Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.5.2020
655 Okunma, 3 Yorum

ŞUARA SÛRESİ- 6. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ (53) إِنَّ هَؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ (54) وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ (55) وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ (56) فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (57) وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ (58) كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ (59) فَأَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ (60) فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى إِنَّا لَمُدْرَكُونَ (61) قَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ (62) فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ (63) وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ (64) وَأَنْجَيْنَا مُوسَى وَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ (65) ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ (66) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (67) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (68)

 

***

 

فِرْعَوْنُفَأَرْسَلَ

FaEaRSaLa FiRGaVNu (FaEaFGaLa FiGLaVNu)

“Firavun irsal etti”

رِسْل Saçak demektir. Salmak fiiline dönüşmüştür. “Haber saldı” da olduğu gibi bir kimseye bir adamı göndererek ona haber ulaştırmaya irsal denir. عَلَىharfi ceri ile kullanıldığı zaman irsal askeri birlikleri göndermek anlamına gelir. رسلKur’an’da 513, ردد59 defa geçer. Toplam 572 (22*11*13) eder. رtekrarı, سmekânda diziyi yani sıralanmayı, لbelirliliği ifade eder.

Allah Musa’ya, kullarımla geceleyin yola çık vahyini verdikten sonra Musa’da yola çıkar. Surede bu çıkışı anlatmadan Firavunun yaptığını anlatıyor. Yani burada فَ harfi hazfedilmiş olan bir cümleye atıf yapar. Kur’an’da bu usul çokça bulunur. Burada atlanan cümleler ya başka surelerde zikredilir ya da biz onu kendimiz tamamlarız.

Sahirleri toplamak için görevlileri göndermede بَعْث kelimesi kullanılırken burada ise إِرْسَال kelimesini kullanılır. بَعْث yetkili olarak görevlendirmedir. Görevli kendi takdirlerini kullanarak görevi yapar. Sahirleri bulma görevi bunlara verilir. Görüşecekler, konuşacaklar, Musa’nın sihrine karşı çıkacak sahirleri bulacaklardır. Onun için ba’s kelimesi kullanılır. Burada ise Firavun doğrudan emreder, görevlilerin tebliğden başka hiçbir yetkileri olmadığını gösterir. Kendi takdirleri ve iradeleriyle bir değişiklik yapamazlar. Onun için irsal kelimesini kullanır. Resullerin de işi böyledir. Kendilerinin bir yetkisi yoktur. Sadece Allah’ın emirlerini yerine getirirler ve tebliğ ederler. Başkanların da meclise karşı takdir yetkileri yoktur. Başkan kanun yapamaz. Kanunu yorumlayamaz. Başkan sadece kanunları uygular.

فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ (53)

Fİy eLMaDAvEiNi XAvŞiRİyNa (Fİy eLMaFAvGiLi FAvGiLİyNa)

“Medain içine haşirleri”

Dana inek yavrusuna denir. Anasına meme emmek için yaklaşması haline دَانَة denir. Yaklaşmak demektir veya borçlanmak demektir. دَيْن kelimesi دِين kelimesi ile aynı köktendir. Atomlarda da oksijen hidrojene elektron borçlanır borçlu ve alacaklı birbirlerinden ayrılmadıklarından su molekülü oluştururlar. Din/دِين, kişilerin birbirleriyle ayrılamaz şekilde borçlandıkları düzendir. Aynı zamanda borç ve alacak muhasebeye dayandığı için “din” hesap, muhasebe demektir. دِينَار kelimesi de دِين‘den gelir. Burada دِين düzen demektir. Allah’ın dinine girmek kişi olarak onun şeriatını kabul etmek demektir. Bunun hesabı ahirette görülecektir. Dinin dünyevi manası İslam düzeninde olan bir devletin vatandaşlığını kabul etmek demektir. د çevreyi, ي kolaylığı, ن belirsizliği ifade eder.

حَشْر  bir araya toplanıp hareketli halde bulunan küçük böceklerdir. Sonra toplanma ve dirilme anlamları kazanmıştır. Kur’an’da حشر43, حشيise 1 defa geçer.  Toplam 44 (22*11) eder. ح boşluğu, ش aniden sıçramayı, ر tekrarı ifade eder.

حَاشِرِينَ erkek kurallı çoğuldur. Demek ki Mısır Devleti içinde bu görevi gören bir teşkilat vardır. Firavunun isteklerini halka ulaştıran bir teşkilat olduğu anlaşılır. Yine الْمَدَائِنِ kelimesini kullandığına göre küçük iller/bölgeler anlamına gelir. Mısr ise kıta merkezi olur.

Bugünkü teşkilatta da bunlara benzer kuruluşlar vardır. Polis teşkilatı bunu yapar. Ayrıca noter tebligatı da vardır.

Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası’nda bu sorun temsilcilikle çözülür. Halk isteklerini temsilcilere iletir, temsilciler merkeze iletir. Merkez bölgelerin yöneticilerini atar. İlçelerde de valilerin atadığı yöneticiler vardır. Bu yöneticiler doğrudan, vali aracı olmaksızın, bölge yöneticilerine bağlıdırlar. İlçe yöneticileri de semt yöneticileri ile ilişkili olurlar. Semt yöneticileri, bucak başkanlarını aracı yapmadan, ilçe yöneticileri ile irtibatta olurlar. Böylece merkez, halka gerekli tebliğleri yapmış olur.

 

YORUM

İsrail oğulları Yusuf Peygamber ile Mısır’a gelirler. Mısır’da çoğalırlar ve Mısır’ın ekonomisine hâkim olmaya başlarlar. Mısırlılar bundan rahatsız olurlar ve İsrail oğullarına karşı cephe almaya başlarlar. Firavun ise ekonominin onlar sayesinde varlığını sürdürdüğünü bildiğinden onların Mısır’dan ayrılmalarını istemez.

Bugün de Almanya’da da yabancı çalışanları halk istemez ama yöneticiler ekonominin onların çalışmasına dayandığını bildiği için ayrılmalarını istemezler.

Şöyle düşünülebilir. Almanya’da bir Musa ortaya çıkıp Alman yönetimine Türkleri alıp götürmek istediğini söyleyip bunun uğraşını verdiğini varsayalım. Sonunda 4 milyon Türk’ün değişik yollara çıkarak örneğin Kazakistan’a gittiklerini, semt/köy kooperatiflerini kurarak oradaki geniş topraklardan yararlandıklarını, böylece üçüncü binyıl uygarlığını kurduklarını düşünelim.

Neden Almanya’daki Türkler?

Çünkü onlar Batı uygarlığını ve teknolojisini öğrenmiş bulunurlar. Neden oradan çıkarlar? Çünkü orada yenilik yapma şansları çok az görünür.

Üçüncü binyıl uygarlığının oluşabilmesi için Kur’an’ın öğrenilmesi ve uygulanması gerekir. Bunun için göç edeceğimiz bir yere hatta çöle ihtiyacımız vardır. Bugünün çölü Türkiye’nin köyleridir. Şehirleşme sonucu köyler boşalmış adeta çöllere dönmüştür. İsrail oğullarının çöle gittikleri gibi müminlerin de köylere gitmeleri gerekir. İmkânlar var, yollar var, elektrik var ama insan yoktur. Demek ki Allah bize büyük imkânları in’am etmiştir.

 

Öz Türkçe ile:

“Firavun toplayıcıları kentlerin içine saldı.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Firavun haşirleri medain içine irsal etti.”

 

FaEaRSaLa FiRGaVNu Fİy eLMaDAvEiNi XAvŞiRİyNa

فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ (53)

 

***

 

إِنَّ هَؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ (54)

EinNa HAvEuLAvEi LaŞiRÜiMatTün QaLİyLUvNa (EinNa HaEuLAvEi LaFiRGiLaTün FaGİyLUvNa)

“Bunlar kalil bir şirzimedir.”

شَرِيد bir deriden kesilmiş ince uzun parçadır. شِرْدِمَة veya شِرْذِمَة topluluktan kopan küçük topluluk demektir. Kur’an’da شرد 1, شرذم 1 defa geçer. Toplam 2 eder. ش ani boşalmayı, ر tekrarı, د duvar benzeri çemberi ifade eder.

قَلِيلküçük su kabı bidondur. كُوز büyük su kabıdır. Su akar. كُوز kesr şeklinde çoğu ifade etmiştir. قَلِيل ise azın adı olmuştur. ق kuvveti, ل belirliliği ifade eder. Sınırlı miktardadır anlamındadır.

Ayette “Haşirleri medinelere irsal etti.” diyor. “Onlar insanları toplamaya gittiler.” demeyip bunu hazfeder. Onların halka söyledikleri cümleleri söylemiş olur. قَالَ قُولُوا لِالنَّاسِ“Na’sa söyleyin” der. Toplayıcılar da gidip söylerler. Halk da Firavunun bu emrine itaat eder ve toplanıp Musa Peygamber’in arkasına düşerler.

Kur’an burada bunları anlatmaz.

Haşirler halka, bunlar küçük bir topluluktur, sayıları azdır derler. Halkı ikna etmeye çalışırlar. Hükümdarlar güçlerini halktan alırlar. Yönetimin adı demokrasi olsun olmasın, halk eğer iktidarı destekliyorsa o devlet güçlü olur. Halk iktidarı desteklemiyorsa korku içinde hükmedene itaat etse de devlet hiçbir zaman başarılı olmaz. Firavun bunu bildiği için, halkı ikna edecek cümleleri tebliğ etmeye çalışır.

قَلِيلُونَ kelimesi kurallı erkek çoğuldur. Topluluğu ifade eder. Demek ki Mısır’da İsrail oğulları ayrı topluluk olmuşlardır.

Adil Düzen İnsanlık Anayasası’nda da toprakları ayrı olmadığı halde farklı sosyal gruplar vardır. Biz bunlara dayanışma ortaklığı deriz. Tarihte bunlara “akile” denir. İlmi, mesleki, siyasi ve ahlaki dayanışma ortaklıkları vardır. Bunlar; medreseler, loncalar, sipahi teşkilatı ve tarikatlar olmuştur. Demek ki dayanışma ortaklıklarında tüzel kişilikler vardır.

 

Öz Türkçe ile:

“Bunlar az bir örgüttür.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Bunlar kalil şirzimedir.”

 

EinNa HAvEuLAvEi LaŞiRÜiMaTün QaLİyLUvNa

إِنَّ هَؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ (54)

 

***

 

وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ

Va EinNaHuM LaNAv LaĞAv EiJUvNa (Va EinNaHuM LaNAv LaFAvGiLUvNa)

“Onlar bize ğaiz haldeler.”

غَلِيظ kaba demektir. Kalın anlamındadır.  Yani incenin karşıtıdır. غيظ 11, غلظ 13 defa geçer. Toplam 24 (23*3) eder. غ değişmeyi, ي kolaylığı, ظ karanlığı ifade eder. Türkçede kaba davranmak tabiri var, karşıdaki insana saygısızlık göstermek. İnce kelimesi de karşılığında kullanır. İncelik gösterdi deriz.

Buradaki وَ harfi hal harfidir. Gayz içinde olan küçük bir topluluk diyor.

Firavun, İsrail oğullarının Mısırlılara kaba davrandığını, saygısızlık gösterdiklerini ifade eder. Göç ile gelenler birbirlerini tutarlar ve çalışkan olurlar. Kendilerini varlıklı kılarlar. Yerli halkı küçük görürler. Yerli halk da gelenlerden rahatsız olmaya başlar. Bu durumdan yararlanan Firavun halkını bu ifadeyle ikna etmek ister. Buradan İsrail oğulları ile Mısırlılar arasında bir gayz olduğu öğrenilmiş olur.

Uygarlıklar savaşlarla ve göçlerle doğarlar ve gelişirler. Üçüncü binyıl uygarlığının oluşması da çatışmaya veya yarışmaya dayanır. Çatışma kurallar içinde olunca yarışma olur. Tarih çatışma ile yarışma arasında oluşur. Peygamberler yarışmayı, filozoflar çatışmayı esas alırlar. Bazen çatışmacılar bazen yarışmacılar üstün olurlar. Bundan 200-300 sene evvel yarışmacılar hâkim iken şimdilerde ise çatışmacılar hâkimdir. O kadar ki çatışmacılar en yüksek seviyeye çıkmışlar, yarışmacılar ise en aşağı seviyeye inmişlerdir.

Üçüncü bin yıl uygarlığı tekrar yarışmacıların üstün olacağı bir uygarlık olacaktır.

Yarışmacıların başarılı olabilmesi için semtler halinde Kur’an’ın ifadesi ile küçük küçük şirzimeler şeklinde organize olmaları gerekir. Semt Kooperatiflerini kurmaları, 100 Lojmanlı İşyeri Apartmanlarını inşa etmeleri şarttır. Her şirzime diğer şirzimelerle yarış içinde olur. Şirzime içinde anlaşamayanlar kolaylıkla şirzimelerini değiştirebilir veya yenisini oluşturabilir. Demek ki Semt Kooperatifleri Mısır’daki İsrail oğulları gibi topluluktan ayrılarak topluluğu kendi başlarına bırakıp onlar vadedilmiş yerler olan çöllere nasıl gittilerse bizler ise cennet benzeri köylere/beldelere doğru yol alırız.

 

Öz Türkçe ile:

“Onlar bize kaba durumdalar.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Onlar bize ğaiz haldeler.”

Va EinNaHuM LaNAv LaĞAvEiJUvNa

وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ (55)

 

***

 

وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ (56)

Va EinNAv LaCaMİyGun XAvÜiRUvNa (Va EinNAv LaFaGİyLun FAvGiLUvNa)

“Ve biz hazirun cemi’iz.”

جُمْعَة yumruk demektir. Sonraları toplama ve birleştirme anlamlarında kullanılmıştır. İnsanların ve develerin toplanmaları bu kelime ile ifade edildiği gibi mal stoku da bu kelime ile ifade edilmiştir. Mal ve para bir işte kullanıldığı zaman değerlidir. Onları hapsedip stoklamak kişiye bir fayda vermediği gibi topluluğun haklarını da gasp sayılır. Böylece bu sure bundan sonraki surelerin ortaya koyduğu ekonomik kuralların temelini atmış olur. Çalışıp kazanmak ve onu harcamak, ne kadar ibadet ise stok yapıp elde tutmak da o kadar günahtır. جمع Kur’an’da 129, جمح 1 defa geçmektedir. Toplam 130 (2*5*13) eder. ج topluluğu, م enginliği, ع etkiyi ifade eder.

حِذْر Savaşta kullanılan savunma aletidir, kalkan gibi. حذر Kur’an’da 21, حثث 1 defa geçer. Toplam 22 (2*11) eder. ح hareketi, ذ işareti, ر tekrarı ifade eder.

 

Bugünkü askerlik tabirinde ikmal denir. Orduda savaş birlikleri ve ikmal birlikleri vardır. Savaşlar, savaş birlikleri tarafından yapılır. Kısa zaman için güçlü savaş birlikleri güçlü olan ordular galip olurlar. Uzun zaman içinde ise ikmal birlikleri güçlü olan ordular galip gelir. Güçlü ikmale sahip olan devletler savaşmadan savaşı kazanırlar. Savaşacak ordular, savaşa girmeden önce, kendisiyle savaşacak olan devletin ordusu kendisinden daha güçlü ikmale sahipse savaşa girmezler.

Firavun kendi halkına bunu hatırlatır. Biz güçlü ikmale sahibiz onlar bizimle savaşamazlar. Biz onları yakaladığımız zaman ya gerisin geri getirir yine çalıştırırız ya da onları öldürürüz demiş olur.

 

YORUM (54-55-56. ayetler)

Savaş ölmeyi göze alan iki birlik arasında olur. Bir iş yaparsınız, zarar edebilirsiniz ama başka bir işte kazanırsınız. İflas edenler bile çalışarak itibarlarını yeniden sağlarlar. Savaşta ise böyle bir durum yoktur. Ya galip gelir yaşarsınız ya da mağlup olur yok olursunuz.

Savaşın bu kuralı bugün değişmiştir. Savaşları Sermaye ayarlar, birlikleri savaştırır. Mağlup olan birliğe yardım edip onu galip getirir. Sonra da sulh masasına oturtup onlar arasında denge kuracak şekilde toprakları bölüştürür.

Birinci Cihan Savaşı’nda ve İkinci Cihan Savaşı’nda galip devletler Sermaye’nin desteğiyle galip geldiklerinden mağlup olan devletleri ortadan kaldıramamışlar hatta sınırları bile değiştirememişlerdir. Almanlar ve Japonlar mağlup olmuş ama sonra en güçlü devlet olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Sermaye’nin bu savaştırma ve sonunda savaşı zafersiz bitirme taktiği dolar gücüyle gerçekleşir. Karşılıksız olarak çoğaltılan Dolar gücüyle Sermaye sonunda hep galip gelir. Faizli sistem tıkanınca savaş çıkarılır. Savaş sonu harap olan beldeler yeni faizli kredilerle yeniden imar edilir.

Bu taktik bugün uygulanamaz. Tam istihdam sağlandığından ve bütün varlıklar Sermaye’nin olmasından dolayı savaşın yıkacağı apartmanlar ve binalar kalmamıştır. Bugünkü sıkıntı buradan kaynaklanır. Devletler, bugünkü Firavun olan Sermaye’ye karşı çıkabilirler, emirlerini yerine getirmeyebilirler. Şartlar o kadar değişmiştir ki Türkiye bile bağımsızlığını ilan ederek Sermaye’ye meydan okur hale gelmiştir. Sermaye, devletleri kalil şirzimeler görüp savaş hazırlığını yapar. Onun da haşirleri vardır. O da Firavun gibi ordusunu toplar. Bugünkü Firavunun haşirleri basın yayın olarak karşımıza çıkar. Şimdilik Firavun gibi insanları toplayıp devletlere saldırır. Bugünkü durum Firavunun haşirini meda’ine saldığı duruma benzer.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve biz varlıklı orduyuz.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve biz hazirun cemi’iz.”

 

Va EinNAv LaCaMİyGun XAvÜiRUvNa

وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ (56)

 

***

 

فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍوَعُيُونٍ (57)

FaEaPRaCNAvHuM MiN CanNAvTin Va GuYUvNin (FaEaFGaLNAvHuM MiN FaGLAvTin Va FuGUvLin)

Onları cennetlerden ve a’ynlardan ihraç ettik.”

خَرْج duvarın dışına sürülen harçtır. Sonra dışarı anlamı kazanmıştır. Mastar olarak dışarı çıkmak demektir. إِخْرَاج ise çıkarmak, kusmak demektir. خ çökmeyi, ر tekrarı, ج topluluğu ifade eder.

جَنَّة bahçe demektir, dışarıdan iç tarafı görünmeyen meyveliklerin adıdır. جَنِين kelimesi buradan gelir. Görünmeyen varlıklara جِنّ denir ve  إِنْسe karşı kullanılır. ج topluluğu, ن belirsizliği ifade eder. جنن Kur’an’da 201, جول 3 defa geçer. Toplam 204 (22*3*17) eder.

عَيْنgöz, أَوْيَة göze demektir. Önce pınarların akan gözüne, sonra da insanların gözüne عَيْن denmiştir. Topluluklarda kelimelerin birbirine aktarılması olduğu gibi, benzetmelerin aktarılması da vardır. Türkler ve Araplar gözü hem pınar için hem de görme aleti için kullanmışlardır. عينKur’an’da 65,عير ise Kur’an’da 3 defa geçer. Toplam 68 (22*17) eder. ع etkiyi, ي kolaylığı, ن belirsizliği ifade eder.

Yine فَharfi getirilir. Burada da hazf var demektir. Toplanırlar ve yola çıkarlar. Toplananlar, o gün yerlerini yurtlarını, bütün varlıklarını bırakıp Musa’nın peşine düşerler. Musa’nın yakalanacağı, tekrar yurtlarına dönecekleri inancı içinde yola çıkarlar. Ama bir daha geriye dönemezler. Buradaki فَ harfi bu çıkışlarının bahçelerinden çıkış olduğunu gösterir. “Biz çıkardık” diyor. Mısırlıların yurtlarından çıkmasını gerçekleştirmek için Allah Firavuna ve halkına İsrail oğullarını kalil şirzime gösterir, kendilerinin ise güçlü olduklarına inandırır. Böylece Musa’nın peşine düşerler. Mısır yönetimindeki hâkimiyetlerini böylece kaybederler.

Mısır ekonomisi Nil nehrine dayanır. Mevsimlerinde coşar, sonra çekilir. Bıraktığı toprak verimli ekine sahiptir. Böylece Mısır kalabalık toplulukları yaşatır.

جَنَّات bahçeler demektir. Nil yatağında bahçeler olmaz. Demek ki Nil’in dışında Nil’e dokunan suların çıktığı yerlerde pınarlar vardır ve bahçeler vardır. Nil’in zenginliklerinden onları çıkardık demiyor da pınarlardan ve bahçelerden çıkardık diyor. Pınarlı bahçelerden çıkardık demiyor, pınarlardan çıkardık diyor. İçme suları Nil suları değildir. Pınarlardan çıkardık demek, onları pınarlı suların topraklarından çıkardık demek. Nil yataklarında özel mülkiyet yoktur. Nil çekildiğinde yönetim, toprakları bölüştürür, orada ziraat yapılır, kamu ambarlarına konur, sonra yıl içinde Mısır halkına bölüştürülür. Bölüşmenin olabilmesi için tüm sene içinde halkın çalıştırılması gerekir. Halkın çalışabilmesi için ehramlar yapılır. Böylece Mısır halkına yiyecekleri bölüştürür ve büyük yapılar ortaya çıkmış olur. Burada bu bölüşümün sona ermediği ancak halkın sahip olduğu bahçe ve pınarların terk edildiği anlatılır.

 

Öz Türkçe ile:

“Onları bahçelerden ve pınarlardan çıkardık.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Onları cennetlerden ve a’ynlardan ihraç ettik.”

 

FaEaPRaCNAvHuM MiN CanNAvTin Va GuYUvNin

فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (57)

 

***

 

وَكُنُوزٍ

Va KuNUvZin (Va FuGUvLin)

“Ve kenzlerden”

كَنْزsandığa konulan artık maldır. Yani mal birikimidir, bir nevi zenginliktir. Kur’an’da  كنز9, 1 defa da كنس geçer. Toplam 10 (2*5) eder.

ك oluşumu, ن belirsizliği, ز zamanda sıralamayı ifade eder.

Mısır bürokratları Nil’in çevresindeki toprakları bölüşmüş, oraların gelirleriyle zenginleşmiş, üst tabaka olmuşlardır. Kendileri devlet yönetiminde görevler almışlardır. Nil topraklarında çalışmazlar. Nil topraklarını İsrail oğulları gibi köleler eker.

Bugün de zenginler vardır. Bunlar işverendir. Çalışanlar ise işçilerdir. Faizli ekonomi sonucu halk borçlanarak yaşar.

Musa’nın peşine düşenler bu bürokrat sınıftır. Onlar bahçelerini kaybetmişlerdir.

وَمَقَامٍ كَرِيمٍ (58)

Va MaQAvMin KaRİyMin (Va MaFGaLin FaGİyLin)

“Ve kerim makamdan.”

كَرْم üzüm salkımıdır. كَرُمَ fiil olarak bol yağmur yağdı, yani iyi üzüm oldu manasında kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonra iyi ve güzel oldu anlamı kazanmıştır. “İkram etti” de iyilik etti demektir. “İhsanإِحْسَان/” da iyilik ama daha çok manevi, “ikram/إِكْرَام” ise daha çok maddi iyiliktir.

كرم Kur’an’da 47,كنز ise 9 defa geçer. Toplam 56 (23*7) eder. ك oluşu, ر tekrarı, م enginliği ifade eder.

قَائِمَةHayvanların ön ayaklarına denir. قَوْم ise ağacın gövdesi demektir. Kıyam etmek (قِيَام), kalkmak veya ayakta durmak anlamındadır. قَائِمayakta durandır. Mecazi olarak sağlam, bozulmamış veya bozulamayacak anlamındadır.ق dayanıklılık manasında güçlü olmayı, و beraberliği, م ise hava, su, atmosfer gibi enginliği ifade eder.

Topluluk içinde insanların bir yeri vardır. Herkes kişiyi olduğu yerde görmeye başlar. Üç grup insan var. 10’da 1 civarında üst grup oluşur, 10’da 1 civarında da aşağı grup oluşur. Yüzde 80 halk bunları üstün veya aşağı görürler. Üsttekiler bütün halkı aşağı görürler.

Bugün de işverenler var ve işçiler var. İşçilerden geliri yüksek olan bürokratlar var. Sermaye üstte yer işgal eder ve diğer bütün halkı aşağı görür.

Halkın üstün gördüğü kimselerin yeri kerim makamdır. Herkes o yeri almaya çalışır. Herkes zengin olmak için uğraşır.

Mısır’da da herkes devlet yönetiminde bir yer alıp, üst sınıfa geçme çabasındadır. Peygamber Musa’nın arkasından gidenler bu çabada olan makam sahipleri kişilerdir.

 

YORUM (57 ve 58. Ayetler)

Bir binanın nasıl farklı parçaları varsa, demiri, çimentosu, kapısı, döşemesi, penceresi farklıysa, öyle de topluluğun farklı kişileri vardır. İnşaatı yapmak için bu farklı parçaları bir araya getirmek gerekir. Benzer parçalardan ya da aynı parçalardan bina yapılamaz.

Topluluğun oluşması için de farklı kişilerin bir araya gelmesi gerekir. Birbirine benzeyen kişilerden topluluk oluşamaz. Allah insanları var ederken onlara farklı özellikler yükler. Nasıl ki farklı binalarda benzer parçalar varsa farklı topluluklarda da benzer kişiler vardır. Bunun anlamı, Kahire’de kimler varsa Atina’da da onlar vardır; Paris’te, İstanbul’da, Pekin’de de onlar vardır.

Kur’an bize Mısır uygarlığını anlatırken aynı zamanda insanın topluluk halindeki yapısını da anlatmış olur. Burada geçen kelimeleri günümüzün yapısı içinde manalandırırsak geçmişi daha iyi anlarız. O halde bir taraftan günümüzü bilebilmemiz için geçmişi bilmemiz diğer taraftan geçmişi bilebilmek için günümüzü bilmemiz gerekir. Günümüzü bilebilmemiz için sosyoloji ve psikoloji ilimlerini çok iyi bilmemiz gerekir. Bu ilimlerin öğrenilebilmesi için deneyler yapamıyoruz ancak gözlem yapabiliriz. Astronomi ilmi gibi bu ilimler de müşahede ilmidir.

Merkezi yönetimlerde yerel yönetimler bağımsız olmadığı için, yerel yönetimler topluluk oluşturamaz. Halk birer yığın halinde yaşar. Yerinden yönetimde ise her topluluk kendi yapısıyla ilgili yapılaşmayı oluşturur ve farklı topluluklar ortaya çıkar. Bu farklı toplulukları inceleyerek sosyoloji ve psikoloji ilimlerini müspet ilim haline getirebiliriz. Bizim “Semt” ve “Bucak” önerilerimiz bu ilimlerin de müspet ilim haline gelmesi için bir araç sayılır.

Semtler oluştuktan sonra farklı sosyal yapılar gelişir ama insanlığın ortak yapısı da ortaya çıkar. Böylece farklılık ve birlik içinde sosyoloji ve psikoloji öğrenilir. İnsanlar daha ileri topluluklar oluşturma imkânına ulaşırlar.

 

 

Öz Türkçe ile:

“… ve birikimlerden ve görkemli konumdan.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“… ve kenzler ve kerim makamdan.”

 

Va MaQAvMin KaRİyMin Va KuNUvZin

وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ (58)

 

***

 

كَذَلِكَ

KaÜaLiKa (KaÜaLiKa)

“Bunun gibi

Buradaki işaret edilen husus Firavunun Mısır bürokratlarını toplayıp Musa’nın peşine düşmesidir. ذَلِكَ demeyip كَذَلِكَdemesi, bu kelimenin mübteda değil, haber olmasından dolayıdır. Mübteda hazf olmuştur. Bunlar bizim sünnetimizdir. Yapmak istediğimizi böyle yaparız. Daha iyisini gösterir, oraya yönlendiririz ve pirince giderken bulgurdan ederiz.

Başarısızlıkların büyük kısmı böyle ortaya çıkar. İnsanlar daha iyisini elde edelim diye mevcut olanı da kaybederler. Sermaye bunu çok iyi bildiği için, başarıya gitmekte olan firmaların yanına çantalı birisini gönderir. Bu kişi bankadan geliyorum der. Başarılı çalışmanızdan dolayı sizi desteklemek isteriz, biz size kredi verelim, üretiminizi üç-dört misli arttırın der. Girişimci de daha büyüğüne ulaşmak için bunu kabul eder. Böylece büyük iş yapmaya başlar. Mallarını da Sermaye satın alır. Sonra birden mallarını almaz ve firma iş yapamaz, bankaya borcunu ödeyemez. Banka da bu firmanın mallarını 5’te 1 değerle kendi taşeronlarına aldırır. Kendi taşeronu olmayan firmaları böylece devre dışı bırakır.

Allah da Mısır’ın kötü yöneticilerini devre dışı etmek için onları Musa’nın arkasına koşturtur ve sonunda Mısır’ı onların elinden kurtarır.

وَأَوْرَثْنَاهَابَنِي إِسْرَائِيلَ (59)

Va EaVRaÇNAvHAv BaNİy EiSRAvEİyLa (Va EaFGaLNAvHAv FaGLİy EiFGAvLİyLa)

“Ve onları İsrail oğullarına iras ettik.”

إِرْث ateş söndükten sonra kalan kül ve kömür atıklarına denir. Ölülerin bıraktıkları mallara “miras” denir. Bunlara sahip olmaya da “vâris” denir. Kur’an’da ورث 35, ورد ise Kur’an’da 11 defa geçer. Toplam 46 (2*23) eder. و beraberliği, ر tekrarı, ث dağınıklığı ifade eder.

سَرِيّ akan deredir. Görünmemek için gece yapılan yürüyüşe “seriye” denir. Askeri birlikler gece yürüdükleri için onların adı da seriyedir. إِسْرَاى gece yürümek demektir. سريKur’an’da 51,سلو 3 defa geçer. Toplam 54 (2*33) eder.  س mekânda diziyi, ر tekrarı, ي kolaylığı ifade eder.

Buradaki  هَاzamiri (وَأَوْرَثْنَاهَا) yukarıda sayılan cennetlere, a’ynlar ve kenzlere gider.

İsrail oğulları Mısır’da bağ bahçelere sahip olmamışlardır. Olsalar bile Mısır’dan çıktıktan sonra bir daha oraya dönmemişlerdir.

Buradaki  هَاzamiri (وَأَوْرَثْنَاهَا) Mısır’daki bağ bahçe değil, genel olarak bağ bahçedir. Yukarıdaki جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ وَكُنُوزٍkelimeleri çoğul ve nekredirler. Belli bahçeleri ve belli pınarları değil de, genel olarak bahçeleri, pınarları ve kenzleri bırakmışlardır diyor. Dolayısıyla buradaki هَاzamiri nekreye gittiği için Mısır’daki bağ bahçenin olduğunu ifade etmez.

Yukarıda sayılan nimetler çoğul olarak sayılır. Sadece kerim makam müfrettir. هَاzamiri çoğula gider. Dolayısıyla مَقَامٍكَرِيمٍ ifadesi هَاzamirinin içinde yoktur. Yani İsrail oğulları Mısır’a benzer bir örgüte vâris olmamışlardır.

 

YORUM

İsrail oğulları Mısır’dan çıkarlar, kırk sene çölde dolaşırlar. Musa ölmeden evvel Kudüs çevresini göstererek ‘Burası sizin topraklarınızdır’ der ve ölümünden sonra bugünkü İsrail devletinin olduğu topraklara girerler. Burada yeni bir medeniyet kurarlar.

İlk medeniyet Mezopotamya’da Nuh Peygamber ve diğer peygamberler tarafından oluşturulur. İkinci medeniyet Mısır’da oluşurken Mezopotamya medeniyetini esas alırsa da kuvvet medeniyetine dönüştürülür.

İsrail oğulları ikinci Hak medeniyetini kurarlar. Kuvvet medeniyetinin oluşturduğu imkânlara İbrani uygarlığı sahip olur. Onun mirasçısı olur.

Bunlardan sonra Grek medeniyeti doğar ve Grek medeniyetine Hıristiyanlar vâris olurlar. Sonra da Roma medeniyeti doğar, ona da Müslümanlar vâris olurlar. Şimdi kuvvet medeniyeti olarak Batı Medeniyeti hâkimdir. Ona ikinci Kur’an medeniyeti vâris olacaktır. وَharfiyle atfederek bu miras olma hususunun bir örneğini bize anlatmış olur.

 

Öz Türkçe ile:

“Bunun gibi, onları da İsrail oğullarına bıraktık.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Bunun gibi ve onları beni israile iras ettik.”

 

KaÜaLiKa Va EaVRaÇNAvHAv BaNİy EiSRAvEİyLa

كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ (59)

 

***

 

فَأَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ(60)

FaEaTBaGUv Hum MuŞRiQİyNa (FaEaFGaLUvHum MuFGiLİyNa)

“Onlara müşrig olarak itba’ ettiler.”

تَبِيع inek yavrusu, dana demektir. Dana annesinin yaptığını yapar, peşinden dolaşır, buradan tabi olmak anlamına gelmiştir. ت düzendir, görünüşte düzen değil, fonksiyonda düzendir, dağınık ama düzenli. ب geçidi, ع etkiyi ifade eder.

شَرْق güneşin doğduğu yerdir. Kur’an’da  شرق17, شرح 5 defa geçer. Toplam 22 (2*11) eder. ش ani sıçramayı, ر tekrarı, ق dayanma kuvvetini ifade eder.

فَ harfi takip harfidir. İsrail oğulları vâris olduktan sonra kovalanmazlar. Vâris olmadan önce kovalanırlar. O halde فَ harfinin bir başka manası olması gerekir.

Açıklama ‘F’si olmalıdır.

Allah iktidarı İsrail oğullarına devretmek için onları Mısır ülkesinden çıkarıp Mısırlılar tarafından kovalanmalarını sağlar. Buna vurgu yapmak için فَ harfini getirir. Yukarıda ifti’al babı ile getirmiştir. Kovalama değil de tabi olma, uyma anlamında olduğu daha önce belirtilmiştir. Burada ise ifti’al babı değil de if’al babı getirilmiş olduğuna göre bizim daha önce vermiş olduğumuz mana burada teyit edilmiş, Kur’an böylece bizlere mübin olmuştur.

مُشْرِقِينَ kelimesi haldir. “İşrak etmek” demek, şarka doğru (Güneşin doğmasıyla) gitmek manasındadır.

 

YORUM

Musa’nın geçtiği denizin Nil olduğunu söyleyenler vardır. Musa’nın bulunduğu zamanın Firavunu ikinci Ramses olarak tespit edilmiştir. (Mete Firidin’e göre 8. Sobekotob, Lütfi Hocaoğlu’na göre 3. Tutmose’dir.) Eğer denizden kasıt Nil Nehri ise ikinci Ramses’in ehramı Nil’in çok batısında olmalıdır. Böyle olmadığını düşünüyorum. O takdirde bu ayet Süveyş berzahını işaretlemiş olur.

Musa’nın Süveyş berzahını bilmemiş olması mümkün olamaz. Süveyş berzahı gel-git ile bazen suların altında kalır bazen de açılır. Musa Firavunun kendilerini kovalayacağını sanmaz. Süveyş’e gelerek deniz varsa bile beklemeyi ve açıldıktan sonra yollarına devam etmeyi planlar veya düşünür veya kendisine vahiy yoluyla bildirilir.

Firavun kovalamaya başlayınca işler değişir. Üstelik deniz de kapalı yani su ile doludur. Böylece Musa’nın arkadaşları birden şaşkına dönerler. Allah Firavunun bürokratlarını boğup Mısır’ı zulüm yönetimden kurtarmak için böyle saatlerde gitmelerini gerçekleştirmiş olur.

 

Öz Türkçe ile:

“Onlara ortak eneler olarak uydular.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Onlara müşrig olarak itba’ ettiler.”

 

 

FaEaTBaGUv Hum MuŞRiQİyNa

فَأَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ (60)

 

***

 

فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ

FaLamMAv TaRAvEy eLCaMGAvNi (FaLamMAv TaFAvGaLa eLFaGLAvNi)

“İki cem’ birbirini re’y ettiğinde”

رَايَةbir yere konmuş, oranın özelliğini gösteren işaret demektir. Uzaktan görülebilen işarettir. رَأْي ise görmek anlamındadır. رَأْي derinlemesine görmek, نَظَر genişlemesine görmek, بَصَر uzağı görmek, شُهُود ise içinde bulunmak, her yönüyle görmek demektir. رَايَة uzaktan görülebilen işaret demektir. بَصَر göz demektir. “Nazar” korkuluk demektir.ر tekrarı, ء gücü, ي kolaylığı ifade eder.

Buradaki فَ harfi takip harfidir. Firavunun cemaati, Musa’nın cemaatini kovalamak için hareket eder. Musa’nın cemaati ise berzahın kenarına gelmiş/girmiş, berzah su kaplı olduğu için açılmasını bekler. Böylece Firavunun ordusu görünür görünmez birbirlerini görmüş olurlar.

Görülen ve anlaşılan odur ki şayet Musa’nın cemaati yürüyüşte olsa buradaki تَرَاءَى kelimesi kullanılmaz.

الْجَمْعَانِ kelimesi ikil gelir. İkisinin ve/veya iki tarafın birbirlerini gördüğü ifade edilmiş olur.

لَمَّا kelimesi إِذَا kelimesi gibidir. إِذَاda şart var, لَمَّاda yoktur. إِذَا geleceği, لَمَّا maziyi ifade eder.

قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى

QAvLa EaÖXAvBu MUvSAv (FaGaLa EaFGAvLu FuGLAv)

“Musa’nın ashabı kavl etti”

صَحِيفَة üzerine yazı yazılmış veya şekil çizilmiş deri, tuğla ve kâğıt gibi şeylerdir. İlk mülkiyet araçlar صَحِيفَةüzerinde olmuştur. Taş sopa gibi. فharfi ب‘ye dönüşmüş ve sahip olunan veya sahip olan anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Sonra sohbet etmek, yazılı metinler üzerinde konuşmak ve daha sonra da arkadaş olmak anlamlarına gelmiştir. Bir memleketin halkına أَصْحَابُdendiği gibi herhangi bir işte birlikte olanlara da أَصْحَاب denir. “Sahabe” kelimesi buradan gelmektedir. صحبKur’an’da 97, سحب ise 11 defa geçer. Toplam 108 (22*33) eder. ص dayanma gücünü, ح hareketi, ب geçidi ifade eder.

Peygamberlerin cemaatlerine صَاحَبَة denir. Peygamber cemaatin üstünde değildir. Onlarla eşit seviyedeki arkadaşlarıdır. Onları birleştirir, bir araya getirir. Ama bunu silah zoruyla değil, para gücüyle değil, onlarla sohbet ederek yani anlatarak ve anlaşarak bunu yapar.

Birinci Kuran uygarlığında Peygamberin cemaatine ashap dendiği gibi ondan sonra gelen müçtehitlerin arkadaşlarına da ashap denir.

Türkler asker bir topluluk oldukları için iktidar onlara geçince şeyhlerine üstün rütbeler verirler. Müslümanlar peygamberlerine unvan olarak “Aleyhisselam”, sahabelere de “Radiyallahu-anh”, ondan sonra gelen âlimlere de “Rahmetullahi-aleyh’’ tabirlerini kullanırlar. Osmanlılarda böyle birçok unvanlar vardır. Bu unvanlar halk tarafından da tercih edilir. Mustafa Kemal bu unvanların kullanılmasını yasaklar.

Kur’an’da “Rasîh, Fakîh, Zâkir, Âmil” benzeri vasıflar zikredilir. Üzerinde çalışmalar yapılarak hazırlanan Adil Düzen Anayasası’nda bunlar benimsenir. Bir kimsenin doktor olduğunun çevrede bilinebilmesi için özel kıyafetle dolaşmasını bu bakımdan bize göre doğru buluruz.

إِنَّا لَمُدْرَكُونَ (61)

EinNAv LaMuDRaKUvNa (EinNAv LaMuFGaLUvNa)

“Biz mudrek olanlarız.”

دَرْك olgunlaşmış meyvedir. درج yukarıya doğru, درك aşağıya doğrudur. Kur’an’da böyle ifade eder; الدَّرْكِالْأَسْفَلِ ve الدَّرَجَاتُالْعُلَى. د çevreyi, ر tekrarı, ك oluşmayı ifade eder.

Musa’nın arkadaşları Firavunun ordusunu görünce yakalandık derler.

Bir topluluğun bir kimseye tabi olması için o kimsenin zor durumda kalan topluluğu kurtaracak bir mahareti göstermesi gerekir. Allah peygamberlerine böyle durumlar ortaya çıkarır, onu aşacak imkânları da onlara verir. Onlar da bu imkânlar ile kendilerinin görevli olduğuna halkı inandırmış olurlar.

Günümüzde artık peygamberler gelmeyecek, peygamberlere verilen mucizeler de olmayacaksa da Kur’an’ın mucizeleri olacak ve açıkça ortaya çıkacaktır. Bu mucizeler insanları Kur’an’ın etrafına toplayacaktır. Benim görüşüme göre bu mucizelerden biri “tedayün ayeti”nde anlatılan “selem senedi”dir.

Ekonomik krizlere girmiş olan ve sıkıntılar içinde yaşayan insanlığın kurtuluşu selem sistemiyle sağlanacaktır. Semtler birbirlerine siparişler yapacak ve bu siparişler sayesinde ekonomik krizler atlatılacaktır. İnsanlık işte bu büyük ekonomi krizi beklemektedir. Bu yalnızca virüsten dolayı oluşacak bir kriz değildir. Bu kriz tam istihdam sağlandığı için faizli kredi sisteminin çalışmaz olmasından doğan bir krizdir. İbni Abbas, faiz yasaklanınca selem teşri edildi der. Yani o günkü insanlar bile bugün selemin faiz yerine geçtiğini bilirler.

 

YORUM

Peygamber Musa’nın esas mucizesi yılan olan asa/sopa mucizesi değildir. Denizi geçmek de değildir. Asıl mucizesi, sayıları yüz binlere varan bir topluluğu peşine takıp, korkunç yolculuğa çıkabilmesi ve sonra 40 yıl çöllerde onlar ile dolaşmasıdır. İsrail oğullarının bu birliktelikleri, inançları, sabırları onları diğer milletlerden üstün kılmıştır, kılar. Araplar dâhil bu kadar büyük sabır ve birlik gösteren başka bir kavim yoktur.

Bugün dünyaya Yahudi Sermayesi hâkimse bu onların o zaman göstermiş olduğu işte bu sebat sayesinde olmuştur. İsrail oğullarından olmayan bizlerin bunları kıskanma yerine, Allah neden onları öyle faziletli kıldı demek yerine, onların gösterdiği sabrı ve birliği göstermesi gerekir.

Mısır’da İsrail oğullarını sınıf olarak aşağıda görürlerse de yaşayışları Mısırlıların üstünde olmuştur. Musa’nın gösterdiği mucizelerden Mısırlılar yeterince etkilenmemişlerdir.  Buna karşılık İsrail oğulları bu mucizeler sayesinde Musa’nın arkasından gitmişler ve büyük bir ulus olmuşlardır.

Bizim Akevler’de ve Millî Görüş’te yaptığımız çabalar çevreye etki etme bir tarafa mukavemetler ile karşılaşmışsa da Kur’an’ı kabullenen kimseleri bir araya getirmeyi başarmıştır.

 

Öz Türkçe ile:

“İki birlik birbirini gördüğünde Musa’nın arkadaşları ‘Yakalandık’ dediler.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“İki cem’ birbirini rey ettiğinde Musa’nın ashabı ‘Biz mudrek olanlarız’ diye kavl etti.”

 

FaLamMAv TaRAvEa eLCaMGAvNi QAvLa EaÖXAvBu MUvSAv EinNAv LaMuDRaKUvNa

فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَىإِنَّا لَمُدْرَكُونَ (61)

 

***

 

قَالَ كَلَّا

QAvLa KalLAV (FaGaLa KalLAV) Kella diye kavl etti

“Kella diye kavl etti”

Burada kavl eden Musa’dır. Demek ki Musa’nın arkadaşları yakalandık derken Musa’ya soru sormak istemişlerdir. Yani ‘İşte geliyorlar, yakalandık, ne olacak?’ diye sormuşlardır. O da hemen cevap vermiştir. Ayette مُوسَىقَالَ demiyor da sadece قَالَ demektedir.

Arap dilinde قَالَ denildiği zaman karşılıklı konuşma ifade edilir. Konuşanların isimleri zikredilmez. Baştanلِ قَالَ denir ve sonra kavl edenler ile kavl olunanlar arasında konuşmalar devam eder.

Musa’nın ashabı kavl etti sözünde لِمُوسَى kelimesi hazf olmuştur. “Ashabı Musa/أَصْحَابُمُوسَى” ifadeleri buna delildir. Burada eğer مُوسَىقَالَ deseydi, Musa onlara cevap için söylemiş olmaz, kendisi yeniden konuşma başlatmış olurdu.

كَلَّا kelimesinin لَاكَانَ olduğu daha önce izah edilmiştir. Burada bu manada olduğu çok açık bir şekilde belirgindir. Musa, “Öyle değil, biz daha yakalanmadık.” demiş olur.

إِنَّ مَعِيَ رَبِّي

EinNa MaGiYa RabBİy (EinNa MaGiYa FaGLİy)

“Rabbim benimle beraberdir”

Burada Musa “Rabbimiz bizimle beraberdir” demez, “Rabbim benimle beraberdir” der. Oysa Harun da onlarla beraberdir, İsrail oğulları da onlarla beraberdir. ‘Rabbimiz bizimle’ demesi gerekirken demek ki Harun dâhil hepsi yakalandıkları kanaatinde oldukları anlaşılmış olur. Musa ise “Rabbim benimle beraberdir” diyerek kendisi Allah’a mutlak surette inandığı için tereddüt içinde kalmaz. Bunu derken onların hepsine birden hitap eder. Siz Allah’a teslim olmadığınız için, bana uyduğunuz için Allah da benimle olunca sizinle beraber olur.

Sosyal olaylarda böyle önemli zor durumlar ile karşılaşılır.

Malazgirt’te Alparslan Bizans ordusu karşısında generalleri toplar, istişare eder, hemen hepsi Bizans ordusunun çok güçlü olduğunu, yenileceklerini söyleyerek çekilmeleri, savaşmamaları gerektiğini söylerler. Alparslan, “Eşlerinin yanında rahat etmek isteyenler istedikleri yere gidebilirler ama ben tek başıma da olsa savaşacağım.” der. Onun bu azmi ordunun cesaretini getirir ve sonunda dünyayı değiştiren Malazgirt Zaferi kazanılmış olur.

Burada da Musa’nın bu sözüne arkadaşları inanırlar.

سَيَهْدِينِ (62)

SaYaHDİyNi (SaYaFGiLuNi)

“Bana hidayet edecektir.”

هَدِيَّة insanların görüşmeden evvel görüşmek isteklerini belirtmek için gönderdikleri değerli eşyadır. Hacca gitmeden evvel Mekke’ye gönderilen kurbanlık hayvanlara da هَدْي denir. Hediye götürüp haber getiren kimseye هَادِي denir. Sonraları “hidayet” yol gösterme veya yola götürme anlamında mastar olur. هharfi boşluğu, د çevreyi, ي kolaylığı ifade eder.

“Hidayet” kelimesi yola koymak veya yol göstermek anlamına gelir.

Burada “Beni yola/hidayete götürecektir” der. “Sizi bilmem ama ben kendimi bilirim. Beni görevlendiren Allah’tır. Daha önce de böyle durumlar olmuş, O bana yol göstermiştir, hidayete erdirmiştir. O yüzden yola çıktım.” demek ister.

 

YORUM

Başkanlarla halk arasında böyle karşılıklı kutuplaşmalar olur. Halk alışılmış ve bilindik hayat içinde varlıklarını sürdürür. Öyle zamanlar olur ki farklı hareket etmek gerekir. Başkan bu farklı hareketi sezer ve halka emreder. Halk ise direnir.

Bu direnme sadece itiraz için değildir. Direnmenin iki sebebi vardır. Biri, verilen emri anlayabilmek için direnir. Böylece konuyu iyi kavrar, kavradıktan sonra da onu uygular. Diğeri ise başkanı kontrol eder. Bu emri kendisi düşünerek, istişare ederek bilinçli bir şekilde emredip etmediğini yoksa birisi veya birileri söyleyip de onun veya onların hatırına mı emredip emretmediğini anlamak için itiraz eder.

Bugün sıradan yöneticilerin yaptıkları hep budur. Birine veya birilerine tabi olurlar ve o veya onlar ne istiyorlarsa onu savunurlar. Gelişmiş halk bu sorunu çözmek için başkanın dediklerine önce itiraz eder, direnir, eğer başkanın kendi kararıysa başkan da direnir. Böylece başkan kendi kararlarıyla topluluğu idare etmiş olur. Ama topluluk başkan söyledi doğrudur derse, başkanın çevresinde olanlar başkana etki ederler ve halkı başkan değil, başkaları idare eder. Başkaları da halkın çıkarlarından çok kendi çıkarlarını düşünürler.

Erdoğan ve Ak Partinin ve inandığını söyleyen bütün partilerin bu ayeti iyi değerlendirmeleri gerekir. Erdoğan’ın muhaliflerine yeterince söz hakkı tanıması, AK Partililerin ise başkanlarını eleştirmeleri ama karar verdikten sonra ona uymaları gerekir.

 

Öz Türkçe ile:

“‘Hayır, Yetiştiricim benimle beraberdir, O beni yola koyar.’ dedi.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“‘Kella, Rabbimbenimledir, bana hidayet edecektir.’ diye kavl etti.”

QAvLa KalLAV EinNa MaGiYa RabBİy SaYaHDİyNi

قَالَ كَلَّاإِنَّ مَعِيَ رَبِّيسَيَهْدِينِ (62)

 

***

 

فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى

FaEaVXaYNAv EiLAV MUvSAv (FaEaFGaLNAv EiLAV FuGLAy)

“Musa’ya vahyettik”

وَحَىişaretleşmek için yakılan ateştir. Uzaktan haberleşmekte kullanılır. Açıkça ağızla ifade etmeden karşı tarafa bir bilgi haber ulaştırmaya “vahy/وَحْي” denir. Vahiyde anlamlar kesindir. İlhamda karşı tarafın anlayışına ve ferasetine bağlı olduğundan dolayı kesin olmayan bir haber vermedir. و beraberliği, ح hareketi, ي kolaylığı ifade eder.

Allah Musa’ya emirler verir ve Musa da Allah’ın emirlerini yerine getirir. Allah Musa’ya baştan şunları şunları yap demez, sırası gelince yapacaklarını emreder. Buraya gelinceye kadar hatta buraya gelip de berzahın kapalı olduğunu gördüklerinde Allah Musa’ya Firavun gelecektir, sen de sopayı denize vuracaksın, deniz yarılacak diye bildirmemiştir.

Firavun göründüğünde, arkadaşları Musa’ya ne yapacaklarını sorduğunda kendisi tereddüde düşmemiş, Allah da o zaman bildirmiştir.

Biz Adil Düzen çalışanlarının yapacakları iş de budur. Bu anda Kur’an bize ne söylerse onu yaparız. Yapacaklarımızın sonuca varıp varmayacağını düşünmeyiz. Onun sorumluluğu bize ait değildir. Bizim sorumluluğumuz anlık olarak verilen inanmış olduğumuz görevi/görevleri yapmaktır.

أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ

EaNi eWRiB BiGaÖAvKa eLBaXRa (EaN eFGiL BiFaGaLaKa eLFaGLa)

“Bahra âsanla darp et diye”

ضَرْب bir şeyi yumuşatmak veya şekil vermek için kullanılan kısa sırıktır. Hafifçe eğri olur. ض katlamayı, ر tekrarı, ب geçidi ifade eder. ضرب, جعل gibi Nakıs fiile benzer.

بَحْر deniz demektir. بgeçidi, ح hareketi, ر tekrarı ifade eder.

Güneş ile Ay birbirine en yakın doğrultuya girdiklerinde yeryüzüne yaptıkları çekim etkisi en yüksek seviyeye çıkar. Bunun etkisiyle oradaki sular kabarır. Deniz seviyesi yükselir. Buna ‘Gel’ diyoruz. Ay ve Güneş’in doğrultusu birbirine dik hale gelince çekim etkileri asgariye iner. Sular seviyesi düşer. Buna ‘Git’ diyoruz. Büyük denizlerde bu yükselme ve düşme büyük, küçük denizlerde ise küçük seviyede gerçekleşir.

Süveyş berzahı Akdeniz ile Kızıldeniz’in birleştiği yerdedir, gel-git olaylarından etkilenir. Tabiatta olaylar etki-tepki üzerine kurulur. Etki önce, tepki sonra olur. Etki ile tepki arasında bir gecikme olabilir. Yani etki daha önce olur, biraz sonra tepki ortaya çıkar. Bu gel-git olaylarında da böyledir. Yani Ay ile Güneş aynı doğrultuya geldiği anda değil de, biraz sonra gel olur. Bu gecikme zamanı bazen çok küçük bir etkiyle bile erkene alınabilir. Etki bazen sürekli azalma veya sürekli büyüme şeklinde olur. Bazen de dalgalanma şeklinde olur. Bugün elektrikte bu konu çok iyi bilinir.

Musa Peygamber sopayı gerilme anında vurunca dalgalanmayı daha önce başlatmış olur. Mucize, Musa’nın bu gerilme zamanını yakalamış/ayarlamış olması şeklinde karşımıza çıkar.

فَانْفَلَقَ

(FAvNFaGaLa) FAvNFaLaQa

“İnfilak etti”

 فَلَقkayalıklardan kopan büyük kaya parçasıdır. Ayrılma, bölünme mastarı olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Kâinat başlangıçta bir nokta iken büyük patlama ile parçalanmıştır. Bulut yığınları olarak kümelenmiştir. Küme yıldızlar olarak parçalanmıştır. Gezegenler de yıldızların parçalanmasından meydana gelmiştir. Canlılar bir hücrenin bölünmesi ile oluşmaktadır. Canlı türleri ilk yaratılan tek hücrenin bölünmesi ve değişmesi ile gelişmişlerdir. ف ayrılmadan kopmayı, ل belirliliği, ق kuvveti ifade eder.

İnfirak etmek, tekrar tekrar ayrılmak demektir. Damlamak infiraktır. İnfilak ise birden dağılmadır. Yani patlama sonucu dağılma demektir.

Gel-gitler büyük denizlerden küçük denizlere doğru akmaya başlar. En yüksek seviyeye çıktıktan sonra, büyük denizdeki dalga çekilince, yükselen su da düşmeye başlar. Ama bu düşme olayı geç kalır. Eğer o anda bir etki gelirse yükselmiş olan su birden dalgalar halinde çökmeye başlar.

İşte, Peygamber Musa’nın sopası denize vurunca yükselmiş olan berzahtaki su birden dalgaya dönüşür, bazı yerleri yüksek bazı yerleri ise karalar açıyor. Musa sopayı vurunca berzahtaki su dalgalar haline gelir. Tevrat’ta bunların 13 dalga olduğu belirtilir yani 12 karayolu görünür. Musa’nın 12 sıbtı yola girer.

فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ

FaKAvNa KulLu FiRQin (FaFaGaLa FuGLu FaGLin)

“Fırkın küllü … oldu”

كونtepe demektir. بَيْن’in karşılığıdır. Bunlara mukabil düz olan yere de هَوْنdenir. كَانَtepe manasından yararlanılarak “olmak” fiilini oluşturur. لَمْيَكُنْ “olmadı” veya “yok” anlamınadır. كَانَise “oldu” veya “-dır” anlamına gelir. كoluşu, و beraberliği, ن belirsizliği ifade eder.

فِرْقَة kayalıktan kopan parça demektir. Sonraları parçalanma anlamında kullanılmıştır. ‘Fırka’da bölünme vardır. ‘Hilaf’da ise kutuplaşma ama yine bağlı kalma anlamı vardır. ف ayrılmadan kopmayı, رtekrarı, ق kuvveti ifade eder.

Yukarıda infilak etti diyor. Burada her fırkı diyor, filkı demiyor. Dalgalar birden oluşuyor ama dalgalar meydana geldikten sonra her dalga فِلْق değil فِرْق oluyor. Firkda kenarlar diktir, fılkda ise yavaş yavaş çıkma ve inme vardır.

كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ

KAvoOVDi eLGaJİyMi (KAv eLFaGLi eLFaGİyLi)

“A’zim bir tavd gibi”

طَوْد çölde rüzgârın sürükleyerek meydana getirdiği kum sıra tepeciklerine denir. Yığın anlamındadır. Yatağı aşınmış derenin kenarlarındaki yarlardır. Derenin üzerinde karlar erir, kenarda kalan yüksek karaya da ‘Tav’ denir. طود Kur’an’da 1, طفف de 1 defa geçer. Toplam 2 eder. ط uyumluluğu, و birliği, د çevreyi ifade eder.

عَظْم kemiktir. Kütlesinin çokluğunu ifade eder. Hacimli olmaktır. Ancak hacim büyüklüğü yeterli değildir. Yoğunluğu da büyük olandır. ع etki, ظ karanlığı, م enginliği ifade eder.

رَوَاسِيsıra dağlardır. رَوَاسِي‘de tepe diktir. طَوْد’de ise tepe yuvarlak veya düzdür. Dalgalar biçimindedir. Bunlar daha çok küçük tumplar şeklinde olur. Bu ise yüksek tumplar şeklinde, dağlar gibi olmuş tumplar şeklinde olduğu için “azim” kelimesini kullanıyor.

 

YORUM

Denizin yarılması, dalga dalga olması mucize olarak anlatılırken aynı zamanda tüm varlıkları içeren dalgalar hakkında da bize bilgiler vermiş olur. Her cismin kendine özgü dalgası vardır. Bu dalgalarla iletişim kurulur. Birbirine etki onunla yapılır.

Kur’an’ın özelliği okuyucuya göre ona hitap etmesi ve onun sorunlarını çözmesidir.

Fizikçiler bu konu üzerinde AR-GE çalışmaları yapmalılar. Akdeniz, Kızıldeniz ve Süveyş berzahı modeli araştırılarak geliştirilebilir, bunun üzerinde çalışmalar yapılarak Kur’an’da anlatılanlar denenerek gösterilmiş olur.

 

Öz Türkçe ile:

“Musa’ya sopanı vur diye bildirdik, dağıldı her parçası büyük tump oldu.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Musa’ya âsanla bahra darb et diye vahyettik. İnfilak etti. Fırkın küllü a’zim tavd gibi oldu.”

 

FaEaVXaYNAv EiLAV MUvSAv EaNi eWRiB BiGaÖAvKa eLBaXRa FAvNFaLaQaFaKAvNa KulLu FiRQin KAvoOVDi eLGaJİyMi

فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍكَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ (63)

 

***

 

وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ

Va EaZLaQNAv ÇumMa (Va EaFGaLNAv FaGLa) Orada zelf ettik.

“Ve orada izlaf ettik.”

زُلْف Alına dökülen saçtır. Çok yakın veya çok kısa zaman anlamına da gelir. قرب yani gurbetten farkı gurbette bitişiklik yoktur. زُلْف‘da ise birbirine bitişme vardır. ز zamanda diziyi, ل belirliliği, ف kopmadan ayrılmayı ifade eder.

ثَمُّ sonra demektir. ث harfı ت harfi ile akrabadır. توب bir şeyden dönmedir. ثوب ise bir şeyi değerlendirmedir. لِبَاس vücudun içini korumak içindir. ثَوْب ise insanı dışa karşı tanıtmak içindir. ‘م-م’ harfleri ‘ب-و’ harflerinden dönüşmedir. ثَمُّ bir oluştaki başkalaşmayı ifade eder. ثَمَّ orda demektir. Eski yerinde manasındadır. ث dağılmayı, yerleşmeyi, م enginliği ifade eder.

Âyet, “Biz izlaf ettik.” diyor. Normal olarak Musa ile kavmini denizde takip etmeyebilirlerdi. Biraz bekler sonra deniz çekildiğinde karşıya geçer yine Musa’yı yakalayabilirlerdi. Biraz geç de olsa, tehlikesiz bu işi başarabilirlerdi.

Öyle yapmayıp denizin içinde Musa’nın arkasında koşmuşlardır. Allah, “Biz özellikle denizin içinde onları peşlerine taktık.” diyor.

ثَمَّ kelimesi orada anlamındadır. Bulunan yere vurgu yapan bir kelimedir.

Firavun ve arkadaşları düşünmeden onların peşine takılmışlardır. Topluluklarda hareket böyledir. Bir şeyi herkes yapmaya başlayınca kişiler de farkına varmadan devam ederler. Bu bilinçsiz davranışlar ile savaşlar yapılır. Firavun ve arkadaşları kendi iradeleriyle hareket etmedikleri için, ruhi yapılar ile hareket ettiklerinden dolayı Allah “Biz izlaf ettik.” diyor. Yani irade dışında yapılmış gibi gözükenleri “Allah biz yaptık.” diyor.

الْآخَرِينَ (64)

eLEAPaRİyNa (eLEaFGaLİyNa)

“Ahar olanları.”

أُخُر ense demektir.  أُخْرَىdiğer demektir. آخَر de diğeri demektir. آخِر son, آخِرَة sonraki hayat demektir. Arka, oradan da son anlamında ahir kelimesi türemiştir. ءgücü, خçökmeyi, رkolaylığı ifade eder.

Burada Firavunun arkadaşları ile Musa’nın arkadaşları denizde faz farkı ile bir arada olur. Musa ve arkadaşlarının geçmesiyle dalgaların seviyesinin yükselmesi aynı anda tecelli bulur ve Firavun arkadaşları ile yetişemeyerek boğulurlar.

 

YORUM

Deniz dar bir yol şeklinde açılsaydı Musa ve arkadaşlarının hepsi geçmeden kapanmış olur, Firavunun arkadaşları da denize girmemiş olurlardı. 12 yol açılınca, her grup kendi yoluna girer ve birlikte çıkarlar. Firavunun arkadaşları da birden denize girerler ve boğulurlar.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve diğerlerini orada yaklaştırdık.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve ahar olanları orada izlaf ettik.”

 

 

Va EaZLaQNAv ÇumMa eLEAPaRİyNa

وَأَزْلَفْنَا ثَمَّالْآخَرِينَ (64)

 

***

 

وَأَنْجَيْنَا مُوسَى

Va EaNCaYNAv MUvSAv (Va EaFGaLNAv FuGLAv)

Ve Musa’yı inca ettik”

نَجْو selin ulaşamadığı yüksek yerlerdir. نَجْوَى gizli değil, kapalı görüşmedir. Görüştükleri bilinir ama ne görüştükleri bilinmez. إِنْجَاء veya تَنْجِيَة dışarı çıkarmak, selden kurtarmak demektir. ن belirsizliği, ج toplanmayı, و kolaylığı ifade eder.

İki cemaat berzahtaki dalgaların oluşturduğu kara geçitlerinden geçmeye başlarlar. İsrail oğulları 12 gruptur. Firavunun cemaati de onları takip ederek denize girerler. Dalgalar kapanmadan önce Musa karaya çıkmış olur. Firavun ve çevresindekiler ise berzahta kalırlar. Musa’nın geçmesinin ardından dalgaların kapanması ile Musa ve ashabı kurtulur.

Özel olarak Musa’yı inca ettik diyor. Yani dalgaların kapanmasını Musa ve ashabının geçmesine göre ayarlandığı ifade ediliyor.

وَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ (65)

Va MaN MaGaHu EaCMaGİyNa (Va MaN MaGaHu EaFGaLİyNa)

“Ve onunla beraber olanları da ecmai’n.”

Hiçbirinin boğulmadığını ifade etmek için أَجْمَعِينَ kelimesi kullanılır. Onların bir topluluk olmasından dolayı جَمِيعًا değil de أَجْمَعِينَ kelimesi kullanılmış olur.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Musa’yı ve onunla beraber olanlarla birlikte hepsini kurtardık.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Musa’yı ve onunla beraber olanları ecmai’n inca ettik.”

 

Va EaNCaYNAv MUvSAv Va MaN MaGaHu EaCMaGİyNa

وَأَنْجَيْنَا مُوسَىوَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ (65)

 

***

 

ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ (66)

ÇumMa EaĞRaQNAv eLAPaRİyNa (ÇumMa EaFGaLNAv eLEaFGaLİyNa)

“Sonra aharları iğrak ettik.”

غَرْق suya doymuş toprak, bataklık demektir. Sonradan boğulmak ve dalmak anlamları almıştır. Yayı sonuna kadar germek anlamında da kullanılır.غرق Kur’an’da 23, غلق ise 1 defa geçer. Toplam 24 (23*3) eder. غ değişmeyi, ر tekrarı, ق de kuvveti ifade eder.

Burada onların kurtulmalarının arkasından وَ veya فَ harfi gelmesi gerekirken ثُمَّ kelimesi getirilmektedir. Demek ki boğulanlar Musa ve arkadaşlarının kurtulduğunu görmüşlerdir. Dalgalar onları birden boğmayıp yavaş yavaş yükselmiş, onlar kurtulma çabasında olmuşlar ve bu çabadan sonra boğulurlar. Bu durumda dalgaların birden değil de yavaş yavaş yükseldiği ifade edilmiş olur.

Burada vurgulanan bir diğer husus Musa ve arkadaşlarının kurtuldukları gösterilir ve onlara bu dünyada yanlış yaptıkları anlatılır. Onlar için الْآخَرِينَ kelimesini tekrar etmiştir, zamirle ifade etmemiştir. Birincideki ‘aherler’ ile ikincideki ‘aherler’ farklı demektir.

Sonra bunlar için أَجْمَعِينَ demez. Bu da Firavunun boğulmadığını ifade eder. Yukarıda Musa ve arkadaşları derken burada ise Firavun ve arkadaşları demeyip, diğerleri der. Eğer Firavun da boğulmuş olsaydı diğer Firavun ve arkadaşları derdi.

 

YORUM (65- 66. Ayetler)

Bu surede Musa’nın kıssası, Musa’nın görevlendirilmesi zamanından sonra başlar ve ikinci göreve kadar devam eder. Görevden önceki Musa’nın kıssası bu surede anlatılmaz. Birinci görevden sonra başlayan ikinci görev de bu surede anlatılmaz.

Bu sure ikinci Kur’an uygarlığının kurulması hazırlıklarını anlatan bir suredir. Kur’an uygarlığı kitap uygarlığıdır. Kişi uygarlığı değildir. Birinci Kur’an uygarlığının kuruluşu ise yine bir kişi tarafından başlatılmıştır.

Peygamber olmadan Kur’an düzeninin uygulanması ancak bugüne aittir. Günümüzde bu geçişin nasıl olacağı anlatılmaktadır. Geçişe örnek anlatıldığı için Musa’nın peygamber olmadan önceki olayları ve Tevrat’a sahip olduktan sonraki olayları bu surede anlatılmaz.

 

Öz Türkçe ile:

“Sonra diğerlerini boğduk.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Sonra aharları iğrak ettik.”

 

ÇumMa EaĞRaQNAv eLAPaRİyNa

ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ (66)

 

***

 

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً

EinNa Fİy ÜaLiKa LaAYaTan (EinNa Fİy ÜaLiKa LaFaGaLaTan)

Burada ayet vardır.”

أَوْيَة kuş yuvası demektir. Türkçedeki “yuva” kelimesi de buradan gelir. Sonra وharfi ي’ye dönüşmüş أييolmuştur. Yüksek yerlerdeki yapılar, işaretler ayettir. Türkçedeki ay da buradan gelmiş olabilir. آيَة işaret, alamet, delil demektir. Başına أَharfi getirilirse “Delil mi? Hangi delil?” anlamlarına gelir. Sonraları ismi mevsul olarak veya soru edatı olarak “hangi” anlamında  أَيُّkullanılmaya başlanmıştır. أَيَّانَأَيُّ آن” demektir. حَانsu kenarındaki konaklama yeridir. Hayvanlar belli saatlerde buraya gelip su içerler. Bu esnada bunların sütü sağılır. حَانَةmastarı develerin suya gelmesi zamanının yaklaşması demektir. Sonra حِينherhangi bir işin yapılması için ayrılan zaman olmuştur. Sonra حdüşmüş آنolmuş. Şimdiki zaman için kullanılmaya başlanmıştır. ءgüç, يkolaylık demektir.

وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (67)

Va MAv KAvNa EaKÇaRuHuM MuEMiNİyNa (Va MAv FaGaLa EaFGaLuHuM MuFGiLİyNa)

“Ve onların ekseri iman eden olmadı.”

كَسِيرkırık demektir, كَثِير çok demektir. Tefau’l babı çok kimselerin birbirleriyle yarışmalarında kullanılır. Türkçedeki “-leşme” karşılığıdır. Ancak Türkçede iki karşılaşma ile çoklu karşılaşma aynı kiple ifade edilir. Oysa Arapçada iki için mufaale babı, çok kimse için tefau’l babı getirilir. İnsanlar devamlı olarak birbirlerine karşı çok olma, serveti çok olma, bilgisi çok olma, taraftarı çok olma gibi çokluklar peşine koşarlar. كثر Kur’an’da 167 كدر ise 1 defa geçer. Toplam 168 (23*3*7) eder. ك oluşu, ث dağılmayı, ر tekrarı ifade eder.

أَمَنةkapıları karşı karşıya olan evlerin ara yeridir. İlk topluluklar evleri bitiştirerek kale gibi yerleştirirdi. Kapılar ara sahanlığa açılır. Bu yerin adı أَمَنةidi. Buraya bir şey koymak o şeyin güvene alınması demektir. أَمَانة buraya konmuş olan şeydir. أَمِنَgüven içinde olma demektir. أَمَنة karşı karşıya bulunan evlerin arasındaki yer demektir. Eskiden evleri bitiştirerek bir duvar meydana getirirler ve kapılarını orta boşluğa açarlardı. Orta boşluğa bir kapıdan girilirdi. Böylece orası güven altında olurdu. Oraya bir mal koymak veya oraya girmek أَمِنَ kelimesi ile ifade edilirdi. أَمِنَ emniyet ve güven altına almak demektir. Kur’an’da 879 defa geçer.

İnsanlar iki çifte ayrılırlar, müşrikler ile kâfirler ve Müslimler ile müminler. Müminler az Müslimler çoktur. Müminler güveni sağlayan kimselerdir, Müslimler ise iş yapanlardır. Ne kadar az insan emeğini harcayıp güveni sağlarsanız o kadar iyi asker olursunuz.

Bu ayet bize herkesin mümin olmasını beklemememizi, seçkinlerin az olduğunu, onların cennette üst yerlerde olacağını, diğer pek çok insanın ise daha alt yerlerde kalacağını açıkça ifade eder.

Adil Düzen müminlerle gelir ve müminlerle varlığını sürdürür. Kitleler ise Müslim kalırlar. Kur’an’dan önce iman görevi İbrahim Peygamberin zürriyetine verilmiştir. Şimdi talip olan herkese görev verilir. Ortaklık ekonomisi bunu sağlar. Kimse kimseye iş vermez ama işler düzgün yürür. Sıkıntı arz-talep kanunlarının çalışmamasında kendisini gösterir.

 

YORUM

Kurallara uyulduğunda ayetin manası budur. İlk müfessirler İslam-iman ayırımını yapmazlar. Ebu Hanife, “İman ve İslam birdir.” der. Kur’an’ın ifadelerini anlayamadığı için müteşabih kabul eder. Bugün Kur’an’ı güncelleştirmek isteyen çok kişi vardır. Kendileri çalışarak yapabilirler, şeyhleri yapabilir veya başkanları yapabilir. Onların bizsiz Kur’an’ı güncelleştirebilmeleri çok zor gözüküyor. Bizsiz güncellemek isterlerse öncelikle Mümin-Müslim ayırımı üzerinde düşünmeleri, bu ayırımı anlamaları ve ortaya koymaları gerekir.

Fıkıhçılar aslında bunu anlamışlar. Ne var ki yaptıkları şey şudur. Hıristiyanlara Müslim gibi muamele yapmışlar, yalnızca Kur’an Müslimlerini Mümin olarak kabul etmişlerdir. Tüm çıkmaz ve bin senelik din kavgası bu yanlış anlamadan doğmuştur.

İnsanlar eşittir deyip dururlar. Sonra yaşlılar ve çocuklar sokağa çıkamaz derler.

Kadın ve erkek eşittir deyip dururlar. Sonra kadınlara ayrıcalık tanımaya çalışırlar.

İnsanlar farklı kabiliyette yaratılmıştır. Dördü temel olma üzere 25 çeşit yeteneği vardır. Doğmamış ceninlerin yükümlülükleri yoktur. Ölmüş olan insanın bir hakkı yoktur. Genç insan bilgi ve beceride olgun gibi değildir. Yaşlı insan genç insan kadar işe dayanıklı değildir. Akıl hastası, baygın, zorlanmış, kandırılmış kimse de normal durumda değildir. Erkek kadın gibi kadın da erkek gibi değildir, farklı kabiliyetleri vardır. Türkiye’de Türklerle yabancılar arasında farklar vardır. AK Partili Hareket (MHP) partili gibi değildir, Hareket partili de AK Partili gibi değildir. Uyuyan, uyanık veya farkında olan gibi değildir. Sakat, sağlam/normal gibi değildir. Bilen ile bilmeyen eşit olmadığı gibi bunak ile aklı başında olan da bir değildir. Aciz ile emekli de farklıdır.

Çalışıp üretmede bunlar farklıdır. Görevleri farklıdır. Sorumlulukları farklıdır. Yetkileri farklıdır. Hakları da farklıdır. Herkes üretmede katkıları nispetinde pay alır. Ürünün yarısı kira payıdır, bunu da bütün insanlar ihtiyaçlarına göre bölüşürler. Eşitlik değil adalet vardır. Büyüğe büyük elbise dikersiniz, küçüğe küçük elbise dikersiniz. Kumaş ise aynı kalitede olur. Bir de kimsenin kimseye tahakküm hakkı yoktur, olamaz. Haksızlıklarda kısas vardır. Kısasta eşitlik vardır. Çocuğu öldüren büyük kimseyi öldüren kadar ceza alır.

Müminlerin hak ve görevleri farklıdır. Mümin olma hak değil görevdir. Kabiliyetlerine göre görevli ve sorumlu olurlar. Sadece mümin olup olmamakta özgürdürler. Kadınların görevi çocuk doğurmadır, erkeklerin görevi güvenliği sağlamak için savaşmadır. Kadınların görevi çocuk büyütmedir, erkeklerin görevi nafaka temin etmedir. Kadın ile erkek haklarda eşittirler ama görevlerde eşit değildirler, olamazlar. Kadınlar askerlik hizmeti yapmadan askerlik hizmeti yapan erkekler kadar yetkilere sahiptirler. Burada onların lehine tanınmış ayrıcalık vardır, onlar da isterlerse mümine olabilirler.

 

Öz Türkçe ile:

“Bunda bir kanıt vardır ve onların çoğu güven verenler olmadı.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Bunda bir ayet vardır ve onların ekseri iman edenler olmadı.”

 

EinNa Fİy ÜaLiKa LaAYaTan Va MAv KAvNa EaKÇaRuHuM MuEMiNİyNa

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةًوَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (67)

 

***

 

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (68)

Va EinNa RabBaKa LaHUv eLGaZİyZu elrRaXİyMu (Va EinNa FaGLaKa LaHuVa eLFaGİyLu eLFaGİyLu)

“Ve Rabbin, O Azizdir, Rahimdir.”

عَزَاز Yağmur suyu ile doymuş topraktır. Ta’ziz etmek güçlendirmek veya yüceltmek anlamına gelir. ءgücü, زzamanda diziyi ifade eder.

رَحِيمRahim, bebeğin doğana kadar geliştiği yerdir. Kur’an’da  رحم339, لحي1 defa geçer. Toplam 340 (22*5*17) eder. ر tekrarı, ح hareketi, م enginliği ifade eder.

Bu ayet وَإِنَّ, önceki ayetإِنَّile başlar. O halde bu ayet bir önceki ayete atıftır. Bunda ayet vardır. Rabbin de rahim aziz bulunur. Bu iki ayet bu surede 8 defa tekrar edilir. Ayetler nekre ama atıfsız, rahim azizdir marife olarak gelir. Nekre ayetler ayrı türü gösterir, marife rahim aziz birbirlerini atıfsız tekrar eder. وَ ile nekre ayete atfedilir. Rahim olan aziz rab tektir. O’nun ayetlerle ilişkisi ise çoktur. Sure böylece tasnif edilir.

Kur’an’ın usulüdür. Ayetler tekrar edilerek tasnif yapılır. Rahman Suresi’nde de bir ayette tekrar vardır (فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ). Lafız aynı olmakla beraber ayet kelimesi nekredir.  وَ‘siz tekrar edildiğinden tekit için olabilir yahut ayet oluşları farklıdır.

Surede peygamberlerin mucizeleri anlatılır, her peygamberin mucizesi farklıdır.

Sure Kur’an’ın kitap olduğu ifadesi ile başlar. Onun mucize olması son nebiye verilen mucizedir. Sonra diğer peygamberlere verilen mucizeler anlatılır, rab sıfatı ile anlatılır. Rab dayanışma ortaklıkları ile tezahür eder.

Ayetler konuların sonuna gelir. الْعَزِيزُsonda geçer. Biri firavun için geçer. Diğeri ise tevekkül etme emrinde geçer. Bu surede sekiz ayette (68, 104, 122, 140, 159, 175, 191) tekrar edilir yani sekiz bölümde mucizeler beyan edilir. Bundan önceki surede وَهُوَile sekiz görevli anlatılır. Burada da onlardan örnekler anlatılmış olabilir. O zaman iki surede paralellik var demektir. Biz bunun üzerinde durmayacağız. Siz ilerde iki sureyi karşılaştırarak bu husustaki varsayımın doğru olup olmadığını ortaya koyabilirsiniz.

Buradaki هُوَzamiri Rabb’e (رَبَّكَ) gider. Haber marife geldiği için tahsisi ifade eder. Rahim yalnız O’dur, aziz yalnız O’dur, anlamlarına gelir.

الْعَزِيزُiktidarı ifade eder. Halk güce itaat eder, kendi istekleri ile saygı duyarak itaat eder. Sözünü dinletir demektir.

الرَّحِيمُ ise çalıştıran demektir. İş vererek rahmet eder demektir. Ürünün yarısı Allah’a aittir, tüm insanlara ihtiyaçlarına göre bölüştürülür. Bu işletmelere genel hizmetleri ile ve toprağı ile katıldığı için paydır. Diğer yarısı ise çalışanlara verilir. Böylece oluşan topluluk kamu varlığını oluşturur.

 

YORUM

Bu surede de bu iki ayet tekrar edilerek değişik dönemler anlatılır. Önce Kur’an anlatılır. Son nebiden bahsedilir. Sonra Musa Peygamber anlatılır ve sıra ile İbrahim, Nuh, Hud Salih, Şuayip peygamberler ve en sonunda üçüncü binyıl uygarlığı anlatılır. Bunların her biri uygarlıklara farklı katkılarda bulunmuşlardır. İlk yedisi peygamber uygarlıklarıdır. Sekizincisi ise yeni peygamber gelmeksizin gerçekleşecek olan ilk uygarlık olacaktır. Vahye dayanan uygarlaşmanın sonuncusu olmuştur. Son sekizinci uygarlık vahye, icmaya ve ilme dayanacaktır. Şimdiye kadar gelen uygarlıklar peygamberlerin ve filozofların dengelediği uygarlıklar olmuşlardır. Bundan sonra uygarlıklar vahyin ve felsefenin birleştiği müspet ilme dayanacak demektir.

Müspet ilmi filozoflar son kerteye ulaştırmışlardır ama mikroplar gibi kendi hayatları da sona ermiştir. Batı müspet ilimle Tevrat’a, İncil’e ve nihayet Kur’an’a yani ilahi uygarlıkların dediklerine gelmek üzeredir. Dünya birbirleriyle çatışan dinlerden sonra felsefe ile çatışmaya başlamıştır. Dindarlar mağlup olmuş olabilirler ama dinler temel konularda birleşip galip gelebilirler, geleceklerdir.

Bu düşünceler ve özellikle Akevler, Kur’an, Hıristiyanlık, Hindu ve Budizm dinlerinin temsilcilerini İstanbul’da bir araya getirebilir. Hak dinler bütün peygamberleri ve kitapları kabul ederler, müspet ilmi kendilerine rehber edinirlerse yeni uygarlıkları hep inanmış olan insanlar tarafından oluşturulmuş olur.

Surede İsrail oğullarının diğer peygamberlerinden bahsedilmez. İsa Peygamberden de bahsedilmez. Musa Peygamberin dışında hep Mezopotamya peygamberlerini anlatır. Bundan sonra gelecek uygarlıkların krallara ve de şeyhlere dayanmayacağına işaret edilmiş olur.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve Yetiştiricin, O saygındır çalıştırandır.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve Rabbin, O A’zizdir Rahimdir.”

 

Va EinNa RabBaKa LaHUv eLGaZİyZu elrRaXİyMu

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (68)

 

GENEL YORUM

İnsanlık iki dönem geçirir. Nasıl ki insan akıl baliğ oluncaya kadar devreler yaşar, baliğ olunca tam kişiliğe erer de kendi aklıyla hareket etmeye başlarsa insanlık da 60 bin yılını böyle küçüklük devresinde geçirmiştir. Ancak 20. Yüzyılda kendi kendisini yönetecek hale gelmiştir. Bundan dolayıdır ki 20. Yüzyılda yeni peygamber gelmemiştir, yeni kitap inmemiştir. İnsanlığın bugünkü hale gelmeleri peygamberlerin öğretileriyle olmuştur.

Bu surede geçmişteki azimet sahibi peygamberlerin uygarlıklara katkıları anlatılmaktadır. Birinci bölümde Kur’an’ı getiren peygamberin öğretilerine işaret etmiştir. Son Peygamber insanlara akli ve nakli ilimleri kullanarak nasıl içtihat yapacaklarını öğretmiştir. Bu öğretiler sayesinde insanlık bugün kendi kendini yönetecek seviyeye gelmiştir. Surenin birinci bölümünde rahmandan, muhdesinden ve arzın inbatından bahsederek nakli ve akli delillere işaret eder ve bunu bir ayetle gösterir. Üstelik Ayet nekre olarak gelir.

İkinci bölümde ise bu uygarlıkların yani tarihte oluşmuş uygarlıkların ve bundan sonra da oluşacak olan uygarlıkların birleşimini Musa Peygamber ile örnekler. İki uygarlığın nasıl sentez edildiğinden bahseder. Uygarlık iki uygarlığın birleşmesinden doğar.

İlk iki uygarlık Mezopotamya ve Mısır uygarlığıdır. Mezopotamya ile Mısır uygarlığı sentezinden İbrani uygarlığı doğar. İbrani uygarlığı ile Mısır uygarlığının sentezinden Eski Yunan uygarlığı, bu uygarlık ile İbrani uygarlığından da Hıristiyanlık uygarlığı, Hıristiyanlık uygarlığı ile Yunan uygarlığından Roma, Hıristiyanlık ile Roma uygarlığının sentezinden İslamiyet, İslamiyet ile Romanın sentezinden Batı uygarlığı doğar. Şimdi de Batı uygarlığı ile İslam uygarlığı sentezinden ortaklık uygarlığı” doğacaktır.

Peygamber Musa’nın kıssası uygarlıkların sentezini öğretir.

Biz bugün Batı uygarlığı ile İslam uygarlığının sentezini yapmaya çalışırken Peygamber Musa’nın kıssasından ileri derecede yararlanmamız gerekir.

 

İstanbul, Yenibosna; 30 MAYIS 2020

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yayına Hazırlayanlar: ECE FERAH

REŞAT NURİ EROL

TAYİBET ERZEN

SÜLEYMAN AKDEMİR

resatnurierol@gmail.com

(0532) 246 68 92

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
31.05.2020
00:30


1967...1968...1969...AKEVLER 54 YILDIR ÇALIŞIYOR...2018...2019...2020

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 1066

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 1066. Hafta - 30 MAYIS 2020 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 1066. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyadaOKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

KİMSE ANLAMAK MI İSTEMİYOR,

YA DA BİZ Mİ ANLATAMIYORUZ!

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Virüs dünya düzeni mi, Adil Dünya Düzeni mi?-47

Reşat Nuri EROL

 

***

 

ŞUARA SÛRESİ- 6. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طسم (1) تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ (2) لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ (3) إِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ (4) وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ (5) فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ (6) أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ (7) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (8) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (9) وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (10) قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ (11) قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ (12) وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَى هَارُونَ (13) وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ (14) قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ (15) فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ (16) أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ (17) قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ (18) وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ (19) قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ (20) فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ (21) وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدْتَ بَنِي إِسْرَائِيلَ (22) قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ (23) قَالَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ (24) قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ (25) قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ (26) قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ (27) قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ (28) قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ (29) قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُبِينٍ (30) قَالَ فَأْتِ بِهِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ (31) فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُبِينٌ (32) وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاءُ لِلنَّاظِرِينَ (33) قَالَ لِلْمَلَأِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ (34) يُرِيدُ أَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ (35) قَالُوا أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ (36) يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ (37) فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ (38) وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ (39) لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ (40) فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ (41) قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ (42) قَالَ لَهُمْ مُوسَى أَلْقُوا مَا أَنْتُمْ مُلْقُونَ (43) فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ (44) فَأَلْقَى مُوسَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ (45) فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ (46) قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ (47) رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ (48) قَالَ آمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ (49) قَالُوا لَا ضَيْرَ إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ (50) إِنَّا نَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَنْ كُنَّا أَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ (51) وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ (52)

 

***

 

فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ (53) إِنَّ هَؤُلَاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ (54) وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ (55) وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ (56) فَأَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (57) وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ (58) كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ (59) فَأَتْبَعُوهُمْ مُشْرِقِينَ (60) فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى إِنَّا لَمُدْرَكُونَ (61) قَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ (62) فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ (63) وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ (64) وَأَنْجَيْنَا مُوسَى وَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ (65) ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ (66) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (67) وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (68)

 

***

 ...

...



Kazım Erten
31.05.2020
10:33

Kur'an Musa ve İsrailoğullarını bütün detayları ile Kıssa ediyor.

Kur'anın neden Musa ve İsrailoğullarını bu kadar Merkeze aldığını ve uzun uzun açıkladığını iyi değerlendirmek gerekir!

İsrailoğulları Kırk sene dolaşmıştır. 

Ancak hiç birisi Kırsalda Faili Mechul olmamıştır.

Hepsi Yaşam Merkezlerine, Medineyet Merkezlerine yerleşmiş!

Bu Açıdan DİN/MEDİNE/MEDENİYET tasavvurunu önemsiyoruz.

Dİn, Medine olmadan DÜzen, Sistem kuramaz. İşlemez.

Badiyeye, kırsala göre kısıtlı bir toplumsal, ekonomik izolasyon önermez.

Merkeze davet eder. Pazaryerine, Ticaret Merkezine, Üretim Merkezine...


Serkan Sönmez
31.05.2020
16:53
Allah razı olsun Allah'a emanet olun inşallah


YorumYap

Çok Yorumlanan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 8461 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1076
Şuara Suresi Tefsiri 203-212. Ayetler
8.8.2020 298 Okunma
6 Yorum 09.08.2020 19:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 884
Nahl Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
15.10.2016 3610 Okunma
5 Yorum 18.10.2016 13:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1057
Furkan Suresi Tefsiri 53-59. Ayetler
28.3.2020 888 Okunma
5 Yorum 19.05.2020 16:27
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1075
Şuara Suresi Tefsiri 192-202. Ayetler
1.8.2020 360 Okunma
5 Yorum 06.08.2020 19:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 5150 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 967
Taha Suresi Tefsiri 37-41. Ayetler
2.6.2018 2482 Okunma
4 Yorum 03.06.2018 01:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 1972 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1069
Şuara Suresi Tefsiri 92-104. Ayetler
20.6.2020 502 Okunma
4 Yorum 21.06.2020 19:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1077
Şuara Suresi Tefsiri 213-223. Ayetler
15.8.2020 260 Okunma
4 Yorum 16.08.2020 18:26
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 4723 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 822
Hûd Sûresi Tefsiri 28-31. Ayetler
11.7.2015 3957 Okunma
3 Yorum 13.07.2015 01:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 6151 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 885
Nahl Suresi Tefsiri 78-82. Ayetler
22.10.2016 3582 Okunma
3 Yorum 23.10.2016 08:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 913
İsra Suresi Tefsiri 88-92. Ayetler
6.5.2017 3281 Okunma
3 Yorum 10.05.2017 12:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 2009 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 2241 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1052
Furkan Suresi Tefsiri 21-29. Ayetler
22.2.2020 1116 Okunma
3 Yorum 24.05.2020 16:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1059
Furkan Suresi Tefsiri 68-72. Ayetler
11.4.2020 799 Okunma
3 Yorum 16.05.2020 16:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1065
Şuara Suresi Tefsiri 45-52. Ayetler
23.5.2020 586 Okunma
3 Yorum 29.05.2020 18:08
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1066
Şuara Suresi Tefsiri 53-68. Ayetler
30.5.2020 655 Okunma
3 Yorum 31.05.2020 16:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1067
Şuara Suresi Tefsiri 69-82. Ayetler
6.6.2020 593 Okunma
3 Yorum 08.06.2020 14:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1071
Şuara Suresi Tefsiri 123-140. Ayetler
4.7.2020 388 Okunma
3 Yorum 11.07.2020 03:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1073
Şuara Suresi Tefsiri 160-175. Ayetler
18.7.2020 381 Okunma
3 Yorum 20.07.2020 11:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1074
Şuara Suresi Tefsiri 176-191. Ayetler
25.7.2020 339 Okunma
3 Yorum 26.07.2020 16:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1078
Şuara Suresi Tefsiri 224-227. Ayetler
22.8.2020 220 Okunma
3 Yorum 23.08.2020 21:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 537
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -35.AYETLER
21.11.2009 2907 Okunma
2 Yorum 02.12.2009 12:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 818
Hûd Sûresi Tefsiri 13-16. Âyetler
13.6.2015 4047 Okunma
2 Yorum 25.06.2015 04:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 5056 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 4890 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 5731 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 4810 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 857
Hicr Sûresi Tefsiri 9. Âyetler
26.3.2016 3781 Okunma
2 Yorum 27.03.2016 10:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 6247 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 6705 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 877
Nahl Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
20.8.2016 3489 Okunma
2 Yorum 21.08.2016 18:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 887
Nahl Suresi Tefsiri 89-92. Ayetler
5.11.2016 3640 Okunma
2 Yorum 07.11.2016 09:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 889
Nahl Suresi Tefsiri 98-105. Ayetler
19.11.2016 3900 Okunma
2 Yorum 20.11.2016 09:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 912
İsra Suresi Tefsiri 81-87. Ayetler
29.4.2017 3002 Okunma
2 Yorum 30.04.2017 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 965
Taha Suresi Tefsiri 17-24. Ayetler
19.5.2018 2249 Okunma
2 Yorum 24.05.2018 06:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 1931 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 2273 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 2179 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 1959 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1040
Nur Suresi Tefsiri 35-38. Ayetler
30.11.2019 1828 Okunma
2 Yorum 03.12.2019 13:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1041
Nur Suresi Tefsiri 39-42. Ayetler
7.12.2019 1483 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 00:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1050
Furkan Suresi Tefsiri 10-16. Ayetler
8.2.2020 1205 Okunma
2 Yorum 09.02.2020 11:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1051
Furkan Suresi Tefsiri 17-20. Ayetler
15.2.2020 1058 Okunma
2 Yorum 30.05.2020 17:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1053
Furkan Suresi Tefsiri 30-34. Ayetler
29.2.2020 1049 Okunma
2 Yorum 23.05.2020 15:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1054
Furkan Suresi Tefsiri 35-40. Ayetler
7.3.2020 949 Okunma
2 Yorum 22.05.2020 16:05