Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Fehmi Koru - Yeni Şafak Ahmet Kirtekin
Günahsız olan ilk taşı atsın
482 Okunma, 0 Yorum

Her akşam televizyon ekranı başında oturup sel felâketi görüntülerini izlemek yeterince yürek burkucu değilmiş gibi, her sabah konuya ilişkin 'politik' yorumları okumak gibi bir zorunluluğumuz da var. Masum kayıplarımıza üzülmek ve şimdi yaşananların bir kez daha tekerrürünü engelleyecek tedbirler üzerinde durmak yerine üzerinde yoğunlaşmamız istenen hep aynı konu: Kim sorumlu?

Cevabı en kolay soru bu oysa: Siz, ben, hepimiz, gelmiş geçmiş bütün yerel yönetimler, hükümetler... Hepimiz sorumluyuz, herkes sorumlu... Her beş-on yılda bir kabından taşarak gazabını kusan bir derenin ıslahını beceremediğimiz, zaptedilemez olduğunu bildiğimiz halde yoluna içlerinde yüzlerce insanın çalıştığı koca koca binalar inşa ettiğimiz ya da inşasına izin verdiğimiz için sorumluyuz...

O taraklarda bezi olmayanları da, derenin etrafından dolaşmayanlarımızı da sorumluluk halkası dışında tutmak mümkün değil. Örgütlenip sivil topluma dönüşerek yanlış yapanlara engel olmamak gibi bir yükümlülüğü var çağdaş insanın; bunu yapmamışsak görevimizi ihmal ettiğimiz için suçluyuz.

Hiç değilse bu sebeple “Suç kimde?” oyunu oynamaktan vazgeçip yaşanan felâketin gerçek sebebini araştıralım, benzer bir felâketin tekerrür etmemesi için neler yapılması gerektiğini belirleyelim...

Dünyamızda son yıllarda gözlerden saklanamayacak hale gelen bir 'iklim değişikliği' gerçeği var; mevsimler alışılmışın dışında özellikler göstermeye başladı. Daha önce küçük çapta yaşanan doğal âfetler biraz da bu yüzden felâket boyutuna erişebiliyor. Dünyanın en gelişmiş ülkesi ABD'de 'kasırga', 'hortum' ve 'sel' gibi âfetlere alışkın bölgelerde hiç alışılmamış felâketler yaşanması bir tesadüf değil.

New Orleans kenti 2005 yılında sele dönüşen kasırga âfetiyle neredeyse yeryüzünden silinecekti. Onbinlerce ev, binlerce araç yok oldu felâket boyutuna erişen sel yüzünden; resmi kayıtlara göre 1076 kişi de hayatını kaybetti. Aradan beş yıl geçmiş olmasına rağmen tarihi kent hâlâ kendine gelebilmiş değil...

Felâketin büyüklüğü sebebiyle uluslararası bir yardım kampanyası bile açılmıştı New Orleans için; Türkiye de kampanyaya 150 bin dolarla katılmıştı.

Sözün kısası şu: Felâket ayırım yapmadan her yeri vurabiliyor...

ABD'de New Orleans'ı felâkete sürükleyen süreçte hangi unsurların rol oynadığını biliyoruz; çoğu Washington'un yanlış siyasi tercihlerinden kaynaklanıyordu sebeplerin: Kentin sorunları için harcanacak kaynakları Irak Savaşı'na aktarmıştı Bush yönetimi ve büyük âfetlerde görev üstlenmek üzere kentte hazır tutulan Ulusal Muhafızlar geri hizmetler üstlenmek üzere Bağdat'a gönderilmişti.

Felâket kapıyı çaldığında kent halkı hazırlıksız yakalanmıştı.

İstanbul'daki âfet ise politik ayrım yapılmasını gerektirmeyecek kadar bir ortak suç ürünü. Şimdi parmaklarını siyasi iktidara doğrultmuş olan yayın grubunun merkez binası da inşaat yapılması tehlikeli olan dere yatağında ve su bastığında çalışanların hayatını kaybettiği atölye ve fabrikalarla komşu...

Ak Parti İstanbul il başkanının iş-ortağının selde hayatını kaybedenler arasında bulunması da gösteriyor ki, kimsenin kimseyi yanlış yapmakla veya gafletle suçlayacak hali yok.

İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın felâketten ders aldığı görülüyor; “Birilerinin canı yansa da acımasız olacağız” demesi bunun kanıtı... Bu kararlılığın herkes tarafından teşvik edilmesi gerekiyor.

Suçlu aramaya devam etmek isteyenlere bir uyarı: Hiç günahı olmayan ilk taşı atsın!

Yorum: Bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorunların hemen hiç biri kısa vadede meydana gelmemiştir. Tarihsel ve toplumsal bir yığılma sonucu meydana gelen sorunlar ne zaman ki başımızı ağrıtır, canımızı yakar, hemen bir günah keçisi aramaya başlarız, ki ‘veli göçer’gillerden birini bulmak hiç de zor değildir. Ne var ki kaç tane keçiyi çöle sürersek sürelim sorunlar bir türlü çözülmez. Nedense kurbanlarımız bir türlü kabul olunmaz. Belki de bütün mesele kendimizin de sorunun bir parçası olduğumuzu teslim etmemekten ve çözümü de hep karlı ve rahat bir seçenek olarak görmemizden kaynaklanıyor. Oysa sorunun parçası olanlar çözüme dahil olmadıkça hiçbir şey halledilemez.

 

Ahmet Kirtekin



YorumYap

Sayı: 14 | Tarih: 13.9.2009
Hayrettin Karaman
Dinden dönen öldürülür mü?
699 Okunma
Hilmi Altın
Reşat Nuri Erol
Kriz nasıl çözülür?
647 Okunma
Ilker Ardic
Ahmet Altan
Güçlü Devlet, Öyle mi?
610 Okunma
Özer Ataç
Nazlı Ilıcak
Kahpe felek! Peki kul hatası yok mu?
594 Okunma
Fatma Karuç
Ahmet Hakan
Umreden mahrem notlar
566 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Cumhurbaşkanının Küçük Oğlu
555 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
PKK ne yapmak istiyor?
545 Okunma
Tayibet Erzen
Toktamış Ateş
Emek en yüce değerdir
543 Okunma
Osman Eskicioğlu
Ahmet Taşgetiren
Bu uyarıyı dinleseydik...
539 Okunma
Zübeyir Erol
Mahir Kaynak
Üç seçenek
536 Okunma
Süleyman Karagülle
Nihal Bengisu Karaca
Aşırılığa yergi
533 Okunma
Hakan Kandal
Fikret Bila
Bir Veli Göçer buldun mu, tamamdır!
516 Okunma
Harun Özdemir
Mümtazer Türköne
Baykal 'açılım'a karşı mı?
504 Okunma
Arif Ersoy
Oktay Ekşi
Susturamazsınız
497 Okunma
1 Yorum
Vahap Alma
Fehmi Koru
Günahsız olan ilk taşı atsın
482 Okunma
Ahmet Kirtekin
Can Ataklı
Haydi yolcular tamire
463 Okunma
Mesut Karaaytu
Murat Bardakçı
'Aziz Allah' dedirten ezanlar dinleyene artık 'Lâh
461 Okunma
Recep Yıldırım
Zülfü Livaneli
12 Eylül’ün attığı taş
459 Okunma
Ali Bülent Dilek
Yılmaz Özdil
Küre'selleşme...
425 Okunma
1 Yorum
Leyla Okta