Kullanıcı Adı:
Parola:
Üye Kayıt
Üye Aktivasyon
Parolamı Unuttum

Captcha image
Show another code

Giriş
Ruşen Çakır - Vatan Tayibet Erzen
PKK ne yapmak istiyor?
545 Okunma, 0 Yorum

 

PKK ne yapmak istiyor?

12.09.2009

PKK 1 Eylül’de, daha önce ilan etmiş olduğu “eylemsizlik kararı” nı, diğer bir deyişle “ateşkes” i bayram sonrasına kadar uzattığını açıklamıştı. Ancak çok geçmeden Güneydoğu’dan peş peşe çatışma ve şehit haberleri gelmeye başladı. PKK ve örgüte yakın çevreler bütün bu olup bitenleri, TSK’nın bölgedeki operasyonlarının sürmesine bağlıyorlar. Hatta daha ileri gidip, operasyonların, hükümetin başlattığı Kürt açılımını sabote etmek amacıyla, yoğunlaştırılarak artırıldığını ilan ediyorlar.

Bu türden açıklamaların pek inandırıcı olduğu söylenemez. Mesela bazı olayların bir “çatışma” dan çok “pusu” yu andırdığını söyleyebiliriz. Fakat bu ve benzeri “teknik” tartışmalara girmenin hiçbir gereği yok. Eğer PKK gerçekten açılımın başarısını arzu etseydi, onu sabote etmek isteyebilecek çevrelere elverişli zemin hazırlamaz, örneğin militanlarını, tıpkı 10 yıl önce Öcalan’ın yakalandığında olduğu gibi, ülke dışına çıkarırdı. Fakat çatışmaların durmasını samimiyetle isteyen birçok kişi ve çevrenin bu çağrısı PKK’yı yönetenler tarafından kesin bir dille reddedildi. Örneğin 10 yıl önceki çekilme talimatını vermiş olan Murat Karayılan bir daha böyle bir emri asla vermeyeceğini ilan etti.


Peki neden? PKK çevreleri bu soruyu, 10 yıl önceki çekilme sırasında ordunun operasyonlarına ara vermediğini, yüzlerce kadrolarını bu yüzden kaybetmiş oldukları şeklinde cevaplıyorlar. Halbuki tarihin bu şekilde tekerrür etmeyeceği yolunda birçok somut işaret mevcut.

Öncelik PKK sorununda

Tekrar “peki neden?” diye soracak olursak, ilkin örgütün, bu açılımın nihai amacı olan Kürt sorununun kalıcı bir şekilde çözümünden ziyade, zorunlu ilk aşaması olan, çatışmaların durması, silahların susması, PKK’nın silahsızlandırılıp barışın tesisiyle ilgilendiğini saptamamız gerekiyor. Daha açık konuşacak olursak, bu açılımda öncelikle “PKK sorunu” nun halledilmesi şart. Öte yanda örgütün silahsızlandırılıp tasfiyesinin PKK’ya rağmen, yani zor kullanarak olmayacağı da artık net bir şekilde ortaya çıkmış durumda. Bazı “zor” yöntemlerine başvurulabilir ancak önümüzdeki dönemde esas olarak ikna ve buna bağlı olarak, dolaylı ya da doğrudan müzakerelerin ön plana çıkması şaşırtıcı olmayacak. Bütün bu faaliyetlerden, daha çok “örtülü” bir şekilde gerçekleştirilmekte oldukları için herhalde somut sonuç alındığı zaman haberdar olabileceğiz.


Silahlı şantaj

Dolayısıyla 10 yıl önceki kayıpların bir bahane olarak dile getirildiğini, PKK’nın, açılım sürecinde güçlü ve aktif bir şekilde yer almak istediği için militanlarını ülke dışına çekmeye yanaşmadığını düşünüyorum. Diğer bir deyişle örgüt, en iyi, belki de tek bildiği yönteme başvuruyor: Silahlı şantaj.


Fakat çok büyük yanlış yapıyorlar. Devletin ve toplumun büyük bir bölümünün Kürt sorununda bugünkü noktaya gelmiş olmasında PKK’nın silahlı faaliyetlerinin büyük payı olduğu doğrudur. Ne var ki devlet ve toplumdaki değişimi kendi zaferleri sanma gafletine düşüp, gelinen bu noktayı doğru okumayıp hâlâ terörle şantaja devam etmeye kalkarak kendilerini bu sürecin dışına atıyorlar.

“Her iki taraf da ellerini tetikten çeksin”, “başka şehit istenmiyorsa operasyonlar dursun” gibi ilk bakışta “makul” gözüken ama realiteyle hiçbir ilgisi olmayan önermeler, Kürt sorununun çözüm sürecinin önünü tıkamaktan başka işe yaramıyor.

Eğer gerçekten barışı ve Kürt sorununun çözümünü istiyorlarsa PKK’lılar ellerini tetikten ve militanlarını ülke topraklarından çekmeliler.

 

 Yorum:

Domuzlar Diktatoryası

Bir çoğunuz George Orvell’in Türkçeye Hayvan Çiftliği veya Domuzlar Diktatoryası olarak çevrilen Animal Farm adlı kitabını okumuştur. Kitapta özetle bir hayvan çiftliğinde geçen iktidar mücadelesi anlatılıyor. Büyük domuz diğer hayvanları gizlice toplayıp, birtakım vaatlerle mevcut yönetime karşı isyan etmeye çağırıyor. Yönetimi ele geçiren büyük domuz tarafından hemen kurallar konmaya başlıyor. Ve bu kurallar çiftliğin duvarına büyük harflerle şöyle yazılıyor:

  1. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacaktır.
  2. Hiçbir hayvan alkol içmeyecektir.
  3. Hiçbir hayvan, diğer bir hayvanı öldürmeyecektir.
  4. Bütün hayvanlar eşittir.

Başlangıçta bütün hayvanlara gayet adil ve demokratik olarak görülen bu kurallar, zamanla domuzlar lehine değişmeye başlıyor. Domuzları yataklarında uyur vaziyette gören diğer hayvanlar çok şaşırıyorlar ve kuralları kontrol etmek için duvara baktıklarında orada şöyle yazıldığını görüyorlar:

  1. Hiçbir hayvan çarşaflı yatakta yatmayacaktır.

Buna çok şaşıran hayvanlar kuralı yanlış hatırladıkları konusunda birleşirler (tabii bunda koyunların “Liderimiz en iyisini bilir.” naralarının da etkisini yok saymamak lazım.)  ne de olsa O (Büyük Domuz) hayvanların babasıdır, onun sayesinde tavuklar daha fazla yumurtlar onun sayesinde hayvanlar içtikleri sulardan daha iyi tat alırlar.

Kuralların değişimi devam eder. Yumurtalarını domuzların menfaati için dışarı satmak istemeyen tavuklar Büyük Domuz’un yetiştirdiği köpekler tarafından öldürülür ve anında kural değişir.

3.Hiçbir hayvan başka bir hayvanı bir sebep olmadan öldürmeyecektir.

Hayvanlar bu kez de kuralı yanlış hatırladıklarını hatta baştan yanlış ezberlediklerini düşünürler, nitekim domuzlar bazı ayrıcalık ve üstünlüklere sahip olduklarını öne sürünce de 4. kuralı da yanlış hatırladıklarını fark ederler.

4.Bütün hayvanlar eşittir, bazıları daha eşittir.

Velhasıl tüm hayvanların demokratik haklara sahip olmaları için başlatılan mücadele, domuzların diktatörlüğü ile son bulur. Geriye ne demokrasi, ne de eşitlik kalır. Zaten demokrasi bahanedir amaç birkaç domuzun menfaatlerinin gerçekleşmesidir, ihtiyaç duyulan ise onlar adına kanını dökmeye hazır iyi niyetli kimselerdir.

Bu hikaye size neyi anımsattı bilmiyorum ancak bana DTP yönetimini anlatıyor gibi geliyor.

 

 

Tayibet Erzen



YorumYap

Sayı: 14 | Tarih: 13.9.2009
Hayrettin Karaman
Dinden dönen öldürülür mü?
698 Okunma
Hilmi Altın
Reşat Nuri Erol
Kriz nasıl çözülür?
646 Okunma
Ilker Ardic
Ahmet Altan
Güçlü Devlet, Öyle mi?
609 Okunma
Özer Ataç
Nazlı Ilıcak
Kahpe felek! Peki kul hatası yok mu?
594 Okunma
Fatma Karuç
Ahmet Hakan
Umreden mahrem notlar
564 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Cumhurbaşkanının Küçük Oğlu
554 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
PKK ne yapmak istiyor?
545 Okunma
Tayibet Erzen
Toktamış Ateş
Emek en yüce değerdir
542 Okunma
Osman Eskicioğlu
Ahmet Taşgetiren
Bu uyarıyı dinleseydik...
538 Okunma
Zübeyir Erol
Mahir Kaynak
Üç seçenek
535 Okunma
Süleyman Karagülle
Nihal Bengisu Karaca
Aşırılığa yergi
533 Okunma
Hakan Kandal
Fikret Bila
Bir Veli Göçer buldun mu, tamamdır!
516 Okunma
Harun Özdemir
Mümtazer Türköne
Baykal 'açılım'a karşı mı?
503 Okunma
Arif Ersoy
Oktay Ekşi
Susturamazsınız
496 Okunma
1 Yorum
Vahap Alma
Fehmi Koru
Günahsız olan ilk taşı atsın
481 Okunma
Ahmet Kirtekin
Can Ataklı
Haydi yolcular tamire
462 Okunma
Mesut Karaaytu
Murat Bardakçı
'Aziz Allah' dedirten ezanlar dinleyene artık 'Lâh
461 Okunma
Recep Yıldırım
Zülfü Livaneli
12 Eylül’ün attığı taş
458 Okunma
Ali Bülent Dilek
Yılmaz Özdil
Küre'selleşme...
424 Okunma
1 Yorum
Leyla Okta