Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 889
Nahl Suresi Tefsiri 98-105. Ayetler
19.11.2016
3028 Okunma, 2 Yorum

NAHL SÛRESİ - 21. Hafta

 أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ (98) إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ (99) إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ (100) وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَكَانَ آيَةٍ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مُفْتَرٍ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ (101) قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ (102) وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ (103) إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ لَا يَهْدِيهِمُ اللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ (104) إِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ (105)

 

***

 

فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ (98)

FaEiÜAv QaRaETa eLQuREAvNa FaiSTAGıÜ BilLAvHi MiNa elŞaYOAvNı elRaCIyMi

“Kur’an’ı kıraat ettiğin zaman recim şeytandan Allah’a istiaze et.”

Buradaki “Fa” harfi “salih ameli amel edeni ihya ederiz” beyanından sonra gelmiştir. Yukarıdaki ayete atfedecek derecede bir alaka yoktur. O halde mahzuf cümle vardır, ona atfedilmiştir. Başkaları gelmiş ama Ahmet bekleniyorsa Ahmet de geldi dersin. Yani başkaları zaten gelmişti, Ahmet de geldi diyorsunuz. Bu mahzufa atıftır.

Kur’an’da çok yerde vardır. Mahzuf olan cümleyi siz takdir edeceksiniz. Yani salih ameli işleyebilmemiz için ortak projeye ihtiyaç vardır. İnsanlığın ortak projesi Kur’an’dır. Dinler arası, dolayısıyla uluslararası birliği sağlar, ameli salihi işletir. O halde Kur’an okumanız gerekir. Kıyas yoluyla ortak fıkhımızın ve projemizin olması gerekir.

“İn” değil de “İza” gelmesi ise Kur’an okumadan önce istiazenin şart olduğunu ifade eder. Abdest nasıl namaz için şartsa, Kur’an okumak için istiaze de şarttır. Kur’an muttakilere hidayettir yani peşin kararlı olanlara değil hidayeti arayanlara hidayettir.

Yolunu bilen insana çoban ‘buradan gidilir’ dese de yolcu kulak vermez. Kur’an da böyledir. Kur’an hidayettir, rahmettir ama kulaklarını tıkamışlara ve Avrupa sokaklarında koşan insanlara hidayet değildir.

Kur’an okumaya başladığınız zaman ona ‘bana müstakim sıratı göster’ diyeceksiniz. Burada emredilen budur. Allah bu dünyayı öyle yaratmıştır ki ona iyiliği de kötülüğü de göstermiştir. Şeytanın görevi kötü yolu göstermedir. Görünmeyen şeytan, gizli şeytan fesat ve fücurdur. Peygamberler ve âlimler ise görünmeyenler değil görünenlerdir. Zahiri delillere göre hareket eder. Gizlilikten, kapalılıktan Allah’a yani topluluğa, açıklığa sığınırım diyeceksiniz ve Kur’an’ı öyle okumaya başlayacaksınız.

Kur’an’ın dört adı vardır; Kur’an, Kitap, Zikir ve Furkan. Kur’an okumadır, sözlerdir. Kitap yazılıdır. Zikir manasıdır. Furkan ise ondan çıkarılan hükümlerdir. Kur’an hepsinin aynı zamanda ortak adıdır. Arapça Kur’an, Arapça hüküm geçmektedir. Kur’an’ın meali Kur’an değildir. Kur’an’ı kıraat etmek genel manada kitap olarak okunan Kur’an’dır, manasını anlamada Kur’an’dır, üzerinde düşünmede Kur’an’dır.

Allah’a sığınmak demek Fatiha’yı okumak demektir. “Yalnız sana ibadet ederiz, yalnız senden yardım dileriz, bize müstakim sıratı göster, şirki ve küfrü değil” dersiniz. Allah’tan bunu isteyerek okumaya başlayacaksınız, manasını böyle düşüneceksiniz.

Burada “kara’tüm” dememiş, “kara’te” demiştir. Çünkü Kur’an’ı herkes kendine göre anlayacak ve kendine göre amel edecek. Ortak anlamla ekseriyet anlayışına göre amel etmeyecek. Kanun tek olacak ama yorumları farklı olacak, herkes kendi anlayışına göre amel edecek. Yanlış yaparsa hakemler onu düzeltirler.

Demek ki buradaki “T” harfi de İslâm’ın içtihat sistemini ortaya koymaktadır.

Şeytan çift kuyruklu özel bir yılandır. Şeytan görünürde sizinle mücadele eder ama arkanızdan sokar.

Sermaye şimdi bizi CIA ile ve Gülen ile mücadele ettirmektedir. Olağanüstü hal uygulaması onun sokmasıdır. Yılanın sokması hemen acımaz. Vücuda zehir yayıldıktan sonra acısı hissedilir. Böylece baştan tedbir almazsınız.

Kur’an okurken de böyle hatalara düşersiniz.

“Recm” “Necm” kelimesine akrabadır. “Necm” gökteki parlak parçacıklardır. “Recm” de yerdeki taşlardır, çakıl taşlarıdır, köşeli taşlardır. Aynı zamanda ışık parçacıklarıdır. Bu parçacıklar elektrona çarpar ve onu yörüngesinden eder. Yahut elektronu mermi şeklinde salarak yörüngesine oturur. Ondan olan cinler de bir yere giderken özel ışıklarla kovulurlar. Taşlayarak öldürmeye de “recm” denir.

Şeytan meleklerle beraber olmaktan ışık kuantumlarıyla taşlanarak kovulmuştur. Şeytan insanların beyinlerine girerek vesvese vermektedir. Kur’an okurken istiaze ederseniz şeytanı taşlayarak kovarsınız. Kelimelerden çıkan sesler göremediğimiz ışık kuantumlarına dönüşür, o da şeytanı bizden uzak tutar.

“İstiaze etmek” şeytanı recim haline getirmedir, kovmadır. Nasıl ben size gel desem o ses sizi buraya getirirse, şeytanı da istiaze sizden uzaklaştırır, onun saldırı gücünü çökertir.

فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ

FaEiÜAv QaRaETa eLQuREAvNa

“Kur’an’ı kıraat ettiğinde”

Herkes Kur’an’ı okumayı bilmelidir. Bunun için Kur’an’ın Arapça harflerini öğrenmelidir. İlkokulda on yaşına kadar çocuklar yazıyı öğrenmelidir. Dört yazı çeşidi vardır.

Harf yazısı Latincedir. Sesli harfler ayrı harf sayılır. Hıristiyanların yazısıdır.

Hareke yazısında sesli harfler ayrı harf sayılmaz, harfin bir hâli kabul edilir. Araplar kullanmaktadır.

Hece yazısında her heceye ayrı işaret konur. Çinliler kullanır.

Şekil yazısı eski uygarlıkların yazısıdır. Şimdi de matematikte, projelerde, trafik işaretlerinde, bayraklarda şekil yazısı kullanılmaktadır.

Dünyadaki bütün diller bu yazılarla yazılmalıdır, bilgisayarlar istenen yazıya çevirebilmelidir. Çocuk dördünü kullanmasa da bilmelidir. Ondan sonra ilkokulda kelimeleri, kuralları ve lügat manalarını öğrenmelidir. Meani İlmini okumalı, kelimelerin lügat dışı kullanma kurallarını öğrenmelidir. Üniversitede ifadelerden hüküm çıkarma kurallarını öğrenmelidir. Örnek olarak atıf harfinin matufu yoksa mahzuf cümle vardır. İçtihat projektif bilgilerden dijital bilgilere geçmedir. Yani oranlama yerine saymaya geçilir. Akademik çalışma ise mevcutların üzerine yenileri eklemedir. İnsanlığın zekâsıdır. Çözülmüş problemlerle değil de çözülecek problemlerle uğraşır.

Buradaki “kara’te” kelimesi herkese kendi seviyesinde hitap eder. Allah ne kadar güç vermişse o kadarını yaparsınız.

فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ

FaiSTaGıÜ BilLAvHi

“Allah’a istiaze et”

İcma ile sabit olanlar Allah’ın kesin buyruklarıdır. O halde “Allah’a istiaze etmek” demek, içtihatlarında icmalara uymak demektir. Herkes kendi içtihadı ile amel eder ama icma varsa artık kendi içtihadı ile değil de icmalarla hareket eder.

O halde “T” harfi içtihat müessesesini, buradaki “isitaze” kelimesi de icma müessesesini ifade etmektedir.

Kur’an’dan sonra inzal yoktur. Onun yerini icma almıştır. Eğer bütün o konudaki ehli ilme aynı şey vahyolunuyorsa yani herkes aynı içtihada varıyorsa o katidir, Allah’ın vahyidir, herkesi bağlar.

مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ (98)

MiNa elŞaYOAvNı eLRaCIyMi

“Recim şeytandan”

İcmadan ayrılmak, hakem kararlarından ayrılmak demek, şeytanın tuzaklarına düşmek demektir. Şeytanın işi insanlar arasında nifak sokarak onları çatıştırmadır.

Bugün AK Parti ile Gülen Cemaati arasına şeytan böylece girmiştir. İki tarafın şakşakçıları da şeytanın bu tuzağını desteklemektedirler. Oysa bizim işimiz adaletle hükmetmektir. Kim ne kadar nerede haksızsa o kadar onu mahkûm etmeliyiz, haklı olduğu yerde de hakkını teslim etmeliyiz. Bunu, elimiz yetiyorsa elimizle, yetmiyorsa dilimizle, yetmiyorsa kalbimizle yapmalıyız.

Kur’an’ı okurken de Kur’an’ı Hıristiyanlara, Sermaye’ye veya Komünistlere veya CHP’lilere veya AK Parti’ye veya Cemaat’e saldırmak için yorumlamamalıyız. Bunları çatıştırmakla değil barıştırmakla uğraşmalıyız. Kur’an ‘ıslah edin’ diyor, ‘ifsat edin’ demiyor.

إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ (99)

EinNaHUv LaYSa LaHUv SuLOANun GaLay elLAÜIyNA EaMaNUv Va GaLAy RabBıHiM YaTaVaKKaLUvNa

“O’nun iman etmiş olan ve Rablerine tevekkül etmiş kimseler üzerine sultası yoktur.”

Arada harfi atıf getirmeden “İnnehu” ile başlamaktadır. Yani bu ayet yukarıdaki ayetin bir açıklamasıdır. Recim şeytandan nasıl sığınılacaktır?

Birinci olarak iman şartı koşulmuştur. İman örgütlenmedir.

İkinci olarak Rablarına tevekküldür. Bu da astların üstlere dayanmasıdır.

Askeri teşkilatı anlatmaktadır. Askeri teşkilata şeytan zor girmektedir. Ülke içinde ordu teşkilatı olmalıdır. Halk da ordunun vardığı kararlara uymalıdır. Demokrasi böylece oluşmaktadır. Devlet başkanı her bölgeye birer ordu komutanı seçer. Ordu komutanları tümen komutanlarını seçerler, tümen komutanları alay komutanlarını seçer, alay komutanları bölük komutanlarını seçer, bölük komutanları manga komutanlarını seçerler. Bu arada herkes kendi komutanını kendisi seçer. Yani karşılıklı anlaşma yapılır. Onun için Kur’an’da biat yok mübayaa var, karşılıklı anlaşma var. Bu ise iman etmedir. Örgütlenmedir. Kişi birliğini değiştirebildiği için askerlikte de demokrasi vardır. Sonra ne olacak? Her ast üste ortak komutana tevekkül eder yani güvenir, ona dayanır. Onunla kader birliği yapar. Her türlü görüşleri onunla paylaşır. Son olarak üstü karar verdi mi ona inanır.

Kenan Evren kendisiyle görüştüğümüzde ‘biz askerler hep aynı şeyi düşünürüz’ dedi. Ordumuzda bu vardır. Bu sebeple ordumuz İstiklal Savaşı’nda, 1960’da, 1980’de ve 2016’da bir olup şeytanın fitnesini def etmiştir.

Asker olmayan halk, mümin olmayıp müslim olanlar da ordunun vardığı sonuçları kabul etmek zorundadır. Bu sebepledir ki Kur’an’a göre cumhurbaşkanı asker olacak ve cumhurbaşkanı aynı zamanda başkomutandır, bütün askerlerin üstüdür. Ordu komutanları onunla mübayaa etmişlerdir. Başkomutanın kararları kesin kararlardır. İstifa edebilir ama hiçbir zaman başkomutana isyan etmez.

Türk ordusu 1996’dan beri bunu yapmaktadır.

إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ

EinNaHUv LaYSa LaHu SuLOANun

“Onun bir sultanı yoktur”

“SLT” kökü bizde kullanılan “salata” kökünden gelir, doğranmış demektir.

“Sultan” doğrayıcı demektir, kamu otoritesi demektir, hakemlerin kararlarını icra eden silahlı güçtür.

Şeytanın sultası yoktur, insanları zorlayacak gücü yoktur.

Ancak bunlar mübayaa sistemi ile örgütlenmelidirler. Birlikte karar alma sistemine ulaşmalıdırlar. Astları ile istişare ettikten sonra aldığı karara uyacaklardır. Böylece istişare sonunda başkanın kararı son karardır; ortak karardır. Kararları kabul eden astlar o birliğin astı olarak kalırlar, kabul etmeyenler ayrılıp giderler. Böylece son üst olan devlet başkanı o topluluğun ortak aklıdır. O toplulukla yaşayanlar o aklı kabul etmek zorundadır.

Şeytanı uzak tutmanın tek yolu budur.

عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا

GaLay elLaÜIyNa EaMaNUv

“İman etmiş olanların üzerine”

“Mena” çalılardan yapılan evlerin bitişik olarak yapılarak ortasında boş bırakılan yerdir. Orası güvenli yerdir. Oraya bırakılan eşya ve giren kişi emin olur.

“İman etmek” demek topluluğu menaya bırakmadır, emniyet teşkilatını kurmak demektir, askeri teşkilatı kurmak demektir. Kur’an bunu “velayet” kelimesi ile ifade etmektedir. Hazreti Peygamber “akileler” şeklinde örgütlemiştir, biz “dayanışma ortaklığı” diyoruz. Bu teşkilatlara katılanlar müminlerdir, askerlerdir. Katılmayanlar ise bunun yerine cizye verirler ve müslim olurlar. Yani bedenen ortak olanlar “mümin”, malen ortak olanlar “müslim”dirler. Hakem kararlarına uymakla beraber ne malen ne de bedenen katılanlar “kâfir”, hakem kararlarını da kabul etmeyenler “müşrik”tirler.

Demek ki şeytanın nifakını topluluğa sokmamak için askeri teşkilatı kurma zorunluğu vardır. Devlet demek bu demektir. Kur’an “devlet” kavramını çok açık bir şekilde tanımlamaktadır. Ordusu var, yargısı var, bütçesi var, yasaları vardır ve böylece oluşmuş düzene “mülk” yani “devlet” denmektedir.

وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ (99)

Va GaLAy RabBiHiM YaTaVakKaLUvNa

“Ve Rablarına tevekkül ederler.”

“Ve” harfi ile getirilmiştir. Örgütlenme yeterli değildir, itaat da edilmelidir. Ortak bir başkan olacak, o başkan aynı zamanda ortaklığın sözcüsü olacaktır.

 Sermaye başkanları değil de -Sermaye’nin dünyayı sömürmesi için- başkanları ve orduyu zayıflatmaktadır. Halk devletine güvenmiyor, devlete dayanmıyor. Astlar üstlere itaat etmek istemiyor.

İşte, “15 Temmuz” budur.

Tüm topluluk fertleri yönetime dolayısıyla devletine dayanmalı ve güvenmelidir; güvenmeyenler oradan hicret etmelidir.

İşte, şeytan ancak bunları birbirine düşüremez, fitne ve fesat olmaz.

Demek ki şeytanın görevi “silm/barış devletini” kurmayanları birbirine düşürüp o devleti yıkmak, yerine silm/barış devletinin kurulmasına imkân vermektir.

Şeytan olmasaydı anlaşmış bir topluluk oluşmazdı.

إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ (100)

EinNaMAv SuLOAvNuHu GaLay elLaÜIyNa YaTaValLavNaHu Va elLaÜIyNa HuM BiHİy MuŞRiKUvNa

“Onun sultası ona tevelli eden kimselere ve onu işrak eden kimseleredir.”

Onun sultası, söz geçirdiği kimseler ona tevelli eden kimselerdir, onu kendilerine veli seçen kimselerdir. Bundan önceki ayetleri izah ederken, iman etmenin dayanışma ortaklıklarını kurma olduğunu söylemiştir.

Aynı birlikte toplananlar kader birliği yapmışlardır. Birinin başına bir şey gelirse hepsinin başına gelmiş kabul ederler ve birlikte onu def ederler.

Topluluk demek bu demektir.

Devlet demek bu demektir.

Ülkenin herhangi bir bucağına bir saldırı olursa, bu saldırı Türkiye’ye yapılmış saldırı kabul edilir ve birlikte onu def ederler.

İnsan vücudu da böyle değil midir? Bir yere diken batsa tüm bedene batmış kabul edilir ve vücut birlikte savunmaya geçer.

Bu arada kişi mensup olduğu birlikle değil de başka kimselerle dayanışmaya girerse, o zaman şeytanı kendisine veli ittihaz etmiş olur.

Her bedenin kendi hücreleri vardır. Dışarıdan geleni vücut reddeder. Topluluklar da böyledir. İkili oynayanları topluluk kabul etmez. Çift vatandaşlık bu sebeple İslâmiyet’te yoktur, üst vatandaşlık vardır yani bir kimse ilde ayrı ülkede ayrı vatandaştır, her ikisinin ayrı ayrı üyesidir. Savunma bakımından başka başka dayanışmalarda olabilir. Yani ülke içinde CHP’li, il içinde MHP’li olabilir. Ama bir ilin sakini başka ilin sakini olamaz, müstemin olur.

Bugün Avrupa Birliği’ne girenler, bugünkü mason teşkilatlarında olanlar şeytanı veli edinmişlerdir. Yurt dışındaki örgütlere üye olmaya çalışıyorlar. Avrupa Birliği insanlığın bir üyesi ise elbette oraya dâhil olmakta bir yanlış yoktur. Hıristiyanlarla uzlaşmak kadar doğru olan bir şey yoktur. Ama Hıristiyanların Hıristiyanlığa karşı İslamlaşmaları veya aksi yanlıştır.

“Ellezîne” kelimesini tekrar etmiştir. Onları tevelli edenler kâfirler veya münafıklardır. Bir de şeytanı tanrılaştıran kimseler vardır. Doları altın yerine kullanmak böyledir. Dolar uluslararası para değildir. Dolar ulusal paradır. Altına kote edilmiş her para uluslararası paradır. Bugün böyle bir para yoktur. O halde tüm devletler şeytanı işrak ediyorlar.

İşte, şeytan bunlar arasına girer ve onları birbirine düşürür.

Bugün AK Parti ile Gülen Cemaati arasındaki çatışmanın kaynağı budur. Cemaat ABD’yle, AK Parti’yle, AB’yle bir oldu, onları işrak etti, farklı tanrıları oldu. Şimdi o tanrılar adına savaşılıyor. Yahut şöyle diyebiliriz; Gülen Sermaye tarafı, AK Parti devletler tarafı oldu, savaş devam ediyor... Atlar tepiniyor, otlar eziliyor...

إِنَّمَا سُلْطَانُهُ

EinNa MAv SuLOAvNuHu

“Onun sultası”

Onun söz geçirdiği kimseler demektir.

Darbe hareketi oldu. Sermaye başarıya ulaşamadı.

Başarıya ulaşamayışının sebepleri:

a) ABD ve Rusya darbeyi desteklemediler.

b) Türk ordusu gerekli tedbirleri aldı ve darbeyi öne alarak önledi.

c) Darbeci Gülen’in subayları cephe değiştirdiler ve halka saldırmadılar.

d) Türk halkı tek vücut olarak darbeye karşı çıktı.

Evet, darbe büyük bir hezimete uğradı ama ne yazık ki darbe muvaffak olmuş gibi olağanüstü hali yani projeyi uygulatıyor, AK Parti intihar ediyor.

Şaşırırsınız; bunu neden yapıyor?

Yapıyor; çünkü bunlar AB’yi tanrı yaptılar, kurtuluşu onda arıyorlar. Bunlar doları tanrı yaptılar; dolarları olursa her şeye hâkim olacaklarını sandılar. İşte bu işraklarından dolayı şimdi şeytan onları hayali Gülen orduları ile korkutuyor ve onlara karşı tedbir alacağız diye Donkişot’un yel değirmenleri ile savaşı gibi savaşmaktadırlar...

عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ

GaLay elLaÜIyNa YaTaValLavNaHu

“Ona tevelli edenlere”

Evet, bugün bütün dünya karşılıksız dolara tapmaktadır, onu tanrı edinmiştir. Herkes ya doların ya da dolara kote edilmiş ulusal paraların peşinde koşmaktadır.

Oysa insanlar karşılığı olmayan paranın değil, üretimin peşinde koşmalıdırlar.

Üretim yapmayan emek israftır.

Çalışmadan kazanmanın yerine, çalışarak zarar etmeyi tercih etmelidirler.

Zarar etseniz de, imkânınız varsa işletmenizi kapatmayacaksınız. İflas edinceye kadar direneceksiniz. Batı ekonomistleri bunu işletmelere anlatmak için marjinal maliyetleri ve kârları ortaya koydular.

وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ (100)

Va elLaÜIyNa HuM BiHi MuŞRiKUvNa

“Ve ona işrak eden kimseler.”

Şeytanı tevelli edenler Batılılar ise şeytanı tanrılaştıranlar da sosyalistlerdir. Terör devletleridir. Bunlar işrak etmekle yetinmediler, şeytanı tanrılaştırdılar. Kırk milyon insanı öldürdüler ve bundan dolayı da temizlik yapıyoruz diye sevinmektedirler.

Sosyalistler kendilerini övmezler, kapitalizmi kötülerler. Sosyalizmin kusurları konusunda da daha iyisi yoktur derler.

Kapitalistler de kapitalizmi övmezler, sosyalistlere çatarlar. Kapitalizmin kusurları konusunda da daha iyisi yoktur derler.

Daha iyisi var; tabi ki o da İslâm düzeni, şeriat düzeni, peygamberlerin düzenidir ama onların öğretilmesini yasaklarlar yahut gericilik adı altında onu devre dışı bırakırlar.

Akevler gerek Millî Görüş’ü, gerekse Nur Cemaatini desteklerken, bunlar batıyı tevelli edip doları ve bonoyu Allah’a işrak ettiler. Bu işraklarından vazgeçmelidirler. Bizim ne dolara ne de bonoya ihtiyacımız vardır. Bizim “Adil Düzen”e ihtiyacımız vardır, mümin orduya ihtiyacımız vardır. Savaşı silah değil insan yapar. Silah araçtır, fail değildir.

وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَكَانَ آيَةٍ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مُفْتَرٍ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ(101)

Va EiÜAv BadDaLNAv EAvYaTan MaKAvNa EavYaTin ValLAvHu EaGLaMu BiMAv YuNaüÜiLu QAvLUv EinNa MAv EaNTa MüFTaRin BaL EKÇaRuHuM LAv YaGLaMUvNa

“Ve bir ayeti bir ayetin mekânına tebdil ettiğimizde, Allah’ın neyi inzal ettiğini daha iyi ilmettiği halde onlar sen müfterisin derler, ekserisi bilmemektedir.”

“Fa İza Kara’te”den sonra “Ve İza Beddelnâ” denmektedir. Yani senin kıraatine atfetmektedir. Kur’an’ı herkes okuyacak ve kendisi için anlayıp uygulayacak. Eski müfessirlerin tefsirlerini anlamak için okuyacak ama kendisi içtihat yapacak.

Şimdi Kur’an’ı reddetmeyenler içinde öyleleri var ki; ya eski okuduklarını aynen kabul edip 1000 sene önceki içtihatlarla İslâmiyet’i yaşatmaktadırlar yahut eski müçtehitlerin içtihatlarını öğrenmeden ve onların görüşlerini bilmeden kendi hevalarına göre içtihat yapmaktadırlar. Oysa doğrusu şudur. Onları öğrenmek zorundayız. Çünkü Kur’an’ı biz onlardan alıyoruz. Ama onların görüşleri ile değil, kendi görüşlerimize göre Kur’an’ı anlamak zorundayız. Allah Kur’an’ın anlayışlarını zamanla değiştirmektedir.

Bin sene önceki içtihat ve icmalar o dönemin sorunlarını çözmüştür. Biz ise şimdiki sorunları çözme durumundayız. Bugünkü içtihat ve icmalar da Allah’ın inzal ettiklerinin yorumudur. İnzal edilen değişmez ama beyanı değişir. Allah öyle inzal etmiştir ki, zamanla değişenler orada sonuç olarak yoktur, kural olarak vardır. Kur’an’da kıyamete kadar değişmeyecek hükümler muhkem olarak vardır. Ama zamanla değişen hükümler ise müfesser olarak vardır. Yani kurallar vardır. O kurallara göre içtihat yaparsınız ve çağınızın sorunlarını çözersiniz. Bunun için diyoruz ki sünnet ve fıkıh zamanla değişir ama Kur’an değişmez. Kur’an’ın yorumları değişir ama yorumların usulleri değişmez. Matematik gibidir. Gelişir ama değişmez. Füru’ ise her zaman değişir.

Kur’an bütün bunların ilahi olduğunu belirttiği gibi Kur’an inzal edilenlerin değişmez olduğunu ama onlardan istidlal edilenlerin değişeceğini beyan ediyor. Başka bir ifade ile kıyasta asıl değişmez. Domuz etinin haramlığı değişmez ama ona yapılan kıyas hayvanları her yeni hayvan türü bulundukça değişir.

Onlar Kur’an’a göre değil de putlarının isteklerine göre hükmetmek için “sen müfterisin” derler. Biz Kur’an’a dayanarak kitaplar yazdık. İlahiyatçı ulema -bizim yazdıklarımıza karşılık yapmaları gereken- eksiklerimizi tamamlayacaklarına, yanlışlarımızı düzelteceklerine, toptan reddetmişlerdir! R. Tayyip Erdoğan’ı ve Necmettin Erbakan’ı Akevler’den uzak tutmak için şeytan hizbi ile bir olup bizimle uğraşmaktadırlar! Bugünkü Ak Parti’nin ve Gülen cemaatinin durumu budur.

“Ekserisi bilmemektedir” diyerek bu kimselerin bilerek değil bilmedikleri için bunu yaptıklarını ifade etmektedir. Diyanet işleri başkanıdırlar, müftüdürler, vaizdirler, profesördürler ama bilmiyorlar: bilmek de istemiyorlar! Bu sefer bilenlere saldırmaktadırlar yahut onları yokluğa mahkûm etmektedirler.

Kader böyledir. Eğer onlar bizi tasdik etseydiler, biz hatalarımızda ısrar ederdik ve Kur’an’ın ilahi manaları anlaşılmazdı. Bazen muhalifler olacak, bazen biz başarısız olacağız ki hatalarımızı düzeltelim. O halde şeytan bizim için rahmettir, onun sayesinde hatalarımızı düzeltiyoruz, Allah’ın şeytanı niçin yarattığını daha iyi anlıyoruz.

وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً

“Va EiÜAv BaDaLNAv EAvYaTan”

“Ve bir ayeti tebdil ettiğimizde”

“Ve” harfi ile şeytanın şerrinde istiaze emredilmiş, sonra da şeytanı tevelli edenlerle onu işrak edenlerden bahsetmişti. Onların bir huyu vardır. Size sözle saldırırlar. Cevap vermeyecekleri duruma geldiklerinde iddialardan vazgeçip sizi tasdik etmezler, hemen başka konuya geçer yahut başka yoldan saldırıya geçerler. Sizin bir hatanız olsa, yanlışsınız. Onların yüz hatası olur ama önemli değildir, bir doğruyu yakalarsa onlar haklıdır.

Bu metodu o kadar ustalıkla kullanırlar ki siz on delille ispatlarsanız, onlar bir delille hatanızı gösterirlerse onlarınki geçerlidir. Onların on delilinin hatalı olduğunu gösterirsiniz ama bir tanesine cevap vermezseniz onlar haklıdır. Yani onlara delil gerekmez, söyledikleri haklıdır. Sizin delilleriniz ve ispatlarınız ise bir işe yaramaz. İşte küfür budur.

Allah Kur’an’a kadar yeni kitaplar ve yeni peygamberler göndermiştir. Oysa Kur’an’dan sonra yeni kitap gelmeyecek, yeni peygamber de olmayacak. Kitap Kur’an’dır, peygamber de âlimlerdir.

Allah her bin yılda bir Kur’an’ın yeni yorumunu âlimlere yaptıracak ve böylece eski yorumların yerine yenilerini koyacaktır.

Trafikte levhalar vardır. Eğer hatta tamirat varsa eski levhalar kaldırılır, başka levhalar konur, başka yerden trafik açılır. Yahut yeni yol yapılmışsa levha değişir.

Kur’an levhaların konması gerektiğini emreder, Kur’an hangi levhanın konacağını o esnada insanlara vahyeder, ona göre hareket edersiniz.

مَكَانَ آيَةٍ

MaKAvNa EavYaTin

“Bir ayetin yerine”

Levha konuyor. Bazen İstanbul’u gösteren levhanın şeklini değiştirirsiniz. Örnek olarak otoban yapılmışsa otobana ayrı, karayoluna ayrı levha koyarsınız. İkisi de İstanbul’u gösterir ama farklıdırlar.

İşte uygarlığın ilerlemesinde trafik işaretleri nasıl değişirse, şeriatta yani fıkıhta böyledir, her zaman yenilenme durumundadır. Direnme bu yenilik üzerinde yapılmaktadır.

Adil Düzen” üçüncü binyıl fıkhını oluşturma çalışmalarıdır.

Aslında dünya bunu yapmaktadır. Yirminci yüzyılın rejimler çatışması bunu yapmaktadır. Laiklik içinde yapmaktadır ve başaramamaktadır.

Kur’an’a göre yapılan bu yenileme onların hepsini silip süpürecektir. Kur’an’a inananlar böyle olacağını bilmektedirler. Bunu sadece imanla bilmiyorlar, bunu aynı zamanda ilimle de biliyorlar.

وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ

ValLAvHu EaGLaMu BiMAv YuNaüÜiLu

“Ve Allah neyi tenzil ettiğini daha iyi ilmedendir”

Kur’an lafzı ile inzal olunmuştur. Muhkem ayetlerle de kıyamete kadar geçerli hükümler inzal olunmuştur. Ama beyanı yani yorumu inzal etmemiştir. İlk yorumu yapanlar birinci Kur’an uygarlığını yapanlardır. Allah’ın bilgisindedir. Şimdi de biz yapıyoruz, bu da O’nun bilgisindedir. Atacağımız adımları denetlemektedir. Doğru adım atıyorsak izin vermektedir, yanlış adım atıyorsak dur demektedir. Bunu şeytan hizbi ile yapmaktadır. Biz de hatalarımızı düzeltmeye çalışıyoruz.

قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مُفْتَرٍ

QAvLUv EinNa MAv EaNTa MüFTaRin

“Sen sadece müfterisin diyorlar”

Evet, “Adil Düzen”deki içtihatlar hep Kur’an’ın yorumuna dayanmakta ama bilmeyenler karşı çıkmaktadırlar.

 Örnek olarak “Allah” kelimesini topluluk, “resul” kelimesini yönetim, “rab” kelimesini görevliler kurumu şeklinde anlamazsanız, “emir” kelimesini üst şeklinde kavrayamazsanız ve “veli” kelimesini dayanışma olarak bilmezseniz, “İslâmiyet’i” barış, “imanı” güvenlik şekli ile düşünemezsiniz. “Allah ve resulü” yargı olarak kavramazsanız, Kur’an’dan hiçbir şey anlayamaz, anlayanlara da müfteri dersiniz.

Ben yorumlar yapıyorum; sadece usulde yardımcı olması için yapıyorum. Kendim yararlanıyorum. Sizlere de yardımcı olmaya çalışıyorum. Yoksa yazdıklarımı bir daha okumuyorum. Benim adımın altında bana göre doğru olmayan yazılar vardır, bundan dolayı kimse bana değil de kendi bilgisine ve aklına inansın. 

بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ (101)

BaL EKÇaRuHuM LAv YaGLaMUvNa

“Onların ekserisi bilmiyor.”

Evet, insanlığın bugünkü durumu cehalettir.

Adil Düzen çalışanları dahi insanlığa “Adil Düzen”i öğretemediler, örnekler veremediler, örnekler gösteremediler. Bu eksikliğimizin bilincinde olmamız ve ona göre çalışmamız gerekmektedir.  Nitekim savaşta yaralanan Hazreti Peygamber, ‘Rabbim, bunları affet, çünkü bunlar bilmeden böyle yapıyorlar’ diye dua eder.

15 Temmuz darbesinde de aynı şeyi söylemeliyiz.

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرَىلِلْمُسْلِمِينَ(102)

QuuL NazZALaHu RUvXu elQuDuSi MiN RabBiKa Bi eLXaqQı LiYüÇabBiTa elLaÜIyNa EAvMaNUv Va HuDan Va Va BuŞRAv LiLMuSLiMIyNa

“Söyle, onu rabbinden kudüsün ruhu iman edenleri tesbit etsin, Müslimlere hüda ve buşra olsun diye Hak ile tenzil etti.”  

Buradaki “o” Kur’an’ın kendisi değil, icma ve içtihatlardır; her bin yılda bir yenilenen Kur’an uygarlığının fıkhıdır.

“Kudüsün ruhu” da topluluğun ruhudur, ortak akıldır.

“İman edenler” İslâm düzeni için Kur’an düzeni için çalışanlardır.

“Müslimler” ise Kur’an düzenini kabul edenler, “Adil Düzen”e oy verenlerdir.

Kur’an’da yoktur, kendi kafasından uydurmaktalar diyenlere cevaptır.

Bunu bir örnekle izah edeyim. Balıkesir Altınoluk’ta Necmettin Erbakan ile Süleyman Akdemir’in doktora tezi üzerinde birlikte çalışıyorduk. Biraz ilerledikten sonra Erbakan sordu; ne diyelim? Bu çalışmalarda herkes bir şey söyledi ve ekonomi için “Adil Düzen” dendi, bu isimlendirme kullanıldı. İsim ve kelime herkesin hoşuna gitti ve yalnız ekonomiye değil diğer ilmî, ahlakî, siyasî düzenlere de “Adil Düzen” dendi. Böylece “Adil Düzen” ismini bir kişi değil topluluk koymuştur. 

Kur’an buna “kudüsün ruhu” demektedir.

“Kudüs” demek kamuya ait demektir.

“Mukaddes vadi” toplantının yapıldığı vadi demektir.

“Mukaddes kitap” demek yasalar demektir.

Burada “ruh” denmektedir, “kamunun ruhu” tabirini kullanmaktadır.

Şimdi şu soru çıkar: Kişilerin ruhları vardır, herkesin ayrı kişiliği vardır, ayrı ruhu vardır. Topluluğun da kişiliği vardır. Peki, onun da ruhu var mıdır?

İnsanda iki türlü kişilik vardır. Biri kendi kendine ailesi ile kaldığı zamanki kişiliktir. Hayatın yarısı bu kişilik içinde geçer. Bir de topluluk içindeki kişiliği vardır. İki kişilik farklıdır. İnsan topluluk içinde kullandığı kişiliğin bir kısmını ailede kullanmaz, ailedeki kişiliğini de topluluğa götürmez.

İnsan böylece iki kişiliği birleştirerek yaşar. Ruh evdeki kişilikle ilişkilidir. Topluluk içine girdiği zaman da kişilerin ayrı ayrı ruhları birleşerek tek ruh olur ve ayrı bir bilinç doğar.

O halde ayrı ruh yoktur ama bir araya gelen ruhlar birleşir ve tek ruh olurlar.

Bu neye benzer?

Su ayrı atom değildir ama su bir atom da değildir. Atomlar artık özelliklerini kaybetmişlerdir. Suyun ortak özelliği oluşmuştur. Bu özellikleri ile su ayrı cisimdir.

Ruhu’l-kudus ruhların karışımı değil, toplamı değil, birleşimidir, terkibidir.

Topluluk kararları böyledir. “Adil Düzen” de böyle oluşacaktır. Biri söyleyecek, diğeri karşı çıkacak ama sonunda birleşecekleri ortak fıkıh doğacaktır.

قُلْ نَزَّلَهُ

QuL NazZaLaHu

“Kavlet; onu tenzil etti”

Burada söyleyen Allah’tır, muhatap bugünkü Adil Düzen çalışanlarıdır.

Buradaki hu zamiri ikinci Kur’an medeniyetinin fıkhıdır, “Adil Düzen”dir, Kur’an düzenidir. Bize iftira ettin diyenlere şu cevabı vermektedir. Onu biz uydurmadık. Biz söyledik, insanlık onu benimsedi. Önce Türkiye “Adil Düzen”i anayasa ekseriyeti ile iktidar etti, tüm dünyaya yaydı ve Sermaye tekelini çökertti. İnsanlık benimsemeye başladı.

Onun geçiş zamanındayız. Gelecekte insanlığın uleması “Adil Düzen” üzerinde durmaya başlayacak, onu kritik edecek ve sonunda fakihlerin görüşlerinde birlik sağlanacak, insanlık üçüncü binyılı onunla yaşayacaktır.

Biz çok şey söyledik ama Allah neyi istiyorsa insanlık onu benimsiyor.

İnsanlık ağır ağır hedefine doğru ilerlemektedir.

رُوحُ الْقُدُسِ

RUvXu elQuDuSi

“Kudusun ruhu”

Kamunun ruhu.

Bu sadece kitle psikolojisi değildir. Kitle psikolojisinde kalabalık halk birbirinin etkisinde kalarak kendisi düşünmez olur, oradakiler kişiliklerini yitirirler. Bir tek gibidirler. Oysa ruhu’l-kudusde değişik kimseler bir araya gelmiş, zamanla uzlaşarak anlaşmış ve bir yapı oluşturmuşlardır. O yapı topluluğun yapısıdır, topluluğun ortak ruhudur. Başkan onun sözcüsüdür. Başkan yönetmez, başkan topluluğun isteklerini dile getirir. Bazı başkanlar kendileri yönettim zannederler, dayatmalar yaparlar, o zaman yönetilenler isyan ederler.

Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası” dediğimiz zaman, bu ortak ruhun oluşmasını sağlamak, halkın bu ruhla diyaloğunu gerçekleştirmektir.

Ruhu’l-Kudüsü inkâr etmek, yöneticileri ruhu’l-kudus yerine koymak; işte şirk budur yani Firavunları tanrı yapmak demektir.

مِنْ رَبِّكَ

MiN RabBiKa

“Rabbinden”

Allah kâinatı canlılar için var etti, canlıları insanlar için var etti, insanları da müminler için var etti. Allah onları doğrudan muhatap aldı. Bu sebepledir ki burada “Rabbihim” demiyor da “Rabbike” diyor yani müminlerin rabbi diyor. 

بِالْحَقِّ

Bi eLXaqQı

“Hak ile”

Bir film çevirirsiniz. Senaryo yazdırırsınız. Oyuncuları bulursunuz ve bir film çevirirsiniz. Bu bir filmdir ama hak film değildir. Bir de bir olay olur, onun filmini çekersiniz. O haktır. Çünkü gerçekten o olay olmuştur.

Kur’an’ın söylediklerini gerçekten ortaya koyan içtihat ve icmalar haktır. Kur’an’ı kendi çıkarları veya istekleri şeklinde yorumlamak ve ona göre hüküm çıkarmak batıldır.

Allah bize haber veriyor.

Üçüncü binyıl uygarlığını âlimler yorumlayacak ve ortaya çıkaracak. Onu istismar eden, tahrif eden ve ılımlaştıranlar başarıya ulaşamayacaklardır. Kur’an’ın gerçek yorumları ortaya çıkacaktır. Yanlış söyleyenler olacak ama sonunda her şey berraklaşacaktır.

Kur’an’ın nazil olmasından sonra Kelamcılar geldiler ve yüzlerce fikir doğdu, Fıkıhçılar geldi ve yüzlerce mezhep doğdu.

Sonra ne oldu?

Kelamda iki mezhep kaldı; Sünni ve Şii. Aralarındaki ayrılık çok basit. Hazreti Ali’den önce halife olanların halifeliğini meşru kabul eden Ehli Sünnet ile onları gasıp gören Şiiler. Kelamda dahi başka ayrılık kalmadı.

Fıkıhta Şiiler ile Sünniler arasında büyük ayrılık yoktur.

İşte, kısa zaman sonra üçüncü binyılın uygarlığı hak ile ortaya çıkacaktır. Birinci Kur’an uygarlığından sadece zaman farkı ve uygarlık farkı olacaktır. Kelamda Kur’an’ın Allah sözü olduğu daha ileri delillerle daha kesin olarak ispatlanmıştır.

لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُوا

LiYüÇabBiTa elLaÜIyNa EAvMaNUv

“İman edenleri tesbit etsin diye”

Tesbitin iki manası vardır. Hareketli olan bir şeyi hareketsiz hale getirmek, bir yerde sabit kılmak demektir. İkincisi ise belirsiz olanı seçerek belirli kılmaktır. Buna da tesbit diyoruz. Bir olayı tesbit etmek, ispat etmek bu anlamlara gelir.

Burada iman edenleri ortaya çıkarmak anlamındadır.

Biz Kur’an’ı yorumluyoruz, üçüncü binyılın fıkhı olarak anlatıyoruz.

Demek ki “Adil Düzen” yorumlaması yeni müminleri tesbit edecektir.

Bediüzzaman yeni kelam ilmini ortaya koydu. Erbakan yeni uygarlığın “Adil Düzen” olduğunu dünyaya anlattı. Dünyada inkılap oldu.

وَهُدًى

Va HuDan

“Ve hidayet olarak”

İnsanlık demokrasiyi arıyor.

Kur’an anlatıyor; içtihat ve icmalar demokrasidir diyor.

Dünya laiklik diyor ama bilemiyor, yapamıyor.

Kur’an anlatıyor; barış laikliktir. Hakem kararlarına teslim olmadır. Düzende zorlamanın olmamasıdır diyor.

İktisatta tekelleşmeden korunmuş liberalizmdir, “Adil Düzen”dir diyor.

İlimde teminatlı ehliyettir, dayanışma sorumlularının güvencesidir.

Marks insanlığın uçuruma gittiğini ortaya koydu, çözüm olarak komünizmi ileri sürdü. Marks haklıydı, insanlık uçuruma gidiyordu ama çözüm İslâm’dı, çözüm Kur’an’dı.

وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ (102)

Va BuŞRAv LiLMuSLiMIyNa

“Ve müslimlere büşra.”

Müslimler yani savaş istemeyip barış isteyenlere müjde veriyordu. Siz mademki savaş istemiyorsunuz, sizi zorla askere götürmeyeceğiz. Zorunlu askerlik yerine gönüllü askerlik olacak. Gönüllüler sizin özgürlüğünüzü sağlayacaklar. Siz güven içinde olacaksınız. Siz sadece askerlik bedelini ödeyeceksiniz.

وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ (103)

Va LaQaD NaGLaMu EanNaHuM YaQUvLUvNa EinNaMAv YuGalLiMuHu BaŞaRun LiSAvNu elLaÜIy YuLXıDUvNa EiLaYHi EaGCaMiyYun Va HaÜAv LiSANun GaRaBiyYun MuBIyNun

“Onların ona bir beşer ta’lîm ediyor, ona ilhâd edenin lisanı a’cemidir diye kavlettiğini ilmediyoruz. Bu mübin arabi lisandır.”

“Beşer” burada nekredir. Yani bilinen birisini kastetmiyorlar. Herhangi bir beşer talim etti diyorlar. Kastettikleri beşer nekre birisidir vasfı bellidir.

Hıristiyan veya Yahudi biri talim etti diyorlar.

Bugün de Batılılar Kur’an’ın biri tarafından öğretildiğini iddia etmektedirler.

Oysa Kur’an Allah’ın sözüdür. Çünkü bu Kur’an Arapçası ile nazil olmuştur. Onların birilerinden öğrendiği sözün manası yoktur. Çünkü bu mübin Arapça ile nazil olmuştur.

Biz Kur’an’ı okurken onun Allah tarafından nazil olduğunu bilerek okumalıyız, Hazreti Muhammed’in sözleri diye okumamalıyız. Sünnet Hazreti Muhammed’in sözleridir, Kur’an’ın doğru yorumunu içerir, çağının sorunlarını Kur’an’la çözmüştür. O kendiliğinden bir şeyi şeriat olarak söylememiştir.

Kur’an her çağın sorunlarını mübin Arapça ile çözmüştür, özel bir dildir.

Bir konuşmamda Kur’an’daki “Hadid” kelimesinin mucizesini anlatmıştım. Ekmeleddin İhsanoğlu itiraz etti; “Hadid” kelimesi Kur’an’dan öncedir, nasıl olur da Kur’an’ın mucizesidir demişti. Cevaben dedim ki; Kur’an Arapçası Kur’an için hazırlanmıştır. Kur’an Arapçaya göre nazil olmamış, tam tersine Kureyş Arapçası Kur’an için oluşturulmuştur dedim.

Allah uygarlıkları Irak’ta ve Mısır’da geliştirdi. Aralarına çöl koydu. Birbirlerine kendileri ulaşamıyordu. Ancak çöldeki Arap bedevileri ticaret yoluyla uygarlıklar arasında köprü oluşturdular. Araplar uygar millet değildi. Tüccarlar uygarlıklarını Arap bedevilerine anlatabilmek için Arapçayı geliştirmek zorunda kaldılar.

Şimdi “radyo” dediğimiz zaman ne olduğunu göstererek anlattığımız için radyoya Türkçe kelime aramıyoruz ama eğer radyoyu göstermeden anlatmak istesek ona mutlaka Türkçede isim bulmamız gerekirdi. Arapça böylece bozulmadan kendi kuralları içinde Kur’an için oluşturuldu. Sonra da Kur’an öyle veciz ifade olarak inzal edildi ki her şeyi beyan ediyor. İşte bu Kur’an Arapçası kıyamete kadar oluşacak ve bütün uygarlıkların dili olacaktır.

Demek ki burada anlatılan resul Hazreti Muhammed’dir. Bununla beraber bugün “Adil Düzen”e Marksizm’in taklidi gibi bakıyorlar. Oysa biz Kur’an’a dayanıyoruz, hükümleri Kur’an’dan çıkarıyoruz.

Marks basit Almanca dili ile birtakım fikirler ortaya koymuştur. Marks’ın kitabı sadece zikirdir, orada Furkan yoktur. Yani Marks’ın cümlelerini gramer kaidelerine dayanarak yorumlayıp hüküm çıkaramazsınız. Bir kanun metni bile değildir.

Kur’an’ın asıl mucizesi buradadır. Konuşma dili ile yazıldığı halde kendisi hukuk dili olarak da manalandırılmaktadır. Yeryüzünde bu özelliği taşıyan bir kitap yoktur.

وَلَقَدْ نَعْلَمُ

Va LaQaD NaGLaMu

“Ve şimdi biz ilmediyoruz”

Nahivciler kad teb’iz için derler. “Kad yekünü”yü bazen olur şeklinde ifade ederler.

Biz bunu kabul etmiyor, “Kad” fiili mazide maziyi hâle getirir, muzaride de geleceği hâle getirir diyorduk. Bu ayet bizi tasdik etmektedir. Allah bazen bilir şeklinde bir mana veremeyiz. “Sen müfterisin dediler”e atfen bunu söyleyenler de vardır.

Böyle diyeceklerini biz biliyoruz demektedirler. Sosyal olaylar bir önceki olayların devamı şeklinde olur. Darwin’in nazariyesine göre sıçrama olmaz. Doğrudur, müdahale olmadığı müddetçe sıçrama olmaz ama eğer Allah peygamber gönderirse sıçrama olur.

Allah’ın vahyini kabul etmeyenler İslâm’ın doğuşunu açıklayamıyorlar ve kendilerinin de anlamadıkları yorumlar yapıyorlar.

أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ

EanNaHuM YaQUvLUvNa EinaMAv YuGalLiMuHUv

“Onların kavl etmeleri sadece onu talim ediyor”

Araplar iyi edebiyat bilirlerdi, seviyeleri diğer dillerdeki edebiyatın üstünde idi ve bunun farkında idiler. Kur’an’ın manasını bir yerde öğrenseler bile o seviyede Kur’an’ı ifade edemezlerdi. Dolayısıyla başka bir yerden öğrenme söz konusu değildir.

Zaten Kur’an dediler demiyor, şimdi biliyoruz, ilerde diyecekler diyor. Talim ediyor değil,  talim edecek diyor.

Eğer biz bunu bugüne getirsek bir şey söylediğiniz zaman bu zaten Avrupa’da vardır derler. Böyle yapalım derseniz, hemen orada yaptılar derler. Bir şey söylerseniz o zaten vardır derler. Kur’an sanki Marks’tan sonra geldi de biz Marks’tan öğrendik. Eğer Marks ile bizim aramızda bir ortak husus varsa, Marks bizden kopya etmiş olur.

بَشَرٌ

BaŞaRun

“Bir beşer”

Bilmeyen birinden öğrenmiştir. “Adil Düzen”i de bir Avrupalıdan öğrenmiştir derler, hemen oralardan bir kaynak ararlar.

Biz partiyi kurduğumuz zaman (MSP, İzmir, 1972) Ege Üniversitesi’ne yazı yazdık: Biz yeni bir düzen üzerine parti kuruyoruz, sizinle bu konuyu tartışmak istiyoruz dedik.

Bize cevap verdiler: Biz ilim yaparız!

Dediklerinin manasını anlamamıştım ama çok sonra öğrendim. Biz Batılılar ne derse onu ezberler ve öğrencilerimize öğretiriz, kendimiz düşünmeyiz ve bir şey söylemeyiz!

İşte, bizim millî eğitimimiz budur. Sermaye’nin sahip çıktığı saçma şeyler söyler ilim olur. Sermaye sizden öğrenir, sonra onu biraz başka türlü söyler, o kâşif olur, mucit olur.

لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ

LiSANu elLaÜIyNa YuLXıDUvNa İLaYHi

“Ona ilhad ettikleri kimsenin lisanı”

“Lahd” meyletmektir diyor Lisanu’l-Arab.

“Lahd” birbirine bitiştirilip dizilen tahtalardır.

Türkçede mezardaki tahtalar için kullanılır. Toprak ona dayanır ve ölüye dökülmez.

O halde “ilhad etmek” demek dayandırmak demektir. “İleyhi”deki zamir “ellezi”ye gitmektedir. Dayandıkları kimsenin lisanı manasına gelmiş olur. Kaynakları olan kimsenin dili acemcedir. Buradaki “ellezî” beşeri anlatmaktadır. Beşerin vasfı olamaz. Nekreyi tavsif etmez. İsmi fail anlamında mübtedadır ve ahdi zihni ile marife olmuş nekre beşeri anlatır. Zamir hükmündedir.  

أَعْجَمِيٌّ

EaGCaMiyYun

“A’cemidir”

Arab ve acem gelmiştir. “R” ile “Cim” yerlerini değişmiştir. “B” harfi de “M” olmuştur. “C” topluluğu, “R” de kararı ifade eder.

Arapça ile diğer diller arasındaki farkı ifade ederler. Diğer diller değişik dillerin bir karmasıdır. Her dil başka dillerden alınmış kelimelerden oluşur. Oysa Arapça kendi dilinin kelimelerinden üretilmiş saf dildir.

İngilizceyi ele alın, çok ileri dil olarak görülür. Oysa asıl İngilizce olarak kelime yok gibidir. Kelimeler Latinceden ve Arapçadan alınıp dolmuştur.

Türkçe de Farsça ve Arapça ile dolmuştur.

Demek ki aralarındaki fark birinin kurallı dil olması, diğerlerinin ise toplama dil olmasıdır. Kur’an’ın dilinin kurallı dil olması nedeniyle onun fıkhi yorumu yapılmaktadır, hükümler istidlal edilmektedir.

وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ (103)

Va HAvÜAv LiSAvNun GaRaBiyYun MuBIyNun

“Bu ise mübin Arapça lisandır.”

Arapçanın mübin olması kurallı dil olmasından ileri gelmektedir.

Bu bir lisandır.

Nekre gelmesi onun lisanlardan biri olması ve yukarıda zikredilen lisandan ayrı lisan olmasındandır. Bu başka tür bir lisandır. Diğer dillerden birisine benzeyen lisan değildir.

Buradaki “Mübin” kelimesi, yorumlanabilen bir Arapça yani Kur’an Arapçası demektir. Buradaki “Mübin” tavsifi değil takyididir yani mübin olmayan Arapçadan ayırmak için getirilmiştir.

إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ لَا يَهْدِيهِمُ اللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ (104)

EinNa elLaÜIyNa LAv YüEMiNUvNa BiEaYATı elLAHı LAv YaHDiyMiHiMu elLAvHu VaLaHuM GaÜABun ELİyMun

“Allah’ın ayetlerine iman etmeyen kimseler ki Allah onlara hidayet etmez ve elim azab onlar içindir.”

Allah’ın ayetlerine iman etmeyenler; yani içtihat ve icmalarla topluluğun güvenini sağlamayanlar, devlet kurmayanlar, dayanışma ortaklıklarını teşkil etmeyenler; meclisleri, kooperatifleri, hakemleri ve silahlı birlikleri olmayanlar demektir.

Allah onlara hidayet etmez; yani “Adil Düzen”i, hak düzeni göstermez.

“Allah” lafzı burada tekrar edilmiştir.

Birincisindeki “Allah’ın ayetleri” Kur’an düzenidir.

İkinci “Allah” âlemlerin rabbi olan, insanlara Kur’an’ı inzal eden ve sonra onun beyanını öğreten Allah’tır.

Onlar için acıklı azab vardır.

Kur’an çok açık ifadelerle diyor ki; üçüncü binyıl uygarlığı bizim tarafımızdan öğretilmektedir, içtihatlar ve icmalar bizim bilgimiz ve iznimiz içinde olmaktadır. Bunlarla adil düzenlerini oluşturmayanlar başka çıkış yolu bulamazlar.

Ne sosyalizm ne kapitalizm, ne Amerika ne de Avrupa kapılarında bir şey bulunur.

إِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ (105)

EinNaMAv YaFTaRıy elKaÜiBa elLaÜIyNa LAu YuEMiNUvNa BiEAYAvTı elLAHı Va EuLAEiKa HuMu elKAvZiBUvNa

“Kezibi yalnız Allah’ın ayetlerine iman etmeyenler iftira eder. Onlar kazibdir.”

Önceki ayetlerde onlar çağın mümin âlimlerine müfteri demişler, siz uyduruyorsunuz, Allah’ın beyanı yoktur derler diye beyan edilmişti.

Şimdi Allah onlara cevap vermektedir: Yalanı Allah’ın ayetlerine iman etmeyenler söyler. Onlar yalancıdır.

“Kizb” iki manaya gelir; yanlış ve yalan. Birinci kizb yanlışı, ikinci kizb yalancıyı ifade etmektedir. Allah’ın ayetleri de tekrar edilmiştir.

“Allah’ın ayetleri” burada Kur’an düzenidir. “Allah” onun için tekrar edilmiştir. “Allah” tekrar edilince, Arapçada kaidedir, “Ayat” kelimesi de tekrar edilmiş olur.

“Ayat” Adil Düzen’dir.

Burada “kâfirler” demiyor da “iman etmeyenler “kelimesini kullanıyor. Onlar yalancıdırlar, bile bile bunları yapıyorlar.

“Adil Düzen”in ilahi düzen olduğunu biliyorlar ama Allah’ın bu güçlü tekel devlet sermaye dayanışmasından karma sömürü sistemini yenmeyeceğini sanıyorlar. Onlar iman etmeyenlerdir. Allah’ın ayetlerine yani icma ve içtihatlara iman etmiyorlar.

Bu ayetlerden açıkça anladığımız şudur ki; Kur’an her yeni uygarlıkta yeniden yorumlanacak, içtihat ve icmalar uygarlığı oluşturacaktır.

İnsanlar sınıf sınıf olacak, Kur’an’a inanmayanlar, içtihat ve icmalara inanmayanlar, içtihat ve icmaları yapanlara inanmayanlar.

Bize düşen görev Kur’an’ı kıraat ederken şeytandan Allah’a istiaze etmektir.

Bundan sonra her seminerin başına “eüzübillahi” koyacağız.

 

 


Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
20.11.2016
09:04


ADİL DÜZEN 889

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 889. Hafta - 19 Kasım 2016 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 889. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR.     -     ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI  

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

Yeni Bir Dünya için yapılması gerekenler

ABD BAŞKANLIK SEÇİMİ

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

‘Bilen bir fert, düşünen bir topluluk’

KUR’AN VE İLİM 888. Hafta Seminerinden…

AB değişti, ABD de değişiyor; biz de değişmeliyiz

http://www.tv5.com.tr/medyamizin-bugunku-durumu---mustafa-gecer-resat-nuri-erol-_pri672.html

Reşat Nuri EROL

 

***

 

NAHL SÛRESİ - 21. Hafta

 اسْتَعِذ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Reşat Nuri Erol
20.11.2016
09:05


ADİL DÜZEN 888

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 888. Hafta - 12 Kasım 2016 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 888. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR.     -     ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI  

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

DAVET EDİYORUM…

Hindu Dini VE YAPILMASI GEREKENLER

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Reşat yani yazarınız ne yapıyor ve “Adil Düzen”

Nebilerin vârisleri âlimler ve “ADİL DÜZEN”

Reşat Nuri EROL

 

***

 

NAHL SÛRESİ - 20. Hafta

 اسْتَعِذ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ



YorumYap

Çok Yorumlanan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 6728 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 884
Nahl Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
15.10.2016 2713 Okunma
5 Yorum 18.10.2016 13:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 3771 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 967
Taha Suresi Tefsiri 37-41. Ayetler
2.6.2018 1315 Okunma
4 Yorum 03.06.2018 01:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 699 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 3801 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 822
Hûd Sûresi Tefsiri 28-31. Ayetler
11.7.2015 3306 Okunma
3 Yorum 13.07.2015 01:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 5014 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 885
Nahl Suresi Tefsiri 78-82. Ayetler
22.10.2016 2684 Okunma
3 Yorum 23.10.2016 08:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 913
İsra Suresi Tefsiri 88-92. Ayetler
6.5.2017 2312 Okunma
3 Yorum 10.05.2017 12:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 630 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 503 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 537
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -35.AYETLER
21.11.2009 2346 Okunma
2 Yorum 02.12.2009 12:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 818
Hûd Sûresi Tefsiri 13-16. Âyetler
13.6.2015 3327 Okunma
2 Yorum 25.06.2015 04:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 3603 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 3753 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 4331 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 3851 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 857
Hicr Sûresi Tefsiri 9. Âyetler
26.3.2016 2917 Okunma
2 Yorum 27.03.2016 10:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 5143 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 5643 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 877
Nahl Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
20.8.2016 2643 Okunma
2 Yorum 21.08.2016 18:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 887
Nahl Suresi Tefsiri 89-92. Ayetler
5.11.2016 2859 Okunma
2 Yorum 07.11.2016 09:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 889
Nahl Suresi Tefsiri 98-105. Ayetler
19.11.2016 3028 Okunma
2 Yorum 20.11.2016 09:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 912
İsra Suresi Tefsiri 81-87. Ayetler
29.4.2017 1998 Okunma
2 Yorum 30.04.2017 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 965
Taha Suresi Tefsiri 17-24. Ayetler
19.5.2018 1288 Okunma
2 Yorum 24.05.2018 06:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 702 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 607 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 476 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 541
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -49-50.AYETLER
26.12.2009 1751 Okunma
1 Yorum 01.09.2016 13:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 545
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -58-62.AYETLER
23.1.2010 1930 Okunma
1 Yorum 01.09.2016 13:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 560
YUSUF SURESİ TEFSİRİ-41-42.AYETLER
8.5.2010 2175 Okunma
1 Yorum 11.05.2010 11:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 610
MÂİDE SÛRESİ TEFSİRİ -19.AYETLER
7.5.2011 2637 Okunma
1 Yorum 11.05.2011 22:59
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 819
Hûd Sûresi Tefsiri 17-22. Ayetler
20.6.2015 4370 Okunma
1 Yorum 25.06.2015 04:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 824
Hûd Sûresi Tefsiri 37-40. Âyetler
1.8.2015 4215 Okunma
1 Yorum 11.08.2015 17:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 826
Hûd Sûresi Tefsiri 45-47. Âyetler
16.8.2015 3719 Okunma
1 Yorum 16.08.2015 19:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 827
Hûd Sûresi Tefsiri 48-49. Âyetler
22.8.2015 3908 Okunma
1 Yorum 25.08.2015 20:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 828
Hûd Sûresi Tefsiri 50-52. Âyetler
29.8.2015 3847 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 13:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 829
Hûd Sûresi Tefsiri 53-57. Âyetler
5.9.2015 3626 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 20:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 830
Hûd Sûresi Tefsiri 58-60. Âyetler
12.9.2015 3857 Okunma
1 Yorum 18.09.2015 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 831
Hûd Sûresi Tefsiri 61-63. Âyetler
19.9.2015 3589 Okunma
1 Yorum 20.09.2015 18:10
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 832
Hûd Sûresi Tefsiri 64-68. Âyetler
3.10.2015 3923 Okunma
1 Yorum 03.10.2015 21:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 833
Hûd Sûresi Tefsiri 69-73. Âyetler
10.10.2015 4041 Okunma
1 Yorum 10.10.2015 23:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 835
Hûd Sûresi Tefsiri 79-83. Âyetler
24.10.2015 4042 Okunma
1 Yorum 25.10.2015 13:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 836
Hûd Sûresi Tefsiri 84-86. Âyetler
31.10.2015 3682 Okunma
1 Yorum 31.10.2015 19:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 839
Hûd Sûresi Tefsiri 96-101. Âyetler
21.11.2015 3745 Okunma
1 Yorum 22.11.2015 09:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 840
Hûd Sûresi Tefsiri 102-108. Âyetler
28.11.2015 3857 Okunma
1 Yorum 30.11.2015 09:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 841
Hûd Sûresi Tefsiri 109-113. Âyetler
5.12.2015 4064 Okunma
1 Yorum 05.12.2015 22:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 843
Hûd Sûresi Tefsiri 117-119. Âyetler
19.12.2015 4021 Okunma
1 Yorum 20.12.2015 06:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 845
İbrahim Sûresi Tefsiri 1-4. Âyetler
2.1.2016 6423 Okunma
1 Yorum 02.01.2016 21:41