Bir değerlendirme
807 Okunma, 5 Yorum
Mahir Kaynak - Star
Süleyman Karagülle

Mahir KAYNAK

29 Nisan 2012 Pazar

 

Dış politikamız, her biri kendi içinde tutarlı, ama birbiriyle çelişen iki yöne işaret etmektedir. Bunlardan biri AB üyeliğidir ve bunu gerçekleştirmek üzere bir bakanlığımız da vardır. Diğeri bölgesel bir güç olmak ve dünyaya yön verenlerle, eşit olmasa bile, kısmen rol paylaşmaktır. Bu etkinliğimizin giderek artacağı da düşünülmektedir. Bu iki politikanın birbiriyle eşleşmesi mümkün değildir. AB üyesi olursak, dünya ölçeğinde bir güç odağı olmak isteyen bu kuruluşa Ortadoğu’nun kapılarını açarız ve enerji ihtiyaçlarını etkin oldukları bir bölgeden elde etmelerini sağlarız. Bu durum Rusya ve ABD’nin yeni stratejileri ile çatışmaktadır. Her iki ülke de kendileriyle her alanda rekabet edebilecek bu gücü kontrol altında tutmak istemektedir. Ayrıca son ekonomik krizin kendiliğinden oluşmuş kaotik bir durum almadığını, ABD’nin politikalarıyla uyuşan sonuçlar yaratan kontrollü bir eylem olduğunu ve hedefinin AB’yi dağıtmak ve Çin’i sınırları içine hapsetmek olduğunu düşünüyorum. Eğer düşüncem doğruysa zaten dağılacak bir yapıya girmenin ne anlamı olur?

 

-AB ye girme ve orta doğu liderliği çelişkidir. Kriz ABD tarafından AB’ye ve Çin’e karşı oluşturulmuştur.

- Sermaye süper güçlere karşı oluşturmuştur. Ters tepebilir.

 

***

Bu durum iç politikamızı da etkileyecektir. Ülkemizin geleceğini batılılaşmakta gören ve bunun yolunun AB üyeliğinden geçtiğine inanan kesim, Türkiye’nin AB ile bütünleşmiş bir bölgesel güç olmasını destekleyeceklerdir. Bunlar az değildir ve önemli bir bölümü AK Parti’yi desteklemektedir. Son zamanlarda bu kesimdeki bazı kişilerin eleştirici tavır içine girmelerini bu sebebe bağlıyorum ve sayılarının artacağını düşünüyorum.

 

-AB’ye karşı muhalefet oluşmaya başlamıştır. Artacaktır.

-Sermaye İngiltere’yi güçlendirmek için girmemizi istedi. Şimdi de etkin güçleri İslam’la tehdit ediyor ve AK Parti’yi kullanıyor.

 

İkinci politikamız bölgesel bir güç olmak ve AB dışında kalmaktır. Bu politikamız ABD ve Rusya tarafından desteklenecektir. Böylece bölgeye rakipleri olan AB ve Çin yerine çıkarları çatışmayan Türkiye etkili olacaktır. Yıllardır savunduğum model budur. Tahterevallinin bir tarafında ABD, diğerinde Rusya olacak bu dengenin istinat noktası Türkiye olacaktır. Rolümüz çok önemlidir ve istinat noktası olamayan bir terazi söz konusu bile değildir.

 

-Türkiye AB dışında kalırsa Türkiye, Rusya ve ABD içinde yerini bulur.

- Türkiye tarafsız kalmalıdır. AB demokrasi yolunda, Çin ekonomide diğerlerinden daha ilerdedir.

 

Türkiye bu politikaya uygun bir tavır sergilemektedir. Suriye ile sınırımız birbirinin uzantısı hatta akrabası olan iki halkı ayrıştırmıştır. Siyasal sınırları değiştirmek gereksizdir ve bunların çok önemli olduğu da söylenemez. Ancak Suriye halkı ile farklılaştırıldığımız için yapay siyasal sınırlara ilave olarak kültürel sınırlar çizilmiş ve birbirimizden farklı hale gelmişiz. AK Parti’nin resmi ideolojiyi bir yana bırakıp tarihi kökler üzerine inşa etmeye çalıştığı yeni dünya görüşü bu nedenle istenmemektedir.

 

- Devlet sınırı dışında komşularımızla zihniyet ayrılığı da yaratılmıştır. Ak parti bunu kaldırıyor.

- Sermaye eğer etkin güçleri emrine almışsa Müslümanları ayaklandırmayı planlıyor. Sonra da onların emrine giren süper güçlere ezdirme politikası içindedir.

 

Ülkemizdeki iç siyasal farklılaşmanın sebebi ideolojik değil dünya üzerindeki konumumuz konusunda farklı görüşlerdir. Ancak politikacılarımızın bunun farkında olduğunu söyleyemeyiz. Mesela CHP’deki lider değiştirme operasyonun sebebi üzerine bir tartışma yok. Bu eylemi niçin yaptılar? Bana göre Baykal AB üyeliğini önemsemiyordu ve Türkiye’nin bölgesel güç olma politikasını destekleyecekti. MHP çevremizdeki ülkelerle ortaklık yerine Orta Asya’ya doğru açılmamızı destekliyordu ama bu politikanın bugünkü şartlarda kimse için önemi yoktu.

 

- Baykal AB üyeliğini önemsemiyordu. Onun için değiştirildi.

- AB değiştirdi deniyor. Nerde? Sermaye değiştirdi. Sebep? AK Partiyi büyütüp birden vurma politikasını izliyor. Bahçeli de orda onun için oturuyor.

 

Siyaset sadece arzulara göre değil daha çok şartlara göre belirlenir. Şartlar lehimizedir bunu kullanmak yerine hayaller peşinde koşmak anlamsızdır. Ayrıca şartlar hayal olanları da aşan imkanlar sunmaktadır.

 

- Siyaset şartlara göre yürütülür. Lehimizedir. Yürütmeliyiz.

- Şartlar lehimizedir. Siyasi bağımsızlık kazanan insanlık, ekonomik bağımsızlığı da kazanmalıdır.

 

Mahir KAYNAK

Yeni ideolojimiz

5 Mayıs 2012 Cumartesi

 

Türkiye’nin bölgesel bir güç olma çabası düşünce sistemimizi de kökünden değiştiriyor. Buradan şu sonuca varabiliriz: Bir ülkede önce düşünce değişmez. Ülkenin siyasi konumu değişince buna uygun bir düşünce sistemi geliştirilir. Bu durumda bir kişinin sağcı, solcu, milliyetçi, dindar olmasının önemi yoktur. Ülkedeki siyasi düşünce dünyadaki yerimize göre belirlenir. Mesela cumhuriyetimizin ilkeleri önceden düşünülmüş ve büyük çoğunluk tarafından benimsenmiş değildi. İmparatorluğun tasfiyesi ve bir ulus devletin kurulması düşünce sistemimizi kökünden değiştirdi ve halkımız bunu benimsedi.

 

-Bölgesel güç olma bizim inançlarımızla ilgili değildir. İmparatorluktan cumhuriyete geçmemiz gerektiğini, halk da benimsedi.

-Türkiye etkin güç olacaktır. Ama bu silahla değil. Adil Düzenle. 1400 sene evvel Mekke Medine ne idiyse şimdi de İstanbul Akevler odur.

 

Ayrıca halkın benimsediğini sandığımız bir düşünce bir gecede değiştirilebilir. Rusya’da halk komünist ideolojiye göre yetiştirilmiş ve farklı bir düşüncenin sınırı aşmasına bile izin verilmemişti. Kamuoyunda tartışılmadan, siyasi taraflarca kalması ya da gitmesi konusunda bir tercih yapılmadan, bir güç tarafından ideoloji yok edildi ve güçlü bir iz bırakmadı.

Bu durumda dünya üzerindeki konumumuz değişince düşünce sistemimizin değişmesi kaçınılmazdır. Yani resmi ideoloji muhafaza edilerek bölgesel bir güç olunamaz. Birlikte hareket ortak değerlere sahip olmakla mümkündür. Ancak bölgemizde çok farklı kültürel yapıların bulunması yeni düşünce sistemimizin kapsayıcı nitelikte olmasını gerektiriyor. Dindarlarla laik düşünenler, farklı dillerde konuşanlar ve tüm kültür değerleri birbirinden farklı olan halkları birbirine yaklaştırmak gerekiyor.

 

***

- Halkın zihniyeti bir gecede değişir. Bölgesel güç olmak istiyorsak milliyetçilikten ve dindarlıktan vazgeçmeliyiz.

- Bölgesel güç değil insanlık içinde etkin plan istiyorsak, Adil Düzen’i benimseyip dünyaya örnek olmalıyız.  Hicret demokrasisi, dilerim etkin olduğu laiklik, tekelsiz liberalizm ve  herkes için primsiz sosyal güvenlik.

 

Bizi Osmanlıyı diriltmekle suçlayanlar yanlış düşünüyor. Eğer tarihte böyle bir devlet olmasaydı bile o yapıya benzer hareket etmek zorunda kalırdık. İnsanların kültürel değerlerinden çoğu doğumla belirlenir. Yani dinimiz, dilimiz ve diğer değerlerimizin çoğu kaşımız gözümüz gibidir ve kolayca değiştirilemez.

 

-Osmanlılar değişik dil ve dinleri birleştirdi. Biz de bunu yapmak zorundayız.

- Bu da hakemlerin denetiminde yerinden yönetimle gerçekleşebilir.

 

Bugünlerde geçmişte aklımızın ucundan bile geçiremeyeceğimiz olaylar yaşıyoruz. Askerin siyasi gücü tasfiye ediliyor ama itibarı mutlaka korunacaktır. Hatta önemli konularda görüşleri de alınır. Eskiden Kürt kelimesini ağıza almak bile suç iken şimdi onların kültürel haklarının verilmesine çalışılıyor. Azınlıkların sınırlandırılan hakları iade ediliyor. Her türlü inancın önündeki engeller kaldırılıyor, hatta dinsiz olmanız bile baskı altına alınma sebebi olmaz deniyor.

 

- Değiştiriyoruz, askerleri yargılatıyoruz, Kürtlere haklar tanıyoruz, azınlıkların haklarını genişletiyoruz. Dinsizlerin bile hür olduğu laikliği benimsiyoruz.

- Ordumuzu perişan ediyoruz, Kürtlere has deyip devletimizi bölüyoruz, Lozan’ı delmekle, soykırımda sorumluluk yükleniyoruz. Dinlere özgürlük diyoruz ama dışlıyoruz. Adil Düzen’in çizdiği sınırı değiştirmek tanrının işine karışmak olur.

 

Bu önceden düşünülmüş sonra hayata geçirilmiş bir proje değildir. Önce dünya üzerindeki yeni rolümüzün ne olacağı düşünülmüş sonra bunun gerekleri yerine getirilmeye çalışılmıştır. Eğer geçmişteki yapımızı korumak isterseniz ve günümüzde yapılanları bir sadakatsizlik sayarsanız eskisi gibi çevre ile teması kesmek ve sınırlarımızın dışını yabancı saymak gerekir. Yani Suriye ile Arjantin aynı kategorideki ülkelerdir demeliyiz.

 

-Eski siyaseti sürdüreceksek Suriye ile Arjantin aynı olmalıdır.

- Türkiye’nin sahibi devlet süper güç olursa tek süper güç olur. Dünya buna izin vermez. Türkiye uygarlıkta birinci güç değilse kendisini kesin olarak koruyan ama dünya siyaseti bakımından etkin olmayan olmak durumundayız.

 

Bölgesel güç olmak sınırları kaldırmak anlamına gelmez ama bunları bir şekil düzeyine indirir. Ortak değerleri savunan, birbirinin kültür değerlerinde saygılı hatta bundan etkilenmeyi yabancılaşmak olarak algılamayan halklar haline gelirler. Zaten her halk çevresinden etkilenmiştir ve oluşan kültür değerleri ortaktır. Klasik Türk müziği bunun tipik bir örneğidir ve bu sadece bir halkın eseri dersek bencillik yapmış oluruz.

 

- Sınırlar kaldırılmamalı ama asgari düzeye indirilmeli.

- Sınırlar sadece verginin ödenmesi, güvenliğin sağlanması amacıyla yer almalı. Bucaklar arası sınırla devletlerarası sınırlar arasında fark olmamalı. Mal, emek, sermaye ve bilimin akışı tamamen serbest olmalıdır. Bölgeye değil dünyaya serbest olmalıdır.

 

NOT:Yazıda yer alan italik ifadeler Süleyman Karagülle'ye aittir.

 

Yorum:

 

Yeni Türkiye

 

 Adil Düzen’de Türkiye’nin siyaseti ne olacaktır?

 

1- Dünyadaki bütün insanlara giriş serbest olacaktır. Yeryüzü insanlığındır. Herkes her yere gitme özgürlüğüne sahiptir. Sadece güvenlik amacıyla gittiği yeri oranın emniyetine bildirmekle yükümlüdür. Emniyet onu korur. Bir şey olursa tazmin eder. Seyahati sigortalıdır. Tabii çıkış da kayıtsız şartsız serbesttir.

2- Ülkemize her türlü mal girer ve çıkar. Girişte vergi alınamaz. Çıkışta da alınamaz. Vergi üretilirken alınır.  Giriş çıkışlara devlet karışmadığı için ülkeye bir şeyin girmesi için başka bir şeyin çıkması gerekir. Dolayısıyla ithal edilenin vergisi zaten alınmıştır.

3- Türkiye hakemliği kabul eden dünyadaki bütün güçlerle gücüne bakmaksızın stratejik işbirliğine gider. Yalnız bizimle değil kendi aralarında da hakemliği kabul etmelidirler. Saldırılara karşı savunmasını yaparken dış yardımı hiçbir karşılık vermeden kabul eder. Onun dışında hakemliği kabul etmeyen ülkeler arasında farklılık gözetmez. Hakemliği kabul eden ülkeler arasında da farklılık gözetmez.

4- İstanbul’da bir kuyumcular kooperatifi kurar. O kooperatif altın bonosunu çıkarır. Bu kooperatif tüm yeryüzündeki kuyumcuları isterse ortak eder. Bu kooperatif, ulusal paralarla altın bonosunu alıp satar.  Uluslar arası döviz olarak bu senet kullanılır.  Türkiye devleti faizlerini sıfırlar. Altın para üzerinde kredileşme ilkesi içinde alışverişlerini yapar.

 

Türkiye er geç bunları yapacaktır. Süper güç olmayacak, etkin ülke olacaktır. Bunun için hakemlerin denetiminde yerinden yönetim ilkesi benimsenecektir. Ekseriyet değil, hicret demokrasisi, dinleri dışlayarak değil bütün dinlere denge içinde yer veren laikliği, Tekel kapitalizmini değil, devlet sosyalizmini değil, tekelden arınmış halk liberalizmini ve aidatlı sigorta sistemini değil yeryüzündeki kira paylarından yararlanan genel sosyal sigortasını benimseyen bir düzenle, Adil Düzen’le insanlığa örnek olacak ve hizmet edecektir.

 

 

Süleyman Karagülle


YorumcuYorum
Reşat Nuri Erol
07.05.2012
07:13

M. Ali Yıldırımtürk Küresel ekonomik krizin failleri...

FAİZCİLER... Tarihsel gelişmeler hatırlandığında finansal krizin oluşumunda pek fazla fark olmadığı gözleniyor. Finansal krizlerin geçmişini araştırırken, Osmanlı döneminin 1860'lı yıllarında 'Galata bankerleri' olarak bilinen sarraf ve kuyumculardan oluşan bankerler en çok dikkati çekiyor. Bir internet sitesinde bu konuyla ilgili olarak, "Galata bankerleri, İstanbul'un Galata semtinde bulunan 'Komisyon Hanı' ve 'Havyar Hanı' adı verilen iki ayrı handa faiz karşılığında para veren azınlıklar için kullanılan bir tabirdir. Düyûn-u Umumîye'nin kuruluşuna değin, özellikle Osmanlı Bankası'nın faaliyete geçişine kadar iktisat tarihimizde önemli yerleri olan Galata bankerleri, çoğunlukla 'sarraflık' (kuyumculuk) yapan zenginlerden oluşmaktaydı.' deniliyor. Bilgilerin devamında, "Galata bankerleri tabakasını oluşturan azınlık gruplar, faizcilikle kendi sermayelerini sürekli büyütürken devleti ekonomik yönden ciddi sıkıntıya soktular. Diyebiliriz ki, Osmanlı Devleti'ni ekonomik yönden çökerten en önemli etken dış borç ve onun getirdiği faiz yüküydü." ifadesi kullanılıyor. Faiz yükünün nasıl oluştuğuna gelince; ilk defa 1854 yılında Kırım Savaşı esnasında İngiltere ve Fransa'dan aldığı 3 milyon sterlin ile dış borç sarmalının içine itilen Osmanlı Devleti, iç borçlanmayı da Galata bankerleri adıyla bilinen zengin gayrimüslim para sahiplerinden yaparak borç ve faiz bataklığına saplandığı görülüyor. Galata bankerleri saraydan başlayıp, vezir, vükela, memur ve subaydan imparatorluğun en uzak köşesindeki tahıl ya da meyve üreticisine, oduncusuna, kömürcüsüne ve her türlü esnafına kadar uzanan bir ağ kurmuşlar. Küreselleşme ve telekomünikasyonun gelişimiyle, birbiriyle iç içe girmiş ekonomiler ülke bazlı olarak değerlendirildiğinde, 1860'larda Osmanlı'da yaşananlardan farklı bir görünüm değil. Amerika'da başlayan ve tüm dünyaya yayılan finansal krizin; Avrupa Merkez Bankası'nın yüzde 3'lerde seyreden faizleri yüzde 1'lere düşürmeye başlamasıyla son iki yılda Avrupa'ya fatura edildiği görülüyor. Bu arada kamu borcu artan Yunanistan, İtalya, İspanya ve Portekiz gibi ülkeler devlet tahvili satarak borçlarını finanse etmek zorunda kaldılar. Son bir yılda bu ülkelerde faiz oranları Euro bazında yüzde 7'lere dayandı. Almanya ekonomisi güçlü olduğundan Euro cinsinden tahvil faizleri yüzde 2'den işlem görüyor. Euro Bölgesi ülkeleri borç krizinde yüzerken nasıl oluyor da para birimi Euro güçlü seyrini sürdürüyor? Galata bankerlerinin uzantıları buralarda da boy gösteriyor. Onlar da İtalya, İspanya ve Portekiz gibi ülkelerin ekonomik yönden batmayacağını biliyorlar. Paralarını Euro'da tutarak bu ülkelerden yüksek faiz almaya devam ediyorlar. Sık aralıklarla da gelişmiş ülke merkez bankalarına parasal genişleme konusunda baskı uyguluyorlar. Geçen ay İstanbul'da İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) ile Durham Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finansı Merkezi ortaklaşa, 'İş ahlâkı ve kurumsal sosyal sorumluluk' sempozyumu düzenledi. Bu konu gazetemizde de yer aldı. Küresel krizin sebeplerinin masaya yatırıldığı sempozyumda 'Küresel krize ahlâki yaklaşımlar' oturumunda konuşan Güney Avustralya Üniversitesi Bankacılık ve Finans Profesörü Mrvyn Lewis, küresel mali krizin ahlâki çöküntü ve açgözlülükten kaynaklandığını ifade etti. Profesör Levis, konuşmasında, küresel krizin Wall Street'teki bankacıların, kredi derecelendirme kuruluşlarının ve brokerların açgözlülüğünden kaynaklandığını söyledi. Lüks hayat yaşayan brokerların insanlara ödeyemeyecekleri mortgage kredileri sattıklarını, insanların bilerek yanlış yönlendirildiğini belirtti. Bu açıdan bakıldığında 1860 yılından bu yana ekonomik krizlerin failleri aynı nitelikteki kişiler, sadece yaşları ve isimleri değişmiş. a.yildirimturk@zaman.com.tr 05 Mayıs 2012, Cumartesi

Reşat Nuri Erol
10.05.2012
06:35

'Türkiye dünyadaki en önemli 5-6 ülkeden biri' ALİ H. ASLAN WASHINGTON - 10.05.2012

Eski ABD Başkanı George W. Bush'un ulusal güvenlik başdanışmanlarından Stephen Hadley, Türkiye'nin dünyadaki en önemli 5-6 ülkeden biri olduğunu söyledi. Washington'a Ankara'yla ilişkilerini daha da geliştirmesi çağrısında bulunan Hadley'e, Başkan Bill Clinton döneminin Dışişleri Bakanı Madeleine Albright da iştirak etti. Albright ve Hadley, etkili düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi'nin (CFR) ABD-Türkiye ilişkilerine ilişkin son raporunun tanıtımı vesilesiyle dün düzenlenen toplantıda konuştu. Rapora imza atan uzmanlar grubuna eşbaşkanlık yapan Albright ve Hadley, Suriye konusunda da önemli mesajlar verdi. Hadley, muhalefeti silahlandırma ve askeri müdahale yanlısı görüşler beyan etti.Albright ise Amerikan halkının savaş yorgunu olduğunu, ancak Obama yönetiminin askeri müdahaleye ön hazırlık planları yapmasını önemli bulduğunu kaydetti. Hadley, AB'nin 'dünyadaki en önemli 5-6 ülkeden biri' olan Türkiye ile daha güçlü bağlar geliştirmesi, NATO'nun da Türkiye'ye İttifak'ta 'daha geniş rol' vermesi gerektiğini kaydetti. Albright ise Ankara'ya Avrupa'nın nasıl parçası olabileceğini 'daima' düşünme telkini yaptı. Hadley, bir 'İslami' partinin 'demokratikleşme ve ekonomik reform' etkeni olabileceğini gösteren AK Parti 'deney'inin başarıya ulaşmasının önemine işaret etti. Gerek Albright gerek Hadley, hükümetin giderek otoriterleştiği, basın özgürlüğüne kısıtlamalar getirildiği, Ergenekon davasının çok uzadığı ve siyasallaştırıldığı yönünde endişelerini ifade etti.

Süleyman Karagülle
10.05.2012
18:55

Milli Görüşün Zaferi: 1967 de Akevler kooperatifini kurduk. 1969 Bağımsız adaylıkları koyduk ve meclise girdik. Parti kurduk. Kapattılar ikinci parti kurduk. İki sene sonra iktidara ortak olduk. Kapattılar, zülüm ettiler. Yılmadık. onlar kapattı biz açtık. Adil düzeni ortaya koyduk. Hükümeti kurduk. Kapattılar. Yılmadık. Anayasa ile iktidar olduk. Bu zulmün merkezinde sömürü sermayesi vardı. Başını Buş çekiyordu. Şimdi Sermaye de karşı olmakla yenemiyeceğini anlamış olmalı ki yanımızda yer alarak batırmak istiyor. Biz barışmaya her zaman hazırız. Bize yun oynayan kendisi düşer. Bu haberler ,Adil Düzen çalışanların ne kadar çok çalışması gerektiğini duyurur. İnsanlık bizi bekliyor.

Reşat Nuri Erol
11.05.2012
06:42

evet...

TÜRKİYE...

bir de MISIR var...

ve MISIR'da İHVAN var...

*

Hayrettin Karaman

11 Mayıs 2012 Cuma

Hasenu'l-Bennâ ve İhvan

Eçtiğimiz Cumartesi ve Pazar günlerinde, Ankara'da, Kocatepe Kültür Merkezinde, uluslararası Hasenu'l-Bennâ ve İhvan (Müslüman Kardeşler) sempozyumu yapıldı. Sempozyumu düzenleyen iki dernek "Medeniyet ve Genç Birikim" dernekleri. Arkalarında büyük sermaye ve önemli mali destek bulunmayan bu iki derneğin fedâkâr mensuplarını, her bakımdan başarılı olan bu faaliyetlerinden dolayı tebrik etmek bir borçtur. Sempozyuma, Malezya'dan Fas'a kadar uzanan İslam ülkelerinden onlarca ilim ve düşünce adamı ile akademisyen katıldı. Yedi oturumda sunulan yirmi beş tebliğde şehid Hasenu'l-Bennâ ile onun kuduğu ve hala canlılığını koruyan, etkisini sürdüren, zaman zaman gündemi ağırlıklı olarak dolduran "el-İhvânu'l-muslimûn: Müslüman Kardeşler" cemaati farklı yönlerden ele alındı, önemli bilgiler sunuldu, değerlendirmeler yapıldı. Bu vesile ile merhum ve İhvan hakkında birkaç satır yazacağım. Hasenu'l-Bennâ (1906-1949), kesin olarak sıradan biri değil; karizmatik ve karizmasını, abartılı propagandaya değil, fazilet ve faaliyetine borçlu olan bir islâmî hareket önderi. Daha öğrenci iken (22 yaşında) müslümanların derdini dert edinmiş, alimler ve şeyhlerle görüşmüş, onların bu konuda ya dertli veya faal olmadıklarını, olmayacaklarını görünce halka yönelerek teşkilatlanma yoluna girmiş, içinde bulunduğu şartlar ve müslümanların maruz kaldıkları zulümler ile problemler öyle gerektirdiği için sırayla "ferdi, aileyi ve cemiyeti" eğitim yoluyla ıslahı da, programının engellerini etkisiz hale getirmek için siyaseti de faaiyet alanına sokmuştur. Onun kitleleri etkileyen yönü, iyi bir hatip olmasına rağmen sözlerinden ziyade örnek davranışıdır. Geceleri herkes uyuduktan sonra uzun süre ibadet eden, yırtık çorapla dolaşan, şehid olduğunda evinin kirasından borcu bulunan, 43 yıllık kısacık bir ömrün içine büyük işler sığdıran bir önder. Bir örnek vermek gerekirse; davasını anlatmak ve taraftar kazanmak için Mısır'da bulunan -büyük küçük şehirler dışında- dört bin köyün 3000'ine gitti ve buralarda halka konuşmalar yaptı. Ayrıca haftalık, onbeş günlük ve aylık altı dergi ve gazete çıkardı. Şehid hakkında yazılacak çok şey var, bir süre sonra çıkacak olan bir kitabımda ben de onun hayatı, düşüncesi ve eserlerini yazdım. Bu yazıyı, sömürgecilerin ve makam düşkünlüğünün esiri olan yöneticilerin şehide, yakınlarına ve bu arada babasına neler ettiklerini naklederek noktalayacağım: Devletin tetikçileri tarafından kurşunlandı, yaralı olarak hastahaneye kaldırıldı, fakat tedavisine imkan verilmediği için kan kaybından şehid oldu. Taziye için baba evine gelenler tutuklandılar, şehid için Kur'an okumak ve cenaze namazı kılmak yasaklandı. Şehidin naşı, önünde ve arkasında birçok silahlı polisi taşıyan arabalarla çevrili bir araç ile evine götürüldü. Evin etrafı sarıldı, insanlar istese bile gelmelerine imkan bırakılmadı. Şehidin babası büyük alim ve salih insan Ahmed el-Bennâ'ya polis, vefat haberini anında ulaştırdığı için altmış yaşını aşmış bulunan babanın adeta beli büküldü, sabaha kadar "Ya rabbi, adaletine sığınıyorum, oğlumu şehid ettiler" diye inleyerek namaz vaktini bekledi. Evde yalnızdı, diğer aile efradı tutuklanmışlardı. Babaya ölüm haberi verildiğinde saat bir idi. "Eğer yalnız başına namazını kılar ve saat dokuzda defnederse eve getireceklerini aksi halde kendilerinin götürüp gömeceklerini" söylediler. O da son bir defa oğlunun yüzüne bakabilmek için buna razı oldu. Baba Ahmed Abdurrahman el-Bennâ bundan sonra olanları şöyle anlatıyor: Cenazeyi sabah namazına yakın, kimseye göstermeden getirdiler, defne hazırlama işini gören kimselere bile izin vermedikleri için çocuğumu kendim hazırladım, tabuta yerleştirdim, ancak tek başıma taşıma imkanım yoktu. Polisten yardım istedim, kabul etmediler, taşıyacak birkaç kişiye izin vermelerini teklif ettim onu da reddettiler ve "sen ve kadınlar taşıyın" dediler. Sokaklar tenha idi, kadınların omuzlarında cenaze taşındı, Kaysûn camiine geldiğimizde kimseler yoktu, camiin görevlilerini bile oradan uzaklaştırmışlardı. Çocuğumun cenaze namazını kılmak üzere önüne durduğum zaman gözlerimden yaşlar boşandı; bunlar yaş değil, insanlara rahmeti ulaşsın diye Rabbime yönelmiş niyazımdı. Namazdan sonra onu İmam Şafiî kabristanına taşıdık, defnettik ve ağlayarak evimize döndük.

Süleyman Karagülle
11.05.2012
15:44

Rahmatüllahı aleyh. Sonra zulümler ve idamlar devam etti. Mazlumlar cennete zalimler cehenneme gittiler. Sonunda zafer yine hakkın oldu. Şimdi onlar iktidarda. Allaha Hamt olsun.





Sayı: 151 | Tarih: 6.05.2012
Yusuf Kaplan
Tevarüs,temellük ve temessül
İlim evi mi?Ev ilmi mi?
986 Okunma
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
Muhafazakârlar için tüyo Tiyatro nasıl ele geçiri
Çağdaş sanat ahlaksızlık mı demek?
906 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Nihal Bengisu Karaca
özelleştirmenin yahşi cazibesi
Sanat rant içindir
893 Okunma
Hakan Kandal
Hüseyin Gülerce
Ak Parti'ye Silivri Tuzağı mı?
Korkularla Yaşamak
872 Okunma
Zafer Kafkas
Ahmet Altan
Tek Kişilik Millet
Yorumsuz
820 Okunma
Vahap Alma
Mahir Kaynak
Bir değerlendirme
Yeni Türkiye
807 Okunma
5 Yorum
Süleyman Karagülle
Mehmet Şevket Eygi
Müslümanların Üzerine Ölü Toprağı mı Serpildi?
Seçmeli Ders Olarak Osmanlıca
806 Okunma
1 Yorum
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Artık her vatandaş bir gazeteci
SOSYAL MEDYA
799 Okunma
Tayibet Erzen