Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ebubekir Sifil - Milli Gazete Zafer Kafkas
Filistin Davası
1271 Okunma, 15 Yorum

Daru'l-Hikme'nin sitesinde yer alan haber, İslam alimlerinin Filistin davası ve son gelişmeler üzerine uyarılarını aktarıyor. İşgalci Siyonist İsrail devleti özel olarak Mescid-i Aksa, genel olarak Filistin toprakları üzerindeki sinsi planlarını adım adım uyguluyor.

Dikkat çekilmesi gereken en önemli nokta, Siyonist yönetimin, bu planları "haşlanmış kurbağa" metoduyla icra ediyor olması. İsrail, amacına ulaşmak için birden ve topyekün bir hamle yapmak yerine, dünyayı ve İslam alemini "alıştıra alıştıra" gidiyor. İşgali genişletme ve Filistin toprağına Yahudi damgası vurma adına ortaya koyduğu her uygulamaya kendince uygun kılıflar üretmeyi de ihmal etmiyor.

Daru'l-Hikme'nin sitesinde yer alan mesajlar gerçekten sarsıcı. Örnek olarak, Mescid-i Aksa Hatibi Dr. Yusuf Cuma Selâme'ye ait olanı zikredeyim: Şöyle diyor Selâme: "İslam ümmetinin Mescid-i Aksa ile olan ilişkisi itikadî bir ilişkidir. Çünkü İsra ve Mîrac, inancımızın bir parçası olan mucizelerdendir. İslam ümmeti ekonomik güçten, düşünen beyinlere ve çalışan ellere kadar zaferi gerçekleştirecek tüm gereksinimlere sahiptir. Tek eksiğimiz birlik olmayışımızdır. Eğer İslam ümmeti Mescid-i Aksa'ya karşı gevşeklik gösterir ve Yahudilerin, Kudüs'ü Yahudileştirme çabalarına sessiz kalırsa bilinsin ki mukaddesatın başında gelen Mekke ve Medine'de de gevşeklik gösterecektir. Artık el-Aksa'nın yıkılması için bir kazmalık vuruştan başka bir şey kalmamıştır. Mescid-i Aksa'nın, altında yapılan kazılar sebebiyle temeli zayıflamıştır. Mescid-i Aksa'yı korumak, İsrail'in Yahudileştirme çabalarına karşı durmak ve Kudüs'ün kutsallığına yapılan saldırılara karşı siper olmak Müslümanların şer'î bir zorunluluğu ve kadın erkek herkesin boynunun borcudur."

Bir süre önce Daru'l-Hikme'yi ziyaret eden Filistin Ulema Heyeti Başkanı Mervan Muhammed Ebû Râs ile bölgedeki durumu konuşmuştuk. Günlük hayatı savaşla iç içe yaşamak, çoluk-çocuk, genç-ihtiyar, kadın-erkek sadece işgalle değil, acımasız bir ambargoyla da baş etmek zorunda bulunmak ancak çelik gibi bir iradeyle mümkün.

O acımasız şartlar altında Filistin'de günlük hayatın nasıl devam ettiğini anlattı Ebû Râs. Binlerce öğrencisi bulunan Gazze Üniversitesi'ni, tünelleri, Filistin'i ikiye ayıran "korku duvarı"nı, ilmî hayatı, Hamas-halk ilişkisini, İslam aleminin ilgisizliğini, petrol zengini Arap yöneticilerin tutumunu, Türkiye ile ilişkileri... konuştuk. Şehidi olmayan aile yok orada. Çocuk oyunları "direniş ve ölüm" temalı.

Tek kelimeyle ifade etmek gerekirse ben buna "destan" derim.

Onlar açısından durum bu. Bize gelince.

Üzerimize serpilmiş bulunan ölü toprağı sadece Filistin meselesinde değil, İslam aleminin yüz yüze bulunduğu bütün problemlerde hükmünü yürütüyor. Doğu Türkistan, Irak, Afganistan, Çeçenistan, Sudan, Yemen...

Bir buçuk milyarlık İslam alemini ruhundan yakalamış olan bu "aymazlık" marazı devam ettiği sürece, Mekke-Medine'ye de (Allah korusun) uzansalar kılımız kıpırdamaz.

Alışıyor, kanıksıyor, önemsizleştiriyor ve unutuyoruz. Biz hayat pahalılığından, aksayan belediye hizmetlerinden, çocuklarımızın sivilcelerinden... sızlanıp dururken başta Filistin olmak üzere İslam coğrafyasının pek çok yerinde kardeşlerimiz en acımasız muamelelere maruz, zulümle ve ölümle iç içe yaşıyor.

Kalbimizdeki bu "vehen" onlara değil ama bize pahalıya mal olur. Hesap günü, "kardeşlerinizi en azından dualarınızda anamaz mıydınız" sorusuna muhatap olursak ne diyeceğimizi şimdiden düşünelim.

Efendimiz (s.a.v) İslam aleminin işgal ve istilaya maruz kalacağını haber verdiğinde Sahabe şaşırmış ve "Sayımızın azlığı yüzünden mi başımıza üşüşecekler?" diye sormuştu. Efendimiz (s.a.v), meselenin kemiyet meselesi olmadığını belirterek kalbimizdeki "vehen" marazına dikkat çekmiş, "vehen"in ne olduğu sorusuna da "Dünyayı çok sevmeniz ve ölümden ikrah etmeniz" diye karşılık vermişti

Yorum:

DÜNYEVİLEŞEN TOPLULUKLAR

Sahip olma duygusunun  , hiçbir sınır tanımamasına  yani tutku haline gelmesine “hırs” diyoruz. Bu duygu terbiye edilmediğinde insanı esir eder ve ona sorumluluklarını unutturarak sadece bu dünya hayatına bağlanmasına, bireyselleşmesine sebep olur. Kendinden başkasını düşünmeyen bu tipi ,para ,mal,şöhret gibi her türlü dünyalık boynunda tasmayla, ayağında prangayla dolaştırmaya başlar. Sahip olduğunu düşündüğü şeyler aslında ona sahip olmuşlardır. Eşyayı emrine , kullanımına alması gereken bu tip, eşyanın emrine ve eşyanın yönlendirmesine girmiştir.Özgür olduğunu düşünen esirdir o , bu dünyanın esiri. Buna tavrı dünyevileşme olarak da adlandırabiliriz.

Yukardaki bireysel  bakışımızı bir topluluğa yerleştirdiğimizde , kendi huzurundan ve mutluluğundan başka bir şey düşünmeyen ve bunun için katliam yapmaya sıradan sayan , sadece kendi refahı ve zenginliği için diğer toplulukları sömüren, kendi inancının gereklerini yerine getirirken diğer inanç sahiplerini hor gören ve aşağılayan, sadece kendine hayat hakkı tanıyan bir topluluk ortaya çıkar.  İyi şeyler yaptığını düşünen bu güruh,aslında sorumluluklarını unutmuş , barışı istemeyen , sürekli fesad çıkaran bir topluluktur.Bu topluluğa da dünyevileşmiş topluluk diyebiliriz.İşte bu topluluğa en iyi örnek “israiloğullarıdır.”

Müminleri, barışı ,adaleti,zenginliği tesis etmekle görevlendiren Allah , dünyanın herhangi bir bölgesinde özelde Filistin’de ortaya çıkan bu zulümlerin , katliamların,ahlaksızlıkların bitirilmesi için neler yaptığımızı bize soracaktır.  Mitinglere , konferanslara katılarak vicdanını temizlemeye çalışan ve bunlar bittikten sonra evlerine dönünce her türlü ahlaksızlığın , şerefsizliğin propagandasının yapıldığı dizilere,programlara dikkat kesilen vicdan temizleyiciler , bu zulmü yapanların ekmeklerine yağ sürdüklerinin farkında bile değildirler.  Dünyevileşmiş topluluk gibi yaşarak, onlar gibi düşünerek,onlar gibi tüketerek zulmü durdurmamız imkansızdır. Onlar fiili olarak zulüm yaparken bizde mitingler yaparak, protesto gösterileri düzenleyerek aslında hiçbirşey yapmayarak bu zulme ortak oluyoruz.  Farkında olmadan dünyevileşen bir topluluk durumuna düşüyoruz.

Müminler ancak Kuran’ın kendilerinden kurmalarını istediği sistemi kurarak bu zulmü bitrebilirler. Bunun içinde Kuran’ı anlamaya çalışmalı , bunun için çaba sarfetmeli ve vaktimizin bir saniyesini bile boşa geçirmemeliyiz. Ancak  “Hakkı” getirerek “batılı” yok edebiliriz.Yoksa onların bize biçtiği rolü oynayarak ne zulüm biter,ne de  vicdanımızı temize çıkarmak için yapacağımız mitingler.

 

 

Zafer Kafkas

Yorumcu 
Yorum 
Süleyman Karagülle
25.03.2010
16:28

Mitingler belli bir projenin parçası olur. Biri bir şey yapmak ister, onu duyurmak için miting yapar. Çoğu zaman mitingler orda söylenenlerden farklı amaçla yapılır. Örnek olarak 28 Şubat’ı planlayanlar Konya mitingini yaptırdılar. Orada provokasyon yaparak eylemler gerçekleştirdiler. Sonra bunu 28 Şubat için araç olarak kullandılar. Uluslar arası olayların mitinglerinde tamamen başka amaçlar güdülür. Farz edelim ki Amerika senatosundan bir karar alınacak veya bir tahsisat alınacak, bunun için bir bahaneye ihtiyaç vardır. Çağlayan’da yapılan miting işte bu amaçla kullanılır. Bir mitingin finanse edilmesi gerekir. Kim finanse ediyor? Bunu bilmeliyiz. Finanse eden kişi çok muhterem hayırsever biri olabilir. Ona verilen imkanla bu miting yaptırılmış olur. Mitinglerin eğer amaçları yoksa yani yapanlar bir şey için kullanmayacaklarsa o mitingleri başkaları kullanır. Mitinglerle sorunlar çözülmez. Hatta mitingler alet edilerek yapılan operasyonlarla da sorunlar çözülmez. Sorunların çözülmesi için bir merkez oluşturulmalı, bu merkez açık çalışmalı, ne yaptığını, ne yapmak istediğini biz bilmeliyiz. Ona göre katkıda bulunmalıyız.

Filistin meselesinin çözümü Filistinlileri hicret ettirerek bir yerde bağımsız, güçlü, ekonomisi yüksek devlet kurdurmaktır. Bana göre en uygun yer Sina çölüdür. Filistin eğer mutlaka fethedilecekse o devlet fethedecektir. Parça parça Filistin’deki mücadele tamamen yanlıştır. Oradaki Müslümanlar ve Yahudiler ölüyor, belli kimseler onların ölümünden yararlanarak zenginleşiyorlar.

Liderin emirlerine uyulur. Ama lider bu işi yapmadan evvel istişare etmeli ve istişare sonunda karara varmalıdır. O zaman görüşümüze aykırı olsa da katılırız. Ama şimdi bizimle bu konuları kimse istişare etmemişse lider de alenen bu mitingi ben tertip ediyorum diye hareket etmemiş sadece kendisi sadece davet edildiği için konuşmuşsa bizim ona uymamız gerekmez.

ömertamer
25.03.2010
22:28

Süleyman Hoca’ya;

Hocam ben burada zikredilen hicret meselesini tam olarak anlayabilmiş değilim. Yani bugün Filistinliler kendi ülke sınırları içerisinde dahi bir şehirden başka bir şehre gitmiyorlar bulundukları hattı müdaafa etmeye çalışıyorlar. Şimdi çözüm önerisi olarak biz oradaki insanlara tam da Yahudiler’in istediği bir teklif yapıyoruz diyoruz ki siz şimdiye kadar boşuna öldünüz artık gerek yok ölmeye verin Yahudilere bu bölgeyi, siz gidin Sina çölüne veya herhangi başka yere? Şimdi bu teklifi herhangi bir mücahid Filistinliye sunsak buna tepki olarak bizi vurur. Şaka değil teklifi tekrarlattırmazlar bile. Zaten Yahudiler de orayı aldıktan sonra yayılmacı politikalarına devam ederek genişlemeye devam etmek isteyeceklerdir. Özetle çözüm önerisi olarak sunulan hicret meselesini açıklayabilir misiniz?

Süleyman Karagülle
26.03.2010
15:24

Filistin Tevrat’ta Yahudilere vaat edilmiş olan topraktır. Kuran da bu vaadi teyit etmektedir. Bizim gücümüz Filistin’i fethetmeye yeterli değildir. Yeterli olsa bile bunun için hakemler kararının çıkması gerekir. Her topluluğun yeryüzünde bağımsız yaşamak için insanlıktan yeterli toprak istemeye hakkı vardır. Yahudiler de böyle bir hakka sahiptirler. Müslümanlar kendi nüfuslarından daha çok topraklara sahiptirler. Bu Filistin toprakları İsrail devletine bırakılmalıdır. Oradaki binalar ve yapılar karşılığı İsrail devletinden bedel alınarak o bedelle örnek olarak Sina çölünde Filistinlilerin yerleşeceği Arap illeri oluşturulmalıdır. Bu iller Mısır’a bağlı olacaklardır. İsrail devleti parayı vermezse biz Müslümanlar bu parayı toplayıp Sina’da Filistin illeri oluşturmalıyız. Gelmezlerse gelmesinler. Bu durumda bizim onlara karşı herhangi bir vecibemiz olmaz.

zkafkas
26.03.2010
18:13

Hocam, vaad edilmiş toprakların günümüzde de yahudilere ait olduğunu teyit eden Kuran ayeti veya ayetleri hangileridir? Tefsirlerde varsa tefsirini okumak isterim.

Şunu anlıyorum yorumunuzdan şimdiye kadar orda verilen canlar bir hiç uğruna verilmiş canlardır. Müslümanların orda bir hakkı yoktur ve çıkmak zorundadırlar. Ve yıllardır yapılan bu zulüm meşrudur.Çünkü Allah yahudilere vadetmiştir ve Filistinliler işgalcidir. Yanlış mı anlıyorum?

Süleyman Karagülle
26.03.2010
20:32

[ Hocam, vaad edilmiş toprakların günümüzde de yahudilere ait olduğunu teyit eden Kuran ayeti veya ayetleri hangileridir? Tefsirlerde varsa tefsirini okumak isterim. ]

İsra 7-8. Ayetlerde son vaad geldiği zaman yüzünüzün kararması için ve onların ilk girdikleri gibi mescide girmeleri ve o günkü üstünlüklerini yıkmak için son vaad gelince … Bu ayetlerde İsrailoğullarının iki defa yükselecekleri, ikinci yükselişten sonra çökecekleri anlatılıyor. İlk giriş Hz. Ömer zamanındaki giriştir. İkinci girişte bundan sonraki giriş olacaktır. Birinci giriş barış yoluyla olmuş ve Yahudilerin Kudüs kentine girmelerini sağlamıştır. İkinci girişte barış yoluyla olacak ama Yahudilerin güçleri dağılacaktır.

Bakara 145. Ayette “Onlara her tür ayet getirsen de senin kıblene tabi olmazlar.Sen de onların kıblesine tabi olan değilsin.” diyor. Bu ayette Mescid-i Aksa’nın onlara ait olduğu ifade edilmiş oluyor.

İsra 8. Ayette Yahudilere “Eğer siz dönerseniz biz de döneriz” diyor. Yani iyi olursanız biz de size iyilik ederiz diyor. Kötü olursanız biz de size kötülük ederiz.

İsra 104. Ayette Musa’dan sonra İsrailoğullarına “Yeryüzüne sakin olur. Sonra sizi bir araya getireceğiz.” diyor. Yani İsrailoğulları bütün yeryüzüne yayılacaklar, sonra bir yerde toplanacaklardır. Toplanacak yer herhalde kendi yurtları olan mukaddes toprakları olur.

Tevrat’ta da İsrail devletinin sınırları teker teker anlatılmakta ve İsrailoğullarına bu toprakların vaat edildiği bildirilmektedir. Onlara vaat edilen topraklar Nil ile Fırat arası değil, Filistin’dir. Nil ile Fırat arasındaki topraklar Tevrat’ta İbrahim a.s.’a vaat edilmiştir. Bunun dışında insan olan her topluluğun yeryüzünde toprak edinme hakkı vardır. Halakaküm ma filardi cemia denmektedir (Bakara 29). Yeryüzünün bütünü sizin birlikte kullanmanız için yaratılmıştır denmektedir.

İsrailoğullarının toprakları kendilerine ait olacak, büyüklüğü nüfuslarına göre belirlenecektir. Fiilen bugün İsrail devleti oraya hakimdir. Bizim orasını fethetme gücümüz yoktur. Yapacağımız iş Filistinlileri muhacir olarak kabul etmek ve onlardan bıraktığımız toprak ve yapıların bedellerini talep etmektir. Verirlerse bizim topraklarımız vardır, o topraklar da onların olsun. Vermezlerse o zaman güçlendiğimizde fethederiz.

- - - - -

[ Şunu anlıyorum yorumunuzdan şimdiye kadar orda verilen canlar bir hiç uğruna verilmiş canlardır. Müslümanların orda bir hakkı yoktur ve çıkmak zorundadırlar. Ve yıllardır yapılan bu zulüm meşrudur.Çünkü Allah yahudilere vadetmiştir ve Filistinliler işgalcidir. Yanlış mı anlıyorum? ]

Savaşta haklı ve haksızlığı biz belirlemeyiz. Hakemler belirler. Biz karşı tarafın haklı olduğunu değil, fiili durumun gereği olarak bunu söylüyoruz. Her savaş hiç uğruna yapılır. Eğer insanlar meşru hareket etseler, hakem kararlarına uysalar savaş olmaz. Dolayısıyla onların zulmünün doğru olduğunu söylemiyoruz. Müslümanlar oradan hicret edecekler, başka yerde devletlerini kuracaklar, sonra hakemlere gidecekler, hakemler haklısınız, işgal edebilirsiniz derseler yeniden orasını fethedebileceklerdir.

Sayfa: 2 / 2 (15 Yorum)Prev1[2]Next


YorumYap

Sayı: 41 | Tarih: 21.3.2010
Ebubekir Sifil
Filistin Davası
1271 Okunma
15 Yorum
Zafer Kafkas
Zülfü Livaneli
Atatürk’le ilgili bilinmeyen bir anı
1195 Okunma
3 Yorum
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
İmanımı kurtar Ekrem
1133 Okunma
10 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Reşat Nuri Erol
Vergi adaletsizliği
991 Okunma
3 Yorum
Ilker Ardic
Mümtazer Türköne
Balkan Savaşları'nın ordusu
923 Okunma
1 Yorum
Arif Ersoy
Hayrettin Karaman
Yoğun ibadetli zamanlar
798 Okunma
3 Yorum
Hilmi Altın
Dücane Cündioğlu
İnsan İnsan Ola ki Uslubunca Öle
781 Okunma
3 Yorum
Abdülkadir Altınhan
Ruşen Çakır
Solculara İslam konusunda pratik öneriler
769 Okunma
1 Yorum
Tayibet Erzen
Mahir Kaynak
Tepki siyaseti
768 Okunma
Süleyman Karagülle
Oktay Ekşi
Sürahi Çatladı mı?
748 Okunma
Vahap Alma
Rahmi Turan
Nemrut Mustafa Mahkemesi
736 Okunma
1 Yorum
Serdar Turan
Ali Bulaç
Feryat edenler!
720 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Mehmet Niyazi
Kütüphanemizdeki hazine
685 Okunma
Abdurrahman Erol
Fehmi Koru
Gönlünde merhamet, gözünde iki damla yaş...
663 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Mehmet Altan
Siyasal milliyetçilik önce AK Parti’yi vurur
648 Okunma
5 Yorum
Mehmet Hikmetumut
Nihal Bengisu Karaca
Soykırım dominosu
642 Okunma
4 Yorum
Hakan Kandal
Can Ataklı
ABD 250 yıllık geleneğini Türkiye’nin hatırı için
628 Okunma
Mesut Karaaytu
Mehmet Şevket Eygi
Bir Devir Sona Ererken
599 Okunma
Emine Hocaoğlu