Özer Ataç
Devlet mi İnsan mı / 9
29.12.2025
2043 Okunma, 0 Yorum

 

Zaman oku

 

Önce entropiyi açıklayalım ; üç basit,  fakat kuşatıcı tarif seçtim:

Düzensizlik eğilimi,

belirsizliğin ölçüsü,

verimsizlik.

*

Düzensizlik, belirsizlik, verimsizlik.  İnsanlık binlerce yıldır neredeyse bütün tarihsel akıl,çaba, üretim birikimini bu üç hususun olumsuzluklarını  dizginlemeye adadı.  Ne yazık ki başaramıyor. Medeniyetin doğa üzerinde etki edecek seviye hedefine ulaşıp, tam rahat edeceği anda değil!.  Düzensizlik eğilimi, her aşamada emeğin, medeniyetin  peşini bırakmıyor.

İnsanlık düzen kurmak adına ne yapsa ‘düzensizliği’ kullanmak zorunda kalıyor.  Çünkü düzensizlik,  kendini her zaman  hakimiyet, güvenlik ‘eğilimi’ olarak gösteriyor.  “Tam düzensizlik” olarak göstermiyor. Bunun yanında,  insanlık tarihinde  “tam düzensizlik” dönemleri de yok değil. Bunlar büyük  kırılma; kıyım ve kaos dönemleridir. Bu yüzden toplumsal düzenlerde,  düzensizliğe  yer verilmemeliydi. “Yer verilmez,” diyemiyorum; çünkü düzeni, kendi menfaatine kuran, sürdüren egemenlik, egemenliği altındaki milyonlarca insanı düzenli kılmak için çoğunlukla kendi kurduğu  düzene, düzenin ilkelerine uymuyor. Çünkü düzensizliğin kaynağı  yeknesaklıktır; yani homojenlik;  yani toplumsal ilkelere istisnasız uyulmasıdır.   Böyle durumlar ölüme yakındır.  Çünkü çelişki yoksa, yaşam yoktur.   Devlet-insan, insan-Devlet ilişkilerinde düzensizlik,  illa insan tarafında olmalıdır. Çünkü böylece düzensizliğin ölçüsü olan entropi yaşamsal olur. Tersi düzensizliğin düzensizlik insandan çok  Devlette  olursa,  devletin kaynağı  olan insan gelişmez, dönüştürücü medeniyeti  oluşturamaz.

 

Peki,  düzen ve ilkelerin ayrımsız uygulandığı  toplumlar sürgit gelişir mi? Maalesef hayır. Bu belirleme her iki durumun  düzensizlikten bağımsız olamayacağı içindir. Devlet –insan; insan-Devlet bunların her ikisinde düzensizlik  olacak; önemli olan  birindeki   düzensizliğin  yüksek,  diğerinde düşük; birinde gelişime dönük , diğerinde çürümeye yol açmasıdır. Çünkü doğal olan insandan devlete akıştır; devletten insana akış doğal değil. Belirttiğimiz gibi burada kaynak insandır, devlet değil. Kaynaktan beslenen kaynağı besleyemez. Olsa olsa “besler gibi” yapar.

*

 

Teorik fizikçiler, evrenin başlangıcında entropinin en düşük seviyede olduğunu giderek arttığını söylüyor.  Bunun temeli nesnelerin daha az karmaşıklıktan, daha karmaşık duruma geçme eğilimidir. Enerjinin karakteridir bu : enerjinin yayılma eğilimi entropiden  kaynaklanıyor. Enerji içindeki en büyük itki (içerden iten, itici neden)onun yayılma eğilimidir. Enerji,  soğuktan sıcağa giderek, “evin” entropinin azaltıyor. Sıcaklık varlıktır;  varlığın sıcaklığı yoksa radyasyonu vardır.Bu yüzden sıcaklık varsa yayılır; soğuk her yerde  “yerli ve millidir”.  Sıcaklık  gittiği yerde entropiyi artırıyor. Bu iyi mi kötü mü? Evin içinde entropinin  azalması düzenin, öngörülebilirliğin, verimin artması mı?  Bilim insanları   bu soruya,  ‘hayır ’ diyor. Çünkü enerji yoksa  yaşam,  radyasyon yoksa varlık  olmaz.  

*  

 

Her ne kadar entropi kavramı,  başlangıçta termodinamik  bir kavram olsa da giderek bilgi teorisi, psikodinamik, termo ekonomi, ekolojik ekonomi ve evrim dahil, diğer çalışma alanlarına uyarlanmıştır.

 

Entropi, fizik biliminde belirli bir ilerleme yönünü  “ima” eden tek niceliktir.  Bu yönlenme itkisine   “zaman oku” deniyor.  Geçmişe gitmekle, geleceğe gitmek arasında tek fark entropiden kaynaklanıyor. Her şey olası olmayan durumlardan, daha olası durumlara gidiyor. Diğer bir söyleyişle  bilinenin tersine  gelişim netleştirmiyor; olasılıkları artırıyor.

 

Burada iki hususa kısaca değiniyorum. Biri, zamanda geriye gitmek, diğeri geçmişi tekrar etmek. Geçmişe gitmek zamanda geçmişe olayların sebebini önlemeye gitmek hep kurgulanmıştır. Bütün kurgularda geriye giden ve geriye gidenin geçmişteki varlığı birlikte var oluşu geçmişin bilinenin tersine olduğu gibi olamayacağının kanıtıdır. Diğeri geçmişin tekrarı aynıyla mümkün değil; mutlaka farklar,  farklar kadar  kayıp , fazlalık vardır. Bu geçmişin tekrarlarının  yanında ister istemez,  geçmişi yad eden tekrarlanmasını isteyenlerin olduğunu da belirtmeliyim. Bu da ayrı bir olumsuzluktur; anakronizm deniyor.       

 

Konuya dönelim: Kapalı sistemlerde entropi yayılarak sistem sona erer. Bu orada yaşamın sonudur da.   Hemen Karl Popper’ın “Açık Toplum ve Düşmanları” çalışmasını anıyoruz. Popper,  burada tarihselciliği eleştiriyor: “ Platon’u yorumlayan düşünürlerin Platon’dan ister istemez etkilendiler. Bunun sonucu Platon ‘un öne sürdüğü düşüncelerin tümü,  modern  açık toplum için tehlike arz eden totaliter eğilimlere sahip olduğunu düşünmeksizin,  hatta göz ardı edilerek gelecek kuşaklara aktarır. Yarnısıra  Platon,  hocası Sokrates’i sanki, kendi sahip olduğu görüşlere sahipmiş gibi  göstererek okurlarını da aldatır. Taklit,  belki de kaçınılmazdır. Çünkü çoğunlukla yetersizliğe payanda olur. Ayrıca taklit,  tekrar etmektir.  Bu yüzden kapalı sistemler çok,  yarı kapalı sistemler az taklit eder. Bu da   Devlet-insan ilişkisinde  (Devlet merkezli) belirlenen hedefe   Devlet-insan ilişkisinin yaşam süresi yetmeyeceğini gösterir. Burada süre ile entropinin birliğini görüyoruz. (1)  

 

Her şey çürüyerek birbirine karışıp sonunda aynı sıcaklığa düşer. Bu yüzden kapalı sosyal  sistemlerde enerjisizliğe ve yaşam isteğinin azalışına tanık oluyoruz.  İnsanların büyük özverilerle kurduğu  veya buyruklarla dayattığı  ikonik değerlerin  evrenselleşmeye set olan,  toplumu zayıflatan değişken değerlerle   kıyaslanmayacak  evrensel etkidir. Yani kapalı toplumların değişkenliği,  ne kadar çaba gösterirse göstersinler “gelişme” değil yönü  çürümedir. “Negatif büyüme” tanımını andırıyor.     Yerel, milli, mitolojik bütün ihdaslar,  evrenin temel yasalarını gözettikleri kadar var olabilirler. Onlar ne kadar suni, taklit, mizansen olursa olsunlar, mutlaka temel evrensel yasalara dayanarak varlığını sürdürebilir.

*

 

Granit bir kayada,  potansiyel  bir sanat eseri olduğunu biliyoruz. Fakat bu potansiyel onu yontacak sanatçının bilincine ve yontu  kapasitesine bağlıdır.

 

Bu kayayı yontan keski, iki şey meydana getiriyor; biri sanatçının zihnindeki  sanat imgesi, diğeri kaya parçasından kopan düzensiz parçalar.  Her ikisi arasında bir denge var görülüyor.  Mümkün  olan bu denge, sanat eseri ortaya çıkıncaya kadar belirsiz kalıyor.  Entropinin temel özelliklerinden olan ‘belirsizlik’, öngörülebilirlikle dizginlenmeye çalışılsa da bu öngörü,  sanat eseri tamamlanıncaya kadar  belirsizliğin yatağında kalır.

     

Yukarıda değinmiştik, belirsizlik ölçümü entropi ölçüm  değeridir. Ludwing Bolzmann, olasılık- dağılım kavramını , istatiksel mekanik alanına kazandırmış.  Düzensizliğin  zamanla ve geri dönülmez biçimde arttığını formüle etmiş . Söylediği şu:  “entropi geri döndürülemez, neredeyse her zaman artıyor;  bu yüzden insanlık,  artan bir karmaşaya doğru savruluyor. Bu yüzden düzen,  dışarıdan, yukarıdan,  ilahi bir kaynaktan değil; içeriden atomlardan, onların davranışlarından doğar.” (2)

 

Bu görüş günümüz atom altı yaklaşımlarıyla  uyumlu. Fakat onun söylediğinin tersine  çoğunluğu skolastik maneviyatı terk eden dinlerin yeni yorumlarıyla çelişmiyor.  Diğer taraftan Güneşten Dünyamıza gelen enerjiye bakalım. Güneşten aldığımız enerji,  geri verdiğimiz enerjiden daha faydalı, daha toplu, daha kümelenmiş. Bitkiler güneşten aldığı enerjiyi şekere dönüştürüyor, hayvanlar ve insanların besin zinciri oluşuyor.   Fakat bu enerjinin pek çoğu Dünyaya gelirken uzay boşluğuna dağılıyor. Güneşten yola çıkıp atmosferde kalanlar da var. Şöyle bir örnek veriliyor: Güneşten Dünyaya alınan her bir foton başına,  20 tane foton yayılıyor.  Olan her şey,  daha az sayıda  fotonun,  daha yüksek  fotona (20 katına) dönüşmesiyle gerçekleşiyor. Buna  düşük entropinin,  anlamlı olan değişim etkisi  deniyor. Bozmanın, yıkmanın yolu çok, yapmanın ise daha az.

*     

 

Eğer evren maksimum entropiyi meyilli ise yaşam bu eğilimi  hızlandırmanın imkanını sunuyor.  Yaşam düşük entropiyi,  yüksek entropiye dönüştürmede olağan üstü etkili. Güneş,  düşük entropini evrenden alıyor. Böylece evrenin toplam entropisi artıyor. Ne tuhaf… önümüzden geçip giden akan su;  akarken azaldığı, aktığınca   temizlendiği, durduğunda kirlendiğini çürüdüğünü biliyoruz.  Bilgiyi işleyen  yeni bilgi üretiyor.  Su, Güneşten gelen ısı enerjisiyle,  doğanın döngüsüne katılarak  yaşamı  çoğaltıyor.   

 

Suyun, ısının döngüsünde   oluşan kayıplar,  doğanın işlerliğinde  “israf”  sayamayız.  İDevlet- insan ilişkisinde israf, Devleti besleyen ülkenin doğal kaynakları,   milyonlarca vatandaşın  emeğinden aldığı pay,  o devletin vatandaşlarının   niteliksel gelişimine dönüşmeyen farktır.  Hedef dışı enerji sarfiyatı da diyebiliriz.    İsrafın antikoru doğadan öğrenmektir. Devlet toplumun ve  ülkenin kendisine “yansıyan” enerjiyi kullanım şekliyle “beka” derecesine sahip olur. Bunun dışında her yöneliş,  kaynağı  yani toplumu,   nesnesi olması gereken  Devleti   aşındırır.  Burada, entropi  tanımının  üçüncü hususuna,  ‘verimliliğe’ ulaştık.  

 

Verimlilik, bireyin veya grubun belirli süre   içinde tüketilen kaynak ile   ortaya çıkan  iş veya ürün miktarının oranıdır.     Yer çekimi, maddeleri bir arada tutma eğilimindedir. Havada ne varsa kendine çeker. Dik ise yatırır, yatık ise batırır, toprağa çürütmek için  gömer.   Devlet- insan ilişkisinde, yani Devletin insanın önüne geçmesinde   Devletin işlevi yer çekimi   ile aynıdır. İnsanı ister nitelikli ister niteliksiz, insanın  kendisini geliştirmesinden önce,   kendine çeker, kendine düşürür, kendine adanmasını ister.    Tersi duruma bakalım:  İnsan- Devlet ilişkisinde yani insanın devletten önceliğinde ise yerçekimi insandır. Devleti kendisine çeker! Bu tek tek insan olarak şimdilik mümkün değil. Mümkün olan insanların oluşturduğu toplumun Devleti kendine çekmesi kendine tabi kılmasıdır.

 

Devlet veya insan; biri diğerinin  enerjisini,  kendinde toplamak ister.   Bunun dengesinin kurma isteği  insanlık tarihi kadar eskidir; böyle  dengelerin kurulduğu dönemler çok azdır.  Bu  istisna dönemlerin  kritik  tanımı  Devlet veya insanın  yerçekimi eğilimidir.  Yani birinin özne olma  (öznellik değil)   eğilimi. İnsanın Devletin öznesi olması, insanın bulunduğu düzeyde mümkün olmadığından, ancak dengenin insanların oluşturduğu toplumun,  Devlet yüklemine   özne olma  eğilimiyle  sürdürülebilir.  (3)

*

 

Evren genişleyip soğurdukça,  madde bu yoğun bölgelerde toplanmaya başlar. Bu toplanma kinetik enerjiye dönüşür. Sonra, madde parçacıkları bir birine çarpmaya başlar, böylece kinetik enerjinin bir kısmı ısıya dönüşür. Hareket,  enerji sarfiyatıdır. Hareketin   yararlı enerji miktarının azalma sağladığı kadar   entropiyi artırır. Başlangıçta uzayda, yararlı enerji tüketilerek,  yıldızlar, gezegenler yaşam oluştu. Bu oluşumlar  ne kadar çok,  şehitler vererek,  büyük fedakârlıklar sonucu kurulan    ülkelerin  var oluşuna  benziyor.  (4)

 

Bütün bunlar  Güneşten  çıkan enerjinin  Dünyamıza gelene ve oradan yaşamın devamına   dönüşene kadar  bir çok aşamada dağılışını,  sosyal düzenlerde Devlet- İnsan,   İnsan- Devlet ilişkilerinde,  ‘toplumsal yarar’, ‘siyasal temsil’  ölçü ve değerlerinin  toplumun gelişmesi yada güdülmesi bağlamında  ne kadar  yaşamsal önemde  olduğunu göstermiş oluyor.  Şunu da göz ardı edemeyiz, “kaynak”,  yansıttığı kadar değil, yansıttığının gelişime  dönüştüğü  kadar  evrene uygun yani evrenseldir. Sosyal düzende hakiki beka budur. (5)  

 

 

 

Açıklamalar:

 

 

(1)Karl Popper Avusturyalı-ingiliz filozof; 28.71902 de d.odu. 20.yy en etkili bilim felsefecilerinden Bilimsel yönteme ilişkin klasik tümevarımcı görüşleri amprik yanlışlama lehine red etmesiyle tanınır. “Amprik(deneysel) bilimdeki teori asla kanıtlanamaz ; ancak yanlışlanabilir; yani kesin deneylerle incelenebilir. “Açık Toplum ve Düşmanları” çalışmasında tarihselciliği kullanan filozofların (Platon, George Wilhelm Friedric h Hegel, Karl Marks)kendi totaliter politik felsefelerini destekledikleri için eleştirir.

 

(2)Ludwing Bolzmann, 1844, Viyana- 1906, İtalya. Fizikçi; istatiksel matematik ve fizikçi.Avusturya Macaristan İmparatorluğunun çözülme zamanlarında yaşadı.Diğer bilim insanlarının tepki gösterdiği görüşü şuydu:  “Maddenin özellikleri, atom ve moleküllerin rastgele hareketleriyle açıklanabilir.”  Bolzman’ın teorisi hak ettiği değeri ancak ölümünden sonra Max Planck , Albert Einstein sayesinde bilim dünyasında kabul edildi. (Kaynak,  Plus Math.Yayın tarihi: 12.01.2022.Link: Maths in a minute; Statistical mechanics)

 

(3)Özne, cümlenin sahibidir. Cümlede  yüklem merkezinde iş yürütür;  cümlede oluşan  etkiye karar verir. Günümüz Devlet- İnsan, insan- Devlet ilişkilerinde  en olumlu görülen seviye,  ”primus inter pares “ (eşitler arasında birinci) olarak  toplumu gösteren sosyal demokrasidir. Burada insan değil, toplum terimlerinin altını çiziyorum. Devlet ,bu ilişkiye  “rıza” gösterse de   hiçbir zaman toplumun yanında bireyin öne çıkmasını kabul etmez.  

Öznellik, ayrı bir şey kendi düşüncesini  duygusunu beğenisini içeren cümleler. Bu kişiye özel , başkasına  dayatmaması gereken  tercihlerdir.      

 

 

(4)1972 yılında Jacop Bekenstain,  ertropinin başka kaynağının olduğunu öne sürdü: Kara Delikler. Kara Deliğin entropinin yüzey gerilim alanı ile olması gerektiğini, Kara Delik büyüdükçe entropinin arttığını saptadı. Kara Delikler’in sıcaklığı yansıtmadığını fakat radyasyon yaydığını S.W. Hawking  öne sürdü.

 

(5) Beka: Siyasi anlamda,  kalıcılık; değişime dönüşüme intibak ederek sürekli  var olma.Tasavvufi anlamı insana özgü niteliklerden , ilişkilerden sıyrılarak tanrısal özde kalma. Yanı sıra  geçici olan bu evrenin karşıtı olan ölümsüz varlık alanı olarak ta kullanılır.14,5 milyar yıl yaşında olduğu tahmin edilen evrenimizin  Samanyolu adı verdiğimiz gökadasındaki  Dünyamızda;  İster insan, isterse Devlet olsun sonunun  “hoş sedalı” olmasını dilerim.       

 

 






Çok Yorumlanan Makaleler
Özer Ataç
RİSK ve GÜVEN/ lik 6
7.07.2025 2548 Okunma
2 Yorum 02.08.2025 12:26
Özer Ataç
RİSK ve GÜVEN/lik 8
4.08.2025 3296 Okunma
1 Yorum 05.08.2025 04:51
Özer Ataç
RİSK ve GÜVEN/lik 9
16.08.2025 3090 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi, İNSAN mı? (*)
13.09.2025 1872 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi, İNSAN mı 2
16.09.2025 2890 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi İNSAN mı 3
28.09.2025 3068 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi, İNSAN mı 4
13.10.2025 1718 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi, İNSAN mı 5
27.10.2025 1442 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi İNSAN mı 6
16.11.2025 2364 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi İNSAN mı 7
30.11.2025 1104 Okunma
Özer Ataç
DEVLET mi İNSAN mı 8
16.12.2025 1006 Okunma
Özer Ataç
Devlet mi İnsan mı / 9
29.12.2025 2043 Okunma
Özer Ataç
RİSK ve GÜVEN/lik 7
20.07.2025 3068 Okunma
Özer Ataç
Risk ve Güven/lik - 4
8.06.2025 2586 Okunma
Özer Ataç
RİSK ve GÜVEN/lik 5
27.06.2025 1601 Okunma


© 2026 - Akevler