinema eğitimi alırken bile babasının onu yolladığı günkü bilinçten zerre sapmıyor. Okula mescit açılması için mücadele ediyor mesela. Ve açtırıyor da. Mezuniyet sonrasında akademik kariyerine Californiya Üniversitesi'nde devam edip yüksek lisans yapıyor. Daha öğrenci iken CBS'de çalışmaya başlıyor. Ve ünlü Sam Peckinpah ile sıkı dostluk kuruyor... Sınıf arkadaşı Patrica'ya aşık oluyor ve evleniyorlar. Birbirlerinin inancına saygı duyan bir evlilik sonrasında doğan çocuklarını da kendi kültüründen uzak yetiştirmiyor Akkad. Bunları anlatırken, bir ara gülümsedi ve bana 'aslında ben de yarı Türk sayılırım' dedi. Amerika'daki İslam algısı onu hep rahatsız ediyor. Hollywood'un İslam'a bakışı üzerindeki yükü vebale dönüştürüyor bir süre sonra. Bireysel ilişkiler ile bu algıyı kıramayacağına inanıyor. İlk başta kendi çocukları olmak üzere, en küçük yaştaki çocuklardan, İslam dinini bilmeyen gayrimüslimlere kadar herkesin anlayabileceği, anlayıp sıcaklık duyacağı bir İslam'ı anlatan film çekmeyi kurguluyor. Çağrı filmi projesi gelişiyor böylece. Ancak kolay değil, böylesi büyük ve ilk olan bir projeyi hayata geçirmek. Zira ilk engeller Amerikan film sektöründen değil, kendi kültüründen ve dinine mensup çevrelerden geliyor. Bir sonraki yazıda konuya devam edelim... n.hazar@zaman.com.tr http://twitter.com/nedimhazar 19 Eylül 2012, Çarşamba

Reşat Nuri Erol
22.09.2012
07:21

M.Nedim Hazar Çağrı tekrar çekilir mi? (2)

Mustafa Akkad, CBS'te program yaparken kendisini çok etkileyecek bir aktör ile tanışır: Anthony Quinn... İslam tarihini anlatan bir film çekeceğini bahsettiği ilk insanlardan biri de dolayısıyla Quinn oluyor ve Hz. Hamza rolü teklifini ona yapıyor. Çağrı'nın çekim hikayesi kadar, yazım hikayesi de enteresan. Akkad, öyküyü oluştururken Hz. Peygamber Efendimiz'i gösteremeyeceğini biliyor ama başta 4 halife olmak üzere birçok sahabe efendimizi de gösteremeyeceğini danıştığı Müslüman alimlerden öğreniyor. Resim ve heykel ile epey mesafeli duran bir inancın böylesi bir filme cesaret etmesi bile başlı başına bir iş. Ancak şöyle demişti Akkad: "Eğer İslam izin verseydi bile peygamberi göstermezdim. Sadece bizim peygamberimizi değil, hiçbir peygamberin gösterilmesi taraftarı değilim. Onların ulvi kişiliklerini zedeleriz diye endişelerim hep vardı." Ünlü Waterloo filminin senaristi H.A.L Craig'den profesyonel destek alıyor. O gün 77 yaşında olan Mısırlı usta yazar Tewfik El-Hakim de hem danışman hem de diyalog yazarı olarak katkıda bulunuyor senaryoya. Çağrı filminin senaryosu ortaya çıkınca kaynak arama çalışmaları başlıyor. Film için öngörülen bütçe yaklaşık 10 milyon dolar. Vasat bir Hollywood filmi için bile epey düşük bir maliyet bu aslında. Ama parayı bulmaktan daha mühim sıkıntılar ortaya çıkıyor. Bazı İslam ülkelerinden tepki görmeye başlıyor film. Fas Kralı ikna ediliyor ve çekimlere 1976 yılında başlanıyor. Akkad, o güne kadar denenmemiş bir şeyi, üstelik tüm İslam âleminin gözü üzerindeyken yapabilecek kadar gözü pek bir insan: Filmin esas kahramanını hiç göstermeyecek! Setler kuruluyor, ekipler toplanıyor vs. Teknik ekibin tamamına yakını Hollywood kökenli. Fakat büyük usta, hepsinin sözleşmesine şöyle bir madde koydurmuş: "Müslüman bir asistan ile çalışacağız." Yani, her Amerikalı yanına bir Müslüman yardımcı alıp, film boyunca yetiştirecek. Muazzam bir deha örneği... Bırakınız yardım etmeyi, İslam kültürünün, mirasının üzerine konup, ondan para kazanmayı hayat tarzı haline getirmiş bazı çevreler işi azıtıyor ve uluslararası tehdit boyutuna getiriyorlar. Özellikle Suudi Kralı'nın dayatmalarına dayanamayan Fas Kralı, filme destek vermekten vazgeçtiği gibi film ekibinin 15 gün içinde Fas topraklarından çıkmasını istiyor. Bununla yetinilmeyip, kurulan tüm setler yıkılıyor. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamasını beklediğimiz Mustafa Akkad yılmıyor. Neredeyse binden fazla insan kaderinin ne olacağını beklerken, sevindirici haber Libya'dan geliyor. Kaddafi hem filme para vereceğini hem de ülkesinde çekebileceklerini söylüyor Akkad ve Quinn'e... Yalnız iki şartı olduğunu ekliyor: İslam alimleri senaryoyu onaylamalı ve kutsal şahısları sadece Müslümanların oynadığı bir film daha çekilmeli. Belki de daha hayırlı bir gelişmeye neden oluyor ve uzun uğraşlar sonucunda Ezher Üniversitesi'nin onayını alıyor Akkad. Ve dünyada yine o güne kadar yapılmamış bir şey daha yapılıyor; aynı anda iki film çekiliyor. Önce Çağrı'nın oyuncu ekibi gelip sahneyi çekiyor, ardından Müslüman oyuncular aynı sahneyi tekrar çekiyor. Aynı gün, aynı yerde... Ve ortaya hem "The Message" çıkıyor hem "Er-Risale.." Onlarca enteresan ayrıntı var Çağrı'nın çekim öyküsüyle ilgili ancak bir tanesi çok çarpıcı. Mustafa Akkad 'Vahşi' karakteri için oyuncu düşünürken bir türlü kimse tam oturmuyor bu karaktere. Kaldığı otelde elektrik teknisyeni olarak görev yapan Salim Gedara'yı görünce 'işte bu' diyor. Salim, rolün hakkını veriyor. Çekimden bir yıl sonra Salim, Akkad'ı arıyor ve 'hayatımı bitirdin' diyor. Bu rolden dolayı işten atılmış, sokağa çıkamıyor. Bir sonraki yazıda artık esas meselemize gelelim. n.hazar@zaman.com.tr http://twitter.com/nedimhazar 22 Eylül 2012, Cumartesi





Sayı: 170 | Tarih: 16.09.2012
Mahir Kaynak
Siyaset, artık dine alet edilmiyor!
Laiklik
1774 Okunma
24 Yorum
Süleyman Karagülle
Ahmet Hakan
İslam ümmeti için ağıt
Filmi kim çektirdi?
1104 Okunma
2 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Yusuf Kaplan
'Şeytan'ın masumiyeti!
Durun kalabalıklar!
908 Okunma
Ali Bülent Dilek
Mehmet Şevket Eygi
Bir Tür Kıyamet Kopacak
Umudumu Yitirmedim
848 Okunma
1 Yorum
Emine Hocaoğlu
Hüseyin Gülerce
Libya'da hangi düğmeye basıldı?
Müslümanca Tavır
835 Okunma
Zafer Kafkas
Mehmet Barlas
Özgürleştirmek kolay bir iş değildir...
Müslümanların Masumiyeti
827 Okunma
1 Yorum
Tayibet Erzen