Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 808
YUNUS SURESİ TEFSİRİ 90-92.AYETLER -FİRAVUN ÖLDÜ MÜ?
4.4.2015
4120 Okunma, 0 Yorum

YUNUS SÛRESİ-29

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ آمَنْتُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ (90) آلْآنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ (91) الْيَوْمَ نُنَجِّيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ آيَةً وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ عَنْ آيَاتِنَا لَغَافِلُونَ (92)

“Beni İsrail’i bahrden mücaveze ettik. Firavun ve cunudu, bağy ve adv olarak onlara tâbi oldu. Ona ğark idrak edince ‘Beni İsrail’in iman ettiği kimseden başka ilâh olmadığına iman ettim ve ben müslimlerdenim’ dedi. El’an mı? İsyan etmiş ve müfsitlerden olmuştun. Bugün seni bedeninle halfinde olanlara âyet olsun diye tenciye edeceğiz ve insanların çoğu âyetlerimizden gafildir.”

***

Bu âyetlerde Firavun’un ölmediği ifade edilmiştir.

Geçen hafta yaptığımız seminerde Hazreti Musa peygamberi takip eden Firavun’un ölmediğini yazdığımda; Reşat Nuri Erol (bir gazetede konu ile ilgili yayımlanacak bir makaledeki bir paragraftan dolayı / RNE), Lütfi Hocaoğlu ve Tayibet Erzen’e mail atarak yeniden değerlendirilmesini istedi. Lütfi Hocaoğlu da benim daha evvel farkında olmadığım “Biz onu ve beraberinde olanları gark ettik” âyetini bularak boğulduğunu söyledi. Bunun üzerine bu konuyu tek başına seminer yapmaya karar verdim ve bu vesileyle bu âyette yorum ile içtihat arasındaki farkı anlatmaya çalışacağım.

Yorumda, bir âyetin delalet ettiği manaları ortaya çıkarmadan o manaların hepsi doğru olmaz, başka âyetlerle çatışır halde olur.

Müçtehit ise bir tek âyetle hüküm vermez. Bütün delilleri bir araya getirir ve çözmek istediği meseleyi çözer. Yani yorumda çevreye yayılma vardır. İçtihatta ise çevreden bir yere toplanma vardır. Biyoloji yorumlar yapan bir ilimdir. Tıp ise içtihat yapan bir ilimdir.

İçtihat yapan neler yapar?

Konu ile ilgili bütün delilleri bir araya getirir ve elinin altında hazır bulundurur.

Bu deliller sekiz çifttir:

a) Kitap ve Mesalih, b) Sünnet ve İstishab, c) İcma ve Örf, d) Kıyas ve İstihsan.

Bunların dışında ele alınan iki delil daha vardır. Bunlardan biri eski şeriattır. Biz bunları İstishab içinde ele alıyoruz, dolayısıyla ayrı delil saymıyoruz. Bir de kavl-i sahabe vardır. Biz bunu da Sünnet içinde ele alıyoruz ve ayrı delil saymıyoruz.

Ayrıca deliller aklî ve naklî olarak ayrılmaktadır.

Biz müsbet ilmin verilerini alıyoruz. Ama müsbet ilmin kesin olanlarını yani icma ile sabit olanları alıyoruz. İhtilaflı olanlarda şeriatın hükmünü ancak tercihe dayandırıyoruz. Dolayısıyla kesin olmayan müsbet ilmin verilerini delil kabul etmiyoruz.

Bize göre Kur’an’da bütün diğer delillerin hepsi mevcut olduğundan önce Kur’an’da delil ararız. Öbür delillerden Kur’an’ı anlamak için yararlanırız. Kur’an’a dayanmayan bir içtihadı bugün doğru bulmuyoruz. Kur’an’ı anlamada onlar da bizim delilimizdir. İlk müçtehitler ise bütün delillerden yararlanarak usulü fıkhı oluşturdular ve fıkıh yaptılar. Çünkü o zaman henüz beyan ilmi gelişmemişti. Beyan ilmini onlar geliştirdiler. Bugün bizim için tek delil Kur’an’dır. Diğerleri Kur’an’ı anlamada kaynaklarımızdır.

Şurasını belirtelim ki söylediğiniz bir cümle söyleyene, söylenene, zamana, mekâna, hâle ve şartlara bağlı olarak doğrudur. Her cümlede bunlar tekrar edilmez. Dolayısıyla biz her cümleyi bunları göz önüne alarak yorumlamak zorundayız. İçtihat yaparken de bunlara dayanarak âyetin kapsamını belirleriz.

Şimdi Kur’an’daki kelimeyi ele alacağız.

Biri “SENİ TENCİYE EDECEĞİZ” ifadesidir.

Biri de “ONU GARK ETTİK” ifadesidir.

Bu iki kelime çelişki içindedir. Hazreti Musa peygamberi takip eden Firavun gark oldu mu, yoksa kurtuldu mu? Bu âyetlerden hangisinin dediği doğrudur?

Bunun için usulcülerin geliştirdiği bütün kuralları size anlatmayacağım, sadece kullanacağımız kurallara işaret edeceğim.

“SENİ TENCİYE ETTİK” ve “ONU GARK ETTİK” ifadelerinin ikisi de işaretle delalet etmektedirler.

Bir kimse size “Dün Ankara’dan ben geldim” veya “Ankara’dan dün geldim” dese, Ankara’dan geldiğini ibareyle size ifade etmiş olur.

Ama size “Bu kalemi ben dün Ankara’da aldım” dese, size Ankara’dan geldiğini söylemiyor ama kalemi Ankara’dan alabilmesi için dün onun Ankara’da olması gerekir. Şimdi ise buradadır. O halde dün veya bugün Ankara’dan gelmiştir.

Buradaki ifadenin Ankara’dan geldiğine delaleti “dallün bi’l-işaret” ile delalettir.

Dördüncü durum da şudur. “Bir saat önce Ahmet’i Ankara’da gördüm, size selam etti” dese, siz bir saat önce Ankara’da olduğunu delaletle anlarsınız ama onun uçağa bindiğini de anlamış olursunuz. Çünkü başka türlü bir saat içinde Ankara’dan İstanbul’a gelemez.

Buna da “dallün bi’l-iktiza” denir.

Birincilere “mentuk maan” denir.

Diğer ikisine “mefhum maan” denir.

Âyette Firavun’un boğulmadığı da boğulduğu da mentuk ifade ile söylenmektedir.

Bu takdirde söyleyenin anlatmak istediği nedir?

İki âyete bakarız. “Biz onu boğduk” ifadesinde onun boğulduğunu anlatmak mı istiyor, yoksa başka bir şey anlatırken onu da o manada söylüyor.

1- “TENCİYE”yi ele alalım. “SENİ TENCİYE EDECEĞİZ” diyor. Neden? Sonra, “Firavun iman etti” dedikten sonra, doğrudan bir talebe cevaptır. O halde burada ibare ile mana vardır. Ondan sonra da “seni âyet yaptık” diyor. Böylece necata erdirilmesinde işaret ile değil ibare ile delalet vardır. Oysa “onu gark ettik”te ibare İsrail oğullarını Mısır’dan sürmek istedik, ona mâni olmak için onu ve onunla beraber olanı boğduk diyor. Burada ibare İsrail oğullarının hâkimiyetinedir. Dolayısıyla buradaki ifade işaretle delalettir. Bana göre iki âyette “tenciye ettik” ifadesi “gark ettik” ifadesine tercih olunur.

2- “Tenciye”de tefil bâbı kullanılmıştır. “Gark”ta ise igrak kelimesi kullanılmıştır. Tefil bâbı teşdîd ve teksir için gelir. Bablar arasında tearuz olursa tefil bâbı tercih olunur. Bir defa igrak, çok defa tenciye söz konusu olabilir. Bu da o esnada igrak olmadığını ifade eder. Çünkü igraktan sonra tenciye mümkün değildir.

3- Tenciyede âyet olmak üzere diyerek necatın sebebini açıklamaktadır. Bu da ifadeye abartma verir. Orada boğulmuş, o andaki bir sorunun çözülmesi için; oysa burada kurtarılmış, ileride âyet olsun ve insanlar ondan ibret alsınlar diye.

4- Âyette gark oldu demiyor, gark onu idrak edince ben müslim oldum dedi, Allah da ona şimdi mi; seni âyet olmak üzere kurtaracağım dedi; böyle ifade ederek gark olmadığını söylemektedir.

Burada ordunun da gark olduğunu söylemiyor. Başka âyetlerde yalnız âli Firavun’un öldüğünü söylüyor. Firavun ve yanında olanın gark olduğunu anlattığında o Firavun’un bu Firavun olduğuna ve bu kurtarma esnasında olduğuna dair bir işaret yoktur.

O halde tercih usullerine göre Firavun’un o esnada olmadığını ifade tercih edilir.

Şimdi buna karşı görüşü destekleyen iki konu vardır.

Biri; “BiBedenike” denmektedir, seni bedeninle kurtaracağız denmiştir. Bu kaydı açıklamamız gerekir. Buna bir çözüm bulamadığımız takdirde yukarıdaki tercihimiz muallel kalır.

İkincisi ise; onu boğduk dediğine göre orada bahsedilen boğma nedir, ona da açıklama getirmemiz gerekir.

İbare ile delalet etmesi demek kesinlik ifade etmez. Sadece ibare ile delalet eden kendi manası ile bırakılır, onunla tearuz hâlinde olan ifade tevil edilir. Fıkıhçılar buna “teflik” diyorlar. Yani diğer âyetler madem kendilerinden daha kuvvetli delil ile tearuz hâlindedir. mentuk mana verilemiyor demektir. Mefhum manaya gitmemiz gerekir. Müevvel manaya gitmemiz gerekir.

Kur’an bedene yakın üç kelime daha zikretmektedir; “Beden, Sevet, Cesed, Meyte”.

“Meyte” kökünden de dört kelime zikretmektedir; “Mevta, Meytet, Meyyit, Meyt”.

“Mevta” insan ölülerine, “Meytet” hayvanların ölü bedenlerine, “Meyyit” ölmüş olanların kendilerine, “Meyt” cansızlara delalet eder.

“Cesed” heykel demektir. Mumyalanmış bedenler de ceset olabilir.

“Sevet” kelimesini Kur’an öldürülmüş kimse için zikretmiştir. Maktulün bedeni anlamındadır. Suçun sonucu olduğu için sevet denmiştir.

“Beden” kelimesi Kur’an’da bir defa zikredilmekte, bir de bu kökten büyük baş hayvanlardan budne olarak zikredilmektedir. “Beden” insanın ölüsünün değil dirisinin adıdır, bol beden denmektedir.

Görülüyor ki burada “BiBedenike” derken ölü yapıyı değil tam tersine diri yapıyı kullanıyor. “Seni bedeninle tenciye edeceğiz” derken, seni canlı olarak kurtaracağız, öldürmeyeceğiz demektir. Çünkü beden ceset değildir, beden meyt de değildir.

 

2) 17/101-104 âyetlerinde:

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى تِسْعَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ فَاسْأَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ إِذْ جَاءَهُمْ فَقَالَ لَهُ فِرْعَوْنُ إِنِّي لَأَظُنُّكَ يَامُوسَى مَسْحُورًا (101) قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنْزَلَ هَؤُلَاءِ إِلَّا رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ بَصَائِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَافِرْعَوْنُ مَثْبُورًا (102) فَأَرَادَ أَنْ يَسْتَفِزَّهُمْ مِنَ الْأَرْضِ فَأَغْرَقْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ جَمِيعًا (103) وَقُلْنَا مِنْ بَعْدِهِ لِبَنِي إِسْرَائِيلَ اسْكُنُوا الْأَرْضَ فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الْآخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفًا (104)

“Musa’ya beyyin 9 âyet ita ettik. Beni İsrail’e sor, ona ciet edince Firavun ona, ey Musa seni meshur zannediyorum dedi. Cevap olarak dedi ki; bunları arz ve semavatın rabbinden başkasının inzâl etmediğini sen bildin. Basir olmak üzere inzâl etti. Ey Firavun seni mesbur zannediyorum. Bunun üzerine onları arzdan istifzaz etmek istedi de onu ve onunla beraber olanı cemian gark ettik. Ondan sonra İsrail oğullarına arzda sakin olun dedik. Âhiret va’di gelince sizi bir araya getireceğiz.”

Bu âyette de Firavun’un boğulduğu söylenmektedir.

a) Burada bahsedilen boğulma Hazreti Musa’nın denizi geçtiği zaman olan boğulma değil, Hazreti Musa’nın 9 mucizesini gösterdikten sonra Firavun’un İsrail oğullarını ülkesinden uzaklaştırmak istediği zamanki boğulmadır. Kaçmalarına mâni olmak için değil, kaçmalarını istemesi üzerindeki baskılar sonunda olan boğulmadır.

b) Yeryüzünde sakin olun denerek, İsrail oğullarının her tarafa yayılacağını yani bugünkü hâli göstermektedir. Arkasından âhiret va’di gelince sizi bir araya getireceğiz. Bu sûrenin başında İsrail oğullarının dünyaya hükmedeceklerini ama mağlup olacaklarını anlattıktan sonra son va’d denmektedir. Burada o son vaada işaret etmektedir.

c) Mısır’da olan afetleri Allah onlara ibret olsun diye göndermektedir. Onlar ise onu Mısır halkının uğursuzluğuna saymaktadırlar. Firavun onları Mısır’dan sürmek istemektedir. Bu firavunların birisi belki de Nil sularında boğulmuştur. Erbakan’a karşı çıkanlar olmuş, bunlar âfetlerle dünyayı terk etmişlerdir. Burada işaret edilen budur.

d) “VeMen Meahu” denmiştir, “Vellezîne Meahu” denmemiştir. “Men” nekredir. Eğer Hazreti Musa geçtiği zaman boğulanlar söz konusu olsaydı marife gelmiş olması gerekirdi. Bu Firavun’la beraber olup onunla beraber olan birisidir.

Dokuz mucize olarak sayılanlar şunlardır.

(Asa, Karanlık, Yangın) Üçü cansız varlıkların oluşturduğu âfetlerdir.

(Pire, Kurbağa, Çekirge) Hayvanların Mısır’ı istila etmesi mucizesidir.

(Anarşi, Hayvan Salgını ve İnsan Salgını) Bunlar da hastalıklar içindedir.

Tevrat’ta sayılan mucizeler o zaman olmuştur. Hazreti Muhammed’e soruyorlar, o da 9 âyeti, her şeriatta mevcut âyetleri gösteriyor. Alusi’de bunlar sayılmıştır.

(Şirk, Riba, Sihir) Cezası olmayan haramlardır.

(Zina, Kazf, Sirkat) Cezası olan suçlardır.

(Katl, İsyan, Firar) Hukuk dışı davranışlar olup kıtal meşrudur.

Kurallar vardır.

a) Orada zikredilen başka Firavundur.

b) Orada zikredilen başka yerdeki boğulmadır. Mesela, Nil nehrinde boğulmuş olabilir.

c) Oradaki boğulma başka zamanda olmuştur.

Bunun başka boğulma olduğunu varsaydığımızda Kur’an’da buna deliller aramamız gerekmektedir.

 

3) 10/83

فَمَا آمَنَ لِمُوسَى إِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِهِ عَلَى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِمْ أَنْ يَفْتِنَهُمْ وَإِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفِينَ (83)

“Firavun ve ulularından havf etmeleri üzerine kavminden bir zürriyet dışında Musa’ya kimse iman etmedi. Firavun arzda âli olmuş ve o müsriflerden olmuştu.”

Burada Firavun kelimesi tekrar edilmiştir. Demek ki bir Firavundan başka Firavun da vardır. Korkutan Firavun ile âli olan Firavun başkadır. Bunun için “Ve” harfi ile atfedilmiştir.

 

4) 2/50

وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنْجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

“Ve siz nazar ediyor olduğunuz halde, size bahrı ferak ettik, sizi inca ettik ve Firavun’un âlini gark ettik.”

 

5)   8/54 âyetinde de:

كَدَأْبِ آلِ فِرْعَوْنَ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِمِينَ

“Firavun’un âli ve onlardan önce gelenler gibi Rablerinin âyetlerini tekzib etmişlerdi de zenbleri dolayısıyla onları helâk ettik ve Firavun’un âlini igrak ettik ve hepsi zalimlerden idiler.”

Âyetlerde Firavun’un boğulduğundan bahsetmiyor, sadece âlisinin boğulduğundan bahsediyor. Firavun kelimesi tekrar ediliyor. Onları helâk ettik diyor. Gark ettiğinden bahsetmiyor. Burada Firavun’un boğulduğundan bahsetmemektedir.

 

6) 43/51-55 âyetlerinde:

وَنَادَى فِرْعَوْنُ فِي قَوْمِهِ قَالَ يَاقَوْمِ أَلَيْسَ لِي مُلْكُ مِصْرَ وَهَذِهِ الْأَنْهَارُ تَجْرِي مِنْ تَحْتِي أَفَلَا تُبْصِرُونَ (51) أَمْ أَنَا خَيْرٌ مِنْ هَذَا الَّذِي هُوَ مَهِينٌ وَلَا يَكَادُ يُبِينُ (52) فَلَوْلَا أُلْقِيَ عَلَيْهِ أَسْوِرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ أَوْ جَاءَ مَعَهُ الْمَلَائِكَةُ مُقْتَرِنِينَ (53) فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَأَطَاعُوهُ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ (54) فَلَمَّا آسَفُونَا انْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ (55)

“Ve Firavun kavmine nida etti; ey kavmim Mısır’ın mülkü ve tahtımda cereyan eden bu nehirler benim değil mi? Basar etmez misiniz? Ben mi daha hayırlıyım yoksa beyan bile edemeyen bu mehin kimse mi daha hayırlıdır? Ona zehebden esvire îta edilmeli değil miydi yahut onunla beraber mukterinin melekler ciet etmeliydi. Onun kavmini istihfaf etti ve ona itaat ettiler. Fasık kavimden oldular. Bize isf ettiğinde onlardan intikam aldık ve onları ecmain gark ettik.”

Böyle deniyor.

Burada önemli iki husus vardır.

Birincisi; Firavun ile Hazreti Musa tartışıyorlar ve halk Allah’ı gazaba getiriyor, Allah halkı birlikte boğuyor. Burada boğulanların arasında Firavun yok. Çünkü burada muhatap olanlar Firavun’un kendisi değil, Hazreti Musa’yı bırakıp Firavun’u dinleyen halktır.

İkinci önemli husus; burada “cemian” değil “ecmain” kelimesini getiriyor. Oysa “egraknahu”da ise “onu ve yanında olan kimseyi cemian gark ettik” diyor. Çünkü orada gark olan iki kişidir. İki kişi için “ecmain” değil “cemian” kullanılır.

 

7) 40/45-46 âyetlerinde:

فَوَقَاهُ اللَّهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِآلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ (46)

“Onu Allah mekr ettiklerinin seyyielerinden vıkaye etti ve Firavun’un âline azabın suu hak etti. Nâr onlara guduv ve aşıy arz edilir. Saatin kıyam ettiği gün Firavun’un âlini azabın eşeddine idhâl edin.”

Bu âyette de Firavun’un değil âlinin boğulduğundan bahseder ve kabirde Firavun’a değil Firavun’un âline ateş gösterilir. Kabir azabı içindedirler.

Bu dört âyet çok açık bir şekilde göstermektedir ki boğulan Firavun Hazreti Musa’yı takip eden Firavun değildir.

 

8) 26/63-67 âyetlerinde:

فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ (63) وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ (64) وَأَنْجَيْنَا مُوسَى وَمَنْ مَعَهُ أَجْمَعِينَ (65) ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ (66) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (67)

“Biz Musa’ya vahy ettik, asanla bahrı darb et diye. İnfılak etti. Her fırka azim tavd oldu. Oraya aharlerini izlaf ettik. Musa ve onunla beraber olanları ecmain inca ettik. Sonra aharlerini gark ettik.  Bunda ekserisi iman etmediği halde âyet vardır.”

Bu âyetlerde önemli beyanlar vardır.  

a)  Hazreti Musa’yı kovalayanlarla cemian gark olanlar aynı kimseler değildir yani diğerleri aynı değildir. Aynı olsaydı ikinci defa söylenmez, zamir gönderirdi. Demek ki boğulanların içinde Firavun yoktur. Âhar olanlar değişik kimselerdir. Biri aralarından eksilmiştir. Sonra da burada bir âyet vardır deniyor, onlardan ekserisinin inanmayacaklarını söylüyor. Yani bugünkü arkeolojik araştırmalar bu gerçekleri ortaya koyacaktır ama onlar gene Kur’an’ın Allah sözü olduğuna inanmayacaklardır.

b) Bunda bir âyet vardır denmiştir. Demek ki diğerlerinin boğulmasında bir âyet vardır. Gark olanların ölüleri ileride bulunacaktır demektir.

c) Onlar içinde ekserisi mümin değildi denilerek boğulanların içinde müminler de vardı demektir. Ama Firavun’un cephesinde yer aldığı için onlar da helâk olmuşlardır. Âhirette muhakemeden sonra onlar beraat edeceklerdir. Yoksa nâr onlara da gösterilmektedir.

Burada tearuz eden âyetlerde tercihler yaparak ve tearuz edenlerini tevil ederek Firavun’un boğulmadığı kanaatine ulaşmış oluyoruz.

Yorumumuz sona ermiş değildir.

a) Gerek Hazreti Musa’daki gerekse Hazreti Nuh’daki garkda birer âyet olduğunu beyan etmektedir. Âyet nekredir ve müfreddir. O halde belirsiz bir âyet mevcuttur. Bu âyet nedir, bunu çözmüş değiliz. İki olayın önemi şudur. Birincisi; kişi yönetiminden şeriat yönetimine geçilmiştir. Bu da ancak bir gark olayı ile mümkün olmuştur. İkincisi ise; şeriat yönetiminden Kitap yönetimine geçilmiştir. Yani Hazreti Musa peygamberden önce kuralları peygamberler veya krallar koyuyorlardı ve o şeriat oluyordu. Oysa Hazreti Musa peygamber Tevrat’ı getirmiştir. Tevrat’ın hükümlerine krallar ve peygamberler de uyuyordu. Bu da ancak ikinci gark olayı ile gerçekleşmiştir.

b) Kur’an’da anlatılan Hz. Musa kıssasında iki kaynak elimizde mevcuttur; biri Tevrat, diğeri Mısır papirüsleri. Tevrat dediğimiz zaman yalnız Hazreti Musa peygambere nâzil olan kitabı değil de tüm İsrail oğullarına inen Ahdi Atik ve Ahdi Cedid’i kastediyorum, daha doğru ifade ile Tevrat ve İncil’i kastediyorum.

Bunların sayfa sayısı birkaç bin civarındadır. Her birimizin ayrı ayrı okuyup bilmemize imkân yoktur. Bugün gelişmiş olan ilimler de böyledir. Bütün ilimleri bir insanın bilmesine imkân yoktur. Diğer taraftan Kur’an diyor ki; her söze kulak verirler...

Peki, bunu nasıl başaracağız?

Önce beşikten mezara kadar namazları kılarak günde en az 3 saat, en çok 6 saat ilim yapmamız gerekmektedir. Böylece ortak dile sahip oluruz. Çocuk anne babaların toplantılardaki konuşmalarına kulak verir ve ona göre yetişir. Topluluk olarak bir anlaşma dilimiz olur. Bu dil sokak dili değildir. Sokak dili başkaları ile anlaşmamızda işe yarar. Bizim dilimiz aramızda anlaşmak için işe yarayacaktır. Bu dil de ancak bir topluluğun içinde doğup büyür ve onlarla her gün bir araya gelir, birlikte ilmi sohbetler yaparsanız mümkün olur.

Bugünkü meşgale içinde bu işi yapmamız ancak “yüz lojmanlı işyeri apartmanları” ile gerçekleşecektir. Her on aile bir katta oturacak ve beş vakit namazı birlikte kılacaklar... Her akşam yatsıdan sonra üç saat bir araya gelerek ilmî sohbet yapacaklar... Bu uygulama beşikte başlayacak, mezara kadar devam edecektir.

İsrail oğulları Tevrat’ı böyle okuyarak bugünkü seviyeye geldiler.

Hıristiyan ehli İncil’i okudu.

Müslümanlar Kur’an’ı okudular.

Romalılar forumlarda hukuk derslerini yaptılar da uygarlık böyle doğdu.

Yunanlılar dershaneler açtılar, kurdukları ekoller hâlâ kitaplarımızda yer almaktadır.

Risale-i Nur şakirtleri “Risale Dersleri” sayesinde dünyaya hükmediyorlar.

Bizim yapacağımız iş de şudur; aşiretimizi oluşturup günde üç saat birlikte “ilim” yaparak “ilim”le meşgul olmalıyız. Bunu başaramadığımız takdirde ne “siyaset”te, ne “ekonomi”de, ne de “din”de başarılı olmamız mümkün değildir.

Bundan sonra yapacağınız iş vardır, o iş de “ilimleri bölüşme”dir.

Herkes daha ilkokulda iken kendisine bir “ders/ilim” seçmelidir. Ben artık zamanlarımı “bu ilmi derinleştirmek” üzere geçireceğim demelidir. Çalışacak… Kazanacak… Geçinecek... Genel kültürü ortak olan bütün dersleri alacak... Ama seçtiği bir konuda kendisini mütehassıs yapacak...

Biz Kooperatif olarak “İLMÎ ARTAŞTIRMA ADİ ORTAKLIĞI”nı kurmalıyız.

Bu ortaklığa katılanlar kendilerine bir konu seçmelidirler.

O konuda çalışmalı, diğer ortaklar o konuda ona yardımcı olmalıdır.

Herkes bilmelidir ki bu husustaki bilgi “bu çalışma arkadaşımızda” vardır.

Biz bunu başarmak ve buna gidebilmek için internette dergi çıkardık; www.akevler.org

Arkadaşlar baştan katıldılar, ondan sonra teker teker ayrıldılar!

Demek ki biz henüz cemaat olmaya yönelmiş değiliz.

Herkes dağınık bir şekilde işler yapmaktadır.

Fizikte yüksek enerji vardır, düşük enerji vardır. Işık yüksek enerjidir. Isı düşük enerjidir. Rüzgâr yüksek enerjidir. Akan su yüksek enerjidir. Çalkantı düşük enerjidir. Bunlar arasındaki tek fark; yüksek enerjilerde herkes aynı istikamette yol alır, düşük enerjilerde ise herkes kendi başına büyüktür.

İlim de böyledir. Herkes istediği konuda gelişigüzel ve değişik ilim yaparsa bu düşük ilim olur. Aynı yönde ilim yapmaya başlarsak bu da yüksek ilim olur. Bizim yararlanmamız için yüksek ilim yapmalıyız. Allah’a inanan herkes, hangi dinden olursa herkes, ilmî çalışmalarını birleştirmelidirler.

KOOPERATİFTE KURACAĞIMIZ ORTAKLIĞA ORTAKLAR BULMALIYIZ.

Burada herkes bir konuyu seçmeli ve ortaklığa bildirmelidir. Ortaklık bunu kayda geçirip internette yayınlamalıdır. Herkese bir yer açmalıyız, çalışmalar hep orada yer almalıdır. Böylece topluluğumuz her konuda bilgi sahibi olur.

Türkiye’de ve dünyada mukaddes kitaplarla meşgul olanlar bize ortak olmalıdırlar. Budistler kendi kitaplarını, Hindular kendi kitaplarını, Hıristiyanlar kendi kitaplarını ve Müslümanlar kendi kitaplarını okuyup inceleyecekler ve ortaklığın sitelerine gireceklerdir.

Mukaddes kitaplarla meşgul olanlar aralarında işbölümü yapmalıdırlar. Herkes bütün ortakların kitaplarını bir defa okuyacak, böylece o kitaplarda neler olduğunu bilecektir. Ondan sonra da oralardan bir bölümü seçecektir. Ondan sonra o bölüm üzerinde durmalıdırlar. O bölümde geçen tüm konulara vâkıf olmalıdırlar.

Biz bir konuyu ele aldığımızda sorunu ortaya koyarız. Örnek olarak Tevrat’a göre Hazreti Musa Mısır’dan ne zaman çıktı? Değişik yerlerde değişik tarihler ortaya çıkacaktır. Tevrat’ı her inceleyen kimse kendi babında o hususta bir işaret varsa araştırmacıya bildirecektir. İçtihat yapan da bunları değerlendirip bir sonuca varacaktır.

Kur’an’ı doğru olarak yorumlayabilmemiz için bu bilgilere ve bu araştırmalara ihtiyacımız vardır. Hazreti Musa peygamber zamanında cereyan eden olayların benzeri bugün de cereyan ediyor. Sünnetullahtır. Değişmez. O halde Hazreti Musa ve Firavun kıssalarını doğru ve tam olarak öğrenirsek onlardan yararlanmamız o derece kolay olur, günümüzün problemlerini daha iyi çözeriz.

Gark olayında Firavun’un kurtulması olayı önemli olaydır. Tehlike anında bile olsa eğer bir yönetici tevbe ederse Allah onu kurtarır, yeni düzende ona görev verir, o suretle çok daha kolay bir şekilde yeni düzen gelir.

Bana soruyorlar:

-“Adil Düzen” ne zaman gelecektir?

Cevap veriyorum:

-“Adil Düzen”in gelmesi için şimdilik görünen iki yol vardır.

a) Devlet başkanımız “Adil Düzen”i kabul eder ve Akevler’le çalışmaya başlarsa, AK Parti’nin önümüzdeki on yılı Medine dönemi gibi olur. On sene sonra “Adil Düzen” uygulamasına geçilmiş olur. Buna karar verecek olan Devlet Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bizden teklif ulaşmalıdır. Akevler henüz çalışmasını tamamlamamıştır. Ama AK Parti uygulamaya karar verirse Akevler’e eleman verir, Akevler de bunu tamamlar.

17-25 Aralık olaylarını denizde boğulmaktan kurtulan bir hükümdar olarak görün. Firavun’un Müslüman olması gibi; Erdoğan’ın da “Adil Düzen”i kabul etmesi, Akevler dışında bir yerde bu düzenin olmadığını kabul etmesi gerekmektedir.

Diyebilirsiniz ki, bu sadece Erdoğan’ın kabulüne mi bağlıdır. Buradaki bu kıssa bunu anlatmaktadır. Çünkü kurtulan sadece Firavun’dur ve o devletin başına geçmiş, böylece daha yarım bin yıl Mısır’ın yaşamasına imkân vermiştir.

Muhterem Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yapacağı iş nedir; “Adil Düzen”i benimserse yapacağı iş nedir?

1) Cari işlerle asla meşgul olmamalıdır. O işleri Meclise ve Hükümete bırakmalıdır. Kendisi “Adil Düzen”i hedeflemeli ve ona yönelmelidir.

2) Firavun nasıl âlini Süveyş’te bıraktı? Kendisi dönüp kendisine yeni âl oluşturdu ve onunla Mısır’a “Adil Düzen”i getirdi ise; Erdoğan da çevresindeki tüm kadroyu değiştirmeli, Adil Düzen Çalışanlarından kadrosunu oluşturmalıdır. Bunlar Akevler’de toplanmışlardır.

3) “Adil Düzen” için yeni bütçeden hiçbir şey istemeyecektir. Sadece bürokratik engelleri kaldırmalıdır. Ondan başka bugünkü yönetimden bir şey istemiyoruz. Biz on sene sonra Adil Düzen Partisi’ni kuracağız. Ama bunu tek sebep ve tek gaye olarak bu zulüm bürokrasisi düzenine son vermek için yapacağız. Yoksa “Adil Düzen” devlet eliyle değil halk eliyle gelecektir.

4) Erdoğan’ın başkanlığında Akevler Kooperatifleri faaliyete geçirilecek ve kısa zamanda “Adil Düzen” Türkiye’ye ve dünyaya gelmiş olacaktır.

Eğer bizim Firavun boğulmamıştır tezini kabul edersek, AK Parti’nin de “Adil Düzen”i kabul edeceğini istidlal edebilir ve “Adil Düzen”i on sene içinde Türkiye’ye getirmiş olabiliriz.

b) Verdiğim cevapta ikinci varsayımımı da ortaya koyuyorum.

Diyelim ki Firavun kıssasında Firavun boğulmuştur. Dolayısıyla Erdoğan’ın kurtuluşunu ona benzetemeyiz. O zaman Türkiye’ye “Adil Düzen” nasıl gelecektir?

O zaman Adil Düzen Çalışanları kooperatiflerini kuracaklar ve kooperatif uygulaması içinde “Adil Düzen”i öğrenecekler ve öğreteceklerdir. Birinci varsayımda da kurtuluş kooperatiflerle olacaktır. Ancak o zaman kooperatifler daha çabuk kurulacak ve daha çabuk eğitim gerçekleşecektir. Yoksa yapılacak iş değişmeyecektir. Erdoğan “Adil Düzen”i benimsemezse, o zaman Kooperatif kendi imkânları ile on sene sonra kadrosunu yetiştirmiş olacak ve o zaman “Adil Düzen” iktidar olacaktır.

Demek ki her iki durumda da kurtuluş kooperatifleşme ile olacaktır.

Bizim istidlalimiz böyledir.

AK Parti “Adil Düzen”i engellemekten bürokratları çekerse işimiz kolaylaşır ve on sene sonunda Türkiye’ye “Adil Düzen” gelmiş olur. AK Parti bürokratların zulmüne izin verirse Adil Düzen Çalışanlarının işi zorlaşacaktır ama başarısız olunmayacaktır. Bizimle uğraşanlar yarım asır içinde mezara gömülür. Kisraların sarayları yıkıldı. Şimdi bugün de AK Parti’nin acziyeti sebebiyle zulüm devam ederse yine savaşacağız. Bize engeller çıkaranları bir daha hortlamamak üzere Allah denizde boğacak ve gömecektir.

Kur’an’ı anlamada iki kaynağımız daha olacaktır.

a) Demek ki bizim için Kur’an’ı anlamada birinci kaynak mukaddes kitaplardır. Onların din adamları da bizim bu çalışmalarımıza katılır ve cennetteki yerlerini hazırlarlar. Allah’a inanan herkes amel-i salih işlerse cennettedir. Onlarla beraber olmayı canı gönülden isteriz. Bakınız, onlara siz kendi kitabınızı bırakınız demiyoruz. Biz onlara kitabımızı anlamada bize yardım ediniz diyoruz.

b) İkinci kaynak ise arkeolojik kazılardır. Mısır uygarlığını bize tanıtan papirüsler bulunmuş, hepsi okunur hâle gelmiştir. Ne var ki ilmî bakımdan ele alınmış ve incelenmiş değildir. Yine insanlar işbölümü yapacak, isteyenler ilmî çalışmalarını buralara yönlendirecekler. Hiyeroglif yazıyı öğrenecek ve bu papirüslerden seçtiklerini öğreneceklerdir. Oralarda Kur’an’ın bu âyetlerini açıklayan ifadeler bulunacaktır.

Demek ki Kur’an, Ahd-i Atik ve Ahd-i Cedid, arkeolojik kazılar yan yana gelecek ve ondan sonra bunlara dayanarak Kur’an’ın âyetleri bizi kesin çözüme ulaştıracaktır.

Benim yaptığım yorum sadece Kur’an’ın zahiri manalarını içermektedir. İçtihat değil yorumdur. Yani görüşlerimi aynen kabul edin demiyorum. Buna kimsenin hakkı yoktur. Mete beyin de yoktur. Ama söylediklerimi değerlendirin. Ne dediğimi anlamaya çalışın. İçtihadınızda işinize yarar. Eski bildiklerinize aykırıdır diye reddedip karşı çıkmayın.

Bugünkü Müslümanların yenmesi gereken başlıca durum bu yanlış tutumdur. Ya Kur’an’ı hiç anlamak istemiyorlar ya da kendi anladıklarını dayatmak istiyorlar. Biz Akevler Ekolü olarak hep ilan ettik, bizim çalışmalarımız kesin sonuçlar değildir. İçinde yanlışlar vardır. Siz önce duyun, ne dediğimizi anlayın ama sonra bizim dediğimizi yapın demiyoruz. Sizin anladığınızı ve sizce doğru olanı yapın diyoruz.

Millî Görüşçüler ve Nur Cemaati dediğimizi yaptı. Baştan beraber yürürken sonra kulaklarını bize tıkadılar. Yani sadece yapmamakla kalmadılar, söylediklerimizi işitmek de istemediler. Oysa Allah artık melek gönderip vahyetmemektedir. Birbirimize ilham edip söylemek ve anlaşmak yoluyla bilgiler vermektedir. Bizi birbirimize muallim yapmaktadır. “Her söze kulak verirler”in manası budur.

Şimdi Erdoğan Adil Düzen”i benimsese ve bizimle çalışmaya başlasa ne yapacağız?

a) Önce Vakıflar Genel Müdürlüğü’nü -Mustafa Kemal’in yaptığı gibi- Mulhak bütçe ile yönetilmesini isteyeceğiz. Meclis’ten talep edecektir. Erdoğan isterse Meclis buna uyar. Vakıflar bütçesini uygulamakla Hükümet değil Vakıflar Genel Müdürlüğü yetkili olacaktır.  Vakıflar Bakanlığı oluşturulacaktır. Bakanlık doğrudan Meclis tarafından denetlenecektir. Vakıflar bütçesi ayrı denetime tâbi olacaktır.

b) Vakıflar Bankası faizli banka olarak çalışmaya devam edecektir. Ancak Vakıflar Bankası’nın kira payı “faizsiz kredileşme sistemi”nin kurulması için harcanacaktır. Vakıflar Bankası ne yapacaktır? Kurulacak “Hizmet ve Kredileşme Kooperatifleri”nin bono senetlerini tahsil edecek ve ödeyecektir. Bu onun asıl görevi olacaktır. Zamanla faizli işlemleri tasfiye edecektir.

c) Akevler, Devlet Başkanı’nın desteği ile Türkiye’nin her yerinde “Hizmet Kooperatifleri” kuracaktır. Kurulan kooperatifler tamamen bağımsız olacak. Kooperatif sadece kuruluşlara hizmet edecektir. Böylece ülke içinde semt kooperatifçiliğinin kurulmadığı yer olmayacaktır.

d) Vakıflar Bankası kooperatifler arasındaki organizasyonu sağlayacaktır. Banka yönetimini siyasi partilerin atadıkları ilim adamları oluşturacak ve onlar yöneteceklerdir. Kooperatifler de ortaklıkları nisbetinde yönetimde söz sahibi olacaklardır.

Bu kooperatifler ne yapacaklardır?

Kooperatifler makroya müdahale etmeksizin mikroda tamamen şeriata göre yani “Adil Ekonomik Düzen”e göre üretim ve tüketim yapacaklardır. Ürettikleri malları tüccarlara satacaklar, tüccarlardan da tüketecekleri malları satın alacaklardır. Ne var ki bunu “karşılığı olmayan ve tanımı bulunmayan para” ile yapmayacaklar, bunu Vakıflar Bankası’nın alıp sattığı “kooperatifler bonosu” ile yapacaklardır.

Tüccarlara “kooperatif bonosu” borç verilecek, onunla kooperatiflerde üretilmiş malları satın alacaklar ve götürüp piyasada satacaklar, piyasadan aldıkları malları getirip kooperatif bakkallarında bono ile satıp borçlarını kapatacaklar.

Böylece biz dünyanın faizli düzenini bozmadan halkımızın faizsiz düzende yaşamasına imkân sağlıyoruz. Bugünkü uygarlık faizli düzene dayanmaktadır. Bu bugünkü dünya gerçeğidir. Erdoğan bunu söylerken doğru söylüyordu ama o dünya gerçeğini “Adil Düzen”  değiştirecektir.

Bundan sonra Cumhurbaşkanı siyasi partilerden ilim adamları isteyecek ve yirmiye yakın ilim adamını yeni anayasanın yapılması için çalışmaya başlatacaktır. Her parti aldığı oy nisbetinde %5 için bir ilim adamı bulunduracak, ilim adamları uzlaşarak çalışacaklardır.

Uzlaşma nasıl olacak?

Uzlaşma Adil Düzene göre olacaktır. Anayasa birden hazırlanmayacaktır. Önce anayasanın içeriği tesbit edilecek, her maddenin yeri belli olacaktır.

Bunun için şöyle bir yol takip edilir.

a) Her ilim adamı kendisine göre madde başlıklarını hazırlar, tasnif eder, anayasanın içeriğini ortaya koyar. Sonra onu kendileri sıralarlar. Sıralamada birinci gelenle takdirde birinci gelen kendilerine bir başkan seçerler; üçü Anayasanın fihristine son şeklini verirler. Her maddenin yeri böylece belli olmuş olur.

b) İçeriği belli olan maddelere ilim adamları öncelik verirler ve kendilerine göre sıralarlar. Bir maddenin aldığı sıraların tersleri toplamı o maddenin derecesini verir. Ona göre maddeler sıralanır ve görüşülmeye başlanır.

c) Maddeler ikişer ikişer çalışılarak birleştirilir. Uzlaşamazlarsa hakemlere başvurulur. Hakemlerin kararları ile uzlaşmış olurlar. Böylece her maddenin son şekli hazırlanmış olur.

d) Sonra her ilim adamı o maddenin uygulanma kanununu hazırlar ve bu kanun aynı usullerle heyetten çıkar. Devlet başkanının onayı ile parti meclis başkanlarına gönderilir.

Böylece beş sene içinde anayasanın bütün maddeleri ve uygulama kanunları hazırlanmış olur.

Meclisten her kanun ayrı ayrı geçer ve uygulamaya başlanır. Beş senede de anayasanın bütün maddeleri mevcut anayasa düzeni içinde uygulanmış ve müesseselerde reformlar yapılmış olur. On sene sonra yeni anayasa seçimden sonra kabul edilir ve böylece Türkiye “Adil Düzen”e geçmiş olur.

AK Parti Akevler’siz anayasayı yapacaktı. Öneri bizden gelmişti. Burhan Kuzu’ya daha ikinci seçim olmadan öneride bulunduk. Parti yardımcılarına götürdüler ve reddedildi. Ondan sonra iki seçim oldu. Cemil Çiçek anayasa hazırlatmaya başladı. Akevler’i dışlayarak bu işi yapmaya başladılar. Havada kaldılar. Akevler size kendi uydurduklarını önermiyor; Akevler size Kur’an’dan aldığı emirleri aktarıyor. Bizimki yanlış olabilir. İlim adamlarını çağırın, onlar bizimle tartışsınlar.

Hayrettin Karaman ve arkadaşları (14 akademisyen ve 3 organizatör), Erbakan’ı “Adil Düzen”den vazgeçirmek için raporlar tanzim ettiler. Peki, onların adil bir düzeni varsa, nerede ve neden çalışmıyorlar?!.

Bizim için Firavun’un boğulup boğulmadığı, boğulmadı ise tekrar Mısır’ın başına geçtiği zaman neler yaptığı önemli midir?

Mısır yönetiminde sonra birçok olay olmuştur.

En önemlisi bir Firavun gelmiş ve tek tanrılı dini kabul etmiştir.

Onların bir duasını buraya alıyorum:

Tanrı uludur; birdir, tektir.
O’ndan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O'dur her varlığı yaratan
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı O.
Hiç bir şey yokken O vardı.
Her şeyi O yarattı
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir o’nu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman.

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org (0532) 246 68 92

 




YorumYap

Çok Okunan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 6960 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 845
İbrahim Sûresi Tefsiri 1-4. Âyetler
2.1.2016 6733 Okunma
1 Yorum 02.01.2016 21:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 863
Hicr Suresi Tefsiri 48-56. Ayetler
7.5.2016 6239 Okunma
1 Yorum 08.05.2016 07:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 5780 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 853
İbrahim Sûresi Tefsiri 35-41. Âyetler
27.2.2016 5374 Okunma
1 Yorum 06.03.2016 14:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 5317 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 862
Hicr Suresi Tefsiri 39-47. Ayetler
30.4.2016 5242 Okunma
1 Yorum 01.05.2016 07:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 5214 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 944
Kehf Suresi Tefsiri 107-110. Ayetler
23.12.2017 5060 Okunma
1 Yorum 28.12.2017 19:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 855
İbrahim Sûresi Tefsiri 47-52. Âyetler
12.3.2016 4927 Okunma
1 Yorum 14.03.2016 09:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 865
Hicr Suresi Tefsiri 67-77. Ayetler
21.5.2016 4737 Okunma
1 Yorum 21.05.2016 21:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 819
Hûd Sûresi Tefsiri 17-22. Ayetler
20.6.2015 4511 Okunma
1 Yorum 25.06.2015 04:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 4502 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 852
İbrahim Sûresi Tefsiri 32-34. Âyetler
20.2.2016 4462 Okunma
1 Yorum 14.03.2016 09:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 824
Hûd Sûresi Tefsiri 37-40. Âyetler
1.8.2015 4353 Okunma
1 Yorum 11.08.2015 17:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 835
Hûd Sûresi Tefsiri 79-83. Âyetler
24.10.2015 4339 Okunma
1 Yorum 25.10.2015 13:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 841
Hûd Sûresi Tefsiri 109-113. Âyetler
5.12.2015 4217 Okunma
1 Yorum 05.12.2015 22:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 949
Meryem Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
27.1.2018 4198 Okunma
1 Yorum 28.01.2018 07:59
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 833
Hûd Sûresi Tefsiri 69-73. Âyetler
10.10.2015 4187 Okunma
1 Yorum 10.10.2015 23:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 843
Hûd Sûresi Tefsiri 117-119. Âyetler
19.12.2015 4173 Okunma
1 Yorum 20.12.2015 06:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 815
Hûd Sûresi Tefsiri 4-6. Ayetler
23.5.2015 4156 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 808
YUNUS SURESİ TEFSİRİ 90-92.AYETLER -FİRAVUN ÖLDÜ MÜ?
4.4.2015 4120 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 832
Hûd Sûresi Tefsiri 64-68. Âyetler
3.10.2015 4042 Okunma
1 Yorum 03.10.2015 21:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 846
İbrahim Sûresi Tefsiri 5-8. Âyetler
9.1.2016 4028 Okunma
1 Yorum 17.01.2016 08:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 827
Hûd Sûresi Tefsiri 48-49. Âyetler
22.8.2015 4024 Okunma
1 Yorum 25.08.2015 20:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 840
Hûd Sûresi Tefsiri 102-108. Âyetler
28.11.2015 3990 Okunma
1 Yorum 30.11.2015 09:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 3972 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 828
Hûd Sûresi Tefsiri 50-52. Âyetler
29.8.2015 3963 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 13:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 900
İsra Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
4.2.2017 3960 Okunma
1 Yorum 05.02.2017 09:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 830
Hûd Sûresi Tefsiri 58-60. Âyetler
12.9.2015 3953 Okunma
1 Yorum 18.09.2015 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 3938 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 870
Nahl Suresi Tefsiri 5-9. Ayetler
25.6.2016 3936 Okunma
1 Yorum 26.06.2016 10:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 3923 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 3910 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 839
Hûd Sûresi Tefsiri 96-101. Âyetler
21.11.2015 3855 Okunma
1 Yorum 22.11.2015 09:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 826
Hûd Sûresi Tefsiri 45-47. Âyetler
16.8.2015 3840 Okunma
1 Yorum 16.08.2015 19:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 836
Hûd Sûresi Tefsiri 84-86. Âyetler
31.10.2015 3810 Okunma
1 Yorum 31.10.2015 19:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 848
İbrahim Sûresi Tefsiri 12-17. Âyetler
23.1.2016 3780 Okunma
1 Yorum 23.01.2016 22:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 3779 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 860
Hicr Suresi Tefsiri 23-30 Ayetler
16.4.2016 3776 Okunma
1 Yorum 17.04.2016 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 856
Hicr Sûresi Tefsiri 1-8. Âyetler
19.3.2016 3740 Okunma
1 Yorum 20.03.2016 10:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 829
Hûd Sûresi Tefsiri 53-57. Âyetler
5.9.2015 3732 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 20:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 831
Hûd Sûresi Tefsiri 61-63. Âyetler
19.9.2015 3719 Okunma
1 Yorum 20.09.2015 18:10
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 849
İbrahim Sûresi Tefsiri 18-22. Âyetler
30.1.2016 3697 Okunma
1 Yorum 01.02.2016 14:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 823
Hûd Sûresi Tefsiri 32-36. âyetler
25.7.2015 3636 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 847
İbrahim Sûresi Tefsiri 9-11. Âyetler
16.1.2016 3538 Okunma
1 Yorum 17.01.2016 08:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 861
Hicr Suresi Tefsiri 31-38 Ayetler
23.4.2016 3536 Okunma
1 Yorum 24.04.2016 05:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 859
Hicr Sûresi Tefsiri 16-22. Âyetler
9.4.2016 3527 Okunma
1 Yorum 14.04.2016 03:12
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 816
Hûd Sûresi Tefsiri 7-9. Ayetler
30.5.2015 3486 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 818
Hûd Sûresi Tefsiri 13-16. Âyetler
13.6.2015 3444 Okunma
2 Yorum 25.06.2015 04:19