Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ahmet Hakan - Hürriyet Lütfi Hocaoğlu
İmanımı kurtar Ekrem
926 Okunma, 10 Yorum

18.03.2010

BİRKAÇ gündür, Ergenekon'un ne denli canavar bir yapılanma olduğuna dair zaten zayıf olan imanımı, Allah muhafaza etsin, büsbütün kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayım...

Bu nedenle Zaman Gazetesi'nin çok değerli yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı kardeşimden bir “himmet” bekliyorum.


Mesele şudur:


Günlerdir Zaman Gazetesi'nde “Üçüncü Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk'in yaptığı fenalıklar” konulu haber ve yorumları okuyorum.


Ben tam da “Bu Saldıray Berk de tipik bir Ergenekoncu imiş...” noktasına gelmiştim ki...


Saldıray Berk hakkında hazırlanan “iddianame”de beni darmadağın eden “bilgi” ile karşılaştım.


“İddianame”de yer alan bilgi şudur:


“Saldıray Berk Erzincan ve civarında bulunan Alevi köyleri ile yakından ilgilenmektedir. Bu köylerin ihtiyaçlarının giderilmesi için ordunun imkânlarını kullanmaktadır. Yaptığı bu faaliyetler dolayısıyla Alevi köyleri ve dedeler tarafından sevilmekte ve kendisine takdir beratları verilmektedir.”


Sevgili Ekrem Dumanlı kardeşim...


Lütfen bana izah eder misin?


Bir generalin bir Alevi köyündeki okulu onarması ile “Ergenekonculuk” arasında nasıl bir bağ kuruluyor?


Alevi köylerine yardım etmek, ayrımcılık yapmak mıdır?


Alevi köylerine cami yapmak ile Alevi köylerinin okullarını onarmak arasında bir fark yok mudur?


Sünni köyleri ve şeyhler tarafından sevilmek makbuldür de, Alevi köyleri ve dedeler tarafından sevilmek Ergenekonculuk mudur?


Yetiş ya Ekrem...


Yoksa bu sorular benim imanımı çalacak...

Yazının tamamı için tıklayınız.

 

Yorum:

Kanser ve romatizma

Bundan önceki yorumlarımda sıkça karşılaştığınız bir durum var. Toplumdaki örneklerle canlı organizması arasında analoji kurduğumu görürsünüz. Kuran ile tanışmadan önce bunun farkında değildim. Ama Kuran çok ilginç bir şekilde topluluğu canlı organizmasına benzetmektedir.

مَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلاَ طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلاَّ أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ

Yerdeki dabbe de iki kanadıyla uçan kuş da yalnızca sizin benzerleriniz olan topluluklardır. (Enam 38)

Bu ayetin meallerine bakarsanız sanki yerdeki hayvanlar ve gökteki kuşların da bizim gibi bir topluluk olduğu şeklinde tercümeleri görürsünüz. Ancak bu şekilde anlamayı engelleyen bazı sebepler vardır. Bunlardan birincisi dabbe kelimesinin nekre gelip öncesinde te’kîd için gelen مِنْ harf-i ceridir. Bu durumda dabbelerin tamamı ayrı ayrı kastedilmektedir. Arkadan gelen kuş kelimesinin ise sıfatı iki kanadıyla uçandır. Bu da tek bir kuşun bir ümmet olduğunu anlatmaktadır. Burada iki tür varlığın tamamı ümmet olmaya kasredilmiştir. Yani dabbe denen yerde yaşayan hayvan organizmalar ile gökte uçan kuş organizmaların her biri birer topluluktur. Onların her bir hücresi ve yapısı insan toplumunda bir karşılığa sahiptir. Bu da Kuran’ın mucizelerinden birisidir.

Buna somut örnekler verecek olursak, dışarıdan organizmaya mikropların saldırarak hastalandırması savaş halidir. Organizmanın ölmesi o topluluğun savaşı kaybetmesidir. Sinir sistemi toplumun iletişim sistemidir, telefon, internet vs sistemleridir. Karaciğer ve böbrekler vücudu zehirlerden kurtaran detoksifikasyon organları iken, toplumda bunun karşılığı arıtma ve temizleme sistemleridir. Nasıl ki her insanın bir eceli varsa her toplumun da bir eceli vardır (لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ-Araf 34). Daha da ilginci her topluluktaki her insanın nasıl eceli varsa her organizmadaki her hücrenin de bir eceli vardır. Buna biyolojide apoptozis denir. Türkçesi programlı hücre ölümüdür. Her hücre aynı toplumdaki bireyler gibi doğar (başka bir hücreden meydana gelir) ve görevlerini yapar, yaşlanır ve ölür. İki sene önce karaciğerinizde bulunan hiçbir hücre bugün yoktur. Karaciğer hücreleri maksimum iki sene yaşarlar. Sürekli bölünürler ve doğan hücre vakti gelince yaşlanır ve ölür. Ama nasıl ki toplumda bazı insanlar yaşlanmadan kaza veya hastalık sonucu ölürlerse organizmada da aynı durum meydana gelir. Aşırı derece alkol alan bir kimsenin karaciğer hücreleri oluşan toksine dayanamaz ve genç yaşta ölürler. Zamanla ölümlerin sayısı o kadar çoğalır ki yeni hücrenin meydana gelmesi için yeterli hücre kalmaz. Yani yeni hücreleri doğuracak hücreler yetmemektedir. Artık hücre sayısı azalmaktadır ve doğan hücre sayısı ölen hücre sayısından çok azdır. Karaciğere gelen toksinlere karşı da savunma görevini yapacak hücre azaldığı için kalan hücrelerde çok çabuk ölmektedir. Bunun sonucunda siroz meydana gelir ve karaciğere gelen besinlerin içindeki zehirler artık temizlenmeden vücuda yayılmaktadır. Yani bir topluluğun yaşadığı bölgeyi artık kanalizasyonun basması gibidir. Her taraf pislik içindedir. Kanalizasyonla yani bağırsaklarla atılması gereken bu toksinlerin etkisi ile vücudun diğer hücreleri artık hastalanmakta ve ölmektedir. Zaman içinde diğer organlardaki hücrelerde bu toksinlerin etkisi ile hastalanır ve ölürler ve organizmanın yaşamı son bulur.

Bir de organizmanın immün sistemi vardır. Halk arasında bağışıklık sistemi de denir. O kadar kompleks bir yapıdır ki ben hala tam olarak çözüp anlayabilmiş değilim. İmmünolojiyi tam olarak bilen ya da mekanizmaları çözen parmakla sayılı doktor vardır. Ama kaba olarak herkes bilir. Eğer ki insan vücudundaki immünolojik mekanizmaları topluma tam olarak uygularsak mükemmel bir sistem getirmiş olursunuz. Bugün toplumdaki immünolojik hastalıklar organizmadaki immünolojik hastalıklarla aynıdır. Ancak immün sistem ile toplumun savunma sistemi henüz tam olarak aynı değildir.

İmmün sistemin iki ucu vardır. Bir ucunda kanser bulunurken diğer ucunda romatizma bulunur.

İmmün sistemin bir ucu: Kanser

Kısaca tarif edersek kanser vücutta bulunan hücrelerden birinin aşırı derecede çoğalmaya ve her yeri işgal etmeye meyletmesidir. Böyle bir durum meydana geldiğinde immün sistem devreye girer ve bu hücreyi veya hücreleri ortadan kaldırır. Ama kanserin dışarıdan gelen mikrobik bir saldırıdan farkı kanser hücresinin o vücudun bir hücresi olmasından dolayı mikroplara karşı verilen şiddetli savunma refleksi ile öldürülmemesidir. Kanserler çeşitlidir. Bazısı yavaş, bazısı hızlı çoğalır ve diğer hücrelerin yerlerini işgal ederek normal hücrelere yer bırakmazlar ve o hücreleri rahatsız ederler ve ağrı meydana gelir. Kanserin karşılığı toplumda terör örgütlenmesidir. Kanser tek bir hücreden başlar ve terör örgütleri de tek bir kurucu ile başlar. Terör örgütleri çeşit çeşittir. Bazısı hızla büyür ve örgütlenir, bazısı öyle değildir. Kanser hücreleri ile immün sistem arasında meydana gelen çatışmalar sonucunda iki durumdan biri olur. Ya immün sistem kanser hücrelerini yener ve kanser ortadan kaybolur ve vücudun pek çok hücresi henüz bunun farkına bile varmadan kanser ortadan kaldırılır. Ya da bu hücreler belirli bir sayıyı geçerse artık immün sistem bu hücreleri yok edemez ve bu durumda da iki seçenek vardır. Ya ölüm meydana gelir ya da doktor denen başka organizmalar cerrahi müdahale ile kanser hücrelerini çıkarırlar. Eğer bunda başarılı olurlarsa ölüm meydana gelmez. Başarılı olamazlarsa o organizma ölür. Yani terör örgütleri henüz sayıları küçükken topluluk tarafından yok edilebilirler. Eğer büyürlerse diğer insanları rahatsız ederler (canlıda karşılığı ağrı) ve öldürürler. Eğer terör örgütü şubeler açıyorsa tümör metastaz yapmış, yani diğer organlara yayılmış demektir.

İmmün sistemin diğer ucu: Romatizma

Bazı organizmaların immün sistemi çok güçlüdür. Olması gerekenden çok fazla güçlüdür. Bu da kanserin tersi bir durum meydana getirir. Mikroplara ve kanser hücrelerine karşı aşırı derecede tetikte olan organizma suçsuz olan hücrelerini öldürür. Halk arasında romatizma denince akla eklem ağrıları gelmektedir. Doğrudur, romatizmanın en çok etkilediği yer eklem zarıdır. Ancak romatizma yalnızca eklem hastalığı değildir. Romatizmal hastalıklar vücudun kendi hücrelerine saldırdığı ve suçsuz hücrelere zarar verdiği durumlardır. En tehlikelisi lupus denen hastalıktır ve ben bu hastalıktan birkaç gün içinde ölenini de el ve ayaklarının kesilmesine neden olan damar tıkanıklıklarına sebep olanını da gördüm. Yani immün sistem hastalıklarının bir ucunda kanser varken diğer ucunda lupus vardır. Lupusun karşılığı polis devletidir. Sürekli olarak halkından şüphelenen, halkının kendine zarar vereceğini düşünüp onları ezen, sorgulayan, öldüren devlet hastalığıdır. Halk arasında görevliler gezerler ve suçsuz insanlardan şüphelenip onları hemen içeri alırlar ve eziyet ederler, sorgularlar, bazılarını da öldürürler. Bu devlet başkanı ve yöneticileri genelde diktatördür ve acımasızdır. Bütün vücut hücrelerinde ağrı vardır yani insanlar rahatsızdır. Eğer romatizma şiddetlenirse, karaciğer hücreleri, böbrek hücreleri, beyin hücreleri, kalp hücreleri, akciğer hücrelerinin ölümü hızlanır ve organizma ölür. Romatizmanın en şiddetlisi lupus iken daha hafifleri vardır ve geniş bir yelpaze içindedir.

Bunları bilmemiz ne işe yarar?

Organizmadaki hastalıkların mekanizmalarını bilirsek toplumdaki hastalıkların da mekanizmalarını biliriz. Organizmadaki hastalıkların tedavisini bilirsek toplumdaki hastalıkların da tedavisini biliriz.

Toplumdaki hastalığın mekanizmasını bilirsek organizmadaki hastalığın da mekanizmasını bulmak için bize fikir verir. Toplumdaki hastalıkların tedavisini bilirsek organizmadaki hastalıkların da tedavisi için yeni yöntemler geliştirebiliriz.

Ergenekon bir hastalık mı?

Şu an ülkemizde yargılaması süren bir örgüt var. Bu örgütün meydana getirdiği hastalık kanser mi? Yoksa Ahmet Hakan’ın söylediği gibi ortalıkta bir örgüt yok, gereksiz bir immün cevap mı var. Yoksa ikisi arası bir durum mu var? Hastalıksa tedavisi nedir? Nasıl yapılır? Yorumlarınızı bekliyorum.

 

 

Lütfi Hocaoğlu

Yorumcu 
Yorum 
Reşat Nuri Erol
21.03.2010
14:35

Yorum ve çözüm iki kelimeden ibaret:

ADİL DÜZEN!

"ADİL DÜZEN" gelinceye kadar her türlü "sosyal hastlıklarla" birlikte yaşamaya devam edeceğiz...

Bu hastalıklar hangi seviyede kalır?

ROMATİZMA/KRİZ seviyesinde mi?

KANSER/SOSYAL TUFAN seviyesinde mi?

Buna karar verecek olan hastalık sahibi HALK/İNSANLIK olacaktır...

"ADİL DÜZEN" kanlı mı gelir kansız mı gelir; romatizmalı/kanserli mi gelir yoksa bu musibetler/marazlar/hastalıklar olmadan mı gelir?..

Halk/insanlık ilgilensin, incelesin, araştırsın ve karar versin...

Yoksa; Allah ilgilenmeyenleri (sosyal romatizma veya kanserle) alır, yerlerine başkalarını getirir ve onlar öncekiler gibi (hastalıklı/marazlı) olmazlar...

Vesselâm...

Lütfi beyin yorumlarını okurken, Süleyman Akdemir’in doktora ve doçentlik tezlerini hatırladım; SOSYAL DENGE I ve II kitaplarını hatırladım...

Biyolojik nazariye ile sosyal nazariye mukayesesi ve benzerlikleri...

Biyoloji ile sosyoloji ne kadar da birbirlerine benziyor...

Ben Lütfi beyden iki şey rica ediyorum:

1.

Meseleyi bu yönde biraz daha açmasını...

Yani Biyolojik Nazariye - Sosyolojik Nazariye açısından...

Elbette Üstad Süleyman Karagülle’den de bu konuda yeni YORUMLAR bekliyoruz...

2.

Sitemizdeki "KİTAPLAR" penceresinin açılmasını...

Kitaplarımızı basamıyoruz; bassak bile ilgilenen yok!

Şimdilik, az sayıdaki ilgilenenler için sitemizdeki "KİTAPLAR" bölümüne KİTAPLARIMIZI koyalım da ADİL DÜZEN üzerinde çalışacakların istifadelerine sunalım... İnşaallah...

Selam ve dua ile...

RNE

Süleyman Karagülle
21.03.2010
16:20

Kanser hastalığı hücrelerin gereğinden fazla çoğalması, romatizma hastalığı normal vücut hücrelerinin azalması olduğunu kabaca Doktordan öğreniyoruz. Yine Kur’anın ayetlerinden biliyoruz ki bir vücutta ne varsa toplulukta da o var. O halde biyoloji ve sosyolojiyi bilen kimse kansere ve romatizmaya toplulukta bunların karşlığını bulması gerekir. Dr Lütfi Hocaoğlu bunlara terör ve dikta rejimlerini karşılık olarak bulmaktadır. Daha uygun karşılık buluncaya kadar bu varsayımı kabul ederek üzerinde çalışmalıyız. Romatizmanın tedavi şeklini bilirsek bürokratik baskıların çatesini analoji yoluyla daha kolay bulabiliriz. Terörü de kanser tedavisi ile tedavi ederiz.

Bizim bir teorimiz var; doktora yapacak olanlar Arapça veya Latin dilini bilmesi gerekir. Onun dışında bir yabancı dil şartı kaldırılmalıdır. Mastır şart da kaldırılmalı onun yerine iki fakülte bitirme şartı getirilmelidir. Böylece ilimler arası ilişkiler gelişir ve birisinde bulunmuş bir şey öbürüne aktarılmış olur. Kur’an insana bu analoji yapma melekesini kazandırır. Lütfi Hocaoğlunun yaptığı bu yorum söylediklerimizi kanıtlamaktadır.

faani
21.03.2010
17:49

ADİL DÜZEN NEDİR?

Reşat Bey hem yorum hem çözüm olarak Adil Düzen’e işaret etmiş fakat bu çok kolay bir cevap; asıl mesele sorunun nasıl çözüleceği. Evet, insan sağlıklı olursa ne kanser ne de romatizma sıkıntısı çeker, ama karşımızda bir hasta var, ve biz sağlıklı olursan hiçbir sorunun kalmaz diyoruz. Hastanın ağrıları, şikayetleri ve bulgular olmasa zaten sağlıklı bir insan olacak, yani bugün toplumda anlaşmazlık, adaletsizlik, gizli kapaklı işler vs. olmasa zaten adil bir düzen varolmuş olur. Biliyoruz ki toplum hayatı güneş gibi değildir, diyelim ki güneş gibidir, güneş doğarken bile alacakaranlık yaşanır. Sadece sabretmek yeterliyse, biri bana bir ninni anlatsın, "içinde tüm sevdiklerim/ şekerle bal olsun/ güneşle ay" (süper baba’dan :))

Lütfi Hocaoğlu
21.03.2010
17:57

Bugün terörün çaresinin savaşmakla yok etmek olmadığı çok net bir şekilde anlaşılmıştır. Dünyada hiçbir yerde terör örgütleri silahlarla yok edilmemiştir. Silahlarla yok edilmesinin tek yolu küçükken yok edilmesidir. Tıpkı kanser gibidir. Terör örgütü büyüdükten sonra, şubeler açtıktan sonra terör örgütünün yok edilmesinin yolu örgüt üyelerinin bundan vazgeçmeye ikna edilmesidir. Buna kıyas yaparsanız tümör hücreleri büyüdükten sonra yok edemezsiniz. Ancak o hücreleri terörden vazgeçirmek zorundasınız. Bugün bunun yolu bilinmiyor. Eğer bu başarılırsa kanserin tedavisi bulundu demektir.

Bir gün bir hastamın eşi kendisinin gırtlak kanseri olduğunu söyledi. Ben de karşımda sapa sağlam duran adamın ameliyat olduğunu düşündüm. Bana ameliyat olmadığını söyledi. O zaman ben de teşhisin henüz yeni konduğunu düşündüm. 4-5 yıl önce teşhis konduğunu söyledi. Şaşırdım. Herhangi bir tedavi almıyordu ve hastalık ilerlemiyordu. Bana “ben tümörle aramda anlaşma yaptım. Ben ona dokunmuyorum, o da büyümüyor” dedi. Aralarında bir anlaşma imzaladığını söylüyordu. Yani artık çoğalmayan kanser hücreleri ecelleri gelince ölecekler ve kanser yok olacaktır. Daha sonra senelerce o hastayı gördüm ve her gördüğümde tümörünün ilerlemediğini söylüyordu. Bu hasta beyniyle bir madde üretiyordu ve kanda dolaşan bu madde tümör hücrelerinin çoğalma özelliğini durduruyordu. Tıpkı terör örgütünün ikna edilerek silah bırakması durumu vardı.

Diğer tedavi metotlarından birisi tümör hücresine giden damarın yapay yöntemlerle tıkanmasıdır. Kemoembolizasyon denen bu yöntem ise bugün PKK’nın başına gelen olaydır. Dış güçler tarafından yapılan parasal destek kesilmiştir, yani PKK’ya giden damar tıkanmıştır. Böylece hücrelerin nekroza uğraması gibi tümörün merkezi ölmektedir. Ancak metastazlarının tedavisi başka yöntemlerle yapılmalıdır.

Ali Bülent Dilek
21.03.2010
18:21

Faani ve Reşat beye,

Fani bey doğru söylüyor,beni seni değil herkes,herkesi her şeyi okuyacak ben elimdeki bütün arşivi açtım herkes açsın gizli bir şey kalmasın ÖNCE BİZİMKİLERİ OKUYALIM,zafer Kafkas beyin yazısının yorumundaki yorumumu okuyun orda yazdım.bu arada hesaplar konusu da en azından ortaklara açılsın.bazımız çekinip soramıyor.hesap sorulmadan hesap verilmeden.güvende olmaz ilerlemede somut adımlarda.zaten şeriat da bence tek kelimeyle açıklık demek.arşivi açalım.akevler ADİL DÜZEN tarihini açalım insanlar okusun tartışsın ve hesap sorsun ve biran önce aramızdaki hiyerarşi ve görev takipleri başlasın.şu anda sadece yazan,okuyan ve tartışan bir topluluk gibi görünüyoruz.ben adil düzenin herkes için her an ve merhale için kuralları olan bir sistem olduğuna inanıyorum o halde bizde mi bir şahıs mehdisi bekliyoruz.günlük,haftalık aylık yıllık kararlar alalım ve bunu şahıslara tebliğ edelim kimin uyup kimin uymadığını herkes görsün.birazda hareket böyle başlar.beklemekle değil.biz bizim mehdiyi çıkaralım(3 kişi,30 kişi veya 100 kişi)ülke ve dünya mehdisi bizim işimiz değil…BEN SİYASİ TEŞKİLATLANMADAN BAHSEDİYORUM.ÖNÜMÜZDE AKEVLER KOOPERATİFİ VE REFAH PARTİSİ TEŞKİLATLANMA ÖRNEKLERİ DE VAR…

Vahap Alma
21.03.2010
19:25

Herkes ortada bir hastalık olduğu konusunda hemfikir. Bu hastalığı yenebilmenin bence tek bir çardesi var. O da ’’adalet’’... Madem biyoloji ile başladık devam edeyim. Dişler yemek yemeye, yüzdeki estetiğin tamamlanmasına ve konuşmaya yarar. Gerekli bakımı görmemiş bir ağızda, ağız kokusu, diş eti hastalıkları, enfeksiyonlar ve çürükler meydana gelir. Bütün bunlar vücudun tamamını rahatsız edici ağrılar meydana getirir.

Burdan yola çıkarsak; Dişler çekilmeyi veya yok olmayı değil tedaviyi ister. Yani çürük dişler dolgu veya kanal tedavisi, dişetleri de fırçalanmayı ister.

Eğer topluluktan soyutlanarak bir hak talep eden bir grup varsa onunla konuşulmalı ve ne istediği bilinmelidir. Yoksa kısır dongü devam eder...

ahmet
23.03.2010
23:28

Öncelikle diş çekilmeyi veya tedaviyi istemez, vücut ağrılardan kurtulmak ister; beyin bir karar verir. Belli miktar acıya katlanarak bir tedaviyi veya dişten kurtulmayı seçer. Fakat husumet dişe değil verdiği acıyadır. Bunu düzeltelim önce.

ahmet
23.03.2010
23:35

Haddimiz değil fakat madem analojiyi tıp üzerine kurdu üstadlar, beceremesek de taklit edelim: kanser vücudun bir hücresinin düzensiz çoğalmasından kaynaklanır evet, fakat bunda dış etkenlerin payı nedir? Doğada doğal kanserejonler var diye biliyorum, bence de muhtemeldir. Bu bize şunu gösterir doğada ve insan bedeninin kendi orjinal yapısında negatif etki oluşturacak doğal nedenler bulunabilir. Bunları illaki yapay kabul etmek zorunda değiliz. Nitekim milliyetçilik bir yönüyle üretilmiş bir ideoloji olarak görülse de bunun sosyolojik temelleri ve nedenleri olduğunu kabul etmek gerekir. Bu noktalar şunun için önemli; tamamen bir aldatmaca ile mi karşı karşıyayız, yoksa makul sebepler var mı? İki noktayı belirleyelim: 1) Hastalıklar dış etkenler tarafından tetiklenir ve/veya desteklenir. 2) Hastalıklar bünyede kendilerine uygun bir ortam bularak ortaya çıkarlar. Buraya kadar yapılan yorumlar gayet iyi niyetli olarak içe yönelik politikalar geliştirilmesini içeriyordu. Fakat bir de dış etkenler vardır, bunları da dikkate almak gerekir.

ahmet
23.03.2010
23:41

Romatizmanın böyle ilginç bir hastalık olduğunu bilmiyordum. Teşekkür ederim, öğrendim. İktidar açısından bakıldığında makul bir kıyas. Bir erk, kendi gücünün sarhoşluğuna kapıldığında varılacak kaçınılmaz nokta faşizmdir. Sözün şehvetini düşünün, kendi sesinde ilahlaşan kimse bir noktada tüm kontrolünü kaybeder ve saçmalamaya başlar. Söz ve iktidar, sarhoşluğun alkolsüz de gerçekleştiği iki alandır. Biraz temiz hava veya acı bir kahve de kendine gelmeye yetmez, bu hallerde. Akıl ve vicdan, ahlaki kısıtlardır, oysa toplum hayatı sözleşmeleri esas almalıdır. Yani hukuk hak, yetki, vazife ve kısıtları korumalıdır. Aksi halde yaşanacak olan ister kaotik ister katı bir formda olsun, ancak faşizm olacaktır. Medine vesikasında her kabilenin ayrı ayrı zikredilmesini okurken şaşırmıştım, şimdi biraz daha anlaşılır geliyor.

Lütfi Hocaoğlu
24.03.2010
09:59

Allah razı olsun, Ahmet bey çok önemli bir noktaya değinmiş.

Kanserin gelişmesinde en büyük etken dış etkenlerdir. Güneş ışığına çok maruz kalan deri tümörü olur. Kanserojen madde içeren besinleri çok yiyenler bağırsak kanseri olur vs vs. Tıpkı terör örgütünün kurulması gibi.

Bir de vücutta bazı hücrelere az besin giderse, kanlanması azalırsa kanser gelişir. Tıpkı ülkenin belli bölgelerine az yatırım yapılırsa, oradaki insanlar aç kalırsa orada terör örgütünün oluşması ve palazlanması gibi.

Şunu unutmamak gerekir ki kanser tek etkiyle meydana gelmez. Multifaktöryeldir. Tıpkı terör örgütlerinin meydana gelmesi gibi.



YorumYap

Sayı: 41 | Tarih: 21.3.2010
Ebubekir Sifil
Filistin Davası
1099 Okunma
15 Yorum
Zafer Kafkas
Zülfü Livaneli
Atatürk’le ilgili bilinmeyen bir anı
1019 Okunma
3 Yorum
Ali Bülent Dilek
Ahmet Hakan
İmanımı kurtar Ekrem
926 Okunma
10 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Reşat Nuri Erol
Vergi adaletsizliği
879 Okunma
3 Yorum
Ilker Ardic
Mümtazer Türköne
Balkan Savaşları'nın ordusu
788 Okunma
1 Yorum
Arif Ersoy
Dücane Cündioğlu
İnsan İnsan Ola ki Uslubunca Öle
671 Okunma
3 Yorum
Abdülkadir Altınhan
Hayrettin Karaman
Yoğun ibadetli zamanlar
669 Okunma
3 Yorum
Hilmi Altın
Ruşen Çakır
Solculara İslam konusunda pratik öneriler
666 Okunma
1 Yorum
Tayibet Erzen
Mahir Kaynak
Tepki siyaseti
652 Okunma
Süleyman Karagülle
Oktay Ekşi
Sürahi Çatladı mı?
637 Okunma
Vahap Alma
Rahmi Turan
Nemrut Mustafa Mahkemesi
630 Okunma
1 Yorum
Serdar Turan
Ali Bulaç
Feryat edenler!
601 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Mehmet Niyazi
Kütüphanemizdeki hazine
576 Okunma
Abdurrahman Erol
Fehmi Koru
Gönlünde merhamet, gözünde iki damla yaş...
550 Okunma
1 Yorum
Ahmet Kirtekin
Mehmet Altan
Siyasal milliyetçilik önce AK Parti’yi vurur
546 Okunma
5 Yorum
Mehmet Hikmetumut
Can Ataklı
ABD 250 yıllık geleneğini Türkiye’nin hatırı için
525 Okunma
Mesut Karaaytu
Nihal Bengisu Karaca
Soykırım dominosu
523 Okunma
4 Yorum
Hakan Kandal
Mehmet Şevket Eygi
Bir Devir Sona Ererken
482 Okunma
Emine Hocaoğlu