Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015
4666 Okunma, 2 Yorum

HÛD SÛRESİ - 29. Hafta

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ (114) وَاصْبِرْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ (115) فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ أُولُو بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْأَرْضِ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّنْ أَنْجَيْنَا مِنْهُمْ وَاتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَا أُتْرِفُوا فِيهِ وَكَانُوا مُجْرِمِينَ (116)

 

***

 

وَأَقِمِ الصَّلَاةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ (114)

Va EQıMı elÖaLAvTa OaRaFaYı elNaHARı Va ZüLaFan MıNa elLayLi EinNa eLXaSaNAvTı YüÜHıBNa elSayYıAvTı ÜAvLıKa ÜiKRAy Li elÜAvKıRIyNa

“Ve neharın iki tarafında ve leylden zülefen salâtı ikame et. Hasenat seyyiatı izhab eder. Bu zakirlere zikradır.”

Emrolunduğun gibi istikamet et emrine atıf vardır. Kıyam et emri gelmiştir. İkisinin aynı kökten olduğuna dikkat edilmelidir. Müstakim olacaksın ve salâtı ikame edeceksin.

“Salât” burada marife olduğu halde “ikame et” müfret getirilmektedir. Devlet kurmadan önce Mekke döneminde yaşarken kılınacak namazdır; “kılınız” değil de “kıl”. Bu dönemde imama cemaatle namaz kıldırmak farzdır. Yani üç vakit mescide gelecek ve toplantı yapacaktır. Cemaat Mekke döneminde meşrudur ama farz değildir. Gelenler gelir, gelmeyenler gelmez. Medine döneminde ise müminlere beş vakit namazlarda cemaate katılmak farzdır.

Toplantılara gelmeyenler aşiretten nefyedilirler. (Şafii mezhebinde öldürülürler. Hanefi mezhebinde hapsedilirler. Bize göre nefyedilirler.) Ocak olarak kılmıyorlarsa bir uygulama yapılmaz.

“Salât” marife geldiğine göre belli hareketler yapılacaktır. Okumanın dışında bilinen namaz kılınır. Ne var ki Mekke döneminde beş vakit değil üç vakit farzdır. Cemaate katılmak memurun bih olmakla beraber mahkûmun bih değildir. Toplantıya katılmayanlara bir ceza uygulaması yapılmaz. Kılınan üç vakitten biri sabah namazıdır. İşe başlarken kılınır. Diğeri ise iş tatil edilirken kılınır. Maaş için ca’ledilen neharın iki tarafından işe gitmeden önce ve işten döndüğünüz zaman imam gelecek, tilavet edecek ve namazı kılacaktır. Cemaatten de katılanlar olacaktır. Bugün biz bunu ancak bir defa yapabiliyoruz. Bunu üç döneme çıkarmalıyız. Mesaiye gitmeden önce belli saatte mescide geleceğiz, iki rekâtı kılıp işimize öyle gideceğiz. Ortak yolumuza giderken sıra ile arabamızı kullanacağız veya biri kullanacak, diğerleri yakıt parası ile iştirak edeceklerdir. Akşamüstü de işyerinden döndükten sonra kılınacak. Namaz vakitleri güneşin doğması batması ile ilgili değildir. Namaz vakitleri İslâm düzeni geldiği zaman memurun bih olur. Kişiler değil yönetim belirler. “Leylden bir zülef” diyor. “Zülef” yakın demektir. Geceden gündüz namazlara yakın olanlardır. Yani yatmadan evvel kıl diyor. “Zülüf” alna dökülen saçtır, zaman içinde yakın olmayı ifade eder. Bir kimsenin iş yakını olmak da “zülfa” ile ifade edilir. “Karib” ise mekânda yakınlıktır.

“Leyl” marife getirilmiş ve istisna edilmiştir. Yani davetçi bir yer ve saat belirler. O yer ve saatte o hazır bulunur, böylece tebliğci arkadaşlarla eğitim yapar. Arkadaşlarından imkânı olanlar da katılırlar. Bu uykudan sonra olacaktır. “Zülefen” onu ifade eder. Fi zülefin demeyip zülefen denmesi, nekre olması gündüze yakın olacak, akşamüstü olacak ama marife getirilmemesi onu kişinin kendisinin marife kılmasına bırakılmıştır. Herkes zamanını kendisi belirler. Dolayısıyla geceden bir cüz olur.

Mekke surelerinde üç vakit zikredildiği için yorumumuzu ona göre yaptım. Surede bir kayıt yoktur. Kur’an’da tenakuz olmaz ama tearuz olur. Tenakuz aynı şartlarda geldi gelmedi gibi ifadelerdir. Tearuz ise değişik şartlarda geldi gelmedi şeklinde ifadelerdir. Burada namaz üç vakittir. Orta namaz ayetinde ise beş vakittir. Bu tearuzdur. Değişik şartlara göre hükümlerdir. Şartlar Kur’an’da belirtilmeyebilir. O zaman biz illetini aklımızla buluruz. Biz şimdilik iki illet bulmuşuzdur. Dönemin Mekke dönemi olması, bir de mevsimlere göre tam veya yarım mesai yapmamızdır. Kutuplara doğru gidildikçe bu zorunlu olur. Hanefi Mezhebi Irak’ta oluştuğu için onun cem etmemesi bize uygun içtihat değildir.

“Hasenat seyyiatı götürür” diyerek namaz kılmanın hasenat olduğunu gösterir. Demek ki Türkçede kullandığımız ibadet Kur’an’da hasene olarak ifade edilmiş olur. Asıl beş vakit namazın birlikte kılınıp yaşamamızın ve çalışmamızın ona göre düzenlenmesi gerekmektedir. Bugün yaşadığımız gibi İslâm düzeninde bu mümkün olmadığı, onun yerine, abdest yerine teyemmüm geçtiği gibi sadece imamın beş vakti belli zamanda kılmasıyla günlük hayatımızı ve çalışmamızı şeriata göre yapmış oluruz.

Biz bu uygulamaları istihsanla yapıyoruz ama demek ki Kur’an bize takrir ediyor.

Cemaatin yalnız imama farz olduğunu şimdi öğrendim.

“Hasenat” ve “Seyyiat” kurallı dişi çoğul olarak geçmektedir. Tek başına hasene seyyieyi götürmüyorsa, sistem içinde yapılan haseneler sistem içinde yapılan seyyieleri götürür. Bu kıyam, bu emir, bu karar zakirlere zikradır. Namazın zikir olduğu Cuma suresinde olduğu gibi Kur’an’da değişik yerlerde işaret edilmiştir.

“Zalike” müzekker olduğu için salâta gitmemektedir. İkameye gidebilir. “Ekımı’s-salate” “salatı ikame et” demektir. Fiilde masdar mefulü mutlak olarak mezkûr sayılır. Dolayısıyla zamir ona raci olur. Burada zakirlere zikradır demek, bu namaz cemaatten isteyenleredir. Herkesin cemaate katılması zorunluluğu yoktur. Maaşlı imamlar bugün bu görevi yapıyorlar. Sadece zikir yerine tesbih yapıyorlar.

وَأَقِمِ الصَّلَاةَ

Va EQıMı elÖaLAvTa

“Ve salâtı ikame et”

“Salât et” demiyor da “salâtı ikame et” diyor. “Salât” kelimesi eğitme anlamındadır. Atların ve öküzlerin iş yapabilmeleri için onların eğitilmesi gerekmektedir. Bu “SLV”dir. Hayvanın olgunlaştırılması demektir. Ayrıca “SLY” de pişirmek, kızartmak demektir. Bu da bir maddeyi işe yarar hâle getirmektir.

“Salât” demek bedenin iş yapacak şekilde eğitilmesidir.

“Tasliye etmek” olgunlaştırmak, iş yapacak hâle getirmek demektir.

“Nebinin tasliyesi” onun nebilik görevini yerine getirmesi için yardımcı olmak demektir. Allah devlet demektir. Melekler bürokratlardır. Halktan da başkana yardımcı olunmasını istemektedir.

“Salât” burada marife geldiğine göre bildiğimiz namazdır. “İkame” kelimesi ile getirilmesi, cemaatle kılınacak ve cemaate kıldırılacak demektir. “Ekımû” şeklinde getirilmiş olmaması sebebiyle, cemaatin katılma zorunluluğu bu ayette ortaya çıkmaz. “Ekımû es-Salâte” yalnız Medine surelerinde geçer.

Demek ki İslâm devleti kurulmadan halk için cemaat olmak ahsendir yahut farzı kifayedir. “İkame” kelimesi cemaatin olduğuna delalet eder. Cem olmaması onlara ayn olarak farz olmadığını ifade eder. Emrolunduğun gibi kaim ol, öyle yaşa ve salâtı da ikame et. 

طَرَفَيِ النَّهَارِ

OaRaFaYı elNaHARı

“Neharın iki tarafı”

“Tarf” dilin ucu demektir. Erkeği ve dişisi, tekili ve çoğulu aynıdır. Masdarın isimleşmiş şeklidir. “Taraf” ise seçkin bölümdür. Yani kenarda olması şarttır. “Etraf” çevresi değil rükünleri demektir. Mesela öğle bir “taraf”tır, çoğulu “etraf” gelir.

“Neharın iki tarafı” sabah ve akşam demektir. Nehar fecirle başlar “gurub”la biter. Neharın iki tarafı sabah vakti ve ikindi vaktidir.

Demek bir işe başlamadan önce toplantı yapılacak, bir de iş tatil edilerek toplantı yapılacaktır. “Mine’n-nehari” denmemiştir.  İşe başlamadan önce olup güneş doğduktan sonra da olabilir. Belli olacak ama belli cüz yerine belirlediğiniz cüz olacaktır. Yine ikindi vakti de mesai saatinden sonra olacaktır. Güneş battıktan sonra da olabilir.

İslâm düzeninin olmadığı yerlerde namaz vakitleri onların mesai saatlerine göre ayarlanacaktır. İslâm düzeni geldiğinde öğle namazı zevalden sonra olacak, zevalden önce 6 saat sabah mesaisi olacak, zevalden sonra 3 saat akşam mesaisi olacak. Uygun enlemlerde yazları 6 saatten çok mesai yapılacak, kışları 6 saatten az mesai yapılacak. Güneş doğmadan önce sabah mesaisi başlar. Güneş batıncaya kadar akşam mesaisi biter.

وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ

Va ZüLaFan MıNa elLAyLi

“Ve geceden yakın olan da”

“Zülüf” zaman içindeki yakınlıktır. Yani yatmadan olacaktır. Leylden belirli bir zaman içinde olacaktır, kenar olması şart değildir. Uzun gecelerde geç yatılır, kısa günlerde erken yatılır. Zülefen çoğuldur. Tarafey ikidir. Toplamı beş eder. İslâm düzeninin olmadığı yerlerde cemaatle namaz imama farzı ayndır, halka farzı kifayedir.

Bakınız, biz Sam Adian’ın dediği gibi babalarımızın dediklerini yapmıyoruz, Kur’an’ın dediklerine uyuyoruz. Diğer taraftan babalarımızın icmasını da gözetiyoruz.

Eğer cem rivayetleri olmasaydı biz de cemi kabul etmezdik. Ebu Hanife hacda cemi kabul ediyor. Diğerleri daha başka zamanlarda da kabul ediyor. Cem olmayacağında ittifak yoktur. O halde biz icmaya aykırı bir içtihat yapmıyoruz ama içtihadımız taklit değildir.

Ayrıca bütün Müslümanlara farz olan altı vakit vardır. Kur’an’da bu da Taha Sûresi’nde belirtilmiştir.

فَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ آنَاءِ اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَى

“Ne söylerlerse söylesinler sen sabret. Rabbini Güneş’in doğmasından önce ve Güneş batmadan önce ve gecenin içinde hamd ile tesbih et ve razı olman için neharın etrafında da.”

“Etraf” burada gündüzün üç vaktidir; sabah, öğle ve ikindidir. Diğer üçü ise vitir, akşam ve yatsıdır.

Burada emredilen tesbihtir. Yani toplantı şartı olmadan yapılan ibadettir.

“Tesbih et” diyor, “Tesbih edin” demiyor. Bu da Mekke suresidir. İslâm düzeni geldiğinde bu tesbih beş vakit yapılan toplantıların içinde yapılacaktır. İslâm düzeni gelmeden önce de vitirle beraber 6 vakit kılınacak ama cemaat olma şartı yoktur.

Taha Sûresi ile Hûd Sûresi birbirini tamamlamaktadır.

إِنَّ الْحَسَنَاتِ

EinNa eLXaSaNAvTı

“Hasenat”

Cemaatle namaz kılmak hasenattır. Çünkü cemaatle kılınan namazlarda “Adil Düzen” eğitimi yapılmış olur, kişiler de eğitilmiş olur.

 Biz İslâm düzeni üzerinde çalışmaya bir ad aradık, “Adil Düzen” adını koyduk. İslâm düzeni diyemedik. Mevzuat müsait değildi. Sonra Sermaye doları ile organize etti ve üç-beş dolar için İslâmî olmayan anarşik hareketler yaptılar. Dernekler, partiler, şirketler intihar bombaları oluşturdular. Bunu cihat uğruna yaptılar. Çözüm hala bunu anlamıyor. İyi ki biz İslâm düzeni demedik de bu pisliklerin, bu habislerin yanında olmadık. İslâm kelimesini bu mezbelelikten çıkarmak Adil Düzen Çalışanlarının ilk görevidir.

Biz İslâmiyet için cihat yapmayalım demiyoruz. Bizim cihadımız duyurmaktır. ‘Sen in ben çıkayım’ diye bir cihat İslâmiyet’te yoktur. Allah indirirse, oralar boşalırsa, elbette görevimizi yaparız. İslâmiyet ne Süleyman Karagülle’nindir, ne Ahmet Akgül’ündür, ne de Erbakan’ındır. Recep Tayyip Erdoğan bize muhalefet etti diye hain olmaz, kâfir olmaz. Ahmet Akgül de bize muhalefet ediyor ama biz ona kâfir demiyoruz.

Demek ki toplantılar yapıp Kur’an üzerinde çalışmak halka farzı kifaye, müminlere ise farzı ayndır; şimdilik üç vakitte. İslâm düzeni geldiği zaman herkesin toplantılara katılması farzdır ve beş vakit toplantı yapmak herkese farzdır.

يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ

YüÜHıBNa elSayYıAvTı

“Seyyiatı izhab eder”

“Seyyiat” seyyienin çoğuludur. “Hasene” ibadettir. “Seyyie” ise Allah’tan başkasına ibadettir. Topluluk içinde topluluk aleyhinde iş yapmak seyyiedir. Topluluğu beğenmiyorsan dilinle onları uyarmak sana farzdır ama fiilen muhalefet edemezsin. Uyarma ‘sen öyle değil de böyle yap’ demekle olur. ‘Sen in ben çıkayım’ demek asla caiz değildir.

Biz Adil Düzen Partisi’ni kuracağız. Bu iktidarda olup yönetmek amacıyla değil, tebliğimizi yapmak amacıyla, anayasayı değiştirmek amacıyla parti kurmadır. Milletvekili olma şartı yoktur. Milletvekili olunsa bile hükümet krizi olduğu zaman sadece bir devlet bakanı alıp görüşlerimizi anlatmak için hükümet olabilecek partiyi desteklemelidir.

Bizim yapacağımız “Adil Düzen”i öğrenmek ve öğretmek olacak.

Bir yer belirlenecek, üç vakit orada bulunulacaktır.

ذَلِكَ

ÜavLıKa

“Bu”

Bu ikame etme yani günde üç defa toplanıp salâtı ikame, sûrenin başındaki “Kitab” kelimesine işaret etmiş olabilir, Kur’an’ın tamamına işaret etmiş olabilir. Yahut salâtı ikame emrine işaret etmiş olabilir.

Kur’an namaza ve Kur’an’a “zikr” demektedir. Burada da buna işaret etmektedir.

Namaz bir zikirdir.

Tesbih demek kamu görevini yapmak demektir. Topluluğun eksikliklerini gidermektir. Allah kendi yapacağı bazı işleri kullara havale etmiştir. Bu havaleyi kendisi yapamadığı için değil, bize yaptırıp sevap yazması ve derecemizi yükseltmek içindir. Tesbih etmek, Allah’ın veya O’nun halifesi olan topluluğun yapacağı işleri kişinin yapması karşılığında ücret alması ile olur. Bu topluluğun Allah’ın halifesi olarak iş yapması için bilgiye ihtiyaç vardır. Bu da okul açarak olmaz. Bir çubuğu eğersiniz, eğik kalır. Başka bir çubuğu bırakırsanız tekrar eski durumunu alır. Birincisine “ünsa”, ikincisine “zeker” denmektedir. Kadınlar eğitildikleri gibi kalır ve sürekli iş yaparlar. Erkekler ise zor eğitilirler, sonra da tekrar eski durumlara dönerler.

ذِكْرَى

ÜiKRAy

Zikra

“Zikra” isimdir. Zikr masdardır. “Zikr” unuttuğunu hatırlamaktır.

“Zikra” “nesy”in karşılığıdır, beyinde canlıdır. Unutulmamıştır veya hatırlanmıştır demektir.

Namaz ne yapar?

İnsanın hak ve görevlerini akılda tutmaya yardım eder. Namaz bunu tekrar olarak yapmaktır. Tekrar edilenler unutulmazlar.

Ayrıca biyolojik bakımdan da namaz zikradır. Ayakta iken beyne en az kan basıncı gider. Eğildiğiniz zaman beyne gelen kan basıncı artar. Kadede daha da artar. Secdede iken en büyük basınca ulaşır. Basınç kanın çok akmasını sağlar. Ayrıca damarların genişleyip daralması ile hamlanması ortadan kalkar.

Bir işi uzun zaman yapmadığınız zaman o işi yapamaz olursunuz. Birkaç defa zorlayarak tekrar ederseniz yeniden alışırsınız. Beden eğitimi budur.

Namazın faydaları hem bedenen hem ruhen hem de cemaaten vardır.

Birine bir söz verirsiniz ama onu gördükten sonra hatırlarsınız. İşte, namazlara gelme böyle hatırlatmaların aracı olur. Herkes onun için bir araya gelir.

Köyüm yüz hanedir. Evler dağınıktır. Evde namaz kılmasa bile Cuma günü gelir ve namazını kılar. Onunla görüşmek isteyenler olur, onun görüşmek istediği kimseler olur...

لِلذَّاكِرِينَ (114)

Li elÜAvKıRyNa

“Zakirîn için”

Kur’an zikirdir; herkese değil de zakir olanlara. Kur’an Kur’an’dan yararlanmak isteyenlere zikirdir, ilgilenmeyenlere hiçbir faydası yoktur.

Bediüzzaman hapishanelere girmiş ama zakir olmuş, onunla beraber hapishanelere girmiş olanlar da orada zakir olmuşlardır. Bugün dünyada onun oluşturduğu o zakirler cemaatinin yani bir kişinin açtığı yoldan dolayı Millî Görüş vardır, Akevler vardır, Cemaat vardır, diğerleri vardır.

“Adil Düzen” parti ile gelmez, şirketle gelmez; “Adil Düzen” cemaatle kılınan aşiret/ocak namazları ile gelir.

Ahmet Akgül şunu çok iyi bilsin ki her hafta veya her ay çıkardığı dergi ve cilt cilt kitapların “Adil Düzen”e bir yararı yoktur. Mardin’de veya Elazığ’da bir odada üç-dört kişi bir araya gelip Kur’an düzeni üzerinde çalışıyorsa, “Adil Düzen”i onlar getirecektir.

Dr. Mete Firidin’in yanıldığı husus da budur. Kur’an’ı tercüme etme yerine haftada bir olsa da Yenibosna’ya gelip ‘sizinki yanlış benimki doğru’ demesi daha hayırlıdır, çünkü bu şekilde cemaate katkıda bulunur.

Bizim üniversitelere ihtiyacımız yok, bizim inanmış birkaç kişiye ihtiyacımız vardır. Mümin ocaklara, mümin semtlere ihtiyacımız vardır. Bunlara inanan ortaklara ihtiyacımız vardır. Sadece kitap bir işe yarasaydı, Kur’an’dan daha üstün kitap olmadığına göre, “Adil Düzen”i üç-beş gariban değil de Araplar getirirdi.

Zakirlerin cemaat olması gerektiğini çok açık bir şekilde anlatmaktadır. Evde tespih çekmekle evde kitap yazmak arasında fark yoktur. Sokaklarda rastgele insanlara anlatmak oradaki ağaçlara anlatmak gibidir. Günde üç defa Kur’an düzenini öğrenmek için bir araya gelenler “Adil Düzen”i getireceklerdir.

وَاصْبِرْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ (115)

Va uSBuR FaeİNnA elLAHa LAv YuWIyGu EaCRa eLMuXSiNIyNa

“Ve sabret. Allah muhsinlerin ücretini zayi etmez.”

Salâtı ikameden sonra sabır emrini vermiştir. Başka yerde “namaz ve sabırla istiane ediniz” denmektedir. Şartlardan biri her gün üç defa toplantı yapmadır. Diğeri ise; bu toplantıdan rahatsız olanlar olur, onlara sabretmedir. Bu toplantılardan vazgeçirmek isteyenlerin başında en yakınlar başlar. Kur’an bunları saymaktadır.

قُلْ إِنْ كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

“Söyle, eğer atalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazanmış olduğunuz mallarınız, kesadından korktuğunuz kazancınız, hoşunuza giden evleriniz sizin için Allah ve Resulü ve O’nun sebilinde cihattan daha sevimli ise, Allah emri ile gelinceye kadar bekleyin. Allah fasık kavme hidayet etmez.”

Bu sûrede peygamberlerin kıssalarını anlatırken “emrimiz gelince” deyip helak türlerini anlatmıştı. İşte, insanları helake götüren İslâm düşmanları değil, beş vakit namaz kılan ve içki içmeyenlerdir. İşte bunlara sabredeceksiniz. Ayrıca ekonomik sıkıntılara dayanacaksınız. Siyasi baskılara ve eziyetlere dayanacaksınız. İşte, cennet böyle satın alındığı gibi dünyada da helakten böyle kurtulunur.

Günde üç vakit namazı cemaatle kılacaksınız, sonra bu cemaate devamdan uzaklaştırmak isteyen dost-düşman kimselerin baskılarına dayanacaksınız. İşte o zaman “Adil Düzen” gelecek ve sizde yoksa da “Adil Düzen”i bulacaksınız. Burada namazların kılınması ve sabrı ihsan edenler olarak vasıflandırmıştır. Akevler’in Adil Düzen Çalışanları muhsin bir cemaat kabul edilmiştir. Uzaktan yakından birbirlerini takip ediyor ve sabır gösteriyorlar. Yanlıştan tevbe ne kadar önemli ise doğrularda o kadar sabır da daha önemlidir.

Günde üç defa Kur’an düzenini öğrenmek için bir araya gelenler “Adil Düzen”i getireceklerdir.

وَاصْبِرْ

Va uSBiR

“Ve sabret”

Burada “ve” “ekım” filline atfetmiştir.

Allah iki şeyle başarıya ulaşılacağını beyan etmektedir; toplantı ve sabır.

Türk milleti Birinci Cihan Savaşı’nda yenildi, Sevr dayatıldı ve imzalandı ama halk dağılmadı. Kongreler yaptı, teslim olmadı, direndi, sabretti ve sonunda Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Asıl sabır sonra gerekiyordu. Savaşta galip gelmişti, masada teslim olmuştu.

Asıl saldırı ondan sonra başladı. Halkın toplanıp Kur’an okuması yasaklandı. Halk gizli gizli toplantılar yaptı. İnsanlar hapse girdiler ama Risaleleri okumayı bırakmadılar. Her türlü tehlikeleri göze alarak Kur’an’ı okumayı sürdürdüler. Halk sabretti. Karşı çıkmadı ama toplantı yapmayı terk etmedi. Köylerde medreseler açtılar, Kur’an okumaya devam ettiler.

Kuytu yerler seçilir, çocuklar Kur’an okumayı öğrenmeye çalışır. Gözcüler bekletilir. Yabancı kıyafetli biri görülünce çocuklar ikişer üçer dağılır, oyun oynamaya başlardı. Soba yakılır, kâğıt yerine tahta parçaları kullanılır ve görevli görülünce herkes Kur’an harfleri ile yazılanları sobaya atardı. Solcular uydurma hikâyeler anlatırlar. CHP zamanında çekilen çileleri yazan romancımız henüz çıkmadı.

Halkımız sabretti, toplantılarına devam etti. Halkımız sabretti, tarikatlar gizli gizli zikir çekmeye devam ettiler. Bunları yapanları suçlamak için anlatmıyorum. Mağlup olduk. Galip gelenler bize bunları dayattı. O günkü yönetim bunları yapmakla ülkeyi yaşatabildi ama halkın sabrı bugünkü zafere götürdü.

Şunu biliniz. Risale-i Nur şakirtleri Adil Düzen çalışanlarının kaç misli fazlasıyla zulme maruz oldular ama çileleri bitmedi. İktidar olursunuz. İktidar olanlar onların emrine girerler. Beraber yürüdükleriniz sizinle görüşmezler. Siz sabredersiniz. Bugün Adil Düzen çalışanlarının durumu budur. Ne var ki zulüm hafiflemiştir.

Türk Ordusu’na yapılan zulüm dayanılır bir zulüm değildir. Genelkurmay Başkanı’nı sıradan bir görevli basının iftira şerrinden korkarak tutukluyor ve yıllarca hapiste kalıyor. Ama Türk Ordusu sabrediyor ve sonunda mağlup olan karşı taraf oluyor.

Allah bu musibetleri Türk milletine sarmıştır; onu yetiştirsin ve üçüncü binyıl uygarlığını kursun diye. Yarım asrı ben yaşadım. Kur’an düzeni yalnız Türkiye’de değil bütün dünyada büyük yol almıştır. Şafak yakındır.

Bizim asıl sabredeceğimiz kimseler bizden olanlardır. Yazdıklarımıza cevap vereceklerine yazmamamızı tavsiye ediyorlar. Hazreti İsa’yı asmak isteyenler Yahudilerdi. Hiç sıkıntınız olmasın, Allah ücretinizi zayi etmez, yeter ki biz muhsin olalım.

Demek ki bizim daha yol alacağımız çok mesafeler vardır. Haftada bir toplanabiliyoruz. Hayır; günde üç defa toplanacaksınız. Size mani olan her şeyi iteceksiniz.

Tevbe’nin 24’üncü âyetini her gün hiç olmazsa bir defa okumanız gerekir.

فَإِنَّ اللَّهَ

FaeİNna elLAHa

“Allah”

Emir şart cümlesi olarak getirilmiştir. İkame et ve sabret, çünkü bu ihsandır. Allah da muhsinlerin ecrini zayi etmez.

50 sene önce Kur’an mealinin okunup okunmayacağı, tercümelerin caiz olup olmadığı tartışılıyordu. Bugün her Kur’an’ı okuyan kendisi tercüme yazmaya başlamıştır. Arapça bilmeden de tercümeye başlıyor ve bu yolla Arapça öğreniyor. Artık yalnız meal ile yetinmiyor, kendisi de yorumlamaya başlıyor.

Ben bunları yazarken iki gayem vardı. Biri, Kur’an’ı ancak yazdığım için anlıyorum, Allah’ın sağlık verdiği ömrümü o şekilde değerlendirmek istiyorum. Diğeri de, siz okuyucularıma Kur’an’ı yorumlama usullerinde yardımcı olmaya çalışıyorum. Benim vardığım sonuçlara değil, sonuçlara nasıl vardığıma bakın da siz de benim gibi kendinize güvenin. Korkmayın, kendiniz kendi usulünüzü icat edin ve ona göre yorumlayın. Bir şart var. Başkaları için değil kendiniz için. Başkalarından yararlanın, siz de yardımcı olun.

لَا يُضِيعُ

LAv YuWIyGu

“Zayi etmez”

Yani ücreti işe yaramaz hâle getirmez, çalışmayı boşa çıkarmaz. Kişi olarak her yaptığımız ihsanın âhirette karşılığını verir anlamında değildir. O zaman “ecra’l-muhsini” olurdu veya “ecra’l-mehasini” olurdu. Zayi olmayan ecr müfrettir. Muhsin ise cemaattir.

Bir cemaatin toplantılar yapmasını ve sabretmesini zayi etmez, o topluluğa mutlaka karşılığı verilmiştir.

Risale-i Nur şakirtlerinin ecri bilinmektedir. İzmir Akevler hayatında bunun bol bol örneklerini gördük.

Bugün Adil Düzen Çalışanları hep boş çalıştıklarını sanıyorlar, sadece Allah rızası için ümitsiz bir şekilde çalışıyorlar. Oysa buradaki ifade çok açık bir şekilde zayi etmediğini bildirmektedir. Şimdi “Adil Düzen”i öğrenmek için toplantılar yapmak, bundan bizi alıkoyanlara karşı sabretmek cihad yapmaktır.

أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ (115)

EaCRa eLMuXSiNIyNa

“İhsan edenlerin ücreti”

“Muhsinîn” kurallı çoğul sigadır. Bir topluluğu ifade eder. Harf-i tarifle bir topluluğa işaret etmektedir. Bu bizim için “Adil Düzen”i kurmaya çalışan cemaattir. Birbirimize baktığımızda beğenmeyiz, yeterli görmeyiz. Ben sizin eksiğinizi görürüm, siz de benimkini görürsünüz ve herkes zanneder ki benden başka muhsin yoktur. Oysa herkesin kusuru vardır, eksiği vardır. İyilikleri var mıdır? Adil Düzen çalışmalarına bir katkısı var mı? Yeter.

Hazreti Musa Peygamberin kavminin hikâyesini Kur’an’da okuyoruz. Ama seçilmiş kavim oldular. Yaptığı inkılâplar bugün dahi etkilidir.

Bizim “Adil Düzen” içinde olmamız yeterlidir. Biz bir şey yapmayacağız, O yapacaktır. Sonuç elde edilecek, “Adil Düzen” gelecek. “Ecir”in müfret, “Muhsin”in kurallı çoğul olması buna dalalet eder. Günahlarımızın cezasını belki hepimiz ayrı ayrı çekeriz. Ama bir çakıl taşı ile “Adil Düzen”e katkıda bulunan Adil Düzen cemaatini galip getirecektir. Bombalar yağmaktadır. Senin attığın yüz çakıl taşı etki etmez ama bir çakıl taşını semt yapılaşmasında koyarsanız o apartman olur.

فَلَوْلَا كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ أُولُو بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِي الْأَرْضِ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّنْ أَنْجَيْنَا مِنْهُمْ وَاتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَا أُتْرِفُوا فِيهِ وَكَانُوا مُجْرِمِينَ (116)

Fa LaV LAv KAvNa MiNa ElQRUvNı MıN QaBLıKuM EuLUv BaQıyYaTin YaNHaVNa GaNı eLFaSaDı FIy eLEARWı EilLAv QALIyLan MiNMan EaNCaYNAv MiNHuM VaitTaBaGa elLaÜIyNa JaLaMUv MAv EuTRiFUv FIyHi Va KAvNUv MuCRiMIyNa

“Sizden önceki karnlerden bakiye sahibi olanlar arzda fesadı nehy edenler olmalıydı. Onlardan necata erdirdiklerimizden kalil olanın dışında böyle olmadılar. Zulmetmiş olanlar içinde itraf edilenlerine tabi oldular da mücrimlerden oldular.”

“Fe” harfi ile atfedilmiştir. Bizim ne yapmamız gerektiğini beyan etmiştir. Günde beş defa toplantı yapmamız ve sabretmemiz gerektiğini beyan ettikten sonra bizden önce gelenleri anlatmaktadır.

Kimdir bizden önce gelenler?

Elbette en yakın olan bizden önce gelenler Osmanlılardır. Osmanlıların yaptıkları hataları anlatmaktadır.

Osmanlıların hatası ne idi?

Selçuklulardan önceki Türkler içtihat kapısını kapattılar. Ondan sonra gelen Selçuklular ve Osmanlılar dört elle bu hükme sarıldılar. Hala da bizim mollalar onların yolunda olma konusunda ısrar ediyorlar. Osmanlılar daha ileri gittiler, eski fetvalarla da yetinmediler, yerine laik şeriatı getirdiler, Bizans’ı taklit ederek kanunlar çıkardılar. Şeyhülislâmlığı icat ederek onlara fetva verdirmeye başladılar. Yetmedi! Batı’dan aktardıkları şeriata aykırı hükümleri sultanın mührü ile şeriat yaptılar. Cumhuriyet bunlara vâris oldu. O ise İslâmiyet’i yasakladı, Batı şeriatını Türkiye’ye aktardı.

Yine Osmanlıların yaptığı ikinci hata; yöneticiler namaz kıldırmayı bırakmış, yerine İslâmiyet’te yeri olmayan din adamları namaz kıldırmaya başlamış ve din dünyadan ayrılarak laiklik kurulmuştur. Batı, lâikliği Osmanlılardan öğrenmiştir. Mescitler istişare ve tedris merkezleri iken, ‘mescitte dünya kelamı konuşulmaz’ diye sohbetleri yasakladılar, mescitleri birer cemaati şartlandırma ve spor salonu hâline getirdiler, şeyhlerin ve vaizlerin halkı şartlandırma merkezi hâline dönüştürdüler. Mustafa Kemal ise hepten kaldırdı.

Kendi akıllarına göre toplantı yapmayan veya yapsa bile sadece telkin merkezi kabul eden başarılı idiyse, o zaman neden Yeryüzü’ndeki fesada mani olmadılar, neden nehy etmediler diye soruyor. Toplanma yeri yani mescit herkese açık olacak, kimseye giriş için engel çıkarılmayacaktır. Ayakkabılardan para almak haram olduğu gibi tuvaletlerin de paralı olması meşru değildir. Günün 24 saatinde mescit açık olur. Herkes gelir, oturur, konuşur. Mescidin tuvaletini ücretsiz olarak kullanır. Yatar, uyur. İşte, Kur’an böyle bir mescit istiyor. Kadınlar ve çocuklar, Müslümanlar ve Hıristiyanlar istedikleri zaman oraya gireceklerdir. Gerekirse nöbet tutarak çocukların kırıp dökmeleri önlenecek, hırsızlığa mani olunacak. Bu hizmet nöbetleşe yapılacak, paralı görevlilerce değil. Münib olanlar işte bunlardır.

Burada “Ûlû Bakıyye” tabiri geçmektedir.

Bunlar kimlerdir?

Bunlar Osmanlı medreselerinin âlimleri ve Osmanlı tekkelerinin şeyhleri idi. Osmanlılar uygarlığa yeni bir şey yapmadılar ama Osmanlılar Emeviler ve Abbasiler döneminde yapılan içtihatları çok başarılı şekilde bize aktardılar. Kitaplarda yeni bir şey yapmadılar ama mevcutları çok iyi bir şekilde tasnif ettiler, tedris ettiler de bugün biz onların kitapları sayesinde İslâmiyet’i öğrenmiş oluyoruz. Yine onlar İslâm uygarlığının hassaten fıkhını Batı’ya aktardılar. Kur’an bunlara “Ûlû Bakıyye” demektedir.

Kur’an’da Musa’nın bakiyesinden bahsetmektedir.

Bir de fıkıhçıların ve müçtehitlerin içtihatlarına bakiye denmektedir.

Osmanlı uleması ve Osmanlı şeyhleri fesadı ortadan kaldırmalı idiler. Başaramadılar. Çünkü onlar namazları değiştirdiler. Kadınların ve çocukların namazlara gelmesini yasakladılar. Uydurma hükümler getirdiler. Kadınların evde namaz kılmalarını daha hayırlı gördüler. Kendi nefislerine hâkim olamayan erkekler kadınları peçelere soktular. Kur’an kadınlara yüzlerinizi göstermeyin dememektedir. Aksine, erkeklere gözlerinize hâkim olun demektedir. Kadınlara da aynı emri vermektedir. Nehy edilen şehvetle kadın ve erkeğin birbirine bakmasıdır, yoksa görüşmesi ve konuşması değildir. Örtünme emredilmiştir ama yüzü kapatma asla emredilmemiştir.

“Onlardan necat ettiklerimiz” denmektedir.

Bunlar nerden necata erdirilmişlerdir?

Ahbar ve ruhban iktidarın batağına, sermayenin batağına düşerler ve gerçekleri söylemezler. Beş vakit namazı yöneticilerin kıldırmasını kaldıran, mescitlerde dünya kelamını yasaklayan, kadınları hapseden ve dini düzenden çıkarıp ihsana dönüştüren bakıyye sahipleri Osmanlı uleması ve şeyhleri neden fesada mani olamamışlar da İslâmiyet mağlup olmuş ve bir türlü kendine gelememiştir. Ancak çok az kimse necata erdirilen kimseler olabilmiştir. Örnek olarak Bediüzzaman cemaati, örnek olarak Süleyman Tunahan cemaati, kısmen onlardan hepsi veya bazısı bu bataktan kendisini kurtarmıştır.

Adil Düzen Çalışanları ise bunlara dikkat etmelidirler. Kendileri Allah’tan akıllı değildirler. Kur’an ne diyorsa onu yapmalıdırlar.

Bugün İslâm âlemi ikiye ayrılmıştır.

 Biri başlarını kuma gömmüş, Allah’ın helal ettiklerinin bir kısmını haram etmişlerdir, bunlar tutucu Müslümanlardır.

Bir kısmı da kendilerini İslâm şeriatından azat etmiş olarak Batı modası bidatleri yapmaya devam etmektedir.

Akevler Adil Düzen Çalışanları ise Allah’ın helal ettiklerine helal, haram ettiklerine haram demekte, bunu araştırmaktadır. Kur’an’ı kendilerine uydurmuyorlar, Kur’an’a uyuyorlar. İster İslâm âlemi, ister Batılılar bir şey yapıyor diye o iyi değildir. İster İslâm âlemi, ister Avrupalılar bir şey yapmıyor diye o kötü olmaz. Allah’ın hasen dedikleri hasen, seyyie dedikleri seyyie olur. Günde üç vakit namazı cemaatle kılarken bu araştırılacaktır. Bu uygulanacaktır. Bu hususta sabır gösterilecektir.

“Telef” yerlere dökülüp hedere olan meyveler demektir. “Lam”ın “Re”ye dönüşmesiyle fiil olarak “Terafe” savurganlık demektir.

“Serf” ipek böceği gibi yaprakları yiyip bitiren ve ağacı kurutan böcek demektir. “Terafe”de “Sin”in “Te”ye dönüşmesinden oluşmuştur. “İsraf” bir şeyi bol kullanmak suretiyle yapılan harcamadır, “İtlaf” ise bir şeyi bozarak zararlı harcamak demektir.

Bugün insanlar israf içinde itlaf olunuyorlar. Evlenecek olanlar borçlanarak saçıp savuruyorlar. Misafir odalarını döşüyorlar ama kimseyi misafir etmiyorlar. Eskiden otel diye bir şey yoktu. Herkes misafiri eve alırdı. O zaman misafir odası zorunlu idi. Bugün ise herkesi otele gönderiyoruz. Şeriat her ev sahibinin misafir odası olacak demiyor. Her ocakta, her semtte misafirhane olacak. Zekâttan ayrılan payla yabancı orada misafir edilecek. Ancak mahrem olanlar evlere misafir edilir. Onlar için ayrı oda değil belki ayrı yatak gerek. Karyolalarla odalar işgal edilmemelidir. Çekyatlar İslâmî hayatın en uygun yatağıdır. İsraf haram edilmiştir.

Bugün artık ders kitaplarına gerek yoktur. Öğrenci okuduğu sahifeleri bilgisayardan yazdırmalıdır. Bunun için kâğıt ve mürekkep ucuz yapılmalıdır. Oysa devlet ne yapıyor? Belli kimseleri kayırsın diye her yıl ders kitapları basıyor, yıl sonunda kâğıt fabrikalarına gönderiliyor. Gazete basılıyor, akşamüstü çöpe atılıyor. Makaleye yer yoktur ama spor sahifelerine yer vardır! Spor oynanır. Diyelim ki seyredilmesi caizdir. Ama sporun okunması israftır ve haramdır. Üretim yapılırken hileli yapılır ki çabuk yıpransın da yenisi satılsın. Hilesiz yapılanlar da çok pahalı satılır ve birkaç ay sonra atılır, yenisi alınır. İşte, “israf” kelimesi bunu ifade ediyor. Bu kelime üzerine ciltlerce kitaplar yazılır, filmler çevrilebilir.

Bu israftan kurtulmanın yolu üç vakit namazı cemaatle kılıp Kur’an’ı okumaktır. Saman çöpü gibi akışlara kapılmak değil, bir karınca gibi bir arı gibi gidilecek yeri bilmektir. Okullarda gereksiz derslerle boğulan çocuklar namaza gelemiyorlar. Buna çare bulmamız gerekir. Çocuklarımızı dershanelere değil namazlara devama alıştırmalıyız. Orada büyükler gençlere ders verip yetiştirmelidirler. Çocuklar aileleri içinde, aşiretleri/ocakları içinde, semtleri içinde öğrenmelidirler.

“Mücrimlerden oldular.”

İnsan boş durmaz. Ya haseneyi işler ya da seyyieyi. Ya evlenir ya zina yapar. Her erkek ve kadın bilmelidir ki evlenmek farzdır. Kur’an da evlenin demiyor ama evlendirin diyor. Çünkü evlenmek kendin için değil başkasının evlenme hakkı olduğundan farzdır. Çocuklar da ameli salih bir iş yapmazlarsa mücrim olurlar. Dağlardaki PKK’lılara işte böyle boşta kalan çocukların oluşturduğu bir rahttır. Bunları öldürmekle işimiz bitmez. Şimdi bizim onlara okul bulmamız gerekir. Sevecekleri okula gitmek için can attıkları bir okul. Onlara işyeri bulmamız gerek; hem çalışıp hem okuyacak işyeri bulmamız gerek.

İlaç neymiş? Günde üç defa birlikte namaz kılmak ve sabretmek...

Buna başlamak siyasi parti kurmak veya onlara katılmakla olmaz.

Buna başlamak için KOOPERATİF KURMAK gerekir.

Evet, Akevler bu hususta sürekli çalışma içindedir.

1- KOOPERATİFİN UYGUN STATÜ İLE HAZIRLANMASIDIR. Hayati Yazıcı’nın bakanlığı döneminde bu gerçekleşti. Sonra uzaklaştırdılar ama son seçimde yeniden milletvekili oldu. Kooperatifin sözleşmesini bakanlıktan geçirdik, bu sorunu çözdük.

2- İKİNCİ SORUNUMUZ MUHASEBE SORUNUDUR. Bu husustaki çalışmalar da uygulanır duruma gelmiştir. Lütfi Hocaoğlu’nun Tayibet Erzen ile çalışması meyvesini vermiş, artık Yenibosna’da Tayibet Erzen tarafından muhasebeye başlanmıştır.

3- ÜÇÜNCÜ SORUNUMUZ PROJE SORUNUDUR. Medhal Kooperatifi Başkanı Dr. Mimar Bünyamin Demir’in çalışması ile ahşap ev projesi uygulanır hâle gelmiştir. Ahmet Kırtekin yüz lojmanlı apartmanın kalıp projesini hazırlamaktadır. Ahşap ev üretimine başlayacak durumdayız. Yüz daireli lojmanın hazırlıkları yapılmaktadır.

4- DÖRDÜNCÜ SORUNUMUZ UYGULAMA SORUNUDUR. Bolu’da ahşap ev fabrikası olan Ahmet Uzun ve Eyüp Uzun’un işletmesi ile anlaştık.

Demek ki kooperatiflerimiz adım adım hedefe doğru ilerlemektedir. Semt kooperatiflerini kurduğumuz zaman bu israfın sona erdiği sığınaklar bulunacaktır.

Biraz daha sabırlı olmamız gerekmektedir.

فَلَوْلَا كَانَ

Fa LaV LAv KAvNa

“Olmalıydı”

“Lev” mazide olmamış şarttır. “Lev Kâne” olsaydı, ama olmadı anlamındadır. Cevap da o şart olsaydı o olay da olacaktı anlamındadır. “La” getirilip (Levla) cevap getirilmezse olması gerekirdi anlamını taşır.

Bizden önceki nesiller cemaatle namaz kılmayı terk ettiler, mescitlerde konuşmayı yasakladılar, kadınları mescitlerden kovdular. Yöneticiler mescitlerden uzaklaştılar.

Hazreti Peygamber bir gün sohbet ederken, imam çekik gözlü zenci de olsa itaat ediniz, der. Cemaat sorar; fasık ve facir de olsa yine mi itaat edeceğiz derler. Cevap ‘evet’tir. Sizinle beraber namazlara yani toplantılara katılırsa evet der. Hadisçi mollalarımız, bize Vahhabi diyenler, işte size hadis! Nerdesiniz, hangi yönetici sizinle beraber namaz kılıyor? Neye itaat ediyorsunuz? İsyan etmeye cevaz yok. Ama hicret etmeniz gerekiyor. Ne duruyorsunuz. Gidin ülkemizden de “Adil Düzen”e yer açılsın.

مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ

MiNa ElQRUvNı MıN QaBLıKuM

Sizden önceki karnlerden”

Sermaye dinlerin insanları ifsat ettiğini ileri sürmüş ve dini yasaklayarak insanlığın kurtulacağını iddia etmişti. Türkiye Cumhuriyeti de buna uymuştu. Ne oldu? İnanmayanlar daha iyi nesil oluşturdu mu? Din müsbet düşünmeye mani idi de lâik okullarınız daha büyük âlim yetiştirdi mi? Yetiştirmedi. Erotik kitap yazarı Orhan Pamuk Nobel mükâfatı aldı!

Bizden önceki yakın karn CHP karnıdır. Ondan önce de Osmanlılardır. Cumhuriyet PKK’lıları yetiştirdi.

“Karn” boynuz demektir. Boynuzlarda yaş halkaları vardır. Her sene yeni kalka eklenir. Nesil de karn ile ifade edilir. Çağdaşlara akran denmektedir. Aynı yaşlarda olan arkadaş demektir.

“Adil Düzen”in çağımızdaki temelini Bediüzzaman ve Süleyman Tunahan atmıştır. 1967’de Akevler’i bunlarla kurduk. 1969’da bağımsız adaylıklarımızı bunlarla koyduk.

Bu ikisi ve sonra oluşturduğumuz Millî Görüşçüler “Adil Düzen”den uzaklar.

Akevler “Adil Düzen” çalışmalarına devam ediyor.

O halde bizden önceki karn Cumhuriyetin 1970’ten önceki neslidir. Önce bizden ayrılan Nur cemaati, Tunahan cemaati, Millî Görüşçüler ve Ak Partililer bizden önceki karndır. Ondan önce Menderes’in baş çektiği Demokrat Parti karnıdır. Önceki Mustafa Kemal’in karnıdır. Ondan önceki Abdülhamit’in karnıdır.

Bunlar yeryüzündeki fesada mani olabildiler mi? Abdülhamit Meşrutiyet’e mani olabildi mi? CHP Sermaye’nin sömürü aracı olan Demokrat Parti’ye mani olabildi mi? Millî Görüş 28 Şubat’ı önleyebildi mi? Ak Parti koltuğunda rahat oturabiliyor mu?

Hayır!

Çünkü sorunları çözüp kendilerini ıslah etmeden başkalarını ıslah ediyorlar. Çünkü onlar bilmeden, öğrenmeden iyilik yapmak istiyorlar. Çünkü bunlar düzeni değiştirmeden huzur istiyorlar, saadet istiyorlar. Başaramıyorlar. Çünkü onlar günde en az üç vakit namazlarını birlikte kılmadılar yani toplantılar yapıp “Adil Düzen”i öğrenmediler.

أُولُو بَقِيَّةٍ

EuLUv BaQıyYaTin

“Bakıyye sahipleri”

Yani eski uygarlıkları bilmeye çalışan medreseliler ve mektepliler.

Birileri bin sene önceki içtihatları sadece ezberlemeye çalışıyorlar.

Diğerleri Avrupa’nın yüz sene önceki müktesebatını sindirmeye çalışıyorlar.

Avrupa kesinlikle insanların bir anne ve babadan geldiğini tesbit etti. Ders kitaplarında hala yeni Darwinizm ezberletiliyor, empoze ediliyor. Bunlar bakıyye sahipleridir. Eskilerin oluşturdukları kitapları sadece okuyorlar, müzakere etmiyorlar. Doktora talebeleri bile yeni bir şey söyleyemiyor. Sermaye’nin izin verdiği eskilerin bıraktıkları bilgileri çocuklara ezberleterek çocuklarımızı geri zekâlı hâle getiriyorlar. Bu perişan halimizden kendimizi kurtarmalıyız. Önce günde üç vakit namazlarda eğitim vermeli, çocuklarımızı orada yetiştirmeliyiz. Meslek sahibi yapıp iş yapar hale getirmeliyiz. Sonra mevcut işlerde ve yüksek okullarda okuyup mezun olanlarımız olacaktır. Çok yeteneklileri göndermeliyiz. Diploma alacaklar. İşler onların sorumluluğunda yürüyecek.

Çocuk sınıfta kalsın ve kovulsun ama yanlış şeyleri ve gereksiz şeyleri ezberleye ezberleye körlenmesin. Dershanelere gitmemeli, özel dersler almalıdır. Anne babaları da ona saçma şeyleri öğrenmesi için yardım etmemelidir. Bunların yerine “Adil Düzen”in oluşturacağı gerçek ilimleri öğrenmelidir. Bunlar Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji dersleridir; Kur’an Arapçası ve Usulü Fıkıh’tır. Çocuk bunları öğrenmelidir. Bununla sınıfı geçirirlerse geçirsinler, geçirmezlerse diploma almasın. İlme kabiliyeti yoksa işe kabiliyeti vardır, orada çalışsın ve yükselsin.

يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ

YaNHaVNa GaNı eLFaSaDı

“Fesattan nehy eder olmalıdırlar”

“Salah” uygun işler yapmak demektir. İşbölümü içinde herkes kendi işini yapar, sonuçta gün/saati artıran sonuç elde edilir.

“Fesad” ise bunun aksidir. Her ikisi de iyi iş yapmaktadır ama uyumsuz olduğu için işe yaramamaktadır. Marangozlardan biri ölçüler içinde bir kapı, diğeri kasa imal ederlerse, bunlar amel-i salih işlemiş olurlar. Kapı ile kasa birbirbirine uymazsa hiçbir işe yaramazlar. Oysa ikisi iyi iş yapmıştır.

İşte fesadı önlemelidirler. Nehy edenlerin iktidarda olması gerekir. Bakıyye demek aynı zamanda iktidar sahibi olmaları demektir. Geçmiş iktidarlar anlamındadır.

Geçmiş iktidarlar mevcut düzende fesadı önleyebildiler mi?

Hayır!

Çünkü onlar günde en az üç vakit cemaatle namaz kılmadılar. Çünkü onlar en az üç vakit namazı cemaatle kılmayı terk ettiler. Birlikte namaz kılmak fesadı önler. Oradaki görüşmeler ve birlikte üretilen ürünler amel-i salih için şarttır. Birlikte namaz kılmayanların her biri ayrı ayrı birer iş yapsalar da sonuç fesat olur.

Bugün Batı bu fesadı işçilikle önlemeye çalışmaktadır.

Kur’an ise namazla salahı getirmektedir.

فِي الْأَرْضِ

FIy eLEARWı

“Arzda”

“Arz” marifedir. Tüm Yeryüzü anlaşılabildiği gibi Türkiye’yi de anlayabiliriz. Nur cemaatine ve Millî Görüşçülere Kur’an soruyor; mademki siz Akevler’i bıraktınız, Akevler’in serbest tartışmalı buluşmalarını terk ettiniz, onun yerine dayatmacı tedrise devam ettiniz, fesadı önlediniz mi?!

Önleyemediniz.

O halde şimdi Kur’an’ın emirlerine dönün. Karagülle’nin en başta dediğini yapın. Kooperatifleri kurun. Biz Akevler’i kurduk. İnanmışlar bizi desteklediler ve faaliyete geçtik.

Bizim projemiz şu idi: Onlar ortak olacak, inşaat yapacağız, %5 cirodan onlara vereceğiz. Millî Görüşçüler siyaset yapacak, Risaleciler dini kuruluşları oluşturacak, Süleymancılar da ilim yapacaklardı.

Süleymancılar hiç katılmadılar. F. Gülen başladıktan biraz sonra ayrıldı, vakıf kurdu. Erbakan ayrıldı, anonim şirketler kurdu. İkisi de yanlıştı. Anonim şirketler İslâmî değildi. Vakıflar ise kuruluş maksadını aşmazdı. Oysa parayı Akevler kazanacaktı yani halk Akevler’de para kazanacak, cemaatte dinini yaşayacak, S. Tunahan cemaatinde ilim yapacak ve Millî Görüş’te siyaset yapacaktı. Hizmetlerini hala para ile yapacaklardı.

Onlar ise haram para ile iş yaptılar.

Şimdi Kur’an soruyor, Erdoğan’a ve Gülen’e soruyor. Kur’an’a göre değil de sermayenin sömürüsüne göre zengin oldunuz. İktidara geldiniz. Fesadı önleyebildiniz mi? Fesadı önlemek için çalıştınız mı?

إِلَّا قَلِيلًا مِمَّنْ أَنْجَيْنَا مِنْهُمْ

EilLAv QALIyLan MınMan EaNCaYNAv MiNHuM

“Onlardan necata erdirdiklerimizden kalil olanın dışında”

Sadece onlardan çok az kimse bu işi yapmaya çalıştı, onları da biz korumuştuk.

Burada şunu da söyleyebiliriz. Birinci Akevler uygulaması bizden önce uygulanan karndır. Biz şimdi ikinci Akevler uygulamasını yapan karnız. Akevler’den gelip gidenlerden çok azı fesadı nehye çalıştı. O da kendi iradeleri ile değil, Allah onları korudu. Akevler’den siyaset batağına soyunanlar oldu. Gidenler gitti. Siyasetin en tepe noktalarına ulaştılar. Bir kısmı ise itildiler ve siyasette başarılı olamadılar. Şimdi Akevler’dedirler.

İşte o inca edilenlerden biri de Kazım Erten’dir, Süleyman Akdemir’dir, Harun Özdemir’dir. Daha gençleri de vardır. Bunlar hamd etmelidirler. Eğer siz mevcut düzende başarılı yer bulamıyorsanız necata erdirilenlerdensiniz demektir. Üç dönemzede olup da yeniden siyasete dönmeyenler veya dönemeyenlere bu âyet diyor ki; biz sizi kurtardık, artık semt kooperatiflerini kurunuz.

Gürsoy Erol beyan etmiştir: Ben milletvekili adayı olmak için müracaat etmedim. Kendileri milletvekili yapacaklarsa orada, değilse Akevler’de çalışacağım dedim. Aday yapmadılar ve şimdi buradayım.

Ben Abdullah Gül’e önerdim; gel kooperatif kur, halkı “Adil Düzen”e hazırlayalım. Mehmet Tekelioğlu dedi ki; Cumhurbaşkanı olan kimseye kooperatif başkanlığı önerilir mi?

Evet, Cumhurbaşkanı Gül’ün makamı, Akevler’in Kurucu Başkanı Ahmet Tahir Satoğlu’nun makamından daha yüce değildir. Gül de necata erdirilenlerdendir ama henüz bunun nimetini bilememektedir. Bülent Arınç’a, Abdülkadir Aksu’ya ve Vecdi Gönül’e bu kooperatifin kurulması gerektiğini bildiriyor, tebliğ olarak davet ediyorum.

İşte size ayet...

وَاتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا

V aitTaBaGa elLaÜIyNa JaLaMUv

Ve zulmetmiş olanlar ittiba ettiler

Necata erdirilenler ve erdirilecek olanların dışında zalim olanlara tabi olanlar vardır. Kendileri zalim değil ama zalim olanlara tabi olmuşlar. Kendileri rüşvet almadılar ama rüşvet alanlara tabi oldular, onlara yol açtılar.

Erdoğan’ı yakından tanırım. Evine bir kuruş haram lokma sokmaz ama iktidarda kalmak için Sermaye’ye tabi oldu. Sonunda onlarla da arası açılarak Allah onu da necata erdirdi. Duamız, Sayın Devlet Başkanımızın ve Ak Parti’nin Allah’ın bu incasını değerlendirmeleridir, “Adil Düzen”den ve Akevler’den uzak kalma ısrarlarından vazgeçmeleridir. Onlarla âhirette beraber olmak istiyoruz.

“İttabaa” kıraati yanında “Uttubia” kıraati de vardır. Buna göre Allah onları Akevler’den uzaklaştırmak için onları onlarla bir yaparak burada onlara yer bırakmadı. Ben burada onların adlarını sayıyorum. Çünkü onları hala bizden sayıyorum.

Bana ‘tefsirde siyaset yapıyorsun’ diyorlar. Ben siyaset yapıyorum; kendimizi uyarmak için ve dostlarımı uyarmak için siyaset yapıyorum. Onların iyiliği için siyaset yapıyorum. Ne kimseyi tanrı yapıyorum ne de kimseyi deccalleştiriyorum.

مَا أُتْرِفُوا فِيهِ

MAv EuTRiFUv FIyHi

“İçinde itraf olundukları”

Zalimler zulüm yaparken israfa dalmıştır. Bugünkü Müslümanlar fetvaları bulmuşlardır; Müslümanların da lüks hayatı yaşamak haklarıdır. Evet, haklarıdır ama herkesin lüks hayatını yaşaması haklarıdır.

Tevbe Sûresi’nin sonunda şunu diyor; onların sıkıntısı başkanın sıkıntısıdır. Bunu başkan nasıl bilecek? Kendisi en fakirin yaşadığı şekilde yaşayacak.

Dünyadaki yüz etkin kişi kitabının yazarı Hazreti Muhammed’i birinci yapmıştır. İtiraz edenlere demiştir ki; Muhammed devlet başkanı olmuştu, tüm Arabistan’a hükmediyordu ama bir yatağın zor sığdığı hücrede yaşamaya devam etti, günlük yaşamında asla bir değişiklik olmadı. Çünkü o öyle yaşamakla memurdu. Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ömer de öyle yaşadılar. Demek ki bizden önceki karn sefahat ve sefaleti birlikte yaşatan nesildir. Aslında sefalet olmayacak, sefahat olmayacaktır.

وَكَانُوا مُجْرِمِينَ (116)

Va KAvNUv MuCRiMIyNa

“Ve mücrim oldular.”

Evet, kendileri zalim olmadılar ama mücrim oldular. Zalimlere tabi oldular ve cürüm işlemeye alet oldular. Hiçbir şey birden değişmez. Bir topluluğu bir kişi değiştiremez.

Bizim iktidarda olanlardan istediğimiz bize zulmetmemeleridir.

Bir arsa alırsınız, imar vermezler!

Ev yapmaya başlarsınız, gelip mühürlerler!

Mal üretirsiniz, sattırmazlar!

Ormanlarda ağaçlar çürür, sen odun bile kesemezsin! Kerestelik ağacı bir metreden büyük doğratmazlar, yerli kereste ithal kerestenin yerini almasın diye! Senden o kadar çok vergi alırlar ki kendi ağacını kesip sen kullanamazsın, onu odun yapacaksın, sonra dolar verip dışarıdan kereste alacaklardır, bunu da ormanı korumak için yaptıklarını söylerler!

Bize bu zulümleri yapmayan iktidar istiyoruz.

AK Parti yeni döneme girmiştir; ümit ederiz ki Kur’an’ın bu ikazlarına kulak verir.

 

SÜLEYMAN KARAGÜLLE

Yay. Haz.: REŞAT NURİ EROL

www.akevler.org         (0532) 246 68 92

 

 

 


Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
13.12.2015
09:08



1967...1968...1969...AKEVLER 49 YILDIR ÇALIŞIYOR...2013...2014...2015

BİZLER ÇALIŞIYOR VE YENİ İSLÂM MEDENİYETİ’Nİ KURUYORUZ...

SİZLERİ DE ÇALIŞMALARIMIZA DÂVET EDİYORUZ; BUYURUN, BİRLİKTE ÇALIŞALIM...

ADİL DÜZEN 842

“ADİL DÜZEN” III. BİNYIL MEDENİYETİ PROJESİDİR 

BİZE DÜŞEN SADECE MÜBÎN/AÇIK TEBLİĞDİR.” (KUR’AN; Yâsin Sûresi, 36/17)

Haftalık Seminer Dergisi; 842. Hafta - 12 Aralık 2015 - Fiyatı: www.akevler.orga tıklamak!

BU DERGİYİ HER HAFTA OKUTABİLİR.. ÇOĞALTABİLİR.. DAĞITABİLİRSİNİZ...

“ADİL DÜZEN” UYGULAMALARI YAPMAK İÇİN BİZLERE DANIŞABİLİRSİNİZ...

 

*KUR’AN VE İLİM SEMİNERLERİ; 842. SEMİNER

“HİÇ BİLENLER İLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”      (KUR’AN; Zümer Sûresi, 39/9)

İ L İ M  TALEP ETMEK HER MÜSLÜMANIN ÜZERİNE FARZDIR.”      (Hadis)

Adres: AKEVLER İSTANBUL KOOPERATİFLERİ MERKEZİ,  Zafer Mah. Coşarsu Sk. No: 29 YENİBOSNA / İSTANBUL    Tel: (0212) 452 76 51

Tefsir Seminer Notları Yenibosna’da Cumartesi akşamları okunup tartışılmaktadır.

GAYEMİZ: Bu “SEMİNER NOTLARI”nın İstanbul, Türkiye ve bütün dünyada “OKUNMASI, ANLAŞILMASI VE UYGULANMASI”DIR. Süleyman KARAGÜLLE, Reşat Nuri EROL

 

***

 

*“ADİL DÜZEN” DERSLERİ/YORUMLARI

SURİYE SORUNU VE BAŞKANLIK

TAHİR ELÇİ’Yİ KİM ÖLDÜRDÜ?

Süleyman KARAGÜLLE

 

***

 

* SEBÎLURREŞÂD” / MAKALELER

Üsküdarlı hemşerim Aliya İzzetbegoviç!

Üsküdarlı hemşerim Aliya İzzetbegoviç! - 2

Aliya İzzetbegoviç: ‘BEN BİR MÜSLÜMANIM’ - 3

Aliya İzzetbegoviç: ‘Kur’an edebiyat değil, hayattır’-4

Reşat Nuri EROL

 

***

 

HÛD SÛRESİ - 29. Hafta

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الر كِتَابٌ أُحْكِمَتْ آيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ (1) أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ إِنَّنِي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ (2) وَأَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذِي فَضْلٍ فَضْلَهُ وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبِيرٍ (3) إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (4)
Cengiz Demirci
20.12.2015
12:52

Toplantılara gelmeyenler aşiretten nefyedilirler. (Şafii mezhebinde öldürülürler. Hanefi mezhebinde hapsedilirler. Bize göre nefyedilirler.) Ocak olarak kılmıyorlarsa bir uygulama yapılmaz.

Toplantılara gelmeyenler kamu görevi yapamazlar. Kamu görevi verilip gereğini yapmayanların mahkeme kararı ile tescil edilmesi sonucu müminlik sıfatı düşer. 



YorumYap

Çok Okunan Seminerler
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 834
Hûd Sûresi Tefsiri 74-78. Âyetler
17.10.2015 7170 Okunma
11 Yorum 15.11.2015 22:07
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 845
İbrahim Sûresi Tefsiri 1-4. Âyetler
2.1.2016 6993 Okunma
1 Yorum 02.01.2016 21:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 863
Hicr Suresi Tefsiri 48-56. Ayetler
7.5.2016 6352 Okunma
1 Yorum 08.05.2016 07:02
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 864
Hicr Suresi Tefsiri 57-66. Ayetler
14.5.2016 5936 Okunma
2 Yorum 15.05.2016 08:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 853
İbrahim Sûresi Tefsiri 35-41. Âyetler
27.2.2016 5624 Okunma
1 Yorum 06.03.2016 14:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 944
Kehf Suresi Tefsiri 107-110. Ayetler
23.12.2017 5452 Okunma
1 Yorum 28.12.2017 19:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 858
Hicr Sûresi Tefsiri 10-15. Âyetler
2.4.2016 5441 Okunma
2 Yorum 03.04.2016 10:18
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 862
Hicr Suresi Tefsiri 39-47. Ayetler
30.4.2016 5376 Okunma
1 Yorum 01.05.2016 07:57
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 838
Hûd Sûresi Tefsiri 90-95. Âyetler
14.11.2015 5325 Okunma
3 Yorum 21.11.2015 15:31
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 841
Hûd Sûresi Tefsiri 109-113. Âyetler
5.12.2015 5118 Okunma
1 Yorum 05.12.2015 22:42
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 855
İbrahim Sûresi Tefsiri 47-52. Âyetler
12.3.2016 5023 Okunma
1 Yorum 14.03.2016 09:38
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 865
Hicr Suresi Tefsiri 67-77. Ayetler
21.5.2016 4861 Okunma
1 Yorum 21.05.2016 21:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 842
Hûd Sûresi Tefsiri 114-116. Âyetler
12.12.2015 4666 Okunma
2 Yorum 20.12.2015 12:52
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 852
İbrahim Sûresi Tefsiri 32-34. Âyetler
20.2.2016 4656 Okunma
1 Yorum 14.03.2016 09:40
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 819
Hûd Sûresi Tefsiri 17-22. Ayetler
20.6.2015 4605 Okunma
1 Yorum 25.06.2015 04:09
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 824
Hûd Sûresi Tefsiri 37-40. Âyetler
1.8.2015 4445 Okunma
1 Yorum 11.08.2015 17:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 949
Meryem Suresi Tefsiri 23-26. Ayetler
27.1.2018 4431 Okunma
1 Yorum 28.01.2018 07:59
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 835
Hûd Sûresi Tefsiri 79-83. Âyetler
24.10.2015 4419 Okunma
1 Yorum 25.10.2015 13:19
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 823
Hûd Sûresi Tefsiri 32-36. âyetler
25.7.2015 4403 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 833
Hûd Sûresi Tefsiri 69-73. Âyetler
10.10.2015 4303 Okunma
1 Yorum 10.10.2015 23:53
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 843
Hûd Sûresi Tefsiri 117-119. Âyetler
19.12.2015 4301 Okunma
1 Yorum 20.12.2015 06:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 815
Hûd Sûresi Tefsiri 4-6. Ayetler
23.5.2015 4244 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 870
Nahl Suresi Tefsiri 5-9. Ayetler
25.6.2016 4231 Okunma
1 Yorum 26.06.2016 10:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 808
YUNUS SURESİ TEFSİRİ 90-92.AYETLER -FİRAVUN ÖLDÜ MÜ?
4.4.2015 4201 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 846
İbrahim Sûresi Tefsiri 5-8. Âyetler
9.1.2016 4186 Okunma
1 Yorum 17.01.2016 08:17
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 832
Hûd Sûresi Tefsiri 64-68. Âyetler
3.10.2015 4177 Okunma
1 Yorum 03.10.2015 21:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 827
Hûd Sûresi Tefsiri 48-49. Âyetler
22.8.2015 4129 Okunma
1 Yorum 25.08.2015 20:45
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 840
Hûd Sûresi Tefsiri 102-108. Âyetler
28.11.2015 4116 Okunma
1 Yorum 30.11.2015 09:48
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 900
İsra Suresi Tefsiri 23-27. Ayetler
4.2.2017 4097 Okunma
1 Yorum 05.02.2017 09:37
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 837
Hûd Sûresi Tefsiri 87-89. Âyetler
7.11.2015 4095 Okunma
2 Yorum 08.11.2015 18:47
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 850
İbrahim Sûresi Tefsiri 23-26. Âyetler
6.2.2016 4091 Okunma
4 Yorum 07.02.2016 19:39
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 844
Hûd Sûresi Tefsiri 120-123. Âyetler
26.12.2015 4089 Okunma
2 Yorum 27.12.2015 13:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 828
Hûd Sûresi Tefsiri 50-52. Âyetler
29.8.2015 4085 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 13:29
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 830
Hûd Sûresi Tefsiri 58-60. Âyetler
12.9.2015 4064 Okunma
1 Yorum 18.09.2015 07:28
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 817
Hûd Sûresi Tefsiri 9-12. Âyetler
6.6.2015 4035 Okunma
3 Yorum 25.06.2015 04:16
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 825
Hûd Sûresi Tefsiri 41-44. Âyetler
8.8.2015 4027 Okunma
2 Yorum 11.08.2015 17:51
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 839
Hûd Sûresi Tefsiri 96-101. Âyetler
21.11.2015 3960 Okunma
1 Yorum 22.11.2015 09:32
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 826
Hûd Sûresi Tefsiri 45-47. Âyetler
16.8.2015 3958 Okunma
1 Yorum 16.08.2015 19:50
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 836
Hûd Sûresi Tefsiri 84-86. Âyetler
31.10.2015 3953 Okunma
1 Yorum 31.10.2015 19:43
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 848
İbrahim Sûresi Tefsiri 12-17. Âyetler
23.1.2016 3888 Okunma
1 Yorum 23.01.2016 22:00
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 856
Hicr Sûresi Tefsiri 1-8. Âyetler
19.3.2016 3865 Okunma
1 Yorum 20.03.2016 10:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 860
Hicr Suresi Tefsiri 23-30 Ayetler
16.4.2016 3852 Okunma
1 Yorum 17.04.2016 10:06
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 829
Hûd Sûresi Tefsiri 53-57. Âyetler
5.9.2015 3828 Okunma
1 Yorum 05.09.2015 20:25
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 831
Hûd Sûresi Tefsiri 61-63. Âyetler
19.9.2015 3821 Okunma
1 Yorum 20.09.2015 18:10
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 849
İbrahim Sûresi Tefsiri 18-22. Âyetler
30.1.2016 3784 Okunma
1 Yorum 01.02.2016 14:41
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 777
TEVBE SURESİ-128.AYET TEFSİRİ
23.8.2014 3754 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 816
Hûd Sûresi Tefsiri 7-9. Ayetler
30.5.2015 3663 Okunma
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 861
Hicr Suresi Tefsiri 31-38 Ayetler
23.4.2016 3620 Okunma
1 Yorum 24.04.2016 05:35
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 847
İbrahim Sûresi Tefsiri 9-11. Âyetler
16.1.2016 3614 Okunma
1 Yorum 17.01.2016 08:15
Süleyman Karagülle
Kuran Seminerleri 859
Hicr Sûresi Tefsiri 16-22. Âyetler
9.4.2016 3599 Okunma
1 Yorum 14.04.2016 03:12