Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 885
Nahl Suresi Tefsiri 78-82. Ayetler
22.10.2016
2872 Okunma, 3 Yorum

NAHL SÛRESİ - 17. Hafta

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

وَاللَّهُ أَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْئًا وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (78) أَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ فِي جَوِّ السَّمَاءِ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا اللَّهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ (79) وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْأَنْعَامِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ إِقَامَتِكُمْ وَمِنْ أَصْوَافِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَا أَثَاثًا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ (80) وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ أَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابِيلَ تَقِيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابِيلَ تَقِيكُمْ بَأْسَكُمْ كَذَلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ (81) فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُبِينُ (82)

 

وَاللَّهُ أَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْئًا وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (78)

Va elLAHu EaPRaCaKuM MıN BuOUvNı EumMaHAvTıKuM LAv TAGLaMUvNa ŞaYEan Va CaGaLa LaKuMu elSaMGa Va eLEaBÖAvRa Va elEaFEiData LaGalLaKuM TaŞKuRUvNa

“Ve Allah sizi bir şeyi ilmetmeyeceğiniz halde ümmlerinizin batınlarından ihraç etti. Ve size sem’i, ebsarı ve ef’ideyi ca’letti. Umulur ki şükredersiniz.”

Surenin başında insanın nutfeden yaratıldığını beyan etmiş, ondan sonra kâinatın insan için var edildiğini anlatarak uygarlaşmanın oluşmasını anlatmıştı. Bundan önceki ayette de saatin gelmesinin yakın olduğunu bildirmişti.

İnsanın annesinin karnından çıkması gibi uygarlıklar da eski uygarlıkların karnından çıkarlar. Anne babanın birleşmesinden oluşan hücre nasıl gelişirse, aynı şekilde uygarlık da iki uygarlığın birleşmesinden doğar, bir tek hücre olarak doğar. Bu bir bucak kooperatifidir. Bu bucak kooperatifi on semt kooperatifinden oluşur. Semt kooperatifleri de onar ocaktan oluşurlar. Ocak on aileden, semt yüz aileden, bucak bin aileden oluşur. Bir aile ortalama beş kişi kabul edilirse, 5000 nüfuslu bir topluluk kurulacaktır. Bu topluluk üçüncü binyıl uygarlığının bir hücresi olacaktır. 2033 yılına kadar kurulacağını sanıyorum. Saatini yalnız Allah bilir, bizimki eceli müsemmadır, eceli kaza O’na aittir.

Bir bucak oluştuktan sonra, büyüyen bucak bucaklara bölünerek çoğalacak ve bir iki asır içinde tüm insanlığı kaplayacaktır. Allah burada bu ayeti bunun için zikretmektedir.

İnsan doğduğu zaman hiçbir şey bilmemektedir. İlim yalnız insana verilmiş bir özelliktir. İnsanlıkta iki türlü faaliyet vardır. Biri canlı olarak irsidir. Burada insanın hiçbir rolü yoktur. Kuşlar da konuşurlar, dillerinin harfleri ve sesleri vardır. Ne var ki bu kelimelerin manaları sonradan öğrenme değildir, doğuştan bilmektedirler ve sonra da asla değişmez. İnsan ise doğuştan konuşamamaktadır. Zamanla konuşmayı öğrenir ve bilgi sahibi olur. İlim olayların dille ifade edilmiş şekilleridir ve bu özellik yalnız insana özgüdür.

Bebek doğduğu zaman onun için önce kendisi vardır, sonra bir de tüm çevre vardır. İki şey vardır. Dolayısıyla ilk olarak insan kendi adını öğrenir, kendisi adını söyleyemediği halde adını söylediğin zaman sana bakar. Sonra annesini ve diğerlerini de tanır. Böylece ayıra ayıra dünyayı kelimelerle öğrenmiş olur.

Önce insan olarak sesleri duyar ve kelimeleri öğrenmeye çalışır. Kelimeler sayesinde çevresindeki varlıkları birbirinden ayırmaya başlar. Bunlar da gözün gördüğü şeylerdir. Bundan sonra gözle göremediği birçok kavramları anlamaya başlar. Annesinin anne olduğunu öğrenmeden önce adını öğrenir. Zamanla anne, baba, kardeş, amca, hala, dayı, teyze kavramları kafasında yerleşir. Bunlar gözle görülmezler, sadece beyin bunları kavrar.

Kâinatın varlığı başka, onu bizim kavramamız başka şeydir. Kâinat bir bütündür, ayrı ayrı varlıklar yoktur. Türkiye bir tek topraktır. Biz onu zihnimizde parçalar, onlara ayrı ayrı adlar veririz ve aralarında ilişkileri tespit ederek onu kavrarız. Düşünerek ve eklemelerle bu kavramayı gerçekleştiririz. Önce işittiklerimizi kelime olarak kavrarız, sonra gördüklerimizi kelime olarak kavrarız. İşitilmeyen ve görülmeyen varlıkları da düşünürüz, onlar arasında ilişkiler kurarız. İşte bu “ilim”dir. Buna “ef’ide” denmektedir.

Bunlarla elde ettiğimiz bilgilerle ne yapacağımıza karar verir ve onu yaparız. İşte bu yaptığımız da “şükür”dür. Allah bizi yarattı, kulak verdi, göz verdi, akıl verdi, beden verdi. Buna karşılık bizden de bir şeyler yapmamızı istemektedir. Bizim de evlenip çocuk yapmamız, onları büyütmemiz ve onlara iş kurmamız istenmektedir. Bu Allah’ın bize verdiği nimetlerin şükrüdür. “Şükredesiniz diye” diyerek bizim de bize yapılanı bizim çocuklarımıza yapmamızı istemektedir. Şükredesiniz demek bu demektir. Bu ekonomik ücrete benzemektedir. Ekonomide eşit miktarda mübadele vardır, burada ise ihtiyaç ve imkân kadar mübadele vardır. Yani anne baba çocuklarına çocuklarının ihtiyacı kadarını verirler, imkânları kadar verirler. Erginler yaşlılara ihtiyaçları kadar verirler, imkânları kadar verirler. Buna “şükür” diyoruz. Bir nimetin şükrü demek onu gerekli yerde kullanmak demektir. Örnek; görmek gözün şükrüdür, işitmek kulağın şükrüdür, düşünmek ef’idenin şükrüdür.

وَاللَّهُ أَخْرَجَكُمْ

Va elLAHu EaPRaCaKuM

“Ve Allah sizi ihrac etti”

Buradaki “Ve” harfi “Darabellahu”daki “Allah”a atıf yapmaktadır. “Allah size meseli darb etti, Allah sizi ihrac etti.” Aralarında “Allah her şeye kadirdir” kelimesi geçtiği için kelimeyi iade etti. O halifesi olan topluluk idi, bu ise âlemlerin rabbi Allah’tır.

“İhrac etmek” demek dışarıya çıkarmak demektir.

Anne karnı onun vatanı idi. Orada yaşaması için herhangi bir bilgiye ihtiyacı yoktu, dolayısıyla hiçbir şeyi bilmesine ihtiyacı yoktu.

Ama dünyaya geldikten sonra artık yaşamak için kararlar alması gerekiyordu, bu da ilimle oluyordu. İlim elde etmek için de ona sem’, basar ve ef’ide verilmiştir.

مِنْ بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ

MıN BuOUvNı EumMaHAvTıKuM

“Ümmlerinizin batınlarından”

Bir insanda 10 trilyon hücre vardır. Demek ki insan sayısı kadar dünya olsa, onların kişi toplamı kadar insanda hücre vardır. Bu hücrelerin yirmide bire yakını anne karnında oluşmaktadır. İnsanın esas yapısı anne karnında oluşmaktadır. Diş, saç kısmen, cinsel organlar sonra oluşmaktadır. Bu kadar çok hücre arasında aksamayan bir ahenk vardır ve hepsi birbirine uyumlu olarak çalışmaktadır.

لَا تَعْلَمُونَ شَيْئًا

LAv TaGLaMUvNa ŞaYEan

“Hiçbir şey bilmezsiniz”

Doğan çocuk önce kendisini bilmeye başlar. Sonra çevreyi teker teker ayırır. Konuşmaya başladığı zaman artık oluşum tamamlanır.

İnsan belli yaştan önceki durumları bilmemektedir.

İnsanda dört safhalı bilinç vardır. Olası bilme: Örneğin her insan doktordur. Ama okuması gerekir. Önce liseyi bitirmesi, sonra tıp fakültesini kazanması gerekir. Bundan sonra okursa doktor olur, okumazsa olamaz. Buna “bi’l-kuvve doktor” diyoruz. Tabip olduktan sonra isterse doktorluk yapar, isterse yapmaz. Buna “bi’l-fiil tabib” diyoruz. Hastayı tedavi ediyorsa istifade edilen diyoruz. İnsanın bilmesi de bu şekilde gelişir.

وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ

Va CaGaLa LaKuMu elSaMGa

“Ve sizin için sem’ kıldı”

“Leküm”ü başa geçirdi. Arkasından sayılanların hepsi birlikte insana mahsustur. İnsanda duyma, görme ve düşünme vardır. Bunların tamamı kalıcı hafızaya dayanır.

Bilgisayarda yazı yazarsınız. Bunu bilgisayar hafızaya alır ve kullanır. Hayvanlardaki bilgisayar böyledir. Bir defa açılmıştır. Hayvan ömrünün sonuna kadar onu kullanır. Hesap makinelerimizin işlemleri de böyledir. Kapattığınız zaman silinir. Oysa bilgisayarımızın bir de kalıcı hafızası vardır. Dosya olarak kaydedersiniz. Yıllar sonra o dosyayı açarsınız. Buna “kalıcı hafıza” denir.

İnsan demek kalıcı hafızası olan canlı demektir. Bu ef’idedir. İnsan kelimelerden sonra o varlıkları ayrı ayrı kavrar. Burnumuzun adı olduğu için yüzün dışında onu ayrı varlık olarak görürüz. Varlıklar ancak kelimelerle beraber oluşmaktadır. “Ankara” kelimesi olmazsa “Anadolu”nun içinde ayrı varlık olmaz.

“Sem’” kelimesi müfret gelmiştir. Bazı kelimeler vardır ki hem müfret hem de cemi olarak kullanılır. Bunu da o kelimelerden sayabildiğimiz gibi, görmede gözde şeklin gölgesi düşmektedir ve insanlar ayrı topluluk olmadan da görebilmektedirler. Oysa işitme sadece kelimelerle, mazisi olan kelimelerle olmaktadır. Yani cümleyi anlayabilmek ancak toplulukta eğitimle mümkündür. Tek başına dağda büyüyen çocuk konuşamaz, düşünemez de.

Bu hususta araştırmalar yapılmamıştır.

وَالْأَفْئِدَةَ

Va elEaFEiDaTa

“Fuadlar”

“Ef’ide” fuadlar demektir. “Fevd” somun ekmek demektir. Beynimizin şekline göre bu ad verilmiştir. Çoğul olarak kullanılmıştır. Herkes ayrı ayrı gördüğü gibi ayrı ayrı da düşünmektedir. İnsan başkalarından bilgi alır, kendisi müşahede eder, ondan sonra da düşünür. Kararlar alır ve beyin bedene emir verir, beden de hareket eder.

Bütün bu faaliyetler beyinde olmaktadır. Beyin bir bilgisayardır. Ne var ki nasıl bilgisayar kendi kendine açılıp çalışmaz ve kapanmazsa, onu kullanan birisinin olması gerekiyorsa, onun gibi insan beynini kullanan birisi vardır ki ona “ruh” denir. Ruh bilgisayarda onu kullanan ne yapıyorsa, ruh da beyin bilgisayarını öyle kullanmaktadır.

Demek ki işitmenin, görmenin ve beyin bilgisayarının çalışmasının ötesinde bir de küm (siz) vardır.  “Size ef’ide yarattı” demiyor da, “sizin için ef’ide yarattı” diyor. Materyalistlerin Tanrı yoktur tabiat vardır, ruh yoktur beden vardır iddialarını Kur’an reddetmektedir.

لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (78)

LaGalLaKuM TaŞKuRUvNa

“Şükredesiniz diye.”

İnsan beyni duyu organları ile dışarıdan gelen uyarıları alır. Bunu değerlendirir. Karar safhasına getirir ve ondan sonra da bedene emirler verir, onun bazı işler yapmasını sağlar. Demek ki insan demek bilen ve yapan varlık demektir. Bilmesi yapması içindir.

“Şükretmek” demek, beynimizi ve bedenimizi bize verilen görevleri yapacak şekilde kullanmak demektir. Kâinatta hiçbir şey boşu boşuna var edilmemiştir. Her birinin, her zerrenin bir görevi vardır. Bir iş yapar. İnsan da bu amaçla var edilmiştir. İnsana verilen tüm yetenekler onun görev yapması içindir. Ana görevi kendisini yetiştirmektir, daha ileri insan olmak demektir. Bu daha ileri insanı var etmek demektir. Yani 20 yaşındaki delikanlı o sene 21 yaşındaki delikanlıyı var eder ve kendisi de ölür.

Demek ki ikinci vazifesi kendisine benzer birilerini yetiştirmedir. Evlenir, çocuklar yapar ve ölür. İnsanlığın her nesli kendisinden sonraki nesli var eder ve o nesil ölür. Bu arada gittikçe nüfus artar ve uygarlaşır. Sonunda insanlık ömrünü doldurur ve kâinatla birlikte ölür.

Ne var ki beş boyutlu uzayda dört boyutlu uzayda uzanmış insanların ruhlarına haydi öldüğünüz andaki bedenlerinize dönün denecek, böylece şimdiki üç boyutlu kâinat ve insanlık dört boyutlu bir canlı olacaktır. Beş boyutlu arş içinde insanlık varlığını sürdürecektir.

Bugün ilim sadece ruhların tekrar ölüm anındaki bedenlere döneceklerini ispat etmemiştir. Kur’an bunu uyuyan kimselerin uyanmasına benzetmektedir. Bizim halimiz hiç uyananı görmeyen insanın uyumayı gözlemlemesine benzemektedir.

أَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ فِي جَوِّ السَّمَاءِ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا اللَّهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ (79)

E LaM YaRaV EiLa elOaYRı MuSapPaRAvTın FIv CavVı CavVı elSaMAvEi MAy YuMSiKuHUnNa EilLav elLAHu EinNa FIy ÜALiKa LaEAvYAvTın LiQaVMın YuEMıNUvNa

“Semanın cevvinde musahhar olan tayra re’y etmediler mi, Allah’tan başkası onları imsak etmiyor. Bunda iman eden kavim için ayetler vardır.”

İnsanı anlatırken kuşlara geçmiş ve iman eden kavim için bunda ayetler vardır demiştir. Burada “iman” kelimesini güvenlik tedbirleri alan kavim için vermekte, “bunda ayetler vardır” diyerek, kuşlarda bugünkü uçakları bulmak için örnekler vardır, misaller vardır demektedir. Bunu getirerek insanların şükretmelerine işaretler yapmaktadır.

“Semada musahhar kuşlar” demek, semada görevli kuşlar anlamındadır. Yani kuşların semada görevleri vardır. Buharlaşan sular bulut olmaktadır ama tekrar yağmur haline dönüşmesi için gökte tozların olması gerekir. Kuşlar, böcekler, kelebekler, yarasalar gökte uçarak buraya tozlar bırakırlar. Bunlar yağmura sebep olurlar. Yağmurla beraber boşalırlar,  gök saf kalır. Nasıl tuzsuz sularda yaşamak mümkün değilse, tozsuz sema da işe yaramaz olur. İşte bütün uçanlar bu görevi yapmaktadırlar.

Kuşların, böceklerin, kelebeklerin başka görevleri de vardır. Çiçekten çiçeğe konar ve bitkilerin tozlaşmasını sağlarlar, ayrıca yedikleri meyvelerin tohumları midelerinde erimez, pisledikleri zaman tohumları sağlam olarak pislerler ve oraya o bitkiler taşınmış olur. Böylece bitkilerin yeryüzüne yayılmasını sağlarlar.

Bu arada kuşlar kuzey kutbundan güney kutbuna uçarlar ve kutuplardan kutuplara hayatı birleştirirler. Bugün tüm tatlı sularda alabalık vardır. Bunlar denizden geçerek o derelere gitmişlerdir. Tuzlu sularda yaşayamazlar. Bunları taşıyan kuşlar olmalıdır.

İnsanlar kuşları örnek alarak uçakları keşfetmişlerdir ve hâlâ da keşfe devam ediyorlar. İşte, güvenlik teşkilatını kurmak isteyenler için bu kuşların uçuşunda ayetler vardır denmektedir. Onları imsak eden Allah’tır denmektedir. Doğa kanunlarını imsak etmektedir.

İki türlü mıknatıs vardır. Biri sabit mıknatıstır. Dışarıdan bir güç almadan mıknatıs olur. Bir de elektrikli mıknatıs vardır. Demire elektrik teli sarar pille cereyan verirseniz demir mıknatıslanır. Çekerseniz mıknatısı gider. İşte, kâinat elektrikli mıknatıstan ibarettir. Allah her zaman onlara o özelliğini vermektedir.

O halde doğa kanunları demek yine Allah’ın gücü demektir. Eğer Allah gücünü çekse kâinat bir anda yok olur, bir şey kalmaz. Bu sebepledir ki Hint felsefesinde Kâinat Allah’ın görüntüsünden ibarettir.

وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْأَنْعَامِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ إِقَامَتِكُمْ وَمِنْ أَصْوَافِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَا أَثَاثًا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ(80)

Va elLAvHu CaGaLa LaKuM MiN BuYUvTiKuM SaKaNan Va CaGaLa LaKuM MiN CuLUvDi eLEaNGAMı BuYUvTan TaSTaPifFUvNaHAv YaVMa JaGNıKuM Va YaVMa IQAvMaTıKuM Va MıN EaÖVAvFıHAy Va EaVBAvRıHAy Va EaŞGAvRıHAv EaÇAvÇan Va MaTAvGan ELAv XIyNın

“Ve Allah sizin için beytlerinizi seken ca’letti. En’amın culudünden de beytler yaptı. Za’nınızın yevminde ve ikametiniz yevminde onu istihfaf edersiniz. Ve esvafından, evbarından, eş’arından bir hîne dek esas ve meta yaptı.”

Bundan önceki ayette hava savunmamız hakkında bilgi verilmiştir. Burada ise kara savunması anlatılmaktadır. Yalnız düşmandan savunma değil, fırtınalardan ve zelzeleden de savunmak için tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Yüz lojmanlı apartmanların üzerinde helikopter olacak, insanlar emniyetle onunla taşınacaktır. Bugünkü sömürü teknolojisi ile bir helikopter on milyonlara mal olmaktadır. Oysa helikopterin ağırlığı beş tonsa ve alüminyumun kilosu da 5 TL ise, malzeme 25 bin lira tutar. İşçilik de o kadar deseniz, Adil Düzen’de helikopterin fiyatı 100 000 TL’dir. Yani aile başına 1000 TL düşmektedir. Yevmiyesi 50 lira deseniz, ömründe kırk gün bunun için çalışmalıdır.

Önce evlerden başlanmalıdır. Evinizi size seken yaptı denmektedir. Evlerin iki görevi vardır. Biri, dışarıda meydana gelecek hava değişmelerine karşı, yağmur ve fırtınalara karşı korur. Diğeri de saldırılara karşı korur, hırsız giremez, terör giremez.

Seken rahatsız edilmeden korunmak demektir. Marife olarak getirilen birinci evler yüz lojmanlı apartmanlardır. Hem her türlü fırtınalardan hem de her türlü saldırılardan koruyan evlerimiz olacaktır. Ayrıca işyerlerimiz de orada olacağı için oralarda ve buralarda her gün dolaşmaktan bizi kurtaracaktır. Evlerimiz aynı zamanda işyerlerimiz olacaktır. “Seken”in manası budur.  

Ayetin ikinci kısmında ise taşınabilir meskenlerden bahsetmektedir. Evlere bağlanıp miskin hale gelmememiz için uçaklar gibi taşıma araçlarımız olacak, gerek kendimiz, gerekse yüklerimiz taşınacaktır. Bunun dışında ayrıca dinlenme yerlerimiz olacaktır. Birer dönümlük yerlerimiz olacak, bahçeli arazimiz olacaktır. Oralara gidip zaman zaman çadırlar kuracağız. Suyu, elektriği, kanalizasyonu olan bahçeli yerler insanların konaklama yerleri olacak, kamp kurma yerleri olacaktır.

Bunun iki faydası vardır.

Birincisi, şehirlerde oksijen %18 kadardır, kırlarda ise bu miktar %22’lere çıkar. Nasıl senede bir ay oruç tutmakla yıllık sağlığımızı kazanıyorsak, yılda bir ay veya haftada bir gün buralarda günleri geçirmek sağlığımız için yeterli olacaktır.

İkincisi, bugün buralarda beton villalar yapılmaktadır. Bu yapılan hem gayeye uygun değildir hem de israftır. Öyleyse çadır sistemi geliştirilmelidir. Deriden düzenlenmiş çadırlar en sağlıklı çadırlardır. Vücudu koruduğu gibi havalandırmasını da yapar. Deri gözeneklidir, hava geçirir. Derinin yanında yünlerden ve kıllardan da çadır yapabilir, sonra bunları da taşıyabiliriz. Bunlar ev eşyası olabildiği gibi giyim olmakta, bunlardan da çadır yapılmaktadır.

Kur’an burada üçüncü binyıl uygarlığının hayatını anlatmaktadır.

“Bir zamana kadar” denmektedir. Bunun iki manası vardır. Biri, geçici demektir. Savaştan veya zelzeleden sonra yapılar yapılıncaya kadar buralarda oturursunuz demektir. Yahut dışarıdan gelen göçmenler bugün çadırlara yerleştirilmektedir. Bu çadırların sağlıklı olması için yeni tip çadır geliştirilmekte, Akevler’de yeni tip çadırlar geliştirilmektedir.

2*10*100 santimetreküplük tahtalar arasına çadır bezi gerilmekte, aralarında çıtalar konmakta ve bunlar kaydırmalı olarak birbirine cıvatalanmakta, bir metrekarelik panolar yapılmaktadır.

“İlâ hiynin” başlaması zamanla başka araçların icat edileceğidir. Biz kıyas yoluyla şimdi çadır yerine ahşap evler geliştiriyor, bunları da çadır gibi sökülüp taşınır hale getiriyoruz.

Akevler’in yapılaşma projesinde iki tip yerleşme alanları yer almaktadır. Bu alanlardan bir kısmı on beş katlı yapılardır. Diğerleri ise bir veya iki katlı ahşap evlerdir.

وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ

Va elLAvHu CaGaLa LaKuM

“Ve Allah sizin için ca’letti”

Allah insanlara mahsus yapılar yaptı. Diğer canlıların da evleri vardır ama onların evleri sadece geceleri dinlenmek içindir. Oysa insanların evleri 24 saat yaşamak içindir. Çalışmayan kimseler günlerini evlerinde geçirmektedirler. Ayrıca yüz lojmanlı apartmanlar aynı zamanda iş yerleridir. Dolayısıyla apartman (beyt) iskân içindir.

İskân demek çalışma ve yaşamanın yapıldığı yer demektir, yerleştirme demektir.

İnsanların evleri sadece meva değil meskendir. Yani oralarda hem yaşanır hem çalışılır. Bu sebeple sizin için özellikler yaptı diyor.

مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا

MiN BuYUvTiKuM SaKaNan

“Beytlerinizden seken”

Burada izafe edilmiştir. Sizin beytleriniz demektir

Siz yaparsınız ve siz kullanırsınız demektir. Yüz lojmanlı apartmanlar yapacağız. Orası hem işyeri hem de oturma yeri olacaktır. Daha çok erkekler dışarı gidip çalışacaklar ama diğer zamanlarını evde geçirecekler, eğitimlerini evlerinde yapacaklardır.

وَجَعَلَ لَكُمْ

Va CaGaLa LaKuM

“Ve sizin için ca’letti”

Kaplumbağalar evlerini beraberlerinde taşırlar ama başka evleri yoktur. Kartallar sabit evler yaparlar ama başka evleri yoktur. Sadece insanların hem betonarmeden yapılmış apartmanlı daireleri olduğu gibi ayrıca taşınır çadırdan ve ahşaptan evleri olacaktır. Çift meskenli olacaklardır. Bu yalnız insanlara has bir durum olduğu için “Ve Ceale”yi tekrar etti.

مِنْ جُلُودِ الْأَنْعَامِ

MiN CuLUvDi eLEaNGAMı

“En’amın cildlerinden”

“En’am” geviş getiren çift tırnaklı hayvanlardır. Onların etleri ve sütleri helal olduğu gibi onların derileri de çadır yapmaya elverişlidir.

“En’am” marife gelmiştir. İstiğrak içindir. Derilerinden yararlandığımız davarlar da vardır. Bunun için çoğul gelmiştir. “En’am”ın tekili Kur’an’da geçmemektedir.

“Cild” deri demektir. Derinin özelliği vardır, solunuma elverişlidir. İnsan derisinden devamlı hava almaktadır ve hava vermektedir. Bu sebeple naylondan yapılmış elbiseler sağlıklı değildir. Ağaçtan yapılmış ve tutkallanmamış evler de deri gibidir, onlar da devamlı olarak havalanmaktadır. İçerde çoğalan CO2 dışarıya atılmakta, yerine dışarıdan oksijen içeri alınmaktadır. Deriden yapılmış çadırlar da böyledir.

بُيُوتًا

BuYUvTan

“Beytler”

Yukarıda “sen” dendiği ve “buyutiküm” dendiği halde, burada nekre getirilmiştir.

Kızılay’da çadırlar vardır. Bunlar afet günlerinde kullanılır. Birisinin malı değildir.

Dinlenme yerleri ve evleri de devre-mülk olarak kullanılacak, sıra ile kullanılacak, gerektiği zaman kullanılacaktır. Dolayısıyla “buyutiküm” denmeyip “buyuten” denmiştir. Buralar aynı zamanda çalışma yerleri olmadığı için seken olmamaktadır.

تَسْتَخِفُّونَهَا

TaSTaPifFUvNaHAv

“Onu istihfaf edersiniz”

Onu yani evi istihfaf ederseniz, ağır evler yerine hafif evler taşırsınız.

“Adil Düzen”de herkesin arabası olacaktır. Ayrıca arabaları taşıyan uçaklar, arabaları taşıyan gemiler, arabaları taşıyan trenler, arabaları taşıyan tırlar olacaktır. Küçük arabaları herkes kullanacaktır. Bir araba 500 kilodur, işçilik dâhil 1000 lira olması gerekir.

“Adil Düzen” demek işte bu demektir; haydi 2000 lira olsun, 4000 lira olsun ama...

يَوْمَ ظَعْنِكُمْ

YaVMa JaGNıKuM

“Za’nınızın yevminde”

“Za’n” kelimesi Kur’an’da bir defa geçmektedir.

“Za’n” kızak gibi bir araçla bir şeyi taşırken içine konan şeydir. Develerin sırtına konan kapalı şeylere “za’n” denir. Sonra hareket hâlinde anlamına gelmektedir. Hareket hâlinde olduğunuz zaman evlerinizi kolay taşıyasınız diye Allah sizin için ca’letti.

Kolayca nakledilen evlere ihtiyaç vardır. İnsanlar mevsimlere göre yaylalara göç ederler. Yaylarlarda evler yani barınacak yerler kurabilmek için çadırlara ihtiyaç vardır yahut şu an ağaçtan evlere ihtiyaç vardır. Otlaklar bitince başka yerlere giderler. Böyle yaşayanlar için taşınacak evlere ihtiyaç vardır.

Kullanılmayan ve havası temiz olan yerlerde veya yol kenarlarında, suyu, elektriği, kanalizasyonu olan alanlar yapılır. Yolcular arabalarına bu çadırları koyarlar ve vardıkları yerde arabaları ile birlikte bu çadırları kullanarak dinlenirler ve gecelerler.

Zelzele, savaş, salgın hastalık ve benzeri afetlerde apartmanların terk edilmesi gerekir. Geçici olarak oralara göç edilir ve durum düzelince tekrar eski yere gelinir.

وَيَوْمَ إِقَامَتِكُمْ

Va YaVMa IQAvMaTıKuM

“Ve ikametinizin yevminde de”

İkamet ettiğimiz günlerde de dinlenme, hava alma ve doğa ile iç içe olma nedenleri ile insanların kentteki meskenleri dışında yerlerinin olması gerekir. Biz bunun için birer dönümlük bahçeler yapıyor, buralara elektrik, su, yol ve kanalizasyonları getiriyor, buraları devre-mülk olarak değerlendiriyoruz. Halk çadırlarını alarak buraya geliyor. İkamet ettikleri zaman da yine bu çadırları veya ahşaptan evleri kullanıyorlar.

وَمِنْ أَصْوَافِهَا

Va MıN EaÖVAvFıHAy

“Ve sûflarından da”

Derinin yanında hayvanların kıllarından bahsedilmektedir.

“Sûf” yün demektir. Koyunların deri örtüsüdür. Kumaşlar bunlardan yapılmaktadır. Sonra “evbar” kullanılmaktadır, bu da evlerin deri örtüsüdür. Şe’r keçilerin vücut örtüsü olarak geçmektedir. Aynı zamanda saç anlamındadır. Bunlar önce iplik haline getirilmekte, sonra da örülmektedir.

İnsanların ilk geliştirdikleri teknik dokumadır. Bugün de en önde etkilidir. Bütün hayvanlarda deri örtüsü doğuştan vardır. İnsan ise çıplak yaratılmıştır. Hatta Hazreti Âdem de öyle idi, yasak ağaçtan yedikten sonra tüyleri döküldü.

Hayvanlar belli iklimlerde yaşayacak şekilde yaratılmışlardır. İnsanlar ise her iklimde, hatta uzayda yaşayacak şekilde yaratılmışlardır. Dolayısıyla kendilerine özgü elbiseler giymektedirler. Allah insanların alerji duymadıkları, bedenleri ile uyuşmuş bitki ve hayvan çeşitleri var etmiştir. Pamuktan üretilenler ana giyinme aracıdır. Yün de öyledir. Ayrıca keten vardır. Ihlamurun kabukları da halat yapmaya elverişlidir.

وَأَوْبَارِهَا

Va EaVBAvRıHAy

“Ve veberlerinden de”

Bunların ayrı ayrı isimlerle sayılması, “Min” getirilmeden “Ve” harfi ile atfedilmesi, deriden ayrı grup teşkil eder. Kur’an benzer şeyleri ayrı ayrı zikretmez, sadece birini zikreder.

Burada üçünü zikretmesinin sebebi her birinin ayrı ayrı yerlerde kullanılmasıdır, ayrı ayrı özelliklerinin olmasıdır.

Bunun hikmetini anlayabilmemiz için daha fazla biyolojik bilgiye ihtiyacımız vardır.

Çalışmalısınız...

وَأَشْعَارِهَا

Va EaŞGAvRıHAv

“Ve şe’rleri de”

İnce kıldır. Saçtır.

İnsandaki “şuur” da bu kelimeden türetilmiştir. “Şeairillah” denmektedir.

Elbiselerin yaptıklarını sıralarsak; soğuktan ve sıcaktan korurlar, başkalarının etkisinden korurlar, ayıp yerleri kapatırlar, bir de kişilerin kimliklerini ortaya koyarlar, insanın kimliğini ortaya koyarlar. Asker özel elbise giyer, rütbelere göre elbise giyilir. Ehli tarikat özel hırka giyer. Bu üç kelime bunları ifade etmiş olabilir.

أَثَاثًا

EaÇAvÇan

“Esas olarak”

“Esas” bugünkü mobilya dediğimiz, eskiden mefruşat denen eşyadır. Meskenler yapılmaktadır. Taştan, topraktan, ağaçtan ve deve kılından olmaktadır. Keçeden çadırlar yapılmaktadır.

Bunların içine de yatak, sergi, masa, koltuk gibi eşyalar konmaktadır.

İnsan araç yapan ve kuşanan bir varlıktır. Bunlar hep insanlara has olan şeylerdir. Bütün bunların hepsi değişik şartlar içinde insanları alıştırmak içindir. Cennet ve cehennem hayatına da böylece uyum sağlanmaktadır.

وَمَتَاعًا

Va MaTAvGan

“Ve meta' olarak”

Biz çevremizden ya miktarları ile yararlanırız ya zamanları ile yararlanırız. Miktarları ile yararlandığımızda rızkımız olmaktadır.

Meta iki yerde karşılıklı olarak geçmektedir. Biri burada “esas” ile, diğeri “müstekarr” ile geçmektedir. Bu karşılaştırma ile anlıyoruz ki metadan zamanları ile değil de miktarları ile yararlanılmaktadır. Tüketim malları metadır.

Mustakarı mekân olarak anlıyoruz, esas da ise hareketli olanları anlıyoruz. Bunlar genel olarak kiralanmazlar. Ancak mustakar ile beraber kiralanırlar.

إِلَى حِينٍ(80)

ELAv XIyNın

“Bir hiyne dek.”

İnsanların rızıklarında bir gelişme kaydedilmemekte, yapılan genetik müdahaleler bozucu olmaktadır. Dolayısıyla gıdalarda evrim ancak ahirette olacaktır.

Bugün yeryüzünde hangi besinler varsa ancak onları besin olarak kullanacağız. Ama “esas”ta böyle değildir, devamlı gelişmeler olmaktadır. Yapılar da öyledir. Deriden çadırlar yerine başka şeyden de çadıra benzer şeyler yapılabilecektir. Sökülebilir ahşap evler bunun örneğidir. Baştan insanlar için hayvanların deri örtüleri kullanılmış ama sanayinin gelişmemesi ile başka şeyler onların yerlerine geçecek, belki de bunlar kullanılmayacaklardır.

Onun için “İlâ Hiyn” denmektedir.

Sizin için yeryüzünde bir hiyne kadar istikrar vardır diyerek göklere de gideceğimiz bildirilmektedir.

وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ أَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابِيلَ تَقِيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابِيلَ تَقِيكُمْ بَأْسَكُمْ كَذَلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ(81)

Va elLAvHu CaGaLa LaKuM MinMAv PaLaQa JıLAvLan Va CaGaLa LaKuM MiNa eLCıBALı EaKNAvNan Va CAGaLa LaKuM SaRaBIyLa TaKıyKuM eLXarRa Va SaRABIyLa TaKIyKuM BaESaKuM KaÜAvLiKa YuTimMu NıGMaTaHu GaLaYKuM LaGalLaKuM TuSLiMUvNa

“Ve Allah zılal olarak halk ettiklerinden de sizin için ca’letti. Ve cibalden eknanı sizin için ca’letti. Ve harda size vıkaye eden serabili ca’letti ve birbinizin besininden vıkaye eden serabili. Sizin üzerinize nimetini islâm olursunuz diye tamamlamaktadır.”

 

لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ

أَثَاثًا وَمَتَاعًا

وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْأَنْعَامِ بُيُوتًا

وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا

لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ

سَرَابِيلَ سَرَابِيلَ

الْحَرَّ  بَأْسَكُمْ

وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ أَكْنَانًا

وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا

 

“Ve” harfi ile “Allah ca’letti”yi iade etmiştir. Birisinde “Allah” âlemlerin rabbini, diğerinde O’nun halifesi olan topluluğu ifade etmektedir; ikincisi âlemlerin rabbini, birincisi O’nun halifesini ifade etmektedir. Zaten birincisinden önce gelen Allah lafzı âlemlerin rabbini ifade ediyordu, gökte kuşları imsak eden Allah’tan bahsetmişti.

Birincisinde sekenden/buyutten bahsetmiş, ikincisinde zılalden bahsetmiştir. Halk ettiklerinden zılal olarak, halk ettiklerinden de sizin için olanları vardır deniyor.

“Zılal” etki demektir. Cisimlerin bir maddesi var, yer işgal ederler, başkası o yere giremez. Bir de onların çevreye çekme veya itme/basınç gibi etkileri vardır. İşte o zılaldir. Öyle etkiler vardır ki sadece insanlar içindir. Bugün insanların kullandığı teknikler vardır, diğer canlılar kullanamazlar. Bilgisayar tekniğimiz tamamen farklıdır. Bizim kullandığımız elementleri başka canlılar kullanmıyor. Tekerlek tekniğini kullanmamaktadırlar. Yalnız insanların yararlandığı doğanın özelliği vardır.

Hayvanların derilerinden bahsederken sizin için eknan yaptı diyor. “Kene” bir şeyi saklayarak korumaktır. Dağları sizin için gizlenecek, saklanacak yer yaptı diyor. Bu da insanlara has olmalıdır. Burada “islâm” kelimesi selamete ermeniz anlamındadır. Yüksek yerler insanları birçok şeylerden korumaktadır. Zelzelelerde dağlar daha az tehlikelidir. Sellerde ve deniz baskınlarında dağlar sığınılacak yerdir. En önemlisi, düzlükler ve ovalar kirlenen havalarla sağlığa zararlı hale geldiği halde, dağlar esen yüksek hava nedeniyle ve faydalı Güneş ve diğer yıldızlardan gelen ışınların filtre edilmiş olması nedeniyle daha sağlıklı yerlerdir.

Bundan dolayıdır ki biz dinlenme evlerini yüksek yerlerde planlıyoruz. Denizden de yararlanabilmemiz için deniz kenarlarına servis koyuyoruz. Böylece dağ ve deniz olmak üzere her iki dinlenmeyi de sağlamış olacağız.

Esas ve metaa karşılık be’s ve sıcaklık karşılaştırılmıştır. Birinde doğal ihtiyaçların giderilmesi, diğerinde ise kötülüklerden korunma anlatılmaktadır.

Sem', basar ve ef’ide ile serabiller karşılaştırılmıştır. Türkçede “şalvar” veya sadece “şal” denmektedir. Arapça serabil olarak üç yerde geçmektedir; ikisi burada, birisi de ahirette cehennem giyeceği olarak anlatılmaktadır.

“Serabil” iki bacaklı giyeceklerdir. Çıplak olarak ata bindiğinizde oturduğunuz yerde yaralar oluşur. Bugün pantolon denen serabil aynı zamanda “eğer” görevi gören giyimdir. Giyimden başka fonksiyonu da vardır. “Sizi hararetten vıkaye eder” denmektedir. “Teki”nın aslı “tevkı”dır. Sülasi fiildir. “İttika”nın sülasisidir. Masdarı “vıkaye”dir. Korunma anlamındadır. Hararetten vıkaye eder. Aranızdaki be’sden vıkaye eder. Elbise sıcak yerlerde hararetten korur, soğuk yerlerde soğuklardan korur. Ne var ki sıcaklık da hararettir. Sıcaklık ayrı, soğukluk ayrı şey değildir. Hepsi birdir. Aslında aşırılıktan korur denmektedir.

“Serabil” tekrar edilmiştir. Birinin yapısı başka, diğerinin yapısı başkadır. Biri bitkilerden dokunmakta, diğeri ise demirden yapılmaktadır. Bu sebeple tekrar edilmiştir. Nekre olarak getirilmişlerdir, çünkü değişik tip elbiseler vardır. Denize daldığımız zaman özel elbiseler giyeriz, uzaya çıktığımızda özel elbiseler giyeriz.

Önceki ayetlerde “şükredersiniz” denmekte, burada “selamete erersiniz” denmektedir.

İslâm olmanın bugün kullandığımız manada olmadığını bu ayet çok açık olarak göstermektedir. Düşmanlara teslim olmazsınız diye size bu elbiseleri verdik manasını veremeyiz. Selamete eresiniz manası çıkar. O Kur’an’a teslim olunuz demek, selamete eriniz anlamında olup Türkçede olduğu gibi artık onlara pes deyin, onlarla mücadele etmeyin manasını vermemiz mümkün olmaz.

İşte, Kur’an’ın özelliği budur, kendi kendisini açıklar ve ters anlaşılacak bir yan bırakmaz.

وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ

Va elLAvHu CaGaLa LaKuM

“Ve Allah sizin için ca’l etti”

Allah Kâinatı insanlar için var etti, hiçbir şeyi gereksiz yaratmadı. Sadece insan için yeni madde yaratmadı. Maddelere özellikler verirken sadece insan için gerekli özellikler vermiştir. Fizik ve kimyada öyle özellikler vardır ki o özelliklerden yalnız insan yararlanmaktadır. Bunların neler olduklarını incelemek ve saymak biyolojinin ve psikolojinin konusudur. Bunlar üzerinde doktora çalışmaları yapılmalıdır.

“Ceale Leküm” kelimelerini her defasında tekrar etmesi; sizi ben yarattım, sizin için gerekli şeyleri ben verdim, siz kendinizi tanrı yerine koyuyorsunuz, bunlardan birini ben yapmasaydım siz var olmazdınız demektedir.

Biz Türkçede “gölge” olarak Güneş ışığının olmadığı alana demekteyiz. Oysa Arapçadaki “zılal” etki alanı demektir. Tek tarafı etki alanı, çekim alanı gölgedir; itme alanı da gölgedir. Uzayda cisimlerden gelen ışıkla gölge belirlenir. Ama cisimlerin çekim kuvveti de gölge olarak kullanılabilir.

مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا

MınMAv PaLaQa JıLAvLan

“Zılal olarak halk ettiklerinden”

Diğer canlılar tepkili motorları kullanamamaktadırlar. Oysa insanlar uzaya seyahat ederken hep tepkili araçları kullanmaktadırlar. Yakıtlar yandıktan sonra püskürtülen duman şıhabu sakıb bir zılaldir.

İleride uzay yolculuğunu yaptığımızda, Güneş enerjisinin alınmadığı alanlarda hidrojen helyuma çevrilecek ve bu sayede elde edilen tepki sayesinde araç yürüyecektir. Bunu da yalnız insanlar kullanmaktadırlar. Diğer canlılar uzaya gitmedikleri için bunları kullanmaya gerek olmayabilir. Sadece deniz hayvanlarında arkadan su püskürterek gidebilme imkânı vardır. Böyle bir hayvanın varlığını bilmiyorum.

وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ أَكْنَانًا

Va CaGaLa LaKuM MiNa eLCıBAvLı EaKNAvNan

“Ve dağlardan da size eknan yaptı”

Saklanacak veya korunacak yerler yaptı.

İnsanlar her iklimde yaşayacak şekilde yaratılmışlardır.

İnsanların yüksek yerlerde dinlenme evleri yapmaları ve yılın bir kısmında orada temiz hava alarak, fazla Güneş alarak sağlıklarını korumaları gerekmektedir.

Bizim köyümüz deniz seviyesinden 500 metre daha yüksektedir. Ormanlıktır. Havası hiç kirlenmemiştir. Askerlikte hasta olanlar tebdili hava ile köye gelir ve iyileşirlerdi. Bir de 2000 metre yüksekliğinde yaylalarımız vardır. Yazın hayvanları oraya çıkarlar. Oranın temiz havasına alışan hayvanlar mevsimi gelince köyde barınamaz, oraya çıkarlar, on beş gün içinde renkleri değişir.

Buralarda çadır teknolojisi ile yaşayabiliriz. Taşınabilir çadırlarımız olmalıdır. Arabamız bu çadırı taşımalıdır. Yaylalara çıkıp iki hafta veya bir ay o havaları yaşamalıyız.

Çadır teknolojisi üzerinde çalışmış ama sonuçlandıramamışızdır.

Akevler çalışanları bunun üzerinde de çalışmalıdır.

Araba ile birlikte ev oluşturulmalıdır.

وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابِيلَ

Va CAGaLa LaKuM SaRABIyLa

“Ve sizin için serabil ca’letti.”

“Serbel” kelimesinin taşıdığı mana nedir?

Üçlü kök “serab” olabilir, “sebil” de olabilir.

“Sebil” olarak alırsak, “r” ve “s” tekrar manasında olduğuna göre sürekli yol olmuş olur. Bu takdirde “serbel” avlanırken yahut savaş yaparken giyilen özel elbiselerdir. Yani normal olarak evde iken giyilmez, uzağa gidildiği zaman yolcu iken giyilir.

Denize dalarken deniz elbisesi, uzaya giderken uzay elbisesi giyilir. Bu elbiselerin özellikleri insanın bedenini insana zarar veren ışınlardan korumasıdır. Uzaydan gelen zararlı ışınlar atmosferde elenir. Başka ışına çevrilir veya geri gönderilir. Biz yeryüzünde yaşamış oluruz. İşte, elbise bu ışınları geçirmez.

Radyoaktif ışınlardan koruma demektir. Atom bombasının çıkardığı ışınlardan korunma demektir. Bir de uzayda serseriyane dolaşan taşlar vardır, insana kurşun gibi saldırmaktadır. Bunlara karşı da koruyan elbiseler söz konusu demektir.

تَقِيكُمُ الْحَرَّ

TaKIyKuMu eLXarRa

“Hararetten korur”

“Hararet” ısı demektir. Elektromanyetik dalgalardır.

Ziya, bir istikamette giden elektromanyetik dalgalardır. Hararet ise dağılmış olarak her istikamette giden dalgalardan oluşur. Bunların bir kısmı insana zararlı olduğu gibi bir kısmının fazlası veya azlığı da zararlıdır.

İşte, elbise hem dışarıdan gelecek zararlı ışıkların veya ısının bedene gelmesini önler, hem de vücutta üretilen ısının fazlasının dışarıya kaçmasını önler.

Diğer canlıların tüyleri ve derileri bu işleri gördüğü halde, insan her yere uyabilsin diye kendi yaptığı elbiseleri giyer. Bu yalnız insana mahsustur.

وَسَرَابِيلَ تَقِيكُمْ بَأْسَكُمْ

Va SaRABIyLa TaKIyKuM BaESaKuM

“Ve be’sinizi koruyan serabil”

Bunlar ayrı serabillerdir. Bedeni dışarıdaki cisimlerden korur. Aramızdaki be’slerden korur demiyor, be’si izafe ediyor. Size gelecek be’sinizden sizi korur diyor. Bize be’s birbirimizden gelebilir veya dışarıdan gelebilir. Uzaydaki taşlar yahut yağan yağmurlar, kar vesaireler. Serabil kelimesi nekredir ve tekrar etmiştir. Çünkü iki elbisenin yapısı farklıdır. Serabil cem ve ucmeden dolayı munsarif değildir. Tenvin almaz, müfred iken kesreli gelmez.

كَذَلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ

KaÜAvLiKa YuTimMu NıGMaTan GaLaYKuM

“Böyle sizin üzerinize nimetini tamamlamıştır”

Canlılarda denge vardır. Ot yiyenler otları yiyerek yaşarlar. Etoburlar ot yiyenleri yiyerek yaşarlar, et yiyenleri de leş yiyenler yerler. Onların üzerinde insanlar vardır.

İnsanlar arasındaki denge savaşla kurulur. Başka hiçbir canlı aynı türdeki birbirleri ile savaşmadıkları halde, insanlar birbirleri ile savaşırlar. Başka canlılar avlanmak için savaşırlar. Oysa insanlar, insan etini yemediği halde birbirlerini öldürmektedirler. Bu durum ancak saldırma ve savunma silahları ile olmaktadır. Bu da Allah’ın insanlara verdiği nimettir.  Böylece uygarlaşma gerçekleşmektedir. Böylece nüfus dengesi sağlanmaktadır.

Bu arada ölenlere zulmedilmektedir. Ancak ahirette bu dünyada zulme uğrayanların zulümlerini Allah iyilikle karşılayacaktır.

Bu yolda uzaya gidip orada yaşama imkânımız doğmaktadır. Güneş sistemindeki gezegenler bizimdir. Belki de Güneş ışığının geldiği yerlere de ulaşacağız. Bundan 500 sene önce Amerika keşfedilmişti. Şimdi de uzaya gidilmektedir. Üçüncü binyılın sonunda Ay’da veya diğer gezegenlerde koloniler kurmuş olacağız.

Burada nimetin tamamlanması demek bizim uzaya açılabilmemiz anlamına gelir. Yani insanoğlu artık yer darlığı çekmeyecektir. Uzay boşluğunda hidrojen atomları vardır. İnsanoğlu bunları toplayıp helyuma çevirebilirse, Güneş enerjisine gerek kalmadan yaşamaya devam edecektir demektir.

لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ(81)

LaGalLaKuM TuSLiMUvNa

“Umulur ki islâm olursunuz”

İslam olasınız diye bunları yaptı yani selamete eresiniz diye bunları yaptı. Birbirinizle artık savaşmanıza gerek kalmayabilir. Doğa ile mücadele etmeye başlanabilir.

Şimdiye kadar insanlık savaşlarla uygarlaştı. İnsanlar birbirlerini öldürdüler, sömürdüler. Bundan sonra insanlar doğa ile savaşacaklar, doğayı emirlerine alacaklar, bunun için işbirliği yapacaklardır. Savaş düzeni yerine barış düzeni hâkim olacaktır, İslâm düzeni hâkim olacaktır.

Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası” bunları sağlama anayasasıdır.

فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُبِينُ (82)

FaEiN TaValLaV Fa EinNaMAv GaLaYKa elBaLAvĞu elMuBIyNu

“Tevelli ederlerse senin üzerine yalnız mübin belağ vardır.”

64’üncü ayette, “kitabı sana indirdik, onu insanlara açıklaman için” denmektedir.

Şimdi de diyor ki; “dinlemezlerse sana yalnız açık tebliğ düşer.”

Bizim görevimiz açık tebliğden ibarettir. Adil Düzen çalışanlarına, Kur’an düzeninde çalışanlara sadece açık tebliğ yapmak düşer. Bizim görevimiz budur. Son nebinin halifesi olarak bizim insanlara Kur’an’ı ulaştırmamız gerekir. Açıklayıcı beyan budur. Yani Kur’an’ı sadece Allah böyle diyor diye ulaştırmayacağız, onun Allah sözü olduğunu ve ne demek istediğini de anlatacağız. Beyan edici, ispat edici tebliğ vardır.

Bunu nasıl yapabiliriz?

Bu amaçla 1967’de Akevler Kooperatifi’ni kurduk. Amacımız buraya ortak olan insanlara Kur’an’ı tebliğ etmekti. Bize katılanlar artık bizim gibi tebliğci oldular. Bize katılanlar içinde Erbakan ve Risale-i Nur şakirtleri, S. Tunahan’ın talebeleri vardır. Bütün insanlara tebliğimizi ulaştırmak için parti kurduk, Risale-i Nur şakirtlerini organize ettik. S. Tunahan şakirtleri bizi desteklediler ama bizimle bir olmadılar, S. Demirel ile beraber oldular.

Risale-i Nur cemaati ikiye ayrıldı. Bir kısmı bizimle beraber çalışmaya devam etti. Diğer bir kısmı ise Sermaye ile işbirliği yapmayı tercih etti. F. Gülen bunlardandı. Erbakan cemaati de ikiye ayrıldı. Bir kısmı bizimle çalıştı. Bir kısmı ise bize karşı göründüler. Erdoğan ve Gül bunlardandı. Onlar da Sermaye’nin yanında yer almayı tercih ettiler.

Tebliğimiz tamamlanmamıştır.

1- Henüz Kur’an’ı yirmi birinci yüzyılın sorunlarını çözecek şekilde anlamış değiliz.

2- Teorileri geliştirdik ama örnek bir işletme kuramadık.

3- Gerek Millî Görüşçüler gerekse Gülenciler dünyaya İslâm’ı duyurdular ve anlattılar ama uygulamada söylediklerini yapmadılar.

4- Bin Dil Üniversitesi’ni kuramadık.

Demek ki biz daha mübin tebliğ yapamadık.

Planımız şudur.

1- Adil Düzen’e göre çalışan bir doğrama atölyesini kuralım.

2- Ahşap evler ve seralar imal edelim.

3- Yüz villalı dinlenme siteleri kuralım.

4- Yüz lojmanlı apartmanlar yapalım.

5- Mala-mal marketleri ve iş yerleri oluşturalım.

6- Bin Dil Üniversitesi’ni kurmaya başlayalım.

Bunları semt kooperatifleri içinde yapalım.

Kur’an düzenini göstererek tebliğ edelim.

İşte, Adil Düzen çalışanlarından her birine düşen görev budur. Bunun için “senin üzerine” denmektedir. Biz daha cemaat olamadığımız için “siz” demiyor. Ayrıca mevcut iktidara karşı organize olmuş bir topluluk olmamız gerektiği için “siz” demiyor.

فَإِنْ تَوَلَّوْا

FaEiN TaValLaV

“Tevelli ederlerse”

Evet, herkes tek başına olsa da Kur’an üzerinde çalışacak, uygulayacak ve ondan sonra çevresine gösterecek, birliğe çağıracak, yıkmak için değil, yapmak için çağıracaktır.

İlk partiyi kurduğumuzda siyasetimiz böyle olmuştu; herkesle koalisyon yapmak, kimseyi dışlamamak. Bu siyasetimiz sonuna kadar devam etmiştir. Koalisyondan Ak Parti kaçmamıştı, diğer partiler kaçmıştı.

Şimdi Akevler camiası içinde de ben sadece söylüyorum. Benimle çalışmak isteyenlerle çalışıyorum. Çalışmayı bırakan arkadaşlarım var. Ben onlara karışmıyorum.

Adil Düzen çalışanı herkes böyle yapacaktır. Kur’an düzeni içinde yürüyecektir. Varsa başka yürüyenler, onlara katılacaksın. Sen onları dışlamayacaksın, onlar seni dışlayacaklardır. Aldırmayacaksın, yoluna devam edeceksin.

Ben hep böyle yaptım. Allah’a hamdolsun ki daima benimle birlikte yürüyen arkadaşlarım hep olmuştur. İsterdim ki bu arkadaşlarım başlangıçtaki arkadaşlarım olsun. Çoğu ayrılıp kendi yollarına gittiler, başkaları ile bir oldular. Ben onların bu hareketlerini görmedim bile…

فَإِنَّمَا عَلَيْكَ

Fa EinNaMAv GaLaYKa

“Senin üzerine sadece”

Evet, herkesin üzerine sadece tebliğ görevi vardır. Kime karşı? Ayrılanlara karşı.

Seninle beraber kalanlarla ve seni dışlamayanlarla ise işbirliği içinde devam edeceksin. Biz yanlış yapan kimseye bizden ayrılmasın diye ‘doğru yapıyorsun’ diyemeyiz. Ayrılan ayrılır, kalan kalır.

15 Temmuz’u ne CIA yaptı ne de FETÖ grubu yaptı; Sermaye yaptı. Sermaye’nin kendisi yaptı, bunlara fatura etti. Şimdi de B planını uyguluyor, Ak Parti de onun taşeronluğunu yapıyor. Bu görüşüme karşı çıkan arkadaşlarım var. Ben söylemeye devam edeceğim. Evet, bu uygulamaları ile bugün intihar veya ihanet içinde bulunmaktadırlar.

الْبَلَاغُ الْمُبِينُ (82)

elBaLAvĞu elMuBIyNu

“Açık belağdır.”

Kıvırmadan, yan çizmeden...

Fethullah Gülen’in devlete karşı -varsa- ihaneti ne kadar kötü idiyse, yargısız, araştırmasız ve kimin yaptığı belli olmayan şimdiki uygulamalar da o kadar kötüdür ve yanlıştır. Bunu söylüyoruz...

Ama bizim asıl tebliğimiz Adil Düzen işletmelerini kurmak olacaktır.

Eğer biz Adil Düzen için çalışırsak Allah bizi koruyacaktır.

Tevelli etmeyenlerle yolumuza devam edeceğiz.

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org         (0532) 246 68 92

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
23.10.2016
08:33


“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 885. Hafta - 22 Ekim 2016 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 
Reşat Nuri Erol
23.10.2016
08:35


*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 885. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR.     -     ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI  

 

 
Reşat Nuri Erol
23.10.2016
08:37


*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

F. Gülen Kavgası!

Neler Yapabiliriz?

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

‘Devletin A’dan Z’ye kadar her şeyi değişmeli’

‘Devletin A’dan Z’ye kadar her şeyi değişmeli’*-2

‘Devletin A’dan Z’ye kadar her şeyi değişmeli’*-3

‘Devletin A’dan Z’ye kadar her şeyi değişmeli’*-4

Reşat Nuri EROL

 

 

 


YorumYap

Çok Yorumlanan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 7086 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 884
Nahl Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
15.10.2016 2928 Okunma
5 Yorum 18.10.2016 13:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 4019 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 967
Taha Suresi Tefsiri 37-41. Ayetler
2.6.2018 1573 Okunma
4 Yorum 03.06.2018 01:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 1037 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 3987 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 822
Hûd Sûresi Tefsiri 28-31. Ayetler
11.7.2015 3447 Okunma
3 Yorum 13.07.2015 01:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 5259 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 885
Nahl Suresi Tefsiri 78-82. Ayetler
22.10.2016 2872 Okunma
3 Yorum 23.10.2016 08:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 913
İsra Suresi Tefsiri 88-92. Ayetler
6.5.2017 2559 Okunma
3 Yorum 10.05.2017 12:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 1001 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 931 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 537
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -35.AYETLER
21.11.2009 2466 Okunma
2 Yorum 02.12.2009 12:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 818
Hûd Sûresi Tefsiri 13-16. Âyetler
13.6.2015 3488 Okunma
2 Yorum 25.06.2015 04:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 3915 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 4019 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 4590 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 4033 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 857
Hicr Sûresi Tefsiri 9. Âyetler
26.3.2016 3073 Okunma
2 Yorum 27.03.2016 10:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 5373 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 5871 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 877
Nahl Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
20.8.2016 2820 Okunma
2 Yorum 21.08.2016 18:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 887
Nahl Suresi Tefsiri 89-92. Ayetler
5.11.2016 3002 Okunma
2 Yorum 07.11.2016 09:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 889
Nahl Suresi Tefsiri 98-105. Ayetler
19.11.2016 3222 Okunma
2 Yorum 20.11.2016 09:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 912
İsra Suresi Tefsiri 81-87. Ayetler
29.4.2017 2222 Okunma
2 Yorum 30.04.2017 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 965
Taha Suresi Tefsiri 17-24. Ayetler
19.5.2018 1501 Okunma
2 Yorum 24.05.2018 06:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 1026 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 963 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 871 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 374 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 541
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -49-50.AYETLER
26.12.2009 1932 Okunma
1 Yorum 01.09.2016 13:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 545
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -58-62.AYETLER
23.1.2010 2112 Okunma
1 Yorum 01.09.2016 13:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 560
YUSUF SURESİ TEFSİRİ-41-42.AYETLER
8.5.2010 2289 Okunma
1 Yorum 11.05.2010 11:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 610
MÂİDE SÛRESİ TEFSİRİ -19.AYETLER
7.5.2011 2849 Okunma
1 Yorum 11.05.2011 22:59
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 819
Hûd Sûresi Tefsiri 17-22. Ayetler
20.6.2015 4560 Okunma
1 Yorum 25.06.2015 04:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 824
Hûd Sûresi Tefsiri 37-40. Âyetler
1.8.2015 4400 Okunma
1 Yorum 11.08.2015 17:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 826
Hûd Sûresi Tefsiri 45-47. Âyetler
16.8.2015 3906 Okunma
1 Yorum 16.08.2015 19:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 827
Hûd Sûresi Tefsiri 48-49. Âyetler
22.8.2015 4085 Okunma
1 Yorum 25.08.2015 20:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 828
Hûd Sûresi Tefsiri 50-52. Âyetler
29.8.2015 4037 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 13:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 829
Hûd Sûresi Tefsiri 53-57. Âyetler
5.9.2015 3787 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 20:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 830
Hûd Sûresi Tefsiri 58-60. Âyetler
12.9.2015 4019 Okunma
1 Yorum 18.09.2015 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 831
Hûd Sûresi Tefsiri 61-63. Âyetler
19.9.2015 3774 Okunma
1 Yorum 20.09.2015 18:10
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 832
Hûd Sûresi Tefsiri 64-68. Âyetler
3.10.2015 4126 Okunma
1 Yorum 03.10.2015 21:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 833
Hûd Sûresi Tefsiri 69-73. Âyetler
10.10.2015 4242 Okunma
1 Yorum 10.10.2015 23:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 835
Hûd Sûresi Tefsiri 79-83. Âyetler
24.10.2015 4375 Okunma
1 Yorum 25.10.2015 13:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 836
Hûd Sûresi Tefsiri 84-86. Âyetler
31.10.2015 3890 Okunma
1 Yorum 31.10.2015 19:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 839
Hûd Sûresi Tefsiri 96-101. Âyetler
21.11.2015 3913 Okunma
1 Yorum 22.11.2015 09:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 840
Hûd Sûresi Tefsiri 102-108. Âyetler
28.11.2015 4067 Okunma
1 Yorum 30.11.2015 09:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 841
Hûd Sûresi Tefsiri 109-113. Âyetler
5.12.2015 5047 Okunma
1 Yorum 05.12.2015 22:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 843
Hûd Sûresi Tefsiri 117-119. Âyetler
19.12.2015 4241 Okunma
1 Yorum 20.12.2015 06:15