Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Zülfü Livaneli - Vatan Ali Bülent Dilek
Atatürk’le ilgili bilinmeyen bir anı
1196 Okunma, 3 Yorum

Atatürk’le ilgili bilinmeyen bir anı

19.03.2010

1919 yılında Samsun’da telgraf memur yardımcısı olan Ahmet Remzi (Coşkuner) Bey anlatıyor: “Askerlik görevimi yaparken eğitimim olması nedeniyle telgrafhanede görev verilmişti. 1918 yılı sonlarında Mondros Mütarekesi ile 1919 başlarında birliğimiz salıverildi.

Fransız işgali altında olması sebebiyle memleketim Antakya’ya gidemedim. Arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine Samsun’a gittim. Telgrafhaneye başvurarak maniple denilen aleti ve Mors alfabesi bildiğimi ve askerlik sırasında telgrafhanede çalıştığımı söyleyince, kadro olmadığı halde ihtiyaç nedeniyle beni görevlendirdiler.

Akşamları kahvehanede toplandığımız ve umutsuzluk içinde vatanımızın elden gittiğini düşündüğümüz 1919 Mayıs’ında Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a geldiğini duyduk. Halkın çoğunluğu ‘Mustafa Kemal Paşa da diğer gelip gidenler gibi fes kapmaya gelmiş biridir’ görüşünde idi.

O zamanlar fes kapma deyimi, memleketi düşünmeden bir mevki elde etmeye çalışmak anlamında kullanılıyordu.

Samsun telgrafhanesinde nöbetçi olduğum bir gece hava yağmurlu ve elektrik yüklü idi. O zamanlar paratoner sistemi olmadığı için telleri toprağa vermiştim.

Kapı nöbetçisi koşarak geldi ve Paşa geliyor dedi. Mustafa Kemal Paşa ciddi ve güven veren bakışları ile çalışma odamıza girdi.

Ayağa kalktım. ‘Buyurun Paşam!’ dedim.

‘Derhal Havza ve Amasya işle görüşmem gerekiyor!’ dedi.

‘Hava elektrikli. Telleri toprağa verdik. Sizi görüştüremem’ cevabını verdim.

Sonra şu konuşma geçti aramızda.

‘Bu konu vatanın kurtuluşu ile ilgilidir. Muhakkak görüşeceğim. Bir elini makineye koy, diğerini ben tutacağım, yıldırım çarparsa seni de çarpar beni de!’

‘Ama Paşam!’

‘Ya ölürüz ya vatan kurtulur!’

Ceketinin cebindeki ipek mendili çıkartıp maniplenin üstüne koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka çare kalmamıştı.

Elimi bırakması için yaptığım ısrarlara aldırmadı ve elimi bırakmadı. Önce Havza’yı aradım. Derhal cevap geldi. Nöbetçi memur Kemal Paşa’nın adamlarının emir beklediklerini söyledi.

Paşa şifreli bir not verdi. Yazdım.

Gelen şifreli cevaba elimi bırakmadan baktı, alelacele bir şeyler yazdı. Onu da Havza’ya ilettim.

Sonra Amasya ile de şifreli bir görüşme yaptı.

Sonra elini sırtıma koydu ve ‘Oh, çok şükür vatan kurtuldu!’ dedi ve maiyeti ile birlikte gitti.

Birden aptallaşmıştım, ter içinde kalmıştım. Oturduğum yerden uzun süre kalkamadım.

Mustafa Kemal Paşa hayatını ortaya koyuyordu. Fes kapmaya gelmiş birisi olamazdı. O bir vatanperverdi.

Atatürk’e olan hayranlığım böyle yağmurlu bir gecede başlamıştır.”

***



Bu anıyı bana Ahmet Remzi Bey’in oğlu Dr. Şakir Coşkuner iletti.

Kendisine çok teşekkür ederim.

Çanakkale Zaferi’nin anıldığı bu günlere bir katkı olması ve kayda geçmesi amacıyla mektubu sizlerle paylaşmak istedim.

Hepsi nur içinde yatsın!

YORUM:

FES KAPMA MÜCADELESİ…

Her devirde devam eder bu mücadele.Adı değişir mahiyeti değişmez.

Ama en fazlada Müslümanlara yakışmaz fes kapmak için yarışmak.

İşin temelinde bence şu soru yatar.İslami bir parti tebliğ partisi mi olmalı

İktidarı hedefleyen birKİTLE  partisi  mi?İktidarı hedeflediğinizde bütün ilkelerinizi

O uğurda feda edebilirsiniz.Bunu bizzat yaşayarak REFAH PARTİSİ’nde gördük.

Hatta bunu ERBAKAN HOCA’da fark etti ama engelleyemedi.Bu konudaki belgeyi

Nasuhi Güngör’ün YENİLİKÇİ HAREKET kitabından okuyalım.Tarih 23-24.aralık.1993

YENİ GÜNAYDIN gazetesi,araştırmacı yazar AYTUNÇ ALTINDAL’ın ERBAKAN’la

Yaptığı söyleşiden.sahife:39-40”Refah Partisini bekleyen büyük bir tehlike var,diyor

ERBAKAN,bende bu tehlikeyi açıklamasını rica ediyorum.Yine kısa bir sessizlik oluyor.Belki inanamayacaksınız ama,ERBAKAN’ı endişelendiren konu iktidar.Evet yanlış okumuyorsunuz;ERBAKAN Refah Partisi’ni bekleyen en büyük tehlikenin”İKTİDAR”olduğunu düşünüyor.Diğer bir deyişle ERBAKAN,İKTİDARA GELMEKTEN DEĞİL,İKTİDARA GELİP”muktedir”OLAMAMAKTAN KORKUYOR.Şöyle konuşuyor ERBAKAN;””Evet iktidara gelebiliriz.Ama sonra ne olur?İktidarda kalabilir miyiz?Yani bizi iktidara hapsederler””İşte müslümanlar ne kadar başarısızlar,görün diyecekler.””Elimizde AMERİKALILARIN YAYINLADIKLARI STRATEJİK ARAŞTIRMA ENSTİTÜ RAPORLARI VAR….AMA BİZ İKTİDARA GELİRSEK HÜKÜMETİMİZİ ÇALIŞTIRMAZLAR”

Demekki neymiş Refah Partisi önce içerden iktidara geliyoruz kitle partisi oluyoruz diyerek çözüldü sonrada iktidara getirilerek(veya yol verilerek)parçalandı.(İKTİDAR OLUP MUKTEDİR OLAMAYAN(yenilikçi)AK PARTİLİLERİN KULAKLARI ÇINLASIN.)

Dönüp dolaşıp işin sonu yine Adil  Düzen  Partisi’ne geliyor.Ülkeyi Adil Düzen’e geçirecek parti bir kitle partisi değil tebliğ ve milli mutabakat partisi olmalı…

Aynı hatayı bir daha tekrarlamamak dileklerimle…

YENİLİKÇİ HAREKET kitabı mutlaka okunması gereken belgeli bir kitap.

Sahi kitabın yazarı Nasuhi GÜNGÖR şimdi nerede yazıyor…

 

Ali Bülent Dilek

Yorumcu 
Yorum 
Lütfi Hocaoğlu
21.03.2010
13:48

Evet, iktidarı hedeflemek o uğurda ilkeleri kaybetmeyle sonuçlanır.

Allah rızası için tebliğ yapmak ise doğru olandır. Karagülle, Milli Nizam Partisinin bu amaçla kurulduğunu söylüyordu. Ancak sonraları iktidarın tatlı gelmesi nedeniyle kontrol dışına çıkan bir durum var.

Bu yapılan hatalar birer örnektir ve derstir. Rabbim sonrakiler için bir örnek olarak vermektedir. Önemli olan bu örneklerden ders almaktır.

Süleyman Karagülle
21.03.2010
15:37

Milli Görüş partilerinin (AKParti de dahil) İktidar olması iki bakımdan yararlı olmuştur. Biri genel kanaat inananlar oy alsalar da iç ve dış güçler iktidarı bunlara vermezler. Yaptığımız koalisyonlar ve kurduğumuz hükümetler bu yaygın genel kanaati ortadan kaldırmıştır. İkinci yararı her ne kadar Milli Görüş iktidarları muktedir olamamışlarsa da iktidarda bulunduklarından bürokratlardan zulüm yapanlar güçlerini kaybetmiş ve halk rahat etmiştir. Halkın bu partilere oy vermesi buradan gelmektedir. Adil Düzen gelmeden mevcut düzen içerisinde Adil Düzen uygulanamaz. Yeter sayıda Adil Düzen kadrosu oluşmadıkça Adil Düzen gelemez. O halde Adil Düzenin gelmemesinin sorumlusu Ali Bülent ile Süleyman Karagülledir.

Ali Bülent Dilek
23.03.2010
11:46

Cengiz kardeşe,

Sizin bakışınız da güzel.peki ilim ve tecrübe arasındaki fark penceresinden bakabiliyormusunuz acaba.mesela milli görüş partilerinden birinde görev alıp da içerden çözülmeyi yaşadınız mı?r.p.yükselirken yapılan hataları görseydiniz bence böyle düşünmezdiniz.ben bizzat bakırköy- k.çekmece ilçe yönetim kurulu seviyesinde 1985-(ki adil düzen adı ve sistemi ilk defa 1987 seçimleri öncesi,teşhis ve tedavi kasetleriyle ortaya çıktı-)1993 yıllarında adil düzenin mücadelesini verdim ve muvaffak olamadım.ve partiden atıldım.bana ne genel merkez(Erbakan hoca) nede il teşkilatı(Tayyip Erdoğan) sahip çıktı.sizin ilim anlayışınız bence bugün kü (sadece okumak bilmek ve yazmak)sadece teorik anlayış paralelinde.halbuki Süleyman karagülle olsun Reşat nuri erol olsun Süleyman akdemir olsun adil düzenin hem ilmini yapmışlar hem pratiğini (milli görüş partileri MNP,MSP ve R.P içinde).yani sizde tecrübe yok.o zaman bizde ikisi de olanlara bakmak zorundayız.birde siz geçmişten ders çıkarılmıştır diyorsunuz.hiçte öyle değil çünkü Refah Partisinin ilçe yöneticileri daha bugünkü zalim sistemle Adil Düzen sisteminin farkını bilmiyorlardı ki uygulasınlar.yani partiyi iç işlerinde bile adil düzene göre yönetmiyorlardı(dikkat yönetmiyorlardı diyorum,bilip te yönetememek değil/bilmek için çaba bile sarfemiyorlardı).bütün mücadele ve tartışmalarıma rağmen.tek cümleyle(karagülle üstadımızın dediği gibi)ERBAKAN HOCA inançlı bir tarikat müminiydi ama ŞERİAT’ı(ADİL DÜZENİ,usulu fıkhı,fıkhı,içtihadı ve kuran arapçasını)maalesef bilmiyordu.öyle birisinin liderliğiyle de iş 30 yıl sonunda pişirilip bir yılda düzülen iş bitirici ak parti teşkilat mensuplarının yemesine ve azmasına bırakıldı.onun için ben milli görüş özel tarihini çok önemsiyorum.bilmek ve ibret almak için.daha delil olarak Mustafa karahasanoğlu’ nun mektuplarından ve ülkü kumral ağabeyin anlattıklarından hiç bahsetmedim….



YorumYap

Sayı: 41 | Tarih: 21.3.2010
Ebubekir Sifil
Filistin Davası
1271 Okunma
15 Yorum
Zafer Kafkas
Zülfü Livaneli
Atatürk’le ilgili bilinmeyen bir anı
1196 Okunma
3 Yorum
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
İmanımı kurtar Ekrem
1133 Okunma
10 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Reşat Nuri Erol
Vergi adaletsizliği
991 Okunma
3 Yorum
Ilker Ardic
Mümtazer Türköne
Balkan Savaşları'nın ordusu
923 Okunma
1 Yorum
Arif Ersoy
Hayrettin Karaman
Yoğun ibadetli zamanlar
798 Okunma
3 Yorum
Hilmi Altın
Dücane Cündioğlu
İnsan İnsan Ola ki Uslubunca Öle
781 Okunma
3 Yorum
Abdülkadir Altınhan
Ruşen Çakır
Solculara İslam konusunda pratik öneriler
769 Okunma
1 Yorum
Tayibet Erzen
Mahir Kaynak
Tepki siyaseti
768 Okunma
Süleyman Karagülle
Oktay Ekşi
Sürahi Çatladı mı?
748 Okunma
Vahap Alma
Rahmi Turan
Nemrut Mustafa Mahkemesi
736 Okunma
1 Yorum
Serdar Turan
Ali Bulaç
Feryat edenler!
720 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Mehmet Niyazi
Kütüphanemizdeki hazine
686 Okunma
Abdurrahman Erol
Fehmi Koru
Gönlünde merhamet, gözünde iki damla yaş...
663 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Mehmet Altan
Siyasal milliyetçilik önce AK Parti’yi vurur
648 Okunma
5 Yorum
Mehmet Hikmetumut
Nihal Bengisu Karaca
Soykırım dominosu
642 Okunma
4 Yorum
Hakan Kandal
Can Ataklı
ABD 250 yıllık geleneğini Türkiye’nin hatırı için
628 Okunma
Mesut Karaaytu
Mehmet Şevket Eygi
Bir Devir Sona Ererken
599 Okunma
Emine Hocaoğlu