Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 967
Taha Suresi Tefsiri 37-41. Ayetler
2.6.2018
1497 Okunma, 4 Yorum

TAHA SÛRESİ - 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَى (37) إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى (38) أَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي (39) إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَنْ يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَامُوسَى (40) وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي (41)

 

***

 

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ  

Va LaQaD MaNanNAv GaLaYKa (Va LaQaD FaGaLNAv GaLaYKa)

“Ve seni memnun ettik”

مُلّ içi dolu kapatılmış torba, إِمْلَاءiçine koymak demektir. إِمْلَالtamamen doldurup çuvalın ağzını dikmek demektir. إِمْلَاءyazdırmak, إِمْلَالimzalamak demektir. Burada لharfiن’a dönüşmüş olabilir. Dolu vermek anlamında memnun etmek; verdiğinin ağzını dikip kullandırmamak ise minnet demektir. Meni ince ama sağlam olan iptir.

Lifler birleştirilip iplik, iplikler birleştirilip kumaş yapılır, her iplik bir mendir.

مَنّkelimesinin manaları şunlardır.

Selam karşılığı kullanılır. Yapraklar üzerinde oluşan tatlı damlacıklardır. Minnet etmek anlamındadır. Yani verdiğine ikna olmak demektir, memnun etmek demektir, iyilik etmek demektir.

منن27, مني21 defa geçer. Toplam 48 (24*3) eder.

Birini işe almak onu memnun etmektir. Senin işini yapacaktır. Ama o da ücret alacağı için memnun olacaktır. Karşılıklı rızada olduğu gibi iki tarafın çıkarına olan bir iştir.

لَكَ denmesi gerekirken عَلَيْكَ denmektedir çünkü sorumluluk içermektedir. Kamu görevi hak değil görevdir. Sorumluluk yükleme demektir.

Buradaki وَ harfi istediğinin verilmesi birinci minnettir. Demek ki görev temin etmek tuğyan eden Firavuna vermek ve onu başarmak için gerekli gücü sağlamak onun görevidir.

 Musa Peygamber önce bebekliğinde suya konmuş ve Firavun’a götürülmüştür. Ona merkezi yönetim şekli öğretilmiştir. İbrahimî dini kaybetmesin, kötü alışkanlıklar edinmesin diye annesi de ona eşlik etmiştir. Sarayda büyümüştür. İbrahimî dinin eğitimini alması için suç işletilmiş ve oradan kaçmak zorunda kalmıştır. Medine’de (Medyen’de) Şuayb’ın kızlarına yardım etmiş ve orada yetişmiştir. Böylece hem doğu hem de batı medeniyetini öğrenmiştir.

Nasıl canlılar erkekle dişinin birleşmesinden doğarsa, medeniyetler de iki medeniyetin sentezinden doğar. Doğu medeniyetleri hukukta inkılap yaparlar. Batı medeniyetleri sanayide inkılap yaparlar. Yeni medeniyet iki medeniyetin sentezinden doğar. Bunun için de o iki medeniyetin öğrenilmesi gerekiyor.

Allah kaderini oluşturur, onun kadrosunu yetiştirir, böylece uygarlıklar oluşur.

Millî Görüşçüler siyasi iktidarı ve Gülenciler bürokratik iktidarı ele geçirince sorunları çözeceklerini sanmışlardır.

Hâlbuki sünnetullah başkadır, yukarıda açıklandığı gibidir.

Buradaki و harfi bunu ifade eder.

لَقَدْ kelimesi gelmiştir. Eğer o gün yapılan bugüne kadar etkisini devam ettiriyorsa, o zaman قَدْ getirilir. Allah böylece Musa’ya sen kendi kendine olmadın, seni ben yetiştirdim diye anlatmaktadır. 

Erbakan, Gülen, Erdoğan ve başkaları durup dururken olmadılar. Allah onları yetiştirdi ve görev verdi. Bunu idrak edip ona göre hareket etmelidirler.

مَرَّةً أُخْرَى (37)

MarRaTan EuPRAv (FaGLaTan FuGLAy)

“Diğer merre.”

 Musa önce yetiştirilmiş, sonra da görev verilmiştir.

Her biriniz yaşayarak ve yaparak yetişeceksiniz. Bunun için yüz lojmanlı işyeri apartmanları kurulacak. Oralarda sıradan hayatı yaşayacaksınız ama aynı zamanda eğitileceksiniz, öğretileceksiniz. Günü gelince aktif işe girişeceksiniz. Yaşlandıkça da emaneti ehline devredeceksiniz.

Kur’an’da مَرَّ, كَرَّ, تَارَةkelimeleri geçmektedir. كَرَّtekrardır, مَرَّtekrar değildir. Bir defa geçse de مَرَّ olur. تَارَةde öyle ama مَرّile تَارَة arasında ne fark vardır? مَرَّzamanda oluşu ifade eder. تَارَة ise mekânda oluşu ifade eder. İki defa geçmekte, öldükten sonra dirilmek için geçmektedir.

Buradan çıkaracağımız anlam şudur ki, eğitimle çalışma ve yaşama iç içe olmalıdır. İnsanlar çalışırken ve yaşarken eğitilmelidir. Ayrıca eğitilip sonra çalışma olmamalıdır. Yani öğrenim yılları sadece yetki bakımındandır. Yoksa her durumda çalışma ve yaşama vardır. İbadetler bunun için konmuştur. Bizzat yaşayarak ders alınmaktadır. Namaz dışında okul yoktur.

 

YORUM

Önce Musa’ya kendisini tanıttı. Sonra Musa’nın durumunu tespit etti. Sonra da geçmişi hatırlattı. Burasının önemi şudur. Kazım Karabekir’in bir şiiri vardır; toplar çıkarır toplar çıkarır sonunda 0 kalır. Bir iş yaparken eski yapılanlara dayandırmalısınız. Kendi yaptıklarınızı değerlendireceksiniz. Senden önce yapılanları değerlendireceksiniz. Siz onun üzerine kat çıkacaksınız. İşe hep yeniden başlarsanız hep sıfırda kalırsınız.

Biz ne yapıyoruz? Her konuda tarihten başlıyoruz ve her sahada kat çıkıyoruz. Eski yapılanları yıkmıyoruz. Tarihi; ilimde, dinde, ekonomide ve siyasette ele alıyoruz. Tarihin akışı içinde binaları onun üzerine kuruyoruz. Sermaye’nin karşılıksız parasını reddetmiyoruz, ona karşılık buluyoruz. Biz zamanında Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı değdik, Demokrat Parti’ye de karşı değildik.

Ak Parti ve Saadet Partisi Akevler ile Adil Düzen’i, hatta Erbakan ile Millî Görüşü reddederek bir yere varacaklarını sanıyorlar. Arapların sözü vardır; çalma kapıyı çalarlar kapıyı, men dakka dukka. Siz bizim yaptıklarımızı inkâr ederseniz sizden sonra gelenler de sizin yaptığınızı inkâr ederler.

Allah üçüncü binyıl uygarlığının ilmini Akevler’e vermiştir. O zaman Musa’yı seçtiği gibi bugün de bu hususta Akevler’i seçmiştir. Sizin göreviniz buna kat çıkmadır. Onu değerlendirmedir. Yanlışları düzetmek, eksiklikleri tamamlamak ve güncelleştirmek ana işiniz olmalıdır. Ameliniz salih olmalıdır yani yapılanları tamamlamalısınız, eskilerini yıkmamalısınız.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve diğer kez de sizinle ilgilendik.”  

Kuran kelmeleri ile:

“Ve ahar merre de sizi memnun ettik.”

 

Va LaQaD MaNanNAv GaLaYKa MarRaTan EuPRAy

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَى (37)

 

***

 

إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى (38)

EiÜ EaVXaYNAv EiLAy EumMiKa MAy YUvXAv (EiÜ EaFGaLNAvEiLAy FuGLiKa MAv FaGALAv)

“Hani ümmüne vahyolunanı vahyetmiş idik.”

Kur’an’da Firavunun İsrail oğullarının erkeklerini öldürdüğü, kızlarını hayatta bıraktığı dört yerde ifade edilmektedir. Firavunun bunu niçin yaptığı üzerinde görüşler vardır. Kahinler Firavuna bu yıllarda doğacak İsrailli bir çocuğun onun tahtını yıkacağını söylemektedir. Firavun da bunun üzerine böyle bir ferman eyledi.

Yahudiler Mısır’da zengin olmuşlardı. Mısırlılar yalnız Nil çevresinde tarım ve çiftçilik yaparlar, kışın zamanlarını boşa geçirirler veya Firavunlara ehram yaparlardı. İsrail oğulları çoban bir halk idi. Ayrıca ticareti de biliyorlardı. Mezopotamya tekniğine de sahiptiler. Böylece Mısır’da zengin olmuşlardı. Mısır halkı bunları çekemiyor, Firavuna zulüm yaptırmak için buna benzer rivayetler çıkarıyorlardı. Firavun da onların isteğine dayanarak bu emirleri veriyordu.

Bugünkü Firavun olan Sermaye küçük ve orta girişimleri yok edip Sermaye Yahudi Devleti kurmak istiyor. Halk girişimciliğinde direnen kimselere zulüm yaptırmaktadır. Katl yerine mallarını gasp ettiriyor. Bir sınıf zenginleşmeye başlayınca onları harekete geçirmekte ve böylece iflas ettirmektedir. Gülenciler kendilerini toparladılar; basınları, yayınları, üniversiteleri, bankaları, işletmeleri olmaya başladı. Sermaye 15 Temmuz’u düzenledi, sonra onlara fatura etti ve Ak Parti eliyle tüm varlıklarını sıfırladı.

Ak Parti bizimle istişare etseydi, onların bütün bu varlıklarını ellerinden almasını söylerdik ama oralara güçlü kayyumlar tayin eder, o kurumları daha da güçlendirmelerini tavsiye ederdik. Böylece Sermaye’ye kapılanlar o kurumlardan temizlenmiş olur, ama kurumlar Türkiye halkının şirketleri olarak devam ederlerdi.

Allah buna izin vermedi. Çünkü şayet o düzen devam etse “Adil Düzen” gelemez. “Adil Düzen” dışındaki girişimlerin hepsinin akıbeti böyle olacaktır. Bugün Gülencilerin mal varlıkları yağmalanmıştır. Yarın Ak Parti’nin mal varlığı yağmalanacaktır. Ak Parti bundan kurtulmak istiyorsa Adil Düzen’e sahip çıksın, Akevler kadrosu ile işbirliği yapsın. Erdoğan faizsiz sistemi getireceğini vurguluyor. İşte bu sistemi getirecek olan Adil Düzen’dir.

Meryem’e vahyolunduğu gibi Musa’nın annesine de vahyolunmuştur.

Kadınlar da uygarlaşmada hep önemli roller oynamışlardır. Bunların rolü erkeklerin işini yapma değildir. Bunların rolü büyük insan yetiştirmedir. Çocuklar annelerin eseridir. Güçlü anneler güçlü insanlar yetiştirirler ve onlar böylece insanlığa hizmet ederler. Başbakan olan kadınlar övünmemeli, çocukları başbakan olan anneler övünmeli, ilim adamları yetiştiren anneler övünmeli.

Çalışıp çocukları ile meşgul olamayan anneler kendilerine düşen asıl görevi yapamamaktadırlar. Erkekler savaşıp insan öldürmekle görevlidirler. Kadınlar ise çocuk doğurup insan yetiştirmekle görevlidirler. Bu görevlerin hangisi daha şereflidir?

Anneler ve eşler çocukların danışmanıdırlar. Görünürde erkekler iş yaparlar. Gerçekte hep kadınlar hâkimdirler.  Musa’nın annesi de insanlığı değiştiren ve kıyamete kadar etkileyecek olan Musa’yı yetiştirmiştir ve bu uygarlık inşasında annesinin rolü Musa’dan az değildir.

مَا أَوْحَى denmiyor da مَا يُوحَىdeniyor; demek ki bir aracı ile vahyetti.

Allah bize de hep vahyetmektedir. Kur’an’ı yorumlamaya başladığınızda aklınıza manalar gelecektir. O vahiy yoluyla gelmektedir. Söylediklerinizde ne doğru varsa o vahiy ile söylenmektedir. Peygamberlerden farkımız, peygamber yanlış anlarsa Allah onu düzeltirdi, dolayısıyla onlara vahyedilende hata olmazdı. Biz yanlış anlarsak düzeltmiyor. Uygulamayı yapıyoruz. Sorunlarla karşılaşıyor ve o yolla hatalarımızı bildiriyor ve hatamızı düzeltiyoruz.

İçtihat dönemi ile daha önceki dönem arasındaki fark budur. İçtihat döneminde Allah hataları uygulamada karşılaşılan sorunlarla düzeltiyor.

O halde ne yapacağız?

Önce tüm dünyadan delilleri toplayacağız. İçtihadımızla uygulama planını yapacağız. Sonra içtihadımızla görevlendireceğiz. Sonuca bakacağız. İstenen olmuşsa sorun yok, içtihatta isabet ettik demektir. Sorun çıkmışsa eksikliklerimizi değerlendirerek yeniden içtihat yapacağız. Böylece yeniden uygulayacağız. Yani sağ ve sol adımları atıp ilerleyeceğiz; içtihat ve uygulama, içtihat ve uygulama...

مَا يُوحَى ile Allah doğrudan vahyetmiyor. Çevrede oluşturduğu olayla anlatmak istediğini anlatıyor. Yusuf Peygambere hadiselerin tevilini öğretti. Rüya da bir hadisedir. Biz hadiseleri tevil edeceğiz.

Benim istiharem şöyledir. Bu olursa devam edeyim, yoksa bırakayım diyorum. Hep böyle istiharelerle yani hadiseleri tevil etmekle bugünkü bilgiye sahip oldum. Bilgimle insanlara etki ettim. Necmettin Erbakan Türkiye’de, Askar Akayev Kırgızistan’da, yardımcı olduğum kimseler arasındadır. Sovyetlerdeki para sistemini Akayev yaygınlaştırdı. Rus yöneticilerinin Türkiye ile yakınlıklarını Akayev sağladı. Akayev bizimle istişare ederek başarılı adımlar attı, eski Sovyetlerde etkili oldu. Bugün itibariyle yani Gorbaçov sonrasında dağıtılmış durumdadırlar ama onların siyaseti Sovyetlerde yürümektedir.

 

YORUM

Hiçbir şey sıfırdan başlamaz. Her şey geçmişte olanlara dayandırılır. Musa’ya görev verilince onun geçmişi anlatılmaktadır.

Ak Parti’nin temeli Millî Görüşe dayanır. Bunu inkâr edecek bir tek Ak Partili var mıdır? Millî Görüşün temeli de Akevler’e dayanmaktadır. Bağımsız adaylıklar (1969) ve Adil Düzen Akevler’in çalışmalarının sonucudur.

O halde Ak Parti geçmişi gözden geçirip bugüne nasıl geldiğini belirlemelidir. Temelleri veya geçmiş yapısı nedir, bunu tespit etmelidir. Bundan sonra çıkacağı katı o betonarme hesaplarına dayandırmalıdır. Kur’an Musa Peygambere geçmişini anlatırken işte bunu bize öğretmektedir. Akevler çalışanları bunu iyi bilmelidir.

 

Öz Türkçe ile:

“Hani annene bildirilenleri bildirmiştik.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Hani ümmüne vahyolunanı vahyetmiş idik.”

 

EiÜ EaVXaYNAv EiLAy EumMiKa MAy YUvXAv

إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى (38)

 

***

 

أَنِ اقْذِفِيهِ

EaN EaQÜiFIyHIy (EaN EaFGIyLIyHi)

“Onu kazf et diye”

Buradaki zamir Musa’ya gidiyor yani bebeğe gidiyor. Daha önce geçmiş değildir. Burada hazfedilmiş cümleler var. Sen erkek doğdun. Firavun erkekleri zibh ediyordu. Biz de onu kazfet dedik. 

قَذَاف sapan; قِذَاف atmak için alınan avucu dolduracak büyüklükteki taş demektir.

قذف9 defa, كسف5 defa geçer. Toplam 14 (2*7) eder.

ق kuvvet, ذ işaret, ف ayırma demektir.

Senden ayır, onunla artık ilgin olmasın. Bir anne için bunu yapmanın ne kadar zor olduğunu yalnız anneler bilebilir. Canlılarda öyle duygular vardır ki yavrularına kendilerini siper eder ve onun için ölürler.  Musa’nın annesine deniyor ki, bunu tabuta koy ve onu da suya koy. Evet, anne bunu yapıyor. Allah Musa’yı böylece saraya gönderiyor.  Yusuf kuyuya atılıyor.  Musa suya atılıyor. Zulmün şiddetine göre suya atma daha da ehven görülüyor.

فِي التَّابُوتِ

Fiy elTAvBUvTi (Fiy eL FaGaLUvTi)

“Tabut içine”

نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ  (Enbiya, 21/18) ayetinde بِ harfi ceri ile taaddi ediyor. Burada ise فِيzarftır. Tabutun içine yerleştirilecektir. طَالُوت, جَالُوت, مَارُوت, هَارُوت benzer kelimelerdir. Sonundaki ت dişilik tesi değildir. Kelimenin kökü توب’dir.

ءوي yuva demektir. ءيو de aynı anlamdadır. Sondaki وب’ye dönüşmüş, ءوب olmuştur. ءوب geri dönmek, yuvaya dönme anlamındadır. Sonra başındaki ء de ت’ye dönüşmüş, توب olmuştur. تَوْبَ bir işten vazgeçmek anlamında olduğu gibi bir işe yeniden başlamak anlamındadır. Buradaki dönmek ilgilenmek manasında olup manevi dönüştür.

تَوَّاب demek, kendisine dönüldüğü zaman o da size döner, demektir. Bu kelimenin aslı ءوبdir. ءَوَّاب ile تَوَّابaynı anlamdadır. ءوب kelimesi de yuva kelimesinde dönüşmüştür. ءوي yuva demektir. Türkçedeki ev kelimesi ile yakınlığı vardır. Hayvanların akşamüstü yuvalarına dönüşünden insanların olması gerekene dönmesine tevbe denmiştir. Allah insanlara adeta kendisi bir insanmış gibi hitap eder. İnsanların birbirleri ile olan ilişkilerinde olduğu gibi bir tutum içinde olduğunu gösterir. Allah insana benzemez, dolayısıyla bütün bu ifadeler mecazidir.

تَوَبَfiili على harfi ceri ile gelince Allah’ın kullarına dönmesi, yani tevbelerini kabul etmesi anlamındadır. إِلَى harficeri ile gelince kulların Allaha dönmesi anlamındadır.

تharfi و harfine dönüşür, و de ء’ye dönüşür.

توب87, ثيب1 defa geçer.  Toplam 88 (23*11) eder.

ت dağı, oluşu, و birliği, ب geçişi ifade eder.

تَابُوت kelimesi bugün Türkçede de kullanılmaktadır. Tahtadan yapılmış sandıktır. Gemi teknolojisini bilmektedirler. Tahtaların arasına katran benzeri şeyler sürülür. Su geçirmez. Suya konacağına göre tahtadan gemi teknolojisini biz de kullanmalıyız. Evleri ve seraları ahşaptan yapıyoruz. Aralarına benzer madde kullanmamız gerekir. Tabut yapılıyor ve suya konuyor. Bebeklerde kemikler henüz oluşmadığı için düşmeye ve devrilmeye daha çok mukavimdirler.

Nil yazları sakin ve dalgasız akar. Demek ki bu mevsim sonbahara doğrudur. Karlar erimiş su en aşağıya inmiştir. Sakin bir şekilde akmaktadır.

Yine burada öğreniyoruz ki İsrail oğulları Nil’in kenarında yerleşmiş bulunmaktadır.

فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ

FaQÜiFIyHi Fiy eLYamMi (Fa iFGıLIyHi Fİy el FıGLı)

“Onu yemme kazf et”

يمم durgun akan büyük sudur. Kur’an’da يمم 11, يوم ise 475 defa geçer. Toplam 486 (2*35) eder.

يkolaylığı, و birliği, م genelliği ifade eder.

Kur’an’da üç manada kullanılmaktadır. Nil, teyemmüm ve yönelmek onu istemek anlamlarındadır.

Kur’an’da ırmaklardan yalnız Fırat’ın adı geçer. Nil’den Yemm olarak bahseder. Firavunun boğulduğu yeri de Yemm olarak beyan eder. Samiri’nin heykeli de yakılmış ve oraya atılmıştır. O halde İstanbul boğazı da bir Yemmdir.

Yemm kelimesi ırmağın adı değildir, ırmaktaki iki sahil arasında akan suyun adıdır. O su başka yerden gelebilir.

Bir ırmak düşünelim. Dağlarda kar şeklinde ve toprakta birikmiş sular vardır. Bunlar birleşerek akarlar ve denize ulaşırlar. Bunlar bu döngüde çeşitli durumlarda olurlar. Şelale olabildikleri gibi yemm de olurlar, deniz olurlar, göl olurlar.

Yemm kelimesi akan suyun adı değildir, o suyun belli yerlerde aldığı durumdur. Bütün varlıklar hareket halindedir. Canlı da bir yemmdir. Gelip geçmekte olan moleküllerin aldığı şekildir. Atomlar gelip gitmektedir ama durumları aynı olmamaktadır.

الْيَمُّ burada marife gelmiştir.  Musa’nın annesinin oturduğu yerdeki Nil’den bahsedilmektedir.

فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ

FaYuLQıHIy eLYamMu (FaYuFGıLuHuv eLFaGLu)

“Yemm onu ilka etsin”

لَقَاة iki yerleşik bölge arasındaki buluşma yerinin adıdır. لِقَاء buluşmak, kavuşmak demektir. إِلْقَاء ise koymak, yerleştirmek anlamına gelir.

ل belirliliği, ق kuvveti, ي kolaylığı ifade eder.

Yanaştıracak sahile çıkaracaktır. Yemm burada tekrar edilmiştir. Birinci yemm değildir, artık burası başka yerdir. Marife gelmiştir. O halde bu da bilinmektedir. Yani Firavunun sarayının bulunduğu sahildir.

Buradan anlıyoruz ki Musa’nın doğduğu yer Firavunun sarayından daha yukarıdadır. Nil onu aşağıya doğru götürecek ve sarayın önüne bırakacaktır. Musa’nın kavmi Yusuf Peygamber zamanında yerleşmişlerdi. Oradan hicret ettiler. O halde Firavunun sarayı güneyde inşa edilmiştir. Mısır’ın tarihinde bu sarayların hangi sıra ile yapıldığı bilinmektedir. O halde araştırmalarla bu kent bulunur ve bunların tarihleri ile hem Yusuf’un hem de Musa’nın tarihleri ortaya çıkar.

Buradaki zamir Tabuta gitmektedir. Tabut müzekkerdir, Musa’ya da gidebilir.

بِالسَّاحِلِ  

Bi elSAvXıLı (Bi eLFAvGıLı)

“Sahile”

سَاحِل suların veya denizlerin kenarlarındaki kumluk yerdir. Dalga burada bitki örtüsüne mani olur. Fiil olarak; soyulmuş çırpılardan alınan kabuklar önce işe yaramayan kısmından soyulur, çıplaklaştırılır, sonra ip haline getirilir. Ona سَحَلdenir. Sonra tekstil için kullanılmıştır.

Kur’an’da سحل1,  سحر63 defa geçer. Toplam 64 (26) eder.

س mekânda diziyi, ح hareketi, ل belirliliği ifade eder.

Sahil kelimesi burada marife gelmiştir. Kastedilen sahil bellidir. Türkçede sahil kelimesi ve sevahil kelimesi kullanılmaktadır.

Firavunun sarayı Nil’in kenarındadır.

Mısırlılar aristokrat olmayanlardan bahsetmezler. Topluluklarda böyle yasak kelimeler vardır. Hintliler eşlerini isimlerle çağırmazlar. Benim yetiştiğim ailede de kocalar karılardan, karılar kocalardan bahsederken isimleri ile bahsetmezler. Çocukların anası babası şeklinde ifade ederler. Birbirlerine seslenirken de ‘ey’ derler. Mısır’da da kölelerin adlarını yazı diline geçirmek ayıp sayılırdı. Bu sebeple Musa’nın kıssasına yazılı metinlerde rastlamıyoruz. Tevrat ve Kur’an ise Musa’nın Mısır’daki hayatını uzun uzun anlatmaktadır. Bu anlatışta herhangi bir yanlış ortaya çıkabilir. Örnek olarak Mısırlılar demiri bilmiyorlar. Eğer hikâyede demirden bahsediliyorsa demek ki uydurma hikâyelerdir demektir. Buğdaydan bahsediyor, hapishaneden bahsediyor, bıçaktan bahsediyor. Böylece Mısır’ı gerçekten bilen birisi mi yoksa uydurma hikâyeleri mi anlatıyor.

Gerek Tevrat gerek Kur’an’ın anlattıkları Mısır ile arkeolojinin bulduğu Mısır arasında fark var mı? Yoksa bunlar Allah’ın sözleridir.

يَأْخُذْهُ  

YaEPuÜuHUv (YaFGaLuHUv)

“Onu ahz edecek”

Musa’nın annesine Allah bunları anlatıyor ve onu tabut içinde suya koymasını emrediyor. Peki, tabut su tarafından götürülürken ya sahili geçip giderse, su o işi yapmazsa.

Bizim olaylarda da durum böyledir. Olaylar doğa kanunlarına göre cereyan eder. Rastlantılarla gerçekleşir. Bazı olaylarda tesadüf değil tevafuk oluşur. Kendi hayatınızda bunu görürsünüz.

Yazdığım ve Reşat’ın yayına hazırladığı bu seminer notları İstanbul Yenibosna’da okunmaktadır. Ben de takip ediyorum. Okuyup tartıştıkça zevk alıyorum. Cereyan eden olaylarla açıklamalar arasındaki uyarlılık bir daha bir daha okuma zevki veriyor. Tarihte Sokrat, Gazali, Dekart (Descartes) ve Bediüzzaman diyorlar ki; ben benim için yazıyorum, anlatıyorum, isteyen yararlanabilir. Ben de Kur’an yorumlarını yazdığım ve Yenibosna’da dinlediğim için anlıyorum.

Musa’nın annesine vahyettiği gibi Allah hepimize vahyetmektedir. Eğer biz mümin isek o bizi hidayete götürmektedir, değilsek bizi dalalete götürmektedir.

AK Parti hala batmakta olan Sermaye’nin peşinde koşmaktadır. Allah’ın kendilerine ihsan ettiği “Adil Düzen”den uzak kalmayı başarı için şart görmektedir. Yalnız AK Parti değil, hemen herkes, birkaç aile veya kişi dışındakiler, hidayeti Kur’an’da arayacaklarına Avrupa sokaklarında aramaktadırlar.

عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُ

GaDuvVun LIy Va GaDuvVun LaHUv (FaGuvLun LIy Va FaGULun LaHUv)

“Bana aduv olan ve ona aduv olan”

عُدْوَة vadinin iki yakasından biridir. İki cephede olanlar  عَدُوّolurlar.

Halk Partisi ve AK Parti birer aduvdurlar. Partiler cepheleşme üzerinde oturmuşlardır. Askerliğin kuralıdır. Karşı cephede olanların hepsi düşmandır, ellerine fırsat geçerse bizi yaşatmazlar. Biz de öyleyiz.

İslamiyet’te düşmanlık ancak karşı taraf düşmanlık ederse sen de düşmanlık edersin, yoksa biz barışçıyız. Karşı tarafı öldürmek istemeyiz, etkisiz hale getirmek isteriz. Teslim olduktan sonra ise artık mahkeme kararı ile ceza verilebilir. Artık olağanüstü haller ilan edilmez.

عَدُوٌّkelimesi burada tekrar edilmiştir. Çünkü Musa ile aduvlaşması başka, Rab ile aduvlaşması başkadır. Aslında Firavun Tanrı’yı tanımakta, O’nun oğlu olduğunu ileri sürmekte, O’nun adına halka zulmetmektedir. Musa ise doğrudan aduvvudur. O’nu istismar etmek aduvluktur. Allah’ın kitabını sırt üstü atıp kendi heva ve hevesini Tanrı’nın buyruğudur deyip kendine taptırmak, işte bu düşmanlıktır.

Bugünkü Firavun Doları ile insanları kendisine taptırmak için diktatörler icat etti, onları tanrılaştırdı. Halk onlara tapmaya başladı. Onlar da varlıklarını sürdürmek için ona tapmaya başladılar. Böylece kendisine taptırdı. Allah’ın düşmanı oldular.

وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي

Va EaLQaYTu GaLaYKa MaXabBaTan MinNIy (Va EaFGaLTu GaLaYKa FaGLaTan MinNIy)

“Ve sana benden mahabbeti ilka ettim”

Burada hazfedilmiş olaylar vardır. Musa’nın annesi bunları yaptı. Çevredekiler ona yardım ettiler, sır sakladılar.

Topluluklarda böyle kapalılık vardır. Yapılanları ifşa etmez. İfşa ederse, o takdirde derhal dışlanırlar. Hatta linç edilirler.

Buradan anlıyoruz ki İsrail oğulları Mısır’da ayrı koloni şeklinde yaşıyorlar, kendi mahalleleri vardır. Kendilerinin yaptıklarını Mısırlılar bilmemektedirler.

Bir de azınlığın başka avantajları vardır. Azınlıklar topluluğun dilini bilirler ama azınlık olmayanlar ise onların dilini bilmezler. Onların ne yaptıklarını asıl vatandaşlar bilmezler.

Sonunda vahye uyuyor ve tabutu yapıyorlar, yemme koyuyorlar. Sabaha doğru koymuş olmalılar.

 Musa’nın annesinde birden oğluna karşı bir hasret doğuyor ve bir şeyler yapılmasını istiyor. Kızını sarayın bulunduğu sahile gönderiyor.

Anneler! Musa’nın annesi gibi olun, çocuklarınızı sevin ama çocukların hatırı için Allah’ın dedikleri dışına çıkmayın.

Bugün çocuklar Sermaye’nin zehri içinde hercai hayat yaşamaktadırlar. Anneleri de onları sevdiği için onları korumaktadır. Babalar da annelere uymaktadırlar. Dolayısıyla insanlar günün hevası içinde yaşamaktadırlar.

Bu problemi Akevler de yenemedi. En büyük sorunumuz budur. Bir de çok evlilik korkusu kadınları kontrol altına alma çabası içine sokmuştur. Kontrol altında tutuyorlar. Tek evlilik zihniyeti bugünkü durumu ortaya çıkardı.

Mümin kadınlar Musa’nın annesini örnek almalıdırlar. Allah’ın emrini yerine getirirken çocuklarını sulara koyarak düşmanlarının sarayına yollamalıdırlar.

Benden mahabbeti sana ilka ettim diyor. Annelerdeki çocukları için olan mahabbeti Allah’ın kulları için mahabbeti gibidir. Sadece ve sadece çocuğun iyiliği içindir. O çocuğun çıkarı varsa o mahabbet bunu engellememelidir. Duygularla değil de akılla hareket edilmelidir.

وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي (39)

Va LiTuÖNaGa GaLAy GaYNIy (Va LiTuFGaLa GaLay FaGLıy)

“Ve aynımın üzerinde isna’ edilesin diye.”

صنعağaç kabuklarından birbirine aykırı geçerek sepet tekniği ile örülmüş kaba elbisedir. İnsanlar çıplak yaratıldı. Edep yerlerini yapraklarla örttüler. Ağaç kabuklarından dokuma yaptılar. Böylece ilk sanayi teknoloji olarak doğdu.

صَنَع eli yatkın insan demektir. Kişiye bedeni beceri kazandırmaya صَنْعَة denir.

ص dayanıklılığı,  نbelirsizliği, ع etkiyi ifade eder.

Sana mahabbeti koyduk. Sen kızını haber alsın diye saraya gönderdin.

Firavun halktan kopmuş değildir. Onun toplantılarına halk gider birlikte bulunurdu. Saray halka kapatılmış değildi. Kardeşi oraya rahatlıkla giderdi. Sonra işler görüşülürdü, kapalı kapılar arkasında görüşülmezdi. Firavun herkesi muhatap alırdı yani bugünkü firavunlardan çok daha asil bir firavun idi.

Gözünün önünde yapılsın diye diyor. Böylece saraya yalnız Musa gönderilmiyor. Musa’nın annesi de gönderiliyor.  Musa’nın annesi Harun’un da annesidir. Demek ki Musa’nın annesi bir ölçüde Meryem kadardır. Muhammed annesinin eğitimini almadı ama kendisinden yaşlı olan eşi Hatice ona aynı zamanda analık yapmıştır, Muhammed’den önce o Müslüman olmuştur.

İsrail oğullarının kavim olması için Musa ve Harun’un anneleri büyük rol oynamış olmalı.

İlk düzenleyeceğimiz müessese aile müessesesidir. “Adil Düzen” ancak sağlam aile üzerinde kurulur. Bunu nasıl yapacağız? Yüz lojmanlı işyeri apartmanları yapacaksınız. Oraya Allah’a iman etmiş kızlar ve erkekler işçi olarak gelecek. Onlar İslam ailesini kuracaklar. İlk kabul edecekleri çok evliliktir. Batıyı bugünkü fuhşa ve inkıraza götüren tek evliliktir. Kilisenin çok evliliği yasaklamasıdır. Türkiye de aynı felakete gitmektedir. Çok evliliği benimseyen ailelerden oluşacak bu apartman.

Sizin eşleriniz taşınmayacak, siz de onları bırakmayacak ve gelmeyeceksiniz ama sizin yaptıracağınız apartmanlara yeni evliler gelecek. Çok evlilikte anlaşan evliler gelecek. Bunlar Musaları ve Harunları doğuracak, onları Firavun saraylarında değil ortaklık semtlerinde eğitecek, kendi kendilerini eğiteceklerdir. Bugün artık saraya ihtiyacımız yoktur. Kur’an’ımız var. Fıkıh usulü var. İlim var.

 İsa’dan önce Meryem yetişti.

 Musa ile beraber annesi de eğitime tabi tutuldu.

Sun’ etmek terbiyeden farklıdır. Terbiye alt seviyeden vasat seviyeye getirmedir. Olağan eğitimdir. Sun’ ise özel eğitimdir. Bir göreve getirilecek olanın eğitimidir. Akevler bu amaçla kuruldu. Burada yetişenler bugünkü dünyayı yönettiler. 1960’larda Bediüzzaman’ın cesedi kaçırılıyordu. “Ya Hu” dediler diye bir cemaat mensupları 45 gün hapishanelerde tutuluyordu. Bugün onu yapmıyorlar.

Evet, küfür perişan olmuştur ama iman gelmemiştir. Bu çalışmada erkekler kadar kadınların da rolleri olacaktır. Seminerlerimizi takip edenler bu söylediklerimize dikkat etmelidirler. Okula gönderdiğiniz kız ve erkeği mutlaka nişanlayın, isterlerse evlilik hayatı yaşayabilirler. Mezun olunca boşanıp ayrılabilirler. Yoksa Türk kızları ve oğlanları da zamanla Avrupa erkekleri ve kızları gibi olurlar.

Biliyorum sizi dinlemeyecekler. Siz yüz lojmanlı işyeri apartmanlarını yapacaksınız, oralara çekileceksiniz ve oraları birer Kehf yapacaksınız.

 

Öz Türkçe ile:

“Onu sandığa koy. Onu (sandığı) da akarsuya koy. Akarsu onu kıyıya koysun. Bana dövüşmen ona dövüşmen onu alacaktır. Sana benden onun sevgisini koydum. Gözümün önünde yapılacaksın.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Onu tabut içine kazf edip, onu da yemmin içine kazfet. Yemm onu sahile ilka edecektir. Benim aduvvum ve onun aduvvu ahz edecektir. Sana benden olan mahabbeti ilka ettim. Aynımın üzerinde isna edilesin diye.”

 

EaN EaQÜiFIyHi FIy elTAvBUvTi FaQÜiFIyHi Fıy eLYamMi FaLYuLQiHIy eLYamMu Bi elSAvXıLı YaEPuÜuHUv GaDuvVun Lİy Va GaDuVyun LaHUv Va EaLQaYTu GaLaYKa MaXabBaTan MinNIy Va LiTIÖNaGa Ga LAy GAYNIy

أَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي (39)

 

***

 

إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ

EiÜ TaMŞIy EuPTuKa (EiÜ TaFGaLu FuGaLaTaKa)

“Hani uhtun meşy ediyordu”

Buradaki إِذْ sana mahabbeti koyduk fiiline zarftır. O mahabbetin sonucu kardeşin meşy ediyordu. إِذْ تَذْهَبُ demiyor da إِذْ تَمْشِي diyor. “Meşyetmek” gezinmek demektir. Herhangi bir amaçla değil de hava almak için dışarı çıkmak meşydir. Bir yere bir amaçla gitmezseniz dolaşmak için gidersiniz.

Musa’nın kardeşi aslında haber almak için gitmiştir.

Meşy kısa yürüyüş demektir. Çıkarsınız, dolaşırsınız ve neye rastlarsanız onunla ilgilenirsiniz. Kardeşi zehab etmiyor, meşy ediyor. Annesinin mahabbet hissi onu oraya göndertiyor.

Bazen içinizi bir sıkıntı basar, çıkıp gezmek istersiniz, hatta bu uzun bir yolculuk da olabilir.

Mesela, ben bu Ramazan’ı biraz da bu sıkıntıdan İzmir’de geçiriyorum. İşlere hâkim değilim. Aslında hiçbir şey kötü gitmiyor. Yalova’da da işler iyi gidiyor. Türkiye’de de işler iyi gidiyor. Dünyada da işler iyi gidiyor. Hep beklediklerim fazlasıyla oluyor ama ben içinde değilim. Bu da bende sıkıntıya sebebiyet veriyor. İşte, dinlenmek üzere İzmir’deyim.

 Musa’nın annesi de ilahi emri dinlemiş ama sıkıntıda. Bir şeyler yapmak istiyor. Kız kardeşi de dolaşmaya çıkıyor.

فَتَقُولُ

Fa TaQUvLu (Fa TaFGaLu)

“Kavl eder”

قَالَتْ demiyor, تَقُولُ diyor; birine söylemiyor, ortalığa söylüyordu. Herkes çocukla meşgul iken o da rastladığına görüşlerini açıklıyordu. Yani benim gibi yapıyordu. Kendi söyler, kendi dinler. İyi ki Reşat (Nuri Erol) var, düzelteyim derken okuyor. Yenibosna’da arkadaşlar var, okuyorlar ve son şeklini veriyorlar. Okuyucumuz vardı, 1000’ler civarında idiler, şimdi 100’lere indiler.

AK Parti CHP’nin geçmişte estiremediği korkuyu salabildi. Aferin ona, başardı. Gülen bütün bunları yapmış olsa bile samimi insanları üzmemek için sen o yaptı dersen görünürde ona dokunmazsın. Yargılarsın, kanunu değiştirirsin, gerçekten yapmışsa asarsın ama tam tersine, asıl failler yurt dışında dolaşıyor, telefon uygulaması var (ByLock) diye samimi insanlar hapse dolduruluyor!  

Acı tarafı, samimi olduğu için ona cephe alamıyorsun. Ona yardım etmek istiyorsun ama o kabul etmiyor. Uçuruma doğru gidiyor.

İşte bu çıkmaz içinde dinlenmeye karar verdim.

Musa’nın annesi de kızını gönderdi; o da rastladıklarına anlatıyordu.

هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَنْ يَكْفُلُهُ

HaL EaDulLuKuM GaLAy MaN YaKFuLUvHu (HaL EaFGaLaKuM GaLAy MaN YaKFuKuHUv)

“Ona kifl edecek kimseyi size delalet edeyim mi?”

Bebek kimsenin memesini emmiyor. Çevre hep bunu konuşuyordu. Süt verecek anneler aranıyordu. Kardeşi, “Ben size bulurum” diyordu.

Bugünkü dünyanın nasıl oluştuğuna bakın. Allah nasıl yollar izlemiştir. Kâinatta tesadüf diye bir şey yoktur. Biz perdenin arkasını bilemediğimiz için tesadüf diyoruz.

دَلْو‘Kova’ demektir. دَلَا fiil olarak kovayı suya salmak demektir.

دَلَالَةوın ل’a dönüşmesi ile bir şeye ulaşılmakta kullanılan araç manasında kullanılır.

دللKur’an’da 7 defa, درء5 defa geçer. Toplam 12 (22*3) eder.

دÇevreyi, ل de belirliliği ifade eder.

Delil olmak demek, kuyudan çekilen kovaya ip olmak demektir.

كِفْلÜstüne oturulan keçe demektir.

كِفْل kelimesi كَفِيل‘den gelen bir kelimedir. Bir işin tam karşılığıdır. Nasip veya paydan farklıdır. Bir adamı iki kişi öldürse ikisi de bu suçtan birer kifl alırlar yani ikisine de kısas uygulanır. Kiflde paylaşma yoktur, nasipte veya payda paylaşma vardır.

ك kevni, oluşumu, فeklemi,ل belirliliği gösterir.

Türkçedeki kefil karşılığı Kur’an’da zaimdir (زَعِيمٌ). Tekeffül etmek onun bakıcısı olmak anlamındadır.

Bebeğe süt verecek bakıcı bir kadın aranıyor, Musa’nın kardeşi de aracı oluyor. İnsan bakıcılığı diğerlerinden farklıdır. Aynı zamanda sorumluluğunu yüklenme demektir. Onun eğitimini de içine alır. Burada kız kardeş de görev almış bulunmaktadır.

فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ

FaRaCaGNAvKa EiLAy EumMiKa (FaFaGaLNAvKa EiLAv FuGLiKa)

“Seni annene rücu ettik.”

Burada rücu kelimesi müteaddi olmalıdır.

Kur’an’da hem lazım hem de müteaddi fiil olarak gelmektedir. İfal veya Tefil babında kelime yoktur. Irmaklar akarken durgun yerlerde bir dalıp gerisin geriye döner, döngü yapar. Buna rücu denir. Reca aynı zamanda saman, ot gibi şeyleri geri götürür. Reca su için de kullanılır, lazım olur. Çöpleri, samanları, götürdüğünde de müteaddi olarak da kullanılır.

Psikolojik olaylarla bir döngü oluşur. Allah insanlara ilham eder ve insanlar da onun ilhamına uyarak hareket ederler ve böylece doğa kanunları içinde olan olmuş olur.

كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا

KaY TaQarRa GaYNuHAv (KaY TaFGaLa FaGLuHAv)

“Aynı takarru etsin diye”

Türkçede ‘gözün aydın olsun’ derler. Araplar ‘aynın karar kılsın’ diye söylerler. Gürcüler ‘iyilikte yaşayasın’ derler. Türkler ‘gözün başka yerde olmasın’ derler, benzer tabiri Gürcüler de kullanırlar.

Bir taraftan çocuk annesiz büyümemiş oluyor, diğer taraftan Musa ve annesi sarayda yetiştiriliyor. Demek ki Firavun’un da görevi var, o da görevini yapıyor. Beşeriyetteki olaylar üzerinde fazla endişeye gerek yok. O ne isterse onu yapıyor. Her yaptığı şey iyidir.

Araplar eşya için kendi anlamında ayn’ı şuurlu varlık için nefsi kullanırlar. Göz insanın kendisi kabul edilir. Gözbebeğine baktığınızda kendinizi görürsünüz, bebeğin akı insandır. İnsanlar göz göze gelerek anlaşırlar, birleşirler.

وَلَا تَحْزَنَ

VaLAv TaPZaN (VaLAv TaFGaL)

“Mahzun olmasın”

هُزاَل zayıf hayvan, semizin zıddı demektir. İnsanı zayıflatan sıkıntıya حُزْن denmektedir.

حHareketi, ز zamanda diziyi, ن belirsizliği ifade eder.

Köylerde neşeli yaz geçirirsiniz, yemişler ve meyvelikler içinde yaşarsınız. Sonbahar gelir, soğuklar başlar, yapraklar sararır ve teker teker dökülür. Sizde bir üzüntü oluşur. Ölüm ve soğuk kışla gelir. İşte o duygu hazandır. Farsça hazan sonbahardır. Şair diyor ki: Bahar ağlar, Hazan ağlar. Hüzün kelimesi Türkçe’de üzüntü olarak söylenir.

Arapça kelimelerden Türkçe kelime üretilmez, oysa üzmemek, üzülmek, üzüntü gibi türetilmiş olduğuna göre üzülmek Türkçedir.

Sümerce Türkçe dildir. Akadcaya geçen pek çok kelime vardır. Oradan da Arapçaya geçmiştir. Dolayısıyla Kur’an’da köklere ilk mana ararken diğer dillerden, bilhassa Türkçeden ve Latinceden de yararlanılabilir. Latincenin temeli Etrüskçedir. Etrüskler Anadolu’dan gitmişlerdir. Kuzeyden gelen Türk ırkı ikiye ayrılmış, biri Irak’a diğeri Roma’ya gitmiş, yerli dillere etki etmişlerdir.

وَقَتَلْتَ نَفْسًا

Va QaTaLTa NaFSan (Va EiÜ FaGaLTa FaGLan)

“Ve bir nefsi katlettin”

Musa’nın tanımadığı bilmediği bir nefsi katlettiği anlaşılıyor. O nefsin katlinde minnet olarak zikrediliyor. إِذْkelimesi içindedir.

Eğer o katletme olayı olmasaydı Musa Medyen’e gitmeyecek, orada eğitim almayacak, iki uygarlığı birleştirmeyecekti. Dolayısıyla Allah ona o fiili işletti ki Mısır’dan kaçsın. Görülüyor ki hiçbir olay kendiliğinden olmuyor. Hep ilahi kaderler tek tek takip ediyor.

Akevler Millî Görüş’e ve AK Parti’ye sürekli destek verdiği ve katkıda bulunduğu halde ne Millî Görüş ne de AK Parti Akevler ile ilgileniyor. Bu durum ilk bakışta onların hatalı davranışları sonucudur. Oysa gerçekte Allah korumuştur. Kazım Erten bu seçimde İzmir’de ikinci, üçüncü sıralarda milletvekilliğini beklerken, listede adı bile yok. Bu sonuç onun için hayırlıdır. Allah onu korumuştur. Bu sözlerimin manasını ve ne anlama geldiğini ileride görürsünüz.

Eğer Akevler’de yetişenlere görevler verilseydi kimse kalmaz, şimdi Akevler olmazdı. Allah koruduğu için Akevler 50 senedir yaşıyor. Hak yolda olduğumuzu da böyle biliyoruz. Bize kötü görülen bizim için iyi olur.

فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ

Fa NacCaYNAvKa MiNa elĞamMı (FaFaGaLNAvKa MiNa eLFaGLı)

“Gamdan seni tenciye ettik”

غمم yol, işaret bulunmayan yer, sis demektir.

غمم11, همم9 defa geçer. Toplam 20 (22*5) eder.

غ değişmeyi, م genelliği ifade eder.

Yollarda sis çöker, göz güzü görmez, arabalar durur.

Gam içinde olmak demek kararsız olmak demektir, ne yapacağını bilmemek demektir.

Şimdi yani bugünlerde dolar her gün yükseliyor. Sermaye’nin öğrettiği ekonomi çare olmuyor. AK Parti gam içindedir. Akevler’den ve Adil Düzen’den uzaklaşmakta ısrar ediyorlar. Seçime gidiyorlar...

AK Parti oy kaybedecekse bundan dolayı kaybedecektir. R. Tayyip Erdoğan Adil Düzen’i kabul etmeli, Akevler’i yanına almalı, halka nasıl çare bulacağını bildirmeli. Bunu askerler de görmeli. O zaman AK Parti seçimi kazanır. Yoksa seçimden sonra ya Meclis kendisini dağıtır ya da Erdoğan istifa eder.

Gam içinde olmak demek ne yapacağını bilmemek demektir, çaresizlik içinde olmak demektir.

Musa adam öldürmüştür ve ne yapacağını bilmez durumda iken biri ona “Kaç” diyor, o da kaçıyor. Böyle durumlarda Allah birini gönderir ve söyletir.

AK Parti yıkıldığı zaman hepiniz yıkılacaksınız. Herkes susmuş durumdadır. Biri çıkıp da “Akevler’e kulak ver.” diyemiyor.

وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا

Va FaTanNAvKa FuTUvNan (Va FaGaLNAvKa FuGUvLan)

“Ve seni futunen fitne ettik.”

فِتْنَةmadeni curuftan temizlemek için eritmek demektir. “Mihnet” ise madenin parlaklığını ortaya çıkarmak için tavlamak veya pasını silmektir. “İmtihan” kişinin kendini göstermesi, “fitne” ise kişinin dayanaklılığını artırmasıdır.

ف ayırmayı,ت oluşu, نbelirsizliği ifade eder.

Fitne etmek imtihan ederek arıtmak temizlemek anlamındadır. Kötülükle imtihan etmedir. Musa adam öldürmüş ve ülkesinden kaçmak zorunda kalmıştır. Birçok gurbetin kahrını çekmiş ve böylece mertebe kazanmıştır. Nasıl öğrenciler başvururlar ve belgeleri tamamsa imtihana alınırlarsa, fitne edilmek de Allah’ın ihsanıdır, in’amdır.

Sizler bu seminerleri okumakla imtihan olunuyorsunuz. Kur’an’ın ne dediğinden haberiniz vardır. Onun dediğini yaparsanız yücelere çıkarsınız. Oysa Kur’an’la ilgilenmeyenler böyle bir imtihana alınmamışlardır demektir.

فَلَبِثْتَ سِنِينَ

FaLaBiÇTa SiNıyNa (Fa FaGaLTa FiGLİyNa)

“Senelerce lebs ettin.”

Evlenmiş ve eşinin babasının yanında kalmıştır. Musa’nın annesi ve kız kardeşi muhterem hanımlar oldukları gibi karısı da Şuayb’ın kızı idi yani aile çevresinde özel durumu vardı. Erkekler Musa olmaya çalışacaklar ama kadınlar da o hanımlar gibi olmaya çalışacaklardır.

 Musa senelerce Medyen’de kalmış, İbrahimî dersler almıştır. İki medeniyeti böylece sentez edecektir.

Türkiye de üç asırdan fazladır batı medeniyeti ile doğu medeniyeti arasında eğitilmektedir. Ben Kırgızistan’a gittiğim zaman onlara İslamiyet’i tebliğ edecektim. Rusçada İslami eserler yoktu. Arapçada da uygarlık eserleri yoktu. Tek çare olarak Türkçe kurslar açtım. Bana geniş bir salon verdiler. Orada Türkçe ve Arapça dersler yaptım. Hüseyin Kayahan ve Suat Akpınar da bu dersi vermeye katıldılar. Bugün dünyanın en zengin dili Türkçedir. Üçüncü binyıl uygarlığı Kur’an üzerine kurulacaktır ama gelecekte bugünkü İngilizcenin yerini Türkçe alacaktır.

İki uygarlık oluşmuştu, Mezopotamya ve Mısır uygarlığı. Biri hak, biri kuvvet uygarlığı idi ve ikisi de ilk idiler. Bunları sentez eden ilk uygarlık da İbrani uygarlığıdır, Musa’nın uygarlığıdır. Ondan sonra kuvvet uygarlığı olarak Grek-Romen ve hak medeniyeti olarak da Hıristiyanlık geldi. İslam medeniyeti bunların sentezinden doğdu. Avrupa uygarlığı birinci Kur’an medeniyetinin kuvvet medeniyetine dönüşmüş şeklidir. Üçüncü binyıl uygarlığı bu iki uygarlığın sentezinden doğacaktır. Bu uygarlıkların sentezinde de Türkler görevlidir.

Sahabelerden daha zor bir görevi yüklendiniz. Onlar Kur’an’ı ilk olarak uyguladılar, onların görüşleri sizden ilerdedir ama siz de yeni peygamber olmaksızın bir uygarlığı oluşturuyorsunuz, o bakımdan onlardan daha güç bir vazife yüklendiniz.

فِي أَهْلِ مَدْيَنَ  

FIy EaHLi MaDYaNa (FIy FaGLi MaFGaLa)

“Medyen ehlinde”

Medyen uygarlığı Fırat ve Dicle uygarlığıdır. Şuayb bu uygarlığın son peygamberidir, uygarlığı Musa’ya devretmiştir. Bugünkü uygarlık öylesine gelişigüzel doğmamıştır. Hepsi Allah’ın gözetiminde bu hale gelmiştir. Bunları bilirseniz gelecekte ne olacağını da bilirsiniz.

Çok basit.

Birinci Kur’an uygarlığından günümüz ikinci Kur’an uygarlığına geçiyoruz.

İlk defa yeni peygamber olmaksızın bir medeniyet oluşturuyoruz.

Biz yapmıyoruz, O ne takdir etmişse onu yapıyoruz.

ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَامُوسَى (40)

ÇümMa CiETa GaLAy QaDaRin YAv MUvSAv (ÇünMa FaGaLTa GaLAy FaGaLin YAv FuGLAy)

“Sonra bir kader üzerine ciet ettin, ya Musa.”

Allah çok açık bir şekilde Musa’nın hikâyesinin bir kader olduğunu, bir plan olduğunu bildiriyor. Şimdi Sermaye de böyle plan yapmış, yarım binyıldır uyguluyor. Kendi planı sanıyor. Oysa ilahi plandır. Üçüncü binyıl uygarlığının doğması için Fransa inkılabının olması, Sovyet ihtilalinin gerçekleşmesi gerekiyordu.

Yeni şeftali bahçesini yaparken yaşlanmış ağaçları sökersiniz, toprağı tavına getirirsiniz, ondan sonra fidanları dikersiniz.

Allah da onların eliyle dünyayı Adil Düzen’e, Kur’an düzenine hazırladı. Bize de tohumunu üretme görevini verdi. Sizinle beraber şimdi bunu yapıyoruz. Yakında bu tohumlar yeryüzüne serpilecek ve büyük uygarlık doğacak. Allah’ın kelimeleri tamamlanacaktır. Buna Kur’an’a inanmayanlar inanmazlar. Buna aklım eriyor da Kur’an’a inananların neden hala İngiltere’de dolandıklarına aklım ermiyor (R. Tayyip Erdoğan’ın son İngiltere ziyareti kastediliyor).

 

YORUM

Demek ki inkılap yapmak için kadro yetiştirmeliyiz. Bu da ancak namazla mümkündür. Bir araya geleceksiniz. Günde beş defa buluşacak ve Kur’an eğitimini alacaksınız. Ondan sonra semt kooperatifleri içinde Kur’an’ı yaşayacaksınız. Sizinle savaşacaklar ama yenemeyecekler. Akevler’le savaşanların şimdi izleri bile yok.

Peygamberlerin kıssalarını okurken, hangi peygamber kıssasını okuyorsanız, siz de kendinizi onun yerine koyacaksınız, o ne yapmışsa siz de onu yapacaksınız. Peygamberler hayatımız için birer usvedir.

Elimize Musa’nın sihirli değneği gibi Kur’an’ı alıp bugünkü Firavun’a gitmeliyiz. Onlar kendi düzenlerini koyacaklar, biz de Adil Düzen’i koyacağız. İngiltere’ye gideceğiz ama onlara tebliğ için gideceğiz. Onları tahttan indirmek için gitmeyeceğiz. Bize fitne fesat etmekten vazgeçsinler. İsteyenler onlarla yaşasın, isteyenler Kur’an’la yaşasınlar.

 

Öz Türkçe ile:

“Hani bacın dolaşıp ‘Size ona bakacak kimseyi bulmaya aracı olayım mı?’ diyordu. Gözü aydın olsun ve üzülmesin diye seni annene geri çevirdik ve sen bir kişiyi öldürdün de seni üzüntüden kurtardık ve seni sınadık. Medyen halkı arasında senelerce kaldın sonra bir ölçü üzere geldin, ey Musa”

Kur’an kelimeleri ile:

“Hani uhtın meşy edip, ona kefalet edecek kimseyi size delalet edeyim mi diye kavl ediyordu. Ayn’ı karar kılsın ve mahzun olmasın diye seni ümmüne rücu ettik ve sen bir nefsi katlettin de seni gamdan tenciye ettik. Ve seni fütun olarak fitne ettik. Medyen ehlinde senelerce lebs ettin. Sonra bir kader üzerine ciet ettin, ya Musa.”

 

EiÜ TaMŞIy EuPTuKa FaTaQUvLu HaL EaDulLuKUM GaLAy MaN YaKFuLuHUv FaRaCaGNAvKa EiLAy EumMiKa KaY TaQarRa GaYNuHAv Va LAv TaXZaNa Va QaTaLTa NaFSan Fa NacCaYNAvKa MiNa eLĞamMi Va FaTanNAvKa FuTUvNan FaLaBiÇTa SiNIyNa FIy EaHLi MaDYaNa ÇümMa CiETa GaLAy QaDaRin YAv MUvSAy

إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَنْ يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَامُوسَى (40)

 

***

 

وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي (41)

Va iÖTaNaGTuKa Li NaFSIy (Va EiFTaGaLTuKa Li FaGLIy)

“Seni nefsim için istin’a ettim.”

Ayet dört kelimeden oluşmakta. عك arka kameriye harfleri, وف dudak harfleri, صط kalın harfler, تسorta harfler ليننsürekli harfler. Ayet nasıl bir icaz içeriyor.

Bu ayetin manası bana vahyolununca dünyam değişti, tarih aydınlandı. Dünyadaki inkılapları yorumladım. Türkiye’nin inkılaplarını değerlendirdim. Musa’yı kendisi için istin’a ediyor. Onu şimdi gördüm, onun manası şimdi vahyolundu.

Kur’an ile meşgul olduğunuz zaman size onun manaları vahyolunur. Bunu yaparken bazen hata yaparsınız. Peygamberlerden farkınız budur. Onlar da hata yaparlar ama onların hataları Allah tarafından düzeltilir.

Her mümin şuna inanacak; Allah beni Kur’an düzeni için bir şey yapmak üzere yetiştirdi. Bu yetiştirme bebekliğimden başlamıştır, şimdi buradayım. Ne yapman gerekiyorsa onu yapmalısın. Karşınıza gelen teklifleri değerlendireceksiniz. Onun veya onların Allah tarafından geldiğini kabul edecek ve ona göre değerlendireceksiniz. Eğer küfür değilse, isyan değilse, yardımlaşacaksınız. Yani karşılığını alıp Adil Düzen’e vereceksiniz.

 

YORUM

Uygarlıklar bin senede bir yenilenir. Uygarlıkları öğreten bir peygamber iki-üç asır önce gelir.  Nuh, Musa ve Muhammed peygamberler öyle gelmişlerdir. Önce kavim hazırlanır. Miladı bin başında ise yeni uygarlık kurulur.

Kur’an birinci uygarlığı tamamlanmıştır, şimdi ikinci uygarlık dönemine girilmektedir. İnsanlık sorunlarını izmlerle çözme çabasındadır ama çözemiyor. Kur’an’la bunlar bir bir ve çok kısa zamanda çözülecektir. Müslüman Türk milleti üç asırdır bunun için istina’ edilmektedir. Firavuna tebliğ zamanı gelmiştir. Aranızdan çıkacak bir Musa beklenmektedir.

Bunu Recep Tayyip Erdoğan başarabilir. Yerini de sağlam yapabilir. Akevler’siz bunu başarması mümkün değildir. Allah herkese başka imkân vermiştir. Sizi başbakan yapmıştır, cumhurbaşkanı yapmıştır. Akevler’e de ilim vermiştir. Göz göre göre uçuruma gidiyorsunuz. Sizi sevdiğimiz için üzülüyoruz, yoksa Allah’ın size ihtiyacı yoktur, O yapacağını yapacaktır.

 

Öz Türkçe ile:

“Seni kendim için yaptırdım.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Seni nefsim için istin’a ettim.”

 

Va iÖTaNaGTüKa Li NaFSIy

وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي (41)

 

İstanbul; 02 Haziran 2018

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

resatnurierol@gmail.com

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
02.06.2018
22:19


1967...1968...1969...AKEVLER 52 YILDIR ÇALIŞIYOR...2016...2017...2018

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 967

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 967. Hafta - 02 Haziran 2018 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 967. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

Dolar ve Faiz OYUNU

***

SEMT KOOPERATİFLERİ

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Dolar musibeti.. İstanbul Borsası ne yapmalıydı?

Yine dolar musibeti.. Yine faiz-enflasyon vs vs…

Yine faiz musibeti… Ama çare ve çözümü ile…

Sermaye’nin para oyunları ve yapılması gereken

KUR’AN VE İLİM ile ilgilenirsek, düzeliriz…

Reşat Nuri EROL

 

***

 

TAHA SÛRESİ - 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طه(1) مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى(2) إِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَى(3) تَنزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَا(4)الرَّحْمَانُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى(5) َهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى(6) وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى(7) اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى(8) وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى(9) إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي آتِيكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى(10) فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي يَامُوسَى(11) إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِي الْمُقَدَّسِ طُوًى(12) وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى(13) إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمْ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي(14) إِنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى(15) فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى(16) وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَامُوسَى (17) قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى (18) قَالَ أَلْقِهَا يَامُوسَى (19) فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى (20) قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى (21) وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى (22) لِنُرِيَكَ مِنْ آيَاتِنَا الْكُبْرَى (23) اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى (24) قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي (25) وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي (26) وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي (27) يَفْقَهُوا قَوْلِي (28) وَاجْعَلْ لِي وَزِيرًا مِنْ أَهْلِي (29) هَارُونَ أَخِي (30) اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي (31) وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي (32) كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا (33) وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا (34) إِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصِيرًا (35) قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَامُوسَى (36)

 

***

 

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَى (37) إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى (38) أَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي (39) إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَنْ يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَامُوسَى (40) وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي (41)

 

***

 

Reşat Nuri Erol
02.06.2018
22:19


1967...1968...1969...AKEVLER 52 YILDIR ÇALIŞIYOR...2016...2017...2018

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 967

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR

“VE BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 967. Hafta - 02 Haziran 2018 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 967. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. - ADİL DÜZEN ÇALIŞANLARI

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

Dolar ve Faiz OYUNU

***

SEMT KOOPERATİFLERİ

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

*SEBÎLU’R-REŞÂD” / MAKALELER

Dolar musibeti.. İstanbul Borsası ne yapmalıydı?

Yine dolar musibeti.. Yine faiz-enflasyon vs vs…

Yine faiz musibeti… Ama çare ve çözümü ile…

Sermaye’nin para oyunları ve yapılması gereken

KUR’AN VE İLİM ile ilgilenirsek, düzeliriz…

Reşat Nuri EROL

 

***

 

TAHA SÛRESİ - 5. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طه(1) مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى(2) إِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَى(3) تَنزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَا(4)الرَّحْمَانُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى(5) َهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى(6) وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى(7) اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى(8) وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى(9) إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي آتِيكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى(10) فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي يَامُوسَى(11) إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِي الْمُقَدَّسِ طُوًى(12) وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى(13) إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمْ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي(14) إِنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى(15) فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى(16) وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَامُوسَى (17) قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى (18) قَالَ أَلْقِهَا يَامُوسَى (19) فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى (20) قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى (21) وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى (22) لِنُرِيَكَ مِنْ آيَاتِنَا الْكُبْرَى (23) اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى (24) قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي (25) وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي (26) وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي (27) يَفْقَهُوا قَوْلِي (28) وَاجْعَلْ لِي وَزِيرًا مِنْ أَهْلِي (29) هَارُونَ أَخِي (30) اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي (31) وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي (32) كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا (33) وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا (34) إِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصِيرًا (35) قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَامُوسَى (36)

 

***

 

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَى (37) إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى (38) أَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي (39) إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَنْ يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَامُوسَى (40) وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي (41)

 

***

 

Av.FarukKaradag
02.06.2018
23:34
Allah razı olsun, seminerlerden çok istifade ediyorum. Allah size rahmet etsin, sizleri iki cihanda da aziz eylesin.
Reşat Nuri Erol
03.06.2018
01:37


AMİİİN...

FARUK KARDEŞ, AMİİİN...

ALLAH CÜMLEMİZİ AZİZ EYLESİN... 





YorumYap

Çok Yorumlanan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 6987 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 884
Nahl Suresi Tefsiri 73-77. Ayetler
15.10.2016 2864 Okunma
5 Yorum 18.10.2016 13:55
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 3937 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 967
Taha Suresi Tefsiri 37-41. Ayetler
2.6.2018 1497 Okunma
4 Yorum 03.06.2018 01:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 993
Enbiya Suresi Tefsiri 76-82. Ayetler
22.12.2018 936 Okunma
4 Yorum 28.12.2018 17:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 3928 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 822
Hûd Sûresi Tefsiri 28-31. Ayetler
11.7.2015 3412 Okunma
3 Yorum 13.07.2015 01:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 5194 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 885
Nahl Suresi Tefsiri 78-82. Ayetler
22.10.2016 2805 Okunma
3 Yorum 23.10.2016 08:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 913
İsra Suresi Tefsiri 88-92. Ayetler
6.5.2017 2486 Okunma
3 Yorum 10.05.2017 12:21
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 996
Enbiya Suresi Tefsiri 95-100. Ayetler
12.1.2019 891 Okunma
3 Yorum 20.01.2019 14:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1004
Hac Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
9.3.2019 823 Okunma
3 Yorum 10.03.2019 14:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 537
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -35.AYETLER
21.11.2009 2430 Okunma
2 Yorum 02.12.2009 12:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 818
Hûd Sûresi Tefsiri 13-16. Âyetler
13.6.2015 3439 Okunma
2 Yorum 25.06.2015 04:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 3807 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 3948 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 4512 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 3973 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 857
Hicr Sûresi Tefsiri 9. Âyetler
26.3.2016 3025 Okunma
2 Yorum 27.03.2016 10:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 5306 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 5801 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 877
Nahl Suresi Tefsiri 36-39. Ayetler
20.8.2016 2760 Okunma
2 Yorum 21.08.2016 18:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 887
Nahl Suresi Tefsiri 89-92. Ayetler
5.11.2016 2960 Okunma
2 Yorum 07.11.2016 09:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 889
Nahl Suresi Tefsiri 98-105. Ayetler
19.11.2016 3179 Okunma
2 Yorum 20.11.2016 09:05
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 912
İsra Suresi Tefsiri 81-87. Ayetler
29.4.2017 2151 Okunma
2 Yorum 30.04.2017 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 965
Taha Suresi Tefsiri 17-24. Ayetler
19.5.2018 1430 Okunma
2 Yorum 24.05.2018 06:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 989
Enbiya Suresi Tefsiri 44-50. Ayetler
24.11.2018 931 Okunma
2 Yorum 30.11.2018 12:01
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 999
Hac Suresi Tefsiri 1-4. Ayetler
2.2.2019 870 Okunma
2 Yorum 03.02.2019 09:54
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1005
Hac Suresi Tefsiri 27-30. Ayetler
16.3.2019 762 Okunma
2 Yorum 17.03.2019 11:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 1033
Nur Suresi Tefsiri 6-11. Ayetler
12.10.2019 252 Okunma
2 Yorum 16.10.2019 14:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 541
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -49-50.AYETLER
26.12.2009 1871 Okunma
1 Yorum 01.09.2016 13:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 545
AHZÂB SÛRESİ TEFSİRİ -58-62.AYETLER
23.1.2010 2066 Okunma
1 Yorum 01.09.2016 13:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 560
YUSUF SURESİ TEFSİRİ-41-42.AYETLER
8.5.2010 2257 Okunma
1 Yorum 11.05.2010 11:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 610
MÂİDE SÛRESİ TEFSİRİ -19.AYETLER
7.5.2011 2785 Okunma
1 Yorum 11.05.2011 22:59
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 819
Hûd Sûresi Tefsiri 17-22. Ayetler
20.6.2015 4513 Okunma
1 Yorum 25.06.2015 04:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 824
Hûd Sûresi Tefsiri 37-40. Âyetler
1.8.2015 4344 Okunma
1 Yorum 11.08.2015 17:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 826
Hûd Sûresi Tefsiri 45-47. Âyetler
16.8.2015 3846 Okunma
1 Yorum 16.08.2015 19:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 827
Hûd Sûresi Tefsiri 48-49. Âyetler
22.8.2015 4030 Okunma
1 Yorum 25.08.2015 20:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 828
Hûd Sûresi Tefsiri 50-52. Âyetler
29.8.2015 3978 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 13:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 829
Hûd Sûresi Tefsiri 53-57. Âyetler
5.9.2015 3744 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 20:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 830
Hûd Sûresi Tefsiri 58-60. Âyetler
12.9.2015 3972 Okunma
1 Yorum 18.09.2015 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 831
Hûd Sûresi Tefsiri 61-63. Âyetler
19.9.2015 3716 Okunma
1 Yorum 20.09.2015 18:10
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 832
Hûd Sûresi Tefsiri 64-68. Âyetler
3.10.2015 4073 Okunma
1 Yorum 03.10.2015 21:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 833
Hûd Sûresi Tefsiri 69-73. Âyetler
10.10.2015 4178 Okunma
1 Yorum 10.10.2015 23:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 835
Hûd Sûresi Tefsiri 79-83. Âyetler
24.10.2015 4296 Okunma
1 Yorum 25.10.2015 13:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 836
Hûd Sûresi Tefsiri 84-86. Âyetler
31.10.2015 3822 Okunma
1 Yorum 31.10.2015 19:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 839
Hûd Sûresi Tefsiri 96-101. Âyetler
21.11.2015 3865 Okunma
1 Yorum 22.11.2015 09:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 840
Hûd Sûresi Tefsiri 102-108. Âyetler
28.11.2015 4002 Okunma
1 Yorum 30.11.2015 09:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 841
Hûd Sûresi Tefsiri 109-113. Âyetler
5.12.2015 4966 Okunma
1 Yorum 05.12.2015 22:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 843
Hûd Sûresi Tefsiri 117-119. Âyetler
19.12.2015 4172 Okunma
1 Yorum 20.12.2015 06:15