Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.7.2020
506 Okunma, 3 Yorum

ŞUARA SÛRESİ- 11. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 

 

***

 

كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ (123) إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ (124) إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ (125) فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ (126) وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ (127) أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ (128) وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ (129) وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ (130) فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ (131) وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ (132) أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ (133) وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (134) إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ (135) قَالُوا سَوَاءٌ عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظِينَ (136) إِنْ هَذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ (137) وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ (138) فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (139) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (140)

 

***

 

كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ(123)

KaüÜaBaT GAvDun eLMuRSaLİyNa(FagGaLaT FaGaLun eLMuFGaLİyNa)  

“Ad mürselleri tekzip etti.”

كِذْب  kumaşın boyanmasında kullanılan bir çeşit boya, kumaşın hakiki yapısını saklar. Madenlerin altınla kaplanmasına da “kizb” denir. Kişinin içini saklayarak inanmadığı şeyi söylemesi kizbdir. Arapçada yalanla yanlış aynı kelime ile ifade edilir. Ama kizb bildiklerinin ve inandıklarının aksine konuşmaktır. ك oluşmayı, ذ işareti, ب geçidi gösterir.

Kalabalık hayvan sürülerinin sulamalarında varış yoluyla dönüş yolu birbirinden farklı olmuş, bunlardan geriye dönüş olan yolun adı عَوْد olmuştur. عَوْدَة dönüş demektir. Ad Kavmi, toplantı yerlerinde veya sulama yerlerinde bu usulü uygulayan kavim olabileceği gibi kötü adetleri terk ettikten sonra eski alışkanlıklara dönen bir kavim olduklarından başkaları tarafından bu ad ile anılmış olabilirler. Tevrat’ta Ad ve Semud’un hikâyeleri başka adlarla anlatılmış olabilir. Ad kelimesi عُدْوَان’dan ismi fail olabilir, “hass” kelimesi gibi. O zaman da saldırgan kavim olur. Kur’an’daki anlatılışı iyice yorumladıktan sonra tarih ve arkeoloji bilgileri ile bu topluluk tanınmış, bu kavramlar açığa kavuşmuş olur. ع etki etmeyi, و beraberliği, د çevreyi ifade eder.

رِسْل Saçak demektir. Salmak fiiline dönüşmüştür. “Haber saldı” da olduğu gibi bir kimseye bir adamı göndererek ona haber ulaştırmaya irsal denir. عَلَى harfi ceri ile kullanıldığı zaman irsal askeri birlikleri göndermek anlamına gelir. رسل Kur’an’da 513, ردد 59 defa geçer. Toplam 572 (22*11*13) eder. ر tekrarı, س mekânda diziyi yani sıralanmayı, ل belirliliği ifade eder.

 

Soru 1. Kur’an peygamberlerini anlatırken “Bu mübin kitabın ayetlerindendir” derken, Musa Peygamber’i anlatırken “Rabbin nida etmişti” der. İbrahim Peygamber’i anlatırken “İbrahim’in nebeini tilavet et” derken, Peygamber Nuh’u ve Nuh’un kavmini anlatırken “Nuh’u tekzip ettiler” der. Şimdi ise “Âd mürselleri tekzip etti” derken, Nuh’da ise kavmin adını zikretmez.

Neden?

İlk uygarlık Peygamber Nuh’un bulunduğu Mezopotamya’da Sümer uygarlığı olarak doğar. Daha önceleri kabileler dönemi olup henüz devlet aşamasına gelinmemiştir. Dolayısıyla yeryüzünde uluslar oluşmamıştır. Ulus şeklinde ilk oluşma Peygamber Nuh’un bulunduğu yerde başlar. Bir bakıma Nuh’un kavmi ilk kavimdir. Henüz adları yoktur. Adları olmadığı için “Nuh’un kavmi” sözünü eder ve bu kavmin adını söylemez. Ondan sonra kavimler ortaya çıkar. Nuh’un bulunduğu bölgeden peygamberler gelirler. Allah israfı sevmez. Her şeyden sadece birer örnek verir, sonra insanlara da “Buna göre davranın.” der. Allah ayrı ayrı kavimlerin oluşmasını isterse de kavimler arasında da iş birliğini irade eder.

 

Soru 2. İbrahim ve Musa kıssasında وَ harfi ile atfettiği halde, Nuh kıssasında ve burada neden atıf olmayıp vasıl vardır?

-Kur’an Medeniyetleri arasında İbrani Medeniyeti ile İbrahim Medeniyeti birbirlerinden farklıdır. Oysa Âd, Semud, Lut ve Şuayb dönemleri aynı medeniyetin içindeki dönemlerdir. Aynı medeniyeti anlattığı için aralarında وَ harfi koymamıştır. Kur’an ilk medeniyetin gelişmesini safhalar halinde anlatır. O medeniyette cereyan etmiş olaylara benzer olaylar, diğer medeniyetlerde de geçer. Ancak onları kıyas yolu ile bilebiliriz. Geçmişte Sümer tabletleri bulunmadan önce ilk medeniyetin Mısır Medeniyeti olduğu zannedilmiştir. Çünkü onların ehramları görünmekteydi. Sümerliler teknikte değil hukukta inkılap yapmışlardır. Bu sebeple görkemli anıtları yoktur. Mısırlılar ise teknikte evrim yapmışlar ve görkemli yapılara sahip olmuşlardır. Mezopotamya tabletleri bulunduktan sonra, ilk ve tek şekilde oluşan medeniyetin Nuh Medeniyeti olduğu ortaya çıkmıştır. Ondan sonra gelen bütün medeniyetler var olan medeniyetlerin değişerek gelişmesiyle oluşmuştur.

 

Soru 3. الْمُرْسَلِينَ kelimesi neden kurallı erkek çoğul olarak gelmiştir ve neden الْمُرْسَلَ denmemiştir?

-Nuh Peygamber’den önceki dönemlerde de peygamberlerin geldiği anlaşılır. Kur’an’da Nuh Peygamber’den önce gelen iki peygamberden bahsedilir; biri Âdem Peygamber diğeri İdris Peygamber’dir. Âdem Peygamber ilk peygamberdir. İdris Peygamber ise avcılık döneminde gelen ve ikinci olarak zikredilen peygamberdir. Toplayıcılık döneminde insanlar görerek öğreniyorlardı. Avcılık döneminde çocuklar avlanmaya gidemedikleri için ders ile eğitim görüyorlardı. Mağaralarda duvarlara resimler çizilerek avlanacak hayvanları ve bu hayvanların nasıl avlanacaklarını gösteriyorlardı. Bunu ilk öğreten İdris Peygamber olmuştur. Yani İdris Peygamber ilk olarak bu şekilde ders veren kişidir. Bu ayetteki الْمُرْسَلِينَ Nuh Peygamber’den önceki peygamberler olup, kavimleri tarafından tekzip edilmişlerdir.

 

Soru 4. Ayet kaç kelimedir, kaç harftir, kaçı şemsiye kaçı kameriyedir?

-Ayette 3 kelime vardır. Ayette tenvin dâhil 17 harf vardır. الْمُرْسَلِينَ kelimesindeki ي harfi uzun da okunur kısa da. Kısa okursak 16 harfe düşer. Eğer tenvini de katmazsak toplamda 15 harf olur. 15 sayısı 5 sayısının 3 katıdır yani kelimelerin 5 katı olur. Tenvin ile sayarsak 16 harftir. Böyle olursa 2 sayısının katlarından oluşmuş olur. Yani ikili sistemle çoğalır. 17 olarak saydığımızda ise atomun ilk elektron yapısını verir. Sekizyüzlüde 16 tane elektron ve pozitron var, merkezde ise 17. pozitron var. Harflerden 5’i kameriye (ك, ب, ع, م, ي), 10’u şemsiyedir (ذ,ذ ,ت , د, ل,ل , ر, س, ن,ن ).

 

Soru 5. Neden şemsiye harfleri kameriye harflerinin iki katıdır?

-Çünkü kameriye harfleri maddeyi, şemsiye harfleri ise manayı ifade eder. Mezopotamya Medeniyetinin resulleri hukuk düzenini getirdikleri için şemsiye harflerine önem verilir.

 

Soru 6. Sizce Nuh kıssasında geçen Mürseller ile bu Mürseller aynı kimseler midir? Buradaki ال (الْمُرْسَلِينَ) ahdi harici mi yoksa ahdi zihni midir? İstiğrak için olabilir mi? Erkek kurallı çoğul olduğuna göre cins isim olabilir mi?

-Nuh kıssasında geçen Mürseller de bu Mürsellere dâhildir. Yeni resuller de eklenmiştir. Hud Peygamber’e resuller geldi demiş ve kavme resulleri haber vermişse ahdi zihnidir. Yok, Hud kavmine daha önce geçen resullerin kıssalarını bildirmiş ve onlar da tekzip etmişlerse ahdi haricidir. Bu, istiğrak için olamaz. Çünkü bütün Mürseller söz konusu değildir. Cins için olabilir. Yani risaleti tekzip etmiş olurlar.

 

YORUM

Soru: Kavmin Mürselleri tekzip edildiğine göre bu tekzibe günümüzde ne şekilde karşılık bulabiliriz?  Bugünün Mürselleri kimlerdir?

-20. Yüzyılda risalet müessesesi tekzip ile geçmiştir. Risaletin olmadığı iddiası 1900’lü yıllarda başlamış ve 1933 yıllarında en yüksek doza erişmiştir. Bundan sonra 1967 yıllarına kadar inkâr seviyesini korumuştur. 1967 yılında İzmir’de kurulan Akevler Kooperatifi ile başlayan savunma 2000 yıllarında sonuca ulaşmış ve 2000 yılından sonra risaleti inkâr modası sona ermiştir.

-Bugünün resulleri, yeni düzeni getirmek isteyen ve geçmişteki bütün peygamberleri peygamber olarak kabul eden ilim adamlarıdır. Benim tanıdığım ilim adamları içinde Bediüzzaman, Muhammed Hamidullah, Süleyman Tunahan, Mevdudi, Seyyid Kutup gibi zatlar vardır. Bugünün resulleri Allah tarafından görevlendirilmiş kimseler değildir. Ben Allah’ın gönderdiklerini esas alıyorum diyen ve kendi kendine O’nun bu risaletini kabul eden herkes resuldür. Resul olmak için önce mümin olmak gerekir. Kur’an müminleri, cennet karşılığı mallarını ve canlarını Allah’a satmış olan kimseler olarak ifade eder. Onlar, gerektiğinde her şeylerini hatta canlarını vermeye hazır olan kimselerdir. Herkes, bu anlamda resul olmaya adaydır. Resul olanların en büyük özelliği risalet görevindeyken diğer resul adaylarıyla anlaşmış olmalarıdır.

İki mümin bir araya gelince kendi aralarında birini başkan seçerler ve o kişi namazda imam olur. Kim imamlığa daha layıksa o seçilir. Ben başkan olayım değil, sen başkan ol tartışmasını yaparlar ve karşı tarafın üstünlüğü ortaya çıkınca imam belirlenmiş olur. Bu, geçici imamdır. Diğer namaza kadar başkan odur. Yeni namaz vakti gelince diğer katılanlarla birlikte yeniden imam seçilir. Bu imam seçme keyfiyeti 10 sayısına ulaşıncaya kadar böyle devam eder. 10 sayısına ulaşınca bir aşiret oluşur ve onlar sıralama usulüyle imamlarını seçerler. Bundan sonra imam her namazda değişmez. İsteyen o cemaate bu kişinin imamlığında katılır. İsteyen de her zaman aşiretten ayrılabilir. Sonra aşiretler arasında merkez aşiret oluşur ve merkez aşiretlerde kamu teşkilatlanması yapılır. Bucaklar merkez bucaklarını oluştururlar. İl merkezi oluşur ve böylece bu çağın resulleri ortaya çıkar. Müslim olmanın şartı hakem kararlarını kabul etmeden geçer. Müminler başkanlarının kararlarını kabul ederler. Başkanların haksızlık yaptığına kanaat getirirlerse topluluklarını değiştirirler. Ekseriyet demokrasi yoktur, hicret demokrasisi vardır.

 

Öz Türkçe ile:

“Âd elçileri yalanladı.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Âd Mürselleri tekzip etti.”

 

KaüÜaBaT GAvDun eLMuRSaLİyNa

كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ (123)

 

***

 

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ (124)

EiÜ QAvLa LaHuM EaPUv HuM HUvDun EaLAv TatTaQUvNa (EiÜ FaGaLa LaHuM FaGLuHuM FuGLun EaLAv TaFTaGiLUvNa)

“Hani ehleri Hud onlara ittika etmeyecek misiniz diye kavl etmişti.”

هَوْد “Hidayet”in değişik söylenişidir. “Hidayet” de “hediye”den gelir. Hediye önden gönderilen armağandır. ه boşluğu, و beraberliği, د çevreyi ifade eder.

وِقَاء sandık gibi katı çevreli kaptır. وِعَاء  ise torba benzeri yumuşak çevreli kaptır. Yollarda ve yaylalarda taşlardan örülmüş yapılar, kulübeler vardır. Vahşi havanlardan, fırtınalardan korunmak için o kulübelere girerler. Buna ittika denir. Korunma anlamındadır. İttika edenler demek korunanlar, sığınağa girenler demektir. وَقِيّ kelimesi فَعِيل vezn üzerine koruyan veya korunan anlamındadır. تَقْوَى kelimesindeki ilk ت harfi و’dan dönüşmüştür, و harfi de ي’den dönüşmüştür. و beraberliği, ق dayanma kuvvetini, ي kolaylığı gösterir.

 

Öz Türkçe ile:

“Hani kardeşleri Hud onlara “Korunmayacak mısınız?” demişti.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Hani ehleri Hud onlara ittika etmeyecek misiniz diye kavl etmişti.”

 

EiÜ QAvLa LaHuM EaPUv HuM HUvDun EaLAv TatTaQUvNa

إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ (124)

 

***

 

إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ (125)

EinNİy LaKuM RaSUvLun EaMİyNun (EinNaNİy LaKuM FaGUvLun FaGİyLun)

“Ben size emin bir resulüm.”

أَمَنَة kapıları karşı karşıya olan evlerin ara yeridir. İlk topluluklar evleri bitiştirerek kale gibi yerleştirirdi. Kapılar ara sahanlığa açılır. Bu yerin adı أَمَنة idi. Buraya bir şey koymak o şeyin güvene alınması demektir. أَمَانَة buraya konmuş olan şeydir. أَمِنَ güven içinde olma demektir. أَمَنَة karşı karşıya bulunan evlerin arasındaki yer demektir. Eskiden evleri bitiştirerek bir duvar meydana getirirler ve kapılarını orta boşluğa açarlardı. Orta boşluğa bir kapıdan girilirdi. Böylece orası güven altında olurdu. Oraya bir mal koymak veya oraya girmek أَمِنَ kelimesi ile ifade edilirdi. أَمِنَ emniyet ve güven altına almak demektir.

 

Öz Türkçe ile:

“Ben size güvenilir bir elçiyim.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ben size emin bir resulüm.”

 

EinNİy LaKuM RaSUvLun EaMİyNun

إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ (125)

 

***

 

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ (126)

FatTaQUv elLAvHa Va EaOİyGUvNi (Fa eFTaGiLUv ulLAvHa Va eFGiLUvNi)

“Öyleyse Allah’a ittika ediniz, bana da itaat ediniz.”

طَاعَة olgunlaşmış, koparılmaya hazır hurma demektir. Bu hurmanın özelliğinden dolayı “itaat” ele gelme, söze uyma anlamı kazanmıştır. Hayvanı yedmek yani yulara gelmektir. İtaat etmek, dinlemek, uymak demektir. Kur’an’da طوع 129, طبع ise 11 defa geçmektedir. Toplam 140 (22*5*7) eder.

 

Öz Türkçe ile:

“Allah ile korunun, bana uyun.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Öyleyse Allah’a ittika ediniz, bana da itaat ediniz.”

 

 

FatTaQUv elLAvHa Va EaOİyGUvNi

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ (126)

 

***

 

وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ

Va MAv EaSEaLuKuM GaLaYHi MiN EaCRin (Va MAv EaFGaLaKuM GaLaYHi MiN FaGLin)

“Bunun üzerine sizden hiçbir ecr sual etmiyorum.”

سَحْل ova demektir. Kolayca yürünmesine benzetilerek kolaylık anlamında kullanılmıştır. سءل, ح‘nin hemzeye dönüşmesi ile oluşmuştur. Kolay kazandı yani topladı, dilendi veya kolay öğrendi anlamlarına gelir. Kuran’da  سءل129, سحل 1 defa geçer. Toplam 130 (2*5*13) eder. س mekânda diziyi, ء gücü, ل belirliliği ifade eder.

آجُور tuğla demektir. Tuğla üretene yapılan ödemeye “ücret” denir. أَجْر kira veya ücret demektir. ء gücü, ج topluluğu, ر tekrarı ifade eder.

 

إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ (127)

EiN EaCRiYa EilLAv GaLAv RabBi eLGAvLaMİyNa(EiN FaGLiYa EilLAv GaLAv FaGLİy eLFAvGaLİyNa)

“Benim ecrim ancak âlemlerin Rabbinedir.”

عَلَم dağın sivri noktası demektir. İnsanlar o tepeye bakarak bulundukları yerleri belirlerler. Sonraları yeryüzü beyler arasında bölüşülünce, her bey hâkim olduğu çevrenin tepesine o çevrenin kendisine ait olduğunu belirleyen işaret koymuştur. Buna “alem” denir. Bugünkü bayrak o dönemin geleneği olarak devam eder. عَرَفَة üstü düzlük dağ veya yayla demektir. İnsanlar ilk zamanlarda burada yıllık veya daha kısa zamana ait toplantılar yaparlardı ve birbirleri ile tanışırlardı. عَرَفَة (Arafat) kelimesi buradan gelmektedir. Hala orada toplanılmaktadır. عِلْم varlıkları sınırlamak suretiyle tanımlamak ve aralarındaki ilişkileri riyazi bir şekilde belirlemektir. مَعْرِفَة ise varlıkları diğerlerinden ayıracak özellikleri ile belirlemektir. ع etkiyi, ل belirliliği, م enginliği ifade eder.

 

Öz Türkçe ile:

“Ben sizden bir karşılık istemiyorum. Benim karşılığım herkesin Yetiştiricisi olanadır.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Bunun üzerine sizden hiçbir ecr sual etmiyorum. Benim ecrim ancak âlemlerin Rabbinedir.”

 

Va MAv EaSEaLuKuM GaLaYHi MiN EaCRin EiN EaCRiYa EilLAv GaLAv RabBi eLGAvLaMİyNa

وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ (127)

 

Soru 1. Bunların adlarını sayarak hepsi için bu ayetleri zikretmiştir. Neden aynı olan ayetleri tekrar etmiştir?

-Tekrar etmesinin sebebi toplulukların birbirine benzemesi ve hep benzer olayların geçmesidir. Kur’an buna sünnetullah der. Kur’an’a göre sünnetullah değişmez. Bununla beraber her topluluğun kendine göre özellikleri vardır. Bu özellikler ile topluluklar birbirinden ayrılır. Bu ayetleri tekrar ederek ortak özelliğe işaret ettikten sonra değişik ayetleri de ekleyerek özelliklerini gösterir.

Bu özellikler yalnızca o topluluklara ait değildir, bütün özellikler bütün topluluklarda vardır ancak şiddeti farklıdır. Kimilerinde bazı özellikler gelişmiştir. Kimilerinde bazı özellikler orta seviyenin altında gelişme göstermiştir. Bu yorumlarda bu özelliklere temas ediyoruz. Ancak bu özellikleri karşılaştırmak için uzun çalışmalara ihtiyaç vardır.

Bu semineri okuyanları bunları tamamlamaya davet ediyoruz.

 

Soru 2. Her kavim için ayrı ayrı tekrar etmiştir. Günümüzün kavimleri üzerinde ne düşünürsünüz?

-Kavimlerin oluşması Nuh Peygamber ile başlamıştır. O günkü şartlar içinde topluluklar birbirlerinden kesin sınırlar ile ayrılamamıştır. Büyük imparatorluklar ortaya çıkmıştır. Bununla beraber son 500 yıldır kavimler oluşmaya başlamıştır. Bugün artık devletler oluşmuştur ve genel olarak devletler ulusa dayanır ama henüz tamamlanmamıştır. Üçüncü binyıl ulus devletlerin ve kavimlerin belli şekillerle oluşacağı bin yıl olarak karşımıza çıkacaktır.

Uygarlık; ilim, din, iktisat ve yönetimle oluşur. Bir dönemde tek veya çift uygarlık yaşar. Kültür (irfan); dil, sanat, teknik ve hukuktan oluşur. Her ulusun kültürü birbirinden ayrıdır. Uluslar kültürleriyle birbirlerinden ayrılırlar. Farklı kültür özellikleri ile birbirleriyle yarışırlar.

 

YORUM

Soru: Uluslar nasıl oluşur?

-Bir bardağın içine su koyarsınız, suyun içine şeker atarsınız, sonra karıştırırsınız ve şeker erir. Bardağa çay koyarsanız şeker yayılır, su kırmızılaşır. Şeker ve çay molekülleri bardağın içine eşit bir şekilde dağılır. Bardaktaki suyun, çayın ve şekerin molekülleri her tarafta hareket eder. Bu moleküllerin hızları birbirlerinden farklıdır. Kimi yavaş kimi hızlı hareket eder. Dağılma hızları da birbirlerinden farklıdır. Şeker kısa bir sürede çözünür. Çay birden rengini verir.

Farklı yerlerden toplanarak bir araya gelen halk bir süre sonra çatışır. Kültürleri ayrı ayrı olduğu için boğuşma başlar. Zamanla kültürler birleşmeye başlar ve ortak kültür oluşur. Ortak kültürün oluşması tamamlanınca ulus meydana gelir.

Ortaklık sistemi ile biz bu çatışma sürecini barışa dönüştürmek istiyoruz. Semt kooperatifleri, hakemlik sistemi, hicret demokrasisi, yerinden yönetim sistemlerini bu amaçla benimsiyoruz. Millî Görüş uygulamaları tamamen bu yönde olmuştur.

 

***

 

أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ (128)

EaTaBNUvNa BiKulLi RİyGin EAYaTan TaGBaÇUvNa (EaTaFGiLUvNa BiFuGLi FiGLin FaGaLaTan TaFGaLUvNa)

Abeslik yaparak her riy’de bir ayet mi bina ediyorsunuz?”

تَبِيع inek yavrusu, dana demektir. Dana annesinin yaptığını yapar, peşinden dolaşır, buradan tabi olmak anlamına gelmiştir. ت düzendir, görünüşte düzen değil, fonksiyonda düzendir, dağınık ama düzenli. ب geçidi, ع etkiyi ifade eder.

رِيع İki dağ arasındaki yüksek geçittir. Kuran’da 1 defa geçer. لوي kökü ise 5 defa geçer.  Toplam 6 (2*3) eder. ر tekrarı, ي kolaylığı, ع etkiyi ifade eder.

حَمْد cümle kapısı demektir. Sahibinin nüfuzlu ve varlıklı olduğunu gösterir. عَبْد bu kapıda bekleyen köle demektir. د harfinin ث’ye dönüşmesi ile gerçekte nüfuzlu olmayan ve içi boş olan bir yapının girişine konan cümle kapısı benzeri işaret demektir. İçi boş ve anlamsız iş demektir. ع etkiyi, ب geçidi, ث dağınıklığı ifade eder.

بِنَاء Yapı demektir. İnşa etmek, yapmak manasında mastardır. اِبْن oğul demektir. Yapının üstüne oturduğu taş veya ağaçtır. Bina, kurulmuş yapı demektir. Sonra erkek çocuk, oğul anlamında اِبْن yani kişinin temeli, binası anlamında kullanılmaya başlanmıştır. اِبْن بنو veya بني kökünden dönüşmedir. Sonundaki ي veya و düşmüş başına vasıl hemzesi gelmiştir. İzafette و veya ي olarak tekrar gelir. ب geçidi, ن belirsizliği, ي kolaylığı ifade eder.

نَشْأَة sürgün, filiz demektir. ن belirsizliği, ش ani sıçramayı, ء gücü ifade eder.

أَوْيَة kuş yuvası demektir. Türkçedeki “yuva” kelimesi de buradan gelir. Sonra و harfi ي’ye dönüşmüş أيي olmuştur. Yüksek yerlerdeki yapılar, işaretler ayettir. Türkçedeki ay da buradan gelmiş olabilir. آيَة işaret, alamet, delil demektir. Başına أَ harfi getirilirse “Delil mi? Hangi delil?” anlamlarına gelir. Sonraları ismi mevsul olarak veya soru edatı olarak “hangi” anlamında  أَيُّkullanılmaya başlanmıştır. أَيَّانَأَيُّ آن” demektir. حَان su kenarındaki konaklama yeridir. Hayvanlar belli saatlerde buraya gelip su içerler. Bu esnada bunların sütü sağılır. حَانَة mastarı develerin suya gelmesi zamanının yaklaşması demektir. Sonra حِين herhangi bir işin yapılması için ayrılan zaman olmuştur. Sonra ح düşmüş آن olmuş. Şimdiki zaman için kullanılmaya başlanmıştır. ء güç, ي kolaylık demektir.

 

Soru 1. Hemze ile sorarak başlıyor. Neden?

-Buradaki hemze (أَتَبْنُونَ) inkâr hemzesidir. “Neden böyle yapıyorsunuz?” der. Onlardan açıklama yapmalarını talep eder.

Bizim de bugün onlara “Neden bunu yapıyorsunuz?” diye sormamız gerekir.

Bugünkü inkâr edenlere sorular sormamız gerekir.

Gümrüklerin hem devletlere hem de tüm insanlığa zararlı olduğunu ekonomi ilmiyle meşgul olanlar bilirler. Amerika’nın büyük iktisatçılarından Samuelson kitabında çok açık bir şekilde bunu anlatır. Öyleyse neden gümrükler vardır?

Boşanmanın serbest olmaması boşanmayı arttırır. İstatistikler bunları açıkça gösterir. O halde neden serbest olmaz?

 

Soru 2. Neden inşa kelimesi kullanılmaz da bina kelimesi kullanılır?

-Bina sabit bir yerde kurulan yapıdır. Yeri değiştirilemez. Yapı tamamlanmadan kullanılamaz. İnşa ise hareketli bir şeyi yapmaktır. Araba, gemi gibi araçlar inşa edilir. İnsan da inşa edilir. İnşa edilen, inşa esnasında da kendisinden yararlanılabilen şeydir.

إِنْشَاء ile بِنَاء kelimeleri arasında etimolojik karşılaştırma şu şekildedir:

-Bina/بِنَاء kelimesi ب, ن, ء harflerinden oluşur ancak kökü بني‘dir. İnşa/إِنْشَاء kelimesi ن, ش, ء harflerinden oluşur. İki kelimede ن ve ء harfleri ortak harflerdir. Manaları arasındaki farkı, birbirinden farklı olan ب ve ش harfleri verir. ب harfi ev, geçit, kapısı olan kapalı bir yeri ifade eder. ش harfi ani sıçramayı yani hareketi ifade eder. Böylece biri sabit diğeri ise hareketli yapı olur.

 

Soru 3. İnşa, bina, sun’, tesis (إِنْشَاء, بِنَاء, صُنْع, تَأْسِيس) kelimeleri arasında ne fark vardır?

-İnşa ve bina kendileri varlıklardır. Onlardan doğrudan doğruya kendileri iş görür. Sun’ ise bunlarda (inşa ve binada) değerlendirilir. Araba inşa edilir. Tekerlek ise sun’ edilir. Tek başına tekerlek bir işe yaramaz ama araba da tekerleksiz hareket etmez. İnşa edilen ile bina edilenler başkalarına da yaradıkları için aynı zamanda sun’durlar. Tesis ise binanın kurulduğu temeldir. Temelin üzerine inşaatı yapmak ve kullanılması gerekli araç-gereçleri koymak tesis kurmaktır.

 

Soru 4. Burada neden تَبْنُونَ (bina ettiniz) kelimesi getirilmiştir?

-Bunlar, çadır gibi taşınabilir olanları mabut edinmemişler, binaları ve oyma heykelleri mabut edinmişlerdir. Bunun için “bina” kelimesi kullanılmıştır.

 

Soru 5. فِي كُلِّ رِيعٍ demeyip بِكُلِّ رِيعٍ der, neden?

-İşe yaramaz anıtları belli yerlere koyarlar. Gelişigüzel yere değil, kurala göre seçtikleri yerlere koyarlar. Bu sebepten dolayı فِي yerine بِ gelmiştir.

 

Soru 6. رِيعٍ kelimesinin ilk somut manası nedir?

رِيعٍ kelimesinin etimolojisini yapınız.

Bu kelimenin somut manası, iki dağ arasındaki yüksek geçittir. ر tekrarı, ع etkiyi ifade eder. ع yükseklik manasına da gelir. Tekrar eden yüksekliklerdeki yapılardır.

 

Soru 7. رِعَايَة kelimesi ile وَفَاء kelimesini karşılaştırın. Ahdlere riayet ne demektir? Ahdlere vefa ne demektir? رعي ile وفي arasında ne fark vardır?

-ي harfleri ortak gelmiştir. ع harfi yerine و gelmiştir. Bu iki harf kameriyedir. ر harfi yerine ف harfi gelmiştir. ع etkiyi, و birliği ifade ediyor. Etki bir defadır. Birlik ise devamlıdır. Yani ع harfi olunca bir defa yaptığın şey oluyor, و harfi olunca sürekli yaptığın bir şey oluyor. ر harfinde tekrar var, ف harfinde ayrı olan bitişiklik var. رِعَايَة’te boşluklar var. وَفَاء‘da süreklilik var. رِعَايَة’te bir şeyi yapıyorsun, bir kere yapıyorsun, sonra arada kopukluk olur, tekrar yaparsın. وَفَاء‘da yaptıklarını birbirinin devamı olarak yaparsın.

آيَة kelimesini بَيِّنَة kelimesi ile karşılaştırın.

-آيَة herkes tarafından bilinen ama hangisi olduğu hakkında bilgi sahibi olunamayan bilgiyi veren işaretler veya özelliklerdir. Bu miktarları yani varlıkları ifade eder.

بَيِّنَة ise insanların şehadeti ile sabit olan hususlardır. Sözler ile ifade edilir.

 

Soru 8. عَبَث kelimesinin ilk manası ve etimolojisi nedir?

عَبَث ile yakın anlamı olan سُدًى kelimesini karşılaştırın.

- عَبِيثَةsu karıştırılmış süt demektir. Suyu ekleyince süt bollaşır ama bollaşmasının hiçbir yararı yoktur. Faydasız, boş işler demektir.

سُدًى” ise çobansız serbest bırakılan deve demektir. عَبَث boşuna yapılan iştir. سُدًى ise serbest bırakılan, kullanılmayan şey demektir. Biri yapmayı, diğeri değerlendirmeyi ifade eder. Biri, baştan yaparken işe yaramayacak, boşuna yaptığını ifade ediyor. Diğeri, baştan yarayacak olan bir şeyi yaptığını ama sonradan kullanmadığını ifade ediyor.

 

YORUM

Soru: Abes olarak yapılan riy’lerin sebebi ve etkisi nedir?

Yöneticiler halka kendilerini güçlü göstermek için halkın elde edemeyeceği şeylere sahip olmayı isterler. Maden olarak az olan altını elde etmeye çalışırlar. Yahut görkemli yapılar yaparlar. Bu yapıları yapamayanlar yapanları güçlü görürler.

 

Öz Türkçe ile:

“Her aşık (eşik) olan yere boş bir kanıt mı yapıyorsunuz?”

 

Kur’an kelimeleri ile:

Abeslik yaparak her riy’de bir ayet mi bina ediyorsunuz?”

 

EaTaBNUvNa BiKulLi RİyGin EAYaTan TaGBaÇUvNa

أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ (128)

 

***

 

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ

Va TatTaPiÜUvNa MaÖAvNiGa (Va TaFTaGiLUvNa MaFAvGiLa)

“Ve mesani’ayı ittihaz ediyorsunuz”

إِخَاذ göl gibi suyun toplandığı yer yani birikintidir veya suların toplanması için açılmış çukurdur. Almak, tutmak anlamlarında fiil olmuştur. “İttihaz etmek” edinmek, tutunmak anlamlarındadır. أَخَذَ fiil olarak bir şey almak demektir. إِخَاذ perçem demektir. Testinin tutma kulpudur. ءخذ Kur’an’da 273, ءهل ise 127 defa geçer.  Toplam 400 (24*52) eder.   ء gücü, خ çökmeyi, ذ işaret etmeyi ifade eder.

صَنْع araç yapmak demektir. عمل ile صنع kelimelerini karşılaştırdığımızda ع harfleri ortaktır, ل harfine karşı ن harfi gelmiştir. Amelde birlik hâkimdir, sanatta ise farklılık hâkimdir. Estetiklik manasını da buradan alır. ص harfine karşılık م harfi gelmiştir. ص harfi dönüşmeyi veya dayanıklılığı ifade eder, م harfi ise enginliği ifade eder. Amelde başkalarına çalışma vardır, sana da ise kendine araç yapma vardır ve devamlıdır. ص dönüşmeyi, ن belirsizliği,  ع ise etkiyi ifade eder.

 

Soru 1. “İttihaz” kelimesinin ilk somut manası ve etimolojisi nedir?

- إِخَاذ suyun toplandığı çukura denir. ء gücü, خ çökmeyi, ذ işaret etmeyi ifade eder.    

 

Soru 2. مَصَانِعَ kelimesinin somut manası ve etimolojisi nedir?

- صَنِيع yeni dikilmiş, kullanılmamış elbisedir. “Sun’ etmek” araç yapmak demektir. Yapılan, bir amaç için yapılır. Gaye, yapılanın kendisi olmayıp yapılanla iş yapmaktır.

Hud kavmi; mumyalama gibi işlemler üretirler ve onunla ölmeyeceklerini zannederler. ص dönüşmeyi, ن belirsizliği, ع ise etkiyi ifade eder.

لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ (129)

LaGalLaKuM TaPLuDUvNa (LaGalLaKuM TaFGuLUvNa)

Halit olasınız diye.”

لَعَلَّ cümlenin içinde meful veya haber olarak gelirse “beklenir” yahut “olabilsin” diye anlamlarındadır. لَعَلَّ cümlenin başına gelirse إِنَّ,أَنَّ  gibi uyarı harfidir. Olması istenmeyen bir şeyin olmakta olduğunu haber verir. Aslında لَأَنَّ den dönüşmüştür. Tekit tahkik harfleri birleşmiştir. لعل Kuran’da 129, عني 1 defa geçmektedir. Toplam 130 (2*5*13) eder. ل belirliliği, ع etkiyi ifade eder.

خُلْد Parçalanmayan sert kaya demektir. خُلْد, yağmurun ve karın yıpratıp parçalayamadığı kayalardır. Ölümsüz olmak için kullanılmaya başlanmıştır. خلد Kuran’da 87, خرص 5 defa geçmektedir. Toplam 92 (22*23) eder. خ çökmeyi, ل belirliliği, د çevreyi ifade eder.

 

Soru 1. خُلْد kelimesinin etimolojik manası ve ilk somut manası nedir? أَبَد ile خُلْد kelimelerinin arasındaki fark nedir?

- خُلْد parçalanmayan sert kaya demektir. خ çökmeyi, ل belirliliği, د çevreyi ifade eder.

أَبَد ile خُلْد kelimesini karşılaştırdığımızda; خ harfi ء harfine karşılıktır. خ çökmeyi-harap olmayı, ء ise etkili-güçlü olmayı veya yok etme gücünü ifade eder. İki türlü güç vardır; bir şeyi var etme gücü ile bir de bir şeyi yok etme gücü vardır. د harfleri ortaktır. Çevrelemeyi, çevreyi ifade eder. ب harfine ل harfi karşılık geliyor ve bu harfler arasında mana farkı vardır, bir yakınlık yoktur. ل belirliliği, ب ise geçidi ifade eder.

أَبَد kelimesi sonsuz demektir. Yani duvar yok, geçit yok. Olsa bile aşılabilir güç var.

خُلْد ise süreklilik demektir. Yani belirlenmiş olan çevreye girersin ve orada sürekli kalırsın, oradan çıkmazsın ama orası harap olabilir yani oranın sonu olabilir. Oradan çıkmıyorsun ama orası yok oluyor, yok olunca sen de çıkmış oluyorsun.

 

Soru 2. Mezarların varlığı, o zamanki insanların ahiret inancı olduğunu kanıtlar mı?

-Ölüleri mezara gömme yalnızca insanlara hastır. Geçmiş ve gelecek kavramı insanlara aittir. Diğer canlılar ânı yaşarlar ve o âna göre davranırlar. Alışkanlıkları da zamanın etkisiyle olur. İlk insanın varlığını mezarların varlığıyla biliyoruz. Mezarların olması o zamanki insanların da bugünkü insanların da ahiret inancı olduğu anlamına gelir. Ancak bu inançla birlikte zamanla mezarlar geliştirilir ve atalar ilahlaştırılır. Bugünkü insanlar dâhil babalarının yaptığını yaparlar.

 

Soru 3. İslamiyet’te mezarların hükmü nedir?

-Kur’an’da “Mezarının üzerine kıyam etme” denir (وَلَا تَقُمْ عَلَى قَبْرِهِ Tevbe 9/84). Kıyam, üzerinde durmayı salat gibi hasen olarak zikreder. Mezarlara saygısızlık bu ayete göre mekruhtur.

İnsanların nüfusu arttıkça mezarlık bulmak zorlaşır. Semt ve site projelerini yaptığımız zaman yani 100 Lojmanlı İşyeri Apartmanlarını inşa ettiğimiz zaman, apartmanda sakin olanların mezarlarını da projelendirmemiz gerekir. Bir ölünün mezarına ikinci ölü konabilir ama aralarında belli bir müddetin geçmesi gerekir. Biz bunu 25 sene olarak belirliyoruz. Bununla beraber bugünkü tahta lahit yerine beton lahit yapılır ve düz olarak konulursa, üstüne ikinci ölü kısa zamanda da konabilir.

 

YORUM

Soru: Ortaklık düzeninde mezarlığın hükmü nelerdir?

-Her semtin kendi mezarlığı olur. Herkesin muhasebe defteri, yazılı kayıtları olur. Ölen insan semtindeki mezara gömülür. Betondan yapılan lahdine hayattayken bilgisayarına geçirilen kendisiyle ilgili kayıtlar disklere doldurularak konulur. Bir semtin tarihi her zaman belgeleriyle yazılabilir olur.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve kalıcı olasınız diye araçlar ediniyorsunuz.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve halid olasınız diye mesani’ayı ittihaz ediyorsunuz.”

               

Va TatTaPiÜUvNa MaÖAvNiGa LaGalLaKuM TaPLuDUvNa

وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ (129)

 

***

 

وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ (130)

Va EiÜAv BaOaŞTuM BaOaŞTuM CabBAvRİyNa (Va EiÜAv FaGaLTuM FaGaLTuM FagGAvLİyNa)

“Ve betş ettiğinizde cebbar olarak betş ediyorsunuz.”

بَطْء elle kavrayarak vurup yakalamak, çarpmak anlamlarına gelmiştir. Ördeğin ayaklarının yere vuruşu gibi bir vuruşa benzetilerek sert vurma, çarpma anlamlarında kullanılır. ء harfi ش’ ye dönüşmüştür. Bu dönüşüm uzak bir dönüşümdür. Elin avuç içine bir şey almak için aldığı şekle جُمْعَى, bir sopayı tutmak için aldığı şekle قَبْض, bir kumaşı tutmak için aldığı şekle de  بَطْشdenir. Kişiyi yakasından tutmaktır. ب geçidi, ط kabullenmeyi, ش ise zamanda diziyi ifade eder.

جِبَارَة Kırıkların tutturulması için konan tahta parçasına denir. Hareketli hale getirmek için yapılan zorlamadır. جِبْرِيل kelimesi yaraları saran veya görevini zorla yaptıran anlamındadır. Kuran’ı getiren meleğe verilen addır. Kuran’da جبر 13, جبل 41 defa geçmektedir. Toplam 54 (2*33) eder. ج topluluğu, ب geçidi, ر ise tekrarı ifade eder.

 

Soru 1. Buradaki وَ harfi nereye atfetmektedir?

-أَتَبْنُونَ’ye (128. ayet) atfetmektedir.

 

Soru 2: إِنْ بَطَشْتُمْ demeyip إِذَا بَطَشْتُمْ der. Bunun anlamı nedir? Neden bunu kullanır?

-Atfederken إِذَا kullanılır. أَتَبْنُونَ’deki أ atfın dışında bırakılır. إِنْ veya إِذَا dan birisi tercih edilmelidir. Betş edeceklerine hazır olduklarını bildirir ve bu betşlerinin cebbar şekilde olacağını anlatır. إِنْ kullanılsaydı beklenmeyen bir şart olurdu. Hâlbuki Hud Peygamber onların bunu yapacaklarını, böyle düşündüklerini bildiği için إِذَا getirilir.

 

Soru 3. بَطْش kelimesinin ilk somut manası ve etimolojik manası nedir?

-بَطْء Ördeğin ayağıdır. Ördeğin ayaklarını yere vuruşu gibi bir vuruşa benzetilerek sert vurma, çarpma anlamlarında kullanılır. ء harfi ش’ ye dönüşmüştür. Bu dönüşüm uzak bir dönüşümdür. Elin avuç içine bir şey almak için aldığı şekle جُمْعَى, bir sopayı tutmak için aldığı şekle قَبْض, bir kumaşı tutmak için aldığı şekle ise  بَطْشdenir. Kişiyi yakasından tutmaktır. ب geçidi, ط kabullenmeyi, ش ise zamanda diziyi ifade eder.

بُطْء  Yavaş demektir.  

بَطْن Karın demektir ظَهْر’in yani sırtın tersidir.

بَطْش Ayakla vurulan tekme ile, elle veya sopa ile kılıçla vurmaya da yakındır.

بَاطِل hakkın karşılığıdır.

بَطْر Dikiş demektir. بَيْطَر yarayı diken demektir.

 

Soru 4. جَبَّارِينَ kelimesinin ilk somut manası ve etimolojik manası nedir?

- جِبَارَة kırıkları hareketsiz hale getirmek için kullanılan tahta parçasıdır. Üzerine bez sarılarak tutturulur. Bugün onun yerine alçı kullanılır.

جبل kökünde belirginlik vardır. جبر kökünde ise tekrar var, belirlilik yoktur.

ج yürümeyi, ب geçidi, ر tekrarı ifade eder. Tahta destekler, yürümeyi sağlar.

ب bağlayıcılığı, ر de sargının tekrarını ifade eder.

 

YORUM

Soru: Günümüzde بَطْش kelimesinin karşılığı nedir? جَبَّارِينَ kimlerdir?

Bugünkü karakol çalışanları birer بَطْش‘tir. Gece yarısı sabaha karşı kapınıza polis dayanır ve sizi alır götürür. Hapseder. Aylarca, yıllarca muhakeme olunursunuz. Sonra delil yetersizliğinden beraat edersiniz.

İş yerinize belediye zabıtası gelir. Ceza yazar. Bu da yetmez, iş yerinizi mühürler, kapatır. Bu da بَطْش‘tir.

İş yerinize maliyeden gelirler, görevli size bir ceza yazar, iflas edersiniz. Bu betştir.

Sigortadan gelirler, varlığınız elden gider.

Bunların hepsi birer betştir. Sağlam düzende betş yoktur.

Mağdur olan kişi ve kamunun dayanışmaları soruşturmacıları görevlendirirler, onlar ayrı ayrı sanıkları ve tanıkları rahatsız etmeden ziyaret ederler. Önce şifahi soruştururlar. Sonra yazılı olarak sorarlar. Yazılı cevaplara dayanarak hakemlere gidilir, soruşturmacıların şehadetleri ile kişi mahkûm edilir. Mahkûmiyet mali ise kişi de cezasını ödemezse, iflas hükmü verilir. Mallarına el konmaz ama borçlanma ehliyeti kalkar. Bedeni ceza ise kendisi gelir teslim olur. Yahut firar eder. Para cezasına çevrilmiş olur.

Bugünkü cebbarlık ise daha da acıtıcıdır. Ruhsat cebrdir, gümrükler cebrdir. Nakit, mal, emek ve sermaye kısıtlamaları cebrdir.

Bir işyeri açarsınız veya temel atarsınız. Kamu görevlileri üstünüze çullanır. Belediyeden zabıta gelir. Maliyeden görevli gelir. Sigortadan başka kontrolcü gelir. Başınızı kaldıramazsınız. İnşaat mı yapacaksınız? 50 kadar cebr vardır. Eliniz ayağınız bağlıdır. Bıkarsınız ve iş yerinizi kapatırsınız. Avrupa’da iş aramak için sürünürsünüz.

Bugünkü dünya düzenini bu kadar belirgin ifade eden hangi kelime bulunabilir?

Adil Düzen’de hiç kimsenin kolu bağlanmaz. Adam mı öldüreceksiniz? Öldürürsünüz. O zaman uygulanan kısas ile siz de ölürsünüz. Hiç kimse durup dururken adam öldüremez. Karşı taraf o kadar zulüm etmeye başlar ki siz artık yaşayamaz hale gelirsiniz. İkimiz de ölelim de kurtulalım dersiniz ve adam öldürürsünüz. Bu da sosyal dengedir.

Emile Durkheim, toplulukta adam öldürme sosyal bir olaydır, önleyemeyiz der. Öldüren ölür. Herkes yaptığını yapar ama sonra hakemlerden oluşmuş yargıda hesabını verir.  

 

Öz Türkçe ile:

“Ve yakaladığınızda baskılayarak siz yakalıyorsunuz.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve betş ettiğinizde cebbar olarak betş ediyorsunuz.”

 

Va EiÜAv BaOaŞTuM BaOaŞTuM CabBAvRİyNa

وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ (130)

 

***

 

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ (131)

Fa tTaQUv elLEAvHa Va EaOİyGUvNi (Fa eFTaGiLUv elLaHa Va EaFGiLUvNi)

“Allah’a ittika edin ve bana itaat edin.”

Soru: Bu ayet bundan önceki bölümde tekrar edilmiş olduğu gibi burada da tekrar edilir. Neye vurgu yapılır? Ne anlama gelir?

-Bu ayet 12 defa geçer. Sekizi bu surededir. Dokuz bölüm vardır. Bunlar sırasıyla; Kur’an, Musa, İbrahim, Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb ve ikinci Kur’an uygarlığıdır.

“Allah’a ittika ediniz bana itaat ediniz.” denir.

“İttika” وقي‘den gelen bir kelimedir. وِقَاء yollarda taşlardan yapılan kulübelerdir. Yağmurdan ve yabani hayvanlardan kaçmak için yapılır. “İttika etmek” demek kulübeye girmek demektir. Şeriat bir kulübedir. Oraya girdiğinizde kendinizi korursunuz. Evler böyledir.

“Allah’a ittika ediniz” denir. “Allah” kavramı âlemlerin Rabbini ifade ettiği gibi topluluğu da ifade eder. Allah’ın tabiat kanunlarına ve sosyal kanunlara göre hareket edin demektir. Bir taraftan sigara içmeyin dendiği gibi diğer taraftan sosyal kanunlara da uyun anlamı çıkar. Hile yapmayın manası da vardır.

Bugün insanlar yazdıklarına göre hareket etmezler. Geri kalmış ülkelerde dışarıdan aktarılmış kanunlar topluluğun yapısına uymadığı için uygulanamaz. Bu ülkelerde yazılanlar başka, yapılanlar başkadır. Muhasiplerin yazdıkları hep yalandır.

Bu vesileyle bir başka örnek daha vermek isterim. Hâkimler olaylara madde bulma yerine olayları maddelere uydurma yolunu seçerler. Örneğin Gülenciler darbeci olmuşlarsa da terör olaylarına girmemişlerdir. Mahkemeler darbe ile birlikte terörist sayarak buna göre ceza verme yolunu seçmişlerdir.

İnsanlık her zaman mahkemelere başvurur, başvurmuştur. Hakemlerin kararlarını infaz etme ise Nuh zamanında başlamıştır. Yasama ve uygulama esastır. Buna yürütme diyoruz. Neyin nasıl yapılacağına yasalar karar verir. Yasaların emrettiklerini yapmak ise yürütmeye aittir. Yasalar meclislerde hazırlanır. Uygulamalar yürütmede gerçekleşir. Kur’an bu süreçte yer alan yargı ve yönetimi aktif değil pasif kabul eder. Yasama ve yürütme ise aktiftir.

 

Öz Türkçe ile:

“Allah ile korunun, bana uyun.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Öyleyse Allah’a ittika ediniz, bana da itaat ediniz.”

 

 

Fa tTaQUv elLEAvHa Va EaOİyGUvNi

فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ (131)

 

***

 

وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ (132)

Va tTaQUv elLaÜİy EaMadDaKuM BiMAv TaGLaMUvNa (Va eFTaGiLUv elLaÜİyEaFGaLaKuM BiMAv TaFGaLUvNa)

“Ve ilmettiklerinizde size imdad edene ittika edin.”

مَدِيد  Kiriş demektir. م enginliği, د çevreyi ifade eder.

Soru 1. Buradaki وَ harfi nereye atfediyor?

-Bundan önce فَ ile فَاتَّقُوا اللَّهَ gelmiştir.  Şimdi وَ harfi ile gelmektedir. فَ harfi de parantez içindedir. Bundan önceki ittikaya atfedilir.

Soru 2. Buradaki الَّذِي neyi tarif eder?

Soru 3: وقي kökünün etimolojik manası ve ilk somut manası nedir?

Soru 4: مدد kökünün etimolojik manası ve ilk somut manası nedir?

-Bundan önceki ittika farklıdır. Burada الَّذِي Allah’ın sıfatı olarak gelmiş olabilir. Yahut الَّذِي Allah’tan başka bir şeyi ifade için gelmiş olabilir. Kamu yasama ve yürütmeden oluşur. Yasama ve yürütme dayanışma ortaklıklarına dayanır. Devlet demek dayanışma ortaklığı demektir. Peygamber Muhammed’in Medine’ye vardığında ilk oluşturduğu kuruluş dayanışma ortaklığıdır.

Nuh Peygamber zamanında dayanışma ortaklıkları henüz oluşmamıştır. Demek ki dayanışma ortaklıklarını ilk oluşturan Peygamber Hud’dur. İlkesi dayanışma ortaklıklarının oluşturduğu yapıdır. İlmi, mesleki, ahlaki ve siyasi dayanışma ortaklıkları vardır. Bunlar hep birlikte ortaklık düzeninde sigorta müesseseleridir. Kamu demek devlet demek, sigorta demektir. Yasama ile dayanışma ayrı ayrı kuruluşlar olduğu için وَ harfi ile atfetmektedir.

أَمَدَّ imdat etmek demektir. Dayanışma ortaklıklarının kötü duruma düşen kimselerin yardımına koşması demektir. بِمَا تَعْلَمُونَ demekle eğitim ve öğretim görevlilerinin dayanışma sorumlularına ait olduğunu gösterir.

“Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası”nı bu ilkeye dayandırmış bulunuyoruz.

Kur’an ayetleri varsayımlarımızı teyit eder.

Kur’an 600 sayfadır. Her seminer yarım sayfadır. 1200 seminer de tamamlanınca 24 sene geçmiş olur. Her nesil ancak iki defa Kur’an seminerlerini tamamlayabilir.

Her bucağın anayasası farklıdır. Böylece anayasalar durmadan yenilenir. Bu hükme dayanılarak yenilenir. Anayasa demek sigorta (dayanışma) sözleşmesi demektir.

 

Soru 5. Bildiklerimiz ile nasıl ittika ederiz?

-Bilenler sıralaması yapılır. Ümmiler, sailler, amiller, zakirler, fakihler ve rasihler. “Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası”nda bunlar hükme bağlanmalıdır. Dayanışma ortaklıklarında mezhepler oluşur. Yasalar mezhep içtihatlarına riayet eder. Kişiler istedikleri mezheplere katılırlar. Mezhepleri içinde farklı içtihatlarda bulunurlar. İçtihat etmedikleri hususlarda mezheplerinin içtihatları geçerlidir. Böylece herkes kendi içtihadı ile hareket etmiş olur. Mezhep icmaları birliği sağlar. Ümmet icmaları topluluğu oluşturur.

 

YORUM

Soru: Ayetin çağımızdaki yorumu nedir?

-“İttika” demek şeriata uyma demektir. Herkes içtihatta serbesttir. Ama içtihadına uymak yeni cemaat oluşmasına sebep olabilir.  Ancak cemaat dışı yaşayamaz. Biz buna hicret demokrasisi diyoruz.

İnsanların mezheplerini ve yöneticilerini seçme özgürlükleri vardır. Değiştirme, yeniden oluşturma özgürlükleri vardır. Ama şeriat dışına çıkma, görevlilere karşı çıkma özgürlükleri yoktur. Mağdur olanlar hakemlere giderler ve mağduriyetlerini giderirler. Yönetim mahkemelerin kararlarını uygulatır.

Allah’a ittika ve resule itaat ilkesi şeriatın temelidir. Allah’a ittika içtihatlara, sözleşmelere uymadır. İtaat da hicret demokrasisidir.

“Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası” esas alınarak Kur’an baştan sonuna kadar hep yorumlanır. Kur’an’ın ayetlerine göre yasada yenilemeler yapılır. Bir bitki nasıl canlı ise her yıl kendini yeniliyorsa yapraklarını döküyor ve yeni filizler veriyorsa Kur’an’a dayalı anayasa da böyle devamlı olarak kendisini yeniler. Bin yıl içinde kökünden sökülür ve ağaç olarak yeniden ortaya çıkar.

Kur’an ve ilim seminerleri yapılırken bunlar hep göz önünde bulundurulur. Üçüncü binyılın henüz başındayız. Birinci Kur’an uygarlığının ağacını söküyor, yerden çıkacak ağacın fidanını yetiştiriyoruz.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve bildiklerinizde size yardım eden ile korunun.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve ilmettiklerinizde size imdad edene ittika edin.”

 

 

Va tTaQUv elLaÜİy EaMadDaKuM BiMAv TaGLaMUvNa

وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ (132)

 

***

 

أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ (133)

EaMadDaKuM BiEaNGAvMin Va BaNİyNa (EaFGaLaKuM BiEaFGaLin Va eLFaGLİyNa)

“Size en’am ve benin ile imdat etti.”

أَنْعَام geviş getiren çift tırnaklı hayvanların ortak adıdır. Deve, sığır, koyun, keçi. Sonra نِعْمَة bütün yiyeceklerin adı olmuştur.  Rahmet manevi iyilikler, nimet maddi iyilikleri ifade eder. ن belirsizliği, ع etkiyi, م enginliği ifade eder.

Soru 1. Burada وَ harfi getirmeden أَمَدَّكُمْ kelimesini tekrar etmiştir. Neden?

-أَمَدَّ kelimesini tekrar etmiştir. İki imdad farklıdır. Biri ilimle yaptığı imdattır. İnsanın zihnindeki imdaddır. Diğeri ise doğada yarıştaki imdaddır. İnsanın iki varlığı vardır. Biri beden varlığıdır. İnsan bir canlıdır. Canlının bütün özelliklerini taşır. Diğeri ise beyindeki devrelerle oluşmuş ve insanın ruhu ile oluşan varlığıdır. Buna insanın ilmi varlığı diyoruz. Bu ayet böyle diyor. Allah bir maddi imkân sağlar, bir de ilim verir. Bunlar farklıdır ama aralarında birlik vardır, onun için وَ harfi gelmemiştir.

 

Soru 2. أَنْعَامٍ ve بَنِينَ kelimelerini birbirine atfetmiştir. أَنْعَامٍ kelimesi neyi, بَنِينَ kelimesi neyi temsil eder?

-أَنْعَام geviş getiren çift tırnaklı hayvanlardır. Tüm maddi imkânları temsil eder. İnsanın bedeni ihtiyaçlarını gidermesi nimettir.

Kur’an’da kullanılan kelimelerin dar manası ve geniş manası olmak üzere iki türlü anlamları vardır, Kur’an kelimeleri kullanır, biz içtihatla onların dar veya geniş manadan hangisine göre geldiğine bakarız. İslam’ın dar manası Kur’an müminlerine iken geniş manası tüm peygamberlere inanan müminleredir.

 

Soru 3. أَنْعَام kelimesinin etimolojik manası ve ilk somut manası nedir?

- نَعَمdeve demektir. Erkeğine جَمَل, dişisine نَاقَة, her ikisine بَعِير denir. Sonra geviş getiren çift tırnaklı hayvanlara ad olmuştur. Sonra insanın bedeni ihtiyaçlarını gideren nimet olmuştur.

ن belirsizliği, ع etkiyi, م enginliği ifade eder. م ile و harfi akrabadır. و sayılı şeylerin beraberliğini ifade eder. م ise çok sayılacak işlerin beraberliğini ifade eder. Gürcücede م harfinin en yakın akrabası olan ب harfi çoğul takısıdır. ب bina kökünden gelir. Bir temel üzerinde oturtulan yapıdır. ءبو ile بنو baba ile oğuldur. ء ile ن farklıdır. ء gücü, ن ise belirsizliği ifade eder.

 

Soru 4. بَنِينَ kelimesinin etimolojik manası ve ilk somut manası nedir?

- Hem ءبو‘de hem de بنو‘de  geçiş vardır. İkisi birlikte olabilir. Kapı açılır ve kapanır. İkisi arasında hem beraberlik hem de ayrılık vardır. بَاب kelimesinin bölünmesi ile elde edilmiştir. Bu hususta Fatiha suresi açıklanırken yapılmıştır. Kur’an baştan sona kadar bir canlı gibi bölünerek oluşmuştur. Her kelimenin bölündüğü bir kelime vardır. Canlılarda bölünme ve değişme söz konusudur. Buradaki kelimeler de böyle olmaktadır.

 

Soru 5. بَنِينَ kelimesi kurallı erkek çoğul gelmiştir. Neden?

Kuralsız çoğul gelirse var olanların ilk nesildeki oğullarıdır. Kurallı çoğulda alt nesillerdeki oğullar da dahildir.

 

Soru 6. Neden أَنْعَام kelimesi örnek olarak tercih edilmiştir?

İnsanlar hem meyve hem de et yerler. Mideleri yalnızca en’amın etlerini sindirecek şekilde var edilmiştir. Diğer etler ancak insanda çocukken oluşan genlerle arızi besin olur. At eti herkese besin değildir ama kavmin yiyeceği ise onlara besindir. Selman-ı Farisi Peygambere kelerin etini sunar ama Peygamber yemez. Selman “Haram mı?” diye sorar. Peygamber de “Kavmimin yiyeceği değildir.” der. İsrail’in kendilerine haram ettiklerini anlatan ayet de bunu teyit eder (كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَنِي إِسْرَائِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسْرَائِيلُ عَلَى نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرَاةُ Ali İmran 3/93). Aralarındaki ayet ile bunların ikişer ikişer birbirine atfedildiği anlatılır.

 

YORUM

Soru: أَنْعَام kelimesinin tercih edilmesiyle günümüzün ekonomisi arasında ne gibi ilişkiler vardır?

-Bugün de nebati ve hayvani gıdalar ile yaşarız. Elbiselerimiz de nebatlardan ve hayvanlardan oluşur. Pamuk ve yün maskelerin yüzlerce defa suni olanlardan daha korumalı olduğu bugün tespit edilmiştir. Bitkilerden doğrudan yararlanmaktan ziyade bitkiler hayvanların yemi olur. İnsanlar hayvanın daha çok ürünlerinden yararlanır.

Bu ayetin bize ifade ettiği husus budur.

95 dönüm yer almak için harekete geçiyoruz. Orada mısır ve diğer bitkileri ekeceğiz. Onları yem yapacağız. Teşvikiye’de kuracağımız yem sanayiinde keçileri, inekleri ve tavukları besleyeceğiz. Böylece onların sütlerinden, etlerinden, yünlerinden ve derilerinden yararlanmış olacağız.

 

Öz Türkçe ile:

“Size hayvanlar ve oğullar ile yardım etti.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Size en’am ve benin ile imdat etti.”

 

 

EaMadDaKuM BiEaNGAvMin Va BaNİyNa

أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ (133)

 

***

 

وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (134)

Va CanNAvTin Va GuYUvNin (Va FaGLAvTin Va FuGUvLin)

“Ve cennat ve u’yun (ile)”

جَنَّة bahçe demektir, dışarıdan iç tarafı görünmeyen meyveliklerin adıdır. جَنِين kelimesi buradan gelir. Görünmeyen varlıklara جِنّ denir ve إِنْس’e karşı kullanılır. ج topluluğu, ن belirsizliği ifade eder. جنن Kur’an’da 201, جول 3 defa geçer. Toplam 204 (22*3*17) eder.

عَيْن göz, أَوْيَة göze demektir. Önce pınarların akan gözüne, sonra da insanların gözüne عَيْن denmiştir. Topluluklarda kelimelerin birbirine aktarılması olduğu gibi, benzetmelerin aktarılması da vardır. Türkler ve Araplar gözü hem pınar için hem de görme aleti için kullanırlar. عين Kur’an’da 65, عير ise Kur’an’da 3 defa geçer. Toplam 68 (22*17) eder. ع etkiyi, ي kolaylığı, ن belirsizliği ifade eder.

Soru 1. أَنْعَامٍ ve بَنِينَ kelimelerinin yanında جَنَّاتٍ ve عُيُونٍ kelimeleri zikredilir. Bunlar arasındaki karşılıklı ilişkiler nedir?

-Hayvani besinler ve sonra da nebati besinler, جَنَّات yani sera dönemidir. Eskiden tarım yapılmıyor, doğadan doğrudan devşiriliyordu. Sonra tarım yapılmıştır. Bundan sonra da seralar yapılır, bin sene sonra açık tarım tarihe kavuşur. Akevler de özel sera tipi geliştiriyor. Dışarıdaki hava sürekli olarak şeffaf petten geçerek seraya girer. Açık hava tarımı sayesinde sağlıklı olur verim ise birkaç kat yükselir. Pınar kelimesi beraber eklenir. Yeraltı sularından yararlanılır. Yeraltı sularının pınar olarak taşınması için de Akevler’de yeni teknik gelişiyor. Önce ormanlar sulanır ve ağaçlanır. Ağaçların yağmur çekmesi sağlanır. Onlardan akan sularla seralar sulanır. Yeraltı sularıyla doğrudan sulanma yapılır. Bütün bunların AR-GE çalışmasını Yalova AR-GE merkezi belirlemektedir.

Seralar yağmur suları ile sulanır. Bunun için gerektiğinde sarnıç teknolojisi kullanılır. Yalova’ya taşınırsanız, benim de sağlığım müsait olursa, birçok projeyi anlatabilirim. Bugün hayal olan yarın gerçek olacaktır. Ben söyleyeceğim mühendisler, muhasipler, hukukçular, fıkıhçılar üretecekler. Siz de söylemeye katılacaksınız.

“İnsanlar ve hayvanlar” bir, “bahçeler ve pınarlar” bir sayılmıştır. Canlıları ikiye ayırıp insanlarla hayvanları bir sınıfa koyarken bitkileri ve cansızları da bir tarafa koymaktadır. Hayvanlar sinirleri olan varlıklardır. İnsanlar da birer hayvandır. Bunun anlamı şudur. Sinirleri olan varlıkların şuuru vardır. Yani kendilerini biliyorlar. İnsan toplulukları baştan beri bitkisel hayat yaşıyorlardı. Şimdi hayvansal hayatı yaşıyorlar. بَنِين‘in أَنْعَام’a atfetmesiyle toplulukların artık ulaşım ve haberleşme yönünden hayvanlaştıklarını gösterir. Beş bin yıllık uygarlaşma bunu ifade eder.

 

Soru 2. Üç kez kullanılan وَ harfi nasıl bir tasnif yapar?

-Buradaki üç kez kullanılan وَ harfi öncekileri yani أَنْعَامٍ ve بَنِينَ kelimelerini, sonraki وَ harfi جَنَّاتٍ ve عُيُونٍ kelimelerini birbirine bağlar, üçüncü وَ harfi bu iki grubu birbirine bağlar. Onun için iki ayet olmuştur.

 

YORUM

Soru: Dört gruptan biri kurallı erkek çoğul (بَنِينَ cemi müzekkeri salim), diğer biri kurallı dişi çoğul (جَنَّاتٍ cemi müennesi salim), kuralsızlardan biri azlık çoğulu (أَنْعَامٍ cemi mükesser-kılle), diğeri çokluk çoğuludur (عُيُونٍ cemi mükesser-kesre). Neden?

-Bu yolla canlılar ve cansızların yanında topluluklar ve sistemlerin de tasnifi yapılır. Projelerimiz ve muhasebemiz buna göre düzenlenir. Kodlar buna göre verilir. Buna göre tasnif edilir, buna göre hükümler konur.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve bahçeler ve pınarlar (ile)”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve cennat ve u’yun (ile)”

 

 

Va CanNAvTin Va GuYUvNin

وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (134)

 

***

 

إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ (135)

EinNİy EaPAvFu GaLaYKuM GaÜAvBa YeVMin GaJİyMin (

“Size a’zim yevmin azabından havf ederim.”

عَذْبَة Su yosunudur. Sudaki tek hücreli organizmalardır. عَذْب hoş tat, عَذَاب kötü tat, acı demektir. عذب Kur’an’da 373, حصب 5 defa geçer. Toplam 378 (2*33*7) eder. ع etkiyi, ذ işareti, ب geçidi ifade eder.

يوم durgun akan su demektir. Kabarıp inmesi sebebi ile periyodik çağların adı olmuştur. Sonra bir gün ve geceye isim olmuştur. Kur’an’da أَيَّامًا مَعْدُودَةً ta olduğu gibi 24 saat için kullanılır veya تِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا da olduğu gibi çağlar için kullanılır. يوم Kur’an’da 475, يمم ise 11 defa geçer. Toplam 486 (2*35) eder. ي kolaylığı, و beraberliği, م enginliği ifade eder.

عَظْم kemiktir. Kütlesinin çokluğunu ifade eder. Hacimli olmaktır. Ancak hacim büyüklüğü yeterli değildir. Yoğunluğu da büyük olandır. ع etki, ظ karanlığı, م enginliği ifade eder.

Soru 1. Nuh’un kıssasında Nuh kavmini inzar etmiyor. Burada ise yevmi azimin azabı ile inzar ediyor. Neden?

-Azim yevm (يَوْمٍ عَظِيمٍ) nekredir. Ahiret azabı değildir. Dünyada gelecek azaptır. Nuh kavmine gelen, Nuh kavminin fesadından ziyade Nuh kavminin uygarlığa uyarlanmasından doğan azaptır. Oysa Hud kavmi uygarlaşmış olmanın hastalığını taşımamaktadır. Nuh kavmi uygarlaşmanın sorunlarını taşıyordu.

Başkanlar topluluklarını korumak için onları uyarırlar, onları cezalandırırlar. Halk da yöneticilerini kendi anne babası gibi kabul eder, onların cezalandırmalarına sabreder. Başkanlarına buğz beslemezler. Halk kendilerine buğz etmeye başladığında onlar halka buğz etmeye başlar ve acizlikler kendisini gösterir.

Hud kavmine, “Ben size acıyorum, sizin başınıza gelecekler beni üzüyor.” diyor. Onların cevabı “Biz de sana acıyoruz.” oluyor. Hud, “Biz Allah’a teslim olmuş bulunuyoruz. Erken veya geç ölsek ne çıkar?” diyor.

 

Soru 2. “Azim yevm” nekre olarak neyi ifade eder?

- Azim yevm nekredir. O halde bu ahiret yevmi değildir. Dünyada toplulukların başına gelecek azaptır. Her topluluğa ayrı azap gelir. Günü belli olmaz.

Daha önce afetlerden bahsetmiştik. Koronavirüs yoktu. Panik için tedbir alacağız, insanlığın panik içinde olduğu azim yevm yoktu.

Virüsten çok virüsü istismar eden basın insanlığa karşı yıkıcılık yapmıştır. Virüs günleri azim günlerden biri olmuştur. Azap da azim azaptır.

 

YORUM

Soru: Peygamber Hud burada onlara gelecek olan büyük azaptan korkuyor. Neden Hud Peygamber korkuyor? Azap ona da mı gelecektir?

-Peygamberler topluluğun ebeveynidirler. Ailede anne babanın görevi ne ise toplulukta da peygamberler aynı şekilde ebeveyndir.

O kendisine gelecek azaptan korkmuyor. Onun için yaşamakla ölmek aynıdır. Ölmekten değil günah işlemekten korkmaktadır.

Yeni binyıllık uygarlıkları getirecek olanlar artık peygamberler değil ilim adamlarıdır. Peygamberlerin vârisleri olan ilim adamları bu görevi yüklenmişlerdir. İlim adamlarına vahiy gelmeyecek, ilim yapacaklar ve ilimle Kur’an’ı tafsil edecekler.

 

Öz Türkçe ile:

“Size büyük günün tattırmasından korkarım.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Size a’zim yevmin azabından havf ederim.”

 

EinNİy EaPAvFu GaLaYKuM GaÜAvBa YeVMin GaJİyMin

إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ (135)

 

***

 

قَالُوا سَوَاءٌ عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ

QAvLUv SaVAvEun GaLaYNAv EaVa GaJTa

“Va’z etsen de bize sevadır diye kavlettiler.”

سَوِيّ engebesiz düz yerdir. Eşitlemek için kullanılır. Sıva yapmak, duvarı düzeltmek demektir. سوي Kur’an’da 83, سوء ise 167 defa geçmektedir.  Toplam 250 (2*53) eder.

وَعْد yağmur yüklü bulut anlamına gelir. Gelecek yağmuru haber vermesinden “va’d” etmek, bir şeyi yapacağına söz vermek anlamında kullanılmıştır. وَعْظ üstü kapalı anlatmak, dolaylı anlatmak, işaretle anlatmak, önermek anlamlarında kullanılmaktadır, nasihat etmek, öğüt vermek anlamlarına gelir. نُذُور ileride olacak kötülükleri haber vermek, وَعْظ ile gelecekte olacak iyilikleri haber vermek anlamına gelir. وعظ Kur’an’da 25, وعد 151 defa geçmektedir. Toplam 176 (24*11) eder. و beraberliği, ع etkiyi, ظ karanlığı ifade eder.

 

Soru 1. Burada kavl eden kimlerdir?

- Hud Peygamber’in kavmidir. Bir kavim nasıl kavl eder? Biri söyler diğerleri susarlarsa o kavim kavl etmiş olur. Bu sükuti kavldir. Sizi ziyaret edenlerle konuştuğunuz zaman sonunda onların teker teker görüşlerini alırsınız. Sonucu yazılı hale getirirsiniz. Onlar da bu yazıyı onaylarsa tarafları bağlar. Diğer görüşmeler tarafları bağlamaz.

Bugün hileler yapılıp durur. Topluluğa katılırlar ama konuşmazlar. Başarı elde edilirse ben de varım diyerek haklarını sayarlar. Başarılı olmazsa “Ben katılmadım, ben ‘evet’ demedim.” derler, zararlara katılmak istemezler.

سَوَاءٌ diyor birdir/وَاحِدٌ demiyor. عَلَيْنَا ile “Biz onun üzerine bir mükellefiyete girmeyiz” demiş oluyorlar. Buradaki عَلَى “Borçlanmayız” demektir.

 

Soru 2. Bir topluluk nasıl kavl eder?

-Topluluğun başkanı veya sorumlusu yani yetkilisi topluluk adına anlaşma yapar. Bu anlaşma ilan edilir. Bu anlaşmayı kabul etmeyenler “Ben bu anlaşmaya katılmıyorum” derler. Anlaşma artık kişiyi bağlamaz. Onun topluluktan ayrılması veya ölmesiyle anlaşma kesinleşir. İsteyen hakemlere gider. Anlaşmayı iptal ettirebilirler. Hakemlere gidilmediği takdirde sükût edenleri anlaşma bağlar.

 

Soru 3.  Bugün nasıl kavl ediyorlar?

-Bugün gizli anlaşmalar yapılır. Bütün anlaşmalar şeran hükümsüzdür. Resmi gazetede yayınlanmamış anlaşma topluluğu bağlamaz.

 

Soru 4. سوي‘nin ilk manası nedir?

-İki düzlüğün birleştiği dar düzlüktür.

س mekânda dizidir, dizelerin eşitliğini de gösterir. و beraberliği, ي düzlüğü ve kolaylığı ifade eder.

 

أَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظِينَ (136)

EaM LaM TaKuN MiNa eLVAvGiJİyNa

“Vai’zlerden olmasan da”

Soru 1. أَمْ ‘in manası nedir?

-أَمْ, أَوْ manasındadır. أَوْ‘de her ikisi bir arada bulunabilir. أَمْ‘de yalnız biri olabilir. أَ inkar içindir. Beraberlik yoktur demektir.

بَيْن kelimesinden oluşmuştur. Bir yarımın iki yakasıdır. ي çukuru, ب ve ن kenarları gösterir. Her ikisi de hem varlığı hem yokluğu gösterirler.

لَا gelecekte olumsuzluğu, مَا geçmişte olumsuzluğu, لَـمْ geçmişte ve halde olumsuzluğu ifade eder. قَدْ‘ın menfisidir. Olmamıştır.

 

Soru 2. الْوَاعِظِينَ kurallı erkek çoğul gelmiştir. Kimlerdir?

Olumsuzluk devam ediyor demektir. Kur’an’da وعظ 25, وعد 151 defa geçer.

وَاعِد yağmur bulutu demektir. Yağmur yağmadan önce bulutlar kararır, yağmurun yağacağını haber verir. “Va’d etmek” yapacağı bir iyiliği bildirmek, söz vermektir. Yapacağı bir kötülüğü bildirene ise وَعِيد denir.

و beraberliği, ع etkiyi, ظ karanlığı, belirsizliği ifade eder. Buradaki ظ harfi vaizde inzar olduğunu ifade eder.

 

YORUM

Soru: Çağımızın vaizleri kimlerdir?

Resmi din adamları atanmış olup kendilerine maaşlar bağlanmıştır. Her türlü talimat almaya açık hale getirilmişlerdir. Aynı şeyleri konuşurlar. Adeta cihazlara benzerler. Sermaye ve siyaset halktan oy almak için laiklik adı altında serbest vaizliği yasaklamıştır. Böylece vaizlik müessesesi yararlı olacağına zararlı olmaya başlamıştır.

Vaizlerin söylemleri hurafelere dayanır, böylece ilahi mesajlar akıl dışı gösterilir ve halk ilahi mesajlardan soğutulur.

İsa’yı tanrılaştırma Pavlus tarafından yapılmış, böylece Roma’nın hâkimiyeti sağlanmıştır. İzmir’deki Akevler çalışmaları ile oluşan Adil Düzen Sermaye’nin ve onunla beraber yürüyen siyasilerin bu oyunlarını bozmuştur. ‘Ilımlı İslam’ adı altında yaptıkları girişim de Erdoğan’ın onlara tabi olmamasıyla askıda kalmıştır.

Ahlaki dayanışma sorumluları geleceğin vaizleri olacaklardır.

 

Öz Türkçe ile:

“‘Öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da bizim için eşittir.’ dediler.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Va’z etsen de vai’zlerden olmasan da bize sevadır diye kavlettiler.”

 

QAvLUv SaVAvEun GaLaYNAv EaVa GaJTa EaM LaM TaKuN MiNa eLVAvGiJİyNa

قَالُوا سَوَاءٌ عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظِينَ (136)

 

***

 

إِنْ هَذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ (137)

EiN HaÜAv EilLAv PuLuQu eLEavVaLİyNa

“Bu ancak evvelinin hulukudur.”

خَلَق deri veya bez parçası demektir. Mastar olarak elbise biçmek veya çamurdan bir şey yapmak demektir. رَبْوَة‘te tedrici oluşum vardır. خِلْقَة‘ta ise birden oluş vardır. Allah hem haliktır hem de rabdir. Kaderde her şeyi planlamış ve ona göre zaman içinde gelişmeye bırakmıştır. Buna da kaza denir. İlk yarattığı canlıdan kıyamete kadar gelecek bütün canlıların bütün özellikleri ilk canlının geninde vardı. Bu, kaderdir. Şimdi gerçekleşenler ise kazadır. İlk defa zaman ve mekân içinde öyle atomları yaratmıştır ki, o atomlarda da kâinatın oluşması ile ilgili bütün özelikler vardır. O, kaderdir. İşte biz o kaderdeki hayr ve şerr müsait oluşları hayra çevirmek için falikin yani bölerek çoğaltanın kanunlarına ve nizamına sığınıyoruz. خلق Kuran’da 261, حرق 9 defa geçmektedir. Toplam 270 (2*5*33) eder. خ çökmeyi, ل belirliliği, ق kuvveti ifade eder.

آلَة kaldıraç demektir. Bir şeyi çevirmek için altına sokulup çevirmeye yarayan sırık anlamındadır. Sonra çevirmek fiili olarak آلَ denmiştir. Başa döndürmek için kullanılmaya başlanmış, sonra da أَوَّل, آخِر karşıtı olmuştur, yani başlangıçtır. ء gücü, و beraberliği, ل belirliliği ifade eder.

 

Soru 1. إِنْ ve إِلَّا ile إِلَّا مَا arasında ne fark vardır?

مَا هَذَا ile إِنْ هَذَا arasında ne fark vardır?

Leyseye benzeyen لَا‘dan sonra da إِلَّا gelmez. مَا’dan ve إِنْ’den sonra إِلَّا gelir. O halde burada إِنْ, لَا anlamındadır. مَا geçmişi, لَا geleceği ifade ettiğine göre burada geleceği içerir. Yani biz bunu evvelkilerin huluku olarak kabul ederiz demektir.

Etimoloji zor ilimdir. Çok çalışmak ister ama çok zevklidir.

 

Soru 2. Burada هَذَا neye işaret eder?

Hud Peygamber’in uyarıları vaizleredir.

Bugün de biz ortaklık dönemine giriyoruz. Büyük afet beklenmektedir diyoruz. “Hani nerede?” diyorlar. Söylüyorsun, söylüyorsun; “Olduğu veya olacağı yok.” diyorlar.

 

Soru 3. خُلُق kelimesinin etimolojisi nedir?

-خَلَق deri veya bez parçası demektir. Mastar olarak elbise biçmek veya çamurdan bir şey yapmak demektir.

 

Soru 4. الْأَوَّلِينَ kurallı erkek çoğul gelmiştir. Kimler kastedilir?

-Mezopotamya’da Hud kavminden önce gelen Nuh kavmi kastedilir. Hud kavmi saf kavimken Nuh kavmi ise karışımdır.

Bugünkü müşrikler Tevrat ve Kur’an’ı masal kabul ederler. Herodot’u ise tarihçi kabul ederler. Tarih Herodot’u yalanlamış, peygamberleri onaylamıştır.

 

YORUM

Allah insanı yaratmış, akıl vermiştir. Aklını kullansa gerçekleri bulur. Ama istemediği sonuca götüreceğini anladığı anda aklını orada çalıştırmaz. Dolayısıyla batıl inançlarını sürdürmeye devam eder. Peygamberler ve bugünün müminleri insanları konularla düşünceye götürürler. Duymak istemezler ama duyunca anlamaya başlarlar. Susturmak için her çareye başvururlar. Gürültü çıkarırlar. Bugünkü basın ve yayın bu gürültüyü yapıp durur. O kadar çok çarpık kaynak vardır ki sizin sesiniz duyulmaz, yazdıklarınız okunmaz olur.

 

Öz Türkçe ile:

“Bu ancak öncekilerin tasarısıdır.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Bu ancak evvelinin hulukudur.”

 

EiN HaÜAv EilLAv PuLuQu eLEavVaLİyNa

إِنْ هَذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ (137)

 

***

 

وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ (138)

Va MAv NaXNu BiMuGaüÜaBİyNa

“Ve biz ta’zib edilenler değiliz.”

 

Öz Türkçe ile:

“Ve biz acı tattırılanlar değiliz.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve biz ta’zib edilenler değiliz.”

 

 

***

 

فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ

FaKaüÜaBUvHu FaEaHLaKNAv HuM

“Onu tekzip ettiler ve onları ihlak ettik.”

Soru 1. فَ harfi neyi ifade eder? Söylemeleri ile tekzip arasında ne ilişki vardır?

- “Bunlar eski huluktur” demeleri, halkı Hud Peygamber’den uzak tutmaları içindir. Yoksa onlar da bilirler ki evvellerin uydurmaları değildir. Bugün Tanrı yoktur deyip yaygara yapan Sermaye ve onun taşeronu olan siyasiler Tanrı’nın varlığını bilirler. Şeytanın bildiği gibi bilirler. Ama işlerine gelmediği için inkâr yaygarasını yaparlar.

Bizim bunlara yapacağımız hiçbir şey yoktur. Onlar imana gelmezler ama onlara verdiğimiz cevapla halktan bize katılanlar olur. Biz hep ve devamlı duyuracağız. Akevler dergisi bunun için çıkmamaktadır. Şeytan ayarlamaktadır. Makaleler bölümünde yazı yazanlar inat edip dergide yazmıyorlar. Süleyman Akdemir bile işleri koşturmaktan yazmaya fırsat bulamıyor. Yazarların sayısı 25’e kadar çıkmışken, hepsi bırakmışlardır. Bazen ümitsizliğe düşüyorum. Sadece iki üç kişi devam ettiriyoruz. Ben yazamıyorum. Ece ile başladık ama yine bıraktık.

Onlar bizi tekzip edecekler, biz cevap vereceğiz. Onlar dinlemeyecekler ama okuyucular duyacak.

Birçok iyi şeyin yanında bunlardan bahsetmeme “Biraz şükretmemek değil midir?” diyebilirseniz. Biliyorum, onun için bahsetmemeye çalışıyorum. Zaman zaman kendime hâkim olamıyorum ve yazıyorum.

 

Soru 2. كذب kökünün etimolojisi nedir?

- كِذْب kumaşın boyanmasında kullanılan bir çeşit boyadır, kumaşın hakiki yapısını saklar. Madenlerin altınla kaplanmasına da كِذْب denir. Kişinin içindekini saklayarak inanmadığı şeyi söylemesi kizbdir. Arapçada yalanla yanlış aynı kelime ile ifade edilir. Ama kizb, bildiklerinin ve inandıklarının aksine konuşmaktır. ك oluşmayı, ذ işareti, ب geçidi gösterir.

كذب ile صدق köklerini karşılaştıralım. ك ve ق birbirine çok yakın harflerdir. قَالَ ile كَانَ  söylem ile oluş arasında kurulmuş ilişkidir.  Kavl edilenin var olana uygun olması. د ile ذ arasındaki karşılık; د gerçekte var olan gerçek sınırdır. ذ’de ise işaret var. Varlığın özü değil görüntüsü söz konusudur. ص ile ب arasındaki karşılık كِذْب ile صِدْق‘ı ifade eder.  ب beyttir,  içteki saklanmayı, ص ise sağlamlığı, dayanıklılığı ile sıdkı temsil eder. Yalancının mumu yatsıya kadar sürer ifadesini bu harfle göstermektedir.

 

Soru 3. İkinci فَ neyi ifade eder?

-Birinci فَ açıklama F’sidir. Tafsiliye Fa’sıdır. İkinci فَ sebebiyet Fa’sıdır.

 

Soru 4. هلك‘nın etimolojisi nedir?

-هَلَاك, ot bitmeyen, tuzlu, çorak yerdir. Helak olmak; kaybolmak, yok olmak ve ölmek anlamlarına gelir. ه boşluğu, ل belirliliği, ك oluşu ifade eder. Varlığın yok olması anlamındadır.

 

Soru 5. Nuh’ta “Gark ettik”, burada “Helak ettik” diyor. Neden?

-Burada Hud Kavmi gelen havanın tesiriyle helak olmuşlardır. Hud kavmi yeni uygarlık oluşturmamış. Mevcut uygarlıkta bozulma olmuş ve onun için helak olmuşlardır. İnsan vücudunda belli dönemlerde bazı arızalar olur. Vücut onu temizler. Topluluklarda da arızalar olur, tarih onu temizler. Hücreler yenilenir, dokular yenilenir. Tüm atomlar değişir. İnsan vücudu bir göle benzer, maddeler gelir gider. Vücut kalır. Topluluklar da böyledir. İnsanlar gelir gider ama topluluk varlığını korur.

 

Soru 6. “Biz helak ettik” diyor. Hud’un helakte rolü var mıdır?

- Hud Peygamber’in helakteki rolü uyarı yapmasından ibarettir. Helak eden Allah’tır. Meleklerle veya doğa kanunları ile helak edilmişlerdir. Topluluğun azması ile zelzele veya tufan olayı aynı zamana rastlıyorsa burada takdir vardır. Bunu görevli melekler yapar. Bunu söyleyen vaizleri hapse atabilirsiniz ama helak devam eder.

 

YORUM

Soru: Bugün nasıl helak olacaklardır?

-Burada “Hud Peygamber’i kurtardık” ifadesi yoktur. Oysa Peygamber Nuh’ta “Halkını helak ettik” diyor, Musa’da أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ diyor. Onları necata erdirdiklerini söylüyor.

Hud Peygamber kurtulmuştur ama Hud’un kavmi kalmıştır. İkinci Sümerler gelmişlerdir.

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (139)

EinNa ÜaLiKa LaAvYaTan Va MAv KAvNa

“Bunda ayet vardır ve onların ekserisi mümin olmadı.”

كَسِير kırık demektir, كَثِير çok demektir. Tefau’l babı çok kimselerin birbirleriyle yarışmalarında kullanılır. Türkçedeki “-leşme” karşılığıdır. Ancak Türkçe’ de iki karşılaşma ile çoklu karşılaşma aynı kiple ifade edilir. Oysa Arapçada iki için mufaale babı, çok kimse için tefau’l babı getirilir. İnsanlar devamlı olarak birbirlerine karşı çok olma, serveti çok olma, bilgisi çok olma, taraftarı çok olma gibi çokluklar peşine koşmaktadırlar. كثر Kur’an’da 167 كدر ise 1 defa geçer. Toplam 168 (23*3*7) eder. ك oluşu, ث dağılmayı, ر tekrarı ifade eder.

 

***

 

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (140)

Va EinNa RabBaKa LaHuVa eLGaZİyZu elrRaXİyMu

“Ve Rabbin, O Azizdir Rahimdir.”

رَبْوَة  tümsek demektir. Çöllerde tümseğe benzeyen yer yer serpilmiş ağaçlıklara da رَبْوَة denir. Sonra yavaş yavaş gelişme karşılığı kullanılmıştır. Birden oluş “hilkat” ile ifade edilir, evrimle gelişmeler rabvet ile ifade edilir. ربب kökü de ربو’den dönüşmüştür. Terbiye kelimesi bunlardandır. Türkçe olarak “yetiştiren” veya “yetiştirici” olarak tercüme edilir. Kur’an’da ربب 981, رمي 9 defa geçer. Toplam 990 (2*32*5*11) eder. ر tekrarı, ب geçidi ifade eder.

عَزَاز Yağmur suyu ile doymuş topraktır. Ta’ziz etmek güçlendirmek veya yüceltmek anlamına gelir. ء gücü, ز zamanda diziyi ifade eder.

رَحِيم Rahim, bebeğin doğana kadar geliştiği yerdir. Kur’an’da رحم 339, لحي 1 defa geçer. Toplam 340 (22*5*17) eder. ر tekrarı, ح hareketi, م enginliği ifade eder.

 

YORUM (139-140. ayetler)

Nuh Peygamber’in kavmi Nuh’u nedense tehdit etmişlerdir. Hud Peygamber’in kavmi onu tekzip etmişse de tehdit etmemişlerdir. Burada tehditlerinden zikretmemektedir.

Diğer sureler de incelenmeli ve Hud Peygamber’in kavmi Hud’u tehdit ettiler mi diye bakılmalıdır. Eğer tehdit etmişlerse burada neden zikretmemektedir? Etmemişlerse, neden tehdit etmediler.  Salih, Lut ve Şuayb’da durum nedir? Gelecekte göreceğiz.

 

Öz Türkçe ile:  

“Onu yalanladılar ve biz de onları yok ettik. Bunda kanıt vardır ve onların çoğu güven veren olmadı.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Onu tekzip ettiler ve onları ihlak ettik. Bunda ayet vardır ve onların ekserisi mümin olmadı.”

 

 

FaKaüÜaBUvHu FaEaHLaKNAv HuM EinNa ÜaLiKa LaAvYaTan Va MAv KAvNa EaKÇaRaHuM MuEMiNİyNa

فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (139)

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Yetiştiricin, O saygındır çalıştırandır.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Rabbin, O Azizdir Rahimdir.”

 

Va EinNa RabBaKa LaHuVa eLGaZİyZu elrRaXİyMu

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (140)

 


YorumcuYorum
Serkan Sönmez
05.07.2020
19:01
Allah razı olsun Allah’a emanet olun inşallah 
Reşat Nuri Erol
06.07.2020
09:00


1967...1968...1969...AKEVLER 54 YILDIR ÇALIŞIYOR...2018...2019...2020

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1071

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1071. Hafta - 04 Temmuz 2020 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1071. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?” (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.” (Hadis)

AdresAKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ, Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASIANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

***

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

Muhterem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

-CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A AÇIK MEKTUBUMUZDUR-

Süleyman KARAGÜLLE

***

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Cuma; innellahe ye’muru bi’l-adli ve’l-ihsani - 1

Cuma; innellahe ye’muru bi’l-adli ve’l-ihsani - 2

Cuma; innellahe ye’muru bi’l-adli ve’l-ihsani - 3

Yazar ve herkes “bu konulara” neden ilgisiz? - 7

Yazar ve herkes “bu konulara” neden ilgisiz? - 8

Yazar ve herkes “bu konulara” neden ilgisiz? - 9

Yazar ve herkes “bu konulara” neden ilgisiz?-10

Reşat Nuri EROL

***

ŞUARA SÛRESİ- 11. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طسم (1) تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ (2) لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ (3) إِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ (4) وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ (5) فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ (6) أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ (7) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (8) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (9) وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (10) قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ (11) قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ (12) وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَى هَارُونَ (13) وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ (14) قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ (15) فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ (16) أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ (17) قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ (18) وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ (19) قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ (20) فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ (21) وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدْتَ بَنِي إِسْرَائِيلَ (22)  قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ (23) قَالَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ (24) قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ (25) قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ (26) قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ (27) قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ (28) قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ (29) قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُبِينٍ (30) قَالَ فَأْتِ بِهِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ (31) فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ (32) وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ (33) قَالَ لِلْمَلَأِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ (34) يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ (35) قَالُوا أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ (36) يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ (37) فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ (38) وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ (39) لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ (40) فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ (41) قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ (42) قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ (43) فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ (44) فَأَلْقَى مُوسَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ (45) فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ (46) قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ (47) رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ (48) قَالَ آمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ (49) قَالُوا لَا ضَيْرَ إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ (50) إِنَّا نَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَنْ كُنَّا أَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ (51) وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ (52) فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ (53) إِنَّ هَؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ (54) وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ (55) وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ (56) فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (57) وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ (58) كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ (59) فَأَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ (60) فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى إِنَّا لَمُدْرَكُونَ (61) قَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ (62) فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ (63) وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ (64) وَأَنْجَيْنَا مُوسَى وَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ (65) ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ (66) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (67) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (68)وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ (69) إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ (70) قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ (71) قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ (72) أَوْ يَنْفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ (73) قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آبَاءَنَا كَذَلِكَ يَفْعَلُونَ (74) قَالَ أَفَرَأَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ (75) أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمُ الْأَقْدَمُونَ (76) فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ (77) الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ (78) وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ (79) وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ (80) وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ (81) وَالَّذِي أَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ (82) رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ (83) وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ (84) وَاجْعَلْنِي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ (85) وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ (86) وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ (87) يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ (88) إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ (89) وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ (90) وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ (91) وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَمَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ (92) مِنْ دُونِ اللَّهِ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ أَوْ يَنْتَصِرُونَ (93) فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ (94) وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ (95) قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ (96) تَاللَّهِ إِنْ كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ (97) إِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ (98) وَمَا أَضَلَّنَا إِلَّا الْمُجْرِمُونَ (99) فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعِينَ (100) وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ (101) فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ (102) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (103) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (104)كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ (105) إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ (106) إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ (107) فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ (108) وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ (109) فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ (110) قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ (111) قَالَ وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (112) إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَى رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ (113) وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ (114) إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ (115) قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ يَانُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ (116) قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ (117) فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ (118) فَأَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ (119) ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ (120) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (121) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (122)

***

كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ (123) إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ (124) إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ (125) فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ (126) وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ (127) أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ (128) وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ (129) وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ (130) فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ (131) وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ (132) أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ (133) وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (134) إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ (135) قَالُوا سَوَاءٌ عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظِينَ (136) إِنْ هَذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ (137) وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ (138) فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (139) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (140)

***




Reşat Nuri Erol
11.07.2020
03:35


...

 

İstanbul ve Yalova; 04 Temmuz 2020

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayanlar: ECE FERAH

REŞAT NURİ EROL

TAYİBET ERZEN

SÜLEYMAN AKDEMİR

 

 

***

 

 





Çok Yorumlanan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 8551 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1083
Neml Suresi Tefsiri 20-26. Ayetler
26.9.2020 246 Okunma
7 Yorum 03.10.2020 19:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.8.2020 411 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 884
Nahl Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
15.10.2016 3677 Okunma
5 Yorum 18.10.2016 13:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.3.2020 1015 Okunma
5 Yorum 19.05.2020 16:27
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.8.2020 460 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 5222 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 967
Taha Suresi Tefsiri 37-41. Ayetler
2.6.2018 2547 Okunma
4 Yorum 03.06.2018 01:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 2037 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.6.2020 616 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.8.2020 363 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 4780 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 822
Hûd Sûresi Tefsiri 28-31. Ayetler
11.7.2015 3987 Okunma
3 Yorum 13.07.2015 01:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 6206 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 885
Nahl Suresi Tefsiri 78-82. Ayetler
22.10.2016 3635 Okunma
3 Yorum 23.10.2016 08:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 913
İsra Suresi Tefsiri 88-92. Ayetler
6.5.2017 3330 Okunma
3 Yorum 10.05.2017 12:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 2058 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 2311 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.2.2020 1220 Okunma
3 Yorum 24.05.2020 16:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1059
Furkan Suresi Tefsiri 68-72. Ayetler
11.4.2020 914 Okunma
3 Yorum 16.05.2020 16:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.5.2020 692 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.5.2020 769 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.6.2020 707 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.7.2020 506 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.7.2020 504 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.7.2020 452 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.8.2020 337 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1082
Neml Suresi Tefsiri 15-19. Ayetler
19.9.2020 228 Okunma
3 Yorum 03.10.2020 18:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1084
Neml Suresi Tefsiri 27-35. Ayetler
3.10.2020 191 Okunma
3 Yorum 11.10.2020 20:33
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 537
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -35.AYETLER
21.11.2009 2941 Okunma
2 Yorum 02.12.2009 12:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 818
Hûd Sûresi Tefsiri 13-16. Âyetler
13.6.2015 4087 Okunma
2 Yorum 25.06.2015 04:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 5132 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 4956 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 5801 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 4870 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 857
Hicr Sûresi Tefsiri 9. Âyetler
26.3.2016 3846 Okunma
2 Yorum 27.03.2016 10:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 6315 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 6761 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 877
Nahl Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
20.8.2016 3545 Okunma
2 Yorum 21.08.2016 18:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 887
Nahl Suresi Tefsiri 89-92. Ayetler
5.11.2016 3703 Okunma
2 Yorum 07.11.2016 09:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 889
Nahl Suresi Tefsiri 98-105. Ayetler
19.11.2016 3960 Okunma
2 Yorum 20.11.2016 09:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 912
İsra Suresi Tefsiri 81-87. Ayetler
29.4.2017 3055 Okunma
2 Yorum 30.04.2017 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 965
Taha Suresi Tefsiri 17-24. Ayetler
19.5.2018 2305 Okunma
2 Yorum 24.05.2018 06:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 1991 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 2348 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 2246 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 2038 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 1943 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 1599 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.2.2020 1311 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38