Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 818
Hûd Sûresi Tefsiri 13-16. Âyetler
13.6.2015
3497 Okunma, 2 Yorum

HÛD SÛRESİ - 5. Hafta

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (13) فَإِلَّمْ يَسْتَجِيبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا أُنْزِلَ بِعِلْمِ اللَّهِ وَأَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَهَلْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ (14) مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لَا يُبْخَسُونَ (15) أُولَئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ إِلَّا النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (16)

 

***

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (13)

EaM YaQUvLUNa EiFTaRAvHu QuL FaETUv BiGaŞRı SuVaRin MuFTaRaYAvTin VaDGUv MaN EiSTaOaGTuM MiN DUvNı elLAVHı EiN KuNTuM ÖAvDıQIyNa

“Yoksa o iftira etti mi diyorlar? Öyleyse sadık iseniz, iftira edilmiş aşera sûre ile ety edin. Allah’ın dununda kime istitaa ederseniz onu da davet edin, eğer sadık iseniz.”

Sûrenin başında “âyetleri tahkim edildi, sonra tafsil edildi” deniyor. Arada insanın Kâinat içindeki yapısını izah ettikten sonra başa dönüyor ve nasıl tahkim edildiğini anlatıyor.

Kur’an’dan önce peygamberler geliyor, peygamber olduklarını kanıtlamak üzere mucizeler gösteriyor ve buna halkı ikna ettikten sonra, işte bu size Allah tarafından gönderilmiş kitaptır diyor ve insanları kitaba inandırıyorlardı. Bu suretle oluşmuş dört din vardır. Biri yani Tevrat en etkin kitap olarak hâlâ hükmünü sürdürüyor. Diğer üç kitap İncil, Vedalar ve Budistlerin Furkanları da dünyada hükmünü sürdürmektedir.

Kur’an son kitaptır.

Kur’an’ın diğer kitaplardan farkı şudur. Diğer kitaplar peygamberinin mucizesi ile kabul edilmiş kitaplardır. Başarılı sonuç elde edildiği için de halk onlara inanmaya devam ediyor. Kur’an ise son nebi Hazreti Muhammed aleyhisselâma gelmiştir.

Hazreti Muhammed’in nebi resul olduğuna dair gösterdiği mucize ile değil, Kur’an’ın mucizesi ile inanılmalıdır. Yani Kur’an tahkim edilmiş ve böylece Hazreti Muhammed’in son nebi olduğuna ona inandığımız için inanıyoruz. Böylece Kur’an’ın mucize oluşu kıyamete kadar devam etmektedir. Hiçbir nesil mucizesiz körü körüne inanmaya bırakılmış değildir.

Kur’an’ın en çok mucizesi asrımızda ortaya çıkmıştır.

a) Kur’an 1400 senedir insanlığı benzerini getirmeye çağırmıştır. Onu yok etmek için atom bombalı savaşlar olmuş ama kimse benzerini getirmeye yeltenmemiştir.

b) Kur’an 1400 senelik uygulamada insanlığı ilkellikten çıkarıp ileri hayata ulaştırmış, gerek İslâm uygarlığı gerekse Batı uygarlığı onun etkisi ile ortaya çıkmıştır.

c) Bugün müsbet ilimler ilerlemiş ve hep Kur’an’ın ileri sürdüklerini onaylamıştır. Böylece Kur’an ile ilim arasındaki paralellik gerçekleşmiştir.

d) Şimdi önemli bir mucizenin ortaya çıkması arifesindeyiz; o da Kur’an’ın çağımızın problemlerini çözmesi olacaktır. Kapitalizm, sosyalizm ve karma düzenlerin sorunları çözemediği anlaşılmıştır. Sorunları Kur’an’ın eksiksiz çözebilmesi mucizedir. Bunun çalışmalarını Akevler yapmaktadır. Bu çalışmalar “Âdil Kur’an Düzeni” olarak ortaya konmuştur. Henüz uygulayarak gösterilememiştir ama onun da zamanı yaklaşmıştır.

20’inci yüzyılda Kur’an benzeri iftira edilmiş bir düzen ortaya konmamıştır. Marks’ın komünizmi böyledir. Marks bir kitap yazmış,  bir sistem önermiş, sömürü sermayesinin kanlı desteği ile 1917’den 1991’e kadar 72 sene insanlığın anasını ağlatmış, 40 milyon insanın ölümüne sebep olmuştur.

1400 senelik başarılar nerde, 70 senelik başarısızlık nerde.

Marks ne yapmıştır?

Marks bir teori ortaya koymuştur. Onun teorisine göre insanlar aslında iyidir, kötülük yapmazlar. Onları kötülüğe götüren ailedir. ‘Senin çocuğun, benim çocuğum’ diye dünya savaş meydanına dönmektedir. Doğan çocuk kreşe verilmeli ve orada yetişmelidir. O çocuk annesini, babasını, kardeşini tanıyamayacağı için dünyada artık kötülük kalmayacaktı.

Marks bunları söylerken biyolojide DNA’lar henüz keşfedilmemişti.

Oysa bugün DNA ve kromozom diye önemli bir keşifte bulunulmuştur. Biyoloji buna dayanmaktadır. Eşleşme vardır. Bu da evlilik demektir. Yalnız insanlar değil bütün canlılar eşleşerek yani aile hayatı ile yaşarlar.

Bakınız, yarım asır içinde ilim Marksizmi tekzip etmiş ve iddialarının yanlış olduğunu ortaya koymuş, oysa Kur’an’ın söylediklerini on dört asırdır tasdik etmiştir.

 

إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ

فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ

وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا

2.Sûre

إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ

فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِهِ

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ

10.Sûre

إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ

فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ

أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُل

11.Sûre

إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ

 

فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِثْلِهِ

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَلْ لَا يُؤْمِنُونَ

52.Sûre

 

İnsan bir söz söyler. Söyleyen sadık olur, söz de sıdk olur yahut söyleyen sadık olur, söz yanlış olur. Çünkü insanlar ona inanmaktadır, onu öyle zannetmektedir.

Söz kizb olur, hatalı olur. Bazen de kişi kazib olur, söz sıdk olur. Kişi yalan söyler. Doğru bildiğinin aksini söyler ama o doğru veya yanlış olabilir.

Burada “sadık iseniz” demek; deneyin bakalım, başarırsanız sözünüz doğrudur demektir, başaramazsanız o zaman iddianız yanlıştır demektir.

Böylece âyet bize iddialarımızı deneyerek doğrulamamız gerektiğini öğretiyor.

Kur’an’dan önce bir şeyin doğru ve yanlış olduğu sadece iddia edilir, onun ispatı cihetine gidilmezdi. İspat etmek demek yaparak yani uygulayarak deneme yapmak demektir. Birisi geliyor ve bize bir parça veriyor, ben bunu Allah’tan aldım diyor. Bu durumda ne yaparsınız? Böyle bir şeyin yeryüzünde olup olmadığına bakarsınız. Gerçekten yeryüzünde öyle bir varlık yoksa yahut siz o varlığı var edemiyorsanız, söylediğini tasdik etmeniz gerekir.

Bu usul kesin ispat etme usulü değildir. Çünkü bunu biz yapamayız ama o yapılabilir olabilir. Bugün tüm müsbet ilim buna dayanmaktadır. Zanni hükümlerdir. Matematikte bazı problemler vardır. Yüzlerce sene uğraşılmış, çözülememiş, ama sonunda çözülemeyeceği ispatlanmamıştır. Örnek olarak dairenin çevresi kesir sayı ile ifade edilmez. İşte bu çözümdür.

Bir araya gelinir ve bütün gücünüzle Kur’an’ın ilâhi söz olup olmadığı araştırılmaya başlanır. İlim sizi mutlaka bir sonuca götürür; Kur’an Allah’ın sözüdür veya değildir.

Peki, o zamana kadar ne yapacağız?

Ne doğrudur diyeceğiz, ne yanlıştır diyeceğiz. Bu bilme bakımından böyledir. Fiilen ise hangisi daha çok muhtemelse ona göre amel ederiz. Hangisinde zarar yoksa yani yarar daha çoksa ona göre hareket ederiz.

“Allah’ın dununda şahitlerinizi de çağırınız” denmektedir. “Şahid” soruşturmacı demektir, araştırmacı demektir. Böylece araştırmanın bir usul içinde yapılması gerektiğini ifade eder. Siz bir ispat usulü kabul ederek ona göre araştırma yapacaksınız. Usulü kendiniz koyabilirsiniz ama o usule göre yaşayacak ve Kur’an’ın ilâhi söz olup olmadığını aynı usulle tesbit etmeniz gerekecek. Bu hususta ortak araştırma usulü benimseyeceksiniz.

“Yahut gücünüzün yettiği kimseleri” denmiştir.

Yalnız burada “Allah’ın dışında” kaydı konmuştur. Bunun anlamı şudur. İçtihat ve icma Kur’an’ın söylediklerini ortaya koyacaktır. “Min dunillahi” kaydı ile içtihat ve icma ile onun misli şeriatı ortaya koyarsanız yani benzer şeriatı oluşturursanız diyor.

Sûrelerden bahsedilirken Allah’ın dununda kaydı getirildiği halde hadis sözünde böyle bir kayıt getirilmedi. Burada sûrenin manasını anlamada yardımcı olur. Sûre bir bütündür, bir söz değildir. Bir konu üzerinde sistemin tamamlanmasıdır. Hadis ise bir cümledir. Bir cümleyi söylemek daha kolay ve basittir. Bunu bile başarma gücünüz olmaz. Sûre içeriğinin icazıdır, mananın icazıdır. Hadis ise bir âyetin kelime ve harf sayıları ile ortaya konmuş mucizedir.

Burada on sureden değil, surelerin onundan bahsedilmektedir. Aralarındaki fark araştırılabilir.

Sûrelerin onunu getirin.

Buradaki “on” kelimesi sayının adı olup “onunu” kelimesi marifedir, dolayısıyla getirilen sûreler marifedir. İzafette nisbi marifelik var, sıfatta nekrelik var. “Suver” cemi mükesser de olabilir, salim de olabilir. “Müftereyatin”in salim olması nedeniyle sûrelerden belirlenmiş on sûre getirin denmektedir. “Aşr” kelimesi sayıyı ifade ettiği gibi “aşera” “yaşiru”nun da masdarıdır. O zaman birlik teşkil edip, sayı olarak on olması gerekmez. Kur’an sûrelerinin gruplar hâlinde olduğunu belirler ve onlardan bir grup getiriniz denmiş olmaktadır.

Kur’an önce 1+64+32+16 olmak üzere gruplanır.

64’lü grup 8+12+(3+1+3) +28+10=65-1=64 şeklinde gruplanır.

Birini çıkarıyoruz, çünkü Tevbe’nin başında Besmele yoktur.

4*2 sonra 4*3 sonra 7*4 gelmektedir.

3’lülerle 7’liler arasına (3+1+3) gelmektedir.

3’lüler eklenirse 5*3=15 olur, 28+4=32 olur, 7 eklenirse 5*7 =35 eder.

Görülüyor ki Kur’an’daki sûreler gruplanmıştır, aşr şeklindedir.

Bir sûreler grubu getriniz de deniyor.

Kur’an’daki sûrelerin bu gruplanmalarda nerelerden ele alındığını incelememizde bu sûrelerde geçen kelimelerini ve dağılımlarını ele almamız gerekmektedir. RUHU’L-KUR’AN çalışmasının buna göre programlanması gerekmektedir. 3’lü sûrelerde geçip 7’li sûrelerde geçmeyen kelimeler veya aksi olanlar, bunun dışında kelime sayıları kelimeler bakımından bir gruplanmayı ortaya koyar. Onların ortak manalarını ele alır ve bu tasnifi yapabiliriz.

أَمْ يَقُولُونَ

EaM YaQUvLUvNa

“Yoksa bunu mu söylüyorlar”

“Em” kelimesi “Ve” kelimesi ile akrabadır. “Ve” de “Beyn” kelimesinden dönüşmüştür. “Veya” ara demektir. Ara birleştirici olduğu için “ve” manasına gelmektedir. Türkçede ben ile denmektedir. Sonra n düşmüş be kalmıştır, be de v’ye dönüşmüştür. Bey’de geçen n düşmüş, sondaki y başa geçip e olmuş, b de m olmuş ve Em oluşmuş. Em veya manasınadır.

İki şekilde kullanılır. Önce “E”li bir fiil gelir. Sonra “Em” gelir. Yahut “Amrun Em Zeydun” şeklinde kullanılır. Yahut “E” harfi olarak kullanılmaz. Ters çevirmekle soru sormuş olurlar. Fransızlar sen geldi, geldi sen derlerse soru olur. Yoksa o uydurdu mu diyorlar.

Burada söyleyenler zamanımızın insanlarıdır. O ise Hazreti Muhammed’dir, Kur’an’ı o yazdı o uydurdu diyorlar. Bunun için çok çaba göstermişlerdir. Ne var ki müsbet ilim bütün bunları yalanlamıştır.

Lisede okurken öğretmene sordular: “Okuma yazmayı biliyor muydu?”

Bayan öğretmen cevap verdi: “Bilse ne okuyacaktı? Kütüphaneler mi vardı?”

İşte bu kadar ilkel bir topluluktan bir asır geçmeden dünyanın tek süper gücü oldu. 1400 senedir var olan Doğu uygarlığını oluşturdu. Yetmedi; bugünkü Avrupa uygarlığının doğmasında etkin oldu. Hâlâ bize diyorlar ki; o uydurdu!

افْتَرَاهُ  

EiFTaRAvHu

“Ona iftira etti”

“Ferre” “Ferv” ölü hayvanın derisi; soluk renk; “firar etmek” korkup kaçmak anlamına gelmektedir. “İftira etmek” rengini değiştirme anlamında bir kimsenin yapmadığını yapmış göstermektir. “Ferrar” cıva demektir.

‘Kendisi düşündü, aklına geleni söyledi, inandırmak için de Allah’tan geldi dedi’ diyorlar. Hattâ daha ileri giderek; ‘Allah söylese bile cennet cehennem yoktur, bizi yalandan korkutuyor’ anlamına getirmektedirler. Bu kadar akıllıca bir şeyi bir kişinin yapamayacağı da açıkça bilinirken ne söyleyeceğinde de şaşkındırlar.

Varsayalım ki Hz. Muhammed çok zeki biridir, duyduğunu hemen anlar, Arap tüccarlarının anlattıklarından o zamana kadar uygarlığı öğrenecek ve sonra oturup bir düzen ortaya koyacak. Ama buna rağmen onun gelecekte olacaklardan haberi olabilir mi, o gün bilinmeyenleri de bilebilir mi? Bugünkü uygarlığa diyeceğimiz şudur. Varsayalım ki o uydurdu. Tamam. Siz de şimdi daha iyisini uydurun. Gelin tartışalım.

Bir metin yazın ama o metin değişmez metin olsun. Altıyüz sahifelik bu metnin yorumlanması için tüm kuralları koyun. Sonra onu yorumlayarak bir dünya düzeni oluşturun. Sonra o düzeni uygulayın.

Biz Kur’an’a dayanarak “yüz lojmanlı işyeri apartmanları kuralım” diyoruz. Siz de Kur’an’dan, Tevrat’tan yararlanmadan bir düzen kurun. Kurdunuz; komünler kurdunuz ama yok oldular. Biz Akevler’i kurduk, saldırdınız ama biz şimdi de varız.

Buradaki “o” Hazreti Muhammed’dir.

قُلْ فَأْتُوا

QuL FaETUv

“Kavl et; getirin”

Buradaki “kavl et” emri müminleredir. Kur’an’a inanıp ona göre amel eden kimselere verilen emirdir. Burada memur olan Hazreti Muhammed olmadığı için sen iftira ettin diyorlar demiyor, o iftira mı etti diyorlar. Ondan sonra sen kavl et demektedir. Buradaki getirin emri o iftira eden diyenlere aittir. Kur’an’ı Muhammed’in sözü kabul edenlere söylenmektedir.

Biz her zaman bizim kitabımızı kabul etmeyenlere söylüyor ve diyoruz ki:

Buyurun, önce metni tartışalım... Sonra bir semtte uygulayalım, olanları görelim... Ama tartışmazlar; çünkü mağlup olacaklarını bilirler. Uygulamazlar, uygulatmazlar; çünkü onların bâtıl ve zalim düzenlerine karşı örnek olur.

Kooperatifleri kurarlar, her türlü yolsuzluğu yöneticilere yaptırırlar, ondan sonra ‘kooperatifçilik olmuyor’ derler!

Akevler bir yerden bir kuruş yardım görmedi, faizli veya faizsiz bir kuruş kredi almadı, son yarım yüzyılın örnek kooperatifi oldu. İşte onları sıkan ve kahreden budur. Onun kapanması için her türlü hileye başvuruyorlar. Biz İstanbul’da yenisini kuruyoruz.

Hiç kimse şüphe etmesin.

Kooperatifler olarak AKEVLER yaygınlaşacak.

Siyasette Millî Görüş Hareketi hâkim olacak.

Dinde de Nur Cemaati hâkim olacaktır.

بِعَشْرِ سُوَرٍ

BiGaŞRı SuVaRin

“Sûrelerin aşrı ile”

İlk 8 sûre, sonra 12 üçlü sûrelerin, 7’li surelerin onlu sûreye, sonra gelen 32 sûreye ve 16 sûreye benzer sûreler oluşturun.

Sûre bütünlük ifade eden bir kelimedir. Demek ki bu sûreler bir bütünlük oluşturmakta, bir müesseseyi temsil etmektedir. Bu sûrelerin içinde geçen kelimeler, hattâ cümleciklerle biz grupların neyi ifade ettiğini tesbit edebiliriz.

Bir kelime yalnız iki sûrede geçiyorsa bu sûreler arasında bir yakınlık vardır demektir. Sonra üç defa geçen kelimeler için de aynı usulü takip ederiz. Sonra terkiplere bakarız. Örnek olarak “azabun elîm” geçen sûreleri birbirine yaklaştırırız. Bunların matematik yoluyla birleştirilmesi vardır. Bunlar sûrelerin gruplanmasına yardım edecektir.

مِثْلِهِ

MiÇLiHi

“Misli”

Buradaki zamir Kitaba gitmektedir. Sûrenin başındaki kitaba racidir. Sûre Kur’an’dan söz ettiği için herhangi o zamire yakında bir isim bulamazsak da artık konu o olduğu için o anlatıldığı için zamiri ona gönderebiliriz.

“Misli” deyince benzeri anlamına geldiği gibi diğeri anlamına da gelir. Onun yaptığını yapacak bir sûreler grubu getiriniz.

Bu iddianın doğruluğunu kanıtlamak için biri çıkar ve Kur’an’a nazire kitap yazar, o da Lat ve Uzza adına yazar. Ayrı uygarlık kurar. 1400 sene sonra bakarız ki onlar da uygarlık kurmuş ve dünyanın yarısına hâkim olmuş, Kur’an da kurmuş ve yarısına hâkim olmuş. Söylenecek bir şey yok. Demek ki bunu o uydurmuştur. Bugün de Marks gibi biri çıkar, Kapital adında bir kitap yazar, uygarlık oluşur. Kur’an’ın hükümleri gittikçe unutulur. Yerine Marks’ın hükümleri gelir. O takdirde misli gelmiş olur.

Evet, bugün kapitalizm ve sosyalizm ve karma sistemler Kur’an’a nazire olarak ortaya çıkıyorlar. Bunun savaşı vardır. Varsayalım ki yüz sene sonra bu düzenlerden biri zaferini kazanmış, Kur’an ve Tevrat antik birer kitap hâline gelmiştir. İşte o zaman misli oluşmuş demektir. Bin sene sonra o uygarlık da varlığını sürdürüyorsa Kur’an’la yarışmış olur.

Ama önümüze Kur’an benzeri 600 sahifelik ana kitap konmamıştır, konamamıştır. Ne sosyalistler ne kapitalistler ne de karmacılar bizim Kur’an’ımız budur diyebilmiştir. O kitabın dilini uluslararası dil hâline getirip gramerini yazamamışladır. Marks’ın Kapital’ini açıklayan bir usulü fıkıh ortada yoktur, böyle bir şeyi düşünmüyorlar bile.

مُفْتَرَيَاتٍ  

MuFTaRaYAvTin

“İftira edilenler”

Uydurulan, onun olmadığı halde onun olduğu söylenen.

İftira ediyorlar, “Avrupa müktesebatı” deyip Kur’an ve Tevrat dışında bir hukuk oluşturuyorlar. Ne var ki onların getirdiklerini biz buluyoruz diyorlar. Ama yüz binlerce sayfa kitaplar yazıyor, kanunlar yapıyorlar. Bunları kim okuyacak, kim uygulayacak?!

Evet, o kitap 600 sahife olacak ama bütün çağların sorunlarını çözecektir.

Bizim 1400 sene önce nazil olmuş kitabımız çağımızın sorunlarını çözüyor. Onların bugün yazdıkları kitap çağımızın sorunlarını çözmüyor. Dün yazdıklarını bugün değiştiriyorlar. Biz de çağın sorunlarını çözmek için yeniden içtihat yapıyoruz ama kitabımızı değiştirmiyoruz. Aynı formül ile yeni girdiler giriyoruz. Onların elinde böyle ana kitapları var mı? Var! Uygulamadıkları Tevrat ve İncil var.

“Müftereyatin” kurallı çoğul gelmiştir.

Öyleyse sûreler içinde bir bütünlük vardır demektir.

وَادْعُوا

VaDGUv

“Ve davet ediniz”

Kapitalistler, sosyalistler, karmacılar, hepiniz İslâm düşmanlığında ittifak hâlindesiniz. Hâlâ lâikliği dinsizlik manasında kullanıyorsunuz. Görünürde kendi aranızda kavga içindesiniz ama gerçekte şeytanın birleştirdiği kimselersiniz, İslâm’a düşmanlıkta berabersiniz ama dostlukta, hayırlı bir iş yapmada paramparçasınız.

Kur’an’ı devre dışı etmenizde birleşin, bir benzerini oluşturun; ama yapamazsınız, gücünüz yetmez. Siz Avrupa Birliği anayasasını bile hazırlayamazsınız. Avrupa Birliği anayasasını hazırlayabildiniz mi? Türkiye’de bir anayasada uzlaştınız mı?

Biz Hazreti Nuh aleyhisselâmdan beri tedvin edilen şeriatta birleşmiş bulunuyoruz. İcma ettiğimizde beraberiz, ihtilaf ettiğimizde özgürüz. İnsanın fıtratı budur, özgürlük içinde birlikte olmak. Bunu da ancak icma ve içtihat sağlar. Ekseriyet ise dengesizliktir.

مَنِ اسْتَطَعْتُمْ

MaN EiSTaOaGTuM

“İstitaa ettiğiniz kimseleri”

Büyük büyük profesörleriniz var, koca koca üniversiteleriniz var, istediğiniz kadar sahte dolarınız var; elinizde her türlü imkânınız var.

Sinemanız var, televizyonunuz var, medyanız var; bunlardan her birini çağırınız.

Kapitalizminiz var, süper güç ABD orada; sosyalizminiz var, Rusya ve Çin orada; karmanız var, AB yani Avrupa Birliği orada.

Haydi, hepiniz birden bir olun ve bu bizim Kur’an’ımızdır, bu bizim biricik kitabımızdır, artık yeni kanun yapmayacağız, bu ana kanunu yorumlayarak uygarlıklarımızı devam ettireceğiz deyin. Onun usulü fıkhını getirin. Gelecekte olacaklar hakkında haber verin. Haydi, yapabiliyorsanız yapın bakalım!

مِنْ دُونِ اللَّهِ

MiN DUvNı elLAVHı

“Allah’ın dununda”

“Avrupa müktesebatı” deyip de Kur’an’dan ve Tevrat’tan öğrendiklerinizi ‘biz bulduk ve biz yaptık’ demeyin.

Biz Adil Kur’an Düzeni çalışanları olarak Kur’an’dan, Tevrat’tan, Sünnetten, fukahadan öğrendiklerimizi ortaya koymaya çalışıyoruz. Vardığımız sonuçları uygulama gayretindeyiz. Yarım asırlık çatışmada sizi yendik. Ama biz öğrenmeden anlamadan savaştık. İktidar olduk ama sizin saçmalıklarınızı uygulamaya devam ediyoruz. Şimdi öğrenmeye çalışıyoruz. Artık sizin fiili hâkimiyetinizden de kurtulmak üzereyiz.

Biz yeni Kur’an getirmiyoruz, Kur’an’ın bize öğreteceği günün meselelerini çözmeyi öğrenmeye ve çözmeye çalışıyoruz. Bizimle yola çıkanlar Batı’nın bataklıklarında sorunlarını çözeceklerini sanmışlar ve şimdi birbirlerini yiyorlar.

Biz çalışıyoruz. Fetih gününü bekliyoruz. “İza Cae”deki “iza”yı bekliyoruz.

Dikkat ediniz; orada “İn Cae” değil, “İza Cae” gelmiştir.

إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (13)  

MiN Ein KuNTuM ÖAvDıQIyNa

“Sadık iseniz.”

Bir haber geldiği zaman, bir şeyi iddia ettiğiniz zaman onu ispat etmeniz gerekir. Önce o mümkün olan bir şey olmalıdır. Allah’a iftira etmek mümkün müdür?

Mümkün değildir. Çünkü Allah Kâinatın haliki ve alimidir. Biz O’nun mahlûkuyuz ve basit, az bir ilme sahibiz. Biz veya başkaları O’na nasıl iftira edecektir.

Müfteriye değil müfteriyat sûreler getiriniz.

فَإِلَّمْ يَسْتَجِيبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا أُنْزِلَ بِعِلْمِ اللَّهِ وَأَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَهَلْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ (14)

FaEinLaM YaSTaCIyBUv LaKuM FaGLaMUv EanNaMAv EaNZaLa Bi GıLMı elLAHi Va Ean LAv EiLAvHa EilLAv HuVa FaHaL EaNTuM MuSLiMUvNa

“Size isticabe edemezlerse, biliniz ki inzal edilen Allah’ın ilmi iledir ve O’ndan başka ilâh yoktur. Artık müslim olmayacak mısınız?”

Bundan önceki âyeti doğru anladıktan sonra bu âyet artık bizim için bir füze mahiyetindedir, onunla istediğimiz yere gidebiliriz. Böyle söyle diyor. Ondan sonra “Fa” harfi getirerek size cevap vermezlerse, iftira edilmiş bir kitapla çıkmazlarsa, bilin diyor.

Demek ki onların itirazları bizim içindir. Biz Prof. İlhan Arsel’in İslâmiyet’e saldırı kitabına reddiye yazarken ona sağlık diledik. Çünkü biz onun sayesinde bütün itirazları bir kitapta bulduk ve kolayca cevaplandırdık. Ya onları toplamakla biz meşgul olsaydık. Nitekim Gazali öyle yapmak zorunda kalmıştır.

Burada da onların o iftira ettikleri sözlerine böyle cevap verin dedikten sonra, “size cevap vermezlerse” diyerek, birimizin söylediği hepimizin söylediği şeklindedir ki size cevap vermezlerse deniyor.

“İnzal olunan Allah’ın ilmi iledir.”

Avrupa müktesebatına benzememektedir. Geçen haftanın makalesinde faizli sistemin nasıl tıkandığını açıklamıştım. Çareleri de kısas hükümleri ile göstermiştim. Her ülkenin kendi parası ile satması ve onun parası ile alması gerekir demiştim. Günlük kurlarla alışveriş yapılınca gerçek para olur, karşılığı bilinen para olur.

Bilin de artık Avrupa sokaklarında sürünmeyin, bilin de ABD’nin stratejik ortağı olmayın. “Adil Kur’an Düzeni”nin verilerine kulak verin. Çocuklarınızı ABD üniversitelerine cahil kalmaları, için yanlışları öğrenmeleri için göndermeyin, “Adil Düzen”i öğretmeleri için imkân hazırlayın. Geleceklerini ABD’nin put dolarlarında bulmasınlar, kooperatiflerin altın, demir, toprak ve buğday bonolarında bulsunlar.

Âyet devam ediyor. O’ndan başka ilâh yoktur. O’nun gönderdiği kitabın dışındaki safsataların peşine düşmek küfürdür, şirktir deniyor. Kur’an çok açık olarak diyor ki; Avrupa Birliği’nde çözüm arayanlar, ABD’nin başkanlık sisteminde çözüm arayanlar, Allah’tan başka tanrı edinenlerdir. Bunu yapmayın diye bize emrediyor. Demek ki şimdiye kadar yaptıklarımızdan dolayı bize şeytana yaptığını yapmamış, bizi henüz azletmemiş, o saçmalıklarımıza rağmen bizi yine kendi hizbinden sayıyor, bundan sonra yapmayın diyor.

Âyetin sonunu daha da açık olarak bitiriyor. Hâlâ İslam olmayacak mısınız diyor.

Hâlâ Akevler’in “Adil Kur’an Düzeni”ne sırtınızı dönüp Batı’nın batıl sokaklarında sürünmeye devam mı edeceksiniz? Artık vazgeçin bu dalalet yolundan. Türkiye’de 13 sene iktidarda kaldınız. Avrupa’nın mezbelesinden aktardığınız idamı kaldıran, zinayı suç olmaktan çıkaran kanunları anlamadan aktarmaktan başka ne yaptınız?

Artık tekelden değil halktan işe koyulmanın zamanıdır. Kooperatifçiliğe dönmeniz, sizi bu başarıya ulaştıran kooperatifçiliğe yeniden dönmeniz gerekir.

Milli Görüş’ün ilk partisi Akevler’de oluşturuldu. Parti kurulur kurulmaz Özelif Kooperatifini Akevler’den ayrı olsun diye kurdular.

فَإِلَّمْ يَسْتَجِيبُوا لَكُمْ

FaEinLaM YaSTaCIyBUv LaKuM

“Size isticabe edemezlerse”

Evet, “sana” değil “size” cevap vermezlerse, çünkü sen onlara onlar adına söyledin. Sen temsilcisin. Necmettin Erbakan dünyaya söyledi. Bizim adımıza söyledi. Onlar cevabı Erbakan hayattayken veremediler. Şimdi versinler. Bize versinler.

“Adil Düzen” çalışmaları bir kolektif çalışmadır. Erbakan’dan önce Akevler’de başlamıştır. Sonunda birinci söylemi tamamlanmış, sözcü olarak da Erbakan görevlendirilmiştir. O da bu görevi layıkıyla yaptı. Büyük değişmelere sebep oldu.

Bugün dünyada Obama ve Putin varsa, bu durum onun bu sözcülüğü sayesinde olmuştur. Eğer bugün Ak Parti iktidardaysa, CHP ve MHP Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday yapıyorsa, bunlar da Erbakan’ın yaptığı görev sonucu olmuştur. Tebliğ yapılmıştır. Tebliğin cevabı alınamamıştır. Kur’an’a benzer bir kitap getirilememiştir.

Erbakan artık aramızda yoktur ama cevabı biz bekliyoruz...

فَاعْلَمُوا

FaGLaMUv

“İlmediniz”

Onların itirazları, Erbakan’ın dünyaya tebliği şunu ifade eder ki onlar Kur’an benzeri bir kitap getiremiyorlar.

O halde bizim bilmemiz gerekir. Akevler ortaklarının bilmesi gerekir. Millî Görüşçülerin bilmesi gerekir. Cemaatlerin bilmesi gerekir. Tüm ayrılıkçıların bilmesi gerekir. Tarikatların bilmesi gerekir. İlâhiyatçıların bilmesi gerekir. Kur’an’ı ilâhi kitap kabul edip onda çözüm arayacaklarına Batı’nın batılında çözüm arayanların bilmesi gerekir...

Allah doğrudan onlara diyor; “BİLİNİZ” diyor.

Cevap vermeyenlere değil soranlara diyor, Kur’an’a inananlara diyor.

أَنَّمَا أُنْزِلَ

EanNaMAv EaNZaLa

“İnzal edilen”

Burada “Allah’ın inzal ettiği” demiyor, sadece “inzal edilen” diyor.

Evet, Allah inzal etmiştir ama içtihat ve icmalarla inzal etmiştir. Akevler’in çalışmaları sonunda doğan “Adil Kur’an Düzeni”nin Allah’ın indirdiği olduğuna işaret ediyor. “Adil Düzen”in içtihat ve icmalarla sabit olduğunu ama ilâhi düzen olduğunu söylüyor.

“Enne” tahkik harfidir. “Mâ” ise ismi mevsuldür.

بِعِلْمِ اللَّهِ

Bi GıLMı elLAHi

“Allah’ın ilmi ile”

“Allah’ın indirdiği iledir” demiyor, “Allah’ın ilmi iledir” diyor. Yani biz Adil Düzen çalışanları doğrudan Allah’tan vahiy almıyoruz. İçtihatlarımızda hata olabilir. Ama “Adil Kur’an Düzeni” Allah’ın ilmi ile ortaya konmuştur. Bizim çalışmalarımızdan yararlanılmıştır. Dolayısıyla Allah’ın ilminin sonucudur. İhtilaflı kısımlar üzerinde durulacaktır. Ama icma ettiğimiz hususlar Cebrail’in getirdiği bilgiler seviyesindedir.

وَأَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ

Va Ean LAv EiLAvHa EilLAv HuVa

“Ve O’ndan başka ilâh yoktur”

Bunu her gün zikrediyorsunuz. Biz sadece farz olanları yapabiliyoruz. Siz ise sünnetleri müstehapları da geçerek ağzınızdan düşürmüyorsunuz Ama manasını bilmiyorsunuz. Batı’nın sömürü aracı olan ekseriyet şeriatı ile bir yere varamazsınız.

İlâhi şeriata dönmelisiniz.

Başkalarının şeriatı ile değil, kendi şeriatınızla yürümelisiniz.

İşte, Akevler Kooperatifi budur. Mevcut düzene zarar vermeksizin kendi kooperatifimizde O’nun yani Allah’ın dediklerini yapınız.

Evet, Allah’a dilinizle ve kalbinizle inanıyorsunuz ama amelinizle inanmıyorsunuz.

 

فَهَلْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ (14)

FaHaL EaNTuM MuNTaHUvNa

“Artık müslim olmayacak mısınız?”

Bugünkü sermaye insanları savaştırarak dengesini kurmaya çalışıyor. Bugün yeryüzünde sermaye insanlar arasına fitne sokmuş, insanları savaştırıyor, terör olayları çıkarıyor ve dünyayı cehenneme çeviriyor.

Biz o insanları anlaştıramayız. Ama kendi kooperatifimizi kurarız ve kendimiz barış içinde yaşarız. Davaları kırk sene süren mahkemelere değil, devletin kabul ettiği hakemlere götürürüz. Karşılıksız paraları kullanmayız, kendi bonolarımızı kullanırız.

İktidarlara talip oluyorsunuz. Allah da veriyor. Oralara geliyorsunuz ama kendiniz bile rahat edemiyorsunuz. Halka çalışmadan borçlandırıp para dağıtmakla sorunları çözdüğünüzü zannediyorsunuz. Vergi ödemek için günlerce gezip duruyorlar. Şu yaşadığımız zulum düzenine ve hayatına bakar mısınız; sağa baktın harç, sola baktın ceza! Hâlbuki tüm dünya anayasalarında vergi kazançtan alınır. Tüketimden vergi alınır mı? KDV bir tüketim vergisidir! Ücretlerden alınan vergi tüketim vergisidir! Siz bir şey üretmeden alıyorsunuz! Niye iş yapıyorsun diye insanları cezalandırıyorsunuz! Zalim düzeni siz sürdürüyorsunuz…

مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لَا يُبْخَسُونَ (15)

MaN KAvNa YUvRiDu eLXaYAvta elDuNYAv Va ZIyNaTaHAv NuVafFı EiLaYHiM EaGMAvLaHuM FIyHAv Va HuM FIyHAv LAy YuBPaSUvNa

“Dünya hayatını ve ziynetini murat edenlere biz onların amellerini orda ifa ederiz. Onlara orada behs edilmez.”

Burada dünya hayatı ve onun ziyneti anlatılıyor. Dünya hayatı ferdi hayattır, insanın yaşaması için gerekli ihtiyaçlardır. Ziyneti ise topluluk içindeki hayattır.

İnsanlar topluluk içinde yaşarlar. Fert olarak hiçbir değeri olmayan birçok ihtiyaçlar topluluk içinde yaşadığımız için gereklidir. Soğuktan korunmak için elbiseye ihtiyacımız vardır ama güzel ve yamasız bir elbise topluluk içinde yaşadığımız için gereklidir. Bunların tamamı ziynettir. Bu kişinin toplulukla irtibatını sağlar, oradaki derecesini yükseltir.

Emeklerini bunlar için harcayanlara karşılık verilir, Orada ifa edilir ve eksik edilmez. Bugünkü Batı böyledir. Batılı dünya anlayışında sadece dünya hayatını sürdürmek için çalışılmaktadır. Batı dünyası ve özellikle de sömürü sermayesi yeryüzündeki hâkimiyetini sürdürmek için çalışmakta, bütün gücünü bu yönde sarf etmekte, Allah da eksiksiz ona vermekte, böylece Batı’nın üstünlüğü devam etmektedir.

Dünya hayatı ve ziyneti nedeniyle Batı’nın yanında yer alanlar da Türkiye’de zengin olmuşlardır. Çalışmalarının karşılığı fazlası ile verilmekte, onlar da bizim ülkemizde bizim insanlarımızı sömürmektedirler. Üniversitelere onlar hâkimdir. İlahiyat Fakültelerimiz var, İmam-Hatip Liselerimiz var, Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatımız vardır ama...

Yeryüzünde ücret amellere göre verilir. Buğday elde etmek istediğinizde, eğer buğday tohumu ekmezseniz mahsul vermez. Toprak ekenin iyi veya kötü olduğuna bakmaz. Hükümler amillere göre değil, amellere göredir. Amillere göre hükümler burada değil âhirette verilecek, iyi işler yapanlar cennete, diğerleri ise cehenneme gideceklerdir.

Bugün zengin olan ülkelere gidiniz, hepsi canla başla çalışmaktadırlar. Mesela Japonya ile Almanya böyledir.

Türkiye’de de zengin ve iktidar olmak isteyenler olmuş, onlar da zenginliklere kavuşmuşlardır, iktidar olmuşlardır.

مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا

MaN KAvNa YUvRiDu eLXaYAvTa elDuNYAv

“Dünya hayatını murat edenlere…”

Şimdi 1960’lara dönelim. O dönemde bizimle beraber olanlar, o baskılar ve imkânsızlıklar içinde bizim yanımızda oldular. İstikbal karşı tarafta idi. Bizde bir istikbal görülmüyordu. Biz de sadece İslâm’a göre yaşamak istiyorduk. Ben ve arkadaşlarımın şahsi geçimlerinde bir sıkıntımız yoktu. Helâl-haram demeyip yaşamaya devam etseydik rahat rahat yaşardık. Biz İzmir ve İstanbul’da kurduğumuz kooperatifleri para kazanmak için kurmadık. Siyaseti iktidar olmak için yapmadık. Cemaatleri paralellik içinde yapmadık.

Sonra şeytan geldi, onlara zenginlikler verdi, iktidarlar verdi, cemaatler verdi ve geçmişi unuttular. Kendilerini sermayeye beğendirme yarışına girdiler. Allah’tan dünya hayatını ve ziynetini istediler. Allah’ın kendilerine verdiği görevleri unuttular. Halka sadece dünya hayatı vaat ettiler. Sömürünün sürmesi için sadece başörtüsü gibi serbestlikler getirdiler. Akevler’in 50 milyon dolarlık mal varlığına yani en büyük arazisine kooperatif yönetimi İslâmî kuruluştur diye haksız olarak ve orman arazisidir diyerek tapulu yere el koydular. Lozan’da mübadele sonu değiştirdiğimiz imkânları azınlıklara iade ettiler ama bizim tapulu ve paramızla satın aldığımız yer hâlâ gasp edilmiş olarak orman idaresinde!

Size bu husustaki bir olayı anlatalım. Akevler’dir, İslâmî bir kuruluştur diye orman olmayan yerimizi orman diye elimizden aldılar. Ne var ki dosyalar çok açık, gasp olduğu her hâliyle belli. Ben Kırgızistan’a gittikten sonra Tansu Çiller başbakan oldu, Necmettin Erbakan başbakan oldu. Akevler yöneticileri dosyayı çıkarıp talip olan bir firmaya vermek istediler. Dosya görüşüldü. Bize çıkarabileceklerini söylediler ama %50 istiyoruz demişler! Kırgızistan’dan gelmiştim. Arkadaşlar bana sordular. %20 hizmet karşılığı veriniz ama %50 olunca devletimize kalsın dedim. Arazimiz hâlâ onlarda ve her taraf yapılarla doldu. Orasını şimdilik yağmalayamıyorlar. Çünkü biz varız. Kooperatifin kapanması ve tasfiyesi için en yakın arkadaşlarımızı bile ikna ediyorlar. AK Partililer ise bize ‘yardım edelim de hakkınız verilsin’ diyeceklerine, ‘bize satın, kooperatifi tasfiye edin’ diyorlar. Çünkü Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifi olmazsa orası kolayca yağmalanacaktır.

وَزِينَتَهَا

Va ZIyNaTaHAv

“Ve ziynetini”

Evet, onlar yani bizden ayrılıp “Adil Düzen”e cephe alan arkadaşlarımız, Türkiye’de tek başlarına iktidara geldiler, zengin oldular, yetmedi, uluslararası itibarları kat kat yükseldi...

Gömlek çıkaran Millî Görüşçüler haram paranın peşine düştüler...

Aralarında kavga başladı, kalabalıklar bir yana üç-beş kişi bile birbiriyle boğuşuyor!

“Adil Düzen”i savunan parti tekrar ortaya çıkmasın diye o partiyi komada yaşatıyorlar; oy almamaları için ne gerekiyorsa yapıyorlar ama varlıkları devam ediyor.

نُوَفِّ إِلَيْهِمْ

NuVafFı EiLaYHiM

“Onlara ifa ederiz”

Evet, Akevler’den ayrılıp dünya ziynetinin peşine düşen kardeşlerimiz bu seçimde (7 Haziran 2015) son dönemece geldiler. AK Parti’den bir oyunla tasfiye edildiler. Şimdiye kadar AK Partililer Millî Görüşçüleri güya koruyordu, Akevler “Adil Düzen”i devreye girmesin diye komada yaşatıyordu. Ama yeni AK Parti ne yapacak bilinmez.

Zaten yakında AK Parti kendi derdine düşebilir.

Eski kardeşlerimizden dünya hayatını murat etmeyenleri Akevler’e davet ettim.

Bakalım kimler gelecek?

Akevler’in onlara ihtiyacı yoktur. Akevler sadece görevini yapar, sonrası onu ilgilendirmez. Biz arkadaşlarımızın görevlerini yapmalarını istiyoruz.

أَعْمَالَهُمْ فِيهَا

EaGMAvLaHuM FIyHAv

“Orada amelleri”

Yani dünyada onların amelleri eksiksiz ifa edilir. Yani bunlar da ameli salih yaptılar, iyi işler işlediler, başarılı yönetim yaptılar, karşılığını da aldılar ve alıyorlar.

Ama bir şeyi unuttular.

Onların asıl görevi halkımıza haram paralar kazandırmak değildi.

Onların asıl görevi halkımıza helal lokma kazandırmaktı.

O arkadaşlarıma soruyorum; Bülent Arınç’a, Beşir Atalay’a, Vecdi Gönül’e, Cemil Çiçek’e, Abdülkadir Aksu’ya, Abdullah Gül’e, Mehmet Ali Şahin’e soruyorum. Cumhurbaşkanımıza sormuyorum; çünkü bugünlerde o da meydanları boş bırakmadı. Bu kardeşlerimi bir iş yapmaya davet ediyorum. Beşir Atalay daha ilk yıllarda “Kur’an’ın tercümesini yap” dedi. Ben “Olmaz” deyince; “tefsir yap” dedi...

Artık yazıyorum; okuyorlardır, inşaalah...

Tekrar sıfırdan işe başlamalıyız.

Yapacaklarımız bellidir.

a) Türkiye’nin her yerinde kooperatifler kuracağız…

b) Ahşap evler imalathaneleri kuracağız…

c) Dinlenme siteleri oluşturacağız…

d) Yüz lojmanlı işyeri apartmanları yapacağız...

e) Mala-mal marketleri oluşturacağız…

f) Bin dil üniversitesini kuracağız…

وَهُمْ فِيهَا لَا يُبْخَسُونَ (15)

Va HuM FIyHAv LAy YuBPaSUvNa

“Ve onlar, orada bir eksik bırakılmaz.”

Dünya hayatı için çalışanlar, âhiret hayatını değil de yalnız dünya hayatını murat edenlere eksik verilmez, bol verilir.

Yukarıda isimlerini saydığımız arkadaşların büyük dünya mallarının olduğunu sanmıyorum. Çektikleri çile ve geçirdikleri sıkıntılar, elde ettikleri ile ölçülmez. Bu sebeple onların âhirette hakları olacağına kaniyim. Görevimiz bitmemiştir. Çalışmak zorundayız. Ben 87 yaşındayım, çalışıyorum. Yakın çalışma arkadaşlarımın henüz bana ihtiyaçları vardır. Bir gün ihtiyaçları kalmadığına kanaat getirirsem Kırgızistan’a gittiğim gibi Yalova’ya veya başka bir yere gidebilirim.  Allah sizin görevinizi bitirmiş değildir. Madem ki bizsiz bu işler olmuyor; biz hazırlıklıyız, gelin de görevimizi tamamlayalım.

Buradaki zamir dünya hayatına gitmektedir. Burada eksiksiz verilir. Âhirette amelleri eksiksiz ifa edilir anlaşılmasın diye buradaki “FîHâ” kelimesi iade edilmiştir. Bu dünya için çalışanların amelleri âhirete bırakılmaz. Eğer bu “FîHâ” kelimesi gelmeseydi bu dünyada değil de âhirette anlaşılabilirdi.

أُولَئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ إِلَّا النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (16)

EuLAvEiKa elLAÜIyNa LaYSa LaHuM Fıy elEAvPiRaTı EilLa elNAvRu Va XaBıOa MAvOaNAvGUv FIyHAv Va BaOıLun MAv KAvNUv YaGMaLUvNa

“Onlar, onlara ahirette ateşten başka bir şey olmayanlardır. Orada sun ettikleri hubut olmuştur ve amel etmiş oldukları batıldır. ”

Âhirette onlara ateşten başkası yoktur.

AK Parti ne vaat ediyor?

Zenginlik vaat ediyor. Sizi Avrupa Birliği’ne sokacağız diyor. Avrupa Birliği ne demektir? Avrupa sömürü dünyası sömürüsünü ABD’ye ve Sovyetler’e kaptırdı. Sömürülerinin devam etmesi için Avrupalılar birlik (AB) kurdular.

AK Parti ne diyor ve ne yapıyor?

Bizi de sömürü düzeni içine alın, birlikte sömürelim diyor!

Avrupa Birliği’ni istemek bu demektir.

Sömürmek demek, zulmetmek demektir.

Zulmün âhiretteki cezası da elbette ateş olacaktır.

Buradaki “Ha” zamiri dünya hayatına raci ise Ak Parti’nin yaptığı işlerin bir işe yaramayacağını ifade etmektedir. Yapılaşma başladı. İşçilerimizi bina inşaatlarında çalıştırdılar. Dolar kazandılar ve o dolarlarla Çin’den aldıkları mallar ile rahat yaşadılar. İlk bakışta bu durum AK Parti’nin başarısıdır. Ne var ki halkımız köyleri boşalttı, üretim yaptığı atölyeleri kapattı, inşaat işçisi oluyor. Yarın inşaat işleri durduğu zaman bu insanlar artık tarlaları ekemeyecek, atölyeleri çalıştıramayacak. Sermaye de yıkılmış olacaktır. Yaptıkları inşaatlar işe yaramaz hâle gelecek ve amel ettikleri bâtıl olacaktır.

İstanbul’da Kanal yapılıyor... Havaalanı yapılıyor... Yap-işlet deniyor...

Bunların ihalesini Türk firmaları alsa, yabancıları işçi olarak çalıştırsa, çok yararlı bir şeydir. Firmalarımız zengin olur. Yabancı işçilerin bereketi ile halkımız da zengin olur.

Şimdi işler tersine gelişiyor, yabancı firmalar ihaleleri alıyorlar, işi Türk işçilerine yaptırıyorlar! Türk işçilerini çalıştırdıkları için köylerimiz boşalıyor, atölyelerimiz ve fabrikalarımız kapanıyor. Yabancı firmalar bu sayede zengin oldukları için iş hayatına onlar hâkim oluyor ve Türk firmaları bir bir iflas ediyor!

Sonunda o yaptıkları bizde kalsa bile ya biz Türkiye’de olamayız yahut biz sadece onların hizmetçisi oluruz, çünkü o zamana kadar bizim firmalarımız batmış olur.

Kur’an işte bu durumu bildirmektedir. Türkiye borçlanıyor. Okullar çoğalıyor. Hastaneler doluyor. Yaşlıları ve hastaları yaşatıyoruz ama gençlere iş sağlayamıyoruz, dolayısıyla gençler evlenmiyorlar, gittikçe nüfustaki artma oranı düşüyor.

Güya çözüm(!) sürecine girildi, PKK’ya silahı bıraktırıyoruz. Güzel de, bunlar hâlâ işsiz güçsüz, bunlar ne yiyor ne içiyor. Üç ihtimal vardır. Bunlar dışarıdan yardım almaya devam ediyorlar, bu yardımlar onları bir zaman için besliyor. Ya da hâlâ oralardaki halkı tehdit ederek haraç alıyorlar. Yahut devlet onları tahsisatı mestureden besliyor.

أُولَئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ

EuLAvEiKa elLAÜIyNa LaYSa LaHuM

“Onlar için olmayan kimselerdir”

Müslimler dünya hayatı ve âhiret hayatını birlikte isterler ve onlar Allah’la cihad anlaşmasını yapmazlar. Müminler ise dünya hayatını değil âhiret hayatını isterler. Onlar malları ve canlarıyla cihad eden müminlerdir. Onlar sözleşme yapmışlardır. Artık verdikleri bu sözlerinden dönemezler. Sözlerini yerine getirmek zorundadırlar.

Akevler Ekibi ve Akevler Ekibi’ne sonradan katılan kardeşlerimiz Allah’la anlaştılar, Sen’in için cihad edeceğiz dediler. Artık geri dönemezler. Döndükleri zaman onların yeri cehennemdir. Baştan katılmayanların durumu öyle değildir.

Bize Allah için cihad yapmak üzere katılan bu kardeşlerimize hatırlatıyoruz.

Eğer bu maksatla değil de, tesadüf eseri bir tarikata katılır gibi gelmişseniz sorununuz yoktur.

Ama baştan cihad amacıyla katılmış da sonra vazgeçmişseniz, sizin için ateşten başka bir şey yoktur. Tevbe etme zamanıdır. Hemen en kısa zamanda artık yeni cihadımıza katılın.

Bulunduğunuz yerde, köyünüzde, kentinizde, hemen;

  • HİZMET KOOPERATİFLERİ KURUNUZ...
  • AHŞAP İMALATI ATÖLYELERİNİ FAALİYETE GEÇİRİNİZ...
  • DEVREMÜLK DİNLENME SİTELERİ OLUŞTURUNUZ...
  • YÜZ LOJMANLI İŞYERİ APARTMANLARINI KURUNUZ...
  • MALA-MAL MARKETLERİNİ AÇINIZ...
  • BİN DİL ÜNİVERSİTESİ’NE KATILINIZ...

Bu âyetin haber verdiği kimselerden olmayınız.

فِي الْآخِرَةِ إِلَّا النَّارُ

Fıy elEAvPiRaTı EilLa elNAvRu

“Âhirette sadece nâr…”

Buradaki ifade çok ağırdır. Âhirette nârdan başka bir şey olmadığı söylenmektedir. Nasıl şehitler sorgusuz sualsiz cennete gideceklerse, onlar da sorgusuz sualsiz cehenneme gideceklerdir. Çünkü onların dünyada yaptıkları amellerin hiçbir değeri yoktur.

Rabbime hamd ederim ki beni bu ağır imtihana sokmadı. Ben de makam veya servet sahibi olsaydım acaba nâr ashabı olmaktan kurtulabilir miydim?

Ben şimdi sizleri bataklığa batmış kardeşlerim olarak görüyorum. Elinizi verin sizi oradan çıkarmaya çalışayım diyorum. Benim de yerim bu olabilir. Bana el uzatan olursa, ona yardım etmek için elimi uzatmaya hazırım. Yanlışım varsa tartışalım. Hemen tövbe edeyim. Sizi ben yanlış bilebilirim. Benden kaçtınız, görüşmediniz...

Size yanlışlarınızı gösterecek benden başka kiminiz vardı?

وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا

Va XaBıOa MAv OaNAvGUv FIyHAv

“Ve orada sun ettikleri hubut etmiştir”

Buradaki “orada” kelimesini cehennem olarak alırsak, orada yaptıkları ortaya çıkar. “FîHâ”yı “Sanau”ya değil “Habita”ya gönderirsek, o halde dünyada yaptıkları orada bir işe yaramadı anlamı çıkar. Zamiri dünyaya gönderirsek dünyada yaptıkları boşa çıktı demek olur.

Biz, bu dünyada yaptıklarının boşa çıkacağı şeklinde anlıyoruz.

O halde AK Parti’nin                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       yaptıkları iyi işler var gibidir ama hepsi boşa gider. Onlar AK Parti’yi ve orada oluşan gücü cihad amacıyla değil dünya hayatı amacıyla ele aldılar. Onlar onu götürüp dursunlar, biz “Adil Kur’an Düzeni”ni, biz İslâm düzenini getirme durumunda olmalıyız. Aksi halde yaptıklarımızın hepsi boşa gidecektir.

Okullar İslâmiyet’i öğrenmelidir. Öğrenciler çalışarak okumalıdır. Ülke imkânları borçlanarak boş şeyleri ezberletme yeri değildir ve bu yapılanlar da tedrisat değildir.

İnsanlar hasta olmamalı, hastalıkları ve hastaları azaltmalıyız. Ülkeyi hastanelerle donatıp bu binaları “hastalık hastaneleri” hâline getirmemeliyiz. İnsanlar emekli olmak için çalışmamalı, aksine sağlık için ve emekli olmamak için çalışmalıdır. İnsanlar sosyal sigortalara değil, çocuklarına ve torunlarına güvenmeli. Büyükanne ve büyükbabalar yaşlılar yurdunda ve huzurevlerinde değil, evlatlarının ve torunlarının yanında ölmeli.

Bizim nesil böyle bir dünyayı yaşadı, bunun zevkini ve heyecanını bilmektedir. Yeni nesil için bunlar boş olmuştur. Görevsiz kalan kimse bedbindir, sıkıntıdadır.

Ben evlenmeliyim, ben çocuklar yetiştirmeliyim, ben yaşlı anne babaya bakmalıyım, sonra torunlarıma yol göstermeliyim, onların sevgisi içinde ölmeliyim diye düşünmelidirler.

وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (16)

Va BaOıLun MAv KAvNUv YaGMaHUvNa

“Ve amel ettikleri de bâtıl olmuş olur.”

Amel ettikleri nedir, sun’ ettikleri nedir?

Bakınız…

Kur’an böyle kelimeleri yan yana getirir ve sizi düşündürmeye başlar.

“Amel” daha çok kişilerin kendi kazançlarını temin ettiği işlerdir. Salih amel işlersiniz ve ücretinizi alırsınız. Siz onu ücreti almak için yaparsınız.

“Sun’ etmek” demek, topluluğun bir ihtiyacını karşılamak için birlikte iş yaparak topluluğun ihtiyacını gidermek demektir, tesisleri ve yapıları yapmadır.

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org      (0532) 246 68 92

 

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
25.06.2015
04:17



DURUMDAN VAZİFE ÇIKARMAK…

KUR’AN VE İLİM çalışmalarımızın 818. haftasına;

HÛD SÛRESİ tefsir çalışmalarımızın da 5. haftasına ulaştık, elhamdülillah…

Bu haftaki seminer çalışmamızın henüz başında önemli hatırlatmalar var…

Bu hatırlatmalar sonrasında yapılan değerlendirmeler bizi yakından ilgilendiriyor…

Nasıl ve neden?

Önce bu genel hatırlatmalara bakalım…

KUR’AN’dan önce… KUR’AN’dan sonra…

“KUR’AN’dan önce peygamberler geliyor, peygamber olduklarını kanıtlamak üzere mucizeler gösteriyor ve buna halkı ikna ettikten sonra, işte bu size Allah tarafından gönderilmiş kitaptır diyor ve insanları kitaba inandırıyorlardı. Bu suretle oluşmuş dört din vardır. Biri yani Tevrat en etkin kitap olarak hâlâ hükmünü sürdürüyor. Diğer üç kitap İncil, Vedalar ve Budistlerin Furkanları da dünyada hükmünü sürdürmektedir.

KUR’AN son kitaptır.

KUR’AN’ın diğer kitaplardan farkı şudur. Diğer kitaplar peygamberinin mucizesi ile kabul edilmiş kitaplardır. Başarılı sonuç elde edildiği için de halk onlara inanmaya devam ediyor. KUR’AN ise son nebi Hazreti Muhammed aleyhisselâma gelmiştir.

Hazreti Muhammed’in nebi resul olduğuna dair gösterdiği mucize ile değil, KUR’AN’IN MUCİZESİ ile inanılmalıdır. Yani Kur’an tahkim edilmiş ve böylece Hazreti Muhammed’in son nebi olduğuna ona inandığımız için inanıyoruz. Böylece KUR’AN’IN MUCİZE OLUŞU kıyamete kadar devam etmektedir. Hiçbir nesil mucizesiz körü körüne inanmaya bırakılmış değildir.”

HÛD SÛRESİ, henüz sûrenin başında, KUR’AN hakkında “ÂYETLERİ TAHKİM EDİLDİ, SONRA TAFSİL EDİLDİ” diyor...

Arada insanın Kâinat içindeki yapısını izah ettikten sonra…

Tekrar başa dönüyor ve KUR’AN’ın nasıl tahkim edildiğini anlatıyor...

Bu tahkimin izahatını yukarıda okudunuz…

KUR’AN’ın kendisinin mucize olduğunu da okudunuz…

Geriye, kendi zamanımızda neler olduğu ve bundan sonra neler olacağı kalıyor…

Yani…

KUR’AN üzerinde çalışmamız, onu anlamamız ve hayatımızın dinî, ilmî, iktisadî, siyasî olmak üzere her alanındaki sorunlarımızı KUR’AN merkezli olarak çözmemiz kalıyor...

KUR’AN o çağda ulaşılan müsbet ilimlerdeki seviye ile yorumlandığında, o çağın bütün sorunlarını çözüme kavuşturuyor; nitekim çağımızda da bu oluyor/olacak…

Nasıl ve neden?

Üstad’ın yorumlarını okumaya devam edelim…

*

MUCİZE KUR’AN

“KUR’AN’ın en çok mucizesi asrımızda ortaya çıkmıştır.

a) KUR’AN 1400 senedir insanlığı benzerini getirmeye çağırmıştır. Onu yok etmek için atom bombalı savaşlar olmuş ama kimse benzerini getirmeye yeltenmemiştir.

b) KUR’AN 1400 senelik uygulamada insanlığı ilkellikten çıkarıp ileri hayata ulaştırmış, gerek İslâm uygarlığı gerekse Batı uygarlığı onun etkisi ile ortaya çıkmıştır.

c) Bugün müsbet ilimler ilerlemiş ve hep KUR’AN’ın ileri sürdüklerini onaylamış, böylece KUR’AN ile İLİM arasındaki paralellik gerçekleşmiştir.

d) Şimdi önemli bir mucizenin ortaya çıkması arifesindeyiz; o da KUR’AN’ın çağımızın problemlerini çözmesi olacaktır. Kapitalizm, sosyalizm ve karma düzenlerin sorunları çözemediği anlaşılmıştır. Sorunları KUR’AN’ın eksiksiz çözebilmesi mucizedir. Bunun çalışmalarını AKEVLER yapmaktadır. Bu çalışmalar “ÂDİL KUR’AN DÜZENİ” olarak ortaya konmuştur. Henüz uygulayarak gösterilememiştir ama onun da zamanı yaklaşmıştır.”

İlk üç maddeyi genel ve önemli açıklamalar sayabilirsiniz…

Ama dördüncü maddeye gelince; sadece “okuyucu” değil de aynı zamanda “Adil Kur’an Düzeni Çalışanı” iseniz, sizin de benim gibi durumdan vazife çıkarmanız gerekiyor…

DURUMDAN ÇIKARACAĞIMIZ VAZİFE NEDİR?

İzah etmeye gayret edeyim…

Kapitalizm, komünizm ve karma sistemler diyeceğini dedi, yapacağını yaptı…

Onlar diyeceğini deyip yapacağını yaptıktan sonra, dünyanın durumu da ortada…

Dünya tam da böylesine perişan bir durumdayken, insanlık bir MUCİZE bekliyor…

KUR’AN beklenen, hep var olan ve kıyamete kadar hep var olmaya devam edecek olan işte bu mucizedir.

Bu mucize ellerimizin arasında hazır bulunmakta…

Her elimize alıp aklımızı kullanarak okuduğumuzda…

Sanki o anda bize vahyedilmiş gibi canlı canlı hitap etmekte…

Ve…

O anda ve o çağdaki bütün sorunlarımızı çözüme kavuşturmaktadır…

Kur’an, “MUCİZE KUR’AN” olma vasfını bizlere işte bu şekilde göstermektedir…

O halde…

Son yani dördüncü maddenin son bölümünü bir kere daha okuyalım…

“…KUR’AN’ın sorunları eksiksiz çözebilmesi mucizedir. Bunun çalışmalarını AKEVLER yapmaktadır. Bu çalışmalar “ÂDİL KUR’AN DÜZENİ” olarak ortaya konmuştur. Henüz uygulayarak gösterilememiştir ama onun da zamanı yaklaşmıştır.”

Okuduktan sonra da…

Durumdan vazife çıkaralım…

Durumdan kendi vazifemizi çıkaralım…

Ve...

KUR’AN merkezli olmak şartıyla yapacaklarımızı yapalım…

Yani…

‘Bu çalışmalar “ÂDİL KUR’AN DÜZENİ” olarak ortaya konmuştur...’

Deniyor ya…

Ama…

‘Henüz uygulayarak gösterilememiştir ama onun da zamanı yaklaşmıştır...’

Deniyor ya…

Daha ne duruyorsunuz?

UYGULAYARAK GÖSTERİLMESİ MERHALESİNDE…

Haydi…

“ÂDİL KUR’AN DÜZENİ” ile ilgili görevinizin başına!..

Yani…

DURUMDAN VAZİFE ÇIKARIP GEREĞİNİ YAPMAYA…

HAYDİ…

***

NOT:

7 Haziran Seçimi sonuçları vesilesiyle “ana sorunlar ve çözümleri” ile ilgili pek çok gerçekler ortaya çıktı düşüncesindeyim. Bu yazı seçim sonrasında yapılması gerekenlerle ilgili“yol haritası mesabesinde bir yazı” olarak da okunabilir. Bu konuda yazdığım diğer yazılarımda da buna açıklık getirmeye çalıştım ama bu yazı bir de o açıdan okunabilir...

 



Reşat Nuri Erol
25.06.2015
04:19



“İZA CÂE…”

Geçen hafta Cumartesi günü (06.06.2015) KOOPERATİFLERİMİZİN KONGRELERİNİ YAPTIK; yeni kooperatiflerimiz ile birlikte…

Hayırlı olsun…

Kooperatif kongrelerinden sonra haftalık seminerimizi (817. Hafta) yaptık…

MEDHAL Çalışanları bir senedir hemen seminerden sonra ÜSTAD ile bir çalışma daha yapıyor ve sesli-görüntülü olarak kaydediyorlar; çok önemli tip sözleşmeler oluşuyor…

Geçen haftaki seminer notlarından derlediğim değerlendirmeleri üç yazı olarak sitemizin makaleler bölümünde yayımlamıştım…

Bu hafta da aynı çalışmayı yapmaya devam ediyorum…

İstanbul iş ve trafik şartlarında İstanbul’un diğer yakasından Yenibosna’ya her hafta gitmek mümkün olamıyor; Dr. Lütfi’nin de ifade ettiği üzere ben de bu mazeretimi böyle telafi ediyor ve zaten bütün hafta üzerinde çalıştığım seminer notlarımız ile ilgili değerlendirmelerimi böyle yapmış oluyorum…

818. Hafta ile ilgili ilk değerlendirmemi 5 gün önce “DURUMDAN VAZİFE ÇIKARMAK” başlığı ile yapmıştım; devam ediyorum…

ÜSTAD minik ama ibretamiz bir hatıra anlatıyor, hatırlatma yapıyor…

“Lisede okurken öğretmene sordular: “Okuma yazmayı biliyor muydu?”

Bayan öğretmen cevap verdi: “Bilse ne okuyacaktı? Kütüphaneler mi vardı?”

İşte bu kadar ilkel bir topluluktan bir asır geçmeden dünyanın tek süper gücü oldu. 1400 senedir var olan Doğu uygarlığını oluşturdu. Yetmedi; bugünkü Avrupa uygarlığının doğmasında etkin oldu. Hâlâ bize diyorlar ki; o uydurdu!

*

Dört cümle ile özet bir “yakın tarih” yazılır mı, bizim ve onların tarihi yazılır mı?

Yazılırmış…

Üstad yazmış…

Şöyle:

“Biz Kur’an’a dayanarak “yüz lojmanlı işyeri apartmanları” kuralım diyoruz...

Siz de Kur’an’dan, Tevrat’tan yararlanmadan bir düzen kurun...

Kurdunuz; komünler kurdunuz ama yok oldular.

Biz Akevler’i kurduk, saldırdınız ama biz şimdi de varız.

*

Ve devam ediyor…

Yapılanları ve yapılması gerekenleri birlikte anlatıyor…

Bize de;

-          Bir taraftan okumak ve anlamak, aramızda değerlendirmeler yapmak ve bunun mümkünse -Yenibosna’da her akşam yapıldığı gibi- her gün/akşam yapmak…

-          Diğer taraftan yapılması gerekenleri yapmak, bir an önce ‘işte, şekilde görüldüğü gibi’ diyebileceğimiz uygulama örnekleri vermek düşüyor…

“Biz her zaman bizim kitabımızı kabul etmeyenlere söylüyor ve diyoruz ki:

Buyurun, önce metni tartışalım... Sonra bir semtte uygulayalım, olanları görelim... Ama tartışmazlar; çünkü mağlup olacaklarını bilirler. Uygulamazlar, uygulatmazlar; çünkü onların bâtıl ve zalim düzenlerine karşı örnek olur.

Kooperatifleri kurarlar, her türlü yolsuzluğu yöneticilere yaptırırlar, ondan sonra ‘kooperatifçilik olmuyor’ derler!

Akevler bir yerden bir kuruş yardım görmedi, faizli veya faizsiz bir kuruş kredi almadı, son yarım yüzyılın örnek kooperatifi oldu. İşte onları sıkan ve kahreden budur. Onun kapanması için her türlü hileye başvuruyorlar. Biz İstanbul’da yenisini kuruyoruz.

Hiç kimse şüphe etmesin.

Kooperatifler olarak AKEVLER yaygınlaşacak.

Siyasette Millî Görüş Hareketi hâkim olacak.

Dinde de Nur Cemaati hâkim olacaktır.

*

Bu bölümü şu müthiş tespit ile noktalayalım:

“Bizim 1400 sene önce nazil olmuş KİTABIMIZ çağımızın sorunlarını çözüyor. Onların bugün yazdıkları kitap çağımızın sorunlarını çözmüyor. Dün yazdıklarını bugün değiştiriyorlar. Biz de çağın sorunlarını çözmek için yeniden içtihat yapıyoruz ama kitabımızı değiştirmiyoruz...

Biz Adil Kur’an Düzeni çalışanları olarak Kur’an’dan, Tevrat’tan, Sünnetten, fukahadan öğrendiklerimizi ortaya koymaya çalışıyoruz. Vardığımız sonuçları uygulama gayretindeyiz. Yarım asırlık çatışmada sizi yendik.

Ama biz öğrenmeden anlamadan savaştık.

İktidar olduk ama sizin saçmalıklarınızı uygulamaya devam ediyoruz.

Şimdi öğrenmeye çalışıyoruz.

Artık sizin fiili hâkimiyetinizden de kurtulmak üzereyiz.

Biz yeni Kur’an getirmiyoruz, Kur’an’ın bize öğreteceği günün meselelerini çözmeyi öğrenmeye ve çözmeye çalışıyoruz. Bizimle yola çıkanlar Batı’nın bataklıklarında sorunlarını çözeceklerini sanmışlar ve şimdi birbirlerini yiyorlar.

Biz çalışıyoruz. Fetih gününü bekliyoruz. “İZA CAE”deki “İZA”yı bekliyoruz.

Dikkat ediniz; orada “İN CAE” değil, “İZA CAE” gelmiştir.

***

“İSLÂM DÜZENİ” yani “İSLÂM DEVLET VE DÜNYA DÜZENİ” kitabı ve diğer kitap çalışmaları, Akevler İstanbul Çalışmaları açısından benim için milat çalışmadır. Özellikle Üstad İzmir’den Kırgızistan’a hicret ettiğinde biz Türkiye’de kalanlar bir bocalama devresi geçirdik, bir boşluk oluştu. Ben o boşluk dönemini bu ana kitap ve diğer küçük kitapları yazarak değerlendirmeye çalıştım. Bu vesileyle de o zaman İslâm Medeniyeti Vakfı merkezi olan eski M. Ü İlâhiyat Fakültesi Camii altındaki mekânda Hasan Özket, İsmail Er Bacak ve diğer katılabilen arkadaşlarla haftada bir gün bir araya gelip kitaptan bölümler okuyarak seminer yaptık. Üstad Kırgızistan’tan beş yıl sonra döndüğünde de kaldığımız yerden başlarcasına, AKEVLER İSTANBUL ÇALIŞMALARINA başladık…

Bu hafta Üstad’ın bu konuda dediği şu:

“Demek ki onların itirazları bizim içindir. Biz Prof. İlhan Arsel’in İslâmiyet’e saldırı kitabına reddiye (“İSLÂM DÜZENİ” yani “İSLÂM DEVLET VE DÜNYA DÜZENİ” kitabı)yazarken ona sağlık diledik. Çünkü biz onun sayesinde bütün itirazları bir kitapta bulduk ve kolayca cevaplandırdık. Ya onları toplamakla biz meşgul olsaydık. Nitekim Gazali öyle yapmak zorunda kalmıştır...”

*

Evet…

AKEVLER İSTANBUL ÇALIŞMALARI başladı…

AK Parti kuruldu ve tek başına iktidar oldu…

Devran döndü ve bugünlere kadar gelindi…

Üstad bugünlerde onlara diyor ki:

“… O arkadaşlarıma soruyorum; Bülent Arınç’a, Beşir Atalay’a, Vecdi Gönül’e, Cemil Çiçek’e, Abdülkadir Aksu’ya, Abdullah Gül’e, Mehmet Ali Şahin’e soruyorum. Cumhurbaşkanımıza sormuyorum; çünkü bugünlerde o da meydanları boş bırakmadı. Bu kardeşlerimi bir iş yapmaya davet ediyorum. Beşir Atalay daha ilk yıllarda “Kur’an’ın tercümesini yap” dedi. “Olmaz” deyince; “tefsir yap” dedi...

Artık yazıyorum; okuyorlardır, inşaalah...

Tekrar sıfırdan işe başlamalıyız.

YAPACAKLARIMIZ BELLİDİR.

A) TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE KOOPERATİFLER KURACAĞIZ…

B) AHŞAP EVLER İMALATHANELERİ KURACAĞIZ…

C) DİNLENME SİTELERİ OLUŞTURACAĞIZ…

D) YÜZ LOJMANLI İŞYERİ APARTMANLARI YAPACAĞIZ...

E) MALA-MAL MARKETLERİ OLUŞTURACAĞIZ…

F) BİN DİL ÜNİVERSİTESİNİ KURACAĞIZ…”

*

Bu haftaki değerlendirmeyi -hitamuhu misk kabilinden şu bölüm ile noktalayalım:

Akevler Ekibi ve Akevler Ekibi’ne sonradan katılan kardeşlerimiz Allah’la anlaştılar, Sen’in için cihad edeceğiz dediler. Artık geri dönemezler. Döndükleri zaman onların yeri cehennemdir. Baştan katılmayanların durumu öyle değildir.

Bize Allah için cihad yapmak üzere katılan bu kardeşlerimize hatırlatıyoruz.

Eğer bu maksatla değil de, tesadüf eseri bir tarikata katılır gibi gelmişseniz sorununuz yoktur.

Ama baştan cihad amacıyla katılmış da sonra vazgeçmişseniz, sizin için ateşten başka bir şey yoktur. Tevbe etme zamanıdır. Hemen en kısa zamanda artık yeni cihadımıza katılın.

Bulunduğunuz yerde, köyünüzde, kendinizde, hemen;

-          HİZMET KOOPERATİFLERİ KURUNUZ...

-          AHŞAP İMALATI ATÖLYELERİNİ FAALİYETE GEÇİRİNİZ...

-          DEVREMÜLK DİNLENME SİTELERİ OLUŞTURUNUZ...

-          YÜZ LOJMANLI İŞYERİ APARTMANLARINI KURUNUZ...

-          MALA-MAL MARKETLERİNİ AÇINIZ...

-          BİN DİL ÜNİVERSİTESİ’NE KATILINIZ...

Bu âyetin haber verdiği kimselerden olmayınız.

فِي الْآخِرَةِ إِلَّا النَّارُ

Fıy elEAvPiRaTı EilLa elNAvRu

“Âhirette sadece nâr…”

“Buradaki ifade çok ağırdır. Âhirette nârdan başka bir şey olmadığı söylenmektedir. Nasıl şehitler sorgusuz sualsiz cennete gideceklerse, onlar da sorgusuz sualsiz cehenneme gideceklerdir. Çünkü onların dünyada yaptıkları amellerin hiçbir değeri yoktur.

Rabbime hamd ederim ki beni bu ağır imtihana sokmadı. Ben de makam veya servet sahibi olsaydım acaba nâr ashabı olmaktan kurtulabilir miydim?

Ben şimdi sizleri bataklığa batmış kardeşlerim olarak görüyorum. Elinizi verin sizi oradan çıkarmaya çalışayım diyorum. Benim de yerim bu olabilir. Bana el uzatan olursa, ona yardım etmek için elimi uzatmaya hazırım. Yanlışım varsa tartışalım. Hemen tövbe edeyim. Sizi ben yanlış bilebilirim. Benden kaçtınız, görüşmediniz...

Size yanlışlarınızı gösterecek benden başka kiminiz vardı?..”

NOKTA.


REŞAD




 

 





YorumYap

Çok Okunan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 7107 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 845
İbrahim Sûresi Tefsiri 1-4. Âyetler
2.1.2016 6932 Okunma
1 Yorum 02.01.2016 21:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 863
Hicr Suresi Tefsiri 48-56. Ayetler
7.5.2016 6316 Okunma
1 Yorum 08.05.2016 07:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 5887 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 853
İbrahim Sûresi Tefsiri 35-41. Âyetler
27.2.2016 5547 Okunma
1 Yorum 06.03.2016 14:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 5390 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 862
Hicr Suresi Tefsiri 39-47. Ayetler
30.4.2016 5331 Okunma
1 Yorum 01.05.2016 07:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 944
Kehf Suresi Tefsiri 107-110. Ayetler
23.12.2017 5283 Okunma
1 Yorum 28.12.2017 19:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 5281 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 841
Hûd Sûresi Tefsiri 109-113. Âyetler
5.12.2015 5061 Okunma
1 Yorum 05.12.2015 22:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 855
İbrahim Sûresi Tefsiri 47-52. Âyetler
12.3.2016 4974 Okunma
1 Yorum 14.03.2016 09:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 865
Hicr Suresi Tefsiri 67-77. Ayetler
21.5.2016 4817 Okunma
1 Yorum 21.05.2016 21:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 4611 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 852
İbrahim Sûresi Tefsiri 32-34. Âyetler
20.2.2016 4598 Okunma
1 Yorum 14.03.2016 09:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 819
Hûd Sûresi Tefsiri 17-22. Ayetler
20.6.2015 4573 Okunma
1 Yorum 25.06.2015 04:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 824
Hûd Sûresi Tefsiri 37-40. Âyetler
1.8.2015 4417 Okunma
1 Yorum 11.08.2015 17:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 835
Hûd Sûresi Tefsiri 79-83. Âyetler
24.10.2015 4388 Okunma
1 Yorum 25.10.2015 13:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 823
Hûd Sûresi Tefsiri 32-36. âyetler
25.7.2015 4384 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 949
Meryem Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
27.1.2018 4346 Okunma
1 Yorum 28.01.2018 07:59
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 843
Hûd Sûresi Tefsiri 117-119. Âyetler
19.12.2015 4258 Okunma
1 Yorum 20.12.2015 06:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 833
Hûd Sûresi Tefsiri 69-73. Âyetler
10.10.2015 4256 Okunma
1 Yorum 10.10.2015 23:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 815
Hûd Sûresi Tefsiri 4-6. Ayetler
23.5.2015 4205 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 808
YUNUS SURESİ TEFSİRİ 90-92.AYETLER -FİRAVUN ÖLDÜ MÜ?
4.4.2015 4158 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 846
İbrahim Sûresi Tefsiri 5-8. Âyetler
9.1.2016 4157 Okunma
1 Yorum 17.01.2016 08:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 870
Nahl Suresi Tefsiri 5-9. Ayetler
25.6.2016 4146 Okunma
1 Yorum 26.06.2016 10:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 832
Hûd Sûresi Tefsiri 64-68. Âyetler
3.10.2015 4143 Okunma
1 Yorum 03.10.2015 21:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 827
Hûd Sûresi Tefsiri 48-49. Âyetler
22.8.2015 4097 Okunma
1 Yorum 25.08.2015 20:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 840
Hûd Sûresi Tefsiri 102-108. Âyetler
28.11.2015 4088 Okunma
1 Yorum 30.11.2015 09:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 828
Hûd Sûresi Tefsiri 50-52. Âyetler
29.8.2015 4050 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 13:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 4049 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 4041 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 4039 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 900
İsra Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
4.2.2017 4037 Okunma
1 Yorum 05.02.2017 09:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 830
Hûd Sûresi Tefsiri 58-60. Âyetler
12.9.2015 4032 Okunma
1 Yorum 18.09.2015 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 4004 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 3957 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 839
Hûd Sûresi Tefsiri 96-101. Âyetler
21.11.2015 3927 Okunma
1 Yorum 22.11.2015 09:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 826
Hûd Sûresi Tefsiri 45-47. Âyetler
16.8.2015 3920 Okunma
1 Yorum 16.08.2015 19:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 836
Hûd Sûresi Tefsiri 84-86. Âyetler
31.10.2015 3909 Okunma
1 Yorum 31.10.2015 19:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 848
İbrahim Sûresi Tefsiri 12-17. Âyetler
23.1.2016 3852 Okunma
1 Yorum 23.01.2016 22:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 856
Hicr Sûresi Tefsiri 1-8. Âyetler
19.3.2016 3826 Okunma
1 Yorum 20.03.2016 10:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 860
Hicr Suresi Tefsiri 23-30 Ayetler
16.4.2016 3824 Okunma
1 Yorum 17.04.2016 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 829
Hûd Sûresi Tefsiri 53-57. Âyetler
5.9.2015 3799 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 20:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 831
Hûd Sûresi Tefsiri 61-63. Âyetler
19.9.2015 3786 Okunma
1 Yorum 20.09.2015 18:10
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 849
İbrahim Sûresi Tefsiri 18-22. Âyetler
30.1.2016 3754 Okunma
1 Yorum 01.02.2016 14:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 777
TEVBE SURESİ-128.AYET TEFSİRİ
23.8.2014 3616 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 861
Hicr Suresi Tefsiri 31-38 Ayetler
23.4.2016 3592 Okunma
1 Yorum 24.04.2016 05:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 847
İbrahim Sûresi Tefsiri 9-11. Âyetler
16.1.2016 3590 Okunma
1 Yorum 17.01.2016 08:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 816
Hûd Sûresi Tefsiri 7-9. Ayetler
30.5.2015 3582 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 859
Hicr Sûresi Tefsiri 16-22. Âyetler
9.4.2016 3577 Okunma
1 Yorum 14.04.2016 03:12