Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 884
Nahl Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
15.10.2016
2739 Okunma, 5 Yorum

NAHL SÛRESİ - 16. Hafta

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ 

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ شَيْئًا وَلَا يَسْتَطِيعُونَ (73) فَلَا تَضْرِبُوا لِلَّهِ الْأَمْثَالَ إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ (74) ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَا يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًا هَلْ يَسْتَوُونَ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ (75) وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا رَجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا أَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَى مَوْلَاهُ أَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوِي هُوَ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (76) وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (77)

 

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ شَيْئًا وَلَا يَسْتَطِيعُونَ (73)

Va YaGBuDUvNa MiNDUvNı elLAHı MAv LAv YaMLiKu LaHuM RıZQan MıNa elSaMAvVAvTı Va eLEaRWı ŞaYEan Va LAv YaSTaOIyGUvNa

“Ve Allah’ın dununda semavat ve arzdan bir rızıktan bir şeye malik olamayanlara ibadet ediyorlar. Bir şeye istitaa da edemezler.”

İnsanlar emekleri ile doğadan yararlanıp üretim yaparlar. Bu ürettiklerini insanlığa vermeleri karşılığında “para” denen belge alırlar. Bu belge ile sonra mağazalara gidip başkalarının eskiden ürettiklerinden istediklerini alırlar. Böylece yaşarlar. Çağımızda artık hiçbir kimse kendi ürettiğini tüketmez. Bugün üretilenler bugün tüketilmez.

Biz atalarımızın ürettikleri ile yaşarız.

Bizim ürettiklerimizi de çocuklarımız yiyeceklerdir.

Para değerlendirme aracıdır; emeğin ücretini, malın da fiyatını belirler ve onunla değiştirme yapabiliriz.

Bir malın harcanan saat ile ölçülen maliyet değeri vardır. Yine bir malın gün ile ölçülen yararlanma değeri vardır. Yararlanma değeri maliyet değerinden daima büyüktür. Böylece mallar üretilir. Serbest pazarlıkla bu değer üretici ile tüketici arasında bölüşülür. Para sadece ölçme aracıdır ve borçlanma belgesidir, borçlu olan alacaklıya verir. Nasıl uzunlukları ölçtüğümüz zaman metreyi uzatıp kısaltmakla ölçtüklerimiz uzamazsa, paranın değerini değiştirmekle hiçbir şey değişmez. Emek karşılığı çıkarılmayan para “karşılıksız para”dır ve kumaşı uzatacağımıza metreyi kısaltarak daha fazla kumaş bedelini almak demektir.

İşte, karşılıksız paranın peşinde koşanlar, doların ve TL’nin peşinde koşanlar gerçekte hiçbir gücü olmayan, bir işe yaramayan nesnenin peşinde koşarlar.

Buradaki “Mâ” ile işaret edilen şey karşılıksız paradır. Gümrük vergileridir. Transfer vergileridir. Emekliliktir. Devlet desteğidir.

Devlet ne ile destekleyecek?

Karşılıksız para çıkaracak ve insanların ambarlarındaki malları gasp ederek sana verecektir.

Bugünkü ekonomide belki de insanların yarısı veya daha da fazlası üretmeye katılmadan tüketmektedirler. Bu ayette insanlığın bugünkü “sömürü düzeni” anlatılmaktadır. Sömüren yalnız Sermaye değildir. Sömüren yalnız devlet değildir. Bir tarlaya malik olup onu ekip biçmediği halde başkalarının ekip biçmesine mani olan da sömürmektedir. Gümrükler, bina ve arazi vergileri birer sömürme aracıdır. Bu düzendeki avukatlık sömürme aracıdır.

Bunlar bir şeye malik değildirler. Rızkın hiçbirisi onların değildir. Malik olsalar bile yani yer ve gökteki imkânlar onların olsa bile, onu değerlendirip de üretim yapamazlar. Üretimi yapan yine sömürülen emektir.

“Mâ” kelimesini kullandı. Yani karşılıksız paranın bir işe yaramadığını söyledi.

“Ve istitaa edemezler” ile kurallı erkek çoğulu kullanarak insanlara işaret etti.

İnsanlar görünürde dolara tapıyorlar ama doların arkasında Sermaye veya siyaset vardır. Bugünkü uygarlığı Yahudi Sermayesi oluşturmuş gibi gelmektedir. Oysa tarihin gelişi bugünkü uygarlığı oluşturdu. Peygamberlerin oluşturduğu uygarlıklar sonunda ve tabii bir sonuç olarak Avrupa uygarlığı doğdu. Bugün de üçüncü binyıl uygarlığını Kur’an ortaya çıkaracaktır, Allah’a ibadet edenler ortaya çıkaracaklardır.

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ

Va YaGBuDUvNa MiN DUvNı elLAHı

“Ve Allah’ın dununda ibadet ediyorlar”

“Amel etme” bir işi yapıp iş karşılığı ücret almadır. “Abd” ise bütün zamanını sahibine vermedir. Hep onun işlerini yapar ve yaşaması ise sahibi tarafından sağlanır.

Roma’daki köle anlayışında kölenin kişiliği yoktur, deve gibi, inek gibi bir mahlûktur.

İslâmiyet’teki köle anlayışında köle de insandır, bütün hak ve görevlere sahiptir, davalı ve davacı olabilmektedir. Öldüren öldürülür. Kısas hükümleri caridir. Bugünkü işçilik sistemi fiilen İslâm’daki köle benzeridir. Yani Batılılar köleliği kaldırmadılar, Roma tipi köleliği İslâm tipi köleliğe çevirdiler, esirliği kaldırdılar, ecirliğe geçirdiler. Bugün “işçilik sistemi” vardır. Tüm insanlar Sermaye’nin kölesi durumundadır, ona ibadet ediyorlar. Herkes ücretlidir. Dolara endeksli ulusal para ile iş yapılmakta yani Sermaye’ye iş yapılmaktadır.

Buradaki “Allah” kelimesini devlet olarak anlarsak, Kur’an kapitalizmi reddetmiş, yerine sosyalizmi değil de komünizmi getirmiş gibi olur, çünkü sosyalizm sistemi de yöneticilere ibadet etmedir.

Marks sosyalizmi geçici kabul etmiş, ‘sonra komünizm gelecektir’ demiş ama komünizmin ne olduğunu beyan etmemiştir.

İşte onun komünizm dediği şey “Adil Düzen”dir.

“Adil Düzen”de yöneticilere de Sermaye’ye de ibadet edilmeyecek, topluluğa ibadet/hizmet edilecektir.

Marks’tan iki bakımdan ayrılıyoruz. Marks hedefini doğru koymuş ama mekanizmasını getirememiştir veya getirmemiştir. İkincisi ise Marks ihtilaller ile komünizme gidileceğini savunmuş ve isyanları teşvik etmiştir.

Oysa Kur’an “teavün şirketleri” (ortaklık şirketleri) ile halkın kendi kendilerine değişmesi sonucunda “Adil Düzen”in sağlanacağını savunmaktadır.

مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا

MAv LAv YaMLiKu LaHuM RıZQan

“Rızık olarak malik olmadıkları şeye”

Gerek kapitalistler, gerek sosyalistler, gerekse karmacılar, karşılıksız paraya dayanmaktadırlar.

Karşılıklı para Allah’ı temsil eder, O’nun verdiği rızkın belgesidir.

Sermaye’nin veya yönetimin çıkardığı “karşılıksız para” ise hiçbir şeydir, arz ve semavatın rızkında karşılığı yoktur. Karşılıksız para hiçbir şeye malik değildir yani karşılıksızdır.

“Mülk” burada “Lam” ile taaddi etmiştir yani size bir rızık sağlamaz.

مِنَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ

MıNa elSaMAvVAvTı Va eLEaRWı

“Semavat ve arzdan”

Semavat ve arz kâinatımızın adıdır. Kâinat bir bütündür. Bize Güneş’ten ışık gelir. Yağmur semasından da su gelir. Yerde bunlar birleşerek rızık olurlar. Karşılıksız para bunlardan bir şeye malik değildir. Emek ile ışık, su, hava, toprak birleşerek bize rızık olurlar.

Emek karşılığı olmayan para ise bunlardan hiçbirisine malik değildir.

شَيْئًا

ŞaYEan

“Bir şey”

“Şey’en” “Rızık”ın bedelidir. Bir parçasına bile malik olmazlar. Bir şeylerin karşılığı değildirler.

İşe nerden başlayacağız?

Parayı sağlama almakla başlayacağız. Elimizdeki nakdin bugün karşılığı vardır. Onun için peşin alışverişlerde kullanacağız, borçlanmayı ise gerçek değerlerle yapacağız.

İzmir Akevler Demir-Çimentoyu (DÇ) kullanmaktadır.

وَلَا يَسْتَطِيعُونَ (73)

Va LAv YaSTaOIyGUvNa

“Ve istitaa da edemezler.”

“Taat” uyumlu olmak demektir, başkasının kendisine uymasını sağlamak demektir.

“Taatları isteyemezler.” Eşyaya malik değiller ama insanlara da söz geçiremezler. Söz geçirmeyi bile talep edemezler.

Bugün Sermaye dolarları ile her şeye hâkimdir.

Ne sayesinde bu hâkimiyeti vardır?

İnsanların ona/onlara ibadet etmeleri sebebiyle yani aslında hiçbir şey olmadıkları halde insanların ona/onlara tapmaları ile onu/onları güçlü kılmaktadırlar.

Kur’an burada insanların batıl etrafında toplanıp tanrı oluşturduklarını anlatıyor.

Bir Yargıtay başkanı vardı, ‘Tanrı’yı insanlar yarattı’ diyordu. Oysa insanları Allah yarattı ama insanlar da hakiki mabuda ibadet edeceklerine kendileri hiçbir şeyi yaratmayan ve hiçbir şeye gücü yetmeyen hayali tanrı oluşturdular, ona ibadet etmektedirler.

Gerçek Tanrı müminlerle beraberdir ve hayali tanrıya tapan ve bu oluşum etrafında toplananlar ile müminler arasında çatışma vardır. Bu ayet o Tanrı’yı tasvir etmektedir.

فَلَا تَضْرِبُوا لِلَّهِ الْأَمْثَالَ إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ (74)

Fa LAvTaWRiBu LilLAHi eLEMÇAvLa EinNa elLaHa YaGLaMu Va ENTuM LAv TaGLaMUvNa

“Allah’a emsali darbetmeyin, Allah ilmetmektedir, oysa siz ilmetmiyorsunuz.”

Allah var. İnsan var. Allah’ın insana verdiği nimetler var. Ona karşı hiçbir şeye kadir olmayan para var. Karşılıksız para var. Faiz karşılığı para var. Bir de emek karşılığı para var.

Ekonomik düzen şimdi “reel ekonomi” ile “faiz ekonomisi” arasındaki çatışma şeklinde devam etmektedir. Bugün Sermaye her şeye hâkim durumdadır. Ekonomide tekel kurmakla kalmamış; siyaseti, ilmi ve imanı/dini de ele geçirmiştir. Bu nedir? Tanrı kendisine karşı olanları kendisi yaratmıştır ve onlarla savaşmaktadır.

Ayette “Allah” kelimesi iki defa geçmektedir. Zamirle değil de ismin zikredilmesi ile geçmiş olması, bu iki Allah’ın farklı tarafı ile ifade edilmiş olmasıdır. Biri arşa istiva etmeden zaman ve mekân dışındaki Allah’tır. Biz O Tanrı’nın sadece varlığını biliriz, onun dışında O’nun sıfatlarına bizim aklımız ermez. Çünkü bizim beynimiz zaman ve mekân dışı olanları idrak etmez. Benzeri olmayan şeydir. Misli yoktur. Dolayısıyla O Tanrı’yı bir şeye benzetmeyiniz ve benzeri ile açıklamaya kalkışmayınız. “Leyse KeMislihi Şey’ün” (O’nun misli gibi bir şey yoktur) ayetinin burada uygulaması verilmektedir.

İkincisi, Tanrı’nın halk ettiği Kâinatta arşa çekilip insanın bulunduğu ve onun var ettiği karşılıksız para sahte tanrısının olduğu âlemde görünen Tanrı’dır. O Tanrı yani görünen ve tezahür eden Tanrı olup bitenleri bilmektedir. Batıl tanrı ve ona tapanları bilerek var etmiştir. Biz ise onun var ediliş hikmetini yani arşa istiva etmeden önceki zatı bilememekteyiz. Bilebilme gücümüz yoktur. Dolayısıyla onu mesellendirmeyin.

Biz Allah’ın yaptıklarını biliriz ama Allah’ın bunları neden yaptığını bilemeyiz. Böyle yapmasaydı da şöyle yapsaydı daha iyi olurdu gibi bir muhakemede bulunma gücümüz ve yetkimiz yoktur. İlimde olan olanla mukayese edilir. Falan veya filanlar böyle yaptılar, falan veya filanlar da şöyle yaptılar, bu daha iyi sonuç verdi diyebiliriz. Hiç yapılmayan yapılanla mukayese edilmez. Böyle yapsak daha iyi olur dersiniz, yaparsınız ve haklı çıkarsınız. Tanrı’dan başka tanrı var olsaydı, karşılaştırır, bu tanrı daha iyi tanrıdır derdik. Ama Tanrı’dan başka tanrı yoktur, dolayısıyla O’nu eleştirmek boş girişimdir.

Piyasada satılan buzdolaplarından birini alabilirsiniz. Bunları beğenmiyorum, şöyle buzdolabı istiyorum diyebilmeniz için istediğiniz buzdolabını yapan fabrika varsa diyebilirsiniz. Tanrı’yı var eden başka tanrı var olsaydı istediğimiz tanrıyı ona sipariş verirdik ama böyle bir imkân yoktur.

Bizi ve bizim aklımızı O yaratmasaydı O’na akıl verirdik. Ama bu aklı da bize O verdi, dolayısıyla O’na bu aklımızla akıl vermemiz gülünç olmaz mı?

فَلَا تَضْرِبُوا لِلَّهِ

Fa Lav TaWRiBu LilLAHi

“Allah’ı mesel olarak darb etmeyin”

نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِ إِذْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ وَإِذْ هُمْ نَجْوَى إِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا (47) انْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا (48) 

“…zalimlerin siz meshur bir racüle tabi oluyorsunuz dediklerini biz daha iyi bileniz. Bak seni nasıl mesel olarak darb ediyorlar…” (İsra 47-48)

Burada leke de sana emsal darb ediyorlar demiyor, seni mesel darb ediyorlar diyor.

O halde burada Allah’a misal darb etmeyi değil de, Allah’ı mesel darb etmeyin anlamındadır. Allah’ı bir şeye benzetmeyin demektir.

الْأَمْثَالَ

eLEMÇALa

“Meseller”

“Misal” benzeri demektir veya miktarda eşiti demektir “Mesel” benzetmedir. “Misl” denkliktir. Günlük Arapçada teşbih kullanılmaktadır. Teşbihte bilgisizlik var, şek var, zan var. Meselde tam tersine bilinen iki şeyi karşılaştırma var. Eş kelime ibret olabilir.

إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ

EinNa elLAHa YaGLaMu

“Allah biliyor”

Yani Allah sizi biliyor, ne düşündüğünüzü biliyor, ne yaptığınızı biliyor.

Kâfirlerin küfrü de, şirki de, zulmü de, dalaletleri de Allah’ın takdiri ve bilgisi içindedir. Siz bunu niçin yaptığını bilmiyorsunuz, bilemezsiniz. Çünkü biz size onu bilecek zekâyı vermedik.

وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ (74)

Va ENTuM LAv TaGLaMUvNa

“Ve siz ilmetmiyorsunuz.”

Bilmekte olduğunuz gibi bilemeyeceksiniz. “La tef’alûne” sigası nefyi istikbal içindir. Bilemeyeceğiniz şeyleri bilmeye çalışmanız abesle iştigaldir.

Niçin bilemeyiz?

Bilemeyiz, çünkü biz ancak zaman ve mekân içinde ölçülebilir, sayılabilir şeyleri bilebiliriz. Çünkü her şey 0 ve 1’e göre var edilmiştir. Bizim beynimiz de ancak bunları kavrayabilir. Beynimiz de bilgisayar gibi 0 ve 1’le ifade ile bilinen şeyleri bilir. Oysa bunun dışında da varlık vardır. Nasıl sağır sesleri duymazsa biz de onları bilmeyiz.

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَا يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًا هَلْ يَسْتَوُونَ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ (75)

WaRaBa elLAHu MaÇaLan GaBDan MaMLUvKan LAy YaQDiRu GaLAy ŞaYEin Va Man RaZaQNAvHu MinNAv RıZQan XaSaNan FaHuVa YuNFıQu MiNHu SirRan Va CaHRan  HaL YaSTaVUvNa eLXaMDu LilLAHı EKÇaRuHuM LAv YaGLaMUvNa

“Allah, hiçbir şeye kadir olamayan memluk bir abd ile bizim hasen rızık ile rızıklandırdığımız ve ondan infak eden kimseyi mesel olarak darb etti. Bunlar istiva eder mi (müsavi olur mu)? Hamd Allah’ındır. Ekserisi ilmetmiyor.”

“Allah’a meseller darbetmeyin” dedikten sonra, “Allah mesel darb ediyor” diyerek iki kimseyi karşılaştırıyor. Aralarında kâmil ayrılık olduğu için “Ve” harfi getirilmemiştir. Bundan sonraki ayet ile birlikte kapitalizm ile sosyalizmi anlatmaktadır.

Kur’an bu ayette kapitalizmi anlatmaktadır.

Sanayileşmeden önce insanlar özgür idiler. Kendi tarlalarını ekip biçiyorlar ve kimsenin işçisi olmadan yaşıyorlardı. Kazalarda da küçük esnaf vardı. Herkes kendi dükkânında üretiyor ve ürettiğini satıyordu. Sanayi devriminden sonra esnaf dükkânları kapandı, tarlalar boşaldı, halk fabrikalarda işçi oldu. İnsanlar insan olmaktan çıktı, birer makine oldu. Sabah kalkar işe gider, kendisine verilen bir iş vardır, üşenmeden onu yapar ve akşamüstü evine döner. Robot makinesinden hiçbir farkı kalmamıştır. Sigortalanmıştır. Evlenip çocuk yapmaya bile gerek kalmamıştır. Cinsi arzularını sokaklarda tatmin etmektedir. Tam bir hayvan gibi yaşamaktadır. Oysa tarım döneminde aile sigorta teşkil ediyordu. ‘Yaşlandığımda bana kim bakacak’ deyip herkes evleniyor ve çocuk yapıyordu. Çocuklar anne babalarına muhtaçtı ama anne babalar da çocukları ile geleceklerini emniyete alıyorlardı. İnsanlar insanların işçisi ve/ya kölesi olmuyor, topluluğun ve ailenin kölesi oluyorlardı.

Tarım ekonomisi ilkel ekonomi idi, sanayi ekonomisi ileri ekonomi oldu ama tüm insanlar insanlıktan çıktı.

Bu soruna çözüm getiren “ADİL DÜZEN” nedir? KUR’AN DÜZENİ nedir?

Sanayi döneminin işbirliği içinde tarım döneminin özgürlüğünü getirmektir.

Bu nasıl sağlanacaktır?

“Yüz Lojmanlı İşyeri Apartmanı”nın altında iş yerleri olacaktır. Bu işyerlerinde üretim tezgâhları ve ambarlar bulunacaktır. Ambarlarda stoklar olacaktır. Ambarlardaki mallar “semt senedi” ile alınıp satılacaktır. Bir ambarda stok azalırsa fiyat yükselecek, artarsa düşecektir. Tezgâhlar da boşsa kiralar düşük olacak, dolu ise kiralar yüksek olacaktır.

Akşam ile yatsı namazında herkes kooperatifte “Genel Hizmet” veren danışmanlarına danışarak ertesi gün yapacağı işi seçmektedir. Bir depodan satın aldığı malı boş olan tezgâha kira vererek işlemekte ve bir mağazaya satmaktadır. O gün “semt bonosu” ile kâr etmektedir. Böylece kimsenin emrine girmeden ve kimsenin memlükü olmadan istediği işi yapmaktadır.

Semtin tüccarları ham madde ambarlarına ham madde getirmekte, stok fiyat kârı ile satmakta, böylece semt bonosunu eline geçirmektedirler. Semt bonosu ile mamul ambarlarına gidip yine stok fiyatları ile mamul malı almakta, piyasada satıp yerine ham madde ve bakkalda satılacak maddeler satın almaktadır.

Semtlerde üretilen sanayi malları veya tarım ürünleri planlama içinde yapıldığından dolayı, hiç kimsenin müdahalesine gerek kalmaksızın, stok fiyatları ile oluşan denge arz-talep kanunları ile işlemektedir.

İşte burada köle-işçi ile bu kimse karşılaştırılmaktadır. İşçi karın tokluğuna çalışmakta ve hastalandığı zaman ona sigorta bakmaktadır. Öbür taraftan işçi olmayan, girişimci olan insan çalışmakta, kazanmakta ve kazandığını istediği gibi harcamaktadır.

Evet, bu ayette “sermaye işçisi/kölesi” ile “kooperatif ortağı” karşılaştırılmaktadır ve bunların işçiler gibi esir/köle olmadığı ifade edilmektedir.

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا

WaRaBa elLAHu MaÇaLan

“Allah bir mesel darb ediyor”

Dillerin çoğunda hâl sigası yoktur, mazi veya muzari hâl sigası olarak kullanılır. Türkçeye bu darb ediyorsunuz şeklinde tercüme edilmektedir.

Buradaki “Allah” âlemlerin rabbi olan Allah’tır. “Mesel” benzeri demektir. Allah bugünkü işçi ile kooperatifin özgür ortağını misal olarak anlatmaktadır. Batılılar da ortaklıklar oluştururlar ama ortak patronunun kölesi olmazsa da işletmenin kölesidir.

Biz diyoruz ki;

Öyle düzen oluşturmalıyız ki bir kimse başkası hakkında karar vermesin. Bu dünya bunun için yaratılmıştır. Özgür insan istediğini yapsın da ahirette hesabını versin.

Demek ki “Adil Düzen” demek, “teavün/ortaklık” şirketleri içinde insanı özgür kılan düzen demektir.

عَبْدًا مَمْلُوكًا

GaBDan MaMLUvKan

“Memlük abd”

Abd zaten memlüktür.

O halde memlüken sıfatı neden getirilmiştir?

Köleliği tarif etmektedir. İşçi olduğu için istediği işi yapamamakta, kendi iradesi ile hiçbir şey yapamamaktadır. Sadece patronunun söylediği işi yapma durumunda olduğu için hiçbir şeye muktedir bulunmamaktadır. İktidarsızlığın illetini belirtmek için “memlüken” sıfatını zikretmektedir. İşçiliği bir mesel içinde tasvir etmektedir.

Kapitalizmde bütün işyerleri Sermaye’nin elindedir. Bu sebeple işçi sadece ve sadece onun işyerinde çalışmak ve onun dediğini yapmak zorundadır. İşçinin eline ürettiği malı satın alacak satın alma gücü geçmediği için işçi daima kıt kanaat geçinme durumundadır.

Oysa “Adil Düzen”de faiz olmadığı için paradan kâr yerine üründen mal sistemi işlediği için işçi refah içindedir.

لَا يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ

LAy YaQWDıRu GaLAy ŞaYEin

“Bir şeye iktidarı yoktur”

İşçi sabahleyin belli saatte işe gelmek ve orada çalışmak zorundadır. Dolayısıyla özgürce yaşama imkânına sahip değildir. Bunun dışında bütün işyerlerine patronlar sahiptir. Dolayısıyla çalıştığı işyeri dışında bir yerde çalışamaz durumdadır.

Kapitalizm yani işçilik sistemi kârı maksimize eden sistem olduğu için işçinin eline ürettiğini alacak nakit geçmemektedir. Dolayısıyla satın alma gücü olmadığı için işçi hiçbir şeye muktedir değildir. Vitrinler mal doludur ama onu satın alacak halk yoktur.

Kapitalizm yani işçilik sisteminde halkın eli kolu bağlı bulunmaktadır.

وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا

Va Man RaZaQNAvHu MınNAv

“Kendisini bizim rızıklandırdığımız kimse”

“Adil Düzen”de kişi bir yerden iş almaz, bir kimsenin işyerinde çalışmaz.

Topluluğun işyerleri vardır. Topluluğun ambarlarında stoklanmış malları vardır. Ambarlardaki mallar stok seviyesi ile alınıp satılmaktadır; Nakitle değil, “semt bonosu” ile satılmaktadır. Dolayısıyla nakit sıkıntısı ve sömürüsü yoktur.

Çalışana “çalışma kredisi” verilmektedir. Kredi olarak aldığı bonosu ile istediği ambara gitmekte ve hammaddeyi almakta, boş bulduğu istediği tezgâha gitmekte ve orada üretmektedir. Kirasını semt bonosu ile ödemekte, ürettikten sonra yarı mamul ambarına gidip satmakta, karşılığında “semt bonosunu” kazanmaktadır. Semt bonosu ile semt bakkalına gidip istediği malı satın almaktadır veya semt bonosu ile tüccara sipariş vermektedir.

Tüccar “sipariş bonosu” ile ambara gidip mamulü satın almakta, piyasada piyasa nakdi ile değiştirmekte, yerine sipariş aldığı malları satın alıp sipariş verenlere teslim etmektedir veya satılmak üzere konsinye bırakmaktadır.

Böylece “Adil Ekonomik Düzen”de herkes kendi işine kendisi karar vermektedir.

İşyerlerine ödenen kirada bütün insanların ortak malı olan “toprak kira payı” da kooperatiflere verilmekte, kooperatifler bununla yetimlere, yaşlılara, çalışamayanlara, fakirlere, insan oldukları ve yeryüzü kira payına sahip oldukları için bölüştürmektedir.

رِزْقًا حَسَنًا

RıZQan XaSaNan

“Hasen bir rızık”

“Adil Düzen”de kişi başkasının işçisi değil, topluluğun halifesi ve vekili olarak, elde ettiği kazançla veya kira payı ile varlıklı olmaktadır. Tüm imkânlar topluluğundur. Bu yönü ile Kur’an düzeni sosyalist bir düzendir. Ne var ki her insan topluluğun halifesidir, vekilidir. Bu yönü ile liberalisttir. Kişi önce içtihat yaparak topluluk adına karar verir. Sonra topluluğun bir işçisi olarak kendi aldığı kararı uygular. Böylece “hasen rızık” elde edilir. Arz ve talep kanunları tam olarak çalışır, ücretler, kiralar, fiyatlar ve toprak kirası vergilerde denge öyle oluşur ki insan emeği en çok değerlensin, gün/saat maksimum olsun.

فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ

FaHuVa YuNFıQu MiNHu

“O ondan infak eder”

“Adil Düzen”de çalışan istediği kadar çok çalışmıştır. Çalıştığı kadar da tüm varlıklar içinde pay sahibi olmuştur. Eline “emek parası” geçmiştir, “hasen rızık” geçmiştir.

Onunla mağazalara gitmekte, tüccarlara gitmekte ve istediği malı almaktadır yahut istediği inşaattan taşınmaz payı almaktadır.

Oysa bugünkü sistemde taşınmazların tamamı Sermaye’ye aittir, o kiracıdır.

Yahut imkânlarını sanatta ve ilimde harcamaktadır. Başka insanlara ihsanda bulunmaktadır. Salih amellerde yarışmaktadır.

سِرًّا وَجَهْرًا

SirRan Va CaHRan

“Sırren ve cehren”

Sırrın mukabili aleniliktir. Cehrin mukabili hafidir. Sırr amelde olur, cehr kavilde olur. Bununla beraber sır kavilde kullanıldığı gibi cehr de aleni ile de zikredilmektedir. Fiilen gizli ve açık olabilir, muhasebede de açık veya gizli olabilir.

Bu ayette bize muhasebede kişi bazı hesaplarını gizli tutabilir hükmü çıkar. Yani kişinin muhasebesinde kaydedilirken bazı hesapların herkes tarafından görülmesini isteyebilir, bazı hesapların da başkaları tarafından görülmemesini isteyebilir.

O halde kişilerin iki çeşit muhasebesi olacak, veren istediği hesapta kaydedecektir.

هَلْ يَسْتَوُونَ

HaL YaSTaVUvNa

“Müstevi midirler?”

Burada “E Yestevûn” olması gerektiği düşünülebilir: bunlar bir midirler; değildirler anlamında. Ama aslında istenen bir olmalarıdır. Ama bir olmamaktadırlar. Bunun için “E” değil de “Hel” gelmiştir. Eşit olması istenir ama değildirler anlamındadır.

İkisi istiva eder mi diyeceklerine, onlar istiva eder mi denmektedir.

Buradaki çoğul “Men”in çoğuludur. İslâm düzeninde işçilik yasaklanmayacaktır. Ama bunlar yani “Men”ler onlara istiva olamazlar anlamındadır. “Men” çoğul olabilir.

الْحَمْدُ لِلَّهِ

eLXaMDu LilLAHi

“Hamd Allah’ındır”

Birisi tarlayı ekiyor ve domates yetiştiriyor. Diğeri pamuk ekiyor ve onu yetiştiriyor. Bunlar değiştirmezlerse çok az değere sahiptirler, gün/saatleri çok azdır. Değiştirirlerse belki gün saatleri on misli artacaktır. İşte bu değiştirmeden, birlikte işbölümü yapmaktan ve ürünleri bölüştürmeden elde edilen artı değer kimin olsun?

Kapitalistler sermayenin olsun diyorlar.

Sosyalistler devletin olsun diyorlar.

Karmacılar ikisi bölüşsün diyorlar.

Her üçü de işçiye sadece karın tokluğuna pay veriyorlar.

İslâmiyet ise bu artı değer halkın olsun diyor. Üreticiler ile tüketiciler pazarlıkla aralarında bölüşsünler diyor. Devletin payı anayasada belirlensin. Sermayenin payı da serbest rekabet içinde asgari olsun deniyor.

İşte, “ADİL DÜZEN” demek, tekelleşmenin önlendiği liberalizm demektir. Tekelleşmenin önlenmesi de faiz yasağı, sermaye vergisi, genel hizmet ve zekât ile olur.

بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ (75)

BaL EKÇaRuHuM LAv YaGLaMUvNa

“Onların ekserisi bilmiyor.”

Burada “onların ekserisi bilmiyor” denmektedir.

“Onlar” kimlerdir?

Bugünkü düzende doları mabut ittihaz edinen kimselerdir. Kapitalizmin esiri olan kimselerdir. Dünyada ekonomi fakülteleri vardır. Merkezi ABD’dir. Bunlar batıl tanrıyı yaşatma fakülteleridir. Karşılıksız para ile ilgili kurallar geliştirmişlerdir. Başka bir ifade ile ABD’deki fakülteler dünyayı nasıl sömüreceklerini öğretiyorlar! Diğer ülkelerdeki fakülteler Sermaye’nin bizi sömürmesi için ne yapmalıyız, onu öğretiyor!

Biz çok açık ve sade olarak sömürüden nasıl kurtuluruz diye anlatırken, bize kulak vermiyorlar, bu ütopiktir diyorlar.

Avrupa Birliği’nde, Rusya’da ve Çin’de de aynı şekilde sömürme fakülteleri vardır.

Necmettin Erbakan bunu çok açık bir dille dünyaya anlattı. Büyük değişikliler oldu. Sermaye “katılım bankaları” kurdu, böylece “gerçek faizsiz bankalar”ın kurulmasını önledi. Çin’de yatırım yaptı. Böylece Çin’in İslâm ekonomisine geçmesini önledi.

İnsanların çoğu Sermaye’nin bu sömürüsünden habersizdirler.

Üçüncü binyıl uygarlığı bunun idraki ile doğacaktır.

Belki de yine Sermaye idrak edecek ve o kuracak, üçüncü binyılda da etkinliğini sürdürecektir. Türkiye’deki Adil Düzenciler dâhil, uygulamalara Avrupa Birliği’nin, Rusya’nın, Çin’in kulaklarını tıkaması, İran’ın bile vurdumduymaz olması, bize bunun sonunda yine Sermaye tarafından yapılacağı işaretlerini vermektedir.

Biz çalışıyoruz... Yazıyoruz... Yapamıyoruz...

Bunlardan kimlerin yararlanacağını biz bilemiyoruz.

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا رَجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا أَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَى مَوْلَاهُ أَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ هَلْ يَسْتَوِي هُوَ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (76)

Va WaRaBa elLAvHu MaÇaLan RaCüLaYNı EaXaDuHuMAv EaBKaMu LA YaQDiRu GaLAy ŞaYEin Va HuVa KalLun GaLAy MeVLAyHu EaYNaMAv YuVacCıhHu LAv YaETı Bı PaYRın Hel YaSTaVIy HuVa Va MaN YaEMuRu BiLGaDLi Va HuVa GaLAy ÖıRAvOın MuSTaQIyMin

“Ve Allah iki raculü mesel olarak darb ediyor. Biri ebkemdir. Hiçbir şeye kadir değildir. Mevlasına kelldir. Nereye yönlendirirse hayır getirmez. Bu kimse ile adaletle emreden ve müstakim sıratta olan istiva eder mi?”

Bundan önceki ayet kapitalizmi anlatmıştır.

Burada da sosyalizmin bürokrasisini anlatacaktır.

“Ve” harfi ile atfetmiş ve “darabe”yi, “Allah”ı ve “mesel”i tekrar etmiştir. 

İki farklı durumu anlatmaktadır.

Birincisinde sermaye ve işçilik sistemini anlatmış, onun yerine teavün şirketlerinde ortaklık sistemini anlatmıştı.

Şimdi burada devletten ve devletin bürokrasisinden bahsetmektedir. “Racüleyni” demektedir, çünkü bürokratlar köle değildirler, devletin işçisidirler. Devlet doğrudan patronluk yapamadığı için bürokratlar yöneticilerin işçisidirler. Onlar halkın üstünde ve yöneticilerin emrindedirler. Bir taraftan işçi/köledirler, öbür taraftan köle olan halkın sahibidirler. Kamu otoritesini kullanırlar ama kamuya karşı değil de amirlere yöneticilere karşı sorumludurlar. Demokrasilerde yöneticiler sık sık değiştiği için asıl yönetimi bürokratlar yapmaktadırlar. Bu düzende bir sınıfın yönetimi vardır.

Zamanla bürokratların çocukları bürokrat olur ve bir bürokrasi sınıfı doğar, onlar kendilerinden başkasını yönetime almazlar.

CHP döneminde dinsizler yönetime hâkimdi.

Demokrat Parti zamanında Masonlar yönetime hâkim oldu.

Millî Görüş ve Ak Parti zamanında dindarlar yönetime hâkim olmaya başladı.

Sermaye dindarları ikiye (AK Parti-FETÖ) böldü ve birbirleri ile çatıştırdı; böylece dindarların bürokrasiye hâkimiyetini kırmaya çalışıyor.

Devlet görevlileri yani bugünkü bürokratlar halka hizmet etmeleri gerekirken, zamanla halkı sömüren bir sınıf hâline gelirler. Halkın işlerini yapacaklarına, halka zorluk çıkarıp onları sömürmeye başlarlar. Siyasiler ile bürokratlar işbirliği yapıp ihale yolsuzlukları yapmaya başlar, hattâ çoğu zaman ihale çekişmesi ile bürokratlar arasında savaş çıkar, böylece ülke büyük sıkıntılar yaşar.

Sovyetler Birliği’nde ve Türkiye’de görülmüştür ki bürokratik yönetim sisteminde devlet halkın başına nimet olmaktan çıkar, külfetin de ötesinde tek kelimeyle bela olur. Değişik bahanelerle halk ezilir, halk soyulur. Devlet kurumları işlemez olur. Şükrü Saraçoğlu İnönü’nün ilk başbakanıdır ve “Bu devletin A’dan Z’ye kadar her şeyi değişmelidir” demiştir. Başbakan Saraçoğlu bu sözü 75 (yetmiş beş) sene önce söylemiştir.

Bugün siyasiler bürokratların mevlasıdırlar ve bürokratlar siyasilerin emrinde devletin yararına olacaklarına sadece maaş alıp vatandaşlara zorluk çıkarmaktadırlar. Vatandaş kendisinin işini bozsun diye memuruna maaş vermektedir. Bürokrat suç işler atamazsın, ceza veremezsin; beceriksizliğinden iş yapamaz ama sen vatandaş olarak bir şey yapamazsın.

Bugün sendikalar var, odalar var, esnaf teşekkülleri vardır ama bu odalar sadece üyelerini soymak için vardır. Üyelerine yani vatandaşlara gereksiz ödemeler yaptırmak için kararlar alırlar. Kanunsuz vergi olmaz ama bunlar kanunsuz vergiler koyarlar.

Buralardaki bozukluklar insanların kötü olmasından ileri gelmemektedir, bozukluk düzendedir. Bu bozukluk, bu zulüm, bu “zalim düzen”, insanların gerçek mabuda ibadet etmeleri yerine, uydurma mabuda yani insanların uydurdukları mabuda ibadet etmelerinden ileri gelmektedir; insanların karşılığı olmayan faiz parasına tapmalarından ileri gelmektedir.

Sermaye ile bürokrasi işbirliği yapmış, siyasileri kullanarak sömürme kanunlarını çıkarırlar. Kanunlar o kadar çok ve o kadar ağırdırlar ki, onlara uymak imkânsızdır. Böylece kanunlara uyamayan halkı denetleme görevi de bürokratlara verilmiş, milletvekilleri de halkı uyutmak için seçilmektedirler. Düzeni değiştireceklerine, mevcut düzende yani kötü düzende iltimasla iş yaptırmaktadırlar. Milletvekilleri sadece birer takipçidirler.

Rüşvet vermek ile adamını bulmak ve adam kayırmak arasında ne fark vardır?

İşte, bürokrasiye yani ücretli imtiyazlı kölelere dayanan bu “zalim yönetim düzeni” hem ülkemizde hem bütün dünyada insanları inim inim inletmektedir. Bundan kurtulmak için “ADİL DÜZEN”E GEREK VARDIR, KUR’AN DÜZENİNE GEREK VARDIR.

Aralarında ne fark vardır?

Zulüm düzeninde yani “zalim düzen”de “merkezi yönetim” vardır. Mesela, ülkemizde kararlar Ankara’da alınır ve memurlar o kararları bütün ülkede uygularlar. Memurlar sorumlu değildirler, onlar amirlerinin köleleridir. İşte o memurlar ve bürokratlar görevlerini yapmazlarsa mahkemeye gidemezsin, çünkü dokunulmazlıkları vardır! Ancak bakanlık veya il disiplin kurulları karar alırlarsa mahkemeye müracaat edebilirsin. Bu arada vatandaş bürokrasinin yani “zalim düzen”in altında öylesine ezilir ki sesini bile çıkaramaz.

“ADİL DÜZEN”de ise “EHLİYETLİ GÖREVLİLER” vardır. Ehliyetli görevlilere görevlerini kamuyu temsil eden “SEÇİLMİŞ BAŞKANLAR” verirler.

Bucaklarda bucak başkanları, illerde seçilmiş başkanlar, ülkelerde seçilmiş devlet başkanları görevlendirirler. Başkanlar “ehliyetli görevlileri” kamu adına ve onların vekili olarak atarlar yani görevlendirirler ve yine kurallara uygun olarak görevden alabilirler ama görevlendirdikten sonra onların işine de karışamazlar. Her görevli kendi içtihadı ile görevini yapar. Yanlış yaparsa veya geç yaparsa yahut hiç yapmazsa sorumludur ama amirleri yani onları atayanlara karşı değil, “hakemlerden oluşan yargıya karşı” sorumludurlar. Taraflar birer hakem seçerler, hakemler de başhakemi seçer ve görevini yapmayan “ehliyetli görevli” hesabı sadece onlara yani hakemlere verir.

“ADİL DÜZEN”deki “ehliyetli görevli” artık “zalim düzen”deki bürokrat gibi köle değildir; çünkü amirine karşı sorumlu değildir, topluluğa karşı kendi seçtiği hakemler nezdinde sorumludur. Görevlinin görevi adaleti gerçekleştirmektir, adalet de “hakemlerden oluşan yargı” kararlarıdır, hakemlerin kararlarıdır. “EHLİYETLİ GÖREVLİ” amirinin istediklerini değil, hakemlerden (hâkimlerden değil) oluşan yargının istediklerini yapmakla ve amir de yapmalarını emretmekle görevlidirler. Çünkü “HAKEMLERDEN OLUŞAN YARGI” tüm devlet kurumlarının üstündedir, herkesin üstündedir.

Vatandaş ile görevli eşittir. Görevlilerin dokunulmazlıkları yoktur ve görevliler “zalim düzen”deki bürokratlar gibi imtiyazlı köleler değildirler. “ADİL DÜZEN”de yargı çok çabuk çalışır. Görevli ve vatandaş birer hakem seçer. Hakemler de başhakemi seçerler. Belki bir günde, en çok bir haftada hakemler sorunu çözerler, davayı geciktirmezler ve görevliler de vatandaşlar da hakemlerin kararını uygularlar. Karar yanlışsa, mağdur taraf hakemlere karşı yine hakemlere gider ve mağdur olanın mağduriyeti giderilir.

Böylece bu iki ayette bugünkü ekonomi ve yönetim düzenleri anlatılmakta, KUR’AN DÜZENİNİN yönetim şekillerine işaret edilerek ÜÇÜNCÜ BİNYIL ADİL DÜZEN UYGARLIĞININ adeta cennete yaklaşan düzeninden bahsetmektedir. Kur’an bütün bunlara “Allah’ın Nuru” demekte ve bunun tamamlanacağını bildirmektedir.

ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI “SEMT KOOPERATİFLERİNİ” KURACAK ve önce bu cennet benzeri yönetimi semtlerine getirecekler, sonra semtlerden oluşan bucaklarını kuracaklardır. Ondan sonra mevcut partileri bu düzene geçmeye davet edecek ve/ya zorlayacaklardır. Seçmene yani halka boyun eğecek olan siyasiler zamanla “ADİL DÜZEN”i getireceklerdir. Adil Düzen çalışanları kendileri iktidar olmaya çalışmayacaklar, “ADİL DÜZEN”in gelmesine vesile olacaklardır.

O müstakim sırat üzerindedir yani icmalara uymaktadır. Kavramın nekre gelmesinin sebebi, yerinden yönetimde her bucağın, her ilin, her ülkenin ayrı ayrı icmaları vardır. Tek tip yönetim yerine, farklı yerlerde yönetimin farklı olduğuna işaret etmektedir.

وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا

Va WaRaBa elLAvHu MaÇaLan

“Ve Allah bir meseli darb etti”

“Mesel” mef’uldür, “racüleyn”e bedeldir yahut “mesel” hâldir, “racüleyn” mef’uldür. Hâlin sâhibu-l hâle takdimini caiz görürsek o manayı veririz.

Allah burada bugünkü bürokrasi görevlisi ile İslâmiyet’teki kamu görevlisini karşılaştırmaktadır.

Biri yani -bugünkü zalim düzen bürokratı- yöneticilerin işçisi yani kölesidir, onların halk üzerindeki jandarmalığını yapmaktadır, halka “zalim düzen yöneticileri” adına hükmetmektedir ve sadece amirlerine karşı sorumludur.

İSLÂM DÜZENİNDEKİ KAMU GÖREVLİSİ ise kamunun halifesi olarak hakemlerden oluşan yargı kararlarını infaz etmektedir ve sadece hakemlerden oluşan yargıya karşı sorumludur.

رَجُلَيْنِ

RaCüLaYNı

“İki raculü”

Merkezi sistemin bürokratı ile halk yönetiminin ehliyetli kamu görevlisi iki kişi…

Biri yönetici amirlerin işçisi yani kölesidir.

Diğeri ise kamunun yetkilisidir. Kendisine verilen görevi yapacak yetkileri amir değil yasalar verir, yetkili olduğu kadar sorumludur; amirlere karşı değil hakemlere karşı sorumludur. Kendi içtihadı yargı kararlarının infazını sağlar.

İki adamdan biri hürdür ve güçlüdür, diğeri işçi-köledir ve güçsüzdür.

Dikkat edilirse her iki ayette de “lâ yakdıru alâ şey’in” ifadesi geçmektedir yani bir şeye kadir olamamaktadır. Çünkü işçi de memur da köledir, amiri ne emrederse onu yapar. Yukarıda işçi için “abd” dediği halde, burada ikisini de “racül” olarak zikretmektedir. İş yaparken yetkisizdir ama halkı ezerken tam yetkiye sahiptir, “zalim düzen”deki bürokratın işi vatandaşa zorluk çıkarmaktır.

أَحَدُهُمَا أَبْكَمُ

EaXaDuHuMAv EaBKaMun

“Biri ebkemdir”

Racüllerden biri dilsizdir, resmen beyanat vermez. O sadece emirleri yerine getirir, itiraz etme yetkisi yoktur, halka beyan etme gücü de yoktur. O amiriyle müzakere edemez, halk da onunla müzakere edemez.

“Zalim düzen”de devlet dairesindeki kapıcı bile, kendisiyle tartışırsan ‘devlete karşı geliyorsun’ der. Bu zalim merkezi düzende bir odacı bile kendisini devlet zannetmekte, halkı köleleri sanmaktadır. O ses çıkaramaz ama halk da ona karşı ses çıkaramaz. Bir bakana bile bir beyanat verme yetkisi verilmez.

Oysa “ADİL DÜZEN”de kamu görevlisi kamu adına kendisi karar alır ve aldığı kararı da kendisi beyan eder ve kendisi savunur.

لَا يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ

LA YaQDiRu GaLAy ŞaYEin

“Bir şeye kadir değildir”

“ZALİM DÜZEN”DE görevli görevini yaparken sadece amirinin ona verdiği görevi onun istediği gibi yerine getirir. O sadece bir robottur. Kendi iradesi veya takdiri yoktur. Amirinin ne istediğini bilmiyorsa sorar ve bekler, cevap gelirse uygular; aksi halde yıllar geçer ve uygulama yapılmaz.

İSLÂM DÜZENİNDE görevli görevini zamanında yapmalıdır. Hata yaparsa da sorumlu değildir. Ama görevini yapmamış olmasından veya geciktirmiş olduğu için sorumludur.

Merkezi yönetimlerde görev var ama yetki yoktur.

وَهُوَ كَلٌّ عَلَى مَوْلَاهُ

Va HuVa KalLun GaLAy MeVLAyHu

“Ve o melasına kelldir”

“Kell” kelimesi bıçağın veya kılıcın keskin olmayan tarafıdır, kördür demektir. Mevlasına bir iş yapmaz demektir.

Kur’an’da bu kelime bir defa geçmektedir. Zalim bürokratik düzende devlet görevlilerinin bir işe yaramadıklarını, sadece devlete yük olduklarını ifade eder.

Adalet Bakanlığı’nı ortadan kaldırsak, mahkemeleri kapatsak, sadece karakollara bugün kullandıkları anayasa dışı işkence yetkisi iznini versek, ülkede daha çok huzur olur, sosyal ve ekonomik nizalar ortadan kalkar.

Odalar Birliği ve diğer odalar olmasa, meslek odaları ve mesela mühendislerin odaları meslektaşlarını ve halkı daha az sömürürler.

Kur’an tabiriyle, ordusu dışındaki bütün devlet kurumları devlete kell’dirler yani kördürler; vatandaşa karşı görevlerini yapacaklarına kurumlarını korumaktadırlar.

Sosyoloji ilmi çalışanları topluluğumuzun bu çalışmasını inceleyip bu gerçekleri ortaya koymalıdırlar ama yapmazlar, yapamazlar çünkü onlar da kell’dirler, kördürler.

أَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ

EayNaMAv YuVacCıhHu

“Onu nereye tevcih ederse”

Kanun çıkarırsınız, onlara bir görev tevcih edersiniz, memlekete yararlı olacaktır dersiniz. Ama ondan alacağınız neticeyi alamazsınız, kötülüğü başınıza dert olur, kanunu çıkardığınıza bin pişman olursunuz. Halkın iyiliği için çıkarılan kanunlar, verilen emirler, hep istismar edilir, halkın aleyhinde kullanılır.

لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ

LAv YaETı Bı PaYRın

“Bir hayırla gelmezler”

İki yüz seneden fazladır ülkemize Batı kanunlarını aktarıyoruz... Biz de durmadan kanunlar çıkarıyoruz... Kanun hükmünde kararnameler var... Tüzükler var... Talimatlar var... Belediye meclisi kararları var, il meclisi kararları var... Bir bunlar kadar da Yargıtay içtihatları var... Üç milyona yaklaşan da bürokrat var... İki asırdan beri hangi sorunu çözdük?!.

Ceza Kanunu’nu değiştirdik, suçlar yüzde bir bile azaldı mı?

Nezarethanelerde bir kişinin yerine on kişi barınıyor, hapishanelerde bir kişinin yerini beş kişi alıyor! Hapishanelerde yer bulunmadığı için mahkûmları salmak zorunda kalıyoruz!

Hangi kanun hayırlı olmuştur? Hangi kurum hayırlı olandır?

Orman Kanunu var, 1950’den beri yürürlüktedir. Bakın ve deyin ki Türkiye’de ormanlar arttı. Vatandaşlara cezalar verdik ama ormanlar yine azaldı. Ben öyle olduğunu zannediyorum. Biriniz araştırın ve aksine bir durum varsa bana bilgi verin.

Teknoloji bu kadar gelişti, gün/saat bu kadar arttı ama aç olan insanlar azalmadı.  Anarşi çoğaldı. Keşfedilen yeni silahlar savaşı azaltmadı, bilakis savaşı daha da çoğalttı.

هَلْ يَسْتَوِي هُوَ

Hel YaSTaVıIy HuVa

“O istiva eder mi?”

“İstiva” müfret gelmiştir. Fiiller fâil zahirse ikillerde ve çoğullarda müfret gelirler. Yukarıdaki “onlar istiva ederler mi” ifadesini de buna benzetebiliriz. Yani bunlar istiva etmezler, aynı seviyede olmazlar, fiilen galip gelmezler.

وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ

Va MaN YaEMuRu BiLGaDLi

“Ve adalet ile emreden kimse”

Burada kamu görevlilerinin görevi anlatılmaktadır. İki türlü kamu görevlisi vardır. Yöneticilerin görevleridir. Bugünkü bürokrasi böyledir. Bunlar yöneticilerin emirlerini yerine getirirler. Kur’an’dan önce düzen böyle oluşmuştu.

Kur’an din adamlarının ve kralların yönetimini kaldırdı, toplulukların içtihat ve icmaları ile kendi kendilerini yönetmesi sistemini getirdi. Yani bugünkü sahte demokrasiyi değil de gerçek demokrasiyi getirdi. İslâmiyet’in ilk otuz yılında bu düzen uygulandı, sonra uygarlık seviyesi yeterli olmadığı için unutuldu ve saltanat devri başladı. Demokrasi lafları ancak bin sene sonra insanlık uygarlaştıkça söylenmeye başlandı. Ama bu arada kralların ve din adamlarının yerini Sermaye aldı; bürokrasi şimdi onun emrindedir.

“ADİL DÜZEN”DE BÜROKRASİ ne Sermaye’nin ne de yönetimin emrinde olacak, hakemlerden oluşan yargının emrinde olacak, onların yani kamu görevlilerinin işi adil yargının verdiği kararlara uymak şeklinde olacaktır.

Meclis kurallar koyacak, halk ve görevliler bu kurallara uyarak kendi içtihatları ile yorumlayarak işler yapacaklardır. Buna “yürütme” diyoruz; “uygulama” da diyebiliriz. Uygulama esnasında doğacak yasaların yanlış yorumlanması sonucu meydana gelen haksızlıkları tarafların seçtikleri hakemlerden oluşan yargı tespit edecek ve herkes yargı kararlarına uyacaktır. Hakemlerin kararlarına uymayan olursa, işte o zaman yönetim devreye girecek, görevliler devreye girecek ve gereğini yapacaklardır. Yani görevlilerin görevi yargı kararlarının infazından ibarettir. “KUR’AN DÜZENİ”NDE BU BÖYLEDİR.

وَهُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (76)

Va HuVa GaLAy ÖıRAvOın MuSTaQIyMin

“Ve o müstakim sırat üzeredir.”

Yasaları yorumlama uygulayanlara aittir. Yürütmeyi yapanlar için de bu böyledir. Yalnız yorumlamada uyulması gereken kurallar vardır. Hakemlik görevi de bir uygulamadır ve onlar da bu kurallara uyarlar.

1- Yorumlarda çelişki olmamalıdır. Birine böyle diğerine şöyle yorumu uygulanamaz. İçtihadı değiştirse bile bunu ilan ettikten sonra herkese aynen uygulanacaktır.

2- Doğa kanunlarına aykırı olmamalıdır. Müsbet ilmin verilerine aykırı olan yorumlar yanlıştır.

3- İcmalara yani birlikte ihtilafsız alınan yorumlara uyulması gerekir.

4- Uygulama yararlı ve dengeli olmalıdır.

İşte, içtihat yapan kimse bunlara uyarak içtihat yapar ve ona göre uygular, hakemler de böyle karar verirler.

Yorumların böyle olup olmadığını da yine hakemlerden oluşan yargı denetler.

وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (77)

Ve LielLAvHı ĞaYBu elSaMAVAvTı Va elEaRWı Va MAv EaMRu elSAvGaTi ilLAv Ka LaMXı eLBaÖaRı Ev HuVa EQRaBu İnNa elLAHa GaLay KülLi ŞaYEin QaDIyRun

“Ve semavat ve arzın gaybı Allah’ındır. Saatin emri ancak basarın lemhi gibidir yahut daha da ekrabdır. Allah her şeye kadirdir.”

Burada şu soruya cevap verilmektedir: Peki, “Adil Düzen”, ikinci Kur’an düzeni ne zaman gelecektir? “İşçilik dönemi” sona erip “teavün/ortaklık dönemi” ne zaman gelecektir? Memurluk dönemi bitip görevlilik dönemi ne zaman gelecektir? Bunun zamanı yok mudur?

Kur’an diyor ki; semavat ve arzın gaybı Allah’ındır. Dolayısıyla siz bunu bilemez, tarihini söyleyemezsiniz. Hisabi olaylar vardır, Fransızlar bunlara kalkülab diyorlar. Bir de ihtimali olaylar vardır. Fransızlar bunlara probabıl diyorlar. Kur’an ise hisabi ve gaybi diyor. Yeni düzenin gelmesi hisabi değil gaybidir. Dolayısıyla onun vaktinin ve saatinin ne zaman geleceği hakkında bilgimiz yoktur. Şunu bilesiniz ki zamanı gelince değişme göz açıp kapanıncaya kadar bir zamanda, hattâ ondan daha erken olacaktır.

Bugün baktığımız zaman bu değişim çok zor olacaktır. Biz Kur’an’ı okuyoruz, yorumluyoruz ve bu yorumlarımızı size aktarıyoruz. Zaman zaman biz de ümitsizliğe düşüp galiba bu iş olmayacak gibi bir tereddüt geçiriyoruz. Olmaz gibi görünüyor...

Ne yapılıyordu? Tüm basın ve Ak Partililer, askeri müdahaleyi kaldırdık, artık askeri müdahale olmaz diyordu. Oysa askeri müdahaleyi Sermaye kendisi kaldırdı, çünkü asker diktatörlere hiç söz geçiremedi. Sonra ne oldu? 15 Temmuz’da Sermaye devleti yıkmak için askeri müdahaleyi denedi ama komutasız denedi. İhtilali askerlere yaptıracak, sonra kendisi oturacak ve kendi adamını getirecekti. Bunun için yaptığı yarım asırlık hazırlık iki saatte sona erdi. Bu hazırlığa 27 Mayıs 1960’dan sonra başlamıştır. Çünkü ihtilalde başa getirdiği askerler Türkiye’ye demokrasiyi getirdiler, çok partili sistemi getirdiler, İslâmiyet’e doğru giden bir yapılanmayı getirdiler.

“Lemh” kelimesi Kur’an’da iki defa geçmektedir. Biri “lemhi’l-basari”, biri de “lemhin bi’l-basari” şeklinde geçmektedir. Türkçede göz atma şeklinde kullanırız. Çevreye göz atma zamanı kadar demektir. Hazreti Süleyman aleyhisselâmın kıssasında “yerteddü leke tarfuke” denmektedir yani sana dönesiye kadar şeklinde kullanılmaktadır.

وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ

Ve LielLAvHı ĞaYBu elSaMAVAvTı Va el EaRWı

“Ve semavat ve arzın gaybı Allah’ındır”

Kâinatta iki çeşit olay vardır; hisabi olaylar ve gaybi olaylar.

Eşyanın iradesi olmadığı için Allah için gayb yoktur. Hisabidir. Bizim için gaybidir. Bunun dışında Allah’ın iradesine veya insanların, meleklerin, ruhların ve cinlerin iradesine bağlı olanlarda da Allah için hisabi midir yoksa gaybi midir?

Hisabi dersek irade ortadan kalkar. Allah murid olduğuna göre O’nun için de gaybidir. Ne var ki insanların iradesi de Allah’ın iradesine bağlı olduğu için bizim gaybimiz O’nun için gaybi olmayabilir. Kâinat insanlar için var edilmiştir. Bizim için gaybi olan pek çok şey Allah için gaybi değildir, hisabidir, takdiridir. Biz Allah’ın takdiri içinde irademizi kullanıyoruz. Üçüncü binyıl uygarlığının gelmesi de bizim için gaybidir. Vakti belli değildir. Ama geleceği kesindir. İnsanın ölüm tarihi gaybidir ama kendisi gaybi değildir. Çünkü herkes ölecektir.

وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ

Va MAv EaMRu elSAvGaTi

“Ve saatin emri”

Saatin emri, saatin işi…

Saat burada “Adil Düzen”in gelmesi, mevcut faizli düzenin çekilip gitmesidir.

15 Temmuz (2016) iyi bir örnektir. 15 Temmuz’da iki saat içinde her şey değişti. Siyasi olaylarda kısa zamanda değişme olur. Savaşta da durum böyledir. Toplulukta iki grup çatışırken bir an gelir ve birden tüm cephede birden kaçma başlar veya teslim bayrağı çekilir.  15 Temmuz’da iki saat içinde o kadar halkın ortaya çıkması saattir.

إِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ

EilLAv Ka LaMXı eLBAÖaRı

“Ancak basarın lemhi gibi”  

Göz gezdirmek demektir.

Ne var ne yok, nerde hangi biri var, kuvvetim nedir?

Bunları tesbit etmek bu kadar zaman içinde olur.

أَوْ هُوَ أَقْرَبُ

Ev HuVa EQRaBu

“Veya o daha yakın”

Bir işe karar vermeden önce durum tesbiti yaparsınız. Buna “göz atma” denir.

Demek ki saat vaktinin gelmesi bu kadar kısa zamanda olacaktır.

Bunu başka türlü düşünürsek zamandaki izafiyet ortaya çıkar. Bizim için uzun zaman gibi gelen 13,7 milyar yıl, ahiret hayatı için bir göz atmadan ibaret gibi kısa zamandır. Ahiret hayatının da ahireti olacaktır ama bu dünya hayatından o kadar uzundur ki sonsuz hükmündedir. Ondan sonra daha üstün hayata geçeceğiz.

إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (77)

İnNa elLAHa GaLay KülLi ŞaYEin QaDIyRun

“Allah her şeye kadirdir.”

“Kadir” burada nekre gelmiştir. “Kadir” demek ölçülendiren demektir. Nekre geldiği için âlemlerin Rabbi Allah ölçülendirdiği gibi topluluk da ölçülendirir.

Bununla şuna işaret etmektedir. “Adil Düzen” insanlık tarafından düzenlenecektir. Önce aşirette başlayacak, sonra kabile, sonra şa’b, sonra kavm, sonra beşer bu düzene ulaşacaktır. Bunun kısa zamanda olacağı bize haber verilmiş olmaktadır.

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org         (0532) 246 68 92

 

 

 


Yorumcu
Yorum
Reşat Nuri Erol
18.10.2016
13:45


1967...1968...1969...AKEVLER 50 YILDIR ÇALIŞIYOR...2014...2015...2016

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

Reşat Nuri Erol
18.10.2016
13:45


1967...1968...1969...AKEVLER 50 YILDIR ÇALIŞIYOR...2014...2015...2016

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

Reşat Nuri Erol
18.10.2016
13:50


*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

Allah’ın Nuru

-Biz BU DÜZENE “adil düzen” diyoruz-

 

Reşat Nuri Erol
18.10.2016
13:54

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

KUR’AN VE İLİM 883. hafta seminerinden

KUR’AN VE İLİM 883. hafta seminerinden – 2

Sahte demokrasi, seçimler ve “ADİL DÜZEN”

Reşat Nuri EROL

 
Reşat Nuri Erol
18.10.2016
13:55

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 884. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR.     -     ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI  

 

 


YorumYap

Çok Yorumlanan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 6758 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 884
Nahl Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
15.10.2016 2739 Okunma
5 Yorum 18.10.2016 13:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 3803 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 967
Taha Suresi Tefsiri 37-41. Ayetler
2.6.2018 1341 Okunma
4 Yorum 03.06.2018 01:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 722 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 3815 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 822
Hûd Sûresi Tefsiri 28-31. Ayetler
11.7.2015 3315 Okunma
3 Yorum 13.07.2015 01:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 5030 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 885
Nahl Suresi Tefsiri 78-82. Ayetler
22.10.2016 2702 Okunma
3 Yorum 23.10.2016 08:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 913
İsra Suresi Tefsiri 88-92. Ayetler
6.5.2017 2332 Okunma
3 Yorum 10.05.2017 12:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 658 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 538 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 537
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -35.AYETLER
21.11.2009 2353 Okunma
2 Yorum 02.12.2009 12:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 818
Hûd Sûresi Tefsiri 13-16. Âyetler
13.6.2015 3342 Okunma
2 Yorum 25.06.2015 04:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 3626 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 3780 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 4357 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 3862 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 857
Hicr Sûresi Tefsiri 9. Âyetler
26.3.2016 2926 Okunma
2 Yorum 27.03.2016 10:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 5164 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 5655 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 877
Nahl Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
20.8.2016 2659 Okunma
2 Yorum 21.08.2016 18:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 887
Nahl Suresi Tefsiri 89-92. Ayetler
5.11.2016 2874 Okunma
2 Yorum 07.11.2016 09:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 889
Nahl Suresi Tefsiri 98-105. Ayetler
19.11.2016 3049 Okunma
2 Yorum 20.11.2016 09:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 912
İsra Suresi Tefsiri 81-87. Ayetler
29.4.2017 2020 Okunma
2 Yorum 30.04.2017 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 965
Taha Suresi Tefsiri 17-24. Ayetler
19.5.2018 1309 Okunma
2 Yorum 24.05.2018 06:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 736 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 637 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 502 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 541
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -49-50.AYETLER
26.12.2009 1760 Okunma
1 Yorum 01.09.2016 13:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 545
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -58-62.AYETLER
23.1.2010 1950 Okunma
1 Yorum 01.09.2016 13:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 560
YUSUF SURESİ TEFSİRİ-41-42.AYETLER
8.5.2010 2185 Okunma
1 Yorum 11.05.2010 11:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 610
MÂİDE SÛRESİ TEFSİRİ -19.AYETLER
7.5.2011 2660 Okunma
1 Yorum 11.05.2011 22:59
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 819
Hûd Sûresi Tefsiri 17-22. Ayetler
20.6.2015 4387 Okunma
1 Yorum 25.06.2015 04:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 824
Hûd Sûresi Tefsiri 37-40. Âyetler
1.8.2015 4225 Okunma
1 Yorum 11.08.2015 17:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 826
Hûd Sûresi Tefsiri 45-47. Âyetler
16.8.2015 3729 Okunma
1 Yorum 16.08.2015 19:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 827
Hûd Sûresi Tefsiri 48-49. Âyetler
22.8.2015 3918 Okunma
1 Yorum 25.08.2015 20:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 828
Hûd Sûresi Tefsiri 50-52. Âyetler
29.8.2015 3858 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 13:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 829
Hûd Sûresi Tefsiri 53-57. Âyetler
5.9.2015 3637 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 20:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 830
Hûd Sûresi Tefsiri 58-60. Âyetler
12.9.2015 3870 Okunma
1 Yorum 18.09.2015 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 831
Hûd Sûresi Tefsiri 61-63. Âyetler
19.9.2015 3598 Okunma
1 Yorum 20.09.2015 18:10
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 832
Hûd Sûresi Tefsiri 64-68. Âyetler
3.10.2015 3936 Okunma
1 Yorum 03.10.2015 21:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 833
Hûd Sûresi Tefsiri 69-73. Âyetler
10.10.2015 4052 Okunma
1 Yorum 10.10.2015 23:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 835
Hûd Sûresi Tefsiri 79-83. Âyetler
24.10.2015 4062 Okunma
1 Yorum 25.10.2015 13:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 836
Hûd Sûresi Tefsiri 84-86. Âyetler
31.10.2015 3697 Okunma
1 Yorum 31.10.2015 19:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 839
Hûd Sûresi Tefsiri 96-101. Âyetler
21.11.2015 3760 Okunma
1 Yorum 22.11.2015 09:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 840
Hûd Sûresi Tefsiri 102-108. Âyetler
28.11.2015 3873 Okunma
1 Yorum 30.11.2015 09:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 841
Hûd Sûresi Tefsiri 109-113. Âyetler
5.12.2015 4084 Okunma
1 Yorum 05.12.2015 22:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 843
Hûd Sûresi Tefsiri 117-119. Âyetler
19.12.2015 4041 Okunma
1 Yorum 20.12.2015 06:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 845
İbrahim Sûresi Tefsiri 1-4. Âyetler
2.1.2016 6476 Okunma
1 Yorum 02.01.2016 21:41