Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 822
Hûd Sûresi Tefsiri 28-31. Ayetler
11.7.2015
3477 Okunma, 3 Yorum

 

HÛD SÛRESİ - 9. Hafta

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 

قَالَ يَاقَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَآتَانِي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِهِ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ أَنُلْزِمُكُمُوهَا وَأَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ (28) وَيَاقَوْمِ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَلَكِنِّي أَرَاكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ (29) وَيَاقَوْمِ مَنْ يَنْصُرُنِي مِنَ اللَّهِ إِنْ طَرَدْتُهُمْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ (30) وَلَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا أَقُولُ إِنِّي مَلَكٌ وَلَا أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِي أَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللَّهُ خَيْرًا اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا فِي أَنْفُسِهِمْ إِنِّي إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ (31)

 

 

***

 

قَالَ يَاقَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَآتَانِي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِهِ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ أَنُلْزِمُكُمُوهَا وَأَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ (28)

QAvLa YAvQaVMı Ea RaEaYTuM EiN KuNTU GaLAy BayYiNaTin MiN RabBIy Va EAvTAyNIy RaXMaTan MiN GıNDıHIy Fa GuMıYaT GaLaYKuM EaNuLZiMuKuMUvHAv Va EaNTuM LaHAv KavRiHUvNa

“Ey kavmim diye kavl etti; Rabbimden bir beyyine üzerinde isem ve bana indinden bir rahmet verdi ise ve size ta’miye edilmişse ve siz karih iken biz sizi nasıl ilzam edebiliriz.”

İnsanlar daha önce kabileler hâlinde yaşıyordu. Her kabilenin başkanı aynı zamanda o kabilenin peygamberi durumunda idi. Her kabile tek Tanrı’ya tapıyordu, Tanrı’nın kendi dillerinde farklı adları vardı. Yazıları yoktu ama resimler çiziyorlardı. Tanrı’yı da bir resimle ifade ediyorlar, insan başlı balık veya çok memeli anne gibi resimlerle temsil ediyorlardı.

Sümerlerin Mezopotamya’ya gelmesi ile sulama tarımı başladı. Değişik kabile halkı bir araya gelip siteler oluşturmaya başladı. Adı ve sembolleri ayrı ayrı olan tek Tanrı da ayrı ayrı tanrı olarak algılandı ve her kabile kendi tanrısını hak kabul edip diğerlerinin bâtıl olduğu görüşüne girdiler. Hazreti Nuh Peygamberin geldiği zaman bu zamandır. Henüz şirk yok, çok tanrı var ve her kabile kendi tanrısını ortaya koyuyor.

Hazreti Nuh kavminden çok tanrıdan vazgeçip tek olan Tanrı’ya ibadet etmelerini istemektedir. Yani artık herkes kendi kabilesine ayrıcalık çıkarıp bölücülük yapmasın. Tüm kavmin aynı Tanrı’ya tapmasını O’nun halifesi olan ulusuna hizmet etmesi gerekmektedir.

Yani…

Hazreti Nuh’un görevi bir topluluğu oluşturmadır.

“Ve Yâ Kavmi” bu sûrede 16 defa geçmektedir. Bunun 7’si “Ve Yâ Kavmi” şeklinde olmaktadır. Peygamberler kavimlere gelmekte ve kendi kavimlerinin başkanı olmaktadırlar.

Hazreti Musa veya Hazreti Muhammed gibi peygamberler hayatlarında kendi kavimleri dışında halklara hitap etmemişlerdir. Getirdiği kitap insanlık için hidayet olmuş ama devlet olarak yalnız kendi kavmi oluşturulmuştur.

Hazreti Nuh Peygamber de burada yalnız kendi kavmine hitap etmekte, tüm insanlığa hitap etmemektedir. Bu durum devletin kavim çapında, ulus çapında olacağını gösterdiği gibi bu aynı zamanda Nuh Tufanı’nın bütün yeryüzünde değil o günkü Mezopotamya topraklarında olduğunu göstermektedir. Kur’an da Nuh’un Gemisi’nin Cudi Dağı’nda değil Cudi’de oturduğunu söylemektedir. Geminin kalıntılarını dağlarda değil Kuzey Irak’ın düzlüklerinde aramamız gerekir.

Hazreti Nuh Peygamber halktan ne istiyordu?

Parça parça olan kabileler veya siteler arasında kavga kalkmalı, tüm Irak halkı tek Tanrı’nın etrafında birleşmeli, kabile devletleri yerine ulusal devlet oluşmalıdır.

Bu konu Hazreti İbrahim Peygamber gelinceye kadar işlenmiştir. Hazreti İbrahim Peygamberden sonra da tüm insanlık birliğe çağırılmıştır. Bu çağrı Kur’an’la tamamlanmıştır. Kur’an önce Arapların hâkimiyetinde dünyaya yayılmış, daha sonra da Türklerin hâkimiyetinde dünyada duyurulmuştur. Bugün Birleşmiş Milletler oluşmuştur ama henüz anayasası insanlık tarafından kabul edilmemiştir.

Akevler’de bu anayasa çalışması yarım asırdır devam etmiş, son şekli İstanbul, Bahçelievler, Yenibosna’da yapılan çalışmalarla tamamlanmıştır. İzmir’de metni hazırlanan anayasa İstanbul Yenibosna’da ele alınmış ve her cümleye Kur’an’dan delil aranmıştır. Delil Süleyman Karagülle tarafından ortaya konmuş ve Lütfi Hocaoğlu’nun yanında Tayibet Erzen, Emine Hocaoğlu, Leyla Okta müzakereye katılmış, son ifade şekli Lütfi Hocaoğlu tarafından belirlenmiştir. Redakte edip basılacak hâle getirme ise Tayibet Erzen tarafından yapılmıştır.

Bugün insanlığın buna benzer bir anayasayı kabul etmesi hâlinde, Hazreti Nuh aleyhisselâm tarafından başlanan tek Tanrı ve O’nun tek halifesi olan insanlık istenen birliğe ulaşmış olacaktır.

Hazreti Nuh burada halkına ‘ben Rabbimden beyyine üzerinde isem ve Rabbimden bana rahmet verilmişse’ demektedir. Beyyine üzerinde olmak demek kanıtlar sahibi olmak demektir, ispat edilmiş iddialar demektir. Rahmet ise karşılık beklemeden yapılmış iyiliktir.

Allah Kâinatı yarattı, insanı yarattı. O’nun bunlardan hiçbirisine bir ihtiyacı yoktu. Sadece tanrılık sıfatı dolayısıyla rahmet etmesi gerekiyordu. Allah bu rahmeti kısmen saçarak yapmakta, bir kısmını ise yarattığı insanın gayretlerine göre vermektedir. Kişilerin ayrı ayrı gayretlerinin yanında birlikteki gayretleriyle sağlamaktadır. Bunun için de rahmet birine verilmekte, insanlar onun etrafında toplansın istenmektedir.

100 kişi olsak, hepimizin 1000’er liramız olsa, ayrı ayrı bir iş yapamayız. Ama bunları birleştirdiğimiz zaman bir bakkal işletebiliriz. İşte bu birliğin sağlanması için peygambere verdiği rahmeti bölüştürerek birlik sağlamaktadır.

Hazreti Nuh Peygamberden önce bu rahmet kabile başkanları seviyesinde oluyordu. Hazreti Nuh’tan Kur’an’a kadar kavim içinde birlik sağlanmaktaydı. Peygamberlerin görevi bu idi. Kur’an’dan sonra artık tüm insanların bir araya gelmesi söz konusudur ve bunun görevlisi peygamberler değil âlimlerdir.

Beyyine size ta’miye olundu da siz beyyineyi görmez hâle geldi iseniz.

İki kişi bir yere bakar, biri görür diğeri görmez. Birinin gözüne perde çekilmiş gibi olur, ona kapatılmış olur.

“İlzam etme” yapıştırma demektir. “Lazım” kelimesi ile “lazib” kelimesi eş kelimelerdir. İlzam etmek yapıştırmak demek olduğuna göre rahmetin insanlara yapışması şeklinde ifade edilir yani rahmet insanlara yapışır, kendisi yok olmaz. Rahmet ilim gibidir, size yarar ama kendisinde eksilme meydana gelmez.

Kur’an’ın acibliği buradan gelir. Size körleştirilmişse, rahmet size nasıl ilzam edilir.

Bu kelimelerle psikolojik ve sosyolojik kanunlara işaret etmiş bulunmaktadır.

قَالَ

QAvLa

“Kavl etti”

Hazreti Nuh kendisine biat edilmesini istemiş, böylece kavmini bir başkan çevresinde birleştirmeyi istemişti. Ama onlar henüz devlet kavramını bilmedikleri için tuhaflarına gitmiş, ‘sen de bizim gibi birisin, neden sana ittiba edecekmişiz’ demişlerdir. Kabile reislerinin başında bir başkana akılları ermemiştir. Hazreti Nuh Peygambere inananlar da vardır ama onlar da kabilelere mensup olmayan parya sınıfından kimselerdir. Onlar buna itiraz etmişler, ‘sen bizi onların seviyesine indiriyorsun, aynı safta durduruyorsun’ demişlerdir; ‘erken gelmişlerse onlar bizim önümüzde duruyorlar, bizi de onlara kattın’ diye itiraz etmişlerdir.

Onların bu itirazlarına karşılık Hazreti Nuh şimdi cevap vermektedir.

يَاقَوْمِ

YAvQaVMı

“Ey kavmim”

Kendilerini sevdiğini, onların iyiliği için bunları söylediğini anlatmak için “Ey Kavmim” diyor. Oğluna da “Yâ Büneyye” diyor.

Ya nida edatıdır, Ya’dan sonra gelen “nida edilen” manasında münadadır.

Münada üç şekilde i’râblanır:

  1. Mensûb:
    1. Muzâf-Muzâfun ileyh şeklinde ise
    2. Mevsuf-Sıfat şeklinde geldiyse
    3. Nekre-i gayr-ı maksude ise: tam nekre şeklinde gelir ve mensûbdur. Nekre-i gayr-ı maksude: Nida eden tarafından tam olarak bilinmeyen veya görülmeyen veya bir kişiye hitap ediyormuş gibi hitab ederek o sıfatı ve özelliği taşıyan herkesi uyarmak için yapılan münâdâ şeklidir.
  2. Ref alâmetleri üzere mebni:
    1. Tamlama ile gelmeyen, tek başına gelen özel isimler
    2. Nekre-i maksude: Kasdedilenin kim olduğu belli olan münâdâdır ve ref alametleri üzere mebnidir.
  3. Merfû

Harf-i tarifli marife isimler ve has ism-i mevsûller

 

 

Burada “Yâ Kavmi”nin aslı “Ya Kavme+y”dir; Kavme mensubdur, sonundaki fetha, kendisinden sonra gelen “y” yani “ben” zamirine uyması nedeniyle kesreye dönüşmüştür. Sonra da normalde fetha olması gerektiği bilindiği için buradaki kesrenin ancak bir “y” zamiri nedeniyle olabileceği anlaşıldığı için “y” zamiri de düşmüştür.

يَاقَوْمَ + ي-يَاقَوْمِي-يَاقَوْمِ

 

أَرَأَيْتُمْ

Ea RaEaYTuM

“Rey ettiniz mi?”

Ben bir şey söylüyorum; ona kulak vermeniz, görmeniz gerekir.

Bir şeyi baştan reddetmeyeceksiniz, kabul de etmeyeceksiniz. Üzerinde düşünmeniz gerekir. Kişiden beyyine istemeniz gerekir. İspat edilinceye kadar da ne reddedeceksiniz ne de kabul edeceksiniz. Aksini ispat eden olursa reddedeceksiniz. Sonra beyyine olmasa bile, eğer o rahmetse, faydalı ise yapacaksınız.

O halde illetleri ve hikmetleri ile sözleri değerlendireceksiniz.

إِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ

EiN KuNTu GaLAy BayYiNaTin

“Ben beyyine üzerinde isem”

“Beyyine” kanıt demektir. Bir borç ve alacak iki adil şahit tarafından beyan edilirse ona “beyyine” denir. Bir suç dört soruşturmacı tarafından tesbit edilirse o da beyyindir.

O halde tebliğcinin halkın adaletine inandığı iki veya dört kimseyi yanına alıp onu anlatması ve ikna etmesi gerekir. Onların da halkın karşısına çıkıp ‘biz iddialarını dinledik ve haklı olduğunu gördük’ demeleri gerekir.

Hazreti Nuh Peygamber de diyor ki; benim tanıklarım varsa...

Biz Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifi’ni 1967 yılında kurduğumuz zaman ilk şahidimiz Prof. Dr. Ahmet Tahir Satoğlu olmuş, ikinci şahidimiz de Ahmet Bülbül olmuştur. “Adil Düzen”de birinci şahidimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan olmuş, ikinci şahidimiz de Süleyman Arif Emre olmuştur; Süleyman Arif Emre daima Necmettin Erbakan’ın yanında olmuş, her zaman “Adil Düzen”i desteklemiştir.

مِنْ رَبِّي

MiN RabBIy

“Rabbimden”

Allah Hazreti Nuh’u görevlendirmiş. Görevlendirdiğine göre ona mucize vermiştir. Ana mucize olarak tufanın geleceğini haber vermiş ve tufan gelmiştir. Geminin inşaatını öğretmiş, imal ettiği gemi onları kurtarmıştır.

Ancak burada bahsettiği beyyine tufandan önceki beyyinedir. Kur’an’da onların neler olduğu anlatılmaktadır. Diyelim ki kavmi Hazreti Nuh’u dinleseydi ve herkes Nuh’un gemisine benzer gemi yapsaydı, tufan yani deniz de gelmeseydi; ne zarar ederlerdi? Gemi yapılış şeklini öğrenir, sonra Fırat, Dicle ve Körfez’de seyahat ederlerdi.

Demek ki bir şey zararlı değilse ama faydalı olması ihtimali varsa, onu yapmalıyız.

وَآتَانِي رَحْمَةً

Va EAvTAyNIy RaXMaTan

“Ve bana rahmet ita ettiyse”

Allah rahmeti Hazreti Nuh’a ita edecek, Hazreti Nuh da onu halka ilzam edecektir. Beyyine üzerinde olması yeterli değildir, o beyyine rahmeti içermelidir.

Biz “Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası”nı ortaya koyduğumuzda onun ilmî ve fıkhî delillerinin olması gerekir ama bu yeterli değildir, bu anayasa rahmet olmalıdır. Yani bu anayasa insanlığın sorunlarını çözmeli ve ilerlemesine yardımcı olmalıdır.

Hazreti Nuh aleyhisselâm onlara bunu söylemektedir.

Hazreti Nuh’tan evvel insanlık kabile dönemini yaşıyordu. Şeriat düzeni yoktu. İlk şeriat Hazreti Nuh tarafından ortaya konmuştur. Kır hayatından kent hayatına geçince kişi yönetimi yeterli olmadı, şeriat yönetimine gerek görüldü. Hazreti Nuh Peygamber kavmini şeriata davet etmiş, onlara kent hayatını anlatmıştır. Şahıs yönetimi sona erince artık her türlü yetkiyi ellerine toplayan kabile yöneticileri de ortadan kalktı, insanlar arasında fark kalmadı, herkes şeriat karşısında eşit hâle geldi.

Nuh kavminin hazmedemediği konu bu idi, çatışma bunun üzerine başladı.

Nuh kavminin onun söylediklerine kulak vermesi gerekirdi.

Bugün biz de aynen Hazreti Nuh aleyhisselâmın yaptığını yapıyoruz. “Adil Kur’an Düzeni”ni aklen ve naklen ispatlıyor, ondan sonra da çağın sorunlarını nasıl çözdüğünü göstererek Allah’ın rahmetini insanlığa ulaştırmaya çalışıyoruz.

مِنْ عِنْدِهِ

MiN GıNDıHIy

“O’nun indinden”

Burada rahmetin O’nun indinden olması gerekir, insanların birbirini sömürmesi şeklinde olmaması gerekir.

Avrupa Birliği’nden rahmet beklemek kadar saçma ve manasız bir şey yoktur. Eğer onların yolu Kur’an yolu, Tevrat yolu, İncil yolu ise sorun yok, değilse sorun var. Emin yol varken, neden tehlikeli yollarda hayatımızı tehlikeye koyalım?!

Hazreti Nuh Peygamber onlardan kişi yönetimini bırakarak şeriat yönetimine gelmelerini istemektedir. Öyleyse ne Fethullah Gülen vardır, ne de Recep Tayyip Erdoğan vardır. Onlar da sizin gibi benim gibi birer kimsedir. Ama Allah onlara kendinden rahmet vermiştir, çıkıp da onları inkâr edemeyiz. Günahları ve sevapları kendilerine aittir ama ellerindeki imkânlar Allah’ın rahmetidir. O rahmeti O’nun emrine göre kullanmalıdırlar. Kullanmadıkları zaman nankör olurlar, kâfir olurlar. Biz onlara siz bulunduğunuz makamdan inin biz çıkalım demiyoruz. Biz onlara bizim dediklerimizi yapın demiyoruz. Biz onlara diyoruz ki; Kur’an’ı okuyun, anlayın, herkesle istişare edin, bizi de dinleyin, sonra siz kendi içtihadınızla amel edin. Cemil Çiçek gibi ‘Biz kooperatifle görüşmeyiz!’ demeyin.

Kur’an’dan sonra artık Cebrail gelmiyor. O kişilere ilham ediyor, kişiler de diğer kişilere söylüyor. Onları değerlendirerek bir sonuca varıyor. Bu da içtihad oluyor.

İşte, Kur’an’dan sonra Rabbin beyyinesi böyledir.

Bu sistem hâline gelirse insanları hidayete davet etme görevi vardır.

Marks veya Adam Smith kafadan atıyor ve siz onlara inanıyor, asırlarca onların peşinden koşuyorsunuz. Biz Adam Smith veya Marks gibi yapmıyoruz, kendiliğimizden bir şey söylemiyoruz. Kur’an’dan anladıklarımızı size aktarıyoruz. Doğrular onun, yanlışlar bizim. Sizden istediğimiz sadece kulak vermeniz, değerlendirmeniz ve kendi aklınızı kullanarak seçtiğinizle amel etmenizdir. Biz söylediğimiz için değil, sizin de ona aklınız yattığı için onunla amel edeceksiniz.

فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ

Fa GumMıYaT GaLaYKuM

“Sizin aleyhinizde kör yapılmıştır”

Kör kılınan beyyinedir. İfadede ki belagat çok açıktır. Kör olanın onu görmesi gerekir.

Hazreti Nuh’un kavmi olduğu halde beyyine kör yapılmıştır.

Beyyinenin kör olması ne demektir?

Beyyine onu görmemiştir. Beyyine şahitler ise şahitler onu görmemişlerdir. Yani şahitler ona gerçekleri anlatamamışlardır. Çünkü onlar beyyineye önem vermediler. Hazreti Nuh aleyhisselâmın getirdiği delilleri dinlemek istemediler. Bu sebeple de anlayamadılar.

“Adil Kur’an Düzeni” kadar basit, sade, kolay anlaşılır ne vardır?

EKONOMİDE:

1- Karşılıksız yani hiçbir karşılığı olmayan “faiz parası” yerine “karşılıklı emek parası”, “çalışana kredi sistemi”…

2- Veresiye verip üretmeden tüketme yerine, “peşin ödemeli sipariş” ile “ürettikten sonra tüketme”…

3- Ekonomik ve sosyal krizlere sebep olan gelir vergisi yerine, tekelleşmeyi önleyen “sermaye vergisi”…

4- Gasp yoluyla alınan vergi yerine, verilen kredinin karşılığında iştirakten pay olarak alınan ortaklık payı ve insanlık hakkı olarak tüm insanlara ihtiyaçlarına göre bölüştürülmesi…

5- Lojmanlı işyerlerinin üretilmesi, böylece iş bulma veya kiralık ev bulma sorununun çözülmesi, trafik sorununun çözülmesi...

SOSYAL YAPIDA:

1- Hâkim merkezi yönetim yerine, merkezin hadim olduğu yerinden yönetim sistemi...

2- Kararlarda ekseriyet sistemi yerine nisbi sistem...

3- Atanmış hâkimler sistemi yerine taraflarca seçilmiş hakemler sistemi...

4- Primli sigorta sistemi yerine dayanışmalı zararları taksitle ödeme sistemi...

5- Ekseriyet demokrasisi yerine hicret demokrasisi...

Bunların anlaşılmaması için en küçük bir engel bile yoktur. Ama düşünmedikleri ve kafa yormadıkları için onlar bunu anlamıyorlar. Bu konuda bir kitap okumanıza gerek yok, kelimeler ve cümleler üzerinde düşünün, bunları hemen anlayacaksınız.

أَنُلْزِمُكُمُوهَا

EaNuLZiMuKuMUvHAv

“Onu size ilzam edebilir miyiz?”

Yapıştırmak, tutturmak demektir. Mesela elbise rahmettir ama onu giyerseniz, onu sizin üzerinizde bulundurursanız size rahmet olur. Kur’an rahmettir ama onu giyer ve onun savunması içine girerseniz rahmettir. Giymediğiniz elbise, yemediğiniz yemek, binmediğiniz araba, gözlerinizi kapatıp görmek istemediğiniz aydınlığın size ne yararı olabilir. Doktor ilaç yazıyor ama hasta almıyor, sonra da doktorlar bir şey bilmiyor diyor.

Hazreti Nuh aleyhisselâm o gün ne güzel söylemiş. Biz de şimdi diyoruz ki; “Adil Kur’an Düzeni”ne sırt çevirirseniz biz size Kur’an’ın rahmetini nasıl ulaştıracağız?

وَأَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ (28)

Va EaNTuM LaHAv KAvRiHUvNa

“Ve bir de siz ona kârihsiniz.”

İslâm şeriatını öğrenmeyelim diye medreseleri kapattılar. Medreselerdeki ve tarikatlardaki eksiklikleri gidereceklerine yasakladılar! AK Parti de aynı şeyi yaptı; yurtları kapattı, dershaneleri kapattı! Oysa daha ilerisini ve bedava olanını açması gerekirdi.

Bizim eğitimle ilgili yazdığımız broşürde veya dergide anlattık; çalışarak okuma. Öğrenciler günde dört saat okuyacak, dört saat da işyerlerinde çalışacaklar. Vergide muaf olma, faizsiz kredi verme, vakıf tesislerinde kira almama, kamu ihtiyaçlarını onların ürettikleri ile giderme uygulaması, öğrenci bir yerden destek almadan ve kimseye esir olmadan okuma imkânını bulur. Kendi yurtlarına kendileri sahip olurlar. Derslerini istedikleri hocalardan kendileri alır ve karşılığını öderler.

Bunu yapmak yerine dershaneler kapatılmıştır. Sırf İslâm fıkhı okunmasın diye bizim arkadaşlar da bunlara hizmet ettiler. Şimdi de paralel yapı diye medreselere saldırılıyor.

Asıl paralel yapılar size o ışık evleri kapattırıp cahil ve ahlâksız öğrenci grubu oluşturmak amacıyla bunu yaptırmaktadır.

وَيَاقَوْمِ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَلَكِنِّي أَرَاكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ (29)

Va YAv QaVMı LAv EaSEaLuKuM GaLaYHi MAvLan EiN EaCRiYa eilLAv GaLAv elLAHi Va MAv EaNa BiOAvRıDı elLaÜIyNa EAvMaNUv EinNaHuM MuLAvQUv RabBıHıM Va LAKınNIy EaRaKuM QaVMan TaCHaLUvNa

“Ve… Ey kavmim; ben sizden onun için bir mal talep etmiyorum. Benim ecrim Allah’ın üzerindedir. İman etmiş olanları tard eden de değim. Onlar Rablerine mülaki olacaklardır. Velâkin ben sizi cehalet etmekte olan kavim olarak re’y ediyorum.”

“Ey kavmim” diye tekrar ediyor ve “Ve” harfi ile atfediyor.

Kavmine yalvarıyor, “ey kavmim, ey kavmim” diyor.

Bizim de insanlığa yalvarmamız gerekmektedir: Sizinle beraberiz... Aynı topraklarda yaşıyoruz... Allah Kur’an’ı gönderdi, sizin çağınızın bütün sorunlarını bu çözüyor demeliyiz...

Bugün kendilerini üstün gören İsrail oğulları var. Onların yanında yer almış dernekler ve localar var. Kendilerini üstün görüp tüm insanları aşağı görüyorlar. Akşama kadar çalıştırıyor, onlara üç beş kuruş veriyor, sonra barlarda içki ve fuhuşla onları geri alıyor. Böylece tezgâhını kurmuş dünyaya hükmediyorlar. İstedikleri zaman savaş çıkarıyorlar, istedikleri zaman halkı isyan ettiriyorlar. Paraları ile seçimleri etkiliyorlar. Bütün faaliyetleri işçilik ve ahlaksızlık üzerine oturmuştur.

Hazreti Nuh zamanında da bu durum aynen böyle idi, kabile reisleri kendilerini üstün varlık görüp diğer insanları köle olarak kullanıyorlardı.

Hazreti Nuh kavmine rica ediyor…

Biz de insanlığa rica ediyoruz...

“Ben sizden ücret istemiyorum” diyor.

Biz Akevler’e devletten yardım almadık, kredi almadık, zenginlerden de bir şey almadık. Ortaklardan aidat bile almadık. Ortak aldık, verdikleri kadarıyla sermayeyi çalıştırdık. Tüm saldırılara rağmen zarar etmedik ve varlığımızı yarım asırdır sürdürüyoruz.

İşte…

Erbakan’a hep şunu dediler; bu halkla ne uğraşıyorsun, gel bizimle beraber ol, beraber sömürelim dediler. Oysa asıl muhtaç olanlar onlardır. Köyleri terk etmişler, kente gelmişler. Kentte de köyde olduğu gibi yaşamak istiyorlar. Oysa şartlar uygun değil. Öncekilerle birlikte AK Parti de bu kente gelen köylülere iş yapmayı öğretti. İşyerleri kurdular. İstanbul’da, Ankara’da yerleştiler. Zengin olmaya başladılar. Çünkü bunlar köylerde çok çalışarak yaşıyorlardı. Hazreti Nuh aleyhisselâmı anlatırken sanki İstanbul’u anlatıyor; Menderes’i, Demirel’i, Özal’ı, Erbakan’ı, Erdoğan’ı anlatıyor. Aynı varoşlar var, aynı hikâye var. Kente gelince kent de artık eski hâlini koruyamaz oldu. İnsanlar günün yani vakitlerinin en az dörtte birini yollarda geçiriyorlar ve süre her gün biraz daha artıyor.

İman etmiş kimseleri ben tard edemem diyor. Onların gecekondularını yıkamam diyor.

Devlet İstanbul’daki azınlıklara kredi verip fabrikaları onlara İstanbul’da kurdurdu. Anadolu’yu işsiz bıraktı. Halk geldi ve çadırlarda, gecekondu evlerde yaşamaya başladı da o efendilerin fabrikalarını çalıştırdılar. Sonra da onların evlerine dozerleri dayadı ve o garibanların evlerini yıktı! Hâlbuki siz saraylarda yaşarken biz buralarda sefalet içinde sürünüyoruz. O zor şartlarda gelip fabrikalarınızı çalışır hâlde tuttular diye sizin o garibanların ellerini öpmeniz ve onlardan özür dilemeniz gerekir...

Hazreti Nuh aleyhisselâm da halkına bu sorunları çözmeyi önermektedir. Allah’tan başkasına ibadet etmeyin dediğinde, herkesi kent topluluğunun içinde yetişmeye çağırmaktadır.

İşte… “ADİL DÜZEN’E GÖRE İNSANLIK ANAYASASI” bu sorunları çözen anayasadır. Şimdi “ORTAKLIK EKONOMİSİ” üzerinde kitap hazırlanmaktadır. O kitabı da yayımladığımız zaman insanlığın bir mazereti kalmayacaktır.

İman edenler Rablerine mülaki olacaklardır. Onlar kurtulmuş kimselerdir. Onlar kârlı işi bulmuşlar. Asıl isyan etmesi gereken onlardır. İnandıkları halde Allah onları sıkıntılar içinde bırakmaktadır. Asıl inanıp şükretmeniz gereken siz zenginler olmalısınız. Allah size bu nimetleri bahşetti diye sizler şükretmelisiniz. Tersine, onlar yokluklara sabredip Allah’a hamd ediyorlar, siz ise o nimetler içinde küfrediyorsunuz.

Siz bu hâlinizle cehlediyorsunuz.

Bir insan cahil olabilir ama kendisi nasıl cahillik yapar.

وَيَاقَوْمِ

Va YAv QaVMı

“Ve ey kavmim”

Burada atıf harfi getirilmiştir. Birinci “ey kavmim” nidasından sonra ikinci “ya kavmi” nidasıyla ayrı olarak hitap edilmiştir.

Birinci kavimde müminler dâhil değildir. Oysa burada müminler dâhildir. İman etmiş olanlardan da bir mal talep etmemektedir, kendisine bir ücret istememektedir. Onlardan sadece Allah’tan başkasına ibadet edilmemesini talep etmektedir.

Bu sebeple “Ve” harfi getirilmiştir.

لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ

LAv EaSEaLuKuM GaLaYHi

“Onun üzerine sizden sual etmiyorum”

Buradaki “Hi” zamiri nereye gidiyor?

Müfessirler değişik yerlere işaret etmektedirler. Kelime eril değildir ama mefhumu vardır. “Ahmet’in dişini çektim, o kolay olmadı” demeniz doğru mudur? “O iş kolay olmadı” demem gerekirdi. Gramerciler Kur’an’da bu tür ifadeyi doğru buluyorlar. Türkçede fasih olmadığı gibi Arapçada da fasih olmaması gerekir.

O halde buradaki “Hi” zamiri nereye racidir?

Ben buna benzer durumlarda “ve”den evvel hazf cümleleri takdir ediyorum ve zamir ona racidir diyorum. ‘Ben sizlere önce tebliğ yaptım. Siz benim tebliğime itiraz ettiniz. Ben size açıkladım. Ben burada sizden kendi çıkarınıza bir şeyler istiyorum. Bu isteğim kendi çıkarım için değildir. İşte bu istediğim karşılığında bir ücret talep etmiyorum.’

Sözü kendimize getirirsek; biz insanlara kendi sorunlarını çözmek için Kur’an’ı anladığımız kadar anlatıyoruz. Bu görüşlerimizi aktarırken kimseden bir ücret talep etmiyoruz.  Hiçbir Kur’an mübelliği karşı taraftan bir şey talep etmez.

Onların canı da buna sıkılmaktadır. Oysa bana şunu verin derseniz onların hoşuna gider, sizi istedikleri gibi konuştururlar.

Eskiden medreselerde herkes gider, rahlesini açar, istediğini istediğine okuturdu. Öğrencilerden isteyen istediği mollayı seçerdi. Öğrendikleri ile halkın huzuruna çıkar, görev isterdi. Halk arkasında namaz kılar, ona vaaz yaptırır, beğenirlerse mescitlerinde alıkoyardı. Halktan isteyenler onlara geçimlerini sağlamak için zekâtından verirdi.

Millî eğitim bakanlığı yoktu. Düşünün, Türkiye’de 80 milyon insan var. Bir kişi bakan olacak, öğrenciler onun istediklerini öğrenecek, onun istedikleri ile devlet görevlisi olacak!

Onlar işte buna ‘demokrasi’ diyorlar!

Bunlar nedir?

Sermayenin dünyayı sömürmesi için kurduğu tuzaklardır.

“Adil Düzen” bunların tamamını ortadan kaldıracaktır. Tedrisat tamamen serbest olacaktır. Herkes her işi serbestçe yapacaktır. Araba sürmek için şoför ehliyetine gerek olmayacak. Sadece kaza yaparsa, eğer dayanışma ortaklığı varsa, ona teminatlı ehliyet vermişse, önce zararlar dayanışma içinde giderilir, yoksa kendisi giderir.

Başka bir husus da; ehliyetli olanın meslekte kusur etmediği kabul edilir, ispat külfeti mağdura ait olur. Ehliyetsizse, fail olduğu için kusurun meslek sahibine ait olduğu kabul edilir ve meslek sahibine ispat külfeti düşer.

مَالًا

MAvLan

“Mal”

Evet, sizden herhangi bir mal talep etmiyorum.

Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifi İzmir’de ortaklık kurdu, herkese maliyetle daireler yaptı, %5 kadar da genel hizmet payı aldı. Böylece yarım asırdır hizmet vermektedir. Ortaklardan mal almadı, aksine onları ortak ederek onlara ortaklıklarının üzerine kar ekleyip verdi. O halde bugün tebliğ işini böyle yapmamız gerekir.

Gerek Millî Görüşçüler, gerekse Gülen Cemaati bu sistemi kabul etmedi, herkesten yardım aldı. Kurdukları ortaklıklar ise Batı düzeni içinde olduğu için başarıları büyük oldu ama tebliğden vazgeçmek zorunda kaldılar. “Adil Kur’an Düzeni” veya Risale-i Nurlar üzerinde duracakları yerde, Gülen ile Erdoğan’ı tanrılaştırdılar. Kimi Mehdi yaptı, kimi erişilmez kahraman yaptı ve bunların dışında asıl hizmet unutuldu.

Evet…

Kimseden yardım dilenmeyeceksiniz. Kooperatifinizi kuracaksınız. İnananları ortak edeceksiniz. Verdiğiniz hizmet karşılığı alacağınız pay ile hizmet görevinizi yapacaksınız.

إِنْ أَجْرِيَ

EiN EaCRiYa

“Benim ücretim”

Adil Düzen Çalışanları tebliğ yaptıkları kimselerden herhangi bir talepte bulunmayacak, onlardan bir ücret istemeyeceklerdir. Kurulacak televizyon ve gazeteler para ile satılmayacak, gazete ve televizyon reklam yapacak, o reklamla kurulacak kooperatiflere ortak bulacak. Ortaklık işleri yapacak ve gazete ile televizyonu finanse edeceklerdir.

Birinci dönemde kendimizi kabul ettirmek için onların usulü ile Müslümanlar olarak İslâmî olmayan müesseseler kurduk. Şimdi Müslümanların İslâmî olan müesseseleri kurma zamanıdır. Yalova’da başladığımız faaliyette Allah dilerse bizleri muvaffak kılacak ve “II. AKEVLER HAMLESİ” yapılmaya başlanmış olacaktır. Gerek İzmir’de gerek İstanbul’da yeniden canlanma başlamıştır.

Benzer canlanma Millî Görüş’te (Saadet Partisi ve AK Parti’de) ve Risale-i Nur cemaatlerinde (ve Gülencilerde) de başlar inşaallah.

Cemaatçilikten, mezhepçilikten, hattâ dincilikten vazgeçilecek, Allah’a giden yolda insanlar yardımlaşacaklardır.

إِلَّا عَلَى اللَّهِ

eilLAv GaLAv elLAHi

“Yalnız Allah’ın üzerinedir”

Sadece Allah’ın üzerindedir.

Buradaki “Allah” kelimesini topluluk olarak anlayabiliriz.

Kooperatif kurulacak, kooperatifler işletmelere genel hizmet verecek, kooperatifin genel hizmetten aldığı paylardan tebliğ yapan müminlere bölüştürülecektir.

Buradaki “Allah’ın üzerinde” derken onun halifesi olan topluluk demektir. O da kuracağınız kooperatiflerle merkez kooperatiflerdir. Bunlar ortak olanlara hizmet verecek ve bu hizmet karşılığı payını alacaktır. Bu pay Kur’an’da “Allah’ın hakkı” olarak belirtilmiş ve fıkıhçılar buna “hukukullah” demişlerdir.

Biz Kur’an’ın nasıl uygulanacağını kendi varsayımları içinde belirtmiş oluyoruz. Biz kooperatif kuruyoruz. Ortak olanlar kooperatifimize katılıyorlar. Ortak olmayanlardan ise hiçbir katkı kabul edilmeyecektir. Bundan dolayıdır ki Avrupa fonlarından yararlanmak şedit bir şekilde haramdır. Avrupa’da kooperatifler kurabiliriz. Merkez kooperatiflerimiz olabilir. Ortaklık içinde her şey yapabiliriz ama karşılıksız yardım asla!

وَمَا أَنَا بِطَارِدِ

Va MAv EaNa BiOAvRıDı

“Ve tard eden de değilim”

“Tard” kısa mızraktır. Sinekleri kovalama çubuğudur. Kovalamak demektir.

Kur’an’da Hazreti Nuh peygamberin iman edenleri meclisinden kovalaması istenmektedir. Bir de bizden böyle bir şey yapmamız istenmektedir.

Hazreti Nuh Peygamber döneminde insanlar göçebe döneminden yerleşik döneme geçmişlerdir. Şimdi de insanlık tarım döneminden sanayi dönemine geçmektedir. Her iki dönemde de aristokratik sınıf direnmektedir. Şimdi de sermaye direnmektedir; patronlar ile işçilerin bir olduğu bir düzen nasıl düşünülür/müş. Marks buna karşı direnmiş, sermayenin yerine siyaseti yerleştirmiştir. Onun da sorunlarını çözemeyeceğini bildiği için komünizmin geleceğini iddia etmiş, komünizmin ne olduğunu söyleyememiştir.

İşte, onun o beklediği ama ne olduğunu bilmediği düzen “Adil Kur’an Düzeni”dir.

Temel sonuç olarak işçiler ile patronlar aynı safta duracaklar, kim önce gelirse önde o oturacak, ne para ne de makam bir ayrıcalık sağlayacaktır.

“Tard etmem” diyor.

“Tard” kelimesi Kur’an’da beş yerde geçer. İkisi Enam Sûresi 52’dedir. Bize hitap ederek kavl et denmektedir. Diğer ikisi bu sûrede Nuh aleyhisselâm zamanı için geçmektedir. Yine beşincisi Şura Sûresi’nde Hazreti Nuh aleyhisselâmı anlatırken geçmektedir. Yani “tard” kelimesi iki dönemde ele alınmıştır; biri göçebelikten yerleşik döneme geçilirken, biri de tarım döneminden sanayi dönemine geçilirken yani bugün.

الَّذِينَ آمَنُوا

elLaÜIyNa EAvMaNUv

“İman etmiş olanları”

Evet, iman etmiş olanlar fakir olabilir, çöpçü olabilir, sakat olabilir. Ama onlar en üst seviyeye çıkmışlardır. Onlar Allah’ın yeryüzündeki askerleridir. Yeryüzünde adaletin tesis edilmesini sağlayacak kimselerdir. Bunu nasıl başaracaklardır?

Kendileri halktan ayrılarak ayrı topluluk oluşturacaklardır. Sonra Nuh Tufanı gelecek ve diğerlerini o helâk edecektir.

Dikkat edecek olursak Hazreti Nuh’un kavmini Nuh’un orduları helâk etmedi. Hazreti Nuh onları kurtarmaya çalıştı. Onlar gelmediler. Allah da onları helâk etti.

Bugün de farklı bir şey olmayacak. Biz kooperatifleri kuracağız ve gelin gemiye binin diyeceğiz ama onlar binmeyecekler. Ekonomik kriz olacak ve onlar o kriz içinde gark olup gideceklerdir. O ekonomik krizi biz çıkarmayacağız, kendi faizli sistemleri çıkaracaktır.

Biz kooperatifimize ortak olanları diğer ortaklardan ayıramayız. Ortakları eşit kabul ettiği içindir ki Batı’da kooperatifçilik değil sınıfsal anlayışa sahip anonim anlayış sistemi geçerli olmaktadır.

إِنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ

EinNaHuM MuLAvQUv RabBıHıM

“Onlar Rablerine mülakilerdir”

Onlar Rablerine mülaki olacaklardır.

İsmi fail veya meful istikbal anlamında da kullanılmaktadır.

“Lika” yanak yanağa gelmek demektir, yüz yüze gelme anlamındadır.

Bugün biz Rabbimizi göremiyoruz, sesini duymuyoruz. Perde arkasından haberleşiyoruz. Yarın ise onlar Rablerine mülaki olacak, karşılıklı sohbet edeceklerdir. Bir anda herkesle ayrı ayrı görüşecektir. Sonra müminler Rableri ile görüşmelerini birbirlerine anlatacaklardır. Bununla beraber bu lika bu dünyada da mümkün müdür?

Bunlar zafer kazanacaklar, kendileri zengin olacaklar, onlar iktidar olacaklardır. Nitekim böyle olmuş, insanlığın uygarlığını Hazreti Nuh’un yanında olanlar kurmuşlardır. Bugün de böyle olacaktır. Bu durumda bunların kazançları kooperatiflerin ambarlarında muhafaza edilecek ve onlara ücret oradan verilecektir. “Adil Düzen Anayasası” Kur’an’ın önerdiği ve bugün bizim muhtaç olduğumuz bütün kuruluşları içerir.

وَلَكِنِّي أَرَاكُمْ

Va LAKınNIy EaRaKuM

“Velâkin ben sizi re’y ediyorum”

Siz benim yanımdaki alt sınıfı küçük görüyor, onlara acıyorsunuz.

Ben talebe iken Kıbrıslı bir arkadaşım vardı, iyi insandı ama Allah’a inanmadığı gibi Müslümanları da hakir görürdü. Ord. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken’in (1901-1974) konferansı vardı. Onu oraya götürdüm. Hilmi Ziya Ülken konuşmasında bir Batılının Müslüman âlemine bakışını anlatmıştı. Ona göre iki türlü Müslüman vardır; biri İslâmiyet’i terk etmiş, diğeri ise Batı’ya kulaklarını kapamış. İslâmiyet ile Batı’yı sentez eden bir Müslüman yoktur diyor, Hilmi Ziya Ülken ve kendisi şimdi de ben Müslüman gözü ile Batı’ya bakacağım demişti.

İşte, Hazreti Nuh Peygamber de bunu yapmış, onlara kendi bakışını anlatmıştı. Hilmi Ziya Batı’nın İslâmiyet’ten fen ilimlerini alarak bugünkü uygarlığa ulaştığını ama sosyal ilimlerini ise öğrenemediğini ve hukukta çok geri olduğunu anlatmaya çalışmıştı.

قَوْمًا تَجْهَلُونَ

QaVMan TaCHaLUvNa

“Ben sizi cehl eder kavim olarak”

Siz iman etmiş olanları küçümser gözle görüyorsunuz, siz bile bile cehalet içinde kalmakta ısrar ediyorsunuz. Onlar ise Allah’ın beyyinesine kulak veriyorlar, onlar O’nun rahmetinin içine girmişlerdir. Siz tam cehalet içindesiniz. Nereye gittiğinizi, ne yaptığınızı bilemiyorsunuz.

Artık kulaklarını tıkamışlar, “Adil Kur’an Düzeni”ni duymaz olmuşlardır. Türkiye’deki temsilcileri ve onların şimdiye kadarki işbirlikçileri olan bizim kardeşlerimiz de onlarla bir olup “Adil Düzen”i köreltmeye çalışmışlardır. Böylece kurtulmamak için parmaklarını kulaklarına tıkamış, duymaz ve düşünmez olmuşlardır. “Adil Düzen”den bahsetmemek ve onu yokluğa mahkûm etmek istemektedirler.

Bu durumda kendileri “Adil Düzen” cahili kalacaklar ve “Adil Kur’an Düzeni” geldiği zaman onun dalgaları onları sularda gark edecektir. “Adil Kur’an Düzeni”ni öğrenseler kendileri uygularlar ve kurtulurlar. Ama öğrenmemekte ısrar ettiklerinden helâk olacaklardır. Erbakan’a saldırıyorlar, Erdoğan’a saldırıyorlar ama “Adil Düzen”i eleştiremiyorlar. Çünkü onların kör gözleri “Adil Düzen”in yanlışlarını bile göremez durumdadır.

وَيَاقَوْمِ مَنْ يَنْصُرُنِي مِنَ اللَّهِ إِنْ طَرَدْتُهُمْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ (30)

VaYAv QaVMı MaN YaNÖuRUvNIy MiNa elLAvHi EiN OaRaDTuHuM EaFaLAv TaÜaKKaRUvNa

“Ve… Ey kavmim, ben onları tard edecek olursam Allah’a karşı bana kim nusret edecek? Tezekkür etmez misiniz?”

Hazreti Nuh aleyhisselâm sonra başka gözle bakarak konuyu açıklamaktadır.

Bunları ben kendim yapmıyorum ki, yapan Allah’tır. Bana görev vermiş, tebliğ et demiş, kabul edenlerle bir ol demiş. Ben de tebliğ ettim. Siz kabul etmediniz ama onlar kabul etti. Onları ben yollamadım, Allah gönderdi. Onları tard etmek de bana ait değildir.

Kim gelirse bizim dergâhımız ona açıktır. Suçlu olanın cezasını hakemlerden oluşan yargı tesbit eder. Ama kimse kimsenin Müslüman olmasına izin vermez. Ben Müslümanım diyen herkes müslimdir. Müslümanlığı kabul ettirme diye bir şey söz konusu olmadığı gibi Müslümanlıktan da çıkarma söz konusu değildir. Kişi karar verir. Mahkeme olayları tahlil edip faillere ceza verir. Düzenleri ise halk kendi kendine kabul veya reddeder. Ben onunla olmuyorum diyorsa o gider. Ben ortağım diyen herkes kooperatifin ortağıdır.

Buradaki “Ve” işte bu mahzuf olanları anlatmaktadır.

وَيَاقَوْمِ

Va YAv QaVMı

“Ve… Ey Kavmim”

“Ve”den sonra hazfedilenler anlatılmaktadır.

“Ve ey kavmim” diyerek bu durumda bana kim yardım eder denmektedir yani benim sözümü kim dinler demiştir.

Bir parti kurarsınız. Eğer o toplulukta o partinin taraftarları varsa sizin etrafınızda toplanırlar. Siz insanları değiştiremezsiniz, sizin görüşünüzde olan insanları bir araya getirirsiniz. Peygamberler de bunu yapmışlardır.

Akevler’i veya Millî Görüş partilerini veya Nur Cemaatini oluştururken onları biz eğitip oluşturmadık. Allah onları eğitti, hazır bulundurdu. Biz sadece hedef tahtası olduk.

O halde bizim yapacağımız iş sistemde değişiklik yapma değildir, sistemi geliştirmedir. Yeni bir sistem getirecekseniz ayrı kooperatif, ayrı parti kurarsınız.

Biz Saadet Partisi’ni bozduğu için Oğuzhan’a karşıyız. Erdoğan ayrı parti kurduğu için karşı değiliz. Oylarını %22’den %1’e indirenler hâlâ oradadırlar ve zavallılar da hâlâ onlara oy vermeye devam ediyorlar.

مَنْ يَنْصُرُنِي

MaN YaNÖuRUvNIy

“Bana kim nusret edecektir?”

Demek ki resuller kendileri düzen koyamazlar, kendileri sistem üretemezler, sadece Allah’ın öğrettiği düzeni uygularlar. Melek gelir, onlara ne yapacaklarını öğretir ve onlar da onu yaparlar.

Bugün de rasih olan âlimler içtihat yaparlar ve o içtihadı benimseyenler uygularlar. Vahyin yerini ilim almıştır.

Ben Kur’an düzenini anlatıyorum. Kur’an’a öyle mana vereyim ki herkes yararlansın ve o Allah’ın rızasına uygun olsun diyorum. Müslümanlar kadar Budistler de o emirleri yerine getirirlerse aynı faydayı elde etsin.

Dolayısıyla Hz. Nuh’un öyle bir değiştirme yetkisi yoktur, halka onu anlatmaktadır.

مِنَ اللَّهِ

MiNa elLAvHi

“Allah’tan”

Kimileri zannediyorlar ki Allah Kâinatı var etti, yirminci yüzyıla gelindiği zaman mağlup oldu, kenara çekildi de dünyayı şimdi sermaye veya silah yönetiyor. Allah’ı ve Kur’an’ı unutup yerine doları tanrı edindiler.

Herkes hâlâ öyle inanıyor. Allah artık bize karışmıyor veya karışamıyor!

Yakında göreceksiniz, nasıl karıştığını göreceksiniz, var olup olmadığını öğreneceksiniz. Tanrı’yı mescitlere hapsedenler kendilerinin hapsolduklarını anlayacaklardır.

Her durumda Allah’ın bize bildikleriyle amel edip etmediğimizi kontrol ettiğini bilmemiz gerekir.

إِنْ طَرَدْتُهُمْ

Ein OaRaDTuHuM

“Onları tard edecek olursam”

Allah kimseye inananları tard etme yetkisini vermemiştir. Kabileler arasında, iller arasında vatandaşlar her zaman yer değiştirebilirler ama tard etme yetkisi mevcut değildir.

Cengiz Demirci ısrarla bucak başkanına sürme yetkisinin verilemeyeceğini savunmaktadır. Bu âyet onun dayanağıdır. Biz de bucak başkanının sürme yetkisini kabul ediyoruz ama sürülenin hakemlere gitme yetkisi vardır. Haksız yere tard etmişse hakemler onun başkanlığına son verebilirler. Başkan ancak imanları gittiği zaman sürme yetkisine sahiptir. Yani asker oldukları halde askerliği yapmazlarsa sürülmelidirler.

Buradaki “Hum” zamiri iman edenlere raci olmaktadır, müslimleri içermemektedir.

İman edenler de imanı terk ettikleri zaman sürülebilirler.

أَفَلَا تَذَكَّرُونَ (30)

EaFaLAv TaÜakKaRUvNa

“Tezekkür etmez misiniz?”

Düşünüp bu gerçekleri neden görmüyorsunuz?

Ben size silahla saldırmıyorum, güçlü ordularım yok, o hor gördüğünüz kimselerden başka inananlar da yoktur. İlahi düzen vardır. O düzeni benimseyen herkes Allah’ın askeridir. O askerleri düzeni korumaktan alıkoymak kimsenin yetkisinde ve haddinde değildir.

Kâinatı onu yaratanın yönettiğine neden aklınız ermiyor?

Yıldızları kim hareket ettiriyorsa Obama’yı, Putin’i ve Erdoğan’ı oralara O getirmiştir.

وَلَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا أَقُولُ إِنِّي مَلَكٌ وَلَا أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِي أَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللَّهُ خَيْرًا اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا فِي أَنْفُسِهِمْ إِنِّي إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ (31)

Va Lav EQUvLu LaKuM GıNDIy PaZAEiNU elLAHı Va LAv EaGLaMu eLĞaYBa  Va LAv EQUvLu EinNIy MaLaKun Va Lav EaQUvLu LilLaÜIyNa TaZDaRIy EGYuNuKuM LaN YuETiyAHuMu elLAHu PaYRan EalLAvHu EaGLaMu BiMAv FIy EaNFuSiHiM EinNIy EiÜan LaMıNa elJAvLıMIyNa

“Allah’ın hazineleri benim indimdedir demiyorum ve gaybı da bilmiyorum ve ben meleğim de demiyorum ve gözlerinizin izdira ettiği kimseler için demiyorum. Allah onlara hayır vermeyecektir. Allah nefislerinde olanları daha iyi bilmektedir. O zaman ben zalimlerden olurdum. ”

Buna benzer âyette sadece Kur’an’da bizim için geçmekte, “Kul” emriyle ifade edilmektedir.

قُلْ لَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ(En’am 50)

“Allah’ın hazineleri bendedir demiyorum ve gaybı da bilmiyorum de. Ben bir meleğim de demiyorum. Ben bana vahyolunana uyuyorum. Basir ile amâ bir olur mu de. Tefekkür etmez misiniz?”

Böyle deniyor.

O halde biz müminlere bütün peygamberler usvedir. Hazreti Muhammed de Hazreti Nuh peygamberin aldığı emri almıştır. Bize de o emir gelmiştir. Kur’an bütün semavi kitapların getirdiklerini getirmiştir. Kur’an bütün dinlerin kitabıdır.

Hazineler bende değildir. Gaybı bilen melek de değilim. Allah o sizin hor gördüklerinize hayır vermeyecektir demiyorum. Bunları diyecek olursam zalimlerden olurum.

Bu âyette Hazreti Nuh aleyhisselâm kendisinin herkes gibi bir insan olduğunu, bir üstünlüğünün bulunmadığını, sadece görevi dolayısıyla ona beyyine ve rahmet verildiğini söylemektedir. İlk şeriat yönetimini kuran peygamber ve şeriatın tüm hükümlerini tamamlayan peygamberler aynı şeyi söylemekle yükümlü oluyorlar. Bizde hazine yoktur. Gaybı bilmiyoruz. Melek de değiliz. Kimin iman edeceğini ve hayır göreceğini de bilmiyoruz. Biz bize vahyolunanı size ve herkese anlatıyoruz.

İşte…

Adil Düzen çalışanlarının işi budur. Kur’an’dan aldıkları emirleri yerine getirecekler. Sonrasına karışmayacaklar.

Seminerlerimizi takip eden kişiler yüzlerce kişiye ulaşmıştır. Yeni hareketimizi yani kooperatifimizi destekleyeceklerini bekliyoruz, umuyoruz...

Bulundukları yerlerde kooperatifler kuracaklardır. Sıkıntılı ve masraflıdır ama bunlara katlanacağız. Sitemizde çalışmalarını duyuracaklardır.

وَلَا أَقُولُ لَكُمْ

Va LAvEQUvLu LaKuM

“Ve size kavl etmiyorum”

Bu âyette “size demiyorum” sözü üç defa geçmektedir, bize verilen emirde iki defa geçmektedir. Her ikisinde “Lâ a’lemu’l-gaybe” olarak geçmektedir. Diğerlerinde bende hazineler yoktur, ben melek değilim de deniyor.

İndimde Allah’ın hazineleri var demiyorum yani bende Allah’ın hazineleri yoktur.

Gaybı da bilmiyorum yani gaybı biliyorum da demiyorum.

Ben meleğim de demiyorum yani ben melek değilim.

Allah’ın onlara hayır vermeyeceğini de demiyorum, hayır verecektir.

“Gaybı bilmiyor” bir tek menfi edatla ifade edildiği halde, diğer üçü demiyorum diyerek aksi beyan edilmektedir. “Lâ ekulu leküm” beş defa geçmektedir; üçü bu âyette ikisi de Enam’da bize verilen emirde geçmektedir.

Çevredekiler insanları tanrılaştırırlar, onlara büyük sıfatlar verirler. Bunun olmadığını söylememiz emredilmektedir. Biz kimseyi şahsımıza ve keramete davet etmiyoruz, biz sadece Allah’ın rahmetini O’nun beyyineleri ile insanlığa ulaştırıyoruz. Kimseden bir ücret istemediğimiz gibi kişi olarak da onlardan herhangi üstün bir tarafımızın olmadığını beyan ediyoruz.

عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ

GıNDIy PaZAEiNU elLAHı

“Allah’ın hazineleri indimdedir”

İstediğimi zengin ederim, istediğimi fakir ederim demiyorum. Ben sadece sözcüyüm. Yapacak olan O’dur. Size benim aracılığımla o rahmeti ulaştırmayacaktır. O rahmete kapılarınızı açtığınız zaman doğrudan size gelecektir.

Eğer “Adil Düzen”i öğrenmek isterseniz önce kendi ilâhi kitaplarınıza başvurun, sonra diğer ilâhi kitapları da inceleyin, bu arada Kur’an’ı dışlamayın, siz onun sayesinde Allah’ın hazinelerine doğrudan ulaşacaksınız.

وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ

Va LAv EaGLaMu eLĞaYBa

“Ve gaybı da bilmiyorum”

Ben olacakları söylüyorum, tufan olacak diyorum ama ne zaman olacağını bilmiyorum. Nasıl insan öleceğini bilir ama ne zaman öleceğini bilmezse, ben de tufanın olacağını biliyorum ama zamanını bilmiyorum. Bana fazla soracağınıza söylenenlere kulak verin, bu çok tanrıcılıktan vazgeçin. Bir kavim olun. Yoksa başınıza azaplar gelecektir ama ne zaman gelecektir; işte onu bilmiyorum.

وَلَا أَقُولُ إِنِّي مَلَكٌ

Va LAv EQUvLu EinNIy MaLaKun

“Ve ben meleğim de demiyorum”

Allah, âhiret, melek, şeytan, cin kavramları ilk insan Hazreti Âdem’den beri mevcuttur. Hazreti Nuh Peygamber zamanında devlet yönetimi yeniden ortaya konmuştur. Kâinat yaratılmadan önce insan yoktu, melek, cin ve ruh da yoktu. Allah Kâinatı kendi kudretiyle re’sen yarattı. Ondan sonra ruhları ve melekleri, sonra cinleri ve insanları var etti.

وَلَا أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِي أَعْيُنُكُمْ

Va LAv EaQUvLu LilLaÜIyNa TaZDaRIy EGYuNuKuM

“Ve gözlerinizin izdira ettiği kimseler için demiyorum”

“Zera” tulum demektir. Kişiyi bir tulum gibi, çuval gibi küçük görmek anlamı gelmiştir. “Zerb” de sergi demektir, halı demektir. İkisi birer defa geçmektedir. Türkçede bunlara ayak takımı denmektedir. Halıya basıp yürüdüğün gibi onların sırtında yürünülen kimseler demektir. Bugün bunlar işçi takımıdır. Öyle düzen oluşacaktır ki çalışan aracılık yapandan önemli olacak, köylü efendi olacaktır.

لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللَّهُ خَيْرًا

LaN YuETiyAHuMu elLAHu PaYRan

“Allah onlara hayır vermeyecektir”

Kredi çalışana verilecek. Çalışan istediği işyerine gidecek ve o krediyi kullandıracak, işveren borçlu olacaktır, çalışan ücretini alacaktır. Böylece yeni düzende çalışan da işveren kadar saygın kimse olacaktır.

Mezopotamya’da sulama barajları yapılınca toprak sahipleri zengin oldular. Taşradan gelen çalışanlar karın tokluğuna çalışmaya başladılar. Peygamberler yeni düzenin hükümlerini anlattıkları halde asla kulak vermediler.

Hazreti Nuh Peygambere o işçilerden sömürülenlerden katılanlar olmuştur. Sonra o katılmayanlar fakirleşecek, katılanlar zengin olacaklardır.

Bugün de durum bundan farksızdır. Gelişmiş ülkelerde doğum oranı düşmekte, geri kalmış ülkelerde nüfus artmaktadır. Yoksullar zenginlerden daha çok çocuk yapmakta, zenginler ise bir veya iki çocukla yetinmektedirler. Bunun anlamı ileride fakirlerin çocukları ülkeye hâkim olacak, zenginlerin çocukları da elenip gideceklerdir.

اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا فِي أَنْفُسِهِمْ

EalLAvHu EaGLaMu BiMAv FIy EaNFuSiHıM

“Allah nefislerinde olanları daha iyi bilmektedir”

Biz onlara bakmayız. Görünürde olanları değerlendiririz. Yaptıkları ve söyledikleri bizi ilgilendirir. Onların zenginlikleri de kendilerine aittir.

إِنِّي إِذًا

EinNIy EiÜan

“O zaman ben”

Yani ben onları tard edecek olursam demektir. Ben onları tard edecek olursam mesul olurum ve tard da edecek olursam zalimlerden olurum diyor.

لَمِنَ الظَّالِمِينَ (31)

LaMıNa elJAvLıMIyNa

“Zalimlerden olurum.”

Zalim demek insanları karanlıkta bırakmak demektir.

Şeriat dışı muamele zulümdür. Herkes ne zaman ne ile karşılaşacağını bilmelidir. Bu bilgiyi ortadan kaldırdığınız zaman zulmetmiş olursunuz, onu belirsizlik içinde bırakırsınız.

Bu sebepledir ki şeriat aynı zamanda nurdur, ışığın etrafı aydınlattığı gibi davranışları aydınlatır. Kur’an’da Musa gibi bir peygamberi size gönderdik deniyor. Burada Nuh gibi bir peygamberden bahsedilmektedir.

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org      (0532) 246 68 92

 

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Cengiz Demirci
13.07.2015
00:47

إِنْ طَرَدْتُهُمْ

Ein OaRaDTuHuM

“Onları tard edecek olursam”

Allah kimseye inananları tard etme yetkisini vermemiştir. Kabileler arasında, iller arasında vatandaşlar her zaman yer değiştirebilirler ama tard etme yetkisi mevcut değildir.

Cengiz Demirci ısrarla bucak başkanına sürme yetkisinin verilemeyeceğini savunmaktadır. Bu âyet onun dayanağıdır. Biz de bucak başkanının sürme yetkisini kabul ediyoruz ama sürülenin hakemlere gitme yetkisi vardır. Haksız yere tard etmişse hakemler onun başkanlığına son verebilirler. Başkan ancak imanları gittiği zaman sürme yetkisine sahiptir. Yani asker oldukları halde askerliği yapmazlarsa sürülmelidirler.

Buradaki “Hum” zamiri iman edenlere raci olmaktadır, müslimleri içermemektedir.

İman edenler de imanı terk ettikleri zaman sürülebilirler.


Başkanın neden sürme yetkisinin olmayacağının cevabını aşağıda yine metin içinde vermişsiniz. İş keyfiliğe dökülmesin diye, asker de dahi olsa barış zamanında askerlikten dönmek istiyorsa dönebilmelidir, bu hakkını talep eden kişi bu hakkını kullanırken herhangi bir zarar oluşturdu ise hukuk dahilinde şeriate göre hakem kararı ile bunun tazmini sağlanır. 


Hazreti Nuh’tan evvel insanlık kabile dönemini yaşıyordu. Şeriat düzeni yoktu. İlk şeriat Hazreti Nuh tarafından ortaya konmuştur. Kır hayatından kent hayatına geçince kişi yönetimi yeterli olmadı, şeriat yönetimine gerek görüldü. Hazreti Nuh Peygamber kavmini şeriata davet etmiş, onlara kent hayatını anlatmıştır. Şahıs yönetimi sona erince artık her türlü yetkiyi ellerine toplayan kabile yöneticileri de ortadan kalktı, insanlar arasında fark kalmadı, herkes şeriat karşısında eşit hâle geldi. 

Cengiz Demirci
13.07.2015
01:09

Hz peygamberin uygulamasında önce mümin statüsünde olup sonra kendi iradeleri ile seferden geri kalan ve münafık rütbesine ulaşanlara herhangi bir müeyyide uygulanmamış sürülmemiştir de...seferden geri kalan müminler de sürülmemiştir, sünnette de bunun karşılığı vardır. Sürmemek başkanlık alametidir. Sürebilme yetkisi olan bir başkana karşı hakemlerin dava açabilmesi zordur, böyle bir yetkisi olan başkan hakemleri de sürme cüretine sahiptir. Hakemlerin askerliğini yapmaktan vazgeçen ve sivile geçme hakkı talep eden kişiye eğer bir zarar verdi ise, dava açarak tazmin ettirmesi  daha akla yakındır. 

Erbakan da Milli Görüş teşkilatlarından hiçbir kişiyi sürmemiş, kim olursa olsun her geleni kabul etmiş, davaya zarar verebilecek kişileri milli görüşe zarar verebilecek faaliyet merkezlerinden uzak tutarak onların da hizmet edebilmesine imkan vermiştir.

Biz de işletme içinde bu nedenle işten çıkarma yerine, görevlerini aksatarak işletmeye zarar iraz edenlere mali cezai müeyyide kapsamında bir takım tedbirler alarak zararların asgariye indirmeye çalışıyoruz. Bu cezalara dayanabilen kişi sıkıntı içinde görevlerini yapar hale getiriliyor, buna da muktedir olamayanlar kendileri işten çıkıp gidiyor, ama biz kimsenin iş akdini tek taraflı feshetmiyoruz.


 

 

Cengiz Demirci
13.07.2015
01:16

Mümin sadece asker demek değil, düzenin kurulması ve yaşatılması için çalışan her kademedeki inançlı kadrolardır. Çünkü ayette barış döneminde müminlerin askerlikten başka ilim ve diğer işlere yönlendirilmesi teşvik edilmiştir. Bu nedenle asker tanımı asli değil temel tanımdan aşağı yürütülen türev bir tanımdır. 

 




YorumYap

Çok Yorumlanan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 7174 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 884
Nahl Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
15.10.2016 2977 Okunma
5 Yorum 18.10.2016 13:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 4092 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 967
Taha Suresi Tefsiri 37-41. Ayetler
2.6.2018 1640 Okunma
4 Yorum 03.06.2018 01:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 1139 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 4035 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 822
Hûd Sûresi Tefsiri 28-31. Ayetler
11.7.2015 3477 Okunma
3 Yorum 13.07.2015 01:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 5326 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 885
Nahl Suresi Tefsiri 78-82. Ayetler
22.10.2016 2928 Okunma
3 Yorum 23.10.2016 08:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 913
İsra Suresi Tefsiri 88-92. Ayetler
6.5.2017 2622 Okunma
3 Yorum 10.05.2017 12:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 1083 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 1029 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 537
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -35.AYETLER
21.11.2009 2493 Okunma
2 Yorum 02.12.2009 12:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 818
Hûd Sûresi Tefsiri 13-16. Âyetler
13.6.2015 3527 Okunma
2 Yorum 25.06.2015 04:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 4027 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 4095 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 4667 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 4091 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 857
Hicr Sûresi Tefsiri 9. Âyetler
26.3.2016 3127 Okunma
2 Yorum 27.03.2016 10:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 5442 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 5936 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 877
Nahl Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
20.8.2016 2887 Okunma
2 Yorum 21.08.2016 18:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 887
Nahl Suresi Tefsiri 89-92. Ayetler
5.11.2016 3040 Okunma
2 Yorum 07.11.2016 09:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 889
Nahl Suresi Tefsiri 98-105. Ayetler
19.11.2016 3265 Okunma
2 Yorum 20.11.2016 09:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 912
İsra Suresi Tefsiri 81-87. Ayetler
29.4.2017 2272 Okunma
2 Yorum 30.04.2017 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 965
Taha Suresi Tefsiri 17-24. Ayetler
19.5.2018 1537 Okunma
2 Yorum 24.05.2018 06:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 1110 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 1055 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 966 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 488 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 83 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 541
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -49-50.AYETLER
26.12.2009 1981 Okunma
1 Yorum 01.09.2016 13:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 545
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -58-62.AYETLER
23.1.2010 2171 Okunma
1 Yorum 01.09.2016 13:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 560
YUSUF SURESİ TEFSİRİ-41-42.AYETLER
8.5.2010 2313 Okunma
1 Yorum 11.05.2010 11:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 610
MÂİDE SÛRESİ TEFSİRİ -19.AYETLER
7.5.2011 2898 Okunma
1 Yorum 11.05.2011 22:59
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 819
Hûd Sûresi Tefsiri 17-22. Ayetler
20.6.2015 4605 Okunma
1 Yorum 25.06.2015 04:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 824
Hûd Sûresi Tefsiri 37-40. Âyetler
1.8.2015 4445 Okunma
1 Yorum 11.08.2015 17:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 826
Hûd Sûresi Tefsiri 45-47. Âyetler
16.8.2015 3958 Okunma
1 Yorum 16.08.2015 19:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 827
Hûd Sûresi Tefsiri 48-49. Âyetler
22.8.2015 4131 Okunma
1 Yorum 25.08.2015 20:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 828
Hûd Sûresi Tefsiri 50-52. Âyetler
29.8.2015 4086 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 13:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 829
Hûd Sûresi Tefsiri 53-57. Âyetler
5.9.2015 3828 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 20:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 830
Hûd Sûresi Tefsiri 58-60. Âyetler
12.9.2015 4064 Okunma
1 Yorum 18.09.2015 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 831
Hûd Sûresi Tefsiri 61-63. Âyetler
19.9.2015 3822 Okunma
1 Yorum 20.09.2015 18:10
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 832
Hûd Sûresi Tefsiri 64-68. Âyetler
3.10.2015 4179 Okunma
1 Yorum 03.10.2015 21:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 833
Hûd Sûresi Tefsiri 69-73. Âyetler
10.10.2015 4304 Okunma
1 Yorum 10.10.2015 23:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 835
Hûd Sûresi Tefsiri 79-83. Âyetler
24.10.2015 4422 Okunma
1 Yorum 25.10.2015 13:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 836
Hûd Sûresi Tefsiri 84-86. Âyetler
31.10.2015 3957 Okunma
1 Yorum 31.10.2015 19:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 839
Hûd Sûresi Tefsiri 96-101. Âyetler
21.11.2015 3962 Okunma
1 Yorum 22.11.2015 09:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 840
Hûd Sûresi Tefsiri 102-108. Âyetler
28.11.2015 4117 Okunma
1 Yorum 30.11.2015 09:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 841
Hûd Sûresi Tefsiri 109-113. Âyetler
5.12.2015 5120 Okunma
1 Yorum 05.12.2015 22:42